Gazete Haberleri 2004
Hürriyet
Haber metni
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
KÜTÜPHANE VE DOKÜMANTASYON MÜDÜRLÜĞÜ
20/09/2004
*************************************************************
ERDOĞAN: ALDATILAN KADINI KORUYORUZ
08/09/2004
Hürriyet
Haber
RECEP TAYYİP ERDOĞAN
Kamuoyunda uzunca bir süredir tartışılan zina konusunda seçmenin
dediği oldu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AB’den tepki gören ve AB’nin
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen’in Ankara temaslarına da
damgasını vuran ‘zina suçu’ konusunda toplumun yüzde 80’inin
kendilerini desteklediğini söyledi. Erdoğan, ‘Amacımız aile kurumunun
sağlam tutulmasıdır. Aldatılan kadını koruyoruz’ dedi.
BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, dün AKP Genel Merkezi’ne girişte
gazetecilerin, Verheugen’in kendisi ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile
yaptığı görüşmeler sırasında zinayı suç sayma girişimlerine ilişkin
rahatsızlığını dile getirdiği yönündeki haberler anımsatılınca, ‘Bunların
hiçbirinin hakikatle alakası yok, hiç bu tür bir şey söz konusu değil’
karşılığını verdi. Erdoğan, şöyle konuştu:
‘AKP olarak muhafazakárlığımızın gereği, aile kurumunun sağlam
tutulmasıdır ve bu konuda da aile kurumunun temel direği olan anne veya
baba herhangi bir aldatma yaparsa aldatılanın şikayeti söz konusu olması
halinde bu konu ile ilgili yargı süreci devreye girer. Bunun dışında
herhangi bir şey söz konusu değil.’
KADINI KORUYORUZ
Erdoğan, bu düzenleme ile aldatılan kadının haklarını koruduklarını da
savunarak şöyle devam etti: ‘Üçüncü bir şahıs değil sadece ikisinin
şikayetine bağlı. Bütün bu adımlarımızı atarken saptırmaca yapılıyor.
1996 yılında bu kaldırılmamıştır, kadın erkek arasındaki eşitsizlik orada
bir gerekçe olarak ortaya konulmuştur. Biz 1996’da kalmış olan eşitsizlik
noktasındaki konuyu şu anda telafi ediyoruz ve konuyu eşit hale
getiriyoruz. Biz şu anda kadına saygının gereğini yerine getiriyoruz.
Aldatılan kadının haklarını koruyoruz, bunu farklı yere çekmenin bir
anlamı yoktur. Yapılan bütün kamuoyu araştırmalarında da, toplumumuzun
yüzde seksene varan kısmı bu konuda haklı bir adım attığımızı teyit
ediyor.’
KRİTİK MYK BU AKŞAM
Yeni TCK tasarısı, AKP’nin bugünkü MYK toplantısında bir kez daha
tartışılacak. Toplantıda, zinayı suç haline getirecek maddeye son şekli
verilecek. Yeni TCK ile ilgili tartışmalı diğer maddelerin durumu da yine
bugünkü toplantıda karara bağlanacak. Böylece, 14 Eylül’de olağanüstü
toplanacak Meclis’te görüşülecek olan yeni TCK’yla ilgili önergelere de
son şekli verilmiş olacak.
Esnafa zinayı anlattı
Başbakan Tayyip Erdoğan dün Subayevleri’ndeki konutundan çıktıktan sonra
İrfan Baştuğ Caddesi’ndeki oto galerilerine sürpriz bir ziyarette
bulundu. ‘Çayınız var mı?’ diyerek galeriye giren Erdoğan, burada
toplanan esnafın önce sorunlarını dinledi, sonra da hükümet çalışmaları
hakkında bilgi verdi. Erdoğan, daha sonra da son günlerin tartışma konusu
olan zinayla ilgili görüşlerini anlattı. Zinayla ilgili cezanın şikayete
bağlı olacağını, erkek ve kadından birisinin şikayet etmesi durumunda
yargının devreye gireceğini ifade eden Erdoğan, daha sonra esnafa bu
konudaki görüşlerini sordu. Esnaftan da tam destek aldı.
***********************************************************************
ZİNA ŞİKAYETİ EVLİLİĞİ BİTİRİR
08/09/2004
Hürriyet
Haber
ŞENAL SARUHAN
ZİNA ŞİKAYETİ EVLİLİĞİ BİTİRİR
08/09/2004
Hürriyet
Haber
Türk Ceza Kanunu (TCK) Kadın Platformu Sözcüsü Şenal Saruhan, zinanın
suç sayılması durumunda, devletin insanlar arasındaki sadakatin bekçisi
konumuna geleceğini söyledi.
Saruhan, yeni tasarıyla ilgili görüşlerini şöyle dile getirdi:
KORUNAN BİREY OLMALI
Tasarının en büyük özelliği, bireyi esas alması ve öncelikle bireyin
haklarını korumasıdır. Bu nedenle cinsel suçlar, topluma değil, bireye
karşı suçlar kapsamına alındı. Evlilik içi zorla cinsel ilişki suç
sayıldı. Ensest, bireyi koruma adına ilk kez açıkça suç olarak görüldü.
Oysa şimdi zina maddesi eklenerek, evlilik kurumunu korumak adına
bireylerin cezalandırılması isteniyor. Bu tasarının ruhuna aykırıdır.
Devlet, insanların birbirine sadık olmalarının bekçiliğini yapmaya
soyunuyor.
Anadolu kadını, zina yapan eşini cezalandırma yoluna giderse aç kalır,
cezaevinden çıkan koca da evine dönmez. Zina şikayeti söz konusu
olduğunda evlilik birliğinin sürdürülmesi imkansız hale gelir. Böyle bir
şikayet, evlilik kurumunu korumaz, aksine bitirir. Evliliklerin sona
ermesinde zina önemli bir hüküm değil. Zina nedeniyle boşanma oranı
sadece yüzde 3’tür.
15-18 yaş arası gençlerin cinsel ilişkilerinin cezalandırılması da
yanlıştır. Hukukta, cinsel farkındalık yaşı vardır. Ailelerin izni ile
gençler 16 yaşında evlendirilebiliyor. Burada ilişkiye giren iki taraf da
çocuk. O zaman iki tarafı da koruma adına ceza verilmemesi daha uygundur.
***********************************************************************
MEHMET AĞAR: ZİNA SUNİ GÜNDEM
08/09/2004
Hürriyet
Haber
MEHMET AĞAR
İlçeleri ziyaret amacıyla dün İzmir’e gelen DYP Genel Başkanı Mehmet
Ağar, gazetecilerin çeşitli konulardaki sorularını cevaplandırırken zina
tartışmasına da değindi.
Zina tartışmasının, temel sorunları arka plana atmak için yaratılan suni
gündemin bir parçası olduğunu belirten Ağar, zinanın Türkiye’nin kendi
düzeni ve hukuk normlarıyla çözülecek bir konu olduğunu belirtti. Ağar,
şunları söyledi: ‘Toplum sıkıntılıdır. Bütün bunları perdelemek için suni
gündem yaratmak kimsenin kabul edebileceği bir şey değildir. Türkiye zina
konusunu kendi düzeniyle evrensel hukuk normlarıyla çözecektir. Bu konuyu
ortaya atmak, temel problemlerden Türkiye’yi kaçırmaktır. Türkiye’nin
hayati konuları varken zina gibi tartışmaların arkasında kilitlenmenin
anlamı yoktur. Millet ibretle ve gülerek izlemektedir.’
***********************************************************************
HİÇ Mİ HİÇ NİYETİM YOKTU AMA...
08/09/2004
Yeni Şafak
Köşe Yazısı
KÜRŞAT BUMİN
"Zina" meselesinin kapanacağı yok bu gidişle... Herhalde, son yılların
üzerinde en fazla mürekkep harcanan konusu oldu. Öyle ki işe sonunda
Verheugen de katıldı. AB Komiseri'nin son günlerin bu en hararetli
tartışmasına katılmaktan hiç de memnun olmadığını tahmin ediyorum.
HİÇ Mİ HİÇ NİYETİM YOKTU AMA...
08/09/2004
Yeni Şafak
Köşe Yazısı
Verheugen'in aklından şuna benzer düşünceler geçtiği kuvvetle muhtemel
olsa gerek: Bu Türkiye'nin de sorunları bitmiyor bir türlü, bari şu
"zina" meselesine bizi karıştırmasalardı! Eğer öyle ise haksız da
sayılmaz yani; bir ülke, bir toplum AB ilişkileri çerçevesindeki
"müktesebât" tartışmalarını bu kadar da ileriye götürmez ki...
Aslına bakacak olursanız, "zina" tartışmasının bu derece alevlenmesinde
tasarının baş mimarının müktesebâtının önemli bir rolü var. Olacağı buydu
zaten; eğer siz AB'ye doğru adımların sıklaştırıldığı çok özel bir dönemi
14 yıl önce "Flört, fahişelikten farksız" açıklamasını yapan bir Adalet
Bakanı'nın rehberliği ile aşmaya karar vermişseniz, tartışmanın dönüp
dolaşıp bugünkü "zina" meselesine gelmesi kaçınılmazdı. Hatırlayın, Cemil
Çiçek, "aileden sorumlu devlet bakanı" olarak, "evlilik öncesi ilişkiler"
konusunda şu tarihi tespiti yapıyordu: "Konfeksiyoncu dükkkanı mı bu! Sık
sık elbise gibi değiştiresin. Bunu kabul etmek mümkün değil. Flörtün
fahişelikten ne farkı var?"
"Ne var bunda, halkımızın büyük bölümü de meseleye böyle bakmıyor mu?"
demiyorsunuzdur umarım... Tamam yalan değil, halkımızın büyük bölümü
meseleye tabii ki aynı ya da benzer açıdan bakıyor. Ama bir "fark" olması
gerekmez miydi; yani eğer "flört" ve "fahişelik" arasında doğrudan ilişki
kuran kişi bir bakan, hem de "aileden sorumlu "bir bakan ise, kullanılan
sözcüklerin, yapılan benzetmelerin ve tabii üslubun farklı olmasını
beklemek hakkımız değil mi?
"O eskidendi, 13 yıl öncesinin açıklamalarını hatırlatmanın ne anlamı
var?" da diyebilirsiniz. Ama bana sorarsanız, 13 yıl öncesinin bu
sözcükleri, bu benzetmeleri ve üslübu o derece belirleyicidir ki, değişen
fazla bir şeyin olmadığını söyleyebilirm.
Peki Adalet Bakanı'nın (ve büyük ölçüde onun etkisindeki AKP yönetiminin)
"zina" tartışmasındaki tutumları "sürpriz" de, "karşı cehahın", yani işi
neredeyse "Zina bir insan hakkıdır" pankartını asacak dereceye
getirenlerin tutumları çok mu ufuk açıcıdır? Ne münasebet.
"Zina"nın (TCK'yı ilgilendiren yönü ile) "cezalandırılmaması"na radikal
olarak karşı çıkmak ve zinanın sadece "boşanma nedeni" olarak kabul
edilmesinde ısrar etmek bırakın TCK tasarısına getirilmek istenen
değişiklikleri, zaten mevcut Medeni Kanun'un cevaz vermediği bir istek
değil mi? Medeni Kanun'un yeni hali özellikle evlilik boyunca edinilen
mallar söz konusu olduğunda, "zina" yapan eşi bu mal paylaşımında zaten
cezalandıran bir yapıda değil mi? Tamam, "hapis cezası"ndan söz etmek
tabii ki en başta "gerçekçi" bir istek değil; ama "zina"ya "ailenin
korunması" açısından tamamen kayıtsız da kalamayız herhalde...
"Ailenin korunması" meselesini de "tek yönlü" ele almamak gerekir.
Anayasa'nın 41. maddesinde dile gelen "Aile, Türk toplumunun temelidir"
hükmünün anayasamıza hakim olan "ruh"tan ötürü kimilerinin "Devlet aileye
niçin karışacakmış?" şeklindeki fazla "liberal" itirazlarına neden
olmasını anlıyoruz. Ancak Anayasanın şu günlerde çok eleştirilen bu
maddesine yakından bakılınca görülecektir ki, burada söz konusu olan,
"korunacağı" söylenen "ana ve çocukları"dır. Dikkat edin; madde nikahın
"resmi"si ya da "dini"sinden filan da söz etmemektedir; "aile"den kasıt
("baba"nın adının bile geçmediği!) bir "aile", yani sadece "ana ve
çocukları"dır. Ve "devlet" bütün "medeni" ülkelerde olduğu gibi
"aile"nin, yani "ana ve çocukların" korunması için gerekli tedbirleri
tabii ki alacaktır. Maddede sözü edilen "ana" (maddede "aile"den
sayılmayan!) "baba" ile hangi "akit"e dayanarak beraber ise de, çocukları
ile birlikte korunacaktır.
"Zina" tartışmasında -açıkça ifade edilmese de- "safları" ayıran önemli
bir husus da, "kadın" ve giderek "cinsellik" konularına yaklaşımdır.
HİÇ Mİ HİÇ NİYETİM YOKTU AMA...
08/09/2004
Yeni Şafak
Köşe Yazısı
Söylenenip yazılanları biraz "hafifleterek" söyleyecek olursak, TCK
tasarında yapılması düşünülen değişikliklere karşı çıkanlar bu konulara
daha hassas, taraftar olanlar ise bu konulara hepten kapalı bir tutum
içindelermiş gibi görünmektedir. Bana göre, işin bu faslı da fazla
aceleye getirilmiştir. Oysa biraz gayretle erkek-kadın beraberliği,
"kadın" ve de "cinsellik" konularında içinde yaşadığımız toplumun (hiç
değilse "teoride") hiç mi hiç "fukara" olmadığına şahit olacağımız
besbellidir. Ben bu çerçevede yazarımız Hayrettin Kahraman'ın, tasarıya
getirilmek istenen değişiklikleri onaylasa da, geçen günkü yazısında yer
alan şu cümleleri çok "anlamlı" buldum doğrusu: "İslam'da nikah (evlenme
akdi), fıkıh konularının tasnifi içinde ibadetlere değil, dünya hayatını
düzenleyen hükümler (muêmelat) bölümününe girer. (...) Bu sebeple nikah
akdini bir başkası değil, iki taraf yapar; akit, aralarında evlenme
enfeli bulunmayan bir kadınla bir erkeğin, şahitler huzurunda, karşılıklı
rızaları ve irade beyanları ile kurulur/oluşur. İmamın veya belediye
memurunun nikah kıyması akdin kurulması ve sahih olmasının şartı
değildir."
Hatırlamakta yarar var: "Bu sebeple nikah akdini bir başkası değil, iki
taraf yapar."
İnsanın "Daha ne olsun" diyesi geliyor!
İsterseniz, "nikah" ile ilgili değil ama konuştuğumuz konu ile bir
biçimde ilgili şu alıntıyı da yapayım. Şimdi de gazetemizin bir başka
yazarı, Sami Hocaoğlu yazıyor: "Zina şehevi güdelerin eseridir. Bu güdü
insana, hayata lezzet katmak, neslin devamını sağlamak, hayatın iki yarım
küresini temsil eden iki cins arasındaki işbirliğini temin etmek için
bahşedilmiş bir nimettir. Tıpkı yemek, içmek, uyumak, öfkelenmek, sevmek,
nefrek etmek gibi tabii ve fıtridir. İnsan doğasına aykırı Pavlus
Hıristiyanlığı'nda olduğu gibi, günah olan şehvet değil, şehvet güdüsünün
meşru olmayan yollardan tatminidir."
Bu satırları aktarıyorum, çünkü "zina" tartışması dolayısıyla ortada
dolaşmaya başlayan bir takım "ön yargılar"ın hafiflemesine belki çare
olur diye düşünüyorum!
Bakın şu işe; sıra tam da Ali Rıza Demircan'ın "İslam'da Cinsel Hayat"
adlı kitabının özellikle bazı bölümlerine gelmişti ki, yer kalmadı...
Bakalım, tartışma uzarsa belki ona da sıra gelir....
***********************************************************************
ZİNA TARTIŞMALARI VE AKP
08/09/2004
Zaman
Makale
ESER KARAKAŞ
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na bireysel
başvuru hakkını 1987 yılında rahmetli Turgut Özal'ın başbakanlığı
döneminde kabul ediyor. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları için çok yeni bu
müessesenin çalıştırılması ve insanımızın bu sürece alışması zaman aldı.
AİHM'de 1990'lardan itibaren Güneydoğu ya da Kürt meselesine ve mülkiyet
haklarına ilişkin davalar yoğunlaştı.
Türkiye son günlerde sanki başka derdimiz kalmamış gibi zina eylemine
verilecek hapis cezasını tartışıyor. Bilindiği gibi eskiden bu yasa
anayasanın eşitlik ilkesine taban tabana zıt bir anlayış ile kaleme
alınmış ve uygulanmış idi; kadın ve erkek arasında çok açık bir ayırım
öngören eski uygulama zina suçu için kadında bir seferi, erkekte ise
sürekliliği arıyor idi.
ZİNA TARTIŞMALARI VE AKP
08/09/2004
Zaman
Makale
Sonradan hem bu saçmalık kaldırıldı hem de zina eylemi suç olmaktan yargı
kararları ile çıkarıldı. Önümüzdeki günlerde Türkiye'nin Aralık 2004 AB
randevusu için Türk Ceza Kanunu bir kez daha TBMM'ye geliyor ve anlaşılan
bu süreç zinaya tekrar öngörülen hapis cezası için çok sıcak geçecek.
Zinaya öngörüleceği söylenen hapis cezasına ilişkin AB'nin Türkiye'ye
sunduğu katılım ortaklığı belgelerinde bir vurgu mevcut değil; zira
bildiğim kadarı ile 1999'dan bu yana bu ceza kaldırılmış durumda.
AB ile ilişkiler gerilebilir...
Şuna emin olunuz ki şayet hukuk mevzuatımız içinde zinaya özgürlüğü
bağlayıcı bir ceza olsa idi bu konu mutlaka diğer anlamsız yasa ve
yasaklarımız ile birlikte AB Komisyonu tarafından gündeme getirilir idi.
Eylül ayı içinde yasalaşabilecek olan bu maddenin de Türkiye-AB
ilişkilerinde soğuk bir hava estireceğine hiç kuşku yok; ama sırf bu
saçma nedenden müzakere sürecinin aksayacağını zannetmiyorum. Ancak;
Eylül 2004 ayı içinde yasalaşabilecek ve zinaya hapis cezası öngören bir
yasanın hukuk devleti kavramı ile bağdaşması pek kolay değil. Çağdaş
hukuk sistemleri ahlaki olmayan ile suç teşkil eden fiilin ayrışması ile
oluşmuş durumda ve ülkemizde hâlâ ahlaki bir konunun ceza yasası içinde
ele alınıyor olması çok büyük talihsizlik.
Aslında bendeniz bugün meselenin bu yanına değil, muhtemel başka bir
gelişmeye değinmek ve naçiz uyarı görevimi yerine getirmek istiyorum.
Bilindiği gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Avrupa İnsan Hakları
Komisyonu'na bireysel başvuru hakkını 1987 yılında rahmetli Turgut
Özal'ın başbakanlığı döneminde kabul ediyor. Türkiye Cumhuriyeti
yurttaşları için çok yeni bu müessesenin çalıştırılması ve insanımızın bu
sürece alışması zaman aldı. AİHM'de 1990'lardan itibaren Güneydoğu ya da
Kürt meselesine ve mülkiyet haklarına ilişkin davalar yoğunlaştı.
Bildiğim kadarı ile 1999'a, yani zinanın suç olmaktan çıktığı yıla
kadarki uygulamalara karşın AİHM'ye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin
8. maddesine dayanılarak bir başvuru gerçekleşmedi.
1999'a kadar bu konuda bir başvurunun gerçekleşmemesi, şayet yasa AKP'nin
öngördüğü gibi çıkar ise 2004 sonrası olmayacak anlamına hiç gelmiyor ve
hatta tahminim bir kampanya çerçevesinde bu suçtan ceza görenler
sistematik olarak bu yola başvuracaklar. Sözleşmenin 8. maddesi özel
hayatın gizliliğinin korunmasına ve daha başka konulara ilişkin
düzenlemeler içeriyor. Maddenin ikinci paragrafı bu gizlilik hakkının
ahlak da dahil olmak üzere bir dizi nedenden sınırlandırılabileceğini
ifade ediyor; ama bir ölçüde lastikli yazılmış maddenin yorumu Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlarına düşüyor ve yargıçların Türkiye'den
kendi önlerine gelecek zinaya hapis cezalarına sıcak bakmayacağını ve
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni yoğun tazminatlara mahkum edeceğini
öngörmek için hukukçu olmaya pek gerek yok. Mesele sadece tazminat ile de
noktalanmayacak, muhtemelen bu çirkin mahkeme süreci yenilenecek ve TBMM
uluslararası hukuk teamüllerine göre sürekli mahkûm olacağımız bu yasayı
değiştirmek zorunda kalacak. Yani bir kez daha bizim kendi bilinç ve
irademizle çözmediğimiz, çözemediğimiz bir konuyu AİHM sopası halledecek
ve bizlere bu işin bir kez daha utancı kalacak. Üstelik bu sürecin
yaşanacağı dönemin Türkiye'nin müzakere sürecinin hızlandığı ve AB tam
üyeliğinin yaklaştığı günler olacağını ve bu nedenle Türkiye'nin AB
standartlarına çok daha duyarlı olacağını da hatırlayalım.
TBMM dikkatli olmalı, aksi takdirde...
Şimdi gelelim esas konuma, yani şayet AKP bu yasada ısrar eder ise karşı
karşıya kalacağımız tazminat meselelerine. Tazminatı alacak olan kişi
zina nedeni ile hapis yatan kişi, yani eski deyimi ile zinakâr.
Tazminatı, tazminata hükmeden yargıç ya da şikayeti yapan eş değil
ZİNA TARTIŞMALARI VE AKP
08/09/2004
Zaman
Makale
doğrudan vergi mükellefleri, yani hepimiz ödeyeceğiz. Özetle ben size
olacakları bir aktarmaya çalışayım: Çapkın zinakâr evli (başka türlü
zaten zina olmuyor) ve kıskanç eş kendisini garsoniyerde ya da otel
odasında bastıracak, mahkûm ettirecek, zinakâr AİHM'ye başvuracak,
tazminat alacak ve muhtemelen serbest kalacak. Bu süreçte ise tüyü
bitmemiş yetimin hakkı olan vergi gelirlerimiz tazminat olarak zinakârın
cebine çapkınlık masraflarını karşılamak için inmiş olacak, yani vergi
mükellefleri zinakârın harcamalarını ödemiş hatta başka seferler için de
yoğun para vermiş olacaklar. Tüm bunların aynen yaşanacağının sizlere
garantisini vermek çok zor değil. Yasa tasarısı AKP'nin öngördüğü gibi
TBMM'den geçer ise yasaya evet oyu verenlerin ahlaki ve Türk aile
yapısını korumak adına zinakârların otel, garsoniyer ve şampanya
paralarını vergi mükelleflerinin sırtına yıkacaklarını çok iyi bilmeleri
gerekiyor.
Bu süreç işlemeye başladığında bendeniz zina cezası nedeni ile
zinakârlara ödenecek her kuruş tazminatın yani vergi gelirinin yasaya
‘evet' oyu vermiş olanlara ve bu yasayı savunanlara rücû edilmesi, yani
nihai olarak onlardan tahsil edilmesi için kampanya başlatmak
niyetindeyim. Bırakalım garsoniyer kiralarını ve şampanya paralarını
yasaya ‘evet' diyenler ve yasayı basında savunanlar ödesin. Bu
saçmalıklara mahal vermeden çok yakın gelecekte pişman olacağımız ve
komik durumlara düşeceğimiz yasaları TBMM'den geçirmeyelim.
***********************************************************************
KADINLAR: AİLE YIKILIR
08/09/2004
Radikal
Haber
TCK Kadın Platformu sözcüsü Saruhan, AKP iktidarının zinayı suç haline
getirmesinin aileyi korumayacağını, aksine temelden bitireceğini söyledi
Türk Ceza Kanunu (TCK) Kadın Platformu, TCK tasarısının altı maddesinin
değiştirilmesini, zinayla ilgili düzenlemeye de yer verilmemesini istedi.
Platform sözcüsü avukat Şenal Saruhan, zinanın suç sayılmasının aileyi
korumayacağını, tam aksine temelden yıkacağını belirtirken, devletin
'sadakat bekçiliğine' soyunamayacağını söyledi.
Saruhan, TBMM Adalet Komisyonu'nda kabul edilen ve önümüzdeki hafta TBMM
Genel Kurulu'nda görüşülecek olan tasarının bireyi esas alan ve bireyin
hukukunu koruyan bir anlayışla hazırlandığını vurguladı. Tasarının bu
özelliğinin, evlilik içi tecavüz, işyerinde cinsel taciz ve ensest
ilişkilere getirilen cezalarda kendini gösterdiğini, bu düzenlemelerde
bireyin haklarının esas alındığını dile getiren Saruhan, zina konusunda
yapılmak istenen düzenlemenin tasarının ruhuna aykırı olduğunu, çünkü
aileyi korumak adına bireyin cezalandırılmasını öngördüğünü ifade etti.
Saruhan, "Bu demektir ki, devlet, insanların birbirine sadakatinin
bekçiliğini yapmaya soyunuyor" diye konuştu.
'Kadınlardan böyle talep gelemez'
Zinaya ceza talebinin Anadolu kadınından geldiğine ilişkin iddiaları da
değerlendiren Saruhan, meslek yaşamındaki deneyimlerinin bu iddiayı
doğrulamadığını söyledi. Saruhan, şöyle dedi: "Böyle bir talep
kadınlardan gelemez. Çünkü kocasını cezaevine gönderen kadın, aç kalır.
Kocasını cezaevine gönderdiği zaman kocası bir daha eve dönmemek üzere
gider. Siz evlilik kurumunu korumuyor, yıkıyorsunuz. Olayın bir başka
boyutu daha vardır. Cezaevinde en ağır suç zina suçudur. Zina suçu
işlediği için cezaevine giren kadın, diğerleri tarafından dışlanır,
tecrit edilir."
KADINLAR: AİLE YIKILIR
08/09/2004
Radikal
Haber
Altı temel itiraz
TCK Kadın Platformu'nun TCK tasarısındaki diğer itirazları da şöyle
sıralandı:
Töre değil, namus cinayeti: Tasarının kasten adam öldürme suçunu
düzenleyen 85. maddesinde 'töre' saikiyle işlenen suçlara ağırlaştırılmış
müebbet hapis öngörülüyor. Töre cinayetleri deyimi, namus adına işlenen
cinayetleri doğru olarak betimlememektedir. Töre cinayetleri deyimi,
ülkemizin yalnızca belirli bir bölgesiyle ilişkilendirilmekte ve namus
cinayetlerinin ülkenin bütün bölgelerinde işlenmekte olduğu gerçeğini yok
saymaktadır. Madde bu haliyle, töre adına değil, kişisel namus anlayışı
adına işlenen cinayetlere açık kapı bırakmaktadır. Töre terimi, 'namus'
terimiyle değiştirilmelidir.
Çocukların cinsel istismarı: 15 yaşına kadar olan çocuklara yönelik
düzenleme, 15-18 yaş arası çocuklara karşı cebir, tehdit, hile ile veya
iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel
davranışları da kapsayacak şekilde genişletilmeli.
Reşit olmayanla cinsel ilişki: Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, 15
yaşını bitirmiş çocukla cinsel ilişkide bulunan kişinin, şikâyet üzerine
altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını düzenleyen
107. madde tasarıdan çıkarılmalıdır.
Dünyanın hiçbir ülkesinde cinsel ilişkiye rıza yaşı 18'e kadar
yükseltilmemiştir. Ayrıca bu fiilde her iki taraf da çocuktur; kız ve
erkek her iki cinsin de Çocuk Hakları Sözleşmesi ve İnsan Hakları
Evrensel Beyannamesi kapsamında eşit korunmaları gerekir.
Ayrımcılık: İnsanlar arasında ayrımcılığı düzenleyen 124. maddede suç
sayılan fiillerin tek tek belirtilmesi, alan daraltmaktadır. Fiillerin
tek tek sayılması yerine 'siyasal, sosyal ve ekonomik haklardan
yararlanma' şeklinde genel ifade konulmalı; ırk, dil, din gibi unsurların
yanı sıra 'cinsel yönelim' nedeniyle de ayrım yapılamayacağı hükmü
eklenmeli.
Müstehcenlik: Müstehcenliği düzenleyen 228. maddenin 1. ve 2. fıkraları
bu haliyle özel hukukla genel hukuku birbirine karıştırmış olmaktadır.
Televizyonda yayımlanan bir programı çocuğa izletmek bile suç olabilir.
Bekâret kontrolu: Bekâret kontrolünün hâkim ve savcı kararına
bağlanmasını düzenleyen 289. maddeye, bekâret kontrolü için mağdurun
onayı şartı da getirilmeli. Bulaşıcı hastalıklar dolayısıyla kamu
sağlığını korumak amacıyla yapılacak bekâret kontrolünde hâkim-savcı
kararına gerek olmadığına ilişkin hüküm de tasarıdan çıkarılmalı.
***********************************************************************
ZİNA VE MUHAFAZAKÂRLIK
08/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
HASAN CELAL GÜZEL
Eski Diyanet İşleri Başkanlarımızdan kıymetli bilim adamı Prof. Dr.
Süleyman Ateş, "Zinayı savunmak dinsizliktir" buyurmuş. Tamam da Hocam,
kimsenin zinayı savunduğu yok ki... Daha önce de yazdık; zina dinen
elbette "büyük günah"tır. Ayrıca, ne kadar modern olursa olsun, bütün
toplumlarda da "ahlâksızlık" olarak görülür. Zinanın, TCK'da suç olarak
düzenlenmesini yanlış bulan köşe yazarlarını okuyunuz; hangisi zinanın
"mübah" olduğunu ve normal kabul edilmesi gerektiğini savunuyor?!...
Türk milleti muhafazakârdır; dinî, millî ve ahlâki değerlerinin üzerine
titrer. Sadece evli eşlerin zina yapmasına değil, gayrı meşrû bütün
ZİNA VE MUHAFAZAKÂRLIK
08/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
münasebetlere karşı duyarlıdır. Türk İslâm aile nizamı, ahlâkî kaideler
üzerine kuruludur. Türk ailesi, bütün gayrı ahlâkî tesirlere ve
telkinlere rağmen, asırların eskitemediği mazbut yapısıyla dimdik
ayaktadır. Bu derece sağlam bir aile müessesesinin, Türk Ceza Kanunu'nun
korumasına ihtiyacı yoktur.
X X X
Zinanın TCK'da suç olarak düzenlenmesi, öyle anlaşılıyor ki, netice
alınmak için yapılan bir kodifikasyondan ziyade, muhafazakâr halk
kitlelerinin sempatisini kazanmak arzusuyla siyasî bir tavır koymadır.
"Başörtüsü" konusunda elleri kolları bağlanarak "öcü" ile korkutulan
iktidar, zinayı -eskiden olduğu gibi- suç sayarak halk indinde başörtüsü
sebebiyle kaybettiği puanları toplamaya çalışmaktadır. Bir zamanlar, Özal
döneminde biz de "müstehcen neşriyatla mücadele" konusunda benzeri
uygulamalara girişmiştik. Bir taraftan ünlü pornografi dergisi
"Playboy"un Türkiye'de yayınlanmasına izin verip modernliğimizi
gösterirken, bir taraftan da müstehcen neşriyatı poşete sokmuştuk.
Şimdi de, halkı ikiye ayırıp "zina aleyhtarları" ile "zinacılar" arasında
polemik çıkararak, muhafazakâr tabanın milletvekilleri üzerindeki
baskısıyla tatlı ve kolay bir "zafer" kazanmak sizce iyi olacak mı?...
X X X
ANKA Ajansı'nın haberine göre; 2002 yılında 90.454 çift boşanmış. Zina
sebebiyle boşanma sayısı binde bir bile değil; sadece 69... Sakın
şaşırmayınız, bu boşanmalardan 64'ü kadının ve yalnızca 5'i erkeğin
işlediği zina yüzünden gerçekleşmiş. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel
Müdürlüğü'nün doğruluğundan şüphe etmediğimiz bu istatistiklerine bakıp
da, herhalde Türkiye'de zina yapan kadın sayısının erkeklerden 13 misli
daha fazla olduğu sonucuna varmazsınız. Ülkemizde zina yapan erkeğin
kadından çok daha fazla olduğunu bilmeyen yoktur. Lâkin, zavallı kadınlar
kocalarını zina yapmakla ithama cesaret bile edemezler.
Kocasını zina yaptığı için öldüren kaç kadına rastlarsınız. Halbuki,
hapishaneler zina yaptığı için karısını öldüren kocalarla ve akrabalarla
doludur. Üstelik bu mahkûmlar, "namus meselesi"nden yattıkları için
cezaevlerinin en itibarlı kişileridir.
Kadın zina yapınca öldüreceksiniz; cezanız hafifletilecek. En azından
kadını bir temiz dövüp kemiklerini kıracaksınız. Sonra bir de savcılığa
şikâyet edip kadını içeriye attıracaksınız. Buna da, "kadın haklarının"
ve "ailenin korunması" diyeceksiniz. Oh, ne âlâ memleket!...
X X X
Ben savcı, polis, jandarma olsaydım, elin "boynuzlu"sunun intikamını
almak için "apış arasında" dolaşmazdım. Hem her şehire devlet himayesi ve
kontrolünde "genelev" yaptırtacaksınız, hem de devleti götürüp yatak
odalarında nöbet tutturacaksınız. Böyle saçmalık olur mu?... Genelevlere
sadece bekâr erkekler mi gidiyor? Kapısına polis, bekçi koyduğunuz
genelevlere giden evli erkekler zina suçu işlemiyor mu? Yoksa kadın
"vesikalı" olunca zina suç olmaktan çıkıyor mu?
X X X
Zina suç sayılınca, toplumda zina yapan sayısının azalacağını düşünmek,
eğer büyük bir hesap hatâsı değilse, ancak samimiyetsizliktir. "Canım,
biz suç sayalım, zinaya karşı tavrımızı koyalım da..." diyerek meseleyi
geçiştiremezsiniz.
Gerçekten zinayı azaltmak, aileyi ve kadını korumak istiyorsak, cezaî
müeyyideleri (yaptırımları) bir yana bırakalım da, toplumdaki kıymet
hükümlerini olumlu şekilde değiştirmeye çalışalım. Klâsik bir deyişle,
"vicdanlara polis koyamazsınız" ama kalplere Allah korkusu
yerleştirebilirsiniz. Zina başta olmak üzere bütün kötülüklerle ve
ZİNA VE MUHAFAZAKÂRLIK
08/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
ahlâksızlıklarla ancak eğitim yoluyla mücadele edebilirsiniz. Dinî ve
ahlâkî eğitim, TCK'dan çok daha yararlı olur.
X X X
Geçen gün Milliyet Gazetesi'nin manşetten verdiği haberi ibretle okudum.
Zinayı suç sayanlar câmiasına Türkiye müstehak değildir. Girmeye
uğraştığımız AB toplumu, bu gibi ucuz politikayla yaptığımız hatâlara
aldırmayabilir. Lâkin bu iptidailiğe bizi dûçâr etmeyiniz.
İki kişinin arasındaki mahrem münasebet, devleti ve toplumu değil, ancak
bu kişileri ve eşlerini ilgilendirir. Zinayı suç hâlinde düzenlemek,
aileyi korumaz; bilâkis aile birliğine zarar verir.
İnanınız ki, muhafazakâr halk kitleleri bunu anlayacak ve "adalet
terazisi"nin yatak odasına girmesini istemeyecektir.
***********************************************************************
UTANÇ TABLOSU
08/09/2004
Halka ve Olaylara
Tercüman
Köşe Yazısı
ERGUN GÖZE
AVRUPADAKİ elçiliklerimizden kripto yağıyormuş, 'Zinanın suç sayılması
Avrupa'da, Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkanların ekmeğine yağ sürüyor,
dikkatli olunuz' diye. Daima konuya bir medeniyet meselesi olarak
yaklaşmayı usul edinmiş biri sıfatıyla manzaranın iki ucunu birleştirdim.
Birçok batılı fikir adamının, Gayritabii medeniyet, Sapkın medeniyet,
Anormal medeniyet diye tanımladıkları Batı medeniyetinin aktüel iki ucunu
birleştirdim. Gördüm ki biri zina, diğeri nükleer silah. Birincisi
insanın, ikincisi de ilmin zinası.
Öyle ya, İnsanlığın hayrına bir uğraş olan ilim yolunda, ilah” bir
paradoksla, bugün ulaştığı teknoloji seviyesiyle Başat medeniyet haline
gelmedi mi? Teknolojinin zirvesi de nükleer saha değil mi? Mesela nükleer
Tıp... Ama Batı, nükleer sahaya ilk adımı, atom bombasıyla insanları
öldürmek ve savaşı kazanmak için attı. İnsan hayatını kurtamak için
değil. Hele insanın manevi değerleri için hiç değil. Hatta onları
teknoloji ve ticaret uğruna yok etmekten de çekinmedi. Hala da, dünya
diplomasisini, nükleer silahlara sahip olanlar tayin ediyor veya son
noktada söz onların, insanlığın kaderi onların elinde.
Batı'nın iki ucu
TekrarlIyorum, Batı medeniyetinin bir ucu nükleer silah sanayi, diğeri de
zina. Belki ikincisi, birincisinin sıkıntılarının mükafatı! Orası bir
gerçek de bir başka gerçek daha var. Batı, nükleer sanayi konusunda
istiyor ki, kendisinden başka kimse nükleer silaha sahip olmasın. Nitekim
Bay Bush, 'Nükleer silahları var Irak'a girmem gerek' deyince Batı'da
akan bütün sular durdu ve Bay Bush Irak'ı vurdu. Vurulan müstahaktı ama,
vuran buna layık değildi. Nitekim, sonradan 'Aldatıldım, yanlış
bilgilendirildim' demek zorunda kaldı, kaldı ama Irak'tan çıkmak zorunda
hissetmedi kendini, çünkü zaten böyle bir şey olmadığını biliyordu.
Evet, nükleer silah ve sırlarını herkesten gizleyen, sanayinin her
kolunda bile patentleriyle ekonomik despotizm kurmak hevesindeki Batı,
zina meselesine gelince bunu yaymaya, herkese bulaştırmaya pek hevesli.
Çünkü materyalist bir dünyada ancak teknoloji at koşturabilir rahatça.
Sana kendini ona karşı korumak için nükleer silah yapmak izni vermez, göz
yummaz da, ama zinaya gelince, onu da ille kabul ettirmeye çalışır.
Manzara bu...
UTANÇ TABLOSU
08/09/2004
Halka ve Olaylara
Tercüman
Köşe Yazısı
İçimizde de kendisine alkış tutacak zinaseverler bulmuştur. Bunların çoğu
işlerini, karlarını, başarılarını zinadan ve en azından kadın vücudunun
seks cazibesini reklamlarında kullanarak ve bunun fikriyatını yaparak
kazanmışlardır.
Aile koruma altında
BunlarI anlıyorum da şu bizim Zaman gazetesinde evvelki gün çıkan ve Aile
Niçin Kutsal Olsun başlıklı yazıyı anlamadım. Ama böyle bir gazetede
böyle bir yazı nasıl çıkar? Bu nasıl bir diyalogtur? Aile bütün dinlerde
kutsaldır. Aile bizim Anayasamızın da sımsıkı koruması altındadır. Bu
gazetenin temeli de budur, sandığımız kadarıyla, emeli de. Bu yazı ve
benzerleri ne sebeble sık sık konur, hizmet kimedir, gözden uzak olan
gönülden de mi olmuştur?
Anlamadığım ikinci husus, yazarın soyadı: Mahçupyan. Yani, mahçup oğlu.
Ya Mahçupolmayan/yan olsaydı ne yazacaktı? 'Aile değil, zina kutsaldır
mı?' Onu bilmem ama bu gazeteye, böyle yazı, bana kalırsa bir zina kadar
yakışıksız.
***********************************************************************
DÖN BABA DÖNELİM
08/09/2004
Cumhuriyet
Köşe Yazısı
CÜNEYT ARCAYÜREK
Günter Verheugen , nabza göre şerbet veriyor. Kimi memnun edeceğini,
nasıl edeceğini biliyor.
Böyyüklerimizle yaptığı görüşmelerde güvence veriyor: Müzakere tarihi
ertelenmeyecek! Beri yandan Brüksel'de, Avrupa başkentlerinde kapalı-açık
kapılar ardında tarihi ertelemek veya bir biçime getirip tarih vermek-
vermemek ya da veriyormuş gibi olmayı içeren formüller üzerinde
tartışmalar, araştırmalar
sürüyor.
Verheugen, komisyon raporunda ''olumlu sürprizler olacak'' diyor. Merak
kamçılayan bu cümlede nelerin saklı olduğunu soranlara ''olumlu'' diye
yanıt verebiliyor.
Lakin bu adam ilginç bir adam. Son sayfasına kadar katilin kim olduğunu
saklama becerisini gösteren polisiye roman yazarları kadar sırları ustaca
saklayan bir bürokrat.
Dün Sabah'taki haber, AB ülkeleri ve komisyonun müzakerelerin başlaması
konusunda fikirbirliği içinde olduklarını, ancakkkk evet ancak;
''müzakerelerin beraberinde 'siyasal izleme' sürecinin devam etmesini
öngördüklerini'' yazıyor.
Buradaki Verheugen ise açık beyanlarında, ''karar ne olursa olsun reform
sürecine devam etmemizi'' istiyor ve -sızan veya sızdırılan haberlere
göre- açık beyanlarında yeni bir istek listesi yok derken, kapalı kapılar
arkasında geriye kalan eksiklerimizi sıralıyor: ''Dini özgürlükler-
azınlıkların mal edinmesi-kadın hakları ve töre cinayetleri-
Güneydoğu'nun durumu ve köye dönüş-ifade özgürlüğü-işkence-uygulamadaki
aksaklıklar'' .
Böylece bir olasılık beliriyor: AB, herhangi bir koşul yerine getirilmedi
diye müzakereleri askıya alabilir.
AB'nin üzerinde duyarlılıkla durduğu kadın haklarından söz edilirken
Verheugen tamamen kaçak güreşiyor. Zinanın suç sayılması girişimleri
Avrupa'da kıvılcım olmaktan çıktı, alevleniyor.
DÖN BABA DÖNELİM
08/09/2004
Cumhuriyet
Köşe Yazısı
Verheugen daha iki gün önce sözcüsü Jean Cristoph Filori aracılığıyla bu
hükümetin, iktidarın kulağını çekti. Zina tasarısının ''Türkiye'nin
imajını zedeleyeceğini'' açıklattı.
Ankara'da ağız değiştirdi Verheugen. AB Komisyonu'nun TCY'de değişiklik
gerçekleşmeden yorum yapmasının doğru olmayacağını söyledi. Zinanın
hiçbir AB üyesi ülkede suç sayılmadığına da değinen Verheugen, burada
hele yasa bir çıksın, AB normları çerçevesinde değerlendiririz, demeye
başladı.
Bu denli hızlı çark etmek, ancak Türk siyasetçilerinde, ancak dünkü
inanışlarından takıyye yaparak vazgeçtiği izlenimi veren AKP'li
politikacılarda, tabii en başta RTE 'de görüldü; meğer kıvırganlık (dön
baba dönelim) virüsü bizimkilerden Verheugen'e bulaşmış!
****
Doğal olarak bir yetkilinin, hele Batılı bir yüksek bürokratın iki gün
arayla ağız değiştirmesi insanda kimi kuşkular uyandırıyor. Bir gazetenin
Verheugen'in zinanın suç sayılmaması gerektiğini Recep Bey'le Abdullah
Bey'e söylediği haberi doğruysa, akla düşen bir başka olasılıkta gerçek
payı büyük:
Komser buradaki görüşmelerde bizim yüksek zevattan -beklendiği gibi-
zinanın yasaya girmeyeceğine ilişkin güvence almış olabilir.
Zinayı Türk insanı için değil, ama AB istemediği, AB ülkelerinde ters
yorumlara yol açtığı için karşı çıkan medyatik yalakalar taaa Brüksel'den
çala kalem aman zina, ne olur zina yasaya girme diye sütunlarca
döktürüyorlar.
Yat AB, kalk AB! İktidarı, medyası: ''Kapıldım gidiyorum bahtımın
rüzgârına'' şarkısını dudaklarından, kalemlerinden düşürmüyor.
****
Zina konusunda pasif (dingin) kalmaktan ne umuyorsa; ana muhalefet de
garip bir tutum içinde. Genel Başkan Baykal 'ın partiyi bağlayan
söylemine göre; CHP, ''zinayı yasaklamayı iktidarın istiyor olmasını
anlayışla karşılıyor, oy vermiyor, ama -AKP istemi doğrultusunda-
iktidara yasayı, zinayı sabote etmemeye söz veriyor'' . Bunun anlamı mı
efendim? Açık değil mi: İktidarın istediği bir göz Allah verdi iki göz!
Baykal'la Verheugen veya Verheugen'le Baykal diyelim, aynı ağzı
kullanıyorlar; Baykal zinaya oy vermeyerek susmak, bir çeşit kabul
etmektir demeye gelen bir tavır alacağını söylerken; AB Komisyoncusu zina
olayında ''bu iktidara baskı yapmanın uygun olmayacağını düşünüyor'' .
Böyle bir muhalefetle bu iktidarın sırtı zor yere gelir.
***********************************************************************
TASARIYI HAZIRLAYAN ZİNA CEZASINA KARŞI
08/09/2004
Milliyet
Haber
ADEM SÖZÜER
TCK Tasarısı'nı hazırlayan alt komisyonda görev alan Doç. Sözüer, "Oturup
akşam yemeği yemek bile kıskanç eş tarafından zina şikâyetine yol
açabilir" dedi
TCK Tasarısı'nı hazırlayan TBMM Adalet Alt Komisyonu'nda görev alan
İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Adem Sözüer, zinanın
suç haline getirilmesinin tasarının felsefesine aykırı olduğunu söyledi.
Sözüer, zinaya cezanın aileyi kurtarıcı değil, dağıtıcı etki yapacağını
vurguladı.
Tasarı hazırlanırken, devletin bireyin kişisel özgürlük alanlarına
TASARIYI HAZIRLAYAN ZİNA CEZASINA KARŞI
08/09/2004
Milliyet
Haber
müdahalesinin önlendiğini anımsatan Sözüer, "Tasarıya göre devlet ceza
hukuku araçlarıyla kişilerin nasıl giyindiğine, inandığına, düşündüğüne,
cinsel tercihlerine müdahale etmeyecek. Buna istisna olarak bir kontrol
mekanizmasının getirilmesi tasarının felsefesine aykırı olur" dedi.
Devletin zina gerekçesiyle kişilerin özel hayatını kontrol etmesinin aile
birliğini korumakla ilgisi olmadığını söyleyen Sözüer, "Okullara para
veremeyen velilere okulda temizlikçilik yaptırılıyor. Devlet bunu çözsün.
Bir sorun çıktığında eşlerin psikiyatra, evlilik uzmanına gidip yardım
alması sağlansın" diye konuştu. Sözüer, şunları söyledi: "Sadece cinsel
ilişki değil, oturup akşam yemeği yemek bile kıskanç eş tarafından 'bu
gece birlikte olacaklar' diye zina şikâyetine yol açabilir. Akşam yemek
yediler diye polis baskını yaptırmak aileyi güçlendirir mi, zayıflatır
mı? Zina suç olduğunda kurtarılabilecek evlilikler de zarar görür."
Taslakta şu düzenleme yer alıyor: Zina, şikâyete bağlı suç olacak ve altı
ay şikâyet süresi verilecek. Tek cinsel ilişki zina suçu sayılacak.
Mahkeme kararıyla veya eşlerin kendi arasında evliliğe ara vermesi, ayrı
yaşamaları durumlarında zina suçu işlenmemiş sayılacak. Suç, altı aydan
üç yıla kadar veya sadece iki yıl hapis ile cezalandırılacak. Evli
kişiyle cinsel ilişkiye giren bekâr da cezaya çarptırılacak.
***********************************************************************
ZİNAYA VETO
08/09/2004
Milliyet
Köşe Yazısı
GÜNERİ CIVAOĞLU
AKP, "zina maddesi" için ısrarlı olursa umut, "çıkacak yasaya Çankaya'dan
- kısmi - veto olasılığı."
AKP ikinci kez yasalaştırmak için dayatmaz ve tabanını okşamış olmakla
yetinerek, YÖK Yasası gibi soğumaya bırakırsa... Bu da bir çözümdür.
Çünkü... Zina tartışması, Türkiye'nin AB'den tarih beklentilerine çomak
sokmak isteyenlere "sürpriz fırsat" oldu.
Brüksel'den aldığım izlenimlere göre Kıbrıs Rum lobisi "Gördünüz mü
referandumda Türklerle bütünleşmeye neden HAYIR dediğimizi" söylemine
geçmiş bile.
Türkiye karşıtlarından "Türkiye, üyelik için olgun değil... Avrupa
kültürüyle uzlaşamaz. Bu gibi nedenlerle Türkiye'nin Avrupalı olamayacağı
görüşünü savunuyoruz" yorumları yoğunlaşmış.
Zina için ceza hükmü, "flörtün yasaklanması, bekaret zorunluğu, kadın
haklarında geriye gidiş olarak" sunuluyormuş.
Bir çuval incir berbat ediliyor mu ne?
Abartmayalım
Peki bu zina maddesi, AB kararını olumsuz yönde değiştirir mi?
Bu iddia - şimdilik - abartılı olur.
AB zirvesindekiler, AKP hükümetinin, Türkiye'ye AB'yle uyum için çok
zorlu engelleri de aşırttığının bilincindeler. Örneğin...
"- Asker'in devlet yönetiminde ağırlığının azaltılması....
- Kürtçe öğrenim ve TV yayını" gibi...
Birkaç yıl önce düşünülmesi bile hayra yorulmayan bu dönüşümün altındaki
imza, AKP'yi, sadece, zina maddesi nedeniyle, defterden sildirecek değil.
Ancak, Türkiye'nin Ekim raporuna, bu "zina" önemli bir "eksi" olarak
girebilir.
Tabii...
Madde, Meclis'ten geçse bile Cumhurbaşkanı Sezer tarafından, TCK'ya
ZİNAYA VETO
08/09/2004
Milliyet
Köşe Yazısı
sokuşturulan birkaç "AB ile uyumsuz madde" ile birlikte veto edilmezse...
Ki bu "kısmi veto" da, bizim diplomatların AB zirvelerine fısıldadıkları
umut / olasılık.
Yola devam
AB'den tarih almak beklentileri için "ekim raporunun gelişi. Verheugen'in
eylülde gelişinden belli oldu... Aralıkta açıklanacak karar ise ekim
raporundan belli olur" diyebiliriz.
Sonuç...
Aralık'ta "tam üyelik görüşmelerini başlatma kararının" ucu göründü.
56 yıllık bir tünelden çıkış ışığıdır bu.
Verheugen'in Türkiye gezisinden izlenimler, son kuşkuları da dağıtmış
bulunuyor.
Elbette...
Bu aylar öncesinden gözlenen olumlu ufuk çizgisi iyi...
Öte yandan, önümüzde bu kadar zaman olması, yola taş konulması için de
elverişli bir süreç.
Sözgelişi, daha bir ay önce kimin aklına, TCK'da AB ile uyum
değişiklikleri yapılırken araya böyle "zinaya hapis cezası" gibi
hükümlerin sokuşturulacağı gelirdi?
AKP kendi ayağına ve Türkiye'ye başka çelmeler daha takabilir.
Sınırların ötesinde başta Ermeni lobisi olmak üzere pusuda bekleyenler de
yola döşedikleri mayınları patlatabilirler.
Hiç değilse Türkiye, onların ekmeklerine yağ sürmemeli.
Ön ve ardıl
Neyse... Ekim raporunun ve aralıkta açıklanacak tarih kararının "ön
koşulsuz olması gerektiği ve öyle olacağı" da, AB adına konuşma yetkisi
olanların söylemlerinden anlaşılıyor.
Burada sorun "Türkiye'ye tarih vermek" değil, "Türkiye'nin tam üye
olacağı bir sürecin başladığını" Avrupa kamuoyuna anlatabilmek, bunu
Avrupa toplumlarına kabul ettirebilmek.
O nedenle, aralıkta yapılacak "tarih verme" açıklaması ve bu açıklamanın
dayanak alacağı ekim raporu, "ön koşullar" koymayacak, ama bu "ardıl
koşullar" da koymayacak demek değil.
Yani...
Türkiye'ye tam üyelik görüşmeleri tarihi veriyoruz açıklamasına bir dizi
"ama"lar takılacak.
Bu "ama"ların sayısı, Türkiye için ileriye dönük "belirsizlik
katsayısını" oluşturacak.
Katsayıyı aşağıya çekmek ise Ankara'nın kendi kendine çelmeler
takmamasıyla da bağlantılı.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
***********************************************************************
ÜÇ EŞLİ DEVLET BAŞKANI
08/09/2004
Cumhuriyet
Köşe Yazısı
ORHAN BİRGİT
Irak'ın Amerikan yanlısı Devlet Başkanı Gazi El Yaver , Bayındırlık
Bakanı Nesrin Bervari ile dünyaevine girmiş. Şamar aşiretinin de başkanı
olan Yaver'in bir Sünni Arap, eşinin ise Kürt asıllı olduğu bildiriliyor.
Haberi veren gazeteler, George Town Üniversitesi'nde jeoloji mühendisliği
öğrenimi yapan Irak'ın Geçici Devlet Başkanı ile Bağdat ve Harward
üniversitelerinin mühendislik diplomalarını taşıyan Bayındırlık Bakanı
ÜÇ EŞLİ DEVLET BAŞKANI
08/09/2004
Cumhuriyet
Köşe Yazısı
arasındaki evliliğin önümüzdeki dönemde ülkede Araplarla, Kürtler
arasında bir işbirliğinin altyapısına katkı yapıp yapmayacağını
sorguluyorlar.
Oysa ben, üçüncü evliliğini yapan devlet başkanının, önceki eşlerinin
karşılaştıkları emrivaki ile ilgileniyorum. Önceki iki eşin böyle bir
evliliğe karşı çıkmak gibi bir hakları olmadığını bile bile. Çünkü
yaşadıkları ve benimsedikleri düzende, böyle bir evlilik için elbette
onlara, ne diyeceklerini soran bile olmamıştır.
Ya, Harward mezunu genç Bayındırlık Bakanı üçüncü eş? Öyle anlaşılıyor ki
Nesrin Bervari, aldığı varsayılan Batı kültürüne rağmen Şamar aşiretine
bir tür kuma olarak gitmiş olmaktan doğan bir sorun yaşamıyor. El
Yaver'in daha önce eşi olmuş hemcinsleri ise bu okumuş yazmış mühendis
politikacıyı ilgilendirmiyor.
Bunun nedeni, elbette içinde doğup büyüdüğü ülkenin toplumsal değer
yargılarından geliyor. Tıpkı, AKP'deki kadın milletvekilleri gibi.
Çoğunluğunun yükseköğrenim yapmasına, milletvekili sıralarında otururken
herhangi bir Avrupa ülkesinin parlamenterlerinden farklı bir görüntü
vermemelerine karşın kadın-erkek eşitliğinde olay bir laboratuvar testi
gibi gündeme geldiği zaman, erkek arkadaşlarının söyledikleri onlar için
bir emir buyruğu gibi algılanıyor.
Kadının adı yokmuş
O zaman, ''Kadının adı yok'' özdeyişinin bir tür düstur anlamında
karşılanması, bu miletvekillerimiz için doğal görülüyor. Sadece onlar mı?
Ya erkek milletvekilleri?
Diyelim ki, ülkenin doğu ya da güneydoğusunda doğan ve yine oralarda
yaşayan milletvekillerinin az sayıdaki bir bölümü, geçen hafta da
yazdığım gibi çokeşli evliliği benimsiyor ya da hoşgörüyorlar. Kimi bu
tür bir evlilik için bir de mecburiyet kılıfı bulmuş. Çocuğu olmayan
eşlerin, erkekleri için ikinci evliliğin doğal sayılmasını istiyor. Peki
ya aynı gerekçe kadın için niçin geçerli olmasın dediğiniz zaman, adamın
adeta tepesi atacak hale geliyor.
Çünkü, gerçek anlamdaki kadın - erkek eşitliği, bu kafadaki kişinin
lügatinde yok. Hiçbir zaman da olmayacak!
Zaman zaman ''Cumhuriyet'' üstüne yapılan tartışmalarda bir bölümümüzün
üstüne basa basa, Atatürk Cumhuriyeti kavramını savunmamız, irdelememizin
anlamını merak edenler, Medeni Yasa'nın kabulü ile aydınlanma çağında
nasıl bir devrimin kapısını araladığımızı öğrenmeliler. Çokeşliliğin ya
metreslik kurumu demek olduğunu ya da Osmanlı'nın cariyelik düzeninin
devamı anlamına geldiğini de bilmeliler.
Her ikisi de, yeni yasanın içine zina şikâyete bağlı bir suç olarak
yerleştirilince, Avrupa Birliği kapısından girmekte olmakla övünen
politikacılarımızı, o kapının öteki yanında zor durumda bırakacaktır.
Hatta zaman zaman aydın Avrupalı kadınların ağır eleştirileri karşısında
başlarının öne eğilmesine yol açacaktır.
Zina kurumunun geriye dönüşüne yeşil ışık yakan ceza yasası tasarısında
kadınlarımız için öteki ağır ve haksız yaptırımları tek tek sıralayan
kadınlarımız, ne yazık ki parlamento dışındalar.
Sözde kadın-erkek eşitliği kavramını hiçe sayan, genç kızlarımızı
aşağılayan, okul yöneticilerini ya da kimi anababaları kuşkulandıkları
kız evlatlarının ellerinden tutarak hekim muayenesine götürmeyi içine
sindiren bir yasa taslağı için Cumhuriyet Halk Partisi niçin ikili
oynuyor?
Doğrusu asıl merak edilmesi gereken bu değil mi?
***********************************************************************
'ZİNA TARTIŞMASI ONUR KIRICI'
08/09/2004
Cumhuriyet
Haber
Kadın kuruluşları , yasa tasarısı hazırlamanın bile büyük bir geriye
dönüş olduğunu savundu:
AKP'nin kendi tabanına selam vermeyi planladığını söyleyen Prof. Saylan,
"Yasanın Meclis'ten geçmesi aydınlanmanın önüne geçecek bir olay" diye
kunuştu CHP PM üyesi Alp ise "Zina ayrıca ceza gerektiren bir tutum
değil" dedi.
AKP hükümetinin yeni Türk Ceza Yasası'nda zinanın suç sayılması istemi,
kadın kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin sert tepkisine neden oldu.
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan ,
çağımızda zinayla ilgili yasa tasarısının tartışılmasının ''utanç
verici'' olduğunu vurgulayarak AKP'nin zina tartışmasını, kendi tabanına
selam vermek amacıyla ortaya çıkardığını söyledi.
Bu şekilde Türkiye'nin zarar gördüğünü ifade eden Saylan, ''Bu yasanın
Meclis'ten geçmesi aydınlanmanın önüne geçecek bir olay. Meclis'teki
çağdaş eğitim almış milletvekilleri bunu nasıl kabul edecekler. Ben
onlardan ses bekliyorum'' dedi. İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği
Başkanı Necla Arat yıllar önce çağdaş ceza yasasının oluşturulması için
mücadele verdiklerini anımsatarak ''Zina tartışmalarının tekrar önümüze
çıkarılması büyük bir geriye dönüştür'' diye konuştu. Hükümetin yasa
tasarısını geri çekmesini isteyen Arat, CHP'nin tavrını da protesto
ettiklerini bildirdi.
CHP Parti Meclisi Üyesi Hülya Alp ise zinanın ancak uygar yaşam biçiminde
boşanma nedeni olabileceğini kaydederek ''CHP'nin bu konuda tavrı net.
Zina ayrıca cezayı gerektiren bir tutum değil'' şeklinde konuştu. Mor
Çatı gönüllüsü avukat Ayşegül Kaya AKP hükümetinin kendi politikalarının
yetersizliğini örtbas etmek için zina tartışması yarattığını belirtti.
Kaya şöyle devam etti: ''Genelevleri hükümetler işletiyor. O halde evli
erkeklerin buralara gitmesine de engel olsun. Bu tasarı yine kadınlar
aleyhine, dedikodularla baskınlarla onların onurlarını ayaklar altına
alacak bir düzenleme.''
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi üyeleri, Galatasaray Pastanesi'ndan
Adalet Bakanı Cemil Çiçek 'e faks çekerek ''zinanın suç olarak
tanımlanmasını, kadını ikinci sınıf gören feodal bir anlayışın sonucu''
olarak gördüklerini vurguladılar.
***********************************************************************
'KADININ HAKKINI KORUYORUZ'
08/09/2004
Cumhuriyet
Haber
RECEP TAYYİP ERDOĞAN
Başbakan Erdoğan, zinanın suç olmasının muhafazakârlığın gereği olduğunu
söyledi
Zinanın suç olması konusundaki ısrarını sürdüren Erdoğan, ''AKP olarak
muhafazakârlığımızın gereği, aile kurumunun sağlam tutulmasıdır" dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , zinanın suç olmasıyla aldatılan kadının
hakkının korunacağını savundu.
Erdoğan, dün gazetecilerin zina düzenlemesiyle ilgili sorularını
yanıtladı. AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen
'in zina düzenlemesine kesinlikle karşı olduğu yönündeki sözlerinin
anımsatılarak görüşmede bunu gündeme getirip getirmediğinin sorulması
üzerine Erdoğan, ''Bunların hiçbirinin hakikatle ilgisi yok'' dedi.
Erdoğan, zina düzenlemesinin şikâyete dayalı olup olmayacağı sorusu
üzerine şu görüşleri dile getirdi:
'KADININ HAKKINI KORUYORUZ'
08/09/2004
Cumhuriyet
Haber
''Biz bu konuyla ilgili söylenmesi gerekenlerin hepsini söyledik. Aynı
istikamette gidiyoruz. Tamamıyla AKP olarak muhafazakârlığımızın gereği,
aile kurumunun sağlam tutulmasıdır, aile kurumumuzun temel direği olan
anne ve baba herhangi bir aldatma yaparsa, aldatılanın şikâyeti söz
konusu olması halinde yargı devreye girer. Bunun dışında herhangi bir şey
söz konusu değildir.''
Bu konuda yapılan yorumların bir bölümünün saptırmaca olduğunu ileri
süren Erdoğan, 1996 yılında zina yasağının kaldırılmadığını, kadın ve
erkek arasında eşitsizliğin bir gerekçe olarak ortaya konulduğunu
belirtti. Hükümetin 1996 yılından kalma eşitsizlikle ilgili konuyu telafi
ettiğini ve eşit hale getirdiğini savunan Erdoğan, ''Biz şu anda kadına
saygının gereğini yerine getiriyoruz. Aldatılan kadının hakkını biz şu
anda koruyoruz'' dedi. Erdoğan, kamuoyu araştırmalarında toplumun yüzde
80'inin atılan adımı haklı bulduğunu ileri sürdü.
***********************************************************************
GÜNEY: ZİNA CİNAYET NEDENİ
08/09/2004
Cumhuriyet
Haber
Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Müdürü, Türkiye'de zinanın yaptırımsız
bırakılamayacağını ileri sürdü
Niyazi Güney'den inciler * Batı'da aile dağılmıştır. O nedenle suç
değildir. * Batı'da aile korunmaya değer görülmüyor. * Hassas bir konuyu
devlet olarak koruma altına alıyorum. * Suç olmaktan çıksın diyenlerin
koruduğu değeri açıklaması gerek.
Zinada suç tanımının hazırlıklarını sürdüren Adalet Bakanlığı Kanunlar
Genel Müdürü Niyazi Güney , zinanın AB ülkelerinin mevzuatında yer
almamasını ''Batı'da ailenin korunmaya değer görülmemesine'' bağlarken,
Türkiye'de ise zinanın, ''cinayet nedeni'' olduğu için yaptırımsız
bırakılamayacağını savundu.
''Türk toplumunun uğrunda cinayet işlediği bir hususu suç olarak
düzenlemek hata mı? Hassas bir konuyu devlet olarak koruma altına
alıyorum'' diyen Güney, zinanın suç olmasına karşı çıkanların ''hangi
değerleri koruduklarını'' açıklaması gerektiğini söyledi. Güney, zinanın
suç olarak düzenlenmesini isteyen fakat sesini duyuramayan kesimin daha
geniş olduğunu öne sürdü. Zinanın nasıl cezalandırılacağına ilişkin öneri
taslağı hazırlığı süren Kanunlar Genel Müdürü Niyazi Güney, bu yaptırıma
gereksinim duyulmasının gerekçelerini Cumhuriyet 'e anlattı.
Zinanın yaptırımsızlığı
Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Müdürü Niyazi Güney, Batı ülkelerinde
ailenin çözülüp dağıldığını belirterek ''Batı'da aile kurumu artık
korunmaya değer bir kurum olarak addedilmiyor. Batı, artık aile yerine
koyabileceği yeni kurumlar peşinde'' dedi. Avrupa ülkelerinde ailenin
''korunmaya değer bir varlık'' olarak görülmediğini savunan Güney,
zinanın yaptırımsızlığını buna bağladı. Kanunlar Genel Müdürü, Avrupa ile
Türkiye arasındaki farkı şöyle açıkladı:
''Türk toplumunda aile düzenine karşı işlenen suçlar vaki olduğunda,
cinayetlere sebebiyet verecek kadar toplum üzerinde etkili bir suç. Ben
diyorum ki biz bu toplumun insanıyız. Biz Batı'da yaşamıyoruz, ben Batı
kültürü ile yaşamıyorum ki. Benim kendi öz kültürüm var. Bir geleneğim ve
göreneğim var. Yaşadığım toplumun sosyal gerçekliklerini göz önüne
alarak, yasaları yapıyorum.''
Mevzuattaki boşluk
Yaptıklarının daha önce Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilen zinaya ilişkin
GÜNEY: ZİNA CİNAYET NEDENİ
08/09/2004
Cumhuriyet
Haber
düzenlemeleri yeniden gözden geçirerek, mevzuattaki boşluğu doldurmak
olduğunu anlatan Güney, ''Karı veya kocanın, bizde ihanet olarak
nitelendirilen zina yapması, çoğunlukla cinayetlere sebebiyet verecek
kadar insan üzerinde etki yaratan, infial yaratan bir eylemdir. Toplumda
zinanın algılanma biçimi böyle. Sosyal bir hukuk devleti olarak, Türk
toplumunun bu kadar önem verdiği, uğrunda cinayet işlediği bir hususu suç
olarak düzenlemekle hata mı yapıyorum? Eğer halkın yönetimi demokrasi
ise, kendi kendini yönetmesi ise Türkiye'de bugün zina suç olsun mu
olmasın mı, referandum yapılsın'' diye konuştu.
AB'ye girme yönündeki belirlenmiş kriterlerde zinaya ilişkin düzenleme
olmadığını kaydeden Güney, ''Bizim sivil toplum örgütleri böyle bağırıp
çağırdığı için Batı diyor ki: 'Toplum karşı olmasına rağmen yönetim bunu
getirmeye çalışıyorsa bu demokrasiye aykırıdır.' Bu yüzden Batı öyle
söylüyor. Sivil toplum örgütlerini Türk toplumunun temsilcisi olarak
görüyor'' dedi.
***********************************************************************
ZİNADA NEDEN ISRAR EDİLİYOR?
08/09/2004
Cumhuriyet
Köşe Yazısı
ORAL ÇALIŞLAR
Başbakan Tayyip Erdoğan, ceza kanuna eklenecek zina maddesini kendisinin
de savunduğunu vurgulayarak bu işin bir hükümet politikası olduğunu
açıkladı. Başbakan Erdoğan, zinayı cezalandırmayı, kadını korumak
amacıyla istediklerini söylüyor. Bu yolla aileyi de koruyacaklarını iddia
ediyor.
Günlerdir, AKP yönetiminin zina maddesini neden gündeme getirdiğini
çözmeye çalışıyorum. Daha önceki bir yazımda da vurgulamıştım, neden bu
kadar ısrar? Hatta, kamuoyundan yükselen tepkilere bakarak bu anlamsız
öneriyi geri çekeceklerini bile düşünmüştüm. Bu tepki Avrupa Birliği'nden
gelen tepkilerle de birleşince, şimdiye kadarki tecrübeye bakarak bu
işten artık vazgeçerler değerlendirmesini de yapmıştım. Başbakan Tayyip
Erdoğan'ın dünkü açıklamasıyla bütün tepkilere rağmen ısrarcı oldukları
ortaya çıktı.
Zinanın suç sayılması, gerçekten kadını korur mu? Başbakan'ın dünkü
açıklamasından maddenin biraz daha yumuşatılacağı, şikâyeti yapacak
olanların da aile çevresiyle sınırlı tutulacağı anlaşılıyor. Erkek egemen
bir toplumda, erkeğin birden fazla kadınla evlenmesinin bile mazur
görülebildiği bir ortamda, kadın erkeği zina konusunda şikâyet edebilir
mi? Ekonomik gücü büyük ölçüde elinde tutan kocasının, başka bir kadınla
yatakta basılıp hapse atılmasını isteyebilir mi? Bunun sonuçlarını
kaldırabilir mi? Çünkü ekonomik ve sosyal gücü elinde tutan erkek...
Böyle bir şikâyet asıl olarak kadının aleyhine sonuçlar yaratır.
Kadının başka bir erkekle beraber olması ise zaten devlete şikâyete gerek
olmadan çözülüyor. Kocalar, büyük çoğunlukla karılarını ''namuslarını
temizlemek'' için öldürüyorlar. Yargıya ihtiyaç, şikâyete gerek
bırakmıyorlar. Kadınlar, evliyken cinsel ilişkiye girdiklerinde bir
anlamda ölümü göze alıyorlar.
Kaç evli erkek, karısının başka erkekle olduğunu, kamuyla veya devletle
paylaşmayı isteyebilir. Kaç erkek ''Benim karım başka bir erkekle
beraber'' diyebilir? Bunu göze alabilir? Ne kadar erkek böyle bir
şikâyeti içine sindirebilir?
Şunu görelim: İki insan arasındaki cinsel ilişki, tamamen insani bir
ZİNADA NEDEN ISRAR EDİLİYOR?
08/09/2004
Cumhuriyet
Köşe Yazısı
ilişkidir. Bu ilişkinin bir veya iki tarafının evli olması, bu ilişkinin
insani olması gerçeğini ortadan kaldırmaz. Böyle bir ilişkide evli olan
taraf ya da tarafların devlete karşı değil, eşlerine karşı bir
sorumlulukları söz konusudur. Böyle bir durumda ne olacağına iki taraf
olarak eşler karar verirler. Tamer Karadağlı ya da Kaya Çilingiroğlu
olayında ne oldu? Bu ilişkinin diğer tarafı olan kadınlar ne
yapacaklarına karar verdiler. İlişkiyi devam ettirip ettirmemeyi ölçüp
biçip bir sonuca vardılar. Eğer, AKP'lilerin getirmeyi düşündükleri madde
yürürlükte olsaydı, Kaya Çilingiroğlu veya Tamer Karadağlı şimdi hapiste
olabilirlerdi. Böyle bir durumda bu erkeklerin eşleri korunmuş mu olurdu?
''Zina'' sözcüğü bile başlı başına ilkel ve geri bir düşünceyi
yansıtıyor. Zina ne demek? İki yetişkin insanın cinsel ilişki kurması
demek. Bu insanların evli ya da bekâr olmaları, bu ilişkiyi kirletmez ve
lanetli hale getirmez. Bu ilişki içindeki insanların evli ya da birisiyle
birlikte olması yalnızca, bu insanlara karşı bir sorumluluk doğurur. Ne
devlete ne de bir başkasına sorumluluk getirmiyor. Zina da artık tarihe
gömülmesi gereken bir geçmişi simgeliyor.
Bütün bunları yazdıktan sonra, yeniden AKP bu konuda neden ısrar ediyor
sorusuna cevap arıyorum. Gündemi mi değiştirmek istiyorlar? Geri
kitlelere bir mesaj mı vermek istiyorlar? Bundan da pek emin değilim.
Cumhuriyet gazetesinin dünkü sayısında Adalet Bakanı Cemil Çiçek' in
yıllar önce ANAP hükümetinde bakanlık yaparken ''Flört fahişelikten
farksızdır'' sözleri hatırlatılmıştı. Tutucu ve ilkel olan bu yaklaşım,
yeniden gündeme mi getiriliyordu? Çünkü ceza kanununa eklenmesi düşünülen
maddelerde, gençler arasındaki cinsel ilişkiye de cezalar getiriliyor.
Cemil Çiçek, geçmiş günlerini mi hatırlıyor? Geçmişe mi dönmek istiyor?
***********************************************************************
TÂCİZ
08/09/2004
Cumhuriyet
Köşe Yazısı
MÜMTAZ SOYSAL
DEVRİMİN ilk yıllarındaki gazete ve dergilerde ''cumhuriyet'' beyazlar
giyinmiş bir genç kız resmiyle temsil edilirdi. İkinci Meşrutiyet
döneminin ''hürriyet'' i gibi. Artık pek rastlanmıyor böyle bir
benzetmeye.
Açıkça belli ki, her iki dönemde de Türkiye'yi en yakından etkilemiş ülke
olan Fransa'dan alınmış bir âdetti bu. Orada hâlâ sürüyor: Fransa
Cumhuriyeti, genç, güzel bir kadındır. Armalarda, resmî belgelerde bile
rastlarsınız kendisine. Daha da somutlaştırıldığı, canlı bir aktrise
böyle simgelere model olma onurunun verildiği de görülür. Bir süredir
Catherine Deneuve 'e verildiği gibi.
Türkiye'de iyi ki bu âdetten vazgeçildi. Yoksa, ''Bir yanda millet zina
konuşurken, öte yanda cumhuriyetin ırzına geçiliyor'' diye münasebetsiz
resim altlarına rastlayabilirdiniz.
Irza geçme söz konusu olmasa bile, cumhuriyetin sürekli tâciz edilmekte
olduğu kesindir: yiyecekmiş gibi bakmaktan çirkin davranışlarla rahatsız
etmeye, şurasına burasına el atmaya, hırpalamaya kadar varan bir kötü
niyetin belirtisidir bu. Punduna getirip kesin sonuca gitme hesabı da
dahil.
Aslına bakarsanız, cumhuriyet, başlangıçtaki sağlam ilkeleri, kurumları
ve kurallarıyla kendini savunacak, saldırganlara haddini bildirecek kadar
güçlüdür. Koruyucuları, namusuna el sürdürmemeye andiçmiş fedaileri de
TÂCİZ
08/09/2004
Cumhuriyet
Köşe Yazısı
var. Ama artık tâcizciler ve tasallutçular koruyucuların ve fedailerin
ellerini ayaklarını tutacak, müdahale etmelerini önleyecek yardımcılar
bulmuşlardır dışarıdan.
Nedense, ırza geçme niyetiyle başlayan bu çok failli hırpalama, bol
satışlı gazetelerin üçüncü sayfalarındaki türden ''dağ başında turist
kadına tecavüz'' haberleri kadar bile tiksindirici olmuyor. Görünürde şık
nedenlerle, demokratikleştirme, Avrupalılaştırma ve Sayın Verheugen 'in
''modernizasyon'' dediği çağdaşlaştırma için sürdürüldüğü iddia edilen
bir çaba söz konusudur. Böyle olduğu içindir ki, çabanın özde kötü
niyetli bir tâciz niteliği taşıdığı kolay fark edilmiyor. Zaten, bağımsız
tabiatlı güzel cumhuriyet kızını korumaya kalkışacak olanların ellerini
ayaklarını tutacak, onları kahredici bir seyirciliğe mahkûm edecek
''kriterler'' ve ''komiserler'' var artık. Üstelik, bütün bunların, kızın
da koruyucularının da hayrına olduğu söylenmekte.
Dikkat ederseniz, AB'ye tam üyelik yolunda 1963'ten beri süren ve
1999'dan beri belirginleşen kırk yıllık ''oyalama'' taktikleri şimdi son
derece ilginç yeni bir aşamaya girmektedir. Verheugen'in ağzından bal
akıyor. ''Tarih'' verileceği neredeyse kesin. Belki yola getirilmesi
gereken bazı kurum ve kurallar bakımından koşullu da olabilir, koşulsuz
da. Sonra, ''uygulama'' ya bakılacak. ''Şunu da çıkar, bunu da ver''
diyerek.
On, on beş, yirmi yıl boyunca, cumhuriyet iyice mecalsiz kalıp tam teslim
oluncaya ve iki yüz yıldır beslenen bütün emelleri tatmin edinceye kadar.
Tarihinde böyle bir gezintiye çıkmanın pişmanlığını acıyla duya duya.
***********************************************************************
HORTUMCULARA TESLİM OLDULAR
08/09/2004
Halka ve Olaylara
Tercüman
Haber
MEHMET AĞAR
DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, zinanın, “Türkiye’nin kendi düzeni ve
hukuk normlarıyla çözülecek bir konu” olduğunu belirterek, “Türkiye’nin
hayati meseleleri varken, zina gibi tartışmalarla gündemi kilitlemenin
anlamı yok” dedi.
İzmir Adnan Menderes Havalimanı’nda gazetecilere açıklamalar yapan Ağar,
Türkiye’nin tarım kesiminin büyük sıkıntılar çektiğini, sorunlara
yakından eğilmek için sık sık tarım kesimi temsilcileriyle birlikte
olacaklarını söyledi. Türkiye’nin her yerinden, tarım kesiminin
yakınmalarını, feryatlarını aldıklarını belirten Ağar, iki yıla yakın bir
süre geçmesine rağmen hükümetin icraatlarında başarılı olamadığını iddia
etti.
Türkiye’nin sorunlarının ancak güçlü bir irade ve merkez sağ ile
çözüleceğini belirten Ağar, “Yolsuzlukla, hortumcularla mücadele
edeceğini ifade edenler onlara teslim oldu. Türkiye’nin sorunlarını ancak
DYP, merkez sağdaki DYP çözer” dedi. Türkiye’de suni gündemler
yaratılmaya çalışıldığını savunan Ağar şöyle dedi:
“Türkiye’nin hayati meseleleri varken, zina gibi tartışmalarla gündemi
kilitlemenin anlamı yok. Zina konusunu Türkiye kendi düzeni ve hukuk
normlarıyla çözecektir. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde tarım kesimi çok
zor şartlar altında yaşıyor. DYP’nin meydanlara inmesini bekliyorlar.
Partimiz kendi eksikliklerini gidererek yavaş yavaş toparlanmaya başlıyor
ve yola devam edeceğiz. Milletin güvenini yeniden sağlamaya başladık.”
HORTUMCULARA TESLİM OLDULAR
08/09/2004
Halka ve Olaylara
Tercüman
Haber
***********************************************************************
100 GÜN KALDI
08/09/2004
Türkiye
Köşe Yazısı
YILMAZ ÖZTUNA
100 gün sonra, 25 Avrupa Birliği üyesi devletin başkan veya başbakanları,
Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlaması için karar verecekler.
Kararın olumlu çıkacağı anlaşılıyor. Müzakereye başlama tarihinde bir
tatsızlık da beklenmiyor. Masaya oturmak için davet edileceğimiz tarih,
2005 yılının baharından önce olmalıdır.
17 Aralık 2004 Cuma günü kararı, geniş ölçüde bir ay sonra, 11 Ekim
Pazartesi günü Brüksel’de yayınlanacak Türkiye ilerleme raporuna
dayanacaktır. Bu raporda da hakkımızda olumsuz bir şey beklenmiyor. Tabii
bazı temenniler dile getirilecektir.
Gerek önümüzdeki 4 haftayı, gerek takip eden 2 ayı, dikkatle atlatmalı,
bu müddet içinde mutlaka verimli, anlamlı, kapsamlı reformlar ve
uygulamalar sergilemeliyiz. Asla sakarlık yapmamalıyız. Bu millet, tarihî
sakarlıklardan çok çekti.
Ne gibi sakarlık? derseniz, bir örnek, hiç beklenmedik şekilde ortaya
çıkartılan zinaya hapis cezası meselesidir. Bu yüzden, yüzlerce maddelik
ceza yasası reformunu berbad etmemek hususunda, önümüzdeki salı günü,
ayın 14’ünde toplanacak Yüce Meclis, elbette uyanık davranacaktır. Avrupa
Birliği hukuk normları ile zıtlaşacak mahiyette davranmayacaktır.
Hükûmet, Aralık ayındaki bir kazanın, neye, nelere mâl olacağının
şüphesiz şuuru içindedir. Yüce Meclis’in huzuruna, bu şuur içinde
çıkacaktır.
Başka ne türlü sakarlık? diyorsanız, Patrikhane’nin 183 yıldır kapalı
bulunan bir kapısını açtırmak süper akl-ı evvelliğini örnek
gösterebiliriz. Kapının kapanmasına, değil kapıyı açtırmak, Patrikhaneyi
kapatmak iktidarında bulunan Sultan Mahmud aldırış bile etmedi. Aynı gücü
taşıyan Atatürk’e keza vız geldi. Türk genci, millî ve tarihî şuur
içindedir. Türk’e yaramaz eylem yapmaz. Hatayı düzeltmesini bilir.
Heyecan eseri bir davranışın, Ortodoks Patriki’nin bizi dinleri
kısıtladığımız için Avrupa’ya şikâyette bulunmasını haklı çıkaracağını
derhal kavrayacaktır.
Tarihî bir dönüş noktasındayız. Ya muâsır medeniyet seviyesine ayağımızı
basacağız, ya maazallah ayak sürümekte devam edeceğiz...
***********************************************************************
AİLE YAPISI YASA GÜCÜYLE KORUNAMAZ :ÖZEL HAYATA SALDIRI VAR
08/09/2004
Radikal
Makale
FAİK AKÇAY
Aralarında evlilik bağı olmayan kişilerin arasındaki cinsel ilişkinin suç
sayılması, özel yaşama saldırıdır. Avrupa Birliği yolundaki Türkiye'de
böyle bir yasa kabul edilemez
Zina, aralarında evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki cinsel ilişki,
anlamına gelen Arapça bir sözcük.
AKP, CHP ve DYP, TBMM tarihinde çok az denk gelinen bir uzlaşmaya
AİLE YAPISI YASA GÜCÜYLE KORUNAMAZ :ÖZEL HAYATA SALDIRI VAR
08/09/2004
Radikal
Makale
vararak, TCK'nın zinayı suç sayması konusunda anlaşmış bulunuyorlar.
TBMM'de bulunan siyasal partilerin tepelerinde varılan bu anlaşma,
yapılacak olan oylamada, bireysel karşı çıkışlarla delinebilir. Ancak,
sonuç değişmeyeceğe benzemektedir. Yeni TCK tasarısında, zinayı kadın-
erkek ayrımı yapmadan suç sayarak, çağdışı bir yasal düzenleme yapmanın
adımları atılmaktadır. Sorun, ulusal bir sorun niteliğine büründürülmüş,
sanki ulusumuzun, başka uluslara karşı çıkarlarını koruma niteliğinde bir
yapıya dönüştürülmüş bulunmaktadır. Böylece, 1996 ve 1998 yıllarında
Anayasa Mahkemesi'nin aldığı kararlarla suç olmaktan çıkarılan zina,
yeniden Türk insanının yaşamına girmiş olacaktır. Anayasa Mahkemesi,
aralarında evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki cinsel ilişkiyi, bir
boşanma nedeni saymış, ancak suç olacak bir eylem olmadığına karar
vermişti.
Türkiye'yi çağdaş bir yapıya kavuşturma konusu gündeme gelince, her
kafadan bir ses çıkaran partilerimizin, ilkel kabile ilişkilerindeki bir
anlayışı yasalaştırma konusunda nasıl kenetlenebildiklerini anlamak
anlaşılır gibi değildir.
CHP, aralarında evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki cinsel ilişkinin
suç sayılmasının çağdışı bir uygulama olduğu görüşünde. Ancak, zinanın
suç sayılması için yapılan yasal düzenlemeyi destekleme sözü vermiş
bulunmaktadır. Bir konuyu çağdışı olarak niteleyeceksiniz, yasalaşması
için de oy vereceksiniz. Bu tutumu, başka bir kazanım için sergileyebilir
CHP. Ancak, parti çıkarları uğruna, çağdışı olarak nitelenen bir konunun
yasalaşmasına oy kullanmakta diretirse, kararını değiştirmezse, bu
tutumunun etik bir davranış olduğunu söylemek olanaksız olsa gerektir.
TCK'de değişiklik yapılması kaçınılmaz. Çünkü bu yasa, çok uzun süreden
bu yana, Türkiye toplumunun sorunlarını çözecek bir yasa olma niteliğini
yitirmiş bulunmaktadır. Dünyada 250 dolayında olan ulus devletin,
yalnızca 19'unda, evlilik dışı ilişki suç sayılmaktadır. Aralarında
evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki cinsel ilişkiyi suç sayan ülkeler
şunlar: Afganistan, Arap Emirlikleri, Bangladeş, Cezayir, Çad, Irak,
İran, Kamerun, Lübnan, Malezya, Mali, Nijer, Nijerya, Pakistan, Sudan,
Suriye, Suudi Arabistan, Uganda, Yemen. Bu ülkeler içinde gelişmiş ülke
yok. Feodal yapılarını kıramamış, kentleşememiş, ilkel kabile
ilişkilerinin olduğu ülkeler. Gelişmişliği yalnızca parasal alanda almaya
gerek yok. Bu ülkeler içinde, yönetici bir avuç azınlık dışında, dünyada,
en iyi yaşama düzeyi ölçütlerinin saptanmasına temel olan alanların
hiçbirinde, gelişmiş ülkeler düzeyinde, gelişmişlik gösteren bir ülke de
yoktur. Girmeye çalıştığımız AB'nin 25 üyesinde, zina suç
sayılmamaktadır. Yasalarımızı, Nijerya, Sudan gibi ilkel koşullarda,
ortaçağ mantığıyla yönetilen ülkelere değil, AB ölçütlerine göre
hazırlamamız gerekmektedir.
İlkel uygulamaları bırakalım
Yönümüzü insanlık tarihinin gerilerde bıraktığı doğmalara değil, çağdaş
dünyanın, oluşturmuş olduğu evrensel değerlere döndürmemiz gerekir.
Kadınlarımıza ölüm, kırbaç, yaşam boyu gözaltı, taşlama (recm=suçlunun
belinden aşağısı toprağa gömülü biçimde taşlanarak öldürülmesi) gibi
ilkel yaptırımlar uygulamayı bırakarak, insan olduklarının tadını
yaşatmaya yönelmezsek, çağdaş bir toplum olamayız. Evlilik dışı ilişkiye
yaptırım uygulamaya kalkarak, değil AB'ye, Güney Afrika Birliği'ne bile
giremeyiz.
Aile birliği, bir gönül birlikteliğidir. En azından böyle olması
gerekmektedir. Yasaklar konularak bu birliği ayakta tutmanın olanağı
olmadığı gibi, bu çabanın mantıklı bir yanı da yoktur. İnsan, duygusal
bir yaratıktır. İnsanı diğer canlılardan ayıran en temel niteliklerden
AİLE YAPISI YASA GÜCÜYLE KORUNAMAZ :ÖZEL HAYATA SALDIRI VAR
08/09/2004
Radikal
Makale
birisi budur. Ergin, başkalarına zarar vermemek koşuluyla, yaşamın tüm
alanlarında nasıl yaşayacağının kararını verme yetkisinde olan kadın ya
da erkeğin, evlilik ilişkisi dışında olan, üçüncü bir kişiyle gönül
ilişkisine girmesi, yasayla önlenebilecek bir iş değildir. Bunu çok güzel
anlatan bir de atalar sözümüz var: "Gönül ferman dinlemez." Aile
birliğini ayakta tutacak olan sevgi, saygı ilişkisidir. İki insan
arasında, birbirlerine yetecek sevgi kalmamışsa, birbirlerinin onurlarını
koruyacak saygıları bitip tükenmişse, bu birlikteliği değil bir, bin yasa
koysanız, ayakta tutamazsınız. Yürümeyen bir ilişkiyi yasa gücüyle,
devlet gücüyle ayakta tutmaya çalışmanın, taraflardan birine ya da her
ikisine acı çektirmekten başka işe yaramadığı, milyonlarca örnekle
insanlığın belleğine kazınmış bulunmaktadır.
Evlilik ilişkilerinin büyük çoğunluğu, 'Bir yastıkta kocamak' dileğiyle
yapılır. Bu dilekle çıkılan yolun bir yerinde, kadın ya da erkek, eşinden
başka birine gönlünü kaptırabilir. Bu insanın yemesi, içmesi kadar doğal
bir şeydir. Gelinen bu nokta eşlerden birine, varsa ortak ürünler olan
çocuklara, anlatılması güç acılar çektirebilir. Bunların tümü, özünde
duygusal bir yaratık olan insanların başlarına sıkça gelen işlerdir.
Böyle tatsız sonuçların yaşanmasını istemek, akılcı, insancıl bir iş
değildir. İstememek de çözüm getirmemekte, çoğu kez hiçbir şeyi
değiştirememektedir. Bu konuda yasalarla, zorlayıcı, sanıldığı gibi
önleyici yaptırımlar getirmenin, bu sorunun yaşanmasını önlemediği,
milyarlarca örnekle, insanlık tarihinin sayfaları arasına girmiş
bulunmaktadır. İş, insan yaşamının tüm alanlarında kurulan ilişkilerin
büyük çoğunluğu, başlanılan noktadaki dileklerle bitmez. Evlilik
birliklerinin büyük çoğunluğu da, masallarda anlatılan mutlu sonla
bitmemektedir. İnsanın gönlünü dışardan denetlemek, ona sınırlar koymak
olanaksızdır.
TCK'ya, aralarında evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki cinsel
ilişkiye ceza düzenlemesi getirme girişimi, Türk insanına gönlünü,
duygularını denetim altında tutamadığını anlatmaya çalışan bir
girişimdir. İnsana güvensizlik göstergesi olan bu girişimle, devletin
yatak odasına kurallar koymaya kalkması, insanımıza büyük bir
saygısızlıktır.
Müzisyen, ayrıca ünlü bir düşünür olan Rufus Wainwright "... Mutluluk
sizinle kendiniz arasında bir sorundur" diyor. Bir atasözümüz de,
"Renklerle zevkler bir olmaz" diye özetlemiş insan yönelimlerini.
Mutluluk, aile bütünlüğü, evlilik birlikteliğinde olan iki kişinin
arasında yaşanan çok öznel bir ilişkiler ağıyla sağlanabilir. Bu alana
hiç kimsenin, hiçbir erkin girmemesi gerekir. Girmesinin kalıcı bir
yararı da olmamaktadır.
Getirilmek istenen yasal düzenleme, kadınların ezilmelerinin sürmesini
sağlayacak, erkek egemen bir düzenlemedir. Türkiye'de kadınlar, iş
yaşamında, eğitim-öğretim görme olanaklarından yararlanmada, siyasal
yaşamda, kısacası toplumsal yaşamın tüm alanlarında, erkeklerden geride
kalmış, ikincileştirilmiş durumdadır. Evlilik dışı ilişkinin suç
sayılmasına yönelik olarak getirilen yasa, kadınları bu alanda da, eskisi
gibi ikincileştirecektir. Bir kadının, evlilik dışı ilişki kurmasını
'ahlaksızlık', erkeğin aynı işyapmasının beceri, bir yetenek olarak
değerlendirildiği, yakışıksız bir geçmişi gerilerde bırakmak zorundayız.
Toplum istemiyor
Aralarında evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki cinsel ilişkinin suç
sayılması, aile birliğini koruma, böylece toplumsal düzeni sağlama
gerekçesine dayanmaktadır. Toplumun en küçük, en temel biriminin aile
olduğu bilinmektedir. Aile birliğini koruyarak, toplumsal düzenin, başka
AİLE YAPISI YASA GÜCÜYLE KORUNAMAZ :ÖZEL HAYATA SALDIRI VAR
08/09/2004
Radikal
Makale
bir anlatımla kamu düzeninin korunacağı sanılmaktadır. Toplumumuzda,
aralarında evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki cinsel ilişkilere,
yasal bir düzenleme getirme beklentisi yok. Bunu, yasal düzenlemeye karşı
kamuoyundan gelen tepkiler kanıtlamaktadır. Türkiye toplumu, ortaçağ
kalıntısı mantıklara ödün vermeyecek ölçüde bilinçlenmiştir. Toplumumuz
geleneksel yapıları korumanın değil, çağdaş, evrensel gelişmeleri yaşama
geçirmenin peşindedir.
Aralarında evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki cinsel ilişkilere
yasal düzenlemeyle sınır koyarak, kamu düzeninin sağlanması olanaksızdır.
Bu düzenlemeyi getirme çabalarının, kamu düzenini korumak değil, erkek
egemen bir toplumda, kadınları erkeklerin egemenliği altında tutmak
amacını güttüğü açıktır.
Çağdaş toplumlarda, evlilik kurumunun kendisi tartışılmaktadır. 100 yıl
sonra, insanlığın gündeminde, böyle bir kurumun hangi ölçütlere göre
değerlendirilebileceğini, bu kurumun ne ölçüde yaşayabileceğini kestirmek
oldukça güçtür. İnsanlar, özgürlüklerini başkalarının kişisel
beklentilerine göre kısıtlama, kendilerini, eşleri de olsa, bir
başkasının isteklerine, beklentilerine göre biçimlenen sınırlar içinde
tutmaktan hızla uzaklaşmaktadırlar. Aralarında evlilik bağı olmayan
kişiler arasındaki cinsel ilişkinin suç sayılması, özel yaşama
saldırıdır. AB'den görüşme tarihi alma çabaları içinde olan Türkiye'nin,
evrensel hukuk kurallarına uymaktan uzak bir yasal düzenleme çabasını
tartışması üzücüdür.
Faik Akçay: Araştırmacı, yazar
***********************************************************************
ZİNA SUÇ SAYILMALI MI?
08/09/2004
Zaman
Makale
NİMET ÇUBUKÇU
Zinanın suç sayılması konusundaki tartışmalara girmeden önce zinanın
tanımına bakmamız gerekiyor.
Henüz netleşmemiş olmakla birlikte hükümetin TCK'da zinanın suç olarak
tanımlanmasına ilişkin görüşü şekillenmiştir. Bu şekillenen görüş
çerçevesinde zina, evli eşlerden herhangi birinin başka biriyle cinsel
ilişkiye girmesidir. Suçun takibi şikayete bağlı suç kapsamında
tutularak; özel hayata, ailenin özgür seçimine müdahale etmemeyi tercih
etmiştir.
Kamuoyunda süren tartışmalar ise maalesef bu zeminin dışında
yürümektedir. Bu itirazi tartışmalara girmeden önce hükümetin çalışmasını
dayandırdığı hukuki zemini açıklamak faydalı olacaktır. Mesele bir
çağdaşlık-gericilik tartışması değildir. Hukuki tercihiniz ve çizdiğiniz
demokratik yaklaşımınız önemlidir. TC hükümeti hukuki tercihini zinanın
suç olarak tanımlanması ve TCK'nın konusu olması yönünde belirtmiştir. Bu
tercihine dayanak olarak öncelikle AB'ye, anayasaya ve uluslararası
sözleşmelere uygunluğu değerlendirerek karar vermiştir. AB normları ile
çeliştiği iddiasında bulunanların tek gerekçesi hiçbir AB ülkesinde
zinanın suç olarak kabul edilmediğidir. Hukuk bilimi açısından bu bir
gerekçe oluşturmamaktadır; zira TCK'da suç olarak düzenlenen, ama AB
üyesi ülkelerde suç sayılmayan sayısız hüküm söz konusudur. Bunlardan
resmi evlilik olmaksızın imam nikahı ile evlenilmesinin suç olarak
tanzimi, din adamlarına ilişkin hükümler, özel öğretim kurumu açanlara
verilen hapis cezası ve anayasal hassasiyetler nedeniyle yapılan birçok
ZİNA SUÇ SAYILMALI MI?
08/09/2004
Zaman
Makale
düzenleme AB ülkelerinin hiçbirinde bulunmamaktadır. Bir düzenleme
yapılırken AB hukukuna aykırılık iddiası ancak objektif hukuk
kriterlerine aykırılık durumunda söz konusu olabilir. Sonuç olarak hiçbir
AB ülkesinde bir kuralın olmaması objektif kriterler açısından hukuki bir
sonuç çıkarmamıza elverişli değildir.
AKP’nin tercihi mağdur eşten yana
Ülkemiz yasama ve yürütme görevini yerine getirirken AB yolunda çok
önemli demokratik ve reformist adımlar atmış, insan hak ve özgürlükleri
alanında adeta çığır açmıştır. Ülkemiz yasaları düzenlenirken en önemli
kriterlerimiz Kopenhag siyasi kriterleri olmuştur. Ayrıca taraf olduğumuz
uluslararası sözleşmeler sonucu yükümlülüklerimiz önceliğimiz olmuştur.
TCK'nın bütünü bu kriterler göz önüne alınarak hazırlanan bize özgü
ülkemiz hukukçuları yürütme ve yasama organı üyeleri tarafından doğrudan
hazırlanan bireyin hak ve özgürlüklerini koruyan çağdaş demokratik bir
tasarı olmuştur. Şimdi zinanın suç olarak tanımlanmasında da bu kriterler
göz önüne alınarak bir düzenleme yapılması düşünülmektedir. AİHS'ye,
Kopenhag siyasi kriterlerine, CEDAW (Birleşmiş Milletler Kadına Karşı
Ayrımcılığın Önlenmesi) sözleşmesinin hangi hükmüne hangi gerekçeyle
aykırıdır; bunun net olarak ortaya konulması gerekmektedir. Her ülke
kendi tarihsel ve geleneksel hassasiyetleri gereği düzenleme yapabilir;
velev ki bu düzenleme insan hak ve özgürlükleriyle çatışmasın. Nitekim
AİHM bir kararında "her ülkenin kendi ahlaki gereklerini belirleme
yetkisine sahip olduğunu belirtmiştir." Bu doğrultuda insan hak ve
özgürlükleri içinde evlilik birliği devam ederken aldatma hakkı diye bir
özgürlük tanımı yoktur. Aile kurumu ile bireyin hak ve özgürlükleri
çatıştığı anlarda devlet tercihini aileden yana koyabilir. Evlilikten söz
ettiğiniz zaman bireylerin hak ve özgürlükleri yanında aile kurumundan ve
hukukundan söz etmek gerekir. Tüm AB ülkelerinde ve anayasamızda aile
kurumu, toplumu oluşturan en önemli kurumlardan kabul edilmiş, korunması
devletin anayasal görevlerinden sayılmıştır. Bunun bir ahlak sorunu
olduğu ve ceza gerekmediği düşüncesi de ceza hukukunda karşılık bulmaz.
Hırsızlık da bir ahlak sorunudur, yüz kızartıcı suçlarda birçok ülke ceza
sistemi kaynağını kendi ahlaki gereklerinden alır. Bu ahlaki gerekleri
yükümlülük olarak düzenlerken kriteri kamu düzeninin korunmasıdır.
Yukarıda özetini verdiğimiz AİHM kararı buna en önemli dayanaktır.
Verilecek ceza insan onuru ve haklarıyla çatışmadığı sürece, her ülke
kendi yaptırımlarını belirleyebilir. Kamuoyundaki idam cezası
karşılaştırmaları abesle iştigaldir. Bu nedenledir ki aile hukuku, özel
hukuk hükümleri arasında olmasına rağmen, kamu düzeninden kabul
edilirler. Anayasa doğrultusunda korunması gereken aile kurumu olunca,
zina yapan eş karşısında tercihin aileden yana yapılması kaçınılmazdır.
AK Parti tercihini aile kurumundan ve mağdur eşten yana belirlemiştir.
Bireyin aldatma gibi bir hak ve özgürlüğü vardır diyemeyiz. Böyle bir
haktan söz etmek için tanımlanmış bir hak olarak hukuk sistemi içinde yer
alması gerekir. Kaldı ki bütün hak ve özgürlüklerin sınırı bir başkasının
haklarıdır. Mülkiyet hakkı kutsal, dokunulmaz haklardandır; ama sınırsız
değildir. Evinizi yakamazsınız. Bunun karşılığı cezai müeyyidedir.
Aile içi şiddet ve zinanın önlenmesi...
Suçun takibinin şikayete tabi kabul edilmesi ise temel alınan aileye
dışarıdan bir müdahalenin engellenmesi amacına yöneliktir. Bireyler eğer
bunu bir hak ihlali olarak görmüyorsa devlet müdahale etmeyecektir.
Devlet özel hayata müdahale ediyor şeklindeki itirazlar yersiz ve haksız
iddialardır. İtirazcıların en önemli çelişkisi de bu konu olmuştur. Bunu
aileye ve özel hayata müdahale kabul edenler evlilik içi tecavüzün suç
olarak kabulünü ısrarla talep edenlerdir. Aile içi şiddete uğrayan eş ve
ZİNA SUÇ SAYILMALI MI?
08/09/2004
Zaman
Makale
çocuklar da korunması gereken, devletin müeyyide uyguladığı
fiillerdendir. Aile içi şiddet kadar mağdurunu yaralayan bir konudur
zina. Nitekim ululslararası şiddet tanımı ilerleyerek değişmiş,
psikolojik baskı, sürekli aşağılama şiddet türleri içinde yer almıştır.
Yeni TCK tasarısında şiddet tanımı bu hususları da kapsar şekilde
uluslararası normlara uyumlu hale getirilmiştir. Aile içi kabul edilip
müdahale edilmesin diyenler bunun muhatabının uğradığı psikolojik şiddeti
göz ardı ediyorlar. Boşanma hakkı, tazminat hakkı olması ayrıca TCK'da
suç olarak tanımlanmasına engel değildir.
İtiraz noktalarından bir diğeri de BM, CEDAW Sözleşmesi'ne aykırı olacağı
iddiasıdır. CEDAW bilindiği üzere kadına yönelik her türlü ayrımcılığın
önlenmesi sözleşmesidir. Sayın Başbakan'ın ve Adalet Bakanı'nın ısrarla
kadın-erkek cinsiyet eşitliği temel alınarak bir düzenleme yapılacağını
belirtmelerine rağmen; karşı görüş taraftarları, bunun kadın aleyhine
uygulanacağını, kadınların kocalarından korktukları için şikayetçi
olamayacaklarını iddia etmektedirler. Bu bir varsayımdır; maalesef
varsayımları doğrulayacak somut bir bilgi bulunmamaktadır. Bu iddia doğru
kabul edilirse o zaman eş-koca korkusuyla kullanılamayan diğer hakların
verilmesi için yapılan mücadele boş bir mücadele midir? CEDAW sözleşmesi
doğrultusunda hükümetimiz döneminde ülkemiz kadınına sağlanan yasal
eşitlik boş bir çaba mıdır? Bu hakların hem yasal anlamda eşitlik olarak
sağlanması ve kullanılabilir hale getirilmesi en önemli
hedeflerimizdendir. Nasılsa kadınlar korkar ve haklarını kullanamazlar
diye şiddete uğrayan, aldatılan kadına bu hakları vermemeli miyiz?
Evlilik içi tecavüzün suç sayılması için mücadele eden kadınlarımızın boş
bir gayeye hizmet ettiklerini mi düşünmeliyiz?
Verilecek ceza tartışılabilir. Bu hapis cezası olabilir. Para cezası,
belli bir süreyle zorunlu kamu hizmeti çalışması gibi. Ayrıca öngörülen
ceza modern hukuk sistemi içinde var olan bir uygulamadır. Recm edilsin,
kırbaçlansın gibi modern hukuk sisteminde olmayan bir cezadan
bahsetmiyoruz. Bu konuda itiraz ileri sürenler 'zina suç olarak
tanımlanmasın, sadece boşanma nedeni olarak kalsın' demektedirler. Bu
kendi hukuk sistemimiz açısından bir çelişki ortaya çıkaracaktır. Ceza
Kanunu'nda yer almayan zina nedeniyle açılan boşanma ve tazminat
davalarında zinayı ispat araçlarına sahip olmayan hukuk yargılaması buna
dayalı karar da oluşturamaz.
Sonuçta zinanın suç olarak tanzimi kadın-erkek cinsiyet eşitliği
temelinde ve takibi şikayete bağlı bir düzenlemeyle anayasamızda yer alan
ailenin korunması hükmünün temel hak ve özgürlükler konusundaki
sözleşmelere uygun bir tür psikolojik şiddet kabul ettiğimiz ve mağdurunu
korumaya yönelik uygulanması düşünülen cezanın insan onuru ile çelişmeyen
modern ceza hukuku sistemi içinde tanımlanmış bir cezayla düzenlenmesi
ülkemiz açısından yararlı olacaktır.
AK PARTİ İSTANBUL MİLLETVEKİLİ
***********************************************************************
MEHMET AĞAR: TÜRKİYE’NİN ZİNADAN DAHA ÖNEMLİ MESELELERİ VAR
08/09/2004
Zaman
Haber
MEHMET AĞAR
Doğru Yol Partisi (DYP) Genel Başkanı Mehmet Ağar, Türkiye'nin hayati
meseleleri varken, zina tartışmalarıyla gündemi kilitlemenin bir manası
olmadığını söyledi.
MEHMET AĞAR: TÜRKİYE’NİN ZİNADAN DAHA ÖNEMLİ MESELELERİ VAR
08/09/2004
Zaman
Haber
Ağar, “Zina konusu Türkiye'nin kendi düzeni ve hukuk normlarıyla
çözülecek bir konudur.” dedi. Mehmet Ağar, İzmir Adnan Menderes Hava
Limanı'nda gazetecilere açıklamalarda bulundu. Türkiye'nin sorunlarının
ancak güçlü bir irade ve merkez sağ ile çözüleceğini anlatan Ağar,
“Yolsuzlukla, hortumcularla mücadele edeceğini ifade edenler onlara
teslim oldu. Türkiye'nin sorunlarını ancak DYP, merkez sağdaki DYP
çözer.” dedi. Türkiye'de suni gündemler oluşturulmaya çalışıldığını
savunan Mehmet Ağar, şöyle devam etti: “Türkiye'nin hayati meseleleri
varken, zina gibi tartışmalarla gündemi kilitlemenin anlamı yok.
Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde tarım kesimi çok zor şartlar altında
yaşıyor. DYP'nin meydanlara inmesini bekliyorlar. Partimiz kendi
eksikliklerini gidererek yavaş yavaş toparlanmaya başlıyor ve yola devam
edeceğiz.”
***********************************************************************
ZİNA MESELESİ
08/09/2004
Yeni Şafak
Köşe Yazısı
RESUL TOSUN
Millet yasama yetkisini, TBMM'ye seçtiği vekilleri aracılığıyla kullanır.
Milletvekilinin yasa yaparken dikkat edeceği en önemli unsur elbetteki
milli iradedir. Milli iradeyi yok sayarak yasa yapanlar hak ettikleri
cevabı çok geçmeden sandıkta almaktadırlar.
TBMM'de yapılan yasalarda esas alınan irade de tabii ki Türk milli
iradesidir, AB ya da ABD iradesi değildir.
Milli iradenin yasalara yansıması da zannedildiği gibi AB'ye aykırı
değildir, aksine AB'nin istediği demokratik işleyişin ta kendisidir.
Şimdi bu tespiti yaptıktan sonra şu zina meselesine şöyle bir projektör
tutalım. Önce şunu bilmekte fayda vardır ki, eğer milli irade esas
olacaksa - ki olmalıdır - Türk milli iradesinin zinayı meşru ve ahlaki
göstermesi mümkün değildir. Yapılacak en ufak bir kamuoyu yoklamasında,
zina fiilini meslek haline getirmiş olanların bile bu fiili meşru ve
ahlaki saymadığını görürüz.
İnsanımızın garip bir yapısı vardır. Bazı fiilleri işler ama bizzat
kendisi yaptığı halde tasvip etmez. Mesela alkol alır ama kesinlikle
tasvip etmez. Kendisi sigara içer ama çocuğuna tavsiye etmez. Kumar oynar
ama ailesinin uzak durmasını ister.
Nikahsız cinsel ilişki olarak özetleyeceğimiz zina da öyledir. Yapanlar
bu işi gizli yaparlar ve açığa çıkmasından korkarlar. Helal haram
hassasiyeti olmayan kesimin gözünde de nikahsız ilişki çirkindir, ayıptır
ahlak dışıdır.
Bir televizyon dizisinin sevilen bir kahramanının girdiği nikahsız ilişki
ortaya çıkınca ne hale geldiğini, itibarını nasıl yitirdiğini hepimiz
biliyoruz.
Nikahsız ilişki aslında hiçbir toplumda hoş karşılanan bir ilişki
olmamıştır. Cinsel özgürlüğün dorukta olduğu ülkelerde bile nikahsız
ilişki toplum tarafından kabul edilmiş ve içselleştirilmiş değildir.
Cinsel özgürlük alanında büyük mesafeler kat etmiş batı toplumunda
nikahsız ilişki ahlaki sayılmamakta hatta bazı ülkelerde eşcinseller bile
nikaha başvurmakta, kimi kiliseler de onların nikahlarını kıyma yoluna
sapmaktadır!
Yaygınlaşan AİDS hastalığına karşı üretilen "Tek çare tek eşlilik"
sloganı bile toplumları meşru ilişkiye sevk ve teşvik eden bir slogandır.
ZİNA MESELESİ
08/09/2004
Yeni Şafak
Köşe Yazısı
Sırf insani ve ahlaki açıdan bakıldığında Türk toplumunun zinayı meşru
görmesi mümkün değildir. Bir de toplumumuzun dini duyarlığını hesaba
kattığınızda zinayı meşru yani helal gösterecek hiçbir açık kapı
bulamazsınız. Bu itibarla da kimi kadınlarla birlikte olanların zani
damgası yememek için gizli dini nikah yaptırdığı da Türkiye'nin bilinen
bir gerçeğidir. Resmi nikahı olmayan birlikteliklerin büyük çoğunluğunun
gizli dini nikah yaptırdığını bilmeyen yoktur. Kimileri hakikaten haram
olan zinayı irtikap etmemek için kimileri de toplum nazarında zani
görünmemek için bu yolu seçmektedir. (Gizli nikah meselesi tek başına ele
alınacak önemli fiili durumlardan biridir.)
İslam inancına sahip olmayıp da "yetişkinlerin kendi rızalarıyla
girdikleri cinsel ilişki suç sayılmamalı" diyenleri anlarım, haram helal
inancına sahip olmadığı için bu düşüncesine saygı da duyarım; ama hem
Müslüman olduğunu, hem toplumun manevi değerlerine saygılı olduğunu
söyleyip hem de zinanın meşru olması gerektiğini savunanları gerçekçi ve
samimi bulmam. Çünkü İslam, nikahsız cinsel ilişkiyi büyük günahlardan
saymış ve haram kılmıştır.
Özetle, Türk toplumundan zinanın meşru ve ahlaki olduğuna dair bir irade
sudur etmez. Dolayısıyla eğer milli irade yasalara yansıyacaksa TBMM'den
de zinanın meşru olduğuna dair bir yasanın çıkmaması gerekir.
Peki zinayı suç sayıp işleyene ceza verecek bir yasa çıkar mı?
Çıkabilir ama sorarım size, devlet kontrolünde genelevi -genelevindeki
cinsel ilişki de nikahsız ilişkidir- işletilen bir ülkede bu ne kadar
adil olur? Adam genelevine giderse suç olmayacak, genelevi dışında
biriyle ilişkiye girerse suç olacak!
Bir suç iki kişi arasında mı işlenirse daha ehvendir, yoksa devlet
himayesinde işlenirse mi?!!
***********************************************************************
YENİ AGORAMIZ KUTLU OLSUN
08/09/2004
Hürriyet
Köşe Yazısı
ERTUĞRUL ÖZKÖK
BAŞBAKAN ‘agora demokrasisini’ çok seviyor.Girdiği bir ev, geçerken
uğradığı bir oto galerisi, onun için bir referandum sandığı.
Ama öyle bir sandık ki, işine geldiği zaman bir bakkal dükkánına giriyor,
gelmediği zaman semtine uğramıyor.
Dün, ‘zina’ konusundaki kararını, bir oto galerisine girerek oylattı.
Sonuç: Oybirliği ile ‘zinaya hapis cezası’.
Böylece zina konusundaki referandum sonuçlanmış oldu.
Şimdi buradan aldığı güçle, Meclis’e gidecek ve şunu diyecek:
‘Bakın halk böyle istiyor.’
Peki oto galerileri, köy meydanları ve bakkal dükkánlarındaki görüşü bu
kadar önemsiyordunuz, zinadan çok daha önemli bir konuda, mesela, ‘İdam
cezasını kaldıralım mı, yoksa bırakalım mı’ diye neden sormadınız?
Neden, oto galerisine girip, ‘Apo’yu yakaladık, şimdi ona ne yapalım’
diye görüş almadınız?
* * *
Almadı, çünkü oradan gelecek cevabı biliyordu.
Çünkü dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun, bir bakkal dükkánına, bir
oto galerisine, bir pazarcıya ‘İdam cezası kalksın mı, kalsın mı’ diye
sorsanız, alacağınız cevap bellidir:
‘İdam cezası kaldırılmasın...’
YENİ AGORAMIZ KUTLU OLSUN
08/09/2004
Hürriyet
Köşe Yazısı
Ama dünyanın birçok medeni ülkesi, idam cezasını kaldırdı.
Başbakan seçim öncesinde ‘Kanun dışı gecekonduları yıkacağız’ dedi.
Bu demeci vermeden önce, İstanbul’da bir gecekondudan başını uzatıp
‘Merhaba’ dedikten sonra, ‘Gecekonduları yıkalım mı, yıkmayalım mı’ diye
sorsaydı, alacağı cevap sizce ne olurdu?
Bunu bilmek için müneccim olmak gerekiyor mu?
Soğuk Savaş yıllarında pazar yerine gidip, ‘Komünist partiye izin verelim
mi’ diye bir soru sorsaydınız alacağınız cevap şu olurdu:
‘Sakın ha...’
O nedenle gelişmiş demokrasilerin siyasetçileri, böyle kararları alırken
pazar yerinin değil, gelişmenin, modernleşmenin, demokrasinin sesini
dinlerler.
Öğrendikleri ilk gerçek de, ‘Demokrasinin, çoğunluğun azınlık üzerindeki
tahakkümünü önleme rejimi olduğu’dur.
Yine o nedenle bu demokrasilerde hiçbir lider, sorusunun nasıl sorulduğu
belli olmayan bir anketle ortaya çıkıp, ‘Yüzde 80 böyle istiyor’ diyerek,
ahlaken çözülmesi gereken bir olayı, ceza kanununa sokmaya kalkmaz.
Gelişmiş demokrasilerin siyasetçileri şunu çok iyi bilirler.
Agora, popülizmin kapısıdır.
Kıraathane de öyle.
Futbol sahaları da.
Hepimiz bu mekánların müdavimleri olabiliriz. Ama çoğumuz bu mekánlarda
daha çok hislerimizle, coşkularımızla, tepkilerimizle bulunuruz.
* * *
Başbakan dün bir anket sonucu açıkladı.
‘Halkın yüzde 80’i zinaya ceza verilmesini istiyormuş.’
Anketlerden başladıysak, o zaman istatistiklere de bakalım.
Türkiye’de geçen yıl 30 bine yakın boşanma kararı alınmış.
Bunların içinde kaçı zinadan?
Sadece 69’u...
Şimdi sık durun.
Bu boşanmaların 64’ü, kadın zina yaptığı için gerçekleşmiş.
Ya erkekler?
Erkekler yüzünden gerçekleşen zina sayısı sadece 5...
Bu istatistiğe bakarsanız, bu ülkenin kadınları ‘zinacı’ ama erkeklerinin
hepsi birer namus timsali.
Siz hayatınızda böyle ikiyüzlü bir istatistik gördünüz mü?
* * *
Bu rakam doğruysa, bunun bir tek anlamı var.
Erkek, karısı zina yapınca yakalatıyor.
Ama bu ülkede zina yapan erkek sayısı, kadınlara göre kat kat daha
fazlayken, kadın erkeği yakalatmıyor.
Şimdi siz kalkmış, ‘şikáyete bağlı zina suçu’ yaratmaya çalışıyorsunuz.
Bu kanun zaten var olan eşitsizliği daha da pekiştirmekten başka işe
yaramayacaktır.
Şikáyet edilen ve yakalanan kadın sayısı artacak, erkekler ise boşanma
istatistiklerindeki o ‘mütevazı’ yerleriyle, her köşebaşında kendilerine
bir namuslu meçhul erkek abidesi dikeceklerdir.
O nedenle diyorum ki, hadi kadın için ‘pozitif ayrımcılığı’ kabul
etmediniz, hiç olmazsa ‘negatif ayrımcılık’ yaratmayın.
* * *
Ve son bir hatırlatma.
‘Vurun Kahpeye’ filmindeki o ünlü recm kararı bir kasaba meydanında
alınmıştı.
Alınmış ve anında infaz edilmişti.
YENİ AGORAMIZ KUTLU OLSUN
08/09/2004
Hürriyet
Köşe Yazısı
***********************************************************************
ZİNA, ELEŞTİRİ, YANIT...
07/09/2004
Yeni Şafak
Köşe Yazısı
ALİ BAYRAMOĞLU
Zina meselesine devam edelim... "Zina, ahlak ve ahlaksızlık" başlıklı
yazımıza gelen tepkiler bunu gerektiriyor. Bunlar, tahmin deceğiniz
üzere, beni sert şekilde eleştiren, ahlaksızlığı savunduğumu söyleyen,
özgürlükle beden arasında ilişki olmadığı ima eden tepkiler.
Bu eleştirilere bir fikri, en azından sıradan bir köşe yazısını bile
anlayamayacak kadar taraflı ve kızgın; taraflı ve kızgın olduğu ölçüde
düşünmekten kaçınan, kendi hayat bilgisinin dışında kavramlarla temas
kurmaktan uzak duran bir bakış açısı hakim.
Bu bakış açısı beni bir konuda bir kez daha haklı çıkarıyor:
Türk muhafazakarlığı çok parçalıdır. Sistem tarafından kenarda tutulduğu,
bu nedenle sistemin değişmesini arzu ettiği için yüksek siyaset düzeyinde
görece demokrat, buna karşılık toplumun salt örf üzerine kurulu doğal
düzeninden taviz vermediği, erkeğin namusunu kadına, gence, çocuğa
taşıttığı, insan aklı ve insan özgürlüğünü gelenekle tanımlamaya kalktığı
oranda, birey düzeyinde demokrasiden alabildiğine uzaktır.
Ne var ki demokrasi fikri, kültürü ve anlayışı insanla, insanların diğer
insanlarla ilişkilerinde başlar.
Kabul edilmek, eşit görülmek arzusu ve arayışı eski çağdan bu yana
demokrasinin ilk durağı olmuştur....
Demokratlık ise ön koşul olarak insanın diğerinden önce kendisini
sorgulamasıyla, kendi sorumluluğunu tanıması ve üstlenmesiyle başlar.
Ataerkil zihniyet demokrat zihniyetin bu nedenle karşı kutbudur.
Ataerkil düzen, geleneklerin kurguladığı değer ve grup hiyerarşilerini,
bu hiyerarşilerin değişmezliğini, oradan doğan "tabular", "korkular" ve
"doğrular"ın hayatın doğal düzenleyicileri olduğunu vaazettiği oranda
doğal toplumsal düzen haline dönüşür.
Bu düzende kişi ile topluluk, insan ile kimlik, hatta inanç birbirine
karışır, karıştırılır. Kişiler sıkça kendilerini ait olduğu geleneklerle,
inançlarla bir kılarlar; kişileri, kendilerini adet, gelenekler, hatta
inanç üzerinden aşkın ve mutlak hale getirirler.
Bu durum hem "insanın ölümü"nü ifade eder, hem "insanın kendisini ahlak
sınırlarını zorlayarak korumaya almasını", yani kimliğin, inancın
arkasına kişisel faydaları için sığınmasını.
Bu anlayışta kişi kimliğiyle, geleneğiyle mutlak ilişki çerçevesinde
tanımlandığı için, gelenek, kimliği koruma içgüdüsüyle kötülük ve sorun
kökenleri hep dışarıda aranır, hep başkaları suçlanır. Kötülük yapan ya
da aykırı davranan kişi ise inanç, gelenek, kavim dışı hain ilan edilir,
ağır cezayla kutsanır.
Bu anlayışta kişiler yandaş ya da karşıt, bizden ya da onlardan mantığı
içinde telakki edilir: Aslında kişi yoktur, gruplar, inançlar, milletler
vardır. Bunun uç ve hastalıklı noktasında bir Yahudi Museviliği, bir
Müslüman İslam'ı simgeler hale gelir. Yaygın komplo teorileri de buradan
ürer: "11 Eylül kadar kötü bir işi Müslümanlar yapmış olamaz, okul
baskınını, çocuk ölümlerini Müslümanlar gerçekleştirmiş olamaz, o zaman
diğerleri, İslam karşıtları yapmış olabilir, örneğin Mossad, CİA, vs"
gibi...
İslam ile Müslümanı, Musevi ile İsrail devletini, Batı ile Batılıyı
ZİNA, ELEŞTİRİ, YANIT...
07/09/2004
Yeni Şafak
Köşe Yazısı
karıştırmaya varan bu "aynılaşma eğilimi" ve bu "türdeşlik güdüsü",
sadece insan değil, bir bütün olduğu kadar çok parçalı bir yapı olan
toplum fikrinin de reddidir.
Atarekillik kendi verili toplumsal hiyerarşileri dışında türdeşlik ister,
türdeşliği hedefler...
Bu anlayış, heterojenlikle, yani farklılıkla, onun üzerine kurulu
demokrasi anlayışıyla çatışır. Sorgulamayı reddetme, kendisini sorgulama
üzerine kurulu, aralarında demokrasinin de olduğu her duruş, bakış ve
inançla sürtüşür.
Uzun lafın kısası, kendi sorumluğunu başkasına taşıtan, kendi onuru için
başkalarının özgürlüğünü sınırlayan bir kimsenin demokrasiyle,
demokratlıkla ilgisi olamaz.
Okurlar beğensin beğenmesin, eleştirsin eleştirmesin ben böyle
düşünüyorum. Düşündüklerimi her zaman yazdım, yazmaya devam edeceğim.
Şimdi bu çerçevede zina meselesine dönersek...
Ataerkil öfkeleri akıllarından önde gidenlere şunu hatırlatmak gerek.
"Ahlak" başka şeydir, "ahlakçılık" başka şey... Birincisi "ilkesel"dir,
ikincisi ise "faydacı".
Zinanın hapis cezasına uğratılmaması gerektiği söylemek, zinayı savunmak
anlamına gelmez. Aldatma ahlak dışıdır buna şüphe yok. Ancak bunca
yaptırım varken aldatmaya yönelik yaptırımın hapis cezası olması,
ahlakçılıktan öte bir anlam taşımaz...
İran ve Arabistan gibi zinayı ağır şekilde cezalandıran ülkelerde zinanın
yaygınlığını dikkate alınacak olursa, ağır fiziki ceza başka bir işlev
görür:
Ahlakçılıkla, korku, baskı, şiddetle çıkarcı adil olmayan bir düzeni
korumak...
***********************************************************************
ZİNA KRİPTOLARI : AB ÇEVRELERİNDE ZİNADA GERİ ADIM BEKLENTİSİ
07/09/2004
Hürriyet
Manşet
GUNTER VERHEUGEN
Pek çok Avrupa Birliği üyesi ülkenin başkentinden Dışişleri’ne ulaşan
bu kriptolarda, zina girişimine tepkiler yer aldı.
AKP hükümetinin zinayı Türk Ceza Kanunu’nda yeniden suç olarak tanımlama
girişimi bu konuda resmi tepki veren AB Komisyonu’nun yanısıra pek çok AB
başkentinde de rahatsızlık yarattı. Türk büyükelçilikleri tarafından bu
rahatsızlık Dışişleri Bakanlığı’na aktarıldı. AB Komiseri Verheugen de,
dün Ankara’daki temasları sırasında Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı
Gül’e rahatsızlığını iletti.
TÜRK basınında geçen hafta geniş bir yankı yaratan zina tartışması kısa
zamanda AB başkentlerinde Türkiye ile ilgili gelişmeleri izleyen
kesimlerin de gündemine girdi. Konu Avrupa basınında da yavaş yavaş
eleştirel bir şekilde gündeme gelirken, AB’nin Aralık ayında Türkiye ile
ilgili alacağı kritik karar öncesinde Ankara aleyhinde bir havanın
belirmesine yol açtı. Bu konuda ilk resmi tepki geçen cuma günü AB
Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Gunther Verheugen’ın sözcüsü
tarafından verilmişti.
ZİNA KRİPTOLARI
AB Komisyonu bu resmi tepkiyi verirken, Türkiye’deki zina tartışmasının
pek çok AB başkentinde de yakından izlemeye alındığı, özellikle
bürokratik düzeyde Türkiye’yi izleyen kesimlerde eleştirel bir bakışın
ZİNA KRİPTOLARI : AB ÇEVRELERİNDE ZİNADA GERİ ADIM BEKLENTİSİ
07/09/2004
Hürriyet
Manşet
doğduğu anlaşılıyor. AB içinde Türkiye’ye müzakerelere başlaması için
tarih verilmesine karşı çıkan kesimlerin zina tartışmasını Türkiye
aleyhtarı tezlerine dayanak olarak kullanma eğilimine girdiklerine dikkat
çekiliyor.
Türkiye’ye tarih verilmesinden yana olan kesimler ise zina tartışmasının
Ankara’nın işini zorlaştıracağı kaygısını taşıyorlar. Ayrıca, AKP’ye
sempati ile bakan ve bu partinin ‘değiştik’ söylemine itibar eden
kesimlerde de AKP ile ilgili soru işaretlerinin doğduğu belirtiliyor.
Nitekim, Türkiye’nin bazı AB başkentlerindeki büyükelçiliklerinin
kendilerine yansıtılan eleştirel havayı Dışişleri’ne rapor ettikleri de
alınan bilgiler arasında.
AB çevreleri, ‘Zinanın suç sayılması, aralık ayı öncesinde Türkiye’nin
görüntüsünü bozar’ şeklindeki mesajın ardından AKP hükümetinin bu konuda
geri adım atacağı beklentisine girdiler.
Zina tartışması, Türkiye ile ilgili nihai karar açısından büyük önem
taşıyan ilerleme raporuna son nokta konulmadan hemen önce Ankara’ya gelen
Verheugen’ın dün sabah Ankara’da AB büyükelçileri ile yaptığı toplantının
ilk gündem maddesi oldu.
Verheugen, büyükelçilerin bu konudaki olumsuz değerlendirmelerini
dinledikten sonra yaptığı konuşmada, ilerleme raporundan hemen önce zina
tartışmasının patlak vermesinden rahatsızlık duyduğunu gizlemedi ve ‘Bu
konu böyle kritik bir zamanda nereden çıktı, anlayamadım’ dedi.
VERHEUGEN: İZLİYORUZ
AB Komiseri, konunun hassasiyetini bildiğini de belirterek, zina
konusunda kamuoyu önünde bir açıklama yapmayacağını, ancak konuyu Türk
hükümeti ile yapacağı görüşmelerde gündeme getireceğini söyledi.
Verheugen, ardından Dışişleri Bakanı Gül ve Başbakan Erdoğan ile görüştü.
Verheugen, Gül ile görüşmesinden sonra gazetecilerin sorularını
yanıtlarken, ‘Tartışmaları izliyoruz. Ancak bu konuda Türk tarafına
herhangi bir şekilde baskı yapmanın uygun olmadığını düşünüyorum. Ceza
Kanunu’nun tamamlanmasından sonra metni inceleyeceğiz’ dedi.
Zinanın suç olamayacağını Erdoğan ve Gül’e söyledim
AB’nin genişlemeden sorumlu yüksek komiseri Günter Verheugen, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’le görüştükten
sonra sivil toplum örgütleri temsilcileriyle bir araya geldi.
Verheugen’in görüşmede, ‘zinanın suç olamayacağını net ifadelerle
Başbakan Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e ilettiğini’
söylediği öğrenildi.
Verheugen, Ankara’daki resmi temaslarını tamamladıktan sonra AB
Komisyonu’nun Ankara Temsilcisi Hans Jörg Kretschmer’in evinde dokuz
sivil toplum örgütünün (STÖ) temsilcileriyle biraraya geldi. Yemekli
toplantıdaki konuşmalarda hükümetin zinanın suç haline getirilmesi
girişimleri ağırlıklı yer tuttu.
Edinilen bilgiye göre Cumhuriyet Kadınları Derneği Başkanı Şenal Saruhan,
Türkiye’deki kadınların haklarının istenilen düzeyde olmadığını,
hükümetin gündeme getirdiği zina suçunun modernlikten ve çağdaşlıktan son
derece uzak olduğunu dile getirdi. Bunun üzerine Verheugen, STÖ
temsilcilerine Erdoğan ve Gül ile yaptığı başbaşa görüşmelerinde bu
konuyu öncelikli olarak gündeme getirdiğini, böyle bir suçun AB normları
ile bağdaşmayacağını ve bunun ‘suç’ olarak görülmesinin son derece yanlış
olduğunu, net ifadelerle ortaya koyduğunu söyledi.
***********************************************************************
ZİNAYI SAVUNARAK TERÖR ENGELLENMEZ
07/09/2004
Yeni Şafak
ZİNAYI SAVUNARAK TERÖR ENGELLENMEZ
07/09/2004
Yeni Şafak
Köşe Yazısı
AKİF EMRE
Türkiye'de zina tartışmaları yapılırken Rusya'da teröre yüzlerce insanın
kurban verilmesi gündemi değiştirdi. Oysa yapılan tartışmalarda can
siparane şekilde 'zina savunması' yapanların insani ve ahlaki açıdan
nerede durduklarını deşifre eden tartışma yeni yeni ısınıyordu. Kimi
hızını alamadan hayvanlar gibi zina işleme özgürlüğünü savunuyor; kimi
doğrudan Kur'an ve İslam'ı hedef almaktan çekinmeyerek işi kadın
haklarına getiriyor. Zina özgürlüğü ile kadın özgürlüğünü aynileştirerek,
"kadın özgürlüğü olsaydı İslamın kendisi bile ortadan silinirdi" demeye
getiren kadın ve erkek yazarların 'haddi aşan' sözleri medyayı kaplamış
durumda.
Zina ile gündeme getirilen "hayvanlaşma özgürlüğü"nü savunanlar İslam'a
ve Müslümanlara yükledikleri özgürlük düşmanı (zinayi yasaklayan) imaj
ile Rusya'da yaşananlardan dolayı insan hayatını yok etmeyi teşvik eden
(cihat ayetleri) terör kaynağı bir din imajını pekiştirmeyi umuyorlar.
Bir yanda insanın hayvanlaşma özgürlüğünü engelleyen diğer tarafta insan
hayatını hiçe sayan bir kutsal uğruna kan döken terörist bir din ve
mensupları. Zamanlama açısından her zaman ele geçmeyecek bir fırsat.
Zina ile terör arasındaki ilişki sadece güncel politik konularla örtüşen
bir eşzamanlama sorunu ile sınırlı değil. Her ikisi de insanoğlunun
haddini bilmemesi, haddi aşması ile alakalıdır. Tasavvufi terminoloji ile
söyleyecek olursak insanın "edep sınırı"nı aşmasıyla doğrudan alakalıdır.
Edep had'de riayet etmektir; en büyük edepsizlik ise ilahi haddi
çiğnemektir.
Zina insanoğlunun kendine tanınan meşru ve temiz özgürlük alanıyla
yetinmeden bedeni üzerinde mutlak tasarruf iddiasıyla kendine tanınan
özgürlük alanını istismar etmesi, haddi aşmasıdır. Ahlaki ve toplumsal
anlamda insan neslinin ve 'insan teki'nin üzerindeki yıkıcı etkisini hiçe
sayan bu sapmayı özgürlük bağlamında ele alan 'beden felsefesi' açısından
"haddi aşmak" arkaik bir değerdir. Modernitenin hayata ve insan
ilişkilerine egemen kıldığı cinsellik ve beden tasavvurunun acı
sonuçlarını yeni yeni idrak edilmektedir. Batıda yaşanan cinsel devrim
kapitalist ilişki biçiminin ortaya çıkardığı sonuçlarıyla yüzleşirken
haddi aşmanın temelini sorgulama, gelinen noktanın nedenleriyle yüzleşme
cesaretinin henüz kendinde bulabilmiş değil. Çünkü cinsel devrimle
başlayan 'zina sapması' temelde insanın bedenine, ruhuna, toplumsal
ilişkiler bütününe yüklediği anlam, varoluş ve yaratıcı ilişkisini
belirleyen ontolojik duruşu ile yakından ilgilidir. Batı düşüncesi henüz
böylesi bir hesaplaşmaya hazır değil. Mustafa Özel'in dünkü Yeni Şafak'ta
belirttiği gibi, vebayı yenen kapitalizm AIDS üretmiştir.
Ahlak ve cinsellik tartışmasında olduğu gibi modern insanın terör
konusunda da temel açmazı değerler sistemindeki sapma; hayata, eşyaya,
varoluşa, yaratılışa ve yaratıcı ilişkisine (bizzat tanrının varlığına)
dair ontolojik (ve din dışı) değerler sunma iddiasını taşımasıdır. Beden,
toplumsallık, kutsal gibi konulara yeni değer ölçüleri getirdiğini iddia
eden modern insan eşya, teknoloji, savaş, terör ve buna bağlı olarak da
insan hayatının dokunulmazlığı konusunda da farklı değerler (sistemi)
geliştirdi. Eşyaya olan hakimiyetini ve buna bağlı olarak teknolojiyi
mutlaklaştıran, olumlayan felsefi yaklaşım çoktandır tartışılıyor.
Teknolojiyi ele geçirenlerin modern siyasal tarihteki totaliter
karakterini itiraf etmek için Heidegger gibi düşünürleri beklemek
gerekecekti. Teknolojinin elde ettiği gücü iktisadi gülce ilişkilendiren
Adarno, Horkheimer gibi düşünürler, teknolojik açıklamayı tahakkümün
açıklaması olarak yorumlar ve bunu kendisinden yabancılaştırılan toplumun
ZİNAYI SAVUNARAK TERÖR ENGELLENMEZ
07/09/2004
Yeni Şafak
Köşe Yazısı
zorlayıcı doğası olarak görür. Temelde materyalist bir yaklaşımı içerse
de bu içerden eleştiri modern insanın çelişkilerini ortaya sermeye
yetmektedir.
İnsanın ve eşyanın doğasına ilişkin bu sapmayı görmeden zina-terör
ilişkisini kurmak mümkün değil elbette. İnsan bedeninin alabildiğine
abartan bir medeniyetin eşyayı da abartması kaçınılmazdı. Ahlakı ve
kutsalı devre dışı bırakan bir beden felsefesi sonuçta cinsellik
konusunda da somutlaştığı üzre insanlığın ruhunu yok ederek onu
hayvanlaştırmayı başarmıştır. Türkiye'de bile dillendirilen hayvanlaşma
özgürlüğü bunun en somut ifadesidir.
Teknolojiyi mutlaklaştıran düşünce biçiminin ürettiği siyasal sistemler
zulüm, mazlum, hak, adalet gibi temel kavramları da alt üst etmiştir.
Örneğin son birkaç yıl içinde Çeçenistanda 50 bin kadar insan öldürüldü.
Bunun 40 bin kadarını çocuklardan oluşuyor. Masum çocukları katleden
Rusya'nın ve ona destek veren küresel sitemin dayattığı değerler sistemi,
katilleri değil ölen çocukları terörist sayabilmiştir., modern teknolojik
aygıtları elinde tutan düzenli orduların, siyasal sistemlerin dünyanın
her köşesinde işlediği cinayetleri meşru savaş kavramına sıkıştıran bir
sapma yani bir insanlığın haddi aşması ile karşı karşıyayız. Çocukların,
kadınların öldürülmesi karşısında nedeni ne olursa olsun sessiz
kalınamaz. Bu bizzat İslam'ın ruhuna aykırıdır. Ancak 40 bin çocuğun
katledilmesine alkış tutarak da terör önlenemez.
Temel sorun, ister bireyin kendi bedeni ister başkasının hayatı söz
konusu olsun insanın edebe riayeti yani haddi aşıp aşmaması sorunudur.
Haddi aşan bir küresel sistemle karşı karşıyayız.
***********************************************************************
ZİNA BİR AKİT İHLÂLİDİR
07/09/2004
Yeni Şafak
Köşe Yazısı
MELİKŞAH UTKU
Son günlerde kamuoyunu bir zina tartışması meşgul ediyor. Vatandaşla
devleti karşı taraflar olarak gören yaklaşımın "hukuk" anlayışının
doğurduğu mevcut Türk Ceza Kanunu'nun yerine ikame edilmeye çalışılan
yeni kanun tasarısını, insan hakları esasına dayanıp dayanmadığı
çerçevesinde sorgulamamız gerekirken, olayın kanuna eklenmek istenen zina
olgusuna odaklanması Türkiye açısından gerçekten hazin bir durum.
Şüphesiz ki, zina kavramının boyutları ve ne ölçüde suç teşkil edip
etmemesi gerektiği, gerekçeleriyle birlikte tartışılmalıdır. Ancak zina
olgusu, konuyu kamuoyunda tartışanların bilinçaltlarındaki hezeyan,
korku, ezilmişlik ve suçluluk duygularını harekete geçirdiği için deli
saçması bir tavırla karşı karşıya kalıyoruz. Devleti "yatak odasında"
görmek istemeyenlerden "sorumlu Cumhuriyet vatandaşının" böyle şeylere
ihtiyacı olmadığını savunanlara, konuyu İslâm düşmanlığına meze
yapanlardan TÜSİAD gibi her çorbaya maydanoz olmayı düstur edinmiş
kurumlara kadar zinayı suç olarak görmek istemeyenlerin tümü meseleye
tamamen önyargılarla yaklaşıyor.
Her şeyden önce burada mevzu bahis edilen "zina", evlilik dışı
ilişkilerin tümünü kapsamıyor. Bu haliyle dinde öngörülen zina tanımından
farklı bir durumu ifade ediyor. TCK'na eklenmek istenen zina suçu,
evlilik akdi yapmış olanları kapsayan ve evlilik akdinin başlıca hükmünü
ihlal eden bir davranışın cezalandırılıp cezalandırılmayacağı ile ilgili.
Toplumsal ilişkilerin hemen tümü esasında belli akitlerle belirlenir.
ZİNA BİR AKİT İHLÂLİDİR
07/09/2004
Yeni Şafak
Köşe Yazısı
Tarih boyunca bu akitlerin önemli bir kısmı, yazılı olmamış, törelerle ve
toplumsal alt bilinçle belirlenmiştir. Akdin sıhhatini ve şartlarını
yerine getirmemenin bedelini genellikle toplumsal baskı belirlemiştir.
Bugün iktisat biliminin önemli bir kolu, sözgelimi, işçi-işveren
ilişkilerini, şirket içi idari mekanizmaları ve hatta şirketler arası
ticari ilişkileri bu bağlamda ele almaktadır. Bu bakış açısının önemli
temsilcilerinden olan Oliver Williamson'un çalışmaları sayesinde neo-
klasik ekolün anlamakta zorluk çektiği kimi ekonomik ve sosyal konular,
anlam kazanmış ve "açıklanabilir" olmuştur.
Hukuk, bu akdi ilişkileri bünyesine aldığı, şartlarını, sıhhatini ve
muhtemel ihlalleri suç tanımları ve cezaî müeyyideleri ile ifade ettiği
ölçüde, bu ilişkiler resmi bir hüviyet kazanır ve kamu veya bireysel
vicdanın kaprislerinden ve muhtemel ayrımcı ve eşitsiz uygulamalardan
kurtulur. Bu ayrımcılığın başlıca örneği, geleneksel ataerkil toplumlarda
görülür. Bu toplumlarda kadının evlilik dışı tüm ilişkileri kötülenip suç
addedilir ve çoğu zaman şiddetle cezalandırılırken, erkeklerin ancak evli
olmaları durumunda zina cezası hafif bir suç sayılır.
Evlilik bir akittir. Üstelik bugünün Türkiye'sinde kanuni hükümlere konu
olmuş, eşler arasındaki ilişkiler, mal varlığı ve çocuklarla ilgili
hususlar yasa ile tanımlanmış, ihlal edici durumları ortaya konmuş bir
akittir. Dahası TCK'na göre, evlilik belli bir anda ancak tek bir
sözleşme ile sınırlıdır. Yani ikinci evlilikler, ister resmi, ister dini
olsun, kanun dışıdır ve suç sayılmıştır.
Evli birinin eşi dışında biri ile birlikte olması, amiyane tabirin de çok
iyi bir şekilde tavsif ettiği gibi, "aldatma" olarak algılanır. Hukuki
olarak akde aykırılık söz konusudur. TCK'da zaten eşlerden birinin
zinası, boşanma sebebidir. Mesele bu sözleşme ihlalinin cezaî bir hükme
bağlanıp bağlanmamasından ibarettir.
İşin garibi, TCK'nda evli olan birinin, bu evliliği sürdüğü sürece resmi
veya dini bir törenle yeniden evlenmesi suç olarak tanımlanmış iken, aynı
kişinin bir başkası ile herhangi bir tören yapmadan uzun veya kısa süreli
beraber yaşama girişiminde bulunması hakkında tek bir hüküm
bulunmamaktadır. Eğer devlet evlilik akdini kendi hukuku içerisinde
tanımlıyor ise bu akde aykırı durumları da ele almak durumundadır. Her
sözleşme ihlali gibi zinanın da bir suç olarak tanımlanması
gerekmektedir. Bu suça biçilecek ceza ise şüphesiz ki, ayrı bir tartışma
konusudur. Zira ceza kavramı, içinde caydırıcılık unsurunu da taşıması
gerektirdiğinden, zina suçunun cezası da sosyal yapı ve kamu eğilimleri
göz önüne alınarak ayrıca tanımlanmalıdır.
Bugün sadece Türkiye'de değil, "kutsadığımız" Batı'da bile evli olan
çiftlerin eşlerini aldatması, kamu vicdanında bir suç olarak telakki
edilmektedir. Yoksa bunlar kamuoyunda "skandal" olarak değerlendirilmez,
"Çocuklar Duymasın" dizisi de bu noktaya gelmezdi.
TCK'na eklenmek istenen zina suçunun, İslâmi hassasiyetlerle alakası ve
bu yüzden de İslâm düşmanlığınıza meze olacak bir tarafı yoktur. Evlilik
akdi hukuki dairede tanımlamak istendiği için de, gayet moderndir. Bu
anlamda çağdışı suçlamasının kendisi çağdışı bir yaftalama çabasıdır.
***********************************************************************
ZİNAYA DEĞGİN...
07/09/2004
Cumhuriyet
Köşe Yazısı
TOKTAMIŞ ATEŞ
ZİNAYA DEĞGİN...
07/09/2004
Cumhuriyet
Köşe Yazısı
Hüseyin Rahmi Gürpınar 'ın romanlarında, sık rastlanan bir sahne vardır.
Mahalledeki mescit ya da caminin imamı, elinde bir fenerle mahalle
halkının önüne düşer ve zina yapıldığı tahmin edilen eve baskın yapar.
Eğer ihbar ya da tahminler doğruysa, yakalanan ''zempare'' (!) dövülerek
zaptiyeye teslim edilir. Kadınsa gene dövülerek oradan uzaklaştırılır...
Bu türden baskınlar, doğrusu sadece Hüseyin Rahmi'nin romanlarında değil,
gerçek yaşamda da görülen şeylermiş. İstanbul halkı, hem ''mahallenin
namusuna'' çok düşkünmüş ve hem de insanların özel hayatlarına karışmaya
çok meraklıymış. Anadolu kentlerinde ve kasabalarındaki durumun, bundan
daha beter olduğunu tahmin edebiliriz. Yani, özel hayat ve meşru olmayan
ilişkiler, halkın bizzat kendisi tarafından izlenir ve cezalandırılırmış!
Cumhuriyet ile beraber; çok şükür (en azından İstanbul'da), bu türden
maskaralıklar yaşanmadı. Camdan cama konuşan kenar mahalle hatunları,
istedikleri kadar dedikoduya ağırlık versinler; imamın öncülüğünde ev
basmak söz konusu olmadı. Tabii daha sonraları, özellikle cunta
yönetimleri zamanında, polisin ya da inzibatların ev basmaları çok acı
şekillerde yaşandıysa da; bu dönemlerde hedef, solcu gençlerdi. Üstelik
çoğu kez, dövmekle kalınmaz, ''nefsi müdafaa'' bahanesiyle cinayetler
işlenirdi...
****
Mahallesinin namusunu koruyamayan(!) muhafazakâr vatandaşlarımız, özel
hayata müdahale için, sürekli olarak fırsat kolluyorlardı. Her ne kadar
bundan bir süre öncesine kadar ceza yasamızda, kadının gayrimeşru
ilişkisi zina olarak değerlendiriliyor idiyse de, ceza yasamızın bu
maddeleri pek uygulanmıyordu. Zira, imam nikâhıyla evli bir milletvekili
karısının, hatta bakan karısının zinadan dolayı mahkûm edilmesi söz
konusu olamazdı. Zaten bu türden gayrimeşru ilişkiler; zenginler arasında
olunca ''övgüye değer'' ve ''cesur'' ilişkilerdi. Ama eğer söz konusu
ilişki fukaralar arasındaysa ''zina'' sayılırdı.
Günümüzde de eğer bu türden rezillikler, popüler isimler arasında olursa
bunun açıklaması ''seviyeli bir ilişki'' (!), eğer fukaralar arasında
olursa ayıplanan, ''gayrimeşru bir ilişki'' sayılır.
Rezillik işte...
****
Benim gibi haftada üç gün yazan ve yazılarını bir gün önce vermek zorunda
olan bir köşe yazarı için, günlük aktüaliteyi izlemek pek mümkün değil.
Zaten birkaç günlüğüne İstanbul dışında olduğum için, güncellikten iyiden
iyiye kopmuş durumdaydım. Ve bu nedenle, diğer köşe yazarı arkadaşlar
tarafından ıcığı cıcığı çıkartılan zina konusuna, ancak şimdi
değinebiliyorum.
Bu konuya, mutlaka değinmek istiyordum. Zira kimi vatandaşlarımızın,
başkalarının özel yaşamlarına (iyi niyetli olsa bile), böylesine karışmak
istemelerine ve o insanları doğruluğa sevk etme arzularına, her zaman
karşı çıktım. Buna benzer bir durum, altın yumurtlayan tavuk olan
kumarhanelerin kapatılması sırasında da yaşama geçirildi. Aklı sıra,
insanları kumardan uzaklaştırmak isteyen, kimi siyasetçilerimiz, (sözde
de olsa) ancak pasaportla girilen kumarhanelerin kapısına kilit astılar.
Böylece, hem turist kaybettik hem de birtakım zenginlerimiz kumar oynamak
için başka ülkelere gitmeye başladılar. O zamanlar, bu konuda birkaç yazı
yazmıştım. Ancak ısrar edersem ''mafyanın adamı'' derler, korkusuyla ben
de fazla uzatamadım.
O dönemdeki amaç da aynıydı. Birtakım ''muhteremler'' , insanların ne
yapması ve ne yapmaması konusunda karar verme yetkisinin kendilerinde
olduğunu düşünüyorlardı. Ve uygulamaları, maalesef böyle bir yetkilerinin
de olduğunu gösterdi.
ZİNAYA DEĞGİN...
07/09/2004
Cumhuriyet
Köşe Yazısı
****
İnsanlar arasındaki meşru ya da gayrimeşru gönül ilişkileri, sadece ve
sadece o insanları ilgilendirir. ''Zina'' diye bir suç, modern
devletlerin yasalarının hiçbirinde mevcut değildir (ABD örneğini
vermeyin. Çünkü ABD modern bir devlet değildir).
Böyle bir ilişki evli çiftler arasında (eğer çiftlerden biri isterse)
boşanma sebebidir. Onun dışında, rüştünü kazanmış insanların ilişkileri,
sadece onları ilgilendirir. Böyle bir düzenlemeyi, yani zinayı (her ne
demekse) suç ilan edip, hapis cezası öngörmenin, hiçbir mantıklı
açıklaması olamaz. Zira, böyle bir düzenlemeyle, gayrı meşru ilişkilerin
azalacağını zannetmek, doğru değildir. Örneğin, hırsızlık suçtur ve doğal
olarak hapis cezasını gerektirir. Fakat hapis cezası olduğundan ötürü,
hiç kimse hırsızlığın ortadan kalkacağını beklemez. Aynı şey bu türden
ilişkiler için de söz konusudur.
****
Devletin neşter vurması gereken sayısız yara varken, insanların yatak
ilişkileriyle uğraşması, tek kelimeyle ''abukluk'' tur. Devletin,
dilendirtilen çocukların vicdansız ailelerine hiçbir yaptırım öngörmezken
ve bu konuda ceza yasasına ek maddeler koymayı düşünmezken, böyle
konularla uğraşması çok anlamsızdır.
Yukarıda da vurguladığım üzere; buradaki amaç, insanların özel
yaşamlarına müdahale etmek isteyen, ''tutucu'' ve ''gerici'' zihniyeti
yaşama geçirmektir. Allah bu insanlara fırsat vermesin. Yakında;
giyimimize kuşamımıza da karışmaya, ne yiyip ne yemememiz gerektiğini
belirlemeye ve özellikle, ne içip ne içmememiz gerektiğine karışmaya
çabalayacaklardır. Ancak umalım ki, güçleri yetmesin.
Fukaranın ekmeğinden çalan ve 200 gr. olması gereken ekmeği 150 gr.
üreterek satan fırıncıya hapis cezası düşünülmezken; milletin milyarlarca
dolarlık servetini iç edip, havaalanlarında VIP salonlarını kullanan
yüzsüzler, ellerini kollarını sallayarak dolaşırken, zinaya hapis cezası
getirmenin hiçbir mantığı olamaz...
Eğer amaç, imam nikâhlı ''muhteremleri'' resmi nikâh yapmaya zorlamaksa,
o kadarını bilemem...
***********************************************************************
BAKAN ÇİÇEK HİÇ DEĞİŞMEDİ
07/09/2004
Cumhuriyet
Haber
CEMİL ÇİÇEK
TÜRK CEZA YASASI VE ZİNA TARTIŞMALARI
Adalet Bakanı Cemil Çiçek, 14 yıl önce ''Flörtün fahişelikten ne farkı
var'' demişti. Çiçek'in sözlerine gelen sert eleştiriler arasında ''Türk-
İslam sentezine uygun olarak cinsiyet ayrımcılığı'' yapmak da vardı.
Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Vakfı'ndan Müjde Bilgütay, ''Kafa
aynı kafa. AKP'nin kendini ilerici bir parti olarak gösterme çabası,
TCY'de yapmaya yanaşmadıklarıyla suya düşmüştür'' dedi.
Adalet Bakanı Cemil Çiçek 'in aileden sorumlu devlet bakanı olduğu 1990
yılında ''Flörtün fahişelikten ne farkı var'' sözlerinin üzerinden 14 yıl
geçmesine karşın, zina tartışmasıyla birlikte ''kadın düşmanı
zihniyetinin'' kendini gösterdiği belirtiliyor. Çiçek 1990 yılında
Cumhuriyet 'e verdiği demeçte ''evlilik öncesi ilişkiler'' hakkındaki
görüşlerini şu sözlerle açıklamıştı: ''Bu, hayvani içgüdülerle insanların
birbirine yaklaşmasıdır. Konfeksiyoncu dükkânı mı bu! Sık sık elbise gibi
BAKAN ÇİÇEK HİÇ DEĞİŞMEDİ
07/09/2004
Cumhuriyet
Haber
değiştiresin. Bunu kabul etmek mümkün değil. Flörtün fahişelikten ne
farkı var? Sonuçta bunda hep kadın zararlı çıkıyor.''
Cemil Çiçek'in bu sözlerine tepki gösterenler arasında dönemin SHP Gölge
Kabine Kadın Sorunları Bakanı Jale Candan da vardı. Candan, ''Cemil Çiçek
herhalde çağdaş dünyadan habersiz. Türk-İslam sentezine uygun olarak
getirdiği bu tür cins ayrımcılığına katılmak kesinlikle mümkün değil''
demişti. Çiçek'i eleştirenler arasında yer alan dönemin SHP İzmir
milletvekili Birgen Keleş de ''Böylesine çağdışı bir insanın aile kurumu
gibi bir konuda, kadınları ilgilendiren bir konuda görev yapıyor olması
büyük bir talihsizliktir'' demişti.
Kadının İnsan Hakları- Yeni Çözümler Vakfı'ndan Müjde Bilgütay , AKP'nin
TCY Tasarısı'ndaki tavrını ''kaşıkla verip sapıyla göz çıkarmak'' olarak
nitelerken, ''Kafa aynı kafa olduğu için namus cinayetini koruyup,
bekâret testlerinin önünü açıyorlar. Göstermelik kâğıt üstünde değişiklik
yapıp ilericiyiz diyorlar, aslında değiller'' dedi.
Zinanın suç olarak tanımlanmasının var olan ''namus-töre cinayetlerinin''
önünü açıp, faillerin haksız fiil indiriminden yararlanmasını da
sağlayacağını vurgulayan Bilgütay, ''AKP'nin kendini ilerici bir parti
olarak gösterme çabaları, TCY'de yapmaya yanaşmadığı değişikliklerle
tamamen suya düştü'' diye konuştu.
Kadınlarla Dayanışma Vakfı'ndan (KADAV) Zelal Ayman , ''Devlet
röntgencilikten vazgeçsin'' diyerek tepkisini dile getirirken, ''Adalet
Bakanı Cemil Çiçek, 15 yıl önce kim idiyse bugün de o kişidir. Kadınları
kontrol ve baskı altında tutmanın, siyasi parti ya da bakanılıkla ilgisi
yok. Cinsiyet ayrımcılığı, kadın düşmanlığı, özgürlüğe karşı bakış
yüzyıllarca aynı kalabilir'' dedi. AKP'nin ''AB taraftarı, liberalizm
yanlısı gibi durması tabanıyla arasındaki açıyı arttırıyor'' diyen Ayman,
''Taktik tüm bunlar. Bu madde geçse bile Anayasa Mahkemesi'ne gidecek.
Bizi suni gündemlerle meşgul ediyorlar. Bu tipik cinsiyetçi, kadın
düşmanı kafadır'' dedi.
***********************************************************************
ZİNANIN SUÇ OLAMAYACAĞINI ERDOĞAN VE GÜL’E SÖYLEDİM
07/09/2004
Hürriyet
Haber
GUNTER VERHEUGEN
AB’nin genişlemeden sorumlu yüksek komiseri Günter Verheugen, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’le görüştükten
sonra sivil toplum örgütleri temsilcileriyle bir araya geldi.
Verheugen’in görüşmede, ‘zinanın suç olamayacağını net ifadelerle
Başbakan Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e ilettiğini’
söylediği öğrenildi.
Verheugen, Ankara’daki resmi temaslarını tamamladıktan sonra AB
Komisyonu’nun Ankara Temsilcisi Hans Jörg Kretschmer’in evinde dokuz
sivil toplum örgütünün (STÖ) temsilcileriyle biraraya geldi. Yemekli
toplantıdaki konuşmalarda hükümetin zinanın suç haline getirilmesi
girişimleri ağırlıklı yer tuttu.
Edinilen bilgiye göre Cumhuriyet Kadınları Derneği Başkanı Şenal Saruhan,
Türkiye’deki kadınların haklarının istenilen düzeyde olmadığını,
hükümetin gündeme getirdiği zina suçunun modernlikten ve çağdaşlıktan son
derece uzak olduğunu dile getirdi. Bunun üzerine Verheugen, STÖ
temsilcilerine Erdoğan ve Gül ile yaptığı başbaşa görüşmelerinde bu
konuyu öncelikli olarak gündeme getirdiğini, böyle bir suçun AB normları
ZİNANIN SUÇ OLAMAYACAĞINI ERDOĞAN VE GÜL’E SÖYLEDİM
07/09/2004
Hürriyet
Haber
ile bağdaşmayacağını ve bunun ‘suç’ olarak görülmesinin son derece yanlış
olduğunu, net ifadelerle ortaya koyduğunu söyledi.
***********************************************************************
'İKİ TÜRKİYE'
07/09/2004
Yeni Şafak
Köşe Yazısı
FEHMİ KORU
Bakalım, Ak Parti sonunda iki Türkiye'yi biraraya getirmeyi başarabilecek
mi? En kalkınmışlar dahil hemen her ülkede, biri az gelişmiş diğeri
ileri, biri kırsal öteki kentli, biri geleneksel beriki modern olmak
üzere iki farklı yapılanma görülür. John Kerry'nin başkan yardımcısı
adayı John Edwards, bu konuyu, 'iki Amerika' başlıklı konuşmasıyla ABD
seçim kampanyasına da sokmaya çalıştı. Ancak, Türkiye'deki 'ikili
görüntü', hem mâhiyet itibariyla başka ülkelerden biraz farklı, hem de
daha vahim sonuçlar doğurabilecek ciddiyettedir...
Şu sıralarda hararetle tartıştığımız 'zina' konusu bu ikili görüntünün en
çarpıcı biçimde dışa vurmasını sağladı. 'Zina' kavramının 'dinî' yüzü
tartışmanın gerçek zeminini görmemizi engelliyor; medyanın konuya
yaklaşımı ise zihinleri bu yolda daha da bulandırıyor. Oysa, tartışılan
biçimiyle, 'zina', dinin tanımladığı 'eylem' ile bütünüyle örtüşmediği
gibi, getirilmek istenen 'ceza' da dinin öngördüğü olmaktan çok uzak. Bu
açıdan, tartışmayı, farklı bir düzleme oturtmak şart...
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın "Kırsal kesim kadını istiyor" gerekçesi
aslında bir parça da olsa konuya ışık tutuyor. Türkiye'de, sayıları hayli
kalabalık 'muhafazakâr' bir kesim var; bunlar açısından konu 'geleneksel
toplum' değerleri içerisinde bir anlam taşıyor. Dinin de bu anlamın
oluşmasında önemli bir yeri var; ancak bunu İslâm dini ile birebir
irtibatlandırmak da yanlış olur; 'geleneksel toplum' tercihini yapanlar,
dünyanın başka yerlerinde de, dinleri farklı olsa bile, 'zina' kavramı ve
onun zihne çağrıştırdıklarına benzer bir tepki vereceklerdir.
'Geleneksel olanı', iyi eğitim görmemiş, fakir-fukara takımından, sadece
kırsala özgü sayanlar aldanırlar; gelenekselin dinî bağları, hatta sosyal
statüyü çok aşan boyutları da var. Nesiller boyu kentte yaşamış, yurtdışı
eğitimli, gelir düzeyi yüksek, veya Müslüman olmayan pek çok kişi için
de, sözgelimi 'zina' kavramının akla düşürdüğü 'sadakat' ve 'bekâret'
gibi kavramlar, olağanüstü önem taşıyabiliyor... Bunun tersi de elbette
doğru.
Başka ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de, 'geleneksel' olmayan,
tercihleri kalabalıklardan farklı oluşmuş bir kesim de var. Onlar
açısından, 'zina' ve benzeri konular, farklı anlamlar taşımakta.
Gazetelerde ve tv ekranlarında yorum yapanların önemli bir bölümünün
kullandıkları argümanlar, dikkat edilirse, 'modern' olanla yakından
irtibatlı.
İki tarafın da, hem tartışılan konuda hem de başka konularda haklı ve
haksız oldukları pek çok yön bulunuyor. "Geleneksel her konuda haklı"
veya "Modern olan tanımı gereği mutlaka yanlış" demek de doğru değil,
bunların tersini iddia etmek de... Ülkeyi yönetenlerin, bu iki yaklaşım
tarzını dikkatle değerlendirip hemen her konuda en mâkul çözümü bulması
gerekiyor. İktidarların çözümü mâkulde aramak yerine körü körüne
eğilimlerden birine saplanması, bugün olduğu gibi, kafa karışıklığını
artırıyor.
O ünlü "Türkiye'nin özel şartları" da bu bağlamda ayrı bir önem taşıyor.
'İKİ TÜRKİYE'
07/09/2004
Yeni Şafak
Köşe Yazısı
İktidarlar iki taraf arasında keskin bir taraf tuttuklarında sonunda
kendilerini tasfiye edecek süreci kendi elleriyle hazırlamış oluyorlar...
Son elli yılın siyasî olaylarını göz önünde bulundurduğumuzda varacağımız
kaçınılmaz sonuç şudur: Toplumun sayıca çok az ancak müthiş etkili
kesimine kulak vermeyi görev bilen iktidarlar sonunda sandıkta tasfiye
oluyorlar; buna karşılık, toplumun 'modern' ile ilişkili kesimi,
ölçülerini yalnızca geleneksel toplumun öncelik ve tercihlerine göre
oluşturan iktidarları tasfiye edecek yöntemler bulmakta bayağı mâhir...
Çok şey istemek gibi olacak, ama ne yapalım ki şartlar bunu zorluyor: Ak
Parti iktidarına düşen, kulağını iki tarafa da samimiyetle vermesi ve
öncelikleriyle tercihlerini oluştururken çok dikkatli olmasıdır.
Geleneksel her zaman 'haklı' olmadığı gibi, 'modern' de ne talep ediyorsa
her zaman aksini yapmak gerekecek kadar yanlış olmayabilir.
Ak Parti daha kuruluşundan itibaren 'iki Türkiye'yi tekleştirme formulünü
bulduğu iddiasıydı; aman ne yapıp edip o iddiasını kaybetmesin...
***********************************************************************
DURDUK YERDE BAŞINA İŞ AÇMAK!
07/09/2004
Milli Gazete
Köşe Yazısı
ZEKİ CEYHAN
Durduk yerde başına iş açmak hususunda AKP’lilerden daha mahir kimse
olamaz!
Ortada fol yok yumurta yokken, bir sorun icad ediyorlar, sonra da kendi
elleri ile icad ettikleri sorunun altında bocalayıp duruyorlar.
Zinaya ceza verme meselesinde olduğu gibi!
Kimi saftirik müslümanlar “Ne yani zina cezasız mı kalsın” diye
AKP’lileri savunmaya geçmiyorlar mı insanın fıttırası geliyor.
AKP’lilerin cezalandırmak istediği zina ile müslümanların genel anlamdaki
zina tanımı arasında o kadar büyük fark var ki!
İslami literatürde evli olanın da bekar olanın da nikahsız beraberliği
zina olarak adlandırılmıştır.
Ve yasaklanmıştır.
AKP’nin zina tanımında ise sadece evliler hedef alınmıştır.
Bekarların nikahsız beraberliklerine AKP’nin bir şey dediği yok.
Beş yıldızlı otellerde yenilen herzelere de AKP’nin bir şey dediği yok!
Sadece evli olanlar, evli iken bir başkası ile nikahsız beraberlik
yaşarsa cezalandırılacak!
Aslında AKP’liler kendi bindikleri dalı kesiyorlar.
Zira, böyle bir düzenlemenin temel hedefi imam nikahı ile birlikte
yaşayanlar olacak ve AKP’liler arasında bir hayli böyle kişi var.
Evet, imam nikahı yasal değil ama toplumun da bir realitesi. İnsanlar
imam nikahı ile bir araya geliyorlar ve resmi nikahla evli kişiler kadar
ciddi bir biçimde evliliklerini sürdürüyorlar.
Bunların sayısı azımsanacak gibi değil.
CHP’liler imam nikahına pek sıcak bakmamalarına rağmen bu realiteyi
AKP’lilere hatırlatıyorlar ama AKP’liler duymazdan geliyorlar.
Hal böyle olunca eğer TCK’ya bu zina maddesi konulursa, kapsam alanına
hep imam nikahlılar girecek!
Kapı komşusu kızınca şikayet edecek, apartman yöneticisi gıcık kapınca
şikayetçi olacak, çevredeki bakkal, manav, kasap tipini beğenmediği
kişiyi şikayet edecek ve tam bir curcuna yaşanacak!
Gerçekten zina yapanlar ellerini kollarını sallaya sallaya gezerken imam
DURDUK YERDE BAŞINA İŞ AÇMAK!
07/09/2004
Milli Gazete
Köşe Yazısı
nikahı ile hayatını birleştirenler mahkeme mahkeme sürünecek.
Böyle bir düzenlemeye ne gerek vardı? Kimden böyle bir baskı ve istek
gelmişti? Şimdi bunu gündeme taşımanın sırası mıydı?
Dedik ya durduk yerde başına iş açma konusunda AKP’lilerin eline kimse su
dökemez. Durduk yerde başlarına iş açma konusunda pek mahirdirler.
İyi bir şey yapıyoruz diye gelip halının ortasını pisliyorlar.
Sonra temizle temizleyebilirsen! Anlaşılan altından kalkamadıkları pek
çok sorunu ört bas etmek için zina meselesini gündeme getirdiler ama
bunun da altından nasıl kalkacakları belli değil.
***********************************************************************
KADINLAR-AB VE İYİMSERLİK
07/09/2004
Birgün
Köşe Yazısı
METE ÇUBUKÇU
Bu yılın sonunda dananın kuyruğu kopuyor. Türkiye'nin AB serüveni ile
ilgili iki yol görünüyor. Ya AB-Türkiye ilişkileri yeni ve umut verici
bir aşamaya girecek ki bu yöndeki işaretler daha fazla ya da bizi bizle
baş başa bırakacak, yeni bir içe kapanış dönemi söz konusu olacak.
AB-Türkiye ilişkilerinde en can alıcı konulardan birisi de kadın ve
kadınlarla ilgili yasal değişiklikler. Bir süre önce kadınlara yönelik
pozitif ayrımcılığı reddeden AKP şimdi de zinanın suç olması için
günlerdir uğraşıyor; tekrar bekaret kontrolünü getirmek istiyor, flörtü
bile cezalandırmaya hazırlanıyor. Tüm bunların altında ise genel erkek
ideolojisi ve AKP'nin bildik yapısı yatıyor (Çünkü AKP'nin kadınları bile
bu geri yasanın yanında).
Bu yılın sonunda "tarih almak" için çalışan AKP hükümeti kendi tabanına
hoş görünmek için manevralarını sürdürüyor. Bir süre sonra "biz yasayı
çıkarmak istedik ama AB izin vermedi" açıklaması gelirse şaşırmayın. Yani
iki yüzlü ve inandırıcılıktan uzak bir politika izleniyor.
Kadınların ise bu yasaya rızaları yok.
İşte böylesine sıcak bir gündemde kadınlar ve AB tartışılacak, Türkiye'de
kadının konumunu ele alınacak. 13 Eylül Pazartesi günü düzenlenecek,
"Türkiye ve AB'de Kadınlar: Ortak bir Anlayışa Doğru" konulu sempozyuma
Avrupa Kadın Lobisi Başkanı Riviere Zijdel, İşveç Eşit Fırsatlar
Ombudsmanı Borgstörm gibi önemli isimler katılacak. Türkiye'den ise
Feride Acar, Selma Acuner ve Ayşe Bilge Dicleli gibi kadın hakları
savunucuları yer alacak.
Ka-Der ve Eczacıbaşı'nın orta girişimi olan toplantı için kadının
sorunlarını irdeleyen bir de kitap hazırlanmış. Sevgi Uçan Çubukçu, İnci
Kerestecioğlu, Zeynep Forsman ve Özlem Terzi tarafından hazırlanan
kitabın editörlüğünü İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler
Fakültesi'nden Prof. Fatmagül Berktay yapmış.
Kadınlar bu sempozyumda hem "uzun yürüyüşlerini" dile getirecek hem de
yasalardaki eksiklikleri ve hükümetin AB sürecinde kadınlara yönelik
çifte standardını tartışacak.
KÖTÜMSERLİĞİN LÜZUMU VAR MI?
Çevremizde kan gövdeyi götürüyor. Bir yanda, Osetya'daki neye hizmet
ettiği belli olmayan, akıl almaz bir eylem ve katliamla sona eren bir
operasyon, öte yanda, Amerikan işgalinin içinden çıkılmaz bir hale
getirdiği Irak.
Kapitalizm ve onun doymak bilmez iştahının yol açtığı sorularla, İslami
terörün, bu terörü yaratanların ve ABD gibi yine bu terörden beslenen ve
KADINLAR-AB VE İYİMSERLİK
07/09/2004
Birgün
Köşe Yazısı
dolayısıyla dünyayı daha baskıcı bir şekilde yönetmek için fırsat
kollayanlar dünyanın gidişatı ile ilgili karamsarlığımızı arttırıyor.
Kısacası insanlık adına dünyanın hali hiç iç açıcı değil.
Peki ya Türkiye? Türkiye'yi de dünyada olanlardan soyutlamak mümkün
değil. Yani kötümseriz. Ama özel olarak Türkiye solunu düşünecek olursak
Yücel Göktürk'ün deyimi ile "ilkesel bir karamsarlık" söz konusu:"İlkesel
karamsarlık. Türkiye solunun ruh halinin, bazı müstesna dönemler dışında,
tarifi bu galiba. Genç kuşaktan bir arkadaşın söylediği gibi, solun,
solcuların neşesi yok."
Birikim Dergisi işte bu minvalde bir sayı hazırlamış Eylül ayında.
"Türkiye Nereye Değişiyor" derken maksat çubuğu biraz tersine bükmek,
yani şu malum soruyu sormak:"Türkiye'de iyiye giden bir şey yok mu?"
Hayata soldan bakanların dünyayı kötümserlik üzerinden yorumladığını
söylemek(çoğu zaman haklı nedenleri olsa da) yanlış olmaz. Ancak
Türkiye'nin son birkaç yılına baktığımızda "iyimser" olmak için küçük
gerekçelerimiz de var. AB sürecinde beğenelim, beğenmeyelim bir hayli yol
alındı: Yıllardır gerçekleştirilemeyen yasal düzenlemeler yapıldı. Kürt
sorununda görece yumuşama sürecine girildi. Kıbrıs'ta cesur adımlar
atıldı. Kıbrıslıtürkler ve Türkiye ilk kez çözümden yana tavır koydu.
Yıllardır mücadelesi verilen konulardaki bu değişiklikler hiç
küçümsenecek gibi değil. Ve tüm bunlar AB gerekçesi ile hayata geçirilmiş
olsa da gerisinde yıllardır süren çabaların, solun, bu konudaki
mücadelesinin etkisi yadsınamaz.
Birikim Dergisi'nin dosyasında Baskın Oran hoca, AB, Kıbrıs ve Irak
politikalarını değerlendirirken, "bugüne kadar uygulandığı biçimiyle,
AKP'nin dış politikasının tarihsel çizgiye uygun düştüğünü ve olumlu
olduğu" görüşünde. Murat Belge ise lafı doğrudan söylemiş: "Türkiye'de
işler iyiye gidiyor." Söylediklerine katılmamak mümkün değil: İdam
cezasının kalkması, MGK Sekreterliğinin kaldırılması, YÖK'de RTÜK'de
asker asker üyelerin kalmaması.
Zaten tüm bunlar solun da karşı çıktığı oluşumlar değil miydi?
Neticede, her şey yolunda gitmese de sözü Bogota'da bir sokak yazısı ile
noktalayalım: "Kötümserliği daha iyi zamanlara saklayalım."
***********************************************************************
AKP'DE MARJİNALLEŞME TEHLİKESİ
07/09/2004
Milliyet
Köşe Yazısı
MEHMET Y. YILMAZ
Aslına bakarsanız "zina"nın Türk Ceza Kanunu'na bir suç olarak yeniden
sokulması girişimlerine hiç şaşırmadım.
Şaşırmadım, çünkü AKP hükümetinin genel performansına bakınca "icraatın"
bu tür konulara kayacağını başından beri tahmin ediyordum.
Hükümet iktidara geldiğinde iyi bir konjonktür yakalamıştı.
Bir önceki hükümet döneminde hazırlanan ekonomik programın sonuçları
alınmaya başlamıştı. Enflasyon ve faizler düşme eğilimine girmişti..
Hükümet başlangıçta gönülsüz de olsa programı uygulamaya devam etti ve
ekonomik göstergeler Türkiye'nin geleceği için olumlu sinyaller vermeye
başladı.
Ancak şu da bir gerçek: İşsizlik sorunu büyüyerek varlığını muhafaza
ediyor.
Ekonomik göstergelerdeki iyileşme henüz halka yansımadı.
Esnaf halinden mutlu değil.. Özellikle Anadolu'da kısıtlı sermaye
AKP'DE MARJİNALLEŞME TEHLİKESİ
07/09/2004
Milliyet
Köşe Yazısı
olanakları ile faaliyet göstermeye çalışan sanayici ve tüccar da aynı
şekilde şikâyetlerine devam ediyorlar..
Hortumculardan hâlâ hesap sorulabilmiş değil. Ellerindeki bankaları soyup
içini boşaltanlar eski tatlı hayatlarını sürdürmeye devam ediyor. Banka
soyguncularından çaldıkları paralar tahsil edilemedi.
Büyük önem verilen özelleştirme faaliyetleri tıkanmış durumda.
Bütün bunların üzerine birçok vatandaşımızın yaşamına mal olan "hızlı
tren" beceriksizliğinin eklendiğini de hesaba katmak gerek..
Sadece boşanma nedeni
Tek başına iktidar olduğu halde bu önemli konuların hiçbirinde kayda
değer bir ilerlemeyi sağlayamayan hükümetin, işi döndürüp dolaştırıp
ideolojik temelleri de olan bu tür konulara getirmesi kaçınılmazdı.
AKP zannediyor ki bu tür girişimler, kendisine umut veren kitlelerdeki
hayal kırıklığını giderebilir, geniş kitleler bu tür yasal düzenlemelerle
tatmin edilebilir.
Anayasa Mahkemesi önce 1996'da, sonra 1998'de verdiği iki ayrı kararla
ceza yasalarımızdan "zinanın suç olduğuna ilişkin" hükümleri kaldırdı.
Yani yaklaşık 8 yıldır Türkiye'de "zina" suç değil. Sadece bir "boşanma
nedeni"..
Sekiz yıldır sırf bu nedenle zina olaylarının arttığına ilişkin nasıl bir
veri var elimizde? Ya da, Türk halkının en önemli sorununun "zinanın suç
sayılması" olduğunu gösteren hangi araştırma sonucu?
'İkinci' yola sapmak
Seçimlerden sonra AKP'nin önemli bir dönemeçte olduğunu yazmıştım.
Şöyle düşünüyordum: Eğer AKP geniş halk kitlelerinin sorunlarını çözer,
ekonomik rahatlamayı sağlar, toplumu kemiren ve halkta isyan duyguları
yaratan yolsuzlukların üzerine gidebilirse bir merkez partisine dönüşür
ve uzun yıllar Türkiye'nin en büyük partisi olma özelliğini korur.
Eğer AKP iktidarı bunu başaramazsa, başarıyı kendi tabanı saydığı küçük
bir kitleyi mutlu edebilecek "marjinal" politikalarda aramaya yönelir,
bunun sonucunda marjinal bir parti durumuna düşer.
Öyle görünüyor ki AKP yönetimi içindeki bazı aşırı unsurların da
etkisiyle ikinci yola doğru yöneliyor.
Durduk yerde "imam hatip tartışmaları" çıkarılmasının nedeni de bu,
TCK'ya son anda "zinanın suç sayılması" türünden maddeler sokuşturulmaya
çalışılmasının nedeni de bu..
Bu politikayla AKP yönetimi belki tabanındaki bazı aşırı unsurları tatmin
edebilir ama Türkiye'nin "muhafazakâr" çoğunluğuna hitap eden bir parti
olmayı başaramaz.
mehmet.yilmaz@milliyet.com.tr
***********************************************************************
ZİNAYA PARA CEZASI
07/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
GÜLAY GÖKTÜRK
Önce bir noktayı netleştirmekte yarar var:
Muhalefetin, zina tartışmasını bahane ederek, Ak Parti'ye karşı malum
"şeriat özlemi" saldırısını başlatması, bu tartışmayı da yine bir rejim
tartışması olarak sunmaya çalışması, hem haksızlık hem de
samimiyetsizlik.
Haksızlık, çünkü zinanın suç sayılıp sayılmaması, Türkiye'yi de,
Müslümanlığını da aşan evrensel bir tartışma.
ZİNAYA PARA CEZASI
07/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
Türkiye'de zina, doğan yasal boşluk nedeniyle beş yıldır suç değil. Beş
yıl önceye kadar yine şikayete bağlı bir suçtu. Beş yıl önce Türkiye
şeriatla mı yöneliyordu?
Ya da Fransa'da zina 1975 yılına kadar suçtu. 1975 öncesi Fransa'da
şeriat mı vardı?
Dolayısıyla, konuyu bu şekilde ucuz siyaset malzemesi yapmadan tartışmak
ve hakkaniyetli davranmaya dikkat etmek gerekir.
X x x
Sayın Bakan Cemil Çiçek, zina konusunda toplumda ve Meclis'te bir uzlaşma
gayreti içinde olacaklarını, esnek davranacaklarını ve bir ortayol için
çalışacaklarını söylüyor.
Bana kalırsa, herhangi bir uzlaşma noktası bulabilmek için, önce bu
tartışmalı "suç"un tanımında anlaşabilmemiz gerekir. Zina, kişiye karşı
işlenmiş bir suç mudur; topluma karşı işlenmiş bir suç mu?
Ak Parti, hem bu suçun şikayete bağlı bir suç olacağını söylüyor, hem de
kendi tezinin savunusunu yaparken sürekli olarak "aile birliğinin
korunması" gibi bir amaçtan bahsediyor.
Böyle şey olmaz. Bu açık bir çelişkidir.
Zinanın şikâyete bağlı suç olması demek, suçun topluma karşı değil,
sadece bir kişiye, aldatılan eşe karşı işlendiğini kabul etmek demektir.
O zaman da yasal düzenlemenizin amacı, sadece mağdur olan eşin haklarını
korumak olur, "aile birliğini korumak" gibi bir amaçtan da söz
edemezsiniz. Eğer, aile birliğinin korunmasını temel amaç olarak
koyuyorsanız, o zaman zina suçunu esas olarak, aldatılan eşe karşı değil,
topluma karşı bir suç sayıyorsunuz demektir; o zaman da savcıların re'sen
harekete geçmesini, kamu davası açılmasını savunmanız gerekir.
Bence eğer bir uzlaşma olacaksa önce bu noktada olmalı, zinanın toplumla
ya da devletle bir ilişkisi olmadığı kabul edilmeli... Eğer yasal
düzenleme yapılırken, aileyi korumak, toplumun ahlakını korumak, kamu
düzenini korumak gibi amaçlar belirlenirse, devletin özel hayata her
alandaki müdahalesi için de meşru bir temel yaratılmış, devlete ahlak
bekçiliği gibi bir misyon yüklenmiş olur ki bunun altından kalkmak çok
zor olur.
Evet, her sözleşme karşılıklı bir takım yükümlülükler getirir. Evlenme de
iki kişi arasında yapılan bir sözleşmedir ve bu sözleşme sadakati de
içerir. Bu yüzden taraflardan birinin sözleşmeyi bozup eşine ihanet
etmesi halinde, mağdur olan tarafın uğradığı zararın tazmin edilmesini
istemesi makuldür. İşte zinayla ilgili yasal düzenlemenin mantığı bu
olmalıdır.
Peki aldatılan eşin mağduriyeti nasıl tazmin edilebilir?
İlle de hapisle mi? Hapis cezası kızgın eşin içini soğutur belki ama, hiç
suçu olmayan yeni mağdurlar - örneğin çocuklar - yaratmaz mı? Kanun
yapıcı, annesi ya da babası zinadan hapse düşmüş olmanın bir çocuğun
ruhunda nasıl travmalar yaratacağını hesaba katmak zorunda değil mi?
Bana kalırsa, bugünkü düzenlemeler içinde, ihanet eden eş zaten
nafakasız- tazminatsız boşanma gibi bir yaptırımla karşı karşıya. Buna ek
olarak, aldatılan eşin maddi ve manevi zararlarını tazmin etmek için para
cezaları düşünülebilir. Bu cezanın miktarı, zinanın yapılış tarzına,
aldatılan eşin maddi ve sosyal durumuna, onurunun ne kadar kırıldığına vs
bakılarak mahkemeler tarafından farklı takdir edilebilir.
Denecek ki, bir erkeğin ya da kadının onurunun kırılmasının,
aşağılanmasının karşılığı parayla ödenebilir mi? Ama unutmayın ki, bir
insanı en ağır iftiralarla suçlamanın, en ağır hakaretleri etmenin, basın
yoluyla milyonlarca kişi önünde "hırsız" diye ilan etmenin cezası da
yalnızca para cezası...
ZİNAYA PARA CEZASI
07/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
Çağdaş ceza hukukunun hürriyeti bağlayıcı suçların sayısını azaltmaya ve
hapis yerine tazminat cezalarına ağırlık vermeye doğru çevrildiği bir
çağda zina konusunda tersine gidişte ısrar etmek yerine böyle bir "orta
yol" bulunabilir sanırım.
***********************************************************************
HAK MI, SUÇ MU?
07/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
RAUF TAMER
Koskoca TCK, zina için mi revize ediliyor?
14 Eylül'de Zina Kanunu için mi toplanıyor Meclis?
İspanya Basını böyle yazdı diye Abdullah Gül çok üzgün...
İspanya Basını ne yapsın?
Türk Basını sanki farklı şey mi yazıyor?
"Yazmayın" deseniz, haydiii, bu def'a da "vay, sansür ha" diye
bağıracağız.
........
En güzelini dün Haber Türk'te Ali Saydam söyledi.
Mealen dedi ki:
-Zannedersiniz, birdenbire zina patlaması oldu. Ülkede öyle çılgın bir
zina salgını baş gösterdi ki, devlet müdahale etmek zorunda kaldı.
Harika...
Ama bir küçük ilave de ben yapayım: Zina'nın en yaygın olduğu yer, bizim
Basındır Ali'ciğim... Özellikle üst yönetimler...
Oradaki patlama topluma sirayet eder diye bir ihtimal, devlet sahiden
müdahale etmiş olabilir... Evet. Basında şüpheli bir durum var. Yoksa,
zina'yı bu derece cansiperâne savunmanın hikmeti ne ola ki?
............
Bu kadarcık bir şakadan sonra, şimdi şunu vurgulayalım:
Meclis, Zina Kanunu için toplanmıyor.
Ama zina'yı sırf bekârların tekelinde tutmak, imtiyazlı bir sınıf
getirebilir diye endişe ederim. Nerde kaldı eşitlik ilkesi?
*
Dönelim plağın tersine.
Çünkü başka versiyonlar da var.
Zina gibi hırsızlık da suçtur.
Suçtur ama dünyanın en büyük hırsızları bu ülkede yaşıyor.
Yakalananlar cezaevini boyluyor.
Yakalanmayanlar ise saygın bir biçimde hayatlarını sürdürüyor.
Demek ki...
Boşuna tartışıyoruz.
Zina'yı bir güzel sanatlar haline getirenler için karada ölüm yok. Atışa
devam.
Şu atasözlerine bakar mısınız:
-Karda yürü, izini belli etme.
-At binenin, kılıç kuşananın... vs.
Afferin size.
Ama zamane çapkınları, uçkurlarının keyfini bile devlet teminatı altına
sokmak istiyorlar.
Yok öyle şey.
Bileğine güvenen borazancıbaşı... Güvenmiyorsanız, bu işlere iç
heveslenmeyin.
HAK MI, SUÇ MU?
07/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
Seks yapılırken kanun güvencesi'ne sığınmak var mı? Öyle çapkınlığı dedem
de becerir... Marifet devlete rağmen çapkınlık... Ne keyif ama.
..............
Görüyorsunuz ki, demagoji bitmiyor.
Zina yanlıları kadar zina karşıtları da argüman üretiyor.
Sürekli laf, laf, laf...
Demek ki, hepimizin birden çenesine vurdu... Devletin yerinde olsam
"bunlardan zarar gelmez" deyip müdahaleden vazgeçerim azizim.
***********************************************************************
ZİNADAN ÖTE
07/09/2004
Halka ve Olaylara
Tercüman
Köşe Yazısı
ERGUN GÖZE
TÜRK Ceza Kanunu değişti riliyor. Bunun için Meclis toplantıya çağırıldı.
Hükümetin durup durup zinanın suç sayılıp sayılmaması meselesini ortaya
atması üzerine münakaşalar alevlendi... Halbuki tam bir gündem değiştirme
ve hızlı trenin hızının sıfıra inmesi dolayısıyla kaybedilen prestijin
kısmen geri kazanılması için bir oyun olduğu apaçık belli olan bu
girişimin münakaşası, aslında ana meseleyi gölgede bırakmakta hatta
unutturmaktadır...
Ana mesele Türk Devleti'nin ve milli iradenin bağımsızlığıdır.
Devlet şu üç kuvvetin toplamıdır; Yasama, yargı ve icra... Şu son
senelerde yürütme pejoratif manada çok uygulama gördüğü, milletin nesi
varsa yürütüldüğü için yürütme yerine icra dedim.
Monteskiyö'nün (Montesquieu) hatırası olan bu üçlemenin birincisi ve en
önemlisi yasamadır ve TBMM'ye aittir. Bu da TBMM, ancak milletin istediği
kanunları yapar demektir. Dış güçlerin arzusu ve iradesiyle değil, milli
iradeyle hareket eder demektir. Şimdi biz biliyoruz ki ve açıkça da beyan
edilmiştir ki bu değişiklikler, Avrupa Birliği'ne girmek istendiği ve AB
şart koştuğu için yapılmaktadır. O zaman milli irade, milli egemenlik
nereye gitmiştir sorusu akla gelmektedir. Bu misalde, bu sorunun cevabı
yoktur. TBMM duvarında yazılı hakimiyet kayıtsız ve şartsız milletindir
formülü havada kalmıştır. Hakimiyet ancak AB standartlarına uyduğu ölçüde
milletindir haline gelmiştir. Gerçi, buna karşı 'Efendim, bu devirde
hakimiyet mefhumu değişmiştir' gibi yaveler öne sürülüyorsa da,
yeryüzünde hakimiyetinden bu denli vazgeçen başka bir ülke mevcut
değildir. Tam aksine herkes, daha çok bağımsız olmaya çalışmaktadır.
Bunun bir yolu da, göze kestirilen ülkelere, bize yapıldığı gibi, kendi
standartlarını kabul ettirerek hakimiyet kurmak ve bağımsızlığını
dikleştirmek şeklinde olmaktadır.
Kanunların manası
AYRICA şu bir sosyolojik gerçektir ki, kanunlar maşer-i vicdana ve sosyal
yapıya uygun olmadıktan sonra, bir mana ifade etmezler. Halbuki
görmekteyiz ki yapılan kanunlarla sosyal yapı bir noktaya getirilmek
istenmektedir. Hem demokrasiye, hem de ilmin verilerine taban tabana zıt
suni bir durum söz konusudur burada. Anayasaya koysanız, zina en büyük
fazilettir, diye bu millet zinayı rezalet olarak görmeye devam edecektir.
Bundan çıkan netice şudur...
Zinanın suç kabul edilmesi önce bir psikolojik durumdur. Kanunlara da
öyle geçmesi, bu psikolojiyi destekleyecektir. Uygulaması, izne tabi olup
olmaması vs. ayrı bir meseledir. Önce ahlak” kaideyi koymak gerektir.
ZİNADAN ÖTE
07/09/2004
Halka ve Olaylara
Tercüman
Köşe Yazısı
Zina suç olmasın diyenler hukuki değil, ahlak” bir hedefi gözetmekte ve
bombardıman etmektedirler. Ahlaktan tamamen soyutlanmış bir hukuk olamaz.
Bankaların hortumlanması nasıl bir ekonomik felaketse, milli ahlakın
temellerinin inkarı da daha büyük bir ahlak” felakettir. Ahlakın sadece
bu noktada olmadığını öğütlemeye kimse kalkmasın, onu herkes bilmektedir.
Ama burada başlayıp burada da bittiği de bilinmektedir.
Vazı-ı kanun
HUKUK tekniğiyle alakalı bir hususu da anlatayım. Mahkemeler çoğu kere,
bir kanunu tatbik ederken, tereddüde düşerler ve yorumlamak için Vazı-ı
Kanun bu maddeyi sevk ederken ne istemişti? Onu ararlar. Zina vesaire
gibi, ahlaka taalluk eden konularda bu araştırma bizi Avrupa Birliği'ne
girmek için cevabına götürürse, hukuki mefhum siyasiye dönüşür ve
bozulur. Zira böyle bir hukuki gerekçe ancak ekonomik ilişkileri tanzim
eden kanunlar için geçerli olabilir. Kaldı ki Avrupa Birliği'ne girişin
referanduma arzı da söz konusu olduğuna göre, aile, şahsın hukuku vs.
gibi, tarihi ve ahlaki kökleri olan konularda AB'ye girmek için yapılan
fedakarlıklar sadece siyasi sahada kalır ve hukuk sosyolojisi bakımından
bir değeri olamaz. Devletin ve milli varlığın değişirleri vardır,
değişmezleri vardır. Değişirlerin hatırı için değişmezleri feda etmek,
hem gerçeğe, hem milli menfaatlere, hem de akla aykırıdır.
Yasamayı böylece dış tesirlere açık bırakırsanız yargıyı da, yasamanın
yaptığı kanunları tatbik edeceğine göre ayni şekilde, boyunduruk altına
almış olursunuz. Çünkü bütün mahkeme kararları, şöyle bir cümleyle
başlar:
-Türk Milleti adına icrayı kaza eden İstanbul....... mahkemesi.
Halbuki bu dış müdahalelerden sonra Türk Milleti adına değil, Avrupa
Birliği adına icrayı kaza edilecek demektir. Akıl almaz bir yatıklık söz
konusudur... Zinadan da öte.
***********************************************************************
GERİ SAYIM BAŞLADI...
07/09/2004
Türkiye
Köşe Yazısı
İSMAİL KAPAN
Türkiye’nin Avrupa Birliği ile münasebetlerinin seyri açısından dün
gerçekten önemli bir gündü. İlk olarak “Akil Adamlar Komisyonu”nun
Türkiye hakkındaki raporu açıklandı. Bu rapor resmi bir nitelik taşımasa
da, sembolik olarak çok önemli ve bundan tam bir ay sonra, yani 6 Ekim’de
açıklanacak olan AB Komisyonu’nun resmi raporunun şekillenmesine de etki
edecek bir muhtevaya sahip... Bir kısmı halen Avrupa Birliği’nin çeşitli
kurumlarında görev yapan, geriye kalanları da Avrupa ülklerinde çok
parlak kariyere sahip ve politika sahnesinde saygın isimlerden teşekkül
eden; (ki, bunların arasında Finlandiya eski Cumhurbaşkanı Martti
Ahtisaari, Fransa eski Başbakanı Michel Rochard, Hollanda eski Dışişleri
Bakanı Hans Van den Broek de yer alıyor.) “Akil Adamlar Komisyonu”
üyeleri, bu raporla Türkiye’nin AB üyeliğine objektif bir katkı sağlamak
istediklerini beyan etti. Ve Türkiye’nin Avrupa için bır fırsat olduğunu
vurguladı. Özellikle medeniyetler çatışması tehlikesine bir set çekilmesi
noktasında bunun önemine dikkat çekildi. Son derece önemli açıklamalar...
Komisyon Başkanı ve Finlandiya eski Cumhurbaşkanı Ahtisaari, aralık
ayında Türkiye’ye mutlaka müzakere tarihi verilmeli derken, yakın zamana
kadar ülkemizin üyeliğine şaşı bakan Fransa’nın eski başbakanı Michel
GERİ SAYIM BAŞLADI...
07/09/2004
Türkiye
Köşe Yazısı
Rochard da, “Türkiye’nin üyeliği Avrupa’ya yük getirmez...” dedi. AB
Komisyonu eski üyesi ve Hollanda eski Dışişleri Bakanı Hans Van Der Broek
da, Türkiye’nin Kopenhag Kriterleri çarçevesinde gerekli bütün
çalışmaları yaptığını ifade etti. Son zamanlarda, AB üyesi ülkelerin üst
düzey yetkililerinin de bu paraleldeki açıklamaları peş peşe geliyor ve
Avrupa cenahında, özellikle Brüksel cephesinde, Türkiye için havanın
olumlu yönde çok değiştiğini müşahede ediyoruz.
Bu arada dün Türkiye’ye gelen AB’nin genişlemeden sorumlu komiseri
Verheugen de, altı Ekimde yayınlanacak Komisyon raporunun adil ve
tarafsız olacağını, raporda Türkiye için yeni herhangi bir şart veya
gerekçenin yer almayacağını, bu konuda masada yeterince veri bulunduğunu
ve kendisinin, üyelik müzakeresinin ertelenmesine veya askıya alınmasına
kesinlikle karşı olduğunu çok net bir şekilde dile getirdi. Bütün bu
gelişmeler, Türkiye’ye müzakere tarihi verilmesinin artık kesinleştiğine
dair göstergeler. Zira dikkat edilirse, artık Türkiye’ye tarih verilsin
veya verilmesin konusu konuşulmuyor. Şimdilerde tartışma konusu olan şey,
tarih verilmesiyle ilgili detaylar ve müzakere sürecinde takip edilecek
yöntemler.
Ancak bütün bunlara rağmen, henüz hiçbir şey bitmiş değil. Altı Ekim ve
Onyedi Aralık tarihleri, AB süreci için iki dönüm noktası. Altı Ekim’e ve
17 Aralık’a kadar yapılması gereken şeyler var. Bu hususta hem resmi
devlet kurumlarına, hem de sivil kitle örgütlerine düşen görevler var.
Elbette bunların ne olduğunu ilgili çevreler çok iyi biliyor. Bunda
herhangi bir tereddüt yok. Ama, yapılması gereken çalışmaların hayata
geçirilmesi hususunda büyük dikkat ve hassasiyet gerekiyor. Zira bu geri
sayımda kritik tarihler hızla yaklaşırken, Türkiye’nin artık yanlış yapma
lüksü yoktur. Meydana gelebilecek kayıp veya kayıpların telafisi de
yoktur. Son pişmanlık da fayda vermez!..
Onun için; son günlerde zina konsundaki spekülasyonlar için büyük efor
sarfeden çevreler, biraz da bu konuya dikkat kesilebilirse ülke yararına
olur. İçeride birbirimizle uğraşırken, dışarıda tetikte bekleyen
odaklardan gol yemeyelim. Fırsatı kaçırmayalım ve bugüne kadarki
kayıplardan artık bir ders çıkardığımızı ortaya koyalım. İş işten
geçmeden...
***********************************************************************
AB RAPORU İÇİN AK PARTİ UMUTLU CHP TEMKİNLİ
07/09/2004
Star
Haber
ABDÜLKADİR ATEŞ
MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU
GUNTER Verheugen’in, İlerleme Raporu ile ilgili yaptığı açıklamalarına
iktidar ve muhalefet partileri farklı tepki verdi. CHP, sözleri samimi
bulmazken, AKP önemli gelişme olarak değerlendirdi.
Avrupa Komisyonu Parlamenterler Meclisi Delagasyonu Türk Üyesi, CHP
Milletvekili Abdülkadir Ateş: AB denetiminden çıkmamıza rağmen, Avrupa
Komisyonu toplantılarında bazı konular sık sık gündeme getiriliyor.
Ekim’de yayınlanacak ilerleme raporunda, ifade özgürlüğünün önündeki
engellerin kaldırılması, kadının toplum hayatında etkin bir yere
getirilmesi ve köye dönüş ile ilgili konuların yer alabileceğini tahmin
ediyorum. Kadınlarımızın eğitim durumlarının düşük olması, toplum
hayatında daha etkin bir hale getirilmeleri için istemleri vardı. Hiçbir
engelle karşılaşmayacakmışız gibi bir tablo çiziliyor. Ülke olarak buna
AB RAPORU İÇİN AK PARTİ UMUTLU CHP TEMKİNLİ
07/09/2004
Star
Haber
hazırlıklı olmalıyız. Tüm bunların yanı sıra zina konusunun da
Türkiye’nin gündemine yerleşmesi de kadın hakları ile ilgili tereddütleri
artırabilir.
‘Rapor olumlu olacak’
Avrupa Komisyonu Parlamenterler Meclisi Delegasyonu Türk Üyesi, AKP
Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu: Ekim’de yayınlanacak raporda ciddi bir
problem ile karşılaşacağımıza inanmıyorum. AB yetkilileri, köye dönüş
konusunu değerlendirmek için bölgeye gittiler. Olumlu bir izlenim ile
döneceklerini tahmin ediyoruz. Kadın statüsü ile ilgili olarak düzenlenen
kanun tasarısı hazır. Yakın bir zaman içerisinde kanunlaşır. İfade
özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması ile yapılan değişiklikler
ise herkes tarafından biliniyor. Bu gelişmeler Türkiye lehine, Olumlu bir
rapor yayınlanacağına inanıyorum’ dedi.
***********************************************************************
TCY'DE ZİNANIN SUÇ KAPSAMINA ALINMASI : CHP ENGEL OLMAYACAK
07/09/2004
Cumhuriyet
Haber
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal , yeni Türk Ceza Yasası'yla (TCY) zinayı
suç kabul etmeye çalışan AKP'lilere engel olmayacaklarını açıkladı.
Baykal, ''Yasaklamayı istiyor olmanızı anlayışla karşılayabiliriz ama
buna karşılık yapacağımız şey sabote etmemektir. Oy vermeyiz, fakat
sabote etmeyiz'' dedi.
Baykal dün bir televizyon programında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
TCY tasarısında konulmaya çalışılan zinaya ilişkin tartışmaların
anımsatılması üzerine Baykal, tasarının mükemmel olduğunu söylemenin
mümkün olmadığını ifade etti. Tasarıya iyi niyetle katkı yaptıklarını,
konunun AB açısından da önemi bulunduğunu belirten Baykal, ''O nedenle bu
kotarıldı'' dedi. Parlamentoda AKP'nin sayısal anlamda üstünlüğü
bulunduğuna dikkat çeken Baykal, ''Bize, 'Zinayı yasaklamak istiyoruz'
dediler. Biz de 'Yasaklamanıza katkı vermek durumunda değiliz.
Getireceğiniz düzenlemeyi, Ceza Kanunu'nu engellemek, her maddesinde söz
alıp çıkmasını engelleyecek noktaya çekmeyi öngörmeyebiliriz. Ama
düzenlemenin anayasaya aykırı olmaması lazım' dedik'' diye konuştu.
Baykal CHP'nin hiçbir zaman ''gelin zinayı birlikte yasaklayalım''
demediğine dikkat çekerek ''Oy vermeyiz, fakat sabote etmeyiz'' görüşünü
savundu.
***********************************************************************
AVRUPA TCY DEĞİŞİKLİĞİNİ İZLİYOR
07/09/2004
Cumhuriyet
Haber
Verheugen: Cinsiyet eşitliği ve kadın haklarındaki hassasiyetimiz sürüyor
Başbakan Tayyip Erdoğan 'ı cinsiyet eşitliği ve kadın hakları konusunda
uyaran AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen,
''Bundan sonraki hassasiyetimiz yine toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın
hakları üzerinde olacak'' dedi. Verheugen, zina konusundaki tartışmaları
izlediğini, tasarının TBMM'den geçmesinin ardından AB'ye uygun olup
olmadığını inceleyeceklerini söyledi.
AKP iktidarının zinanın suç olması yönündeki girişimi üzerindeki
tartışmalar artarak sürüyor. AB Komisyonu kaynakları, TCY'de zina cezası
tartışmasının ''Türkiye'nin imajını sarstığı'' değerlendirmesini
yaparken, Ankara'yı ziyaret eden Verheugen, hükümeti güç durumda
AVRUPA TCY DEĞİŞİKLİĞİNİ İZLİYOR
07/09/2004
Cumhuriyet
Haber
bırakmamak için kameralar önünde yorum yapmaktan kaçındı. Verheugen, buna
karşın Erdoğan ile görüşmesinde kadın hakları konusunda uyarıda bulundu
ve namus cinayetleri konusunda da hassasiyetlerini iletti.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile görüşmesinin ardından gazetecilerin
sorularını yanıtlayan Verheugen, TCY'de zina cezası tartışmalarıyla
ilgili bir soru üzerine, bu konuya herhangi bir şekilde müdahale etmenin
uygun olmayacağını düşündüğünü söyledi. Verheugen, yeni Türk Ceza
Yasası'nın tamamlanmasından sonra inceleyeceklerini ve AB standartlarına
uyumu konusunda bir değerlendirme yapacaklarını kaydetti. AB
yetkilisinin, Gül ile görüşmesinde ise AB'nin kadın-erkek eşitliği
konusuna verdiği önemi vurguladığı ve yasalardan buna aykırı
düzenlemelerin çıkarılması gerektiğine işaret ettiği öğrenildi.
Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu , gazetecilerin soruları üzerine,
zinanın tüm dünya hukukunda şikâyete bağlı bir suç olduğunu ileri sürerek
''Memlekette başka mesele kalmadı mı diye de düşünüyorum. Bu toplumun
başka bir önceliği yok mu?'' görüşünü dile getirdi.
Cumhuriyet Kadınları Derneği (CKD) Genel Başkanı Şenal Sarıhan , zinanın
suç olmaktan çıkarılmasının ardından Türkiye'de bu suçun arttığı ve
yaygınlaştığını söylemenin mümkün olmadığını vurgulayarak, AKP'-nin
''Anadolu kadını istiyor'' savının ise en küçük bir haklılık tarafının
olmadığını söyledi.
'Kadın bilimin ışığı ile buluşturumalı'
Sarıhan şu görüşleri dile getirdi: ''AKP, böyle bir savla önce kadını
mağdur eden bu fiili kadının isteği gibi göstererek kendisine haklı zemin
yaratmaya çalışmaktadır. Sosyal güvencesi olamayan kadınların, kocalarını
cezaevlerine göndermekten sağlayacakları yarar ne olabilir?.'' Erdoğan'ın
zinanın suç kapsamına alınmasıyla kadınların aldatılmaktan korunacağı
yönündeki sözlerine anımsatan Sarıhan, kadınları aldatılmaktan korumanın
tek yolunun bilimin ışığı ile buluşturmak ve ekonmik güvencelerle
donatmak olduğunu söyledi. CHP'nin zina konusundaki tavrını da eleştiren
Sarıhan, ''Bugün sadece şeri hukukun uygulandığı birkaç yerde varlığını
sürdüren zina suçunun yasamızda yer almasını istemek büyük bir
yanılgıdır'' dedi.
Koç: Kadının temel sorunu zina değil
CHP Grup Başkanvekili Haluk Koç , Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin
'in zinanın ilk olarak CHP iktidarı döneminde suç kabul edildiği
yönündeki açıklamasının anımsatılması üzerine, şöyle konuştu:
''Türkiye'de tek parti döneminde çok eşli evliliklerin önüne geçebilmek
için böyle bir uygulama getirilmiş, şimdi sene 2004. Zina boşanma
nedenidir. Ama kadının temel sorunu bu değildir. Bu başbakan
yardımcısının yakın siyasi tarih konusunda ek eğitim alması gerektiğini
ortaya koyuyor.''
***********************************************************************
BELDEN AŞAĞISIYLA SORUNU OLAN DEVLETLER
07/09/2004
Cumhuriyet
Makale
VURAL SAVAŞ
İktidar, Türkiye'yi, zinayı en ağır suçlardan kabul eden Uganda,
Afganistan, İran, Nijerya gibi çağdışı ülkelerin arasına sokmak istiyor
3 Eylül 2004 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan ''Zina Suç
Sayılmalı mı?'' başlıklı makalem geniş yankı uyandırdı.Bu konudaki
açıklamalarıma devam etmeyi, hukukçu olmanın bana yüklediği bir görev
BELDEN AŞAĞISIYLA SORUNU OLAN DEVLETLER
07/09/2004
Cumhuriyet
Makale
sayıyorum.
1964 yılında toplanan ''9. Uluslararası Ceza Hukuku Kongresi''
yeryüzündeki bütün devletlere hitap eden bir bildiri yayımlayarak,
oybirliği ile ''Zinanın suç olmaktan çıkarılmasını'' istemiştir. Fransa
Cumhurbaşkanı Mitterrand 'ın evlilik dışı ilişkisi var. Değil Fransa,
bütün dünya bunu biliyor. Mitterrand öldüğünde, cenazesine evlilik dışı
doğan kızı katılıyor. Kimsenin aklına, ''Mitterrand zinadan dolayı
suçludur'' demek gelmiyor!..
Ya da Alman Dışişleri Bakanı Fischer . Şu sırada herkes Fischer'in
evlilik dışı bir ilişki yaşadığını biliyor. Ama onu zinadan suçlayan tek
bir Alman yok ortada. ( Yalçın Doğan , 4.9.2004, Hürriyet)
BİR MEKTUBUN ANLATTIKLARI
Londra Üniversitesi öğretim görevlilerinden William Hale, Oktay Ekşi 'ye
yazdığı mektupta (3.9.2004, Hürriyet gazetesi), Türkiye'nin de imzaladığı
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8'inci maddesindeki ''Herkes, özel
veya ailevi yaşamına, konut ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına
sahiptir'' yolundaki hükmü hatırlattıktan sonra: ''Ben 'zinanın suç
sayılmasını' doğrusu bu maddede sayılanlarla bağdaştıracak yaklaşımı
anlayamıyorum. Belki 'ahlaki değerleri koruma' dan söz edilebilir. Ne var
ki benim bildiğime göre Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin hiçbirinde böyle
bir anlayış yok. Keza Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin de böyle bir
sınırlamayı 'demokratik toplum' ölçütüne uygun bulacağını hiç sanmıyorum.
'HAPİS CEZASI KABUL EDİLEMEZ'
Keza TBMM'nin, 7 Mayıs 2004'te anayasanın 90'ıncı maddesinde yaptığı
değişikliğe göre 'Türkiye'nin imzalamış bulunduğu uluslararası
antlaşmalar' yasaların üstünde sayılıyor. O nedenle zinayı suç sayan bir
yasayı uygulamayı Türk mahkemelerinin peşinen reddetmesi ve hatta yok ve
geçersiz (null and void) sayması gerekir. Dahası... 'Zina eylemi' yasayla
suç sayılsa ve buna dayanarak birileri mahkûm edilse bile o kişi (kısa
zamanda olmamakla birlikte) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden istediği
hükmü alabilir'' diyor.
İtalya'nın Türkiye Büyükelçisi Marsili, ''Avrupa'da vatandaşını evlilik
dışı ilişkisi nedeniyle hapse koyan hiçbir ülke yok, bunu yapan tek ülke
konumuna düşersiniz'' diyor ve devam ediyor. ''İki yetişkin insanın
ilişkiye girmesi nedeniyle hapis cezasına çarptırılması kabul edilemez.
Boşanma için meşru sebep sayılabilir ama Ceza Kanunu kapsamına girmez.
Dönüp idam cezasını yeniden koymak gibi bir şey. Bunun bir adım ötesi
taşlayıp öldürmektir.'' ( Ruhat Mengi , 4.9.2004, Vatan gazetesi)
AİHM'deki yargıcımız Dr. Rıza Türmen 'in değerlendirmeleri ise şöyledir:
''Gecenin bir yarısı, polis baskınıyla eve girilirse, bu yasalara
aykırıdır. Polis, şikâyete dayanarak da olsa, izinsiz özel hayata
müdahale edemez. Uygulamada sorun yaşanırsa AİHM'den döner.''
Zina suç olmaktan çıkarılmadan, ülkemizde bu suçtan cezalandırılmasına
karar verilenler, tahminlerin çok üzerindedir.
Adalet Bakanlığı verilerine göre, zinanın suç olmaktan çıkarıldığı 1996
yılından önceki 3 yılda, 440 erkek 'zina' suçundan mahkûm oldu. Aynı
dönemde zina yaptığı için mahkûm olan kadın sayısı ise 8 kat daha fazla;
3 bin 557.
İnsanların uçkurunu mesele yapan, zinayı en ağır suçlardan biri kabul
edip, bazen ''ölüm'' , bazen ''kırbaç'' , bazen de ''hapis'' ile
cezalandıran ülkeler şunlar: Uganda, Afganistan, Suudi Arabistan, İran,
Pakistan, Irak, Yemen, Malezya, Lübnan, Cezayir, Suriye, Arap
Emirlikleri, Sudan, Nijerya, Çad, Kamerun, Nier ve Mali.
Şimdi iktidar, Türkiye'yi de bu çağ dışı ülkelerin arasına sokmak
istiyor. Başka bir ifade ile Avrupa Birliği yerine, geri kalmış ülkelerin
BELDEN AŞAĞISIYLA SORUNU OLAN DEVLETLER
07/09/2004
Cumhuriyet
Makale
oluşturduğu ilkel aile fotoğrafında yer alacağız.
Oysa, üyesi olmak için çırpındığımız Avrupa Birliği'nin 25 ülkesi ile
Amerika ve Kanada'da zina sadece ''boşanma nedeni'' . ( Rahmi Turan,
4.8.2004, Gözcü gazetesi) Tarih boyunca, zinanın suç sayılması yüzünden,
insanların başına gelmedik hiçbir kötülük kalmamıştır.
ESKİ UYGARLIKLARDA DURUM
Eski Mısır hukukunda zina eden evli erkek sopayla şiddetle dövülür,
kadınınsa burnu kesilirdi. Benzer cezalar Babil, Asur ve İran'da da
vardı. Hindularda kadın parçalanmak üzere azgın köpeklere atılır, erkek
ise kızgın bir demir yatağa konurdu. Yunan ve Roma hukukunda önceleri
karısı zina eden erkeğe, karısını öldürme hakkı tanınıyordu. Erkek ayrıca
para da isteyebilirdi. MÖ I. yüzyılda Sezar , erkeğin malının yarısının
elinden alınması ve kendisinin de sürgün edilmesi hükmünü getirdi.
Kadının ise çeyizinin yarısına ve mallarının üçte birine el konuyor,
ayrıca sürgüne de gönderiliyordu. Konstantin , hem erkek hem de kadın
için ölüm cezası getirdi. Daha sonraki dönemlerde bu ceza ömür boyu hapse
dönüştürüldü. Jüstinyen ise kadının kamçıyla dövülüp bir manastıra
gönderilmesini; kocaya ise isterse onu iki yıl içinde manastırdan çıkarma
hakkı tanınmasını, aksi halde kadının manastırda ölünceye dek kalmasını
emretti.
Yahudi hukukunda ise bu ceza, ''Eğer bir adam, başka bir adamın karısı
olan bir kadınla yatarken bulunursa, o zaman kadınla yatan adam ve kadın,
onların ikisi de öleceklerdir'' şeklinde (Kitab-ı Mukaddes, Tesniye,
22:22)
'KİMİN GÜNAHI YOKSA...'
Bununla birlikte, bu kanunların uygulanması erken dönemden itibaren
bırakıldı. Hz. İsa peygamberlik görevine başlayınca, Yahudi bilginleri
ona, zina suçlusu bir kadını getirerek durumu bir karara bağlamasını
istediler. (Yuhanne 8:1-11). Amaçları Hz. İsa'yı bir çıkmaza sokmaktı.
Eğer taşlamaktan başka bir ceza verme eğilimi gösterirse, ''Dünyevi
endişelerle ilahi asayı değiştiren tuhaf bir peygamber var burada''
diyerek yereceklerdi.
Yok, taşlama cezası verecek olsa, bu kez de hem onu egemen Roma hukukuyla
doğrudan bir çatışmanın içine sokmuş olacaklar ve hem de halka dönerek,
''Bakın, bakın! Sizi Tevrat'ın tüm sertlikleriyle karşı karşıya bırakan
bir peygambere inanacak mısınız?'' diyeceklerdi. Fakat Hz. İsa, tek bir
cümleyle komployu tersine çevirdi: ''İçinizde kimin günahı yoksa, kadına
ilk taşı o atsın.'' Bunun üzerine bilginler utanç içinde birer birer
çekip gittiler. (Doç. Dr. Abdülaziz Hatip, Zina Cezasının Tarihçesi,
4.9.2004, Tercüman gazetesi)
TEŞHİR EDİLME CEZASI
Zina eden kadın ve erkeğe değnek cezası verilmesi, bunun yanı sıra
erkeğin eşek üstüne ters bindirilip, başına temizlenmemiş işkembe
sarılarak sokaklarda teşhir edilmesine de rastlanmıştır. Bu ceza
özellikle bir gayrimüslimin, Türk kadınıyla veya Müslüman bir Türk'ün,
zımmi bir kadınla zinası halinde verilir. ( Nazlı Ilıcak, 4.9.2004,
Tercüman gazetesi)
Hasan Celal Güzel bile: ''Radikal gazetesi doğru söylüyor: Devletin yatak
odasında işi ne?..'' derken (4.9.2004, Tercüman gazetesi); Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan, zinayı yeniden suç haline getirmek için, niçin bu kadar
çırpınıyor?
Bu sorunun cevabı, Taha Kıvanç'ın (Fehmi Koru) şu değerlendirmesinde
gizlidir (4.9.2004, Yenişafak gazetesi): ''... Bir dostumla konuyu
tartışırken... 'Zina tartışması bir tuzak; hükümet kimseyi mutlu
edemeyeceği bir çizgi savunuyor' dediğimde, o dostum, 'Bence bütün
BELDEN AŞAĞISIYLA SORUNU OLAN DEVLETLER
07/09/2004
Cumhuriyet
Makale
tartışma hükümetin oyunu' diyerek mukabele etti. Allah, Allah... Dediği
şu: Türk Ceza Yasası'nın yeni versiyonu içerisinde toz kaldıracak pek çok
madde var; sadece zina konusu tartışıldığında diğer maddeler tartışma
gündeminden düşmüş oluyor... Zaten oy vermeyecek kişilerin hoşuna gitmek
diye bir derdi yok hükümetin...''
***********************************************************************
ACI, ZİNA, İHANET!..
07/09/2004
Cumhuriyet
Köşe Yazısı
HİKMET ÇETİNKAYA
Gözlerinde acı vardı. Gözlerinde yağmur bulutları. Gözlerinde yaşamın
ince çizgisi . Gözlerinde ölümün soğuk yüzü...
enizin hışırtılarında, kabartıcı acı sabırotlarının içinde yürür
gibiydim.
Gökyüzünde dolunay vardı...
Kaçışların, ihanetlerin, ahlaksızlıkların ortasında, vurgun düzeninin
orta yerinde , yaşamın kıyısında bilinen öfkelerle avunanları seyrettim
uzun uzun...
Anılar denizinde dolaşıp istiridye kabukları toplayan yaşlılar şöyle
sesleniyorlardı:
''Aşk açlığın hırpaladığı bedenlerin altında duruyor çocuklar, aman
dikkat edin...''
Bir sonbahar esintisi vardı havada...
Kuşlar uzak ülkelere göçe hazırlanıyordu...
O sırada bir kadın gördüm. Kadın alkol ırmağında yıkanmış gibiydi...
Gözlerinin altı simsiyahtı!..
Belli ki yorgun ve uykusuzdu!..
Elinde bira şişesiyle bir sandalyeye oturdu...
İçti, içti!..
Bir başka kadın geldi yanına, elini omzuna koydu:
''Çok içiyorsun kızım!''
Kadın bir çığlık attı!..
''Bitti, bitti, bitti!''
Yerinden kalktı, sendeleyerek yürürken şöyle haykırdı:
''Ben hep aldattım, yaşamım boyunca hep erkekleri aldattım...''
Kadını izleyen bir erkek, ''Ne istiyor acaba bu hanım'' dedi. Karısı,
''Galiba sarhoş'' yanıtını verdi...
Her ikisinin de umutsuzlukları gözlerinden okunuyordu...
****
O gün gündemde ''zina'' vardı...
Yani yargının ''yatak odaları'' na dalıp, özel yaşamın müdahalesine
olanak sağlayan yasa tartışılıyordu...
Kadın ve erkek ilişkilerinin paramparça olduğu bir dönemden mi geçiyordu
Türkiye?..
Genç ve mutsuz kadınlar kocalarını, genç erkekler karılarını mı
aldatıyordu?
Bu soruları yanıtlamaya çalışırken, bir adam gördüm...
Bas bas bağırıyordu:
''Ben karımı aldatıyorum, kim karışır bana!''
Sonra gevrek gevrek gülüyordu:
''İmam nikâhı yapıp beş kadınla birlikte yaşayabilirim...''
Adam pos bıyıklı ve göbekliydi. Ağzından salyalar akıyordu...
ACI, ZİNA, İHANET!..
07/09/2004
Cumhuriyet
Köşe Yazısı
O ağlayan kadın ise yalpalayarak yanımdan geçerken mırıldanıyordu:
''Hep aldatacağım erkekleri. Şimdi dul ve bir çocuklu birini buldum. Onu
da aldatacağım.''
Gözlerimi yumdum...
Küçük radyomu açtım!..
Kuzey Osetya 'nın Beslan kentinde yaşanan katliamı ilk haber olarak
veriyordu...
Göbekli, bıyıklı adamı, gözaltları siyah torbalı , sarı yüzlü kadını
aradım ama bulamadım...
Beynim döndü katliamı duyunca!..
Çocukları düşündüm!..
Terörü bir kez daha lanetledim...
Martı ölülerini sallayan denizde, yaban gülleriyle donatılmış evrende
çocuklardan ne istiyordu bu caniler?
Bir okulu basıp en büyüğü 16 yaşında olan yüzlerce yavruyu öldürmek neyin
adıdır?
Ve olayları izlemeye başladım bir tatil köyünde...
Sonra su çiçeklerini düşündüm...
****
Nasıl bir dünyada yaşıyorduk? Niçin hâlâ terörü lanetlemiyorduk? Neden
zina tartışmalarının içindeydik?..
Bebelerin gözyaşlarında sanki ben boğuluyordum!..
Terör lanetlenmeli, tüm dünya ülkeleri el ele vermelidir; Kuzey Irak 'tan
ABD çıkmalıdır!..
Beslan katliamı içimi yaktı!..
Önceki gece penceremin önüne bir mum koyup yaktım...
Utancıyla beni öldüren, giderek yalnızlaştıran terör, hüzün, acı, ihanet,
zina kasırgası artık bitmeli...
Gecenin içinde yağmurlu bir İstanbul akşamında şarkılar söylemek istedim
sevgi ve barış adına...
Ama söyleyemedim!..
9 yaşındaki Alana Doğan 'ın fotoğrafına baktım uzun uzun, baba Seyfi
Doğan 'ın gözyaşlarını sildim...
Tatil köyündeki sarı benizli, gözaltı torbaları simsiyah olmuş o sarhoş
kadını , bıyıklı, göbekli erkeği anımsadım...
Beslan katliamı gecenin içine bir kez daha düştü..
Gözyaşı, hıçkırık, çığlık!..
Gözlerinde yaşamın ince çizgisi...
Gözlerinde ölümün soğuk yüzü...
Ve ihanet!..
***********************************************************************
AHLAKIN ARANACAĞI YER
07/09/2004
Radikal
Köşe Yazısı
MURAT BELGE
Bir süreden beri 'zina' konusuyla çalkalanıyoruz. Böyle bir yasa çıkarma
girişiminin çalkantı yaratması doğal, hatta iyi de. Ama her zaman olduğu
gibi tartışmanın yönü gene saptırılıyor: Geçen gün Taha Akyol Cumhuriyet
gazetesinin nasıl konuyu 'şeriatçılık' alanına çekmeye çalıştığını
yazıyordu. Bu böyle. O gazete ve başkaları dünyada olan her şeyi buradaki
Müslüman partinin iktidardan alaşağı edilmesi için beklenen olay kılığına
sokmak için ellerinden geleni yapıyorlar.
AHLAKIN ARANACAĞI YER
07/09/2004
Radikal
Köşe Yazısı
'Şeriat' pek fazla yoruma açık bir şey değildir: Zina konusu da kitapta
yer alıyor, cezası belli. Şimdi çıkarılmak istenen yasadaki ceza ile onun
arasında bir benzerlik yok.
Ama bu yasanın temsil ettiği sevimsizliğin de 'şeriatçılık'la bir ilgisi
yok. Yani, 'şeriatçı' olmaması, kabul edilebilir bir şey olduğu anlamına
gelmiyor.
Geçenlerde değindiğim bir konu vardı: Görece yüzeyde kalan çeşitli
ayrımlarımıza rağmen, daha derinde büyük çoğunluğu birleştiren
ortaklıklar. Hani biri Fenerlidir, öteki Beşiktaşlı; bunu aşılmaz bir
ayrım gibi görürler; oysa kendi takımlarına tezahüratları ve öteki takıma
küfür etme biçimleri tıpatıp aynıdır. 'Derinden beraberlik' ve 'ulusal
kültür' de kendini burada belli eder.
İşte, tren kazası oldu, medya kurban istedi, 'istifa olacak mı?' diye
sordu. Kimse üstüne alınıp istifa etmediği gibi, 'had aşma' üzerine
lakırdılar edildi. Öbür tarafta bir Yargıtay Başkanı vardı, iktidara
laiklik dersi veriyor, medya da 'Şöyle patlattı, böyle benzetti' diye
alkışlıyordu. Onun da başına Çakıcı entrikaları geldi. Ama sonuçta o da
'İstifa etmem' dedi. Demek ki laiklik dersi veren, dersi alan, başka
dersleri veren ve alan, yani bütün takım taraftarlarını, 'İstifa etmem'
demekle birleşiyor. Çünkü 'ulusal kültür'de 'istifa'nın belirli bir
tanımı, anlaşılma biçimi var ve hangi cepheden olursak olalım, bunu böyle
görüyoruz.
Şimdi bu 'zina' konusu da böyle bir temele dayanıyor. Zaten Meclis'te AKP
şunu demiş, CHP bunu demiş hikâyelerindeki karışıklık da bu 'derin'
ortaklığın kanıtı. Bu, kısmen, bazılarımızın 'ahlak bekçiliği' dediği son
derece yaygın alışkanlığın ürünü; kısmen, bireysel vicdana bağlı bir
davranışı 'kanunla terbiye etme' gibi çok eski ve köklü bir ideolojik
koşullanmanın ürünü. Sonuç olarak, gelenekçi ve son derece görenekçi,
cemaatten topluma geçişini tamamlayamamış bir topluluğun değer ve
davranışlarına bağlı bunlar. O çerçevede, 'şeriatçı' veya değil, İslam'la
da içkin bir ilişkisi yok. Herhangi bir pre-modern toplumda olabilecek
şeyler. Nathaniel Hawthorne'un, zina yapan kadının göğsüne bu günahının
adının ilk harfini yapıştırdıkları, Kızıl Damga romanında anlatılan
topluluk, 21. yüzyılda Türkiye'de yaşayan Müslümanlar değil 14. yüzyılda
New England'da yerleşmiş olan Püritenlerdi -tabii onlarınki de bir çeşit
'şeriat'tır.
Ama burada da toplumun hatırı sayılır niceliklerini kapsayan bir 'derin
birlik' var. 'Ahlakı yasayla düzeltmek' tavrı yeterince derin. Kadın ve
erkeğin yan yana gelmesi olayından duyulan korku da hayli derinlerde
akmaya devam ediyor. Devrimcilerinin 'bacı' ideolojisini icat ettiği bir
toplumda 'muhafazakâr demokrat'lar da böyle yasalar çıkarır.
Yazık, böyle yasalarla daha iyi uyum gösterecek bazı kurumlarımızı
yaşatamadık, lağvettik -örneğin, 'mahalle bekçisi' kurumu. Çok değil,
daha yüzyıl önce, mahallede uygunsuz işler dönen bir evden haberdar
olunduğunda, mahalle bekçisi ve imamının öncülüğünde halk o evi basar,
bazı durumlarda, yakayı ele veren hovarda vartayı atlatabilmek için
'Tamam, evleniyorum' derdi; imam zaten gelmiş, orada, nikâh da kıyılır ve
mesele kapanırdı.
Bu güzel geleneklerin yok olmasına üzülen iktidar, çıkaracağı yasayla
bunların restorasyonuna bir nebze olsun katkıda bulunabilir.
***********************************************************************
TESETTÜR YASAK, ZİNA SERBEST!
07/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
TESETTÜR YASAK, ZİNA SERBEST!
07/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
NUH GÖNÜLTAŞ
İmajı, İslam'da "zina" deyince akla "recm"i getiriyor. "Recm" ise zina
suçunun ceza türü olarak insanların algılamakta güçlük çektiği, özetle ve
malesef "vahşi" bir cezalandırma biçimi olarak karşımıza çıkıyor.
İyi de "recm" denilen cezalandırma biçimi sadece İslam'a mahsus bir konu
mu? Değil. Ama yoğun propaganda "recm" deyince ilkel Arap rejimlerindeki
uygulamayı akla getiriyor. Oysa recm denilen taşlayarak öldürme, ya da
zina eden kişiye uygulanan bir çeşit öldürerek cezalandırma biçimi önce
diğer semavi dinlerin, Yahudilik ve Hristiyanlığın uygulaması olarak
tarihe girdi. Bizdeki bu tür tartışma adabı ise mutlaka her tartışmada
bir şekilde müslümana ve onun dinine vurmak için kullanıldığından "zina
ile recm" bir arada anılarak İslam'ın imajına biraz daha zarar verme
düşüncesi var.
Şimdi... hedef saptırma, yanlışa yöneltme, manipüle etme, olmayanı olmuş,
olanı olmamış gösterme gibi şeytani yetenekler Türk Basınında fazlasıyla
mevcut. Bu zina olayını öyle bir noktaya getirdiler ki, sanki eğer Türk
Ceza Kanunu'nda zina suç sayılırsa zina edenlere recm cezası verilecek.
Bu da AK Parti'nin gizli gündeminin açığa çıkartılan bir göstergesi
olmalı!
Elbette değil, ancak AK Parti böylesi bir toplumda uygulanması mümkün
olmayan bir kısım konuları yasalaştırmak, uygulamada hiç bir zaman
adaletli davranılması mümkün olmayan konularda yasal düzenlemeler yapmak
gibi bir çaba içinde. Bu yanlışlıktan bir an önce dönülmeli.
AK Parti, tek başına hükümetinde ülkede "başörtüsü yasak, zina serbest"
çelişkisini aşmak için bu tartışmayı gündemde tutuyor. Ama bu tartışma bu
çelişkiyi ortadan kaldırmaz. Zinaya kadar ülkede İslam'ın temel
prensiplerine aykırı nice uygulama var. Siz ülkenizde istediğiniz gibi
giyinme hakkını ve özgürlüğünü kadınlarınıza tanıyamıyorsunuz, sonra da
çıkıp "zina suç olmalıdır" diyorsunuz. Bu pek doğru bir durum değil. Bu
tartışma "Allahın haram kıldığını helal kılma çabasına" dönüştü. Allah'ın
İslam toplumu için tartışılması dahi mümkün olmayan bir emrinin Türkiye
gibi laikçi dayatmalar toplumunda tartışılması ne siyasi bir kazanım
sağlar ne de ülke insanına ahlaki bir değer kazandırır.
Zina tartışmasında, ilkel Arap rejimlerindeki uygulamalar topluma
yansıtılarak Türkiye'nin de böyle bir toplum olması hedeflendiği iddiası
ile insanımız dininden soğutulmaya çalışılıyor. Gerçi bu tartışma
"İnsanların hayvanlar kadar özgürlüğü olmalı" diyenleri ve "Evet arkadaş
zina yapmayı savunuyorum" diyecek kadar kendi nefsaniyatını topluma örnek
gösteren kişileri de iyot gibi açık etmeye de yarıyor, ama son tahlilde
bu tartışma yanlışı doğru göstermeye, doğruyu yanlış göstermeye ayarlı
yanlış bir tartışmadır. Yanlışın ise neresinden dönülse kardır!
İLK TAŞI GÜNAHSIZ OLAN ATSIN!
Yahudi din adamları zina yapan bir kadını yargılamak, bu arada İsa
Peygamberi'de sınamak istiyorlardı. "Din bilginleri ve Ferisiler zina
ederken yakalanmış bir kadın getirdilerb Kadını orta yere çıkarark İsa'ya
'Öğretmen, bu kadın tam zina ederken yakalandı' dediler. 'Musa, yasada
bize böyle kadınların taşlanmasını buyurdu, sen ne dersin?' Bunları
İsa'yı sınamak amacıyla söylüyorlardı. Onu suçlayabilmek için bir neden
arıyorlardı. İsa, eğilmiş, parmağıyla toprağa yazı yazıyordu. Durmadan
aynı soruyu sormaları üzerine doğruldu ve 'Aranızda günahsız olan ona ilk
taşı atsın' dedi. Sonra yine eğildi, toprağı yazmaya koyuldu. Bunu
işittikleri zaman başta yaşlılar olmak üzere birer birer dışarı çıkıp
İsa'yı yalnız bıraktılar. Kadın ise orta yerde duruyordu. İsa doğrulup
ona 'Kadın, nerede onlar, hiçbiri seni yargılamadı mı?'diye sordu. Kadın
TESETTÜR YASAK, ZİNA SERBEST!
07/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
'Hiçbiri, efendim' dedi. İsa 'Ben de seni yargılamıyorum' dedi. 'Git,
artık bundan sonra günah işleme'" (Yuhanna, 8.3.7)
Hz. İsa ile Yahudilerin arasında geçen bu diyalog cezalandırmadan ya da
affetmeden yana olan tarafların vijdanlarına hitap ediyor. Yahudiler
cezalandırmak isterken İsa affediyor. Hz. İsa'yı romalıların
işkencehanesine atan ve cezalandırılmasını isteyen de onlardı. Dolayısı
ile zina tartışması müslüman bir toplumun tartışması olamaz. Müslüman bir
fert için bu konu kesindir. Müslüman bir toplum ama laikçi bir sistemde
ise böyle absürd bir tartışmanın tarafı olmak kimseye bir şey
kazandırmaz.
***********************************************************************
ABUK İŞLER
07/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
EMİN PAZARCI
Bir "zina tartışması" ortaya atıldı. Herkes işi gücü bıraktı. Ülkeyi
sarsan skandallar unutuldu. Milletin büyük bölümü "zina" ile uğraşıyor.
İşin en önemli yanı da...
Evlilik dışı ilişki anlamına gelen "zina" kavramının içi boşaltıldı.
Sadece evli erkek ya da kadının bir başkası ile birlikte olmasına "zina"
adı verildi. Onun dışında her şey serbest. Dileyen dilediğini yapabilir.
İsteyen, canının çektiği ile birlikte olabilir.
Kısıtlama, sadece evliler için.
Üstelik, o da şikâyete bağlı. Karı ya da koca şikâyette bulunursa, zina
"suç", şikayette bulunmazsa serbest.
İlaveten, genelevlerin kapıları da herkese sonuna kadar açık.
Oralara evliler de girebiliyor, bekarlar da.
Genelevlerde "zina"nın suç olabilmesi için, kadının kocasını takip edip
bastırması gerekli. O da olmayacak duaya "amin" demek gibi bir şey!
Kadın, kocasını takip edecek. Geneleve girdiğini tespit edecek. Ardından
savcılığa gidecek. Şikâyette bulunacak. Daha sonra, arama izni çıkacak.
Polis, geneleve gidip adamı yakalayacak. Üstüne üstlük, genelevde
yakalaması da bir işe yaramaz. İlle de kadınla birlikte basılacak.
Bütün bunlar olmayacağına göre...
Demek ki, nasıl bir düzenleme yapılırsa yapılsın, genelevler serbest
bölge!
* * *
Deniliyor ki:
- Bizim bütün amacımız aileyi korumak.
İyi, ama nasıl koruyacaksınız? Kadına kocasını, kocaya karısını ihbar
ettirip, içeri attırarak mı? Adam "zinacı" damgasını yiyecek, kadının adı
da "fahişeye" çıkacak. Cezaevinde yatacaklar ve işledikleri suç,
sicillerine işleyecek.
"Suçlu" taraf, kendisini kodese gönderen insanla daha sonra bir araya
gelebilecek mi?
Gelmeyecek elbette.
Varsa, "uzlaşma" ve "anlaşma" imkânı da tamamen ortadan kalkacak. Aile
korunmayacak, tersine karı-kocanın arasına bir de "polis baskını"
girecek.
Arkadaşları da çocuklarla alay edecek:
- Senin anan başkasıyla basılmış öyle mi?
- Baban da amma zamparaymış ha. Ama anan kötü yakalatmış hani!
ABUK İŞLER
07/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
Hadi gelin şimdi, işin içinden çıkın bakalım!
* * *
Bundan yıllar, yıllar, yıllar önce "zinadan" hüküm giyip, cezaevine
girenler oluyordu. Ancak, o zaman Türkiye çok farklıydı. "Zina var"
diyen, peşine polisi takıp, kapıyı kırdırabiliyordu.
Şimdi bu mümkün mü?
Artık, polisin "hadi gel" diyenin peşine takılma yetkisi yok. Zinanın
tespiti için "arama izni" gerekli. Önce savcılığa başvuracak, mahkemeden
"arama izni" çıkaracaksınız. Sonra, bu izin polisin eline gidecek. O da
"arama" yapmak için kapıya dayanacak.
Dayanacak, ama kapıyı kırma yetkisi yine yok!
Bütün bu işlemler ise, saatler, hatta günler alacak.
"Zina" dediğiniz iş de öyle saatlerce süren bir faaliyet değil!
Demek ki...
Siz, Ceza Kanunu'na istediğiniz kadar "zina suçtur" deyin, mevcut sistem
içinde bunun uygulanması mümkün değil.
* * *
Hele hele "zina" işyerinde yapılıyorsa, tespiti imkansız...
Mevcut mevzuata göre, işyerlerinde gece vakti arama yapılamaz. Gece vakti
de gün batımından bir saat sonra başlar.
Ne yapacaksınız bu durumda?
Gece işyerine girilemeyeceği için, "zinayı" nasıl tespit edeceksiniz?
Sabah içeri girildiğinde, zaten iş işten geçmiş olacak.
Üstelik, "zina"nın tespiti için iki kişiyi aynı mekanda yakalamak da
yeterli değil. Cinsel birlikteliğin ispatı gerekli. İşte asıl zorluk da
burada.
Neresinden bakarsanız bakın, abuk sabuk, saçma sapan bir konuyu tartışıp
duruyoruz. Siz, "zina"yı istediğiniz kadar suç sayın, pratikte bunu
uygulamak çok zor. Yapılacak düzenleme, kâğıt üzerinde kalmaya mahkum.
Zinayı suç saysanız bile...
Sadece tribünlere mesaj verdiğinizle kalırsınız. Hepsi o kadar.
* * *
Ayrıca, bugün "zina suç değil" diye, herkes zina mı yapıyor?
Ya da yarın "zina" suç sayılınca, yapacak insan bundan vaz mı geçecek?
Bence, bırakalım artık bu abuk-sabuk işleri. Türkiye'nin çözüm bekleyen
ciddi meseleleri ile ilgilenelim. Çünkü, yazık oluyor, boşuna zaman
kaybediyoruz.
***********************************************************************
ZİNA VE HEDEF ŞAŞIRTMA
07/09/2004
Akşam
Köşe Yazısı
ZEYNEP ATİKKAN
Bu işin ustası Turgut Özal'dı. Gündem saptırmada Özal'ın üstüne yoktu.
Ortaya bir konu atar kenara çekilirdi. Böylece medyatik olma meraklısı
'tartışma milli takımına' iş çıkardı. Özal da bu tartışmaları izledikçe
herhalde içinden kıs kıs gülerdi. O'nun amacı kendi kafasındaki gündemi
hayata geçirmekti. Tartışmalar koyulaşıp küfür kıyamet kıvamına ulaştığı
sırada O da bildiğini okumak üzere düğmeye basardı.
AKP hükümetinin ortaya attığı 'zina' konusu biraz böyle. Yani AKP'nin
ANAP'laşması bir bakıma.
Özal'ın 'hedef şaşırtmacılığı' dört yıllık iktidar döneminin sonunda
ortaya çıkmıştı. AKP ise bu noktaya iki yıl bitmeden geldi.
ZİNA VE HEDEF ŞAŞIRTMA
07/09/2004
Akşam
Köşe Yazısı
Günlerdir 'zina' zırvası ile uğraşıyoruz. Kafkaslar'daki trajediyle
sarsılmasaydık 'zina' manşetten düşmeyecekti. Tele-vole kültürünün
topluma çaldığı maya sayesinde belden 'aşağı'yı, yatak odasını şehvetle
tartışmaya bayılıyor insanlar. Her tele-vole programı hafif çapta bir
'zina' bültenini andırdığına göre. Bu yaz patlayan Tamer Karadağlı olayı
ile mesele katmerlendi zaten. Yani 'zina'yı 'aile korumak' gerekçesiyle
Türkiye'nin en önemli meselesi haline getirmek için ortada ideal bir
momentum da mevcut. Oysa yakın zamana kadar 'zina' sözcüğü telaffuz
edilirken insanların yüzü kızarırdı. Şimdi bakıyorum 'zina' konusu açıldı
mı herkesin söyleyecek bir sözü var. Zorla evlendirildikleri için
Türkiye'de kadınların çoğunluğunun zina yaptığından tutun da imam
nikahına ve kadınların hiçbir zaman eşlerini şikayet edemeyeceği
gerçeğini kabullenişe kadar. 'Muhafazakar demokratlık'ın muhafazakar
ayağını sağlamlaştırmak için arada bir 'aile' faktörünü devreye sokmak
gerekiyor. AKP'nin yaptığı Amerika'daki 'merhametli muhafazakar'
sloganına yapışan Cumhuriyetçiler'den farklı değil. Onlar da 'aile'yi
koruma altına almak peşindeler.
'Zina'nın en önemli tartışma konusu haline geldiği şu günlerde İstanbul
ve Aydın-Söke çevresinde çok sayıda kadınla konuştum. Doğrusu Başbakan'ın
sözünü ettiği gibi bu konuda kadınlardan gelen büyük bir toplumsal
baskıya rastlamadım. Kadınlar, geçim, Bağ-Kur borçları, işsizlik,
çocukların eğitim ve sağlık sorunlarıyla ilgililer. 'Zina' değil ama içki
içen eşlerinden şikayetçiler. Belediyelerin DSP'den AKP'ye geçtiği Ege
ilçe ve beldelerinden bir kesit bu! Yani kadından gelen baskı 'ekonomiye'
ve 'çocuklarının geleceğine' odaklanmış durumda. Başbakan Anadolu
kadınının baskısından söz ediyor...Keşke bu gerçek olsa. Anadolu kadını
Hükümet üzerinde baskısını bu denli hissettirebiliyorsa, sesini bu kadar
duyurabiliyorsa 'zinadan, çok eşliliğe kadar' bu ülkede kadına yönelik
pek çok sorun halledilmiş demektir. Hükümet üzerinde bu denli etkili
olabilen kadınlar keşke Meclis'e gelip seslerini duyurabilseler.
Aslında AKP, meseleyi 'kadın' değil 'aile' diye sunuyor. Aile 'acaba'
zina yasası ile mi korunur yoksa ailelerin ekonomik gücü, yaşam
standartları arttırılarak mı? Ailelerin umut ufku genişletilerek mi?
İki yılı henüz dolmamış olan Hükümet hedef saptırmaya başladı. Medyayı
yanlarına aldıkları için tek parti iktidarları bu taktiği daha kolay
uyguluyorlar. Hep beraber, elbirliği ile güle oynaya! Kadınların sesine
kulak vererek! Aileyi kurtarmak için.
***********************************************************************
ZİNA OYUNU VE AB
07/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
YALIM ERALP
Kabinenin takdir toplayan bakanlarından Adalet Bakanı Cemil Çiçek
uzlaşmaya varılan Ceza Kanun taslağında zinanın suç sayılması için
değişiklik istediklerini açıkladı ve CHP ile görüşmeler başladı. Sayın
Çiçek gerekçe olarak "Anadolu kadını böyle istiyor" dedi. Anket mi
yapılmış? Anadolu erkeği de muhtemelen APO'nun asılmasını istiyor. Asacak
mısınız! Zinanın suç sayılmasını isteyenler herhalde imam nikâhının
çıkaracağı sorunları farkında değil...
Türkiye'de idamın kalkmasına birçok kimse karşı.. Ama kalktı... Şimdi ise
zina oyunu başladı. Zina ayıp.. Her ayıp suç sayılacak mı? Zina mevcut
taslakta boşanma nedeni olabilir..Ama eşler anlaşırsa olmaz da... Hal
ZİNA OYUNU VE AB
07/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
böyle iken bunu suç saymak akıl kârı değil. Üstelik bu kuralın Avrupa
Birliği'ndeki uygulamaya ters düştüğünü bile bile...
"Zina yapan" imam nikâhlı ve birden fazla eşliler ne olacak? Anadolu
kadını birden fazla eşliliğe razı mı! Yasağı uygulasanıza... Bu zinadan
daha önemli değil mi? Zira çok eşliler her gün zina halinde... Ya da
Anadolu kadını kuma olmayı kabul ediyor diye kumalığı da kanuna koyacak
mısınız? Kumalık yasal değil. Evlere polis yollayıp kadın ve erkekleri
toplayıp hapse atacak mısınız! İyi ahlaklı komşular kötü ahlaklı
komşularını da şikâyet edebilecek! Hapishaneler dolarsa ileride
Hükümetler "zina affı" çıkarınca şaşmayın... Eş zinayı duyduktan sonra
altı ay içinde başvuru yapabilecek! Zaman aşımı altı ay zinada! Peki altı
ay konusunu nasıl bileceksiniz? Eş yeni duydum derse; öyle ya zina yapan
eş bunu gazete ilanı ile bildirecek değil!
Ya CHP
Şimdi zinanın suç sayılmasına karşı çıkan CHP ise başlangıçta zinanın suç
sayılmasına Anayasa mahkemesinin kadın-erkek eşitliği konusundaki
kararına uygun olması halinde evet diyecekmiş. Belki bunu da CHP'nin
kadınları istiyordur! CHP bu kabulünü kadın-erkek eşitliğine bağlayarak
AKP'nin reddini sağlamaya çalışabilir. Bir de CHP zina durumuna doğrudan
savcıların el koymasını ve suç duyurusunun sadece eş değil savcı
tarafından da yapılmasını istiyormuş! Bunda da tabii imam nikâhlıların ve
çok eşlilerin durumu dikkate alınarak AKP'nin "hassas" noktasına basılmak
isteniyordu herhalde... Savcı hafiyeler tutacak ve zina var mı yok mu
bakacak! Polis devletine doğru marş marş... Özel hayata saygı falan
çöpe... Bunun temel hak ve özgürlüklere ters olduğunu bile bile..Halbuki
Adalet Bakanı bu yasa Avrupa'ya örnek olacak diyordu; Avrupa ise olmaz
diyor...
AB
Avrupa Birliği'nde Türkiye'yi istemeyen azımsanmayacak bir grup var.
Bunlar zaten Kopenhag Kriterlerini yerine getiremeyeceğimizi
düşünüyordu.. Bir kısmında ise bunlar nasılsa bir yerlerde hata yaparlar;
yaptıklarını batırırlar beklentisi var. Kadının ön plana çıkarılması
gerektiği bir sırada, Türkiye'nin Avrupalı yüzünün öne çıkarılmasının
şart olduğu zaman tam geriye gidiş en azından akılla bağdaşmıyor. Anadolu
kadınının isteklerini öne sürenler kadın kuruluşlarının taleplerine
kulaklarını tıkıyorlar.
Zina ayıp ve boşanma sebebi. Bırakın bu durumda olanların geleceğini
ilgili eşler saptasın..Evlilik akdini onlar yapmış. Üstelik bunu bir de
savcının resen harekete geçmesini bağlamak hapishanelerin dolmasına yol
açmaz mı? Binlerce işin içinden çıkılması zor durumlar yaratmaz mı?
Bunlarla uğraşacağınıza kamunun ve halkın parasını yürütenlerle, kara
para ile ve kayıt dışı ekonomi ile uğraşsanıza.. Bu konular daha mı zor!
Fransa eski Cumhurbaşkanı, Türkler Avrupalı değil diye kampanya yapıyor.
Sanki Türkiye'de birileri de Giscard d'Estaing'i haklı çıkarmak için
paralel kampanyaya başladılar... Bir işe Türk gibi başlayıp Türk gibi
bitirmek var ya... Evliliği sürdürmek ve saadeti yakalamak zina kanunu
ile sağlanamaz... Aksine böyle bir yasa evlilik içi ihtilafları
arttıracak... Birden fazla eşliliğin ve kumalık kurumunun var olduğu
ülkede zina suç olamaz...
***********************************************************************
YİNE İTALYAN CEZA YASASI...
06/09/2004
Milliyet
Köşe Yazısı
YİNE İTALYAN CEZA YASASI...
06/09/2004
Milliyet
Köşe Yazısı
HASAN PULUR
ZİNA, Arapçadan gelen bir kelime, nikâhsız evlilik ya da cinsel
birleşmeye zina, bunu yapan erkeğe "zani", kadına da "zaniye" deniliyor.
Bir de "veled - i zina" deyimi vardır, yani piç...
Ne kadar ayıptır bilir misiniz, bir insanı piç diye aşağılamak...
Günahı nedir onun?
Evlilik dışı bir ilişkiden dünyaya gelmişse, anası belli, babası belli
değilse, bu onun günahı mıdır? Eğer "piçlik" bir aşağılayıcı sıfat olarak
kullanılıyorsa, nice anası belli, babası belli, nikâhı belli yaratık bu
sıfata layıktır, bilir misiniz?
***
NEREDEN çıktı bu zina kavgası?
Anayasa Mahkemesi önce kadını zinadan mahkûm eden maddeyi iptal etti,
sonra da eşitlik ilkesine aykırı diye erkeği ilgilendiren zina maddesi
iptal oldu, yani ceza kanununda zina diye bir suç kalmadı.
***
ARADAN bunca yıl geçti, yeni ceza kanununa zina maddesini yine
koyuyorlar.
Niye?
Zina maddesi iptal edildi diye, zina vakalarında patlama mı oldu?
Toplum bu yüzden sarsıntı mı geçiriyor?
Bir de aile birliğini korumaktan söz ediliyor.
Yani kadın veya erkek zina yaparken yakalanmış, cezalandırılmış, hapse
girip çıkmış. Sonra ne olacak?..
Yani o kadın veya erkek evine dönecek mi, dönebilecek mi?
Hele Anadolu kasabalarında, rezil rüsva olduktan sonra... Zinanın tek
cezası, "kesin boşanma sebebi" sayılmasıdır.
***
ONURSAL Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş'ın da görüşü şu:
"Zinayı yeniden önerildiği şekilde suç haline getirmenin şu sakıncaları
olacaktır:
Çağdaş tüm ülkeler zinayı suç olmaktan çıkarıp boşanma nedeni yaparken,
bizim yeniden suç haline getirmemiz, çağdaş dünyaya uyum sağlamamızı
zorlaştıracak, AİHM'nin aleyhimize karar vermesine neden olacaktır.
Kadın - erkek eşitliği sağlıyoruz diyerek, erkeğin de bir defa eşinden
başka bir kadınla ilişkide bulunması suç sayılmakla, yeni bir suç ihdas
edilmekte; başka bir deyişle İtalya'da on dokuzuncu yüzyıldan beri, bizde
Cumhuriyet'in ilk yıllarından beri toleransla karşılanan, suç sayılmayan
bu eylem, suç haline getirilerek, çağ değil, çağlar dışı bir uygulamanın
zemini yaratılmaktadır.
Basından okuduğumuza göre CHP, bu suçun takibini eşlerden birinin
şikâyetine bağlı olmaktan çıkarıp resen takibi gereken bir suç haline
getirilmesini de istemektedir. Tarih boyunca, zinanın suç sayıldığı
ülkelerden, sadece şeriat kanunlarıyla yönetilenler, bu suçu resen takibi
gereken bir suç haline getirmişlerdir."
***
VURAL Savaş, ayrıca yeni ceza kanunu tasarısını da üzerinde tartışılmaya
değmeyecek kadar kötü buluyor ve "Çağdaş bir yasaya kavuşmak istiyorsak,
gelin Atatürk zamanında olduğu gibi ceza yasamızı çağdaş bir yasaya,
mesela İtalyan Ceza Yasası'na benzetmekle yetinelim" diyor. (x)
Buna bir alışkanlık da diyebiliriz, bundan önceki ceza yasası da İtalyan
Ceza Yasası'ndan alınmıştır, lakin o İtalya ile bugünkü İtalya, aynı
İtalya değil...
(x) Cumhuriyet, 3 Eylül 2004
YİNE İTALYAN CEZA YASASI...
06/09/2004
Milliyet
Köşe Yazısı
h.pulur@milliyet.com.tr
***********************************************************************
ZİNA MESELESİ
06/09/2004
Türkiye
Köşe Yazısı
AYŞE GÖKTÜRK TUNCEROĞLU
Zina TCK’ya suç olarak girsin mi girmesin mi? tartışması sürüp gidiyor.
Kendi kendime bazı sorular sorup cevaplar bulmaya çalışıyorum:
Zina şikâyete bağlı suç kapsamına alınırsa... Karı veya koca, zina yapan
eşini şikâyet edip hapse attırdı. Eline ne geçer? Eğer şikâyetçi kadınsa
zaten kocasını hapse attırması kolay değildir. Çünkü memleketimizde
kadınlar ekonomik olarak kocalarına bağımlıdırlar. Kocasının üç-beş ay
hapse girmesi kadına ne kazandırır? Devlet herhalde kocası zina suçundan
hapse düşmüş kadınlara maaş bağlamayacak. Üstüne adam bir de hapisten
çıkınca, “Sen ne cüretle?...” diyerek kadının ağzını burnunu dağıtabilir.
Bunları düşünen kadın, üzerine kuma da gelse zaten şikâyet edemeyecektir.
Ekonomik olarak kadın kocasına bağımlı değilse bile, hapse attırdığı
adamla geçinmeye devam eder mi? Aklı başında bir kadın, şayet kocasını
affetmiyorsa, bu durumda işi medenîce, kısa yoldan halleder: Boşanır.
Zina yapan kadınsa, kocası şikâyet ettirerek onu hapse attırdı diyelim.
Sonra? Hapisten sonra herşey güllük gülistanlık mı olacak? Bir süre hapis
yatmakla mesele halloluyor mu?
Böyle bir ailedeki çocuklar ne olacak? Annesi ya da babası zina suçundan
hüküm giyip hapse yollanmış bir çocuğu düşünün. Arkadaşları arasındaki
vaziyetini düşünün. “Şu kızın anası zinadan içerde”... “Bu oğlanın babası
zinadan yatıyor.” Aile adına derken aileyi büsbütün dile düşürmüş
olmayacak mıyız? Halbuki taraflardan biri bu suçu işlediyse, karşı taraf
da affetmiyorsa, olayı ortalığa saçmadan, hakim önüne çıkıp boşanmak en
doğrusu değil midir?
Bu madde aile birliğini koruma adına konmak isteniyor. Eşlerden zina
yapanı hapse attığımızda, aile birliği zaten çökmüş olmayacak mı?
Şikâyetçi eş, ceza almasını sağladığı eşle ceza süresi tamamlandıktan
sonra, hiçbir şey olmamış gibi nasıl geçinebilir? Yoksa şikâyet etmek,
aslında bağışlamaya niyetli olmak ama “Hele bir burnu sürtülsün!” demek
midir? Bence karı veya koca, yekdiğeri hakkında “Burnu sürtülsün!”
cümlesini kuruyorsa zaten aile bitmiştir.
Bu maddenin caydırıcı olacağına gerçekten inanıyor musunuz? Meşrebi bozuk
bir adam karısının şikâyet etmeyeceğini bildiğinde, ya da
yakalanmayacağına emin olduğunda TCK’daki maddeyi neden hesaba katsın?
Kadın-erkek eşitliğini sağlamak için deniyor. Kadın-erkek eşitliğinin
sağlanamayacağı tek konu belki de bu değil mi? Dünyanın her yerinde
erkekler namus konusunda, sadakat konusunda sınıfta kalmışlardır, ama
mağdur da hep kadınlardır. Bu eşitsizlik, zina, kanuna suç maddesi olarak
girse de değişmeyecektir.
Bu sorulara verdiğim cevaplar beni tatmin etmiyor. Ben dinimizde zinanın
büyük günahlardan olduğuna inanmış biriyim. (Zaten bu konuda semavî
dinlerin hükümleri bütün kanun maddelerinden daha caydırıcıdır da bunu
söylemek suç olmuştur) Ancak zinanın ceza kanununa suç olarak girmesinde
mantıklı bir taraf göremiyorum, işe yarayacağına, uygulanabileceğine
inanmıyorum. Zina tek başına boşanma sebebi olmalıdır, o kadar. Zaten
öyledir. Yığınla mesele varken, gündemi bu konuyla meşgul etmenin âlemi
yoktur. Ben de ettim, affola!
ZİNA MESELESİ
06/09/2004
Türkiye
Köşe Yazısı
***********************************************************************
'ERDOĞAN AHLÂK HOCALIĞI YAPIYOR'
06/09/2004
Milliyet
Haber
İBRAHİM KABOĞLU
İnsan Hakları Danışma Kurulu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, zinanın
suç sayılması girişimini eleştirdi, "Avrupa Birliği bürokratları
konuşmaya başlasın, hükümet uygulamayı rafa kaldırır" dedi
İnsan Hakları Danışma Kurulu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, hükümetin
yeni TCK Yasa Tasarısı'na zinanın suç sayılmasını ekleme girişimini
"anlamsız" bulduğunu belirterek "Neye hizmet edeceği belli değil.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ahlâk hocalığı yapıyor. Gerekçeleri
inandırıcı değil" diye konuştu.
Hangi araştırmaya dayanıyor?
Fransa'da çeşitli üniversitelerde insan haklarına ilişkin dersler veren
Kaboğlu, hukuk sistemine zinanın suç olarak girmesinin Türkiye'yi ileriye
götürmeyeceğini savundu. Kaboğlu "Yasayla yeni bir suç konurken toplumsal
yarar beklenir. Ancak bu düzenlemenin neye hizmet edeceği belli değil.
'Anadolu kadını istiyor' deniyor. Fakat kimin isteği hangi araştırmaya
dayanıyor, kimin istediği somut olarak belli değil" dedi.
Ortaya konulan gerekçelerin inandırıcı olmadığını ifade eden İnsan
Hakları Danışma Kurulu Başkanı Kaboğlu, şunları kaydetti:
"Zinanın suç olmasını önerenler, inandırıcı gerekçelerle ortaya
çıkamıyor. Gerekçe yok. Ayrıca düzenleme yapılması halinde umulan yarara
ulaşılamayacağı gibi sakıncaları daha fazla. Kadın erkek eşitliği
açısından, töre cinayetleri, beraket kontrolü, kuma getirme, imam nikahı
gibi Türkiye'yi çağdışına iten uygulamaların üzerine giderek önlemek
dururken, hiçbir yarar getirmeyecek zina konusu ortaya çıkarılıyor. İnsan
haklarına da aykırı."
'Hükümet geri adım atar'
Kaboğlu, AB bürokratlarının AB üyeliği yolundaki Türkiye'nin imajının
zedeleneceğini yönündeki açıklamalarının yoğunlaşması halinde hükümetin
geri adım atacağını da iddia ederek "AB bürokratları konuşmaya başlasın,
hükümet bu uygulamayı hemen rafa kaldırır" dedi.
***********************************************************************
KADIN HUKUKU UZMANI MOROĞLU'DAN 'ZİNAYA CEZA' YORUMU : AMAÇ KADINA BASKI
06/09/2004
Milliyet
Söyleşi
DERYA SAZAK
NAZAN MOROĞLU
AB Kadın Hukukçular Derneği ve Avrupa Kadın Lobisi üyesi Avukat Nazan
Moroğlu: Hem AB ile uyum diyoruz, hem zina suçunu TCK'ya monte etmeye
çalışıyoruz. AKP'yi anlamak güç
DERYA SAZAK: Ekimde çıkacak AB İlerleme Raporu öncesinde TCK'da
getirilmek istenen 'zina suçu' Türkiye'de kadın hakları alanındaki
eksikleri gidermek bir yana, bazı kazanımlardan geriye dönüş sayılıyor.
Kadın örgütleri, 14 Eylül'de Meclis'te protestoya hazırlanıyor. 'Kadın
Dayanışma Grubu' olarak sizin de etkinlikleriniz olacak. Müzakere süreci
öncesinde kadın erkek eşitliğinde neredeyiz?
KADIN HUKUKU UZMANI MOROĞLU'DAN 'ZİNAYA CEZA' YORUMU : AMAÇ KADINA BASKI
06/09/2004
Milliyet
Söyleşi
NAZAN MOROĞLU: AB sürecinde önemli reformlar yapıldı. Türkiye'nin BM
Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi'ni (CEDAW)
onaylamasının ardından 4 yılda bir sunulan ülke raporlarında zaten bu
eşitsizlikler ele alınmış ve hangi yasalarda değişiklikler yapılacağı
belirlenmişti. Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'ye aday ülke statüsü
verilmesiyle çalışmalar hız kazandı. Anayasa, Medeni Kanun ve İş Kanunu
değişiklikleri gerçekleşti.
Brüksel bazı düzenlemeler istiyor, Türkiye'de kadınların durumunu AB
ölçütlerine göre geri buluyor. Neden?
- Bazı hakların göstermelik şekilde düzenlendiği düşünülüyor. 2001
yılındaki birinci uyum paketinde eşitliğin Anayasa'ya eklenen aile içinde
'eşler arası eşitlik'le sınırlı geçiştirilmesine itiraz etmiştik. Yeterli
olmadığı AB tarafından da görüldü. 'Olumlu ayrımcılık' da gündemdeydi ama
kadınlarla ilgili önlemler Anayasa'ya girmedi. Bunlar hep eksiklerimiz.
Siz AB uyum sürecinde reformların toplum yaşamında uygulanması için ne
yapıyorsunuz?
- Medeni Kanun'da kadınlara yönelik haklar üzerinde bilinçlendirme
kampanyası etkili oldu. Mesela, evlilikte 'aile konutu' korumaya alındı.
Bu düzenlemeyi gecekondularda anlatmak için İstanbul Barosu'nda
toplantılar yaptık. Kadınların kapının önüne konmasını önlemeye
çalışıyoruz.
Zina tartışmasına ne diyorsunuz?.. Yeni TCK'da 'namus cinayetleri'nde
kadını koruyucu düzenlemeler beklenirken, ilkel bir cezaya geri
dönülüyor.
- Türkiye geleneksel bir toplum olarak görünse de kuruluş felsefesinde
kadın - erkek eşitliğine dayanıyor... Zamanla oy kaygısıyla muhafazakâr
bakış açısının öne çıktığı dönemlere gelindi. Zihniyet değişmedikçe
yasalar yetmiyor.
TCK tasarısında 'töre cinayeti' deniliyor. Neden?
- Töre denilince Doğu, Güneydoğu gibi algılanıyor, bugün İstanbul'da da
'namus saiki'yle cinayetler işleniyor, acaba o zaman kasten öldürmenin
nitelikli hali olmayacak mı sorusu ortaya çıkabilir.
Kadın namusuna kontrol
Zinaya dönersek, AKP bunu neden getirmek istiyor?
- Anayasa Mahkemesi iptal edene kadar ceza kanunundaki zina suçu iki ayrı
madde halindeydi. Eşitsizlik, farklı ceza verilmesinden doğdu. Mahkeme
kararıyla iptal edildiğinden bu yana zina TCK'da suç değil. Birdenbire
eski zihniyet geri geldi, daha doğrusu siyaset, kanunlara egemen oldu.
Hükümetin 'Anadolu kadını istiyor' savına katılıyor musunuz?
- Hayır. Zinayı kadını baskı altına almak üzere getiriyorlar.
Aile birliği, kadının onuru açısından yaklaşıyor Başbakan Erdoğan
soruna...
Kadının namusunu bu sefer zina suçuyla kontrol altına almak istiyorlar.
Burada asıl Anadolu kadınının yaşadığı bir gerçek var: AKP'de çok sayıda
erkeğin bir resmi nikâhlı, bir imam nikâhlı eşinin olduğunu biliyoruz.
Hem AB ile uyum diyoruz, reformlar yapıyoruz hem de hiçbir Avrupa
ülkesinde olmayan zina suçunu, çağdışı bir zihniyetin ürünü olarak TCK'ya
monte etmeye çalışıyoruz. AKP'yi anlamak güç. Zina geçmişte suçtu da ne
oldu? Kadınların öncelikle ekonomik bağımsızlıklarının olması gerekiyor,
eşini mahkemeye verip 'Zina suçtur' diye hapse attırırsa ne yapacak?
Hayatını nasıl sürdürecek? Kaderine boyun eğip oturuyor.
AKP'li bazı milletvekilleri asıl 'İmam nikâhı hukuken zina sayılır'
görüşünde.
- Evet, kişinin resmi nikâhlı eşi olup bir de imam nikâhlı varsa, işte bu
tam da zina suçunu oluşturuyor. Bir olay anlatayım; baroya başvuran bir
KADIN HUKUKU UZMANI MOROĞLU'DAN 'ZİNAYA CEZA' YORUMU : AMAÇ KADINA BASKI
06/09/2004
Milliyet
Söyleşi
şehit eşi, şehit maaşını bağlatmak istiyordu, iki çocuğu vardı. Evlilik
belgesini istedik. Kadın imam nikâhlı ama yasalar karşısında durumunu
bilmiyor. Resmi olarak evli olmadığının farkında değil.
TCK'da zinaya gerek yok
Zinanın hukuktaki yeri ne olmalı?
- Özel yaşamdır ve bir boşanma nedeni olarak Medeni Kanun'da yer
almaktadır. TCK'da bulunmasına gerek yok.
Kadın sorunlarında öncelik ne olmalı?
- Zinayı bırakıp eğitime bakmalıyız. Türkiye AB yolunda ilerliyor ama
nefes nefese kanunları çıkarsak da yaşama geçirmedikçe sorunları
aşamayız. Ülkenin 10 gününü zina tartışmasıyla harcamak kimsenin hakkı
olmamalı.
Akşit destek vermemeliydi
Kadınların kendi haklarını parlamentoda savunmalarının etkili yolu nedir?
- Meclis'te bugün 150 tane kadın milletvekili olsa, ne Medeni Kanun bu
şekilde çıkardı ne de zinanın TCK'ya suç sayılması için adım atılırdı.
Hükümette aileden sorumlu kadın bakan zina tartışmasının neresinde?
Güldal Akşit sesini duyuramıyor mu?
- Biz de merak ediyoruz. Bütün bunlar olurken kadın bakan nerede? Bütün
ülkelerde siyasette bir süreklilik vardır. Bizde de Kadının Statüsü Genel
Müdürlüğü'nde ve Devlet Bakanlığı'nda şimdiye kadar yazılmış bütün
raporlarda zina suç olmamalı diye yazıyor. Kadından sorumlu Devlet
Bakanı'nın tam tersini söylemesini anlamak mümkün değil. Güldal Akşit,
TCK'ya zina suçu girmesine destek olmamalıydı. Aile birliği eşlerden
birini hapse attırmakla mı korunur!
Yüzde 4 kadın milletvekili ayıp
- Türkiye TBMM'de yüzde 4 oranındaki kadın milletvekiliyle çok geri bir
durumda. Bu, Türkiye'nin ayıbı. Anayasa'nın 10. maddesine olumlu
ayrımcılık ilkesi girseydi, Siyasi Partiler ve Seçim yasalarına da yüzde
30 oranında cinsiyet kotası konulmak üzere kadınların Meclis'te etkin
şekilde temsili sağlanabilirdi.
Ancak bu durumu fırsat eşitliğine aykırı bulan çevreler de var.
- Mesela yasalara 'Meclis'te kadın ve erkek her iki cinsiyetten biri
yüzde 30'un altında yer alamaz' diye bağlayıcı hüküm konacak.
28 Mart yerel seçimlerinde kadın belediye başkanı oranı iyice aşağılara
düşmüş.
Çok düşük, 3600'de 23 gibi... Hiç yok gibi.
Ataizi olayında sorun 'miras'tı
Medeni Kanun gecekonduya girdi diyorsunuz...
- Tabii, tabii... Oralarda çok daha fazla anlatıldı. Bir de mal rejimleri
konusunda çok varlıklı kesim yasayı ezbere biliyor. Yasa çıkarken aileler
gidip mal ayrılığına devam konusunda sözleşme yaptılar.
Sözleşme olayı Hande Ataizi'nin evliliğinin son bulmasında etken değil
miydi?
- O sözleşmeyi imzalamazsa evlilik süresince edinecekleri malları eşit
paylaşırlar. Aile, hukukçu olduğu için kanunu çok iyi biliyor. Hande
Ataizi olayında asıl kişisel malların, evlilik sırasında miras yoluyla
gelen malların gelirleri nedeniyle sorun çıktı. Bunu paylaşmak
istemediler.
Türban, AKP'lilerin yaşam tarzı haline geldi
Türkiye'de zina tartışması başlarken, Irak'ta Fransız gazetecileri rehin
alan İslami direnişçiler türban yasağının kaldırılmasını istediler, ancak
Fransa ödün vermedi. Türkiye AB ile 2005'te müzakerelere başlarsa, AKP
tabanındaki türban serbestisi beklentisiyle Avrupa'daki karşıtlık nasıl
dengelenecek?
KADIN HUKUKU UZMANI MOROĞLU'DAN 'ZİNAYA CEZA' YORUMU : AMAÇ KADINA BASKI
06/09/2004
Milliyet
Söyleşi
- Bu çelişkiyi düşünmemek mümkün değil. AB'yi bir kenara bırakırsak
önceleri bir siyasi simge olarak kullanılan türban giderek yaygınlaşıyor.
Bakanlarıyla, başbakanıyla AKP kadrolarının, ailelerin in yaşam tarzı
haline geldi.
Devlet protokolünde türban krizi yaşanıyor.
- Türkiye bir laik hukuk düzenine sahip, o değişmedikçe bu kurallar
geçerli olacak ve böyle uygulanacak. Ancak bizleri endişelendiren, adım
adım gelişen bir durum var. Kadınların kamusal alandan çekilişi. AKP
hükümetinde kadının iş yaşamından çekilmesini savunan bakanlar var.
Kamuda işe alımlarda cinsiyeti erkek olmak koşulu yazılıyor.
AB süreci türban sorununun çözümüne nasıl bir katkı sağlayabilir?
- Türban sorunu AB ile beraber çözülebilir, soruna demokratik hak ve
özgürlükler diye bakılsa bile bu hakların belli alanlarda
sınırlandırılabileceğine ilişkin kanunlar, kararlar çıkmaya başladı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararı Türkiye'yi de bağlayıcıdır.
Kadınların siyaset yaşamına katılmasının önündeki engel...
Erkek egemen bakış açısı... Siyasi partiler, kadın adayları eliyor.
Listelerde seçilemeyecek sıralara koyuyorlar. Kadınlarımız da siyaset
konusunda özgüven eksikliği gösteriyorlar. Oysa hayatın her alanında,
çalışan kadın oranı yüzde 34'lerde ve AB standartlarının altında değil.
Hatta bazı işkollarında ilerisindeyiz. Siyasi yaşamda yer almak biraz da
ekonomik güce ve bağımsızlığa bağlı olduğu için orada dayanak yok.
Kadınların daha çok karar verici görevlere getirilmesine engeller var.
AB hazırlıklarına dönelim isterseniz, aralıka kadar AB Kadın İnisiyatifi
olarak sizin eylem planınız nedir?
- 13 Ekim'de Brüksel'de bir toplantı düzenliyoruz: 'AB sürecinde
Kadınların Ortak Paylaşımı.' Türkiye'den ve Avrupa Birliği üyesi
ülkelerden uzmanlar katılacaklar ve Cumhuriyet'ten bu yana kadınların
kazanımları ve günümüzün sorunları tartışılacak. Alternatif İlerleme
Raporu sunacağız, kadın hakları konusunda.
Yıllardır kadınların haklarını savunuyor
Nazan Moroğlu, 1947 doğumlu. Alman Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk
Fakültesi mezunu. Kadın hukuku alanında mastır yaptı. Almanca ve
İngilizce biliyor. Avrupa Birliği Kadın Hukukçular Derneği kurucu üyesi
ve Avrupa Kadın Lobisi üyesidir. Halen İstanbul Barosu Kadın Hakları
Komisyonu ve İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği Başkanı'dır.
AGİT, Avrupa Konseyi Kadın Erkek Eşitliği Komitesi, HABİTAT, Avrasya
Kadınlar İşbirliği toplantılarında resmi delegasyonda yer almıştır. Kadın
hukuku, Medeni Kanun, Kadın Erkek Eşitliği alanında yazılmış kitapları
bulunuyor. AB doğrultusunda 'Kadın Dayanışma Grubu'nda çalışıyor.
***********************************************************************
NAS: ZİNAYA CEZA SAÇMALIK
06/09/2004
Milliyet
Haber
NESRİN NAS
ANAP Genel Başkanı Nesrin Nas, hükümetin zinaya ceza getirme çabalarını
"Böyle saçmalık olmaz. Zina boşanma sebebi. Aile cezalarla ve devlet
eliyle korunamaz" diye eleştirdi. Ağustosta ABD'de Hazine yetkilileri ve
politik çevrelerle görüşen Nas, gündeme ilişkin konuları değerlendirdi.
Nas, "AB'ye girmeyi hedefleyen ülke iç hukukunu AB'ye uydurmak
zorundadır. Eşit ceza diye bir şey olmaz. Mevcut durum sürdürülmelidir.
Hükümet kendi tabanına selam vermek için bu konuyu kurcalıyor olabilir"
NAS: ZİNAYA CEZA SAÇMALIK
06/09/2004
Milliyet
Haber
dedi. ABD'de konuştuğu çok ünlü bir gelecek bilimcinin "Kökleri radikal
olan, merkeze gelen ancak orada kalabilen parti yoktur. AKP geçicidir, en
ufak bir krizde radikal unsurları öne çıkar" dediğini de ifade eden Nas,
"Türkiye'nin çıkışı liberal demokrat bir partidir" diye konuştu.
***********************************************************************
SEZER İFŞAATI : YARGITAY BAŞKANI'NIN YERİNDE OLSAM ÇIKAR KONUŞURUM
06/09/2004
Sabah
Söyleşi
SAMİ SELÇUK
BALÇİÇEK PAMİR
Eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk: "Sezer statükocu. Altı yıl önceki
özgürlükler konuşmasını da kendi değil başkası yazdı".
Sami Selçuk'tan Sezer'in Anayasa Mahkemesi Başkanı iken 26 Nisan 1999'da
yaptığı konuşma için tarihi açıklama: "Ona dayanarak Sezer'i özgürlükten
yana gösterdiler. Oysa o konuşmayı kendisi yazmadı."
İÇTEN OKUYAMADI
"Başkasının yazdığı konuşmayı içten okuyamazsınız ancak kıraat edersiniz.
Sonraki tutumundan anlaşıldı ki, Cumhurbaşkanı statükodan yana tavır
alıyor. O konuşmayı inanarak yapmamış."
ÖZKAYA KONUŞSAYDI
Sami Selçuk, Adli Yıl'ın bugünkü açılış töreni için de Özkaya'ya gönderme
yaptı: "Ben Yargıtay Başkanı'nın yerinde olsaydım, bütün yaşananlara
rağmen çıkar konuşurdum. "
İşte Sezer'in o ünlü konuşması
* İnsan hakları kavramı ulusal bir sorun olmaktan çıkmış ve uygar
toplumların olmazsa olmaz koşulu haline gelmiştir.
* Özgürlük alanı genişletilmeli, anayasa ye yasalar özgürlüğü önleyen
öğelerden arınmalı. Düşünce özgürlüğü sağlanmalı.
* Fikirlerin açıklanması ve yayılmasında belli bir dilin kullanılmasını
yasaklamak olmaz.
* Mahkeme kararlarına saygı herkesten önce yargı mensuplarından
beklenmelidir.
(Anayasa Mahkemesi'nin 37. kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmadan)
Yargıtay Başkanı'nın yerinde olsam çıkar konuşurum
Eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk "Yaşananlara rağmen ben olsaydım, Adli
Yıl açılışında çıkar konuşmamı yapardım. Çünkü konuşmayı yapabilmek,
kendime güveniyorum, yanlışım yoktur demektir" diyor.
Son yaşanan skandallardan sonra bu Adli Yıl'ın açılışında, Yargıtay
Başkanı yerine başkanvekili konuşma yapacak. Eski Yargıtay Başkanı Sami
Selçuk'un kapısını aslında Yargıtay konuşmak üzere çalmıştım ama laf lafı
açtı. Zina tartışmalarına hatta Cumhurbaşkanı'nı bile konuştuk. Selçuk
Yargıtay'ın yaralandığı görüşünde.
Yargıtay'da olanları nasıl karşıladınız?
AB'ye hazırlanan bir Türkiye'de hepimiz kötü bir sınav verdik. Suçsuzluk
karinesi vb. gibi küresel kavramlara ne denli uzak olduğumuz ortaya
çıktı. Yargıtay Başkanı önce hüküm giydi, sonra da ona yargısız infaz
yapıldı. İlkin ev aldı, onarım yaptırdı, Çakıcı üstlendi dediler. Hepsi
yalanlandı. Tüyo verdi, bilgi verdi, adamın kaçmasını sağladı dediler.
Oysa dava, daha önce onanmış. Tüyo söz konusu değil. Çünkü suç DGM'nin
kapsamında. Bu tür suçlarda sanığın kaçacağı karinesi esasen var.
SEZER İFŞAATI : YARGITAY BAŞKANI'NIN YERİNDE OLSAM ÇIKAR KONUŞURUM
06/09/2004
Sabah
Söyleşi
Dosyadaki yazı ise yargıçlara değil polis ve jandarmaya hitap eder. Bütün
bu bilgileri her yurttaş Yargıtay ilgili dairesinin kaleminden,
internetten öğrenebilir.
Eski bir Yargıtay Başkanı olarak kendi meslektaşlarınızı koruyorsunuz
diye düşünülebilir mi?
Hayır, böyle bir şeyi kabul etmem. Yargıtay'ı da en çok karşı oyu yazmış
biri olarak yıllardır eleştiriyorum. Ben kişileri ve kurumları değil,
sadece hukuk bilgisinin ve mantığının içinde hukuku savunuyorum.
Dosyasını İstanbul'dan Ankara'ya istedi ama..
Dosya Yargıtay Başsavcılığı'na gönderildi. Yazışmalar savcılıktan
savcılığa yapılır. Hiçbir zaman dosya doğrudan mahkemeye gitmez.
Yargıtay Başkanı'nın hiç mi suçu yok sizce?
Dosyayı incelemedim. Basına yansıyan bilgilere göre suçsuz görünüyor.
Ancak herkes yanlış bilgiler üzerine yorum yazıları yazdı. Ama ben
olsaydım çok kısa, üç dört cümlelik bir yazılı açıklamayla yetinirdim.
Çünkü ayrıntıya girildikçe yorumlar çoğalıyor. Çelişkiler oluyor, çatışma
çıkıyor, iş büyüyor. Türkiye'de ne yazık ki düşünceler çürütülmüyor,
insanlar çürütülmeye çalışılıyor. Geçmişte herkesin yanlışı olmuştur.
Siz Yargıtay Başkanı iken size de yaklaşanlar oldu mu "Aman işimi hallet"
diye?
Görev yaparken, özellikle taşradayken insanlar ilkin sizi dener.
Yaklaşmaya çalışırlar. Bu yüzden taşradaki yargıçlar savcılar içlerine
kapanırdedikodudan uzak dururlar. Bizim toplumun hastalıklı yönlerinden
biridir bu. Başka türlü davrandığınızda toplum hemen bir şeyler
yakıştırır. Fransa'ya ilk gittiğimde ve Fransız Yargıtayı'nda avukatlarla
yargıçların rahat görüntülerine çok şaşırmıştım. Ama o toplum buna
alışmış.
Peki Yargıtay Başkanlığınız sırasında sizden bir şeyler isteyenler olmadı
mı?
Kimi zaman bir kurum randevu ister, etkinliklerini anlatmak için.
Geldikten sonra bir davası vardır onu anlatmaya başlar. O zaman hemen
uyarır, dinlemezdim. Kimi zaman ise önemli iddialarla gelirler.
Sözgelimi, "Dosyada bir rapor var, hakim onu görmedi" der. Bu önemli
olabilir. O zaman bunun gerçek olup olmadığını araştırmak gerekir.
Yargıtay'daki depremden kim kârlı çıktı?
Hiç kimse. Ama birileri zararlı çıktı: toplum. Yargıtay yargıçların
kurumu değildir, toplumun kurumudur. Yargıtay şu anda yara bere içinde.
Yargıtay Başkanı çıkıp konuşma bile yapmıyor. Buruk bir açılış olacak bu.
Ne diyecek başkan vekili?
Genel ilkeler üzerinde duracaktır. Bu olaylara değineceğini sanmıyorum,
doğru olmaz. Yani işi kişiselleştirmeye, ufak şeylerle uğraşılıyor havası
vermeye lüzum yok.
Siz Yargıtay Başkanı olsaydınız...
Çıkar konuşurdum. Kendime güvendiğimi gösterirdim. Hiçbir yanlışım yoktur
demeye gelir böyle bir konuşma. Ama arkadaşımız çok üzülmüş. Haklı. Çok
hırpalandı, sinir sistemini yıprattılar. Böyle bir karar almış kendisi.
Zamanında bana da çok saldırı olmuştu. Ancak ben bilimsel doğrularımdan
hiçbir zaman ödün vermedim.
CUMHURBAŞKANI STATÜKOCU
Türkiye krizler ülkesi. Her gün başka bir tartışma, çatışma yaşanıyor.
Zaman zaman cumhurbaşkanı ve Başbakan arasındaki gerginliklere de tanık
oluyoruz. Siz nasıl karşılıyorsunuz bu durumu?
Hiç hoş değil.
Siz Cumhurbaşkanı seçiminin de meşru olmadığını söylüyorsunuz.
Değildi, anayasaya aykırıydı. Meşru olmayan bir şey üzerine meşru bir
SEZER İFŞAATI : YARGITAY BAŞKANI'NIN YERİNDE OLSAM ÇIKAR KONUŞURUM
06/09/2004
Sabah
Söyleşi
şeyi bina edemezsiniz. Cumhurbaşkanlığı makamı bence bedenen doludur, ama
ancak hukuken boşluktadır. Anayasanın maddesi açık, istifa etmeden
seçimlere katılıyorsunuz, bu mümkün değil. Üstelik bunu açıklamak için
kendilerine göre bir gülünç bir yorum yaptılar. Zira özel yasa-genel yasa
ilişkisi ile özel -genel hüküm ilişkisini bir birine karıştırdılar.
"Özel hüküm" dedi değil mi?
Hayır. Özel yasadan söz ettiler. Oysa yasalar değil hükümler arasında
çatışma olur. Bu çatışmada özel yasadaki bir hüküm genel; genel yasadaki
bir hüküm özel olabilir. Cumhurbaşkanlığı seçimi olayında durum böyleydi.
Hukukta bu çok önemli bir konudur. Derinliğine inilmeden yorum yapılarak
saçma bir sonuca ulaşıldı. Kimi ülkelerdeki hukukçuları güldürecek kadar
saçmaydı bu. Üstelik daha önceden yapılmış olan bir konuşmaya dayanılarak
özgürlükten yana olduğu hükmüne varıldı. Bildiğim kadarıyla o konuşmayı
kendisi yazmamıştı. İnsan ancak kendi kaleminden çıkan bir konuşmayı
yüreğinden gelerek yapar, yani "tilavet" eder. Bir başkasının yazdığı
konuşmayı ise ancak "kıraat" eder.
Bu ne demek oluyor?
Bunun ne demek olduğu yaşanarak görüldü. Daha sonraki tutumdan anlaşıldı
ki Sayın Devlet Başkanı özgürlükçü değil, tutucu, yani statükodan yana
bir tavır alıyor. Dolayısıyla o konuşmayı pek de inanarak yapmamış.
Anayasaya sahip çıkmak için kendinizin de anayasayı hiç çiğnememeniz
gerekir. Yasalar en sıradan yurttaşlar kadar yönetenleri de bağlar.
1612'de yargıç başkan Coke Kral 2. James'e bunları söylemişti. Amerikan
Yüksek Mahkemesi'nin kapısında Coke'un figürü vardır.
Cumhurbaşkanı bilge olmalı
"Anayasayı çiğnetmem" görüşümü bazı adımların atılmasını engelliyor?
2000'li yılların Türkiye Cumhurbaşkanı, sabah kalkınca dünya basınını iyi
izlemeli, topluma yakın olmalı, herkesle diyalog kurabilmeli, Başkanı
olduğu icra organıyla görüş alış verişinde bulunarak bilgece sorunlara
yaklaşmalıdır. Cumhurbaşkanı yalnızca yansız olmamalı, vizyonlar ortaya
koymalıdır. Yani gönlüyüce, rahatça ulaşılabilir olmalıdır.
Bu söylediğiniz Cumhurbaşkanı tanımlamasına kim uyuyor?
Kişiselleştirmek istemiyorum. Kimi tasarruflarına katılmasak da Sayın
Demirel bunu büyük ölçüde başarıyordu.
Bir de kamusal alan tartışmaları var Kamusal alan ne demek sizce?
Ben kamusal alan kavramının tanımlanabileceği kanısında değilim. Neresi
kamusal alan? Sokak da olabilir, resmi yer de. Ben sorunun kamusal alan
kavramıyla değil devletin yansızlığı kavramıyla çözüleceği kanısındayım.
Örneğin, bir ilköğretim öğretmeni boynunda haçla okulda ders veriyorsa
devletin yansızlığını örseler.
Peki Emine Erdoğan'ın türbanlı olduğu için Cumhurbaşkanı'nın davetlerine
katılamaması?
Başbakan'ın eşi olmak resmi bir görev değildir, devletin yansızlığını
örselemez. Kişisel inanç der geçer gidersiniz.
Yalan söylemek zinadan ağırdır
AB'ye uyum yasaları çerçevesinde birçok değişiklik yapıldı. Sizce bunlar
yeterli mi?
Yeterli değişiklik yapıldı. Ama uygulama önemli. Türkiye çok önemli
adımlar attı. AB konusunda olumlu sonuçlar alacağımızı düşünüyorum.
Son günlerde tartışılan TCK değişiklikleriyle ilgili ne düşünüyorsunuz?
Örneğin zina...
Zina konusunda ahlaki bir değerlendirme yapılıyor. Ancak hukuk her zaman
ahlakla örtüşmez. Konuyu karşılaştırmalı hukuk açısından ayrıntılı
incelemedim. Bildiğim kadarıyla 1964 tarihinde Uluslararası Ceza Hukuku
9. Kongresi'nde zinanın suç olmaktan çıkarılması görüşü oybirliğiyle
SEZER İFŞAATI : YARGITAY BAŞKANI'NIN YERİNDE OLSAM ÇIKAR KONUŞURUM
06/09/2004
Sabah
Söyleşi
kabul edilmiştir. Demek aradan tam 40 yıl geçmiş. Zina Norveç'te 1927'de,
İsveç'te 1937'de kalkmıştı. Yani gidiş bu yönde. Karşılaştırmalı bir
hukuk incelemesi yapılmalıdır. Türk toplumunun yapısı ile birlikte Türk
toplumunun asıl ulaşması gerek hedef de gözetilmelidir. Böyle
düşündüğünüzde düzenlemeyi sadece boşanmayla sınırlandırmakta yarar
vardır. Ayrıca zinanın sonuçları çok ağırdır. Özellikle çocuklar için.
Hükümet geri adım atmayacağını söylüyor. Eğer biz zinayı suç kabul
edersek hukuk açısından nereye gideriz?
AB ülkelerini tek tek incelemiş değilim, ama hiçbirinde zinanın suç
olmadığını düşünüyorum. Türkiye'nin hangi noktada olduğu açısından önemli
bir gösterge olur bu. Ahlakla ceza hukuku zaman zaman kesişir, ama bire
bir örtüşmez. Ahlaki konuların ceza yaptırımına bağlanması zorunlu
değildir. Sözgelimi hayvanlara kötü muamele yapmak suçtur. Ama bunun
ahlakla ilgisi yoktur. Batılının gözünde yalan söylemek zinadan daha
ağırdır. Ama her yalan yaptırıma bağlanmamıştır.
***********************************************************************
ZEYD AB İLE NİKÂHLIYSA ZİNA CAİZDÜR
06/09/2004
Sabah
Köşe Yazısı
ÖMER LÜTFÜ METE
İktidar partisinin bazı milletvekilleri bir gece 'Ashab-ı Kehf'
uykusundan uyanır ve kendilerine gelirler:
- Biz eskiden İslamcı değil mi idik?. Artık biraz ispat-ı vücut edelim..
Mesela yeni ceza kanununa zina suçunun konmasını sağlayalım ki bizim hiç
değilse ahlaken 'Milli Görüş' gömleğini çıkarmadığımız bilinsin..
Adalet Bakanı Çiçek'in açıklamalarından anlıyoruz ki böylece birkaç
akıllının kuyuya attığı taşı çıkarabilmek için deliriyoruz.. Başbakan
bile bu işin yol açtığı şamatadan sıyrılmak için 'aileyi koruma'
gerekçesine sığınıyor. Oysa zinanın en şiddetle yasak olduğu Suudi
Arabistan'da aile diye bir şey yok! (Bunu, zinanın haram ve çirkin bir
fiil olduğuna iman eden bir insan sıfatıyla kaydediyorum!)
Aslında bu konu sadece İslam bilginleri arasında serinkanlılıkla aylarca
tartışılsa yine ortak bir hükme varılamaz. Nerede kaldı ki medyada
sağduyu ile tartışılsın!
Bir kere tanımında uzlaşma olmayan bir fiili suç sayıp ceza yazsan ne
ifade eder?
Zinayı hangi ölçüye göre tanımlayacaksınız? Hangi ilişki, ne zaman, hangi
şartlar altında zina sayılacak?
Bu hususta çerçeve oluşturabilmek için çağdaş cinsel kültürü mü esas
alacağız, yoksa dinsel kültürü mü?
Çağdaş cinsel kültürde zina diye bir şey yok! Medya allamelerinden biri
milletin gözünün içine baka baka diyor ki:
- Bu çağda hala, hayvanlar kadar cinsel özgürlüğe kavuşamayacak mıyız?
Üstat bu sözün üreteceği sataşmaları bile umursamıyor. Hayvanların
çoğunda kardeşler arası cinsel ilişkinin de yasak (!?) olmadığını
hatırlatarak kendisine küfreden sade vatandaşı önemseyecek değil ya!
Peki dinsel kültürden zina tanımı arasak ve sözgelimi Hanefi anlayışında
karar kılıp laikliği de bir an için tatile göndersek işin içinden
çıkabilir miyiz?
Ne mümkün?! Öyle bir kültür çevresindeyiz ki, A'dan Z'ye değil daha B'ye
gelinceye kadar bir Müslüman ile öteki arasında uçurum doğabiliyor.
Sözgelimi bir Müslüman 'göz zinası' için yetmiş bin yıllık Cehennem
ZEYD AB İLE NİKÂHLIYSA ZİNA CAİZDÜR
06/09/2004
Sabah
Köşe Yazısı
azabından korkuyor, bir siyasal İslamcı ise Rus revü kızları ile birlikte
olmayı mubah görebiliyor..
Adamın parası var, görünürde İslami duyarlılık (!) sahibi.. İmam-
Hatip'ten veya Kur'an kursundan kalma bir dirhem fıkıh malumatı da var..
Buna göre nikahın şartı sadece 'icap' ve 'kabul' olduğu için 'alan
memnun, veren memnun' deyip gizli gizli Şeriat'e uygun (!?) şekilde
ikinci, üçüncü, dördüncü yuvayı kuruyor.. Bu zat İslamcı geçindiği için
şehvethanesinin adı 'yuva' oluyor, ama sıradan vatandaş aynı şeyi yapınca
aynı işlevi gören mekan 'fuhuş evi' sayılıyor..
İşin özü şu ki; bir erkeğin dört eşten öte sayısız odalık edinebildiği
köleci meşruiyet türünü hala gerektiği gibi sorgulayamayan İslam
toplumlarında ortak bir 'zina' tarifi yapılamaz.
O zaman da konan yasak sadece kağıt üzerinde kalır.
Ayrıca, İslami-ahlaki endişelerle bu öneriyi getiren vekiller acaba
zinanın 'eşler arasındaki aldatma ile sınırlı bir kavram'a dönüşmesine
razılar mı?
Kaldı ki İslam hukuku açısından zinayı ispatın son derece ağır şartları,
çağı yorumlamak ve yaşamak için önemli bir dayanak değil mi? (Öyle
şartlar ki, mesela ancak dört şahit adeta 'parmak kamera' ile izlemişse
zinaya hükmedilir!)
Hasılı ne cinsel kültür, ne de dinsel kültür bize uzlaşabileceğimiz hazır
bir zina tanımı sunmuyor.. Bizim hazırlamamız da mümkün görünmüyor.
Üstelik EFENDİ Avrupa Birliği de ne buyuracak bilmiyoruz.. Zaten Bakan
Çiçek de 'son söz AB (AİHM) tarafından söylenir' demekten kendini
alamıyor.
***
Tarihten bir kayıtla, Müslüman adamın galip uygarlık karşısında
asırlardır yaşadığı temel sorunun devam ettiğini örnekleyelim:
ABD'nin Petersburg elçiliği görevlilerinden Eugene Schuyler'ın, Kolağası
Ahmet'çe tercüme edilmiş Türkistan Seyahatnamesi'nden -bugünkü dille- bir
bölüm:
-1872'de Kadılar Dairesi yüksek hocaları (Dersiamlar) tarafından Rus
memurlara verilen bir dilekçe ile köçeklerin raksı ve bu esnada
kullanılan birtakım (zararlı) maddelerin yasaklanması ve Müslümanlar'ın
camilere devama mecbur edilmesi istenir.. Rus makamları ise camiye
gitmeyenin zorlanamayacağını belirterek köçeklerin raksını
yasaklayacaklarını bildirir ve eklerler: Yalnız bu yasak sizin dininiz
emrettiği için değil; raksı seyreden ahalinin oluşturacağı izdiham
yüzünden ileride hastalık çıkabileceği içindir..
Bakalım EFENDİ Avrupa Birliği, dünkü EFENDİ Rus'un -işgalini oturtana
kadar ki- esnekliğini gösterip zina konusunda bize kıvırtma payı
bırakacak mı?
***********************************************************************
TCK'YA ZİNAYI SUÇ OLARAK CHP GETİRDİ
06/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Söyleşi
NAZLI ILICAK
MEHMET ALİ ŞAHİN
EMİN PAZARCI
SERDAR ARSEVEN
Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, zina tartışmasından memurlarla 15
Eylül'de başlayacak zam pazarlığına kadar gündemdeki konuları Tercüman'a
TCK'YA ZİNAYI SUÇ OLARAK CHP GETİRDİ
06/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Söyleşi
değerlendirdi: Zina, Türk Ceza Kanunu'nda suç olsun olmasın, halk
nezdinde suç. Bu, sadece bizim ülkemize has değil. Diğer toplumlarda da,
büyük bir ekseriyette bu eylemin gönüllerde ve kafalarda suç olarak
telâkki edildiği gerçeği ile karşılaşırsınız.
ATATÜRK VE BUGÜNKÜ CHP
ZİNA, halk nezdinde suç. Bunu, şikayete bağlı bir suç olarak ceza
mevzuatına CHP getirdi. Rahmetli Atatürk, CHP'nin o dönemdeki
yöneticileri, CHP'nin bugünkü yöneticilerinin bize atfetmek istedikleri
düşünce içinde bulundukları için mi getirdiler bu düzenlemeyi? Türkiye
gerçeklerine ve hukuk kriterlerine uygun olduğu için öyle bir düzenleme
yaptılar. Muhafaza edilmesinde yarar var.
GÖNÜL İSTER DE KAYNAK YOK
MEMURLARIMIZIN, kamuda çalışan işçilerimizin aldığı maaşı hiçbir zaman
yeterli saymadık. Ücretleri geçmişte erozyona uğradı, eridi.
Sendikalarımız bizden, bunu bir çırpıda halletmemizi istiyor. Biz de arzu
ederiz ama, ekonomik imkanlarımız geçmişteki kayıpları bir anda telafi
etmeye elvermiyor. Kamuda maaşlara, 2005 için yüzde 8'lik enflasyon oranı
kadar zam yapmamız lazım.
ZAM, HERKESE EŞİT YAPILACAK
KAMU kuruluşları için (asker-sivil gibi) farklı bir maaş artışı
düşünmüyoruz. O zaman, ayrımcılık yapmış oluruz. Bunu, parakendeci bir
anlayışla ele alamayız. (Askerin maaş bordrosuyla ilgili) mevzuatı da
gözden geçirmek durumundayız. Ancak, şu andaki statüyü geriye götürecek
düzenleme yapamayız. Bu çok da çetrefilli bir konudur. Ateşten gömlektir
bu konu.
TCK'ya zinayı suc olarak CHP getirdi
"Zina suçunun şikâyete bağlı bir suç olma keyfiyetini iktidar olarak ceza
mevzuatına biz getirmedik. Rahmetli Atatürk, CHP'nin o dönemdeki
yöneticileri, bugünkü yönetiminin bize atfetmek istediği düşünceler
içinde bulundukları için mi getirdiler bu düzenlemeyi? Türkiye
gerçeklerine ve hukuk kriterlerine uygun olduğu için öyle bir düzenleme
yapılmıştır"
Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin, memur
konfederasyonları ile başlayacak toplu görüşmeler öncesinde önemli
açıklamalarda bulundu. Memur maaşları konusunda pazarlığa 2005 yılı için
öngörülen yüzde 8 enflasyon oranı ile başlayacakları mesajını veren
Şahin, zamlarda sivil - asker ayırımı yapmayacaklarını söyledi. Demokrasi
Platformu'nun konuğu olan Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Mehmet Ali
Şahin, Ankara Temsilcimiz Emin Pazarcı ile yazarlarımız Nazlı Ilıcak ve
Serdar Arseven'in sorularını cevaplandırdı.
Türk Ceza Kanunu Tasarısı'nda çok kritik maddeler olmasına rağmen birden
bire zina tartışması gündeme geldi...
Zina, Türk Ceza Kanunu'nda suç olsun olmasın, halk nezdinde suç. Bu,
sadece bizim ülkemize has değil. Diğer toplumlarda da, büyük bir
ekseriyette bu eylemin gönüllerde ve kafalarda suç olarak telâkki
edildiği gerçeği ile karşılaşırsınız. Yasalar, "Halk ne düşünürse
düşünsün ben istediğimi yaparım" mantığıyla hazırlanmaz. Yasalar ve
düzenlemeler mutlaka halkın beklentilerine, kültürüne, anlayışına uygun
olarak hazırlanır. Nitekim bazı ülkeler yazılı yasa bile yapmıyorlar,
yargıçlar örf ve âdete göre kararlar veriyor. İngiltere bunun en önemli
örneklerinden birisidir. Halkın olaylara yaklaşımı,uygulana uygulana
teamül haline gelmiş olan sonuçlar, orada adetâ, hukuk kuralı gibi
değerlendiriliyor. Bizim halkımız zinayı suç olarak telâkki ediyor. Şu
anda yürürlükte bulunan Türk Ceza Kanunu'nda da zina suçtu. Anayasa
Mahkemesi, "Kadın erkek eşitliğine aykırı bir düzenleme vardır. Kadın
TCK'YA ZİNAYI SUÇ OLARAK CHP GETİRDİ
06/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Söyleşi
erkek eşitliğini sağlayıcı şekilde düzenleme yapın" dedi. Şimdi de
yapılmak istenen budur. Bunun mutlaka şikâyete bağlı suç olması lâzım, o
bazı itirazları da ortadan kaldırır. Türk Ceza Kanunu gibi, Meclis'in
olağanüstü toplantı ile görüşeceği önemde bir temel yasanın, "zina"
tartışmasına dönüştürülmesini yadırgıyorum. Birtakım kadın dernekleri
konuyu başka platformlara çekmeye çalışıyorlar.
"Savcı resen harekete geçerse imam nikâhlı yaşayamayacaklar. Onun için
şikayete bağlı kavramı getiriliyor" iddiaları öne sürülüyor...
CHP'nin tek başına iktidarda bulunduğu dönemde bu ceza kanunu
hazırlanmıştır. O zaman onlara "Siz imam nikâhlıları korumak için mi
şikâyete bağlı suç yaptınız" diye sormak lâzım. Zina suçunun şikayete
bağlı bir suç olma keyfiyetini iktidar olarak ceza mevzuatına biz
getirmedik, CHP getirdi. Çünkü, Türk Ceza Kanunu, Cumhuriyet'in ilk
yıllarında çıkan bir kanundur ve o zamandan beri yürürlüktedir. O zaman
da tek başına iktidar olan CHP'dir. Rahmetli Atatürk, CHP'nin o dönemdeki
yöneticileri, CHP'nin bugünkü yöneticilerinin bize atfetmek istedikleri
düşünce içinde bulundukları için mi getirdiler bu düzenlemeyi? Türkiye
gerçeklerine ve hukuk kriterlerine uygun olduğu için öyle bir düzenleme
yapılmıştır. Onun muhafaza edilmesinde, eşitliği sağlamak koşuluyla yarar
olduğu kanaatindeyim.
Niye TBMM'de temel yasa şeklinde görüşülmesini sağlamadınız da uzlaşma
aradınız?
Biz daha önce TBMM İçtüzüğü'nün 91.maddesi ile ilgili "Muhalefetin sesini
kısıyorsunuz. Bizi her maddede konuşma hakkımızdan mahrum ediyorsunuz"
diyorduk. Nitekim o dönemdeki iktidarın çıkarmış olduğu 91.madde ile
ilgili düzenlemeyi Anayasa Mahkemesi'ne götüren, altına imza atanlardan
biri bendim. Şimdi biz 91.maddeyi, Anayasa Mahkemesi'nin geri gönderme
gerekçesine uygun olarak, temel kanunu tarif ederek, Genel Kurul
gündemine indirdik. Biz bunu çıkarmayı arzu ediyoruz. Ama, CHP hâlâ "Siz
muhalefetin sesini kısmak için bunu yapıyorsunuz" diyor. CHP ve AK Parti
grupları "Şimdi bu 91.madde ile ilgili teklifi görüşmeyelim, biz
engelleme yapmayız. Okutur, oylanır, geçer" diye bir yaklaşımda
bulundular. Biz de olağanüstü toplantı esnasında muhalefetle bu konuda
bir gerginlik meydana gelmesin diye 91.maddeyi şimdi gündeme almıyoruz.
"ARINÇ, BAŞKAN SEÇİLİR"
Meclis Başkanlığı seçiminde CHP'nin, Arınç'ın Meclis Başkanı olmamasına
yönelik düşüncesini nasıl karşılıyorsunuz?
TBMM Başkanı'nın bu ikinci dönemde kim olacağına TBMM üyeleri karar
verecektir. Parti adına, grup adına bu soruya cevap vermem mümkün değil.
Kişisel olarak ifade edeyim ki, Bülent Bey şu anda Meclis Başkanımız'dır,
bana göre bu göreve lâyık bir arkadaşımızdır. Yeniden aday olduğu
takdirde, Bülent Bey'in yeniden Meclis Başkanlığı'na seçileceğini
inanıyorum. Ekim ayında, Meclis Başkanlığı seçimi gibi bir problemle
karşılaşacağımız kanaatinde değilim. Bülent Arınç Bey'in Meclis
Başkanlığı görevine devam etmesi şeklinde bir karar tecelli edeceğini
düşünüyorum.
"TÜM PLANLAR 5 YIL İÇİN"
TCK'YA ZİNAYI SUÇ OLARAK CHP GETİRDİ
06/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Söyleşi
Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda da muhalefetin erken seçimi zorlayacağı
ve AK Parti'nin Cumhurbaşkanı seçmesine izin verilmeyeceği gibi
senaryolar var. Cumhurbaşkanlığı seçimiyle bağlantılı olarak bir erken
seçime sizi zorlayabilirler mi?
Biz beş yıllık bir süre görev yapmak için geldik. Tek başına bir
iktidarız. Daha önce koalisyon hükümetlerinin zorluklarından dolayı erken
seçimler gündeme geldi. Şu anda, erken seçimi gerektirecek bir durum söz
konusu değildir. Tek başına güçlü bir siyasi iktidar vardır. Beş yıl
süreyle milletimize hizmet etmeye geldik.
Dolayısıyla, "Cumhurbaşkanı'nı bu parlamento çıkaracak" sonucunu
çıkarabilir miyiz?
Benim bu cümlemden herkes istediği gibi bir sonuç çıkarabilir. Biz AK
Parti, tek başına iktidarı olarak beş yıllık bir süre için milletimize
hizmet etmek istiyoruz. Tüm plan ve programlarımızı bu doğrultuda yaptık.
Hocasıyla da kocasıyla da çalışabilir...
Elvan'ın antrenörü "Hata yaptık. Keşke üç hafta önce götürseydik. İklime
alışırdı" dedi. Olimpiyat şampiyonluğuna aday olacak bir sporcuyla ilgili
tüm inisiyatifin bir kişiye verilmesi doğru mu?
Başbakan, "Dünya ile sporda rekabet etmek istiyorsak, mutlaka bu işi iyi
bilen hocaları dışarıdan bulup temin edeceksiniz, getireceksiniz" dedi.
Grekoromen güreşte ve serbest güreşte biz, olimpiyatlara 6-8 ay kala
yabancı antrenör getirdik ve faydasını gördük. Şimdi federasyonla da
görüşerek yağlı güreşleri, karakucak güreşleri başta Kırkpınar olmak
üzere sürekli dolaşacak ekipler kurmalıyız İki sene üstünde çalışırsak,
yabancı antrenörler onları hamur gibi yoğurursa, inanıyorum ki, dünya
liderlerinin tozunu atarız. Bu potansiyel var bizde.
SPORDA İŞBİRLİĞİ
Başarılı olmuş bir sporcunun sadece o branşla ilgili sporu yapmadığını
tespit ettim. Bir ülkede atletizm sporu güçlü olursa diğer sporlar güçlü
olur. Atletizm sporları yapanlar bir çok dala geçebiliyorlar. Bizim
atletizmde ileri gitmiş olan ülkelerle mutlaka spor alanında işbirliği
yapmamız lâzım. Meselâ Rusya ile.
Süreyya Ayhan'ın başka bir antrenörle çalışması söz konusu olabilir mi?
Bireysel spor yapanlar istedikleri antrenörlerle çalışma imkânına
sahipler. ÔSen şu antrenörle çalışacaksın" denildiğinde, çalışmayabilir.
Amatör sporcu, istediği ile çalışır. "Ben hocamla / kocamla çalışacağım"
derse bir şey diyemezsin. Bunlar böyle zorlamayla olmaz. Oturur,
konuşuruz, en iyi şekilde hazırlanması için ne gerekiyorsa ortaya
koyarız. Ben karşı çıkacakları kanaatinde değilim.
Maaş zammında kurumlararası ayırım yapmayız
Memurlarla toplu görüşmeler başlayacak, memurlar ne kadar umutlansın?
Memurlarımızın, kamuda çalışan işçilerimizin almış oldukları ücretleri
hiçbir zaman yeterli saymadık. Şimdi, ayın 15'inde üç memur
konfederasyonumuzla yeniden toplu görüşme sürecine başlayacağız. Onlarla
2005 yılı için memur maaşları ne olmalıdır, kendilerine hangi
iyileştirmeler yapılmalıdır konusunu görüşeceğiz. 15 gün süreyle böyle
bir çalışma yapacağız. Memur ve işçi ücretleri geçmişte maalesef erozyona
TCK'YA ZİNAYI SUÇ OLARAK CHP GETİRDİ
06/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Söyleşi
uğradı, eridi. Sendikalarımız ve konfederasyonlarımız geçmişteki
kayıplarının bizim tarafımızdan bir çırpıda halledilmesini istiyorlar.
Biz bunu arzu ederiz ama, ekonomik imkânlarımız geçmişteki kayıpları bir
anda telâfi etmeye elvermiyor. Geçtiğimiz dönem enflasyonun üstünde
memurlarımıza zam yaptık. 2005 için enflasyonu yüzde 8 olarak
öngörüyoruz. Memurlarımıza ve kamuda çalışan işçilerimize enflasyon oranı
kadar zam yapmamız lâzım. Öngörülen enflasyonun üstüne bu oran çıkabilir
mi? Bu sorunun cevabını 15 günlük süre içersinde konfederasyonlarımızın
değerli başkanları, yöneticileri ile birlikte arayacağız.
Enflasyon oranının ne kadar üzerine çıkabilirsiniz?
Ben şimdiden bir şey söylemem. Bu bir pazarlıktır. Oturacağız,
konuşacağız kendileri ile. Telâffuz edilen rakamlar, bizim memur maaşları
için 2005 yılı bütçesinde ayıracağımız ödeneğin çok üstünde bir
ödenektir.
Personel rejimini değiştirmeye yönelik çalışmalarınız var. Daha az mı
memur alacaksınız?
Biz, Ôdaha az memur alacağız' demedik. Türkiye'nin ihtiyacı neyse o kadar
memur istihdam edilir. Devlet Memurları Kanunu'nu yeniden düzenliyoruz.
Bu konuda elimizde bir taslak var. Bu taslağın mâli haklarla ilgili
bölümü çok önem arzediyor. Birtakım kamu kurum ve kuruluşları
Başbakan'dan zam talebinde bulundular. Her talepte bulunana zam
yaparsanız o zaman diğerleri ile aradaki dengeyi bozmuş olursunuz. Maaş
sistemini daha da sadeleştireceğiz. Bazı memurlarımız var ki, birtakım
farklı kalemler sebebiyle daha fazla maaş alma imkânına sahip oluyorlar.
Bir memurun maaş bordrosundaki tahakkuk bölümü, aslî maaşı, yan ödemesi,
gibi 25 tane ayrı kalemden oluşuyor. En fazla maaş alan 14, en düşüğü 7
kalem kullanıyor. Şimdi biz bunu sadeleştiriyoruz, 7-8 kaleme
indireceğiz. Bir memur maaşını kendisi hesap edebilmeli. Şu anda bir
memur maaşını kendisi hesap edemez, o kadar karmaşık hale gelmiş.
Nasıl sadeleştiriyorsunuz?
Bunların bir kısmını kaldırıyoruz veya birleştiriyoruz. Taban bir maaş
olmalı, buna bazı ilâveler yapılabilir, ama bu ilâveler de makul, diğer
memurların aleyhine olacak şekilde olmamalı. Aynı statüdeki, aynı tahsili
yapmış olan kişiler arasında mümkün olduğu kadar derin maaş uçurumları
olmasın.
Memur statüsündeki bir şoförle işçi statüsündeki bir şoför arasındaki
farkı nasıl düzenleyeceksiniz?
Bu ârizî bir durum. Kamu kuruluşlarında işçi statüsünde çalışan sayısı az
da olsa personel var. İşçi statüsünde çalışanlar geçmişte toplu
sözleşmelerle hep yüksek artış almayı başarmışlar. Memurların grev ve
toplu sözleşme hakkı olmadığı için işçi statüsünde olanların memur
statüsünde olanlardan daha fazla maaş aldıkları gerçeği ile karşı
karşıyayız.
Nasıl çözeceksiniz?
Daha düşük maaş alanları biraz iyileştirmenin, yani aşağıdakileri biraz
yukarı çekebilmenin üstünde çalışıyoruz. Çok yüksek maaş alanların maaş
artış oranlarını biraz yavaşlatabilir miyiz? Aradaki uçurumları zaman
içerisinde biraz daha kapatabilir miyiz? Şimdi bunlar üzerinde
çalışıyoruz.
Kimler sözleşmeli olacak?
Memur sendikaları, sözleşmeli personel çalıştırılmasına tepki
gösteriyorlar. Çünkü, "Devlet memurlarının sahip olduğu güvenceye
sözleşmeli personel sahip değildir" diyorlar. Biz hazırlamakta olduğumuz
tasarıda, "Bu kanunu çıkararak, memurların şu kadarı memur olarak devam
edecek, şu kadarı da bundan sonra sözleşmelidir" diye bir düzenleme
TCK'YA ZİNAYI SUÇ OLARAK CHP GETİRDİ
06/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Söyleşi
yapma peşinde değiliz. Sözleşme, en az iki taraflı irade beyanı ile
hükmolur. Devlet erkini kullanan siyasi irade olarak, zayıf durumda
gördüğümüz memura, tek taraflı olarak, "Seninle şöyle bir sözleşme
yapıyorum, buna uymaya mecbursun" dersek, bu sözleşme değil, dayatma
olur. Çalışan memurlarımız için, "Memur olarak devam ederseniz şartların
şu, sözleşmeli statüde çalışırsanız şu avantajlarınız var. Arzu ederseniz
sizinle sözleşme de yapabiliriz" diyebiliriz.
Neden sözleşmeli sisteme geçmek istiyorsunuz?
Kamuda verimliliği arttırmak, performansı yükseltmek, vatandaşın
memnuniyetini en ön plana çıkartmak istiyoruz. Burada çalışan müstahdem
memur mudur, işçi midir? Memurluğa mı, işçiliğe mi daha çok yakışır?
Sözleşmeli mi olsun memur mu olsun? Bunların hepsi tartışılacak. Bazı
işler var ki, bu işler, bir memur tarafından yapılmaması gereken
işlerdir. Yasa çıktıktan sonra kriterler konur. Hangi hizmetlerde
sözleşmeli statüde eleman istihdam edilebileceği belirlenir. Memur olarak
çalışanlar da sözleşmeli olarak çalışmak isteyebilir. Ama, memura göre
avantajları ve dezavantajları olabilir.
Askerler de zam istediler. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Biz bu konuda kamu kuruluşları için farklı farklı bir maaş artışı
düşünmüyoruz. O zaman ayırımcılık yapmış oluruz. O zaman birine
verdiğinizde haklı olarak diğeri, "Bana niye vermediniz?" diyecek. Biz,
bunu, perakendeci bir anlayışla ele alamayız. Memurlarımızın maaşlarında
iyileştirme yapılacaksa ki yapılmalıdır, hangi nispette olacağının,
maliyecilerimizle, ekonomi bürokratlarımızla da görüşülmesi gerekir. Ben
toplu sözleşmelerden ve görüşmelerden sorumlu bir bakan olarak,
memurlarımıza, işçilerimize çok daha fazlasını vermeyi arzu ederim. Ama,
Maliye Bakanlığı bütçe içinde buna imkân olmadığını söylerse, Ôben
verdim' demekle olmaz.
Personel reformunuz askerleri de kapsayacak mı? Sadece sivillerle mi
ilgili?
TSK'nın, Adalet Teşkilâtı'nın özlük hakları, kendi yasalarına tâbidir.
Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü Başkanlığı'nca Devlet Memurları Kanunu
üzerinde bir çalışma yapıldı ve bize bir taslak getirildi. Burada bize,
"Devlet Memurları Kanunu kapsamında olmayan birtakım kamu kuruluşlarını
buraya mı alalım, yoksa yine kendi kanunlarına göre mi yönetilsinler?"
gibi bir öneri getirdiler. Daha, konuyu, Bakanlar Kurulu'na götürmedik.
Üzerinde çalışıyoruz. Başbakanlık'ta bir ekibimiz var.
Üniversitelerimizden, konuya çok duyarlı olduğunu bildiğimiz kişilerle,
bir çalışma yaptık. Adalet ve TSK teşkilâtlarıyla ilgili henüz bir karar
vermedik. Yasaları bir de olsa, ayrı da olsa aynı oranda maaş artışı
verecekseniz, ayrım yapamazsınız. Benim kanaatim budur.
Uçurumu kapatmaya çalışıyoruz
Askerlerin maaş bordrolarına da siviller gibi bir standart getirecek
misiniz? Yan ödeme kalemlerinin sayısını askerlerde de indirecek misiniz?
Tabiî ki o mevzuatı da gözden geçirmek durumundayız. Ancak, hiçbir kamu
görevlisini şu andaki statüsünden geriye götürecek düzenleme
yapamazsınız. Bunlar kazanılmış haktır. İdarî yargıdan, en sonunda da
Anayasa Mahkemesi'nden döner. Aradaki uçurumları nasıl kapatılabileceğine
ilişkin bir teknik çalışma yapıyor arkadaşlarımız. Çok da çetrefilli bir
konudur. Ateşten gömlektir bu konu.
***********************************************************************
SİYASİ ZİNA RİSKİ
06/09/2004
Vatan
Köşe Yazısı
SİYASİ ZİNA RİSKİ
06/09/2004
Vatan
Köşe Yazısı
GÜNGÖR MENGİ
Bizi yine Avrupa Birliği motivasyonu kurtaracak galiba..
Hollanda'da AB Dışişleri Bakanları toplantısına katılan Abdullah Gül
dikkat çekici bir açıklama yaptı: "TCK'da yapılacak değişiklikler
arasında zina konusunun, Türkiye'nin son iki yılda gerçekleştirdiği ve
gerçekleştireceği reformları gölgelememesi gerekir.."
Doğrudur.. Türkiye değişim iradesi ile dünyayı şaşırtmıştır. Ama sadece
şeriatla yönetilen ülkelerde geçerli olan zina suçunu TCK'ya monte etme
inadı, bir çuval inciri berbat etme riski yaratıyor şimdi.
Bu gölgedir ama iktidarın kendi gölgesidir.
Bir İspanyol gazetesi 'TBMM zina kanunu için olağanüstü toplanıyor" diye
yazdığı için Dışişleri Bakanı Gül üzülmüş.
İstediği kadar haberin gerçeği yansıtmadığını söylesin, Türkiye ve AKP
iktidan dışardan böyle görünüyor. Ve galiba gerçek, dışardan daha iyi
görünüyor!
İyi ki AB hayali sayesinde bu algılamalar iktidan etkiliyor. AKP de
etkilenecektir.
AB'ye yönelik meşakkatli çabaların "siyasi bir zina" günahına feda
edilmeyeceğini ümit ediyoruz..
***********************************************************************
ZİNA
06/09/2004
Akşam
Köşe Yazısı
COŞKUN KIRCA
Zina, -cinsiyeti ne olursa olsun- evli bir eşin evlilik dışı cinsi
ilişkiye girişmesidir. Zina, batılı ülkelerin hiçbirinde suç sayılmaz.
Sadece diğer eş için boşanma sebebi sayılır. Bizde bu ilkeye uymayan
kanun hükümleri Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmiştir. Şimdi AKP
iktidarı, köktendinciliğinin icabı olduğundan, zinayı yeniden suç haline
getirmek istiyor. Ancak, bu girişimi çerçevesinde AKP iki ikilemle
karşılaşıyor.
Birinci ikilem, zinayı suç sayarken kadın-erkek eşitliğini
bozmamasıgerektiğini AKP'nin -istemeyerek de olsa- kabullenmek zorunda
kalmasından doğuyor. AKP, zinayı şikayete bağlı bir suç olarak
düzenlerken her iki eşe de şikayette bulunma hakkını tanıyor. Tabiatiyle,
zina suçu bahsinde kadın-erkek eşitliğinin başka gerekleri de var.
Bunlardan en önemlisi, zina suçunun oluşmasının şartlarının her iki eş
için de eşit olması gereğidir. Erkeğin zina suçu işlemiş sayılması için
cinsi birleşmenin fizyolojik anlamında tam olarak oluşmuş bulunması
aranırken, kadın için bir odada bir erkekle yalnız bulunma halinin dahi
bu suçun oluşması için yeterli sayılması gibi uygulamalar da kabul
edilemez.
AKP'nin bu konudaki ikinci ikilemi, medeni nikah kıyılmış olmaksızın imam
nikahıyla birden fazla evlilik yapmış olan erkeğin durumudur. Anayasa ve
kanun, medeni nikah kıyılmaksızın yapılan dini nikahı tanımadığı için,
eğer medeni nikahla gerçekleşmişse medeni nikahla evlendiği kadın
dışındaki sözde evliliklerini -çok- eşlilik yasak olduğundan- sadece imam
nikahına dayandıran bir erkeğin kanuni eşi tarafından zina suçu
şikayetiyle karşılaşması nasıl önlenecektir? AKP bu ikilemi de, medeni
nikaha dayanan evlilikteki kadın eşin şikayetini kocasının zina suçunu
işlemesinden itibaren altı aylık bir süreye bağlayarak çözdüğünü sanıyor.
ZİNA
06/09/2004
Akşam
Köşe Yazısı
AKP, bu şikayetin yapılmasının kadın eş için fiilen çok zor oluşuna
güveniyor.
Bütün bunlar bir orta oyunudur. Birinci yanlışlık, zinanın suç
sayılmasıdır. Özel hayatın gizliliğini kabul eden hiçbir ülkede zina kamu
hayatını ilgilendiren bir fiil değildir. Eşinin zina yaptığını tespit
eden diğer eş bu fiili affeder mi? Yoksa affetmez ve boşanmak mı ister?
Bu, her evli eşin içinde bulunduğu pek değişik şartlarda ancak o eşin
takdirine kalmış bir özel karardır. Devlet, özel hayat ile kamu hayatı
arasındaki sınırı çizerken bu ilkeye saygı göstermek zorundadır. Nitekim,
AB de pek sevdiği AKP'ye bu uyarıyı yapmak zorunda kalmıştır.
İkinci yanlışlık, zina konusunu nikah konusuyla karıştırmaktır. Batı
uygarlığından esinlenen Türk Anayasa'sı ve kanunu, dini nikahın ancak
evliliğin şartı olan medeni nikahtan sonra yapılabileceğini hükme
bağlıyor ve böylelikle, çok-evlilik denilen, kadın-erkek eşitliğine
aykırı olmakla kalmayıp, erkeğin kadını sömürmesi anlamına gelen
ilkelliğin geçerli olamaması için gerekli denetim mekanizmasını kuruyor.
Zira, laik bir devlette çok-evlilik bir kamusal yasaktır. Uygar ülkelerde
zina yapan eşin diğer eş tarafından boşanma yaptırımıyla karşılaşması
sırf kişinin özel hayatını ilgilendirdiği halde, çok-evlilik kamu
düzeninin temellerinden birinin ihlali anlamına gelir ve kovuşturulması
şikayete bağlı olmayan ayrı bir suç olarak mahkeme kararıyla
cezalandırılır, cezalandırılmalıdır.
AKP iktidarı, bu ilkeleri kafasına dank ettirmeli ve dolambaçlı yollardan
laik düzeni yok edemeyeceğini ve Avrupa Birliği ise kimi ve neyi
desteklediğini artık anlamalıdırlar.
***********************************************************************
BİR ADIM İLERİ, 25 ADIM GERİ!
06/09/2004
Akşam
Köşe Yazısı
SEMİH İDİZ
AB Komisyonu haklı. Uygar hiçbir ülkede zina suç sayılmıyor. Bunlara,
'ateşli aşkların' ve 'romantik şehvetin' olduğu kadar, cinsellik
açısından 'namuscu,' 'baskıcı' ve 'yasaklayıcı' Katolik dinin de geçerli
olduğu İtalya, İspanya ve İrlanda gibi ülkeler de dahil.
Burada şahısları ilgilendiren özel bir durum söz konusu. Zina halinde
ilgili taraflar sorunu aralarında güzellikle halledemezlerse, mahkemeye
başvurup boşanma davası açarlar. Polisi yatak odasına sokmak ise
ilkelliğin daniskasıdır. Efendim, AKP tabanı bunu istiyormuş! Örf ve
adetmiş!
Bunları geçerli gerekçe sayacaksak, o zaman aynı gerekçelerle töre
cinayetlerine de göz yummamız gerekir. Orada da 'taban' var. Orada da
'örf ve adet' var. Bu arada, 'AKP' dedim, ama sanmayın ki kendilerini
'laik' ve 'modern' sayan kesimlerimiz de bu konuda çok 'aydınlar.'
CHP'nin bu işe bulaşmak istememesi boşuna değil.
Sosyo-kültürel faktörlere dayalı çarpık cinsellik anlayışımız nedeniyle,
zinanın erkeklerimiz açısından 'arzulanan,' 'gözetilen,' hatta
yapıldıktan sonra da 'övünülen' bir 'değer' olduğunu bilmeyen herhalde
yoktur. Kısacası, kabak Tamer Karadağlı'nın başına patladı. Oysa,
yapmamış olanın aklı da yapmakta.
Bu durumda ülkemizde intikam peşinde koşan gururu zedelenmiş kadınlardan
geçilmemesi de doğal sayılmalı. Etrafımdaki evli kadınlar arasında bir
mini anket yaptım. 'Zina suç olsun mu, olmasın mı?' diye sordum. Aldığım
BİR ADIM İLERİ, 25 ADIM GERİ!
06/09/2004
Akşam
Köşe Yazısı
yanıtlar daha çok 'olsun'dan yanaydı. Daha 'aydın' olan yanıtlar ise ise
genelde, 'Tamam olmasın, ama...' şeklindeydi.
Yani AKP bu konuda haklı. Toplumdan gelen bir talep gerçekten var. Fakat
bu tek başına hiçbir şey ifade etmiyor. Bugün İngiltere ve İspanya gibi
teröre maruz kalmış ülkelerde yapılan kamuoyu yoklamaları, halkın büyük
bölümünün ölüm cezasını tekrar istediğini ortaya koyuyor. Ama o ülkelerin
oturmuş düzenleri, 'uygar bir ülkede bu olamaz' diyor.
Bir daha söylüyorum. 'AB yanlısı' görünseler de, 'dinci' kesimlerimiz AB
perspektifi ile gelen laikliğin aslında kendilerine hiç uymadığını
zamanla görecekler. Zaten şimdiden AB ülkelerinde türban yasağı ile karşı
karşıyalar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise kendilerini memnun edecek
tek bir karar almadı henüz.
Aynı şekilde, kimi laik kesimlerimiz de, bugün hararetle karşı
çıktıkları AB'nin aslında üzerinde titredikleri laikliğin tek teminatı
olduğunu zamanla anlayacaklar. Umarız iş işten geçmeden anlarlar.
Bu zina tartışması aslında iyi de oldu. Büyük iddialarımıza rağmen, bu
tür temel konular sayesinde henüz 'ne olamadığımızı' daha iyi anlıyoruz.
Türkiye karşıtı Avrupalılar da rahatlıyorlar. Çünkü, 'Bunlar eskiden iki
adım ileri bir adım geri atarlardı. Şimdi iki adım ileri 25 adım geri
atmaya başladılar. Değil 10 yılda, 20 yılda bile AB üyesi olamazlar' diye
düşünüyorlar.
Bu arada merak ediyoruz. Evine kuma getirmiş olan yüz binlerce - belki
milyonlarca - adama ne olacak? Bir adam metresiyle yattığı için zindanı
boylayacak, ama imam nikahlı kuma getirmek dinen 'caiz' olacak. Biri
'ahlaklı' diğeri 'ahlaksız olacak, öyle mi?
***********************************************************************
ZİNA TARTIŞMASINA MİNİK BİR KATKI
06/09/2004
Akşam
Köşe Yazısı
SERDAR TURGUT
Kolay çözümü olan sorunları özgür iradesiyle komplike hale getirip, sonra
da aynen bu sorunların altında ezilme bizim memleket insanının en has
özelliklerindendir.
Son zamanlarda patlayıveren zina tartışması da yurdum insanının ruh
halinin hangi çıkmazlarda dolaşmakta olduğunun en güzel örneğidir.
Türkiye'de hangi meseleyi ele alsan orada mutlaka bir 'ahlak meselesi'
de ortaya atılıyor ve ahlakçı çözümlemeler yapılmaya çalışılması da her
zaman tartışmayı duvara toslatıyor.
Spor ahlakı, siyasi ahlak, ticari ahlak, futbol ahlakı, seyirci ahlakı,
gazeteci ahlakı vesaire, ortalık çeşitli ahlaklarla dolup taşmış durumda.
Biraz sonra açıklayacağım nedenlerden dolayı aslında var olmaması
gereken zina tartışmasına da daha birinci dakikada 'cinsel ahlak' boyutu
da getirildiğinden dolayı , tartışma daha birinci dakikada mutlak
çözümsüz hale geliverdi ve bunun daha henüz kimse farkında değil.
Çünkü cinsellik çoğu kez ahlaki kaygıları dinlemez, iplemez ve bu iyiki
de böyledir çünkü o kaygılara boyun eğseydi dünya şimdiki olduğundan çok
daha, hatta çekilmez ölçüde sıkıcı olurdu.
Durum zaten böyleyken bir de üstüne üstlük kendilerini toplumun diğer
kesimlerine göre çok daha ahlaklı sayan kesimlerin de ortaya attığı
dinsel ahlak işin içine katılınca da zina tartışması çözümsüz olmanın
yanı sıra bir de olağanüstü absürd hale geldi.
* * *
ZİNA TARTIŞMASINA MİNİK BİR KATKI
06/09/2004
Akşam
Köşe Yazısı
Eğer meseleye illa da ahlak sorununu katacaksanız öyleyse benim de
naçizane bir önerim olacak.
Zinayı yasaklayacağınız yere evlilik kurumunu yasaklayın, çünkü asıl
insan karakterine ve ahlakına aykırı olan evliliktir, zina değildir.
Evlilik kurumu bilhassa erkeklerden ve gayet tabii ki kadınlardan tabiat
kurallarına aykırı bir davranış normunu doğal olarak kabul edip, hayat
boyunca tek eşli olarak yaşamalarını talep eder.
Burada bilhassa derken tek eşlilik dışına çıkma güdüsünün erkeğin
tekelinde olduğunu söylemek amacında değilim.
Ancak kadınlar yaşamlarının bir bölümünde belki de kendilerini
zorlayarak aile kavramı için uğraş verebilirler.
Erkeklerde ise bu tür bir içgüdü yoktur. Erkek cinsi oradan buraya
koşarak, çeşitli kadınlarla sonu gelmeyen ilişkiler kurarak, her
ilişkisinde arkasında çocuklar bırakarak ve onları unutarak geçen bir
türsel yaşamdan geçip, evrilmiştir (Sonuca evrilmiş demek istemeyenler de
olabilir, onların da haklı tarafları olacağı kesindir)
Bu tarihsel süreç içinde arkada bırakılan kadınlar, çocuklarına baka
baka çocuk yetiştirme ve yerleşiklik güdüsünü geliştirmişlerdir.
Gelinen noktada kadınlardaki evlilik dışına çıkma doğal içgüdüsü ne
yazık ki çocuk yetiştirme ve aileyi koruma güdüleri tarafından
bastırılmış ve aslında doğal olmayan evlilik kurumu da kadınların farklı
davranmamaları nedeniyle sürüp gitmiştir.
Kadınlar bazı nedenlerden dolayı evliliğe karşı olsalardı bu kurum
anında ortadan yok olurdu çünkü bu kuruma karşı olmayan erkek zaten hiç
yoktur ve hiç de olmamıştır.
Erkekler evlilik kurumu konusunda yalan söylerler çünkü karılarından
korkarlar. Ben bu konuda bu şekilde yazabiliyorum çünkü Rana bana pratiğe
geçirmediğim sürece her konuda yazabilmem için izin verdi.
Bilmem anlatabiliyor muyum?
* * *
Şimdi gelelim işin can alıcı noktasına..
Böyle bir yazıdan sonra bana sorulacağına emin olduğum soruya açıklık
getirmem lazım.
Ve bu soruya vereceğim cevap bu memlekette zina sorununun nasıl
gerçekten çözüleceği konusunda da ipuçları verecektir.
Zina gibi potansiyel olarak hoş olabilecek bir eyleme hiç girişemedim
çünkü Rana'nın beni yakaladığı takdirde işi mahkemeye bırakmadan infazı o
dakika yapacağını ve vücudumun çeşitli organlarını ve gayet tabii ki o
organı da ülkenin çeşitli yörelerine bir uçak kiralayarak
serpiştireceğine eminim.
Bir aralar dırdır korkusu diye bir şey ortaya atıldı erkeğin zina
yapmasını önler diye.
Yahu o zaten var, yani zaten var olan bir şey bizde nasıl yeni korkular
yaratır ki (Burada bilimsel açıdan objektif olmak için şunu da
belirtmeliyim ki Rana asıl dırdırın bende olduğunu düşünüyor. Rana'nın
asıl dırdırın bende benim de asıl dırdırın onda olduğunu düşünmemiz bile
evlilik kurumunun insan ahlakına nasıl da karşı olduğunun yeni bir
kanıtıdır)
Dolayısıyla AKP içinden katiyen çıkamayacağı belli olan bir dipsiz
kuyuya zina tartışması nedeniyle düşmüş durumdadır.
Ve AKP'nin sonunu da bu konuda en ahlakçı, en dine uygun lafları edip de
ilerde bir gün zina üstünde yakalanan ilk milletvekili getirecektir, bu
da bilinsin.
* * *
Şu son sözü de etmem gerekiyor. Bazıları zinayı yasaklamayı insan
ZİNA TARTIŞMASINA MİNİK BİR KATKI
06/09/2004
Akşam
Köşe Yazısı
soyunun devamlılığına bağlıyan laflar ediyorlar.
Ne alaka var anlamadım yani, bir kadınla evlenip 20 çocuk sahibi olup,
hem o almasaydı daha iyi olacak soyunuzu da devam ettirip hem de sonra da
başka bir kadınla yatamaz mısınız yani?
Hatta o durumda zina daha gönül rahatlığıyla yapılabilir çünkü büyük
ihtimalle o yaşta almak zorunda kalacağınız Viagra nedeniyle kadının
üstünde geberseniz bile bileceksiniz ki soyunuz her halükarda devam
edecek, değil mi ama?
***********************************************************************
AİLE BÖYLE KORUNUR MU?
06/09/2004
Hürriyet
Köşe Yazısı
FATİH ALTAYLI
BAŞBAKAN Erdoğan, zina ile ilgili yapmak istedikleri yasal düzenlemeye
yönelik eleştirileri, ‘Basın konuyu saptırıyor’ diye geçiştirmeye
çalışıyor.
Oysa basının herhangi bir şeyi saptırdığı yok.
Her şey ayan beyan ortada.
AKP, zinayı kadınlar için suç haline getirmek istiyor, çağdışı parti CHP
önce ‘Eşitlik olsun. Erkekler için de suç olsun’ diye bastırıyor,
ardından tepkiler üzerine ‘Suç olmasın’ diyor ama AKP, CHP’nin önerisine
sahip çıkıyor.
Kendi tabanı zannettiği kitledeki ‘çarpık ilişkilere’ göz yummayı
sürdürebilmek için de ‘şikáyete bağlı kovuşturma’ diye bir ekleme
yapıyor.
AKP’nin bu yasayla ilgili en önemli tezi, ‘aile birliğini sağlamak’.
Zinanın suç sayılması, aile birliğini nasıl sağlayacak, benim hiçbir
fikrim yok.
Anne, babayı başka kadınla bastıracak. Baba ceza alıp hapse girecek.
Böylelikle aile birliği korunmuş olacak.
Ya da tam tersi. Baba, anneyi bastıracak. Anne ‘fahişe’ damgası yiyecek.
Hapse girecek. Aile korunacak.
Aile böyle mi korunur?
Aileyi ve çocuğu böyle bir rezil ortam mı korur, yoksa sessiz sakin bir
boşanma mı?
Aileyi korumak falan aslında palavra.
Asıl mesele, AKP’nin ve ne yazık ki Tayyip Erdoğan’ın ‘tabanı’ zannettiği
bir kitleyi memnun etmek. Onların ‘çağdışı’ beklentilerine yanıt
verebilmek.
Oysa AKP’nin oyları içinde bu kitlenin payı yüzde 10’un üzerinde değil.
Fakat ‘kaynak’ itibarıyla ne Tayyip Erdoğan, ne çevresindekiler bunu fark
edebiliyorlar.
Bu nedenle de bir yandan Avrupa Birliği’ni, diğer yandan bu çağdışı
kitleyi memnun etmek gibi birbirinden çok farklı iki vizyonu bir araya
getirmeye çalışıyorlar.
Sonunda ortaya lezzetsiz bir çorba çıkıyor ve kimse hoşnut olmuyor.
Bu kadar lezzetsiz çorba yapan bir lokantanın, şef ne kadar ünlü olursa
olsun uzun süre müşteri çekmesi herhalde beklenemez.
***********************************************************************
ADEM DE ERKEK DEĞİL Mİ NEDEN HAVVA’YLA YETİNMİŞ
06/09/2004
Hürriyet
ADEM DE ERKEK DEĞİL Mİ NEDEN HAVVA’YLA YETİNMİŞ
06/09/2004
Hürriyet
Haber
BEYZA BİLGİN
Beyza Bilgin, İslam’da dört eşin Hz. Peygamber döneminde savaş,
kadınların çokluğu gibi belli şartlarda mümkün kılındığını belirtirken,
‘Erkeğin yaradılışı çok karılı olsaydı, Havva dört olurdu. Zavallı Adem
erkek değil mi, o neden tek eşle yetinmiş’ diye konuştu.
Türkiye’nin ilk kadın vaizi Prof. Dr. Beyza Bilgin, AKP hükümetinin
TCK’ya zinaya hapis cezasını koydurma girişimleri üzerine başlayan ‘zina
tartışmaları’na farklı bir boyut getirdi. Hürriyet’e İslam’da zinayı
anlatan Bilgin, ‘İslam’ın zinayı Türk hukuk sisteminde olduğu gibi
boşanma sebebi saydığını’ ifade etti.
BAKIŞIMIZ DEĞİŞMELİ
Toplumda zinaya bakış açısını ‘Kadın için kötü kadın, erkek için ise
elinin kiri’ olarak değerlendiren Bilgin, öncelikle bu bakışın değişmesi
gerektiğine vurgu yaptı. Bu savunmanın da dine dayandırıldığına dikkat
çeken Bilgin, zinanın önlenmesinin öncelikle din eğitiminden geçtiğini
savunarak şöyle konuştu:
‘İslam’da dört evlilik zinaya kapı açmak değil, olmamalı. İslam’ın ilk
zamanlarında dört evlilik, belli şartlarda gerçekleşmiş. Savaş sırasında
kadınların dul kalması, kadın sayısının erkeklerden çok olması gibi
nedenler bunların başında geliyor. Şimdi kadınlar da asker olup savaşa
gidiyor. Zamana göre hüküm vermek lazım. Erkeğin yaradılışı çok karılı
olsaydı ilk insan Adem çok eşli olurdu. Zavallı Adem erkek değil mi, O
neden tek Havva ile yetinmiş.’
CEZA EŞİT OLMALI
Bilgin, hapis cezasının, erkek ve kadın için eşit uygulanması garanti
edilirse verilebileceğini belirtirken, ancak Türkiye şartlarında eşitlik
konusunda endişeleri olduğunu belirtti. ‘Öyle bir ceza verilmeli ki,
erkekler bundan kurtulamamalı’ diyen Bilgin, cezanın bu şartlarda
kadınların aleyhine olduğunu savundu. Bilgin, ‘Eşit ceza uygulanamazsa
böyle kalsın daha iyi’ dedi.
***********************************************************************
ZİNA, TERÖR VE AKP'NİN GERÇEK YÜZÜ
06/09/2004
Cumhuriyet
Köşe Yazısı
EMRE KONGAR
Geçen hafta, AKP'lilerin yeni Ceza Yasası'na eklemek istedikleri çağ
gerisi ''zina suçu'' Türkiye'nin gündemine damgasını vurdu.
Uluslararası alanda ise, Rusya'da bu kez ilkokul çocuklarını hedef alan
Çeçen-Arap-İslam terörü gündemin başını çekti.
Çok kısa bir süre önce Türkiye'yi de vuran ve halen de Irak dolayısıyla
vatandaşlarımızın canlarını alan küresel terör, dünyada egemenliğini
pekiştirerek yükselirken Türkiye'deki dinci-feodal anlayış da aynı
egemenlik iddiasını, iktidar partisi olan AKP aracılığıyla sürdürüyor.
****
AKP iktidara geldiğinden beri ''devleti küçültmekten yana'' olduğu
iddiasını durmadan yineliyor ve bu konuda pek çok yasayı Meclis'ten
geçiriyor.
Ben, AKP'nin soyut olarak ''devleti küçültmekten yana'' değil, somut
olarak ''laik devleti küçültmekten yana'' yani anayasada belirtilen
''laik ve demokratik sosyal hukuk devletine karşı'' olduğunu düşünüyorum.
Bu düşüncemin pek çok somut gerekçesi var:
ZİNA, TERÖR VE AKP'NİN GERÇEK YÜZÜ
06/09/2004
Cumhuriyet
Köşe Yazısı
İslam ideolojisini devlete egemen kılmak isteyenlerin en yüksek
bürokratik ve siyasal makamlarda oturması, bir yandan eğitim reformu
şarkıları okunurken öte yandan ''Kuran kurslarının'' ve ''imam hatip
okullarının'' desteklenmesi, devletin kadrolarına, teknik alanlarda bile
ideolojik atamaların yapılması, en son yönetim reformu yasa tas
Metin, arşivdeki dosyadan olduğu gibi aktarılmıştır.