28 Şubat'ın kesif karanlığında Işığa ve yöne dair ilk umudum bir rüya ile Yeşermişti. Ankara'ya gökyüzünden sağnak sağnak Kocatepe mimarisinden camiiler yağıyor, ben ise tarifsiz bir sevinçle çığlık çığlığa kendisiyle uyandığım tekbirler getiriyordum. Zihnim bu rüyanın tabiriyle meşgul olduğu günlerdi ki, Ak Parti isminde 'özgürlüğe ve adalete yeni bir yürüyüşün' başlayacağım duydum. Sır gibi sakladığım rüyamın tabiri Parti'nin kurulup tek başına iktidar olduğu güne kadar gecikti. Gerek Parti'yi ve gerekse kurucularını daha doğru tanımak amacıyla olan biteni yakından ve derinden izliyordum. Bir mısranın matla ve maktaı gibi, her adımın çıkış noktasını ve son durağını titiz bir merakla izliyordum. Bir gün eve gelip tv'nin başına geçtiğimde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Afrika'nın başkentlerinden birinde: 'Bingazi ağlıyorsa, Şam ağlıyorsa, Kahire ağlıyorsa sanmayın ki, İstanbul gülüyordur' mealindeki cümlelerini duyduğumda yeni bir çağa uyanışı fark etmiş, 'İşte bu' demiş: "Soyluluğunu kalbimin derinliklerinde hissettiğim bu siyasi harekete' fiilen destek vermenin hayatımın en asil vicdani mecburiyeti olduğuna daha o gün karar vermiştim. Haziran 2011, ahdime sadakatim olsun deyu 'Ben de varım' dedim. Gah hamalı olduğum yükün ağırlığını düşünüp iğrenç bir cebanetin kucağında olmanın tiksinti veren kokusunu alıyor kendime yabancılaşmanın ürpertisini yaşıyor, gah taşımak istediğim emanetin soyluluğuna olan hayranlığın cesaretini daha gür solumak için diriliş şarkıları söylüyordum. Nihayet cesaretim cebanetime galebe çaldı ve artık Ak Parti'nin bir neferi olmanın hazzını tatmaya başlamıştım.
İhtisas komisyonları için üyelik tercihimi 'Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor' ile İslam İşbirliği Teşkilatı Parlamentolar Birliği Türkiye Grubu'ndan yana kullandım. Hamdolsun her iki komisyon da yüreğimdeki sevdaya ve kavgaya denk düşen bir davaya karınca kadarınca ve/ya kararınca emek verebilecektim. Birinci ihtisas komisyonunun ilk toplantısında özlediğim bir gençlik için düşlediğim talim ve terbiye hakkında bir konuşma yapmış, meğer haberim olmadan 4+4+4 diye formüle edilen temel yasanın amacına uygun niyetler beyan etmiştim. Zorlu geçen yasama süreci tamamlandığında ise, tek başna bile bunun bir ömre bedel bir kıymet taşıdığını düşünmüştüm.
Üniversitede hissettiğim veya haz aldığım çalışma ortamı veya tarzını burada bulamıyordum belki ama siyasi istikrarın ülkemi kısa sürede nerelere ve nasıl taşıdığını gördükçe siyasetin zorlu ama o oranda soylu ve elzem olduğuna dair inancım iyice pekişmişti. Bu gerçek ona vazgeçilmez bir kıymet yüklerken, bana da tarifsiz bir haz veriyordu. Hele hele aynı yolda birlikte yürüdüğüm kadın-erkek dava arkadaşlarımı tanıdıkça bu hazzım bir kartopu misali an be an büyüyordu. Bir de o çetin ve zorlu yokuşları birlikte her aştığımızda o hazzın tadı bir başka oluyordu.
Bütün bunlardan maada, kendimce geç fark ettiğim ama hakkıyla yararlanamadığımı anladığım Halide İncekara Ablayı tanıdım. Sözü yüze bir yürek, engin bir feraset ve en önemlisi o güler yüzüyle zarafetin ve asaletin ince nce nakş misali... Tanışıklığın ve dostluğun okyanusa yol tutmuş bir nehir misali dem be dem sonsuza akışı duasıyla bitirelim.
Orhan Atalay
Ardahan
Metin, sayfa görüntüsünden otomatik olarak aktarılmıştır; küçük okuma hataları içerebilir. Özgün hâli için sayfa görüntüsüne bakınız.