Gazete Haberleri 2004

Hürriyet

Haber metni

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

KÜTÜPHANE VE DOKÜMANTASYON MÜDÜRLÜĞÜ

20/09/2004

*************************************************************

ERDOĞAN: ALDATILAN KADINI KORUYORUZ

08/09/2004

Hürriyet

Haber

RECEP TAYYİP ERDOĞAN

Kamuoyunda uzunca bir süredir tartışılan zina konusunda seçmenin

dediği oldu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AB’den tepki gören ve AB’nin

Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen’in Ankara temaslarına da

damgasını vuran ‘zina suçu’ konusunda toplumun yüzde 80’inin

kendilerini desteklediğini söyledi. Erdoğan, ‘Amacımız aile kurumunun

sağlam tutulmasıdır. Aldatılan kadını koruyoruz’ dedi.

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, dün AKP Genel Merkezi’ne girişte

gazetecilerin, Verheugen’in kendisi ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile

yaptığı görüşmeler sırasında zinayı suç sayma girişimlerine ilişkin

rahatsızlığını dile getirdiği yönündeki haberler anımsatılınca, ‘Bunların

hiçbirinin hakikatle alakası yok, hiç bu tür bir şey söz konusu değil’

karşılığını verdi. Erdoğan, şöyle konuştu:

‘AKP olarak muhafazakárlığımızın gereği, aile kurumunun sağlam

tutulmasıdır ve bu konuda da aile kurumunun temel direği olan anne veya

baba herhangi bir aldatma yaparsa aldatılanın şikayeti söz konusu olması

halinde bu konu ile ilgili yargı süreci devreye girer. Bunun dışında

herhangi bir şey söz konusu değil.’

KADINI KORUYORUZ

Erdoğan, bu düzenleme ile aldatılan kadının haklarını koruduklarını da

savunarak şöyle devam etti: ‘Üçüncü bir şahıs değil sadece ikisinin

şikayetine bağlı. Bütün bu adımlarımızı atarken saptırmaca yapılıyor.

1996 yılında bu kaldırılmamıştır, kadın erkek arasındaki eşitsizlik orada

bir gerekçe olarak ortaya konulmuştur. Biz 1996’da kalmış olan eşitsizlik

noktasındaki konuyu şu anda telafi ediyoruz ve konuyu eşit hale

getiriyoruz. Biz şu anda kadına saygının gereğini yerine getiriyoruz.

Aldatılan kadının haklarını koruyoruz, bunu farklı yere çekmenin bir

anlamı yoktur. Yapılan bütün kamuoyu araştırmalarında da, toplumumuzun

yüzde seksene varan kısmı bu konuda haklı bir adım attığımızı teyit

ediyor.’

KRİTİK MYK BU AKŞAM

Yeni TCK tasarısı, AKP’nin bugünkü MYK toplantısında bir kez daha

tartışılacak. Toplantıda, zinayı suç haline getirecek maddeye son şekli

verilecek. Yeni TCK ile ilgili tartışmalı diğer maddelerin durumu da yine

bugünkü toplantıda karara bağlanacak. Böylece, 14 Eylül’de olağanüstü

toplanacak Meclis’te görüşülecek olan yeni TCK’yla ilgili önergelere de

son şekli verilmiş olacak.

Esnafa zinayı anlattı

Başbakan Tayyip Erdoğan dün Subayevleri’ndeki konutundan çıktıktan sonra

İrfan Baştuğ Caddesi’ndeki oto galerilerine sürpriz bir ziyarette

bulundu. ‘Çayınız var mı?’ diyerek galeriye giren Erdoğan, burada

toplanan esnafın önce sorunlarını dinledi, sonra da hükümet çalışmaları

hakkında bilgi verdi. Erdoğan, daha sonra da son günlerin tartışma konusu

olan zinayla ilgili görüşlerini anlattı. Zinayla ilgili cezanın şikayete

bağlı olacağını, erkek ve kadından birisinin şikayet etmesi durumunda

yargının devreye gireceğini ifade eden Erdoğan, daha sonra esnafa bu

konudaki görüşlerini sordu. Esnaftan da tam destek aldı.

***********************************************************************

ZİNA ŞİKAYETİ EVLİLİĞİ BİTİRİR

08/09/2004

Hürriyet

Haber

ŞENAL SARUHAN

ZİNA ŞİKAYETİ EVLİLİĞİ BİTİRİR

08/09/2004

Hürriyet

Haber

Türk Ceza Kanunu (TCK) Kadın Platformu Sözcüsü Şenal Saruhan, zinanın

suç sayılması durumunda, devletin insanlar arasındaki sadakatin bekçisi

konumuna geleceğini söyledi.

Saruhan, yeni tasarıyla ilgili görüşlerini şöyle dile getirdi:

KORUNAN BİREY OLMALI

Tasarının en büyük özelliği, bireyi esas alması ve öncelikle bireyin

haklarını korumasıdır. Bu nedenle cinsel suçlar, topluma değil, bireye

karşı suçlar kapsamına alındı. Evlilik içi zorla cinsel ilişki suç

sayıldı. Ensest, bireyi koruma adına ilk kez açıkça suç olarak görüldü.

Oysa şimdi zina maddesi eklenerek, evlilik kurumunu korumak adına

bireylerin cezalandırılması isteniyor. Bu tasarının ruhuna aykırıdır.

Devlet, insanların birbirine sadık olmalarının bekçiliğini yapmaya

soyunuyor.

Anadolu kadını, zina yapan eşini cezalandırma yoluna giderse aç kalır,

cezaevinden çıkan koca da evine dönmez. Zina şikayeti söz konusu

olduğunda evlilik birliğinin sürdürülmesi imkansız hale gelir. Böyle bir

şikayet, evlilik kurumunu korumaz, aksine bitirir. Evliliklerin sona

ermesinde zina önemli bir hüküm değil. Zina nedeniyle boşanma oranı

sadece yüzde 3’tür.

15-18 yaş arası gençlerin cinsel ilişkilerinin cezalandırılması da

yanlıştır. Hukukta, cinsel farkındalık yaşı vardır. Ailelerin izni ile

gençler 16 yaşında evlendirilebiliyor. Burada ilişkiye giren iki taraf da

çocuk. O zaman iki tarafı da koruma adına ceza verilmemesi daha uygundur.

***********************************************************************

MEHMET AĞAR: ZİNA SUNİ GÜNDEM

08/09/2004

Hürriyet

Haber

MEHMET AĞAR

İlçeleri ziyaret amacıyla dün İzmir’e gelen DYP Genel Başkanı Mehmet

Ağar, gazetecilerin çeşitli konulardaki sorularını cevaplandırırken zina

tartışmasına da değindi.

Zina tartışmasının, temel sorunları arka plana atmak için yaratılan suni

gündemin bir parçası olduğunu belirten Ağar, zinanın Türkiye’nin kendi

düzeni ve hukuk normlarıyla çözülecek bir konu olduğunu belirtti. Ağar,

şunları söyledi: ‘Toplum sıkıntılıdır. Bütün bunları perdelemek için suni

gündem yaratmak kimsenin kabul edebileceği bir şey değildir. Türkiye zina

konusunu kendi düzeniyle evrensel hukuk normlarıyla çözecektir. Bu konuyu

ortaya atmak, temel problemlerden Türkiye’yi kaçırmaktır. Türkiye’nin

hayati konuları varken zina gibi tartışmaların arkasında kilitlenmenin

anlamı yoktur. Millet ibretle ve gülerek izlemektedir.’

***********************************************************************

HİÇ Mİ HİÇ NİYETİM YOKTU AMA...

08/09/2004

Yeni Şafak

Köşe Yazısı

KÜRŞAT BUMİN

"Zina" meselesinin kapanacağı yok bu gidişle... Herhalde, son yılların

üzerinde en fazla mürekkep harcanan konusu oldu. Öyle ki işe sonunda

Verheugen de katıldı. AB Komiseri'nin son günlerin bu en hararetli

tartışmasına katılmaktan hiç de memnun olmadığını tahmin ediyorum.

HİÇ Mİ HİÇ NİYETİM YOKTU AMA...

08/09/2004

Yeni Şafak

Köşe Yazısı

Verheugen'in aklından şuna benzer düşünceler geçtiği kuvvetle muhtemel

olsa gerek: Bu Türkiye'nin de sorunları bitmiyor bir türlü, bari şu

"zina" meselesine bizi karıştırmasalardı! Eğer öyle ise haksız da

sayılmaz yani; bir ülke, bir toplum AB ilişkileri çerçevesindeki

"müktesebât" tartışmalarını bu kadar da ileriye götürmez ki...

Aslına bakacak olursanız, "zina" tartışmasının bu derece alevlenmesinde

tasarının baş mimarının müktesebâtının önemli bir rolü var. Olacağı buydu

zaten; eğer siz AB'ye doğru adımların sıklaştırıldığı çok özel bir dönemi

14 yıl önce "Flört, fahişelikten farksız" açıklamasını yapan bir Adalet

Bakanı'nın rehberliği ile aşmaya karar vermişseniz, tartışmanın dönüp

dolaşıp bugünkü "zina" meselesine gelmesi kaçınılmazdı. Hatırlayın, Cemil

Çiçek, "aileden sorumlu devlet bakanı" olarak, "evlilik öncesi ilişkiler"

konusunda şu tarihi tespiti yapıyordu: "Konfeksiyoncu dükkkanı mı bu! Sık

sık elbise gibi değiştiresin. Bunu kabul etmek mümkün değil. Flörtün

fahişelikten ne farkı var?"

"Ne var bunda, halkımızın büyük bölümü de meseleye böyle bakmıyor mu?"

demiyorsunuzdur umarım... Tamam yalan değil, halkımızın büyük bölümü

meseleye tabii ki aynı ya da benzer açıdan bakıyor. Ama bir "fark" olması

gerekmez miydi; yani eğer "flört" ve "fahişelik" arasında doğrudan ilişki

kuran kişi bir bakan, hem de "aileden sorumlu "bir bakan ise, kullanılan

sözcüklerin, yapılan benzetmelerin ve tabii üslubun farklı olmasını

beklemek hakkımız değil mi?

"O eskidendi, 13 yıl öncesinin açıklamalarını hatırlatmanın ne anlamı

var?" da diyebilirsiniz. Ama bana sorarsanız, 13 yıl öncesinin bu

sözcükleri, bu benzetmeleri ve üslübu o derece belirleyicidir ki, değişen

fazla bir şeyin olmadığını söyleyebilirm.

Peki Adalet Bakanı'nın (ve büyük ölçüde onun etkisindeki AKP yönetiminin)

"zina" tartışmasındaki tutumları "sürpriz" de, "karşı cehahın", yani işi

neredeyse "Zina bir insan hakkıdır" pankartını asacak dereceye

getirenlerin tutumları çok mu ufuk açıcıdır? Ne münasebet.

"Zina"nın (TCK'yı ilgilendiren yönü ile) "cezalandırılmaması"na radikal

olarak karşı çıkmak ve zinanın sadece "boşanma nedeni" olarak kabul

edilmesinde ısrar etmek bırakın TCK tasarısına getirilmek istenen

değişiklikleri, zaten mevcut Medeni Kanun'un cevaz vermediği bir istek

değil mi? Medeni Kanun'un yeni hali özellikle evlilik boyunca edinilen

mallar söz konusu olduğunda, "zina" yapan eşi bu mal paylaşımında zaten

cezalandıran bir yapıda değil mi? Tamam, "hapis cezası"ndan söz etmek

tabii ki en başta "gerçekçi" bir istek değil; ama "zina"ya "ailenin

korunması" açısından tamamen kayıtsız da kalamayız herhalde...

"Ailenin korunması" meselesini de "tek yönlü" ele almamak gerekir.

Anayasa'nın 41. maddesinde dile gelen "Aile, Türk toplumunun temelidir"

hükmünün anayasamıza hakim olan "ruh"tan ötürü kimilerinin "Devlet aileye

niçin karışacakmış?" şeklindeki fazla "liberal" itirazlarına neden

olmasını anlıyoruz. Ancak Anayasanın şu günlerde çok eleştirilen bu

maddesine yakından bakılınca görülecektir ki, burada söz konusu olan,

"korunacağı" söylenen "ana ve çocukları"dır. Dikkat edin; madde nikahın

"resmi"si ya da "dini"sinden filan da söz etmemektedir; "aile"den kasıt

("baba"nın adının bile geçmediği!) bir "aile", yani sadece "ana ve

çocukları"dır. Ve "devlet" bütün "medeni" ülkelerde olduğu gibi

"aile"nin, yani "ana ve çocukların" korunması için gerekli tedbirleri

tabii ki alacaktır. Maddede sözü edilen "ana" (maddede "aile"den

sayılmayan!) "baba" ile hangi "akit"e dayanarak beraber ise de, çocukları

ile birlikte korunacaktır.

"Zina" tartışmasında -açıkça ifade edilmese de- "safları" ayıran önemli

bir husus da, "kadın" ve giderek "cinsellik" konularına yaklaşımdır.

HİÇ Mİ HİÇ NİYETİM YOKTU AMA...

08/09/2004

Yeni Şafak

Köşe Yazısı

Söylenenip yazılanları biraz "hafifleterek" söyleyecek olursak, TCK

tasarında yapılması düşünülen değişikliklere karşı çıkanlar bu konulara

daha hassas, taraftar olanlar ise bu konulara hepten kapalı bir tutum

içindelermiş gibi görünmektedir. Bana göre, işin bu faslı da fazla

aceleye getirilmiştir. Oysa biraz gayretle erkek-kadın beraberliği,

"kadın" ve de "cinsellik" konularında içinde yaşadığımız toplumun (hiç

değilse "teoride") hiç mi hiç "fukara" olmadığına şahit olacağımız

besbellidir. Ben bu çerçevede yazarımız Hayrettin Kahraman'ın, tasarıya

getirilmek istenen değişiklikleri onaylasa da, geçen günkü yazısında yer

alan şu cümleleri çok "anlamlı" buldum doğrusu: "İslam'da nikah (evlenme

akdi), fıkıh konularının tasnifi içinde ibadetlere değil, dünya hayatını

düzenleyen hükümler (muêmelat) bölümününe girer. (...) Bu sebeple nikah

akdini bir başkası değil, iki taraf yapar; akit, aralarında evlenme

enfeli bulunmayan bir kadınla bir erkeğin, şahitler huzurunda, karşılıklı

rızaları ve irade beyanları ile kurulur/oluşur. İmamın veya belediye

memurunun nikah kıyması akdin kurulması ve sahih olmasının şartı

değildir."

Hatırlamakta yarar var: "Bu sebeple nikah akdini bir başkası değil, iki

taraf yapar."

İnsanın "Daha ne olsun" diyesi geliyor!

İsterseniz, "nikah" ile ilgili değil ama konuştuğumuz konu ile bir

biçimde ilgili şu alıntıyı da yapayım. Şimdi de gazetemizin bir başka

yazarı, Sami Hocaoğlu yazıyor: "Zina şehevi güdelerin eseridir. Bu güdü

insana, hayata lezzet katmak, neslin devamını sağlamak, hayatın iki yarım

küresini temsil eden iki cins arasındaki işbirliğini temin etmek için

bahşedilmiş bir nimettir. Tıpkı yemek, içmek, uyumak, öfkelenmek, sevmek,

nefrek etmek gibi tabii ve fıtridir. İnsan doğasına aykırı Pavlus

Hıristiyanlığı'nda olduğu gibi, günah olan şehvet değil, şehvet güdüsünün

meşru olmayan yollardan tatminidir."

Bu satırları aktarıyorum, çünkü "zina" tartışması dolayısıyla ortada

dolaşmaya başlayan bir takım "ön yargılar"ın hafiflemesine belki çare

olur diye düşünüyorum!

Bakın şu işe; sıra tam da Ali Rıza Demircan'ın "İslam'da Cinsel Hayat"

adlı kitabının özellikle bazı bölümlerine gelmişti ki, yer kalmadı...

Bakalım, tartışma uzarsa belki ona da sıra gelir....

***********************************************************************

ZİNA TARTIŞMALARI VE AKP

08/09/2004

Zaman

Makale

ESER KARAKAŞ

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na bireysel

başvuru hakkını 1987 yılında rahmetli Turgut Özal'ın başbakanlığı

döneminde kabul ediyor. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları için çok yeni bu

müessesenin çalıştırılması ve insanımızın bu sürece alışması zaman aldı.

AİHM'de 1990'lardan itibaren Güneydoğu ya da Kürt meselesine ve mülkiyet

haklarına ilişkin davalar yoğunlaştı.

Türkiye son günlerde sanki başka derdimiz kalmamış gibi zina eylemine

verilecek hapis cezasını tartışıyor. Bilindiği gibi eskiden bu yasa

anayasanın eşitlik ilkesine taban tabana zıt bir anlayış ile kaleme

alınmış ve uygulanmış idi; kadın ve erkek arasında çok açık bir ayırım

öngören eski uygulama zina suçu için kadında bir seferi, erkekte ise

sürekliliği arıyor idi.

ZİNA TARTIŞMALARI VE AKP

08/09/2004

Zaman

Makale

Sonradan hem bu saçmalık kaldırıldı hem de zina eylemi suç olmaktan yargı

kararları ile çıkarıldı. Önümüzdeki günlerde Türkiye'nin Aralık 2004 AB

randevusu için Türk Ceza Kanunu bir kez daha TBMM'ye geliyor ve anlaşılan

bu süreç zinaya tekrar öngörülen hapis cezası için çok sıcak geçecek.

Zinaya öngörüleceği söylenen hapis cezasına ilişkin AB'nin Türkiye'ye

sunduğu katılım ortaklığı belgelerinde bir vurgu mevcut değil; zira

bildiğim kadarı ile 1999'dan bu yana bu ceza kaldırılmış durumda.

AB ile ilişkiler gerilebilir...

Şuna emin olunuz ki şayet hukuk mevzuatımız içinde zinaya özgürlüğü

bağlayıcı bir ceza olsa idi bu konu mutlaka diğer anlamsız yasa ve

yasaklarımız ile birlikte AB Komisyonu tarafından gündeme getirilir idi.

Eylül ayı içinde yasalaşabilecek olan bu maddenin de Türkiye-AB

ilişkilerinde soğuk bir hava estireceğine hiç kuşku yok; ama sırf bu

saçma nedenden müzakere sürecinin aksayacağını zannetmiyorum. Ancak;

Eylül 2004 ayı içinde yasalaşabilecek ve zinaya hapis cezası öngören bir

yasanın hukuk devleti kavramı ile bağdaşması pek kolay değil. Çağdaş

hukuk sistemleri ahlaki olmayan ile suç teşkil eden fiilin ayrışması ile

oluşmuş durumda ve ülkemizde hâlâ ahlaki bir konunun ceza yasası içinde

ele alınıyor olması çok büyük talihsizlik.

Aslında bendeniz bugün meselenin bu yanına değil, muhtemel başka bir

gelişmeye değinmek ve naçiz uyarı görevimi yerine getirmek istiyorum.

Bilindiği gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Avrupa İnsan Hakları

Komisyonu'na bireysel başvuru hakkını 1987 yılında rahmetli Turgut

Özal'ın başbakanlığı döneminde kabul ediyor. Türkiye Cumhuriyeti

yurttaşları için çok yeni bu müessesenin çalıştırılması ve insanımızın bu

sürece alışması zaman aldı. AİHM'de 1990'lardan itibaren Güneydoğu ya da

Kürt meselesine ve mülkiyet haklarına ilişkin davalar yoğunlaştı.

Bildiğim kadarı ile 1999'a, yani zinanın suç olmaktan çıktığı yıla

kadarki uygulamalara karşın AİHM'ye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin

8. maddesine dayanılarak bir başvuru gerçekleşmedi.

1999'a kadar bu konuda bir başvurunun gerçekleşmemesi, şayet yasa AKP'nin

öngördüğü gibi çıkar ise 2004 sonrası olmayacak anlamına hiç gelmiyor ve

hatta tahminim bir kampanya çerçevesinde bu suçtan ceza görenler

sistematik olarak bu yola başvuracaklar. Sözleşmenin 8. maddesi özel

hayatın gizliliğinin korunmasına ve daha başka konulara ilişkin

düzenlemeler içeriyor. Maddenin ikinci paragrafı bu gizlilik hakkının

ahlak da dahil olmak üzere bir dizi nedenden sınırlandırılabileceğini

ifade ediyor; ama bir ölçüde lastikli yazılmış maddenin yorumu Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlarına düşüyor ve yargıçların Türkiye'den

kendi önlerine gelecek zinaya hapis cezalarına sıcak bakmayacağını ve

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni yoğun tazminatlara mahkum edeceğini

öngörmek için hukukçu olmaya pek gerek yok. Mesele sadece tazminat ile de

noktalanmayacak, muhtemelen bu çirkin mahkeme süreci yenilenecek ve TBMM

uluslararası hukuk teamüllerine göre sürekli mahkûm olacağımız bu yasayı

değiştirmek zorunda kalacak. Yani bir kez daha bizim kendi bilinç ve

irademizle çözmediğimiz, çözemediğimiz bir konuyu AİHM sopası halledecek

ve bizlere bu işin bir kez daha utancı kalacak. Üstelik bu sürecin

yaşanacağı dönemin Türkiye'nin müzakere sürecinin hızlandığı ve AB tam

üyeliğinin yaklaştığı günler olacağını ve bu nedenle Türkiye'nin AB

standartlarına çok daha duyarlı olacağını da hatırlayalım.

TBMM dikkatli olmalı, aksi takdirde...

Şimdi gelelim esas konuma, yani şayet AKP bu yasada ısrar eder ise karşı

karşıya kalacağımız tazminat meselelerine. Tazminatı alacak olan kişi

zina nedeni ile hapis yatan kişi, yani eski deyimi ile zinakâr.

Tazminatı, tazminata hükmeden yargıç ya da şikayeti yapan eş değil

ZİNA TARTIŞMALARI VE AKP

08/09/2004

Zaman

Makale

doğrudan vergi mükellefleri, yani hepimiz ödeyeceğiz. Özetle ben size

olacakları bir aktarmaya çalışayım: Çapkın zinakâr evli (başka türlü

zaten zina olmuyor) ve kıskanç eş kendisini garsoniyerde ya da otel

odasında bastıracak, mahkûm ettirecek, zinakâr AİHM'ye başvuracak,

tazminat alacak ve muhtemelen serbest kalacak. Bu süreçte ise tüyü

bitmemiş yetimin hakkı olan vergi gelirlerimiz tazminat olarak zinakârın

cebine çapkınlık masraflarını karşılamak için inmiş olacak, yani vergi

mükellefleri zinakârın harcamalarını ödemiş hatta başka seferler için de

yoğun para vermiş olacaklar. Tüm bunların aynen yaşanacağının sizlere

garantisini vermek çok zor değil. Yasa tasarısı AKP'nin öngördüğü gibi

TBMM'den geçer ise yasaya evet oyu verenlerin ahlaki ve Türk aile

yapısını korumak adına zinakârların otel, garsoniyer ve şampanya

paralarını vergi mükelleflerinin sırtına yıkacaklarını çok iyi bilmeleri

gerekiyor.

Bu süreç işlemeye başladığında bendeniz zina cezası nedeni ile

zinakârlara ödenecek her kuruş tazminatın yani vergi gelirinin yasaya

‘evet' oyu vermiş olanlara ve bu yasayı savunanlara rücû edilmesi, yani

nihai olarak onlardan tahsil edilmesi için kampanya başlatmak

niyetindeyim. Bırakalım garsoniyer kiralarını ve şampanya paralarını

yasaya ‘evet' diyenler ve yasayı basında savunanlar ödesin. Bu

saçmalıklara mahal vermeden çok yakın gelecekte pişman olacağımız ve

komik durumlara düşeceğimiz yasaları TBMM'den geçirmeyelim.

***********************************************************************

KADINLAR: AİLE YIKILIR

08/09/2004

Radikal

Haber

TCK Kadın Platformu sözcüsü Saruhan, AKP iktidarının zinayı suç haline

getirmesinin aileyi korumayacağını, aksine temelden bitireceğini söyledi

Türk Ceza Kanunu (TCK) Kadın Platformu, TCK tasarısının altı maddesinin

değiştirilmesini, zinayla ilgili düzenlemeye de yer verilmemesini istedi.

Platform sözcüsü avukat Şenal Saruhan, zinanın suç sayılmasının aileyi

korumayacağını, tam aksine temelden yıkacağını belirtirken, devletin

'sadakat bekçiliğine' soyunamayacağını söyledi.

Saruhan, TBMM Adalet Komisyonu'nda kabul edilen ve önümüzdeki hafta TBMM

Genel Kurulu'nda görüşülecek olan tasarının bireyi esas alan ve bireyin

hukukunu koruyan bir anlayışla hazırlandığını vurguladı. Tasarının bu

özelliğinin, evlilik içi tecavüz, işyerinde cinsel taciz ve ensest

ilişkilere getirilen cezalarda kendini gösterdiğini, bu düzenlemelerde

bireyin haklarının esas alındığını dile getiren Saruhan, zina konusunda

yapılmak istenen düzenlemenin tasarının ruhuna aykırı olduğunu, çünkü

aileyi korumak adına bireyin cezalandırılmasını öngördüğünü ifade etti.

Saruhan, "Bu demektir ki, devlet, insanların birbirine sadakatinin

bekçiliğini yapmaya soyunuyor" diye konuştu.

'Kadınlardan böyle talep gelemez'

Zinaya ceza talebinin Anadolu kadınından geldiğine ilişkin iddiaları da

değerlendiren Saruhan, meslek yaşamındaki deneyimlerinin bu iddiayı

doğrulamadığını söyledi. Saruhan, şöyle dedi: "Böyle bir talep

kadınlardan gelemez. Çünkü kocasını cezaevine gönderen kadın, aç kalır.

Kocasını cezaevine gönderdiği zaman kocası bir daha eve dönmemek üzere

gider. Siz evlilik kurumunu korumuyor, yıkıyorsunuz. Olayın bir başka

boyutu daha vardır. Cezaevinde en ağır suç zina suçudur. Zina suçu

işlediği için cezaevine giren kadın, diğerleri tarafından dışlanır,

tecrit edilir."

KADINLAR: AİLE YIKILIR

08/09/2004

Radikal

Haber

Altı temel itiraz

TCK Kadın Platformu'nun TCK tasarısındaki diğer itirazları da şöyle

sıralandı:

Töre değil, namus cinayeti: Tasarının kasten adam öldürme suçunu

düzenleyen 85. maddesinde 'töre' saikiyle işlenen suçlara ağırlaştırılmış

müebbet hapis öngörülüyor. Töre cinayetleri deyimi, namus adına işlenen

cinayetleri doğru olarak betimlememektedir. Töre cinayetleri deyimi,

ülkemizin yalnızca belirli bir bölgesiyle ilişkilendirilmekte ve namus

cinayetlerinin ülkenin bütün bölgelerinde işlenmekte olduğu gerçeğini yok

saymaktadır. Madde bu haliyle, töre adına değil, kişisel namus anlayışı

adına işlenen cinayetlere açık kapı bırakmaktadır. Töre terimi, 'namus'

terimiyle değiştirilmelidir.

Çocukların cinsel istismarı: 15 yaşına kadar olan çocuklara yönelik

düzenleme, 15-18 yaş arası çocuklara karşı cebir, tehdit, hile ile veya

iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel

davranışları da kapsayacak şekilde genişletilmeli.

Reşit olmayanla cinsel ilişki: Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, 15

yaşını bitirmiş çocukla cinsel ilişkide bulunan kişinin, şikâyet üzerine

altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını düzenleyen

107. madde tasarıdan çıkarılmalıdır.

Dünyanın hiçbir ülkesinde cinsel ilişkiye rıza yaşı 18'e kadar

yükseltilmemiştir. Ayrıca bu fiilde her iki taraf da çocuktur; kız ve

erkek her iki cinsin de Çocuk Hakları Sözleşmesi ve İnsan Hakları

Evrensel Beyannamesi kapsamında eşit korunmaları gerekir.

Ayrımcılık: İnsanlar arasında ayrımcılığı düzenleyen 124. maddede suç

sayılan fiillerin tek tek belirtilmesi, alan daraltmaktadır. Fiillerin

tek tek sayılması yerine 'siyasal, sosyal ve ekonomik haklardan

yararlanma' şeklinde genel ifade konulmalı; ırk, dil, din gibi unsurların

yanı sıra 'cinsel yönelim' nedeniyle de ayrım yapılamayacağı hükmü

eklenmeli.

Müstehcenlik: Müstehcenliği düzenleyen 228. maddenin 1. ve 2. fıkraları

bu haliyle özel hukukla genel hukuku birbirine karıştırmış olmaktadır.

Televizyonda yayımlanan bir programı çocuğa izletmek bile suç olabilir.

Bekâret kontrolu: Bekâret kontrolünün hâkim ve savcı kararına

bağlanmasını düzenleyen 289. maddeye, bekâret kontrolü için mağdurun

onayı şartı da getirilmeli. Bulaşıcı hastalıklar dolayısıyla kamu

sağlığını korumak amacıyla yapılacak bekâret kontrolünde hâkim-savcı

kararına gerek olmadığına ilişkin hüküm de tasarıdan çıkarılmalı.

***********************************************************************

ZİNA VE MUHAFAZAKÂRLIK

08/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

HASAN CELAL GÜZEL

Eski Diyanet İşleri Başkanlarımızdan kıymetli bilim adamı Prof. Dr.

Süleyman Ateş, "Zinayı savunmak dinsizliktir" buyurmuş. Tamam da Hocam,

kimsenin zinayı savunduğu yok ki... Daha önce de yazdık; zina dinen

elbette "büyük günah"tır. Ayrıca, ne kadar modern olursa olsun, bütün

toplumlarda da "ahlâksızlık" olarak görülür. Zinanın, TCK'da suç olarak

düzenlenmesini yanlış bulan köşe yazarlarını okuyunuz; hangisi zinanın

"mübah" olduğunu ve normal kabul edilmesi gerektiğini savunuyor?!...

Türk milleti muhafazakârdır; dinî, millî ve ahlâki değerlerinin üzerine

titrer. Sadece evli eşlerin zina yapmasına değil, gayrı meşrû bütün

ZİNA VE MUHAFAZAKÂRLIK

08/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

münasebetlere karşı duyarlıdır. Türk İslâm aile nizamı, ahlâkî kaideler

üzerine kuruludur. Türk ailesi, bütün gayrı ahlâkî tesirlere ve

telkinlere rağmen, asırların eskitemediği mazbut yapısıyla dimdik

ayaktadır. Bu derece sağlam bir aile müessesesinin, Türk Ceza Kanunu'nun

korumasına ihtiyacı yoktur.

X X X

Zinanın TCK'da suç olarak düzenlenmesi, öyle anlaşılıyor ki, netice

alınmak için yapılan bir kodifikasyondan ziyade, muhafazakâr halk

kitlelerinin sempatisini kazanmak arzusuyla siyasî bir tavır koymadır.

"Başörtüsü" konusunda elleri kolları bağlanarak "öcü" ile korkutulan

iktidar, zinayı -eskiden olduğu gibi- suç sayarak halk indinde başörtüsü

sebebiyle kaybettiği puanları toplamaya çalışmaktadır. Bir zamanlar, Özal

döneminde biz de "müstehcen neşriyatla mücadele" konusunda benzeri

uygulamalara girişmiştik. Bir taraftan ünlü pornografi dergisi

"Playboy"un Türkiye'de yayınlanmasına izin verip modernliğimizi

gösterirken, bir taraftan da müstehcen neşriyatı poşete sokmuştuk.

Şimdi de, halkı ikiye ayırıp "zina aleyhtarları" ile "zinacılar" arasında

polemik çıkararak, muhafazakâr tabanın milletvekilleri üzerindeki

baskısıyla tatlı ve kolay bir "zafer" kazanmak sizce iyi olacak mı?...

X X X

ANKA Ajansı'nın haberine göre; 2002 yılında 90.454 çift boşanmış. Zina

sebebiyle boşanma sayısı binde bir bile değil; sadece 69... Sakın

şaşırmayınız, bu boşanmalardan 64'ü kadının ve yalnızca 5'i erkeğin

işlediği zina yüzünden gerçekleşmiş. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel

Müdürlüğü'nün doğruluğundan şüphe etmediğimiz bu istatistiklerine bakıp

da, herhalde Türkiye'de zina yapan kadın sayısının erkeklerden 13 misli

daha fazla olduğu sonucuna varmazsınız. Ülkemizde zina yapan erkeğin

kadından çok daha fazla olduğunu bilmeyen yoktur. Lâkin, zavallı kadınlar

kocalarını zina yapmakla ithama cesaret bile edemezler.

Kocasını zina yaptığı için öldüren kaç kadına rastlarsınız. Halbuki,

hapishaneler zina yaptığı için karısını öldüren kocalarla ve akrabalarla

doludur. Üstelik bu mahkûmlar, "namus meselesi"nden yattıkları için

cezaevlerinin en itibarlı kişileridir.

Kadın zina yapınca öldüreceksiniz; cezanız hafifletilecek. En azından

kadını bir temiz dövüp kemiklerini kıracaksınız. Sonra bir de savcılığa

şikâyet edip kadını içeriye attıracaksınız. Buna da, "kadın haklarının"

ve "ailenin korunması" diyeceksiniz. Oh, ne âlâ memleket!...

X X X

Ben savcı, polis, jandarma olsaydım, elin "boynuzlu"sunun intikamını

almak için "apış arasında" dolaşmazdım. Hem her şehire devlet himayesi ve

kontrolünde "genelev" yaptırtacaksınız, hem de devleti götürüp yatak

odalarında nöbet tutturacaksınız. Böyle saçmalık olur mu?... Genelevlere

sadece bekâr erkekler mi gidiyor? Kapısına polis, bekçi koyduğunuz

genelevlere giden evli erkekler zina suçu işlemiyor mu? Yoksa kadın

"vesikalı" olunca zina suç olmaktan çıkıyor mu?

X X X

Zina suç sayılınca, toplumda zina yapan sayısının azalacağını düşünmek,

eğer büyük bir hesap hatâsı değilse, ancak samimiyetsizliktir. "Canım,

biz suç sayalım, zinaya karşı tavrımızı koyalım da..." diyerek meseleyi

geçiştiremezsiniz.

Gerçekten zinayı azaltmak, aileyi ve kadını korumak istiyorsak, cezaî

müeyyideleri (yaptırımları) bir yana bırakalım da, toplumdaki kıymet

hükümlerini olumlu şekilde değiştirmeye çalışalım. Klâsik bir deyişle,

"vicdanlara polis koyamazsınız" ama kalplere Allah korkusu

yerleştirebilirsiniz. Zina başta olmak üzere bütün kötülüklerle ve

ZİNA VE MUHAFAZAKÂRLIK

08/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

ahlâksızlıklarla ancak eğitim yoluyla mücadele edebilirsiniz. Dinî ve

ahlâkî eğitim, TCK'dan çok daha yararlı olur.

X X X

Geçen gün Milliyet Gazetesi'nin manşetten verdiği haberi ibretle okudum.

Zinayı suç sayanlar câmiasına Türkiye müstehak değildir. Girmeye

uğraştığımız AB toplumu, bu gibi ucuz politikayla yaptığımız hatâlara

aldırmayabilir. Lâkin bu iptidailiğe bizi dûçâr etmeyiniz.

İki kişinin arasındaki mahrem münasebet, devleti ve toplumu değil, ancak

bu kişileri ve eşlerini ilgilendirir. Zinayı suç hâlinde düzenlemek,

aileyi korumaz; bilâkis aile birliğine zarar verir.

İnanınız ki, muhafazakâr halk kitleleri bunu anlayacak ve "adalet

terazisi"nin yatak odasına girmesini istemeyecektir.

***********************************************************************

UTANÇ TABLOSU

08/09/2004

Halka ve Olaylara

Tercüman

Köşe Yazısı

ERGUN GÖZE

AVRUPADAKİ elçiliklerimizden kripto yağıyormuş, 'Zinanın suç sayılması

Avrupa'da, Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkanların ekmeğine yağ sürüyor,

dikkatli olunuz' diye. Daima konuya bir medeniyet meselesi olarak

yaklaşmayı usul edinmiş biri sıfatıyla manzaranın iki ucunu birleştirdim.

Birçok batılı fikir adamının, Gayritabii medeniyet, Sapkın medeniyet,

Anormal medeniyet diye tanımladıkları Batı medeniyetinin aktüel iki ucunu

birleştirdim. Gördüm ki biri zina, diğeri nükleer silah. Birincisi

insanın, ikincisi de ilmin zinası.

Öyle ya, İnsanlığın hayrına bir uğraş olan ilim yolunda, ilah” bir

paradoksla, bugün ulaştığı teknoloji seviyesiyle Başat medeniyet haline

gelmedi mi? Teknolojinin zirvesi de nükleer saha değil mi? Mesela nükleer

Tıp... Ama Batı, nükleer sahaya ilk adımı, atom bombasıyla insanları

öldürmek ve savaşı kazanmak için attı. İnsan hayatını kurtamak için

değil. Hele insanın manevi değerleri için hiç değil. Hatta onları

teknoloji ve ticaret uğruna yok etmekten de çekinmedi. Hala da, dünya

diplomasisini, nükleer silahlara sahip olanlar tayin ediyor veya son

noktada söz onların, insanlığın kaderi onların elinde.

Batı'nın iki ucu

TekrarlIyorum, Batı medeniyetinin bir ucu nükleer silah sanayi, diğeri de

zina. Belki ikincisi, birincisinin sıkıntılarının mükafatı! Orası bir

gerçek de bir başka gerçek daha var. Batı, nükleer sanayi konusunda

istiyor ki, kendisinden başka kimse nükleer silaha sahip olmasın. Nitekim

Bay Bush, 'Nükleer silahları var Irak'a girmem gerek' deyince Batı'da

akan bütün sular durdu ve Bay Bush Irak'ı vurdu. Vurulan müstahaktı ama,

vuran buna layık değildi. Nitekim, sonradan 'Aldatıldım, yanlış

bilgilendirildim' demek zorunda kaldı, kaldı ama Irak'tan çıkmak zorunda

hissetmedi kendini, çünkü zaten böyle bir şey olmadığını biliyordu.

Evet, nükleer silah ve sırlarını herkesten gizleyen, sanayinin her

kolunda bile patentleriyle ekonomik despotizm kurmak hevesindeki Batı,

zina meselesine gelince bunu yaymaya, herkese bulaştırmaya pek hevesli.

Çünkü materyalist bir dünyada ancak teknoloji at koşturabilir rahatça.

Sana kendini ona karşı korumak için nükleer silah yapmak izni vermez, göz

yummaz da, ama zinaya gelince, onu da ille kabul ettirmeye çalışır.

Manzara bu...

UTANÇ TABLOSU

08/09/2004

Halka ve Olaylara

Tercüman

Köşe Yazısı

İçimizde de kendisine alkış tutacak zinaseverler bulmuştur. Bunların çoğu

işlerini, karlarını, başarılarını zinadan ve en azından kadın vücudunun

seks cazibesini reklamlarında kullanarak ve bunun fikriyatını yaparak

kazanmışlardır.

Aile koruma altında

BunlarI anlıyorum da şu bizim Zaman gazetesinde evvelki gün çıkan ve Aile

Niçin Kutsal Olsun başlıklı yazıyı anlamadım. Ama böyle bir gazetede

böyle bir yazı nasıl çıkar? Bu nasıl bir diyalogtur? Aile bütün dinlerde

kutsaldır. Aile bizim Anayasamızın da sımsıkı koruması altındadır. Bu

gazetenin temeli de budur, sandığımız kadarıyla, emeli de. Bu yazı ve

benzerleri ne sebeble sık sık konur, hizmet kimedir, gözden uzak olan

gönülden de mi olmuştur?

Anlamadığım ikinci husus, yazarın soyadı: Mahçupyan. Yani, mahçup oğlu.

Ya Mahçupolmayan/yan olsaydı ne yazacaktı? 'Aile değil, zina kutsaldır

mı?' Onu bilmem ama bu gazeteye, böyle yazı, bana kalırsa bir zina kadar

yakışıksız.

***********************************************************************

DÖN BABA DÖNELİM

08/09/2004

Cumhuriyet

Köşe Yazısı

CÜNEYT ARCAYÜREK

Günter Verheugen , nabza göre şerbet veriyor. Kimi memnun edeceğini,

nasıl edeceğini biliyor.

Böyyüklerimizle yaptığı görüşmelerde güvence veriyor: Müzakere tarihi

ertelenmeyecek! Beri yandan Brüksel'de, Avrupa başkentlerinde kapalı-açık

kapılar ardında tarihi ertelemek veya bir biçime getirip tarih vermek-

vermemek ya da veriyormuş gibi olmayı içeren formüller üzerinde

tartışmalar, araştırmalar

sürüyor.

Verheugen, komisyon raporunda ''olumlu sürprizler olacak'' diyor. Merak

kamçılayan bu cümlede nelerin saklı olduğunu soranlara ''olumlu'' diye

yanıt verebiliyor.

Lakin bu adam ilginç bir adam. Son sayfasına kadar katilin kim olduğunu

saklama becerisini gösteren polisiye roman yazarları kadar sırları ustaca

saklayan bir bürokrat.

Dün Sabah'taki haber, AB ülkeleri ve komisyonun müzakerelerin başlaması

konusunda fikirbirliği içinde olduklarını, ancakkkk evet ancak;

''müzakerelerin beraberinde 'siyasal izleme' sürecinin devam etmesini

öngördüklerini'' yazıyor.

Buradaki Verheugen ise açık beyanlarında, ''karar ne olursa olsun reform

sürecine devam etmemizi'' istiyor ve -sızan veya sızdırılan haberlere

göre- açık beyanlarında yeni bir istek listesi yok derken, kapalı kapılar

arkasında geriye kalan eksiklerimizi sıralıyor: ''Dini özgürlükler-

azınlıkların mal edinmesi-kadın hakları ve töre cinayetleri-

Güneydoğu'nun durumu ve köye dönüş-ifade özgürlüğü-işkence-uygulamadaki

aksaklıklar'' .

Böylece bir olasılık beliriyor: AB, herhangi bir koşul yerine getirilmedi

diye müzakereleri askıya alabilir.

AB'nin üzerinde duyarlılıkla durduğu kadın haklarından söz edilirken

Verheugen tamamen kaçak güreşiyor. Zinanın suç sayılması girişimleri

Avrupa'da kıvılcım olmaktan çıktı, alevleniyor.

DÖN BABA DÖNELİM

08/09/2004

Cumhuriyet

Köşe Yazısı

Verheugen daha iki gün önce sözcüsü Jean Cristoph Filori aracılığıyla bu

hükümetin, iktidarın kulağını çekti. Zina tasarısının ''Türkiye'nin

imajını zedeleyeceğini'' açıklattı.

Ankara'da ağız değiştirdi Verheugen. AB Komisyonu'nun TCY'de değişiklik

gerçekleşmeden yorum yapmasının doğru olmayacağını söyledi. Zinanın

hiçbir AB üyesi ülkede suç sayılmadığına da değinen Verheugen, burada

hele yasa bir çıksın, AB normları çerçevesinde değerlendiririz, demeye

başladı.

Bu denli hızlı çark etmek, ancak Türk siyasetçilerinde, ancak dünkü

inanışlarından takıyye yaparak vazgeçtiği izlenimi veren AKP'li

politikacılarda, tabii en başta RTE 'de görüldü; meğer kıvırganlık (dön

baba dönelim) virüsü bizimkilerden Verheugen'e bulaşmış!

****

Doğal olarak bir yetkilinin, hele Batılı bir yüksek bürokratın iki gün

arayla ağız değiştirmesi insanda kimi kuşkular uyandırıyor. Bir gazetenin

Verheugen'in zinanın suç sayılmaması gerektiğini Recep Bey'le Abdullah

Bey'e söylediği haberi doğruysa, akla düşen bir başka olasılıkta gerçek

payı büyük:

Komser buradaki görüşmelerde bizim yüksek zevattan -beklendiği gibi-

zinanın yasaya girmeyeceğine ilişkin güvence almış olabilir.

Zinayı Türk insanı için değil, ama AB istemediği, AB ülkelerinde ters

yorumlara yol açtığı için karşı çıkan medyatik yalakalar taaa Brüksel'den

çala kalem aman zina, ne olur zina yasaya girme diye sütunlarca

döktürüyorlar.

Yat AB, kalk AB! İktidarı, medyası: ''Kapıldım gidiyorum bahtımın

rüzgârına'' şarkısını dudaklarından, kalemlerinden düşürmüyor.

****

Zina konusunda pasif (dingin) kalmaktan ne umuyorsa; ana muhalefet de

garip bir tutum içinde. Genel Başkan Baykal 'ın partiyi bağlayan

söylemine göre; CHP, ''zinayı yasaklamayı iktidarın istiyor olmasını

anlayışla karşılıyor, oy vermiyor, ama -AKP istemi doğrultusunda-

iktidara yasayı, zinayı sabote etmemeye söz veriyor'' . Bunun anlamı mı

efendim? Açık değil mi: İktidarın istediği bir göz Allah verdi iki göz!

Baykal'la Verheugen veya Verheugen'le Baykal diyelim, aynı ağzı

kullanıyorlar; Baykal zinaya oy vermeyerek susmak, bir çeşit kabul

etmektir demeye gelen bir tavır alacağını söylerken; AB Komisyoncusu zina

olayında ''bu iktidara baskı yapmanın uygun olmayacağını düşünüyor'' .

Böyle bir muhalefetle bu iktidarın sırtı zor yere gelir.

***********************************************************************

TASARIYI HAZIRLAYAN ZİNA CEZASINA KARŞI

08/09/2004

Milliyet

Haber

ADEM SÖZÜER

TCK Tasarısı'nı hazırlayan alt komisyonda görev alan Doç. Sözüer, "Oturup

akşam yemeği yemek bile kıskanç eş tarafından zina şikâyetine yol

açabilir" dedi

TCK Tasarısı'nı hazırlayan TBMM Adalet Alt Komisyonu'nda görev alan

İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Adem Sözüer, zinanın

suç haline getirilmesinin tasarının felsefesine aykırı olduğunu söyledi.

Sözüer, zinaya cezanın aileyi kurtarıcı değil, dağıtıcı etki yapacağını

vurguladı.

Tasarı hazırlanırken, devletin bireyin kişisel özgürlük alanlarına

TASARIYI HAZIRLAYAN ZİNA CEZASINA KARŞI

08/09/2004

Milliyet

Haber

müdahalesinin önlendiğini anımsatan Sözüer, "Tasarıya göre devlet ceza

hukuku araçlarıyla kişilerin nasıl giyindiğine, inandığına, düşündüğüne,

cinsel tercihlerine müdahale etmeyecek. Buna istisna olarak bir kontrol

mekanizmasının getirilmesi tasarının felsefesine aykırı olur" dedi.

Devletin zina gerekçesiyle kişilerin özel hayatını kontrol etmesinin aile

birliğini korumakla ilgisi olmadığını söyleyen Sözüer, "Okullara para

veremeyen velilere okulda temizlikçilik yaptırılıyor. Devlet bunu çözsün.

Bir sorun çıktığında eşlerin psikiyatra, evlilik uzmanına gidip yardım

alması sağlansın" diye konuştu. Sözüer, şunları söyledi: "Sadece cinsel

ilişki değil, oturup akşam yemeği yemek bile kıskanç eş tarafından 'bu

gece birlikte olacaklar' diye zina şikâyetine yol açabilir. Akşam yemek

yediler diye polis baskını yaptırmak aileyi güçlendirir mi, zayıflatır

mı? Zina suç olduğunda kurtarılabilecek evlilikler de zarar görür."

Taslakta şu düzenleme yer alıyor: Zina, şikâyete bağlı suç olacak ve altı

ay şikâyet süresi verilecek. Tek cinsel ilişki zina suçu sayılacak.

Mahkeme kararıyla veya eşlerin kendi arasında evliliğe ara vermesi, ayrı

yaşamaları durumlarında zina suçu işlenmemiş sayılacak. Suç, altı aydan

üç yıla kadar veya sadece iki yıl hapis ile cezalandırılacak. Evli

kişiyle cinsel ilişkiye giren bekâr da cezaya çarptırılacak.

***********************************************************************

ZİNAYA VETO

08/09/2004

Milliyet

Köşe Yazısı

GÜNERİ CIVAOĞLU

AKP, "zina maddesi" için ısrarlı olursa umut, "çıkacak yasaya Çankaya'dan

- kısmi - veto olasılığı."

AKP ikinci kez yasalaştırmak için dayatmaz ve tabanını okşamış olmakla

yetinerek, YÖK Yasası gibi soğumaya bırakırsa... Bu da bir çözümdür.

Çünkü... Zina tartışması, Türkiye'nin AB'den tarih beklentilerine çomak

sokmak isteyenlere "sürpriz fırsat" oldu.

Brüksel'den aldığım izlenimlere göre Kıbrıs Rum lobisi "Gördünüz mü

referandumda Türklerle bütünleşmeye neden HAYIR dediğimizi" söylemine

geçmiş bile.

Türkiye karşıtlarından "Türkiye, üyelik için olgun değil... Avrupa

kültürüyle uzlaşamaz. Bu gibi nedenlerle Türkiye'nin Avrupalı olamayacağı

görüşünü savunuyoruz" yorumları yoğunlaşmış.

Zina için ceza hükmü, "flörtün yasaklanması, bekaret zorunluğu, kadın

haklarında geriye gidiş olarak" sunuluyormuş.

Bir çuval incir berbat ediliyor mu ne?

Abartmayalım

Peki bu zina maddesi, AB kararını olumsuz yönde değiştirir mi?

Bu iddia - şimdilik - abartılı olur.

AB zirvesindekiler, AKP hükümetinin, Türkiye'ye AB'yle uyum için çok

zorlu engelleri de aşırttığının bilincindeler. Örneğin...

"- Asker'in devlet yönetiminde ağırlığının azaltılması....

- Kürtçe öğrenim ve TV yayını" gibi...

Birkaç yıl önce düşünülmesi bile hayra yorulmayan bu dönüşümün altındaki

imza, AKP'yi, sadece, zina maddesi nedeniyle, defterden sildirecek değil.

Ancak, Türkiye'nin Ekim raporuna, bu "zina" önemli bir "eksi" olarak

girebilir.

Tabii...

Madde, Meclis'ten geçse bile Cumhurbaşkanı Sezer tarafından, TCK'ya

ZİNAYA VETO

08/09/2004

Milliyet

Köşe Yazısı

sokuşturulan birkaç "AB ile uyumsuz madde" ile birlikte veto edilmezse...

Ki bu "kısmi veto" da, bizim diplomatların AB zirvelerine fısıldadıkları

umut / olasılık.

Yola devam

AB'den tarih almak beklentileri için "ekim raporunun gelişi. Verheugen'in

eylülde gelişinden belli oldu... Aralıkta açıklanacak karar ise ekim

raporundan belli olur" diyebiliriz.

Sonuç...

Aralık'ta "tam üyelik görüşmelerini başlatma kararının" ucu göründü.

56 yıllık bir tünelden çıkış ışığıdır bu.

Verheugen'in Türkiye gezisinden izlenimler, son kuşkuları da dağıtmış

bulunuyor.

Elbette...

Bu aylar öncesinden gözlenen olumlu ufuk çizgisi iyi...

Öte yandan, önümüzde bu kadar zaman olması, yola taş konulması için de

elverişli bir süreç.

Sözgelişi, daha bir ay önce kimin aklına, TCK'da AB ile uyum

değişiklikleri yapılırken araya böyle "zinaya hapis cezası" gibi

hükümlerin sokuşturulacağı gelirdi?

AKP kendi ayağına ve Türkiye'ye başka çelmeler daha takabilir.

Sınırların ötesinde başta Ermeni lobisi olmak üzere pusuda bekleyenler de

yola döşedikleri mayınları patlatabilirler.

Hiç değilse Türkiye, onların ekmeklerine yağ sürmemeli.

Ön ve ardıl

Neyse... Ekim raporunun ve aralıkta açıklanacak tarih kararının "ön

koşulsuz olması gerektiği ve öyle olacağı" da, AB adına konuşma yetkisi

olanların söylemlerinden anlaşılıyor.

Burada sorun "Türkiye'ye tarih vermek" değil, "Türkiye'nin tam üye

olacağı bir sürecin başladığını" Avrupa kamuoyuna anlatabilmek, bunu

Avrupa toplumlarına kabul ettirebilmek.

O nedenle, aralıkta yapılacak "tarih verme" açıklaması ve bu açıklamanın

dayanak alacağı ekim raporu, "ön koşullar" koymayacak, ama bu "ardıl

koşullar" da koymayacak demek değil.

Yani...

Türkiye'ye tam üyelik görüşmeleri tarihi veriyoruz açıklamasına bir dizi

"ama"lar takılacak.

Bu "ama"ların sayısı, Türkiye için ileriye dönük "belirsizlik

katsayısını" oluşturacak.

Katsayıyı aşağıya çekmek ise Ankara'nın kendi kendine çelmeler

takmamasıyla da bağlantılı.

g.civaoglu@milliyet.com.tr

***********************************************************************

ÜÇ EŞLİ DEVLET BAŞKANI

08/09/2004

Cumhuriyet

Köşe Yazısı

ORHAN BİRGİT

Irak'ın Amerikan yanlısı Devlet Başkanı Gazi El Yaver , Bayındırlık

Bakanı Nesrin Bervari ile dünyaevine girmiş. Şamar aşiretinin de başkanı

olan Yaver'in bir Sünni Arap, eşinin ise Kürt asıllı olduğu bildiriliyor.

Haberi veren gazeteler, George Town Üniversitesi'nde jeoloji mühendisliği

öğrenimi yapan Irak'ın Geçici Devlet Başkanı ile Bağdat ve Harward

üniversitelerinin mühendislik diplomalarını taşıyan Bayındırlık Bakanı

ÜÇ EŞLİ DEVLET BAŞKANI

08/09/2004

Cumhuriyet

Köşe Yazısı

arasındaki evliliğin önümüzdeki dönemde ülkede Araplarla, Kürtler

arasında bir işbirliğinin altyapısına katkı yapıp yapmayacağını

sorguluyorlar.

Oysa ben, üçüncü evliliğini yapan devlet başkanının, önceki eşlerinin

karşılaştıkları emrivaki ile ilgileniyorum. Önceki iki eşin böyle bir

evliliğe karşı çıkmak gibi bir hakları olmadığını bile bile. Çünkü

yaşadıkları ve benimsedikleri düzende, böyle bir evlilik için elbette

onlara, ne diyeceklerini soran bile olmamıştır.

Ya, Harward mezunu genç Bayındırlık Bakanı üçüncü eş? Öyle anlaşılıyor ki

Nesrin Bervari, aldığı varsayılan Batı kültürüne rağmen Şamar aşiretine

bir tür kuma olarak gitmiş olmaktan doğan bir sorun yaşamıyor. El

Yaver'in daha önce eşi olmuş hemcinsleri ise bu okumuş yazmış mühendis

politikacıyı ilgilendirmiyor.

Bunun nedeni, elbette içinde doğup büyüdüğü ülkenin toplumsal değer

yargılarından geliyor. Tıpkı, AKP'deki kadın milletvekilleri gibi.

Çoğunluğunun yükseköğrenim yapmasına, milletvekili sıralarında otururken

herhangi bir Avrupa ülkesinin parlamenterlerinden farklı bir görüntü

vermemelerine karşın kadın-erkek eşitliğinde olay bir laboratuvar testi

gibi gündeme geldiği zaman, erkek arkadaşlarının söyledikleri onlar için

bir emir buyruğu gibi algılanıyor.

Kadının adı yokmuş

O zaman, ''Kadının adı yok'' özdeyişinin bir tür düstur anlamında

karşılanması, bu miletvekillerimiz için doğal görülüyor. Sadece onlar mı?

Ya erkek milletvekilleri?

Diyelim ki, ülkenin doğu ya da güneydoğusunda doğan ve yine oralarda

yaşayan milletvekillerinin az sayıdaki bir bölümü, geçen hafta da

yazdığım gibi çokeşli evliliği benimsiyor ya da hoşgörüyorlar. Kimi bu

tür bir evlilik için bir de mecburiyet kılıfı bulmuş. Çocuğu olmayan

eşlerin, erkekleri için ikinci evliliğin doğal sayılmasını istiyor. Peki

ya aynı gerekçe kadın için niçin geçerli olmasın dediğiniz zaman, adamın

adeta tepesi atacak hale geliyor.

Çünkü, gerçek anlamdaki kadın - erkek eşitliği, bu kafadaki kişinin

lügatinde yok. Hiçbir zaman da olmayacak!

Zaman zaman ''Cumhuriyet'' üstüne yapılan tartışmalarda bir bölümümüzün

üstüne basa basa, Atatürk Cumhuriyeti kavramını savunmamız, irdelememizin

anlamını merak edenler, Medeni Yasa'nın kabulü ile aydınlanma çağında

nasıl bir devrimin kapısını araladığımızı öğrenmeliler. Çokeşliliğin ya

metreslik kurumu demek olduğunu ya da Osmanlı'nın cariyelik düzeninin

devamı anlamına geldiğini de bilmeliler.

Her ikisi de, yeni yasanın içine zina şikâyete bağlı bir suç olarak

yerleştirilince, Avrupa Birliği kapısından girmekte olmakla övünen

politikacılarımızı, o kapının öteki yanında zor durumda bırakacaktır.

Hatta zaman zaman aydın Avrupalı kadınların ağır eleştirileri karşısında

başlarının öne eğilmesine yol açacaktır.

Zina kurumunun geriye dönüşüne yeşil ışık yakan ceza yasası tasarısında

kadınlarımız için öteki ağır ve haksız yaptırımları tek tek sıralayan

kadınlarımız, ne yazık ki parlamento dışındalar.

Sözde kadın-erkek eşitliği kavramını hiçe sayan, genç kızlarımızı

aşağılayan, okul yöneticilerini ya da kimi anababaları kuşkulandıkları

kız evlatlarının ellerinden tutarak hekim muayenesine götürmeyi içine

sindiren bir yasa taslağı için Cumhuriyet Halk Partisi niçin ikili

oynuyor?

Doğrusu asıl merak edilmesi gereken bu değil mi?

***********************************************************************

'ZİNA TARTIŞMASI ONUR KIRICI'

08/09/2004

Cumhuriyet

Haber

Kadın kuruluşları , yasa tasarısı hazırlamanın bile büyük bir geriye

dönüş olduğunu savundu:

AKP'nin kendi tabanına selam vermeyi planladığını söyleyen Prof. Saylan,

"Yasanın Meclis'ten geçmesi aydınlanmanın önüne geçecek bir olay" diye

kunuştu CHP PM üyesi Alp ise "Zina ayrıca ceza gerektiren bir tutum

değil" dedi.

AKP hükümetinin yeni Türk Ceza Yasası'nda zinanın suç sayılması istemi,

kadın kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin sert tepkisine neden oldu.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan ,

çağımızda zinayla ilgili yasa tasarısının tartışılmasının ''utanç

verici'' olduğunu vurgulayarak AKP'nin zina tartışmasını, kendi tabanına

selam vermek amacıyla ortaya çıkardığını söyledi.

Bu şekilde Türkiye'nin zarar gördüğünü ifade eden Saylan, ''Bu yasanın

Meclis'ten geçmesi aydınlanmanın önüne geçecek bir olay. Meclis'teki

çağdaş eğitim almış milletvekilleri bunu nasıl kabul edecekler. Ben

onlardan ses bekliyorum'' dedi. İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği

Başkanı Necla Arat yıllar önce çağdaş ceza yasasının oluşturulması için

mücadele verdiklerini anımsatarak ''Zina tartışmalarının tekrar önümüze

çıkarılması büyük bir geriye dönüştür'' diye konuştu. Hükümetin yasa

tasarısını geri çekmesini isteyen Arat, CHP'nin tavrını da protesto

ettiklerini bildirdi.

CHP Parti Meclisi Üyesi Hülya Alp ise zinanın ancak uygar yaşam biçiminde

boşanma nedeni olabileceğini kaydederek ''CHP'nin bu konuda tavrı net.

Zina ayrıca cezayı gerektiren bir tutum değil'' şeklinde konuştu. Mor

Çatı gönüllüsü avukat Ayşegül Kaya AKP hükümetinin kendi politikalarının

yetersizliğini örtbas etmek için zina tartışması yarattığını belirtti.

Kaya şöyle devam etti: ''Genelevleri hükümetler işletiyor. O halde evli

erkeklerin buralara gitmesine de engel olsun. Bu tasarı yine kadınlar

aleyhine, dedikodularla baskınlarla onların onurlarını ayaklar altına

alacak bir düzenleme.''

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi üyeleri, Galatasaray Pastanesi'ndan

Adalet Bakanı Cemil Çiçek 'e faks çekerek ''zinanın suç olarak

tanımlanmasını, kadını ikinci sınıf gören feodal bir anlayışın sonucu''

olarak gördüklerini vurguladılar.

***********************************************************************

'KADININ HAKKINI KORUYORUZ'

08/09/2004

Cumhuriyet

Haber

RECEP TAYYİP ERDOĞAN

Başbakan Erdoğan, zinanın suç olmasının muhafazakârlığın gereği olduğunu

söyledi

Zinanın suç olması konusundaki ısrarını sürdüren Erdoğan, ''AKP olarak

muhafazakârlığımızın gereği, aile kurumunun sağlam tutulmasıdır" dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , zinanın suç olmasıyla aldatılan kadının

hakkının korunacağını savundu.

Erdoğan, dün gazetecilerin zina düzenlemesiyle ilgili sorularını

yanıtladı. AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen

'in zina düzenlemesine kesinlikle karşı olduğu yönündeki sözlerinin

anımsatılarak görüşmede bunu gündeme getirip getirmediğinin sorulması

üzerine Erdoğan, ''Bunların hiçbirinin hakikatle ilgisi yok'' dedi.

Erdoğan, zina düzenlemesinin şikâyete dayalı olup olmayacağı sorusu

üzerine şu görüşleri dile getirdi:

'KADININ HAKKINI KORUYORUZ'

08/09/2004

Cumhuriyet

Haber

''Biz bu konuyla ilgili söylenmesi gerekenlerin hepsini söyledik. Aynı

istikamette gidiyoruz. Tamamıyla AKP olarak muhafazakârlığımızın gereği,

aile kurumunun sağlam tutulmasıdır, aile kurumumuzun temel direği olan

anne ve baba herhangi bir aldatma yaparsa, aldatılanın şikâyeti söz

konusu olması halinde yargı devreye girer. Bunun dışında herhangi bir şey

söz konusu değildir.''

Bu konuda yapılan yorumların bir bölümünün saptırmaca olduğunu ileri

süren Erdoğan, 1996 yılında zina yasağının kaldırılmadığını, kadın ve

erkek arasında eşitsizliğin bir gerekçe olarak ortaya konulduğunu

belirtti. Hükümetin 1996 yılından kalma eşitsizlikle ilgili konuyu telafi

ettiğini ve eşit hale getirdiğini savunan Erdoğan, ''Biz şu anda kadına

saygının gereğini yerine getiriyoruz. Aldatılan kadının hakkını biz şu

anda koruyoruz'' dedi. Erdoğan, kamuoyu araştırmalarında toplumun yüzde

80'inin atılan adımı haklı bulduğunu ileri sürdü.

***********************************************************************

GÜNEY: ZİNA CİNAYET NEDENİ

08/09/2004

Cumhuriyet

Haber

Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Müdürü, Türkiye'de zinanın yaptırımsız

bırakılamayacağını ileri sürdü

Niyazi Güney'den inciler * Batı'da aile dağılmıştır. O nedenle suç

değildir. * Batı'da aile korunmaya değer görülmüyor. * Hassas bir konuyu

devlet olarak koruma altına alıyorum. * Suç olmaktan çıksın diyenlerin

koruduğu değeri açıklaması gerek.

Zinada suç tanımının hazırlıklarını sürdüren Adalet Bakanlığı Kanunlar

Genel Müdürü Niyazi Güney , zinanın AB ülkelerinin mevzuatında yer

almamasını ''Batı'da ailenin korunmaya değer görülmemesine'' bağlarken,

Türkiye'de ise zinanın, ''cinayet nedeni'' olduğu için yaptırımsız

bırakılamayacağını savundu.

''Türk toplumunun uğrunda cinayet işlediği bir hususu suç olarak

düzenlemek hata mı? Hassas bir konuyu devlet olarak koruma altına

alıyorum'' diyen Güney, zinanın suç olmasına karşı çıkanların ''hangi

değerleri koruduklarını'' açıklaması gerektiğini söyledi. Güney, zinanın

suç olarak düzenlenmesini isteyen fakat sesini duyuramayan kesimin daha

geniş olduğunu öne sürdü. Zinanın nasıl cezalandırılacağına ilişkin öneri

taslağı hazırlığı süren Kanunlar Genel Müdürü Niyazi Güney, bu yaptırıma

gereksinim duyulmasının gerekçelerini Cumhuriyet 'e anlattı.

Zinanın yaptırımsızlığı

Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Müdürü Niyazi Güney, Batı ülkelerinde

ailenin çözülüp dağıldığını belirterek ''Batı'da aile kurumu artık

korunmaya değer bir kurum olarak addedilmiyor. Batı, artık aile yerine

koyabileceği yeni kurumlar peşinde'' dedi. Avrupa ülkelerinde ailenin

''korunmaya değer bir varlık'' olarak görülmediğini savunan Güney,

zinanın yaptırımsızlığını buna bağladı. Kanunlar Genel Müdürü, Avrupa ile

Türkiye arasındaki farkı şöyle açıkladı:

''Türk toplumunda aile düzenine karşı işlenen suçlar vaki olduğunda,

cinayetlere sebebiyet verecek kadar toplum üzerinde etkili bir suç. Ben

diyorum ki biz bu toplumun insanıyız. Biz Batı'da yaşamıyoruz, ben Batı

kültürü ile yaşamıyorum ki. Benim kendi öz kültürüm var. Bir geleneğim ve

göreneğim var. Yaşadığım toplumun sosyal gerçekliklerini göz önüne

alarak, yasaları yapıyorum.''

Mevzuattaki boşluk

Yaptıklarının daha önce Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilen zinaya ilişkin

GÜNEY: ZİNA CİNAYET NEDENİ

08/09/2004

Cumhuriyet

Haber

düzenlemeleri yeniden gözden geçirerek, mevzuattaki boşluğu doldurmak

olduğunu anlatan Güney, ''Karı veya kocanın, bizde ihanet olarak

nitelendirilen zina yapması, çoğunlukla cinayetlere sebebiyet verecek

kadar insan üzerinde etki yaratan, infial yaratan bir eylemdir. Toplumda

zinanın algılanma biçimi böyle. Sosyal bir hukuk devleti olarak, Türk

toplumunun bu kadar önem verdiği, uğrunda cinayet işlediği bir hususu suç

olarak düzenlemekle hata mı yapıyorum? Eğer halkın yönetimi demokrasi

ise, kendi kendini yönetmesi ise Türkiye'de bugün zina suç olsun mu

olmasın mı, referandum yapılsın'' diye konuştu.

AB'ye girme yönündeki belirlenmiş kriterlerde zinaya ilişkin düzenleme

olmadığını kaydeden Güney, ''Bizim sivil toplum örgütleri böyle bağırıp

çağırdığı için Batı diyor ki: 'Toplum karşı olmasına rağmen yönetim bunu

getirmeye çalışıyorsa bu demokrasiye aykırıdır.' Bu yüzden Batı öyle

söylüyor. Sivil toplum örgütlerini Türk toplumunun temsilcisi olarak

görüyor'' dedi.

***********************************************************************

ZİNADA NEDEN ISRAR EDİLİYOR?

08/09/2004

Cumhuriyet

Köşe Yazısı

ORAL ÇALIŞLAR

Başbakan Tayyip Erdoğan, ceza kanuna eklenecek zina maddesini kendisinin

de savunduğunu vurgulayarak bu işin bir hükümet politikası olduğunu

açıkladı. Başbakan Erdoğan, zinayı cezalandırmayı, kadını korumak

amacıyla istediklerini söylüyor. Bu yolla aileyi de koruyacaklarını iddia

ediyor.

Günlerdir, AKP yönetiminin zina maddesini neden gündeme getirdiğini

çözmeye çalışıyorum. Daha önceki bir yazımda da vurgulamıştım, neden bu

kadar ısrar? Hatta, kamuoyundan yükselen tepkilere bakarak bu anlamsız

öneriyi geri çekeceklerini bile düşünmüştüm. Bu tepki Avrupa Birliği'nden

gelen tepkilerle de birleşince, şimdiye kadarki tecrübeye bakarak bu

işten artık vazgeçerler değerlendirmesini de yapmıştım. Başbakan Tayyip

Erdoğan'ın dünkü açıklamasıyla bütün tepkilere rağmen ısrarcı oldukları

ortaya çıktı.

Zinanın suç sayılması, gerçekten kadını korur mu? Başbakan'ın dünkü

açıklamasından maddenin biraz daha yumuşatılacağı, şikâyeti yapacak

olanların da aile çevresiyle sınırlı tutulacağı anlaşılıyor. Erkek egemen

bir toplumda, erkeğin birden fazla kadınla evlenmesinin bile mazur

görülebildiği bir ortamda, kadın erkeği zina konusunda şikâyet edebilir

mi? Ekonomik gücü büyük ölçüde elinde tutan kocasının, başka bir kadınla

yatakta basılıp hapse atılmasını isteyebilir mi? Bunun sonuçlarını

kaldırabilir mi? Çünkü ekonomik ve sosyal gücü elinde tutan erkek...

Böyle bir şikâyet asıl olarak kadının aleyhine sonuçlar yaratır.

Kadının başka bir erkekle beraber olması ise zaten devlete şikâyete gerek

olmadan çözülüyor. Kocalar, büyük çoğunlukla karılarını ''namuslarını

temizlemek'' için öldürüyorlar. Yargıya ihtiyaç, şikâyete gerek

bırakmıyorlar. Kadınlar, evliyken cinsel ilişkiye girdiklerinde bir

anlamda ölümü göze alıyorlar.

Kaç evli erkek, karısının başka erkekle olduğunu, kamuyla veya devletle

paylaşmayı isteyebilir. Kaç erkek ''Benim karım başka bir erkekle

beraber'' diyebilir? Bunu göze alabilir? Ne kadar erkek böyle bir

şikâyeti içine sindirebilir?

Şunu görelim: İki insan arasındaki cinsel ilişki, tamamen insani bir

ZİNADA NEDEN ISRAR EDİLİYOR?

08/09/2004

Cumhuriyet

Köşe Yazısı

ilişkidir. Bu ilişkinin bir veya iki tarafının evli olması, bu ilişkinin

insani olması gerçeğini ortadan kaldırmaz. Böyle bir ilişkide evli olan

taraf ya da tarafların devlete karşı değil, eşlerine karşı bir

sorumlulukları söz konusudur. Böyle bir durumda ne olacağına iki taraf

olarak eşler karar verirler. Tamer Karadağlı ya da Kaya Çilingiroğlu

olayında ne oldu? Bu ilişkinin diğer tarafı olan kadınlar ne

yapacaklarına karar verdiler. İlişkiyi devam ettirip ettirmemeyi ölçüp

biçip bir sonuca vardılar. Eğer, AKP'lilerin getirmeyi düşündükleri madde

yürürlükte olsaydı, Kaya Çilingiroğlu veya Tamer Karadağlı şimdi hapiste

olabilirlerdi. Böyle bir durumda bu erkeklerin eşleri korunmuş mu olurdu?

''Zina'' sözcüğü bile başlı başına ilkel ve geri bir düşünceyi

yansıtıyor. Zina ne demek? İki yetişkin insanın cinsel ilişki kurması

demek. Bu insanların evli ya da bekâr olmaları, bu ilişkiyi kirletmez ve

lanetli hale getirmez. Bu ilişki içindeki insanların evli ya da birisiyle

birlikte olması yalnızca, bu insanlara karşı bir sorumluluk doğurur. Ne

devlete ne de bir başkasına sorumluluk getirmiyor. Zina da artık tarihe

gömülmesi gereken bir geçmişi simgeliyor.

Bütün bunları yazdıktan sonra, yeniden AKP bu konuda neden ısrar ediyor

sorusuna cevap arıyorum. Gündemi mi değiştirmek istiyorlar? Geri

kitlelere bir mesaj mı vermek istiyorlar? Bundan da pek emin değilim.

Cumhuriyet gazetesinin dünkü sayısında Adalet Bakanı Cemil Çiçek' in

yıllar önce ANAP hükümetinde bakanlık yaparken ''Flört fahişelikten

farksızdır'' sözleri hatırlatılmıştı. Tutucu ve ilkel olan bu yaklaşım,

yeniden gündeme mi getiriliyordu? Çünkü ceza kanununa eklenmesi düşünülen

maddelerde, gençler arasındaki cinsel ilişkiye de cezalar getiriliyor.

Cemil Çiçek, geçmiş günlerini mi hatırlıyor? Geçmişe mi dönmek istiyor?

***********************************************************************

TÂCİZ

08/09/2004

Cumhuriyet

Köşe Yazısı

MÜMTAZ SOYSAL

DEVRİMİN ilk yıllarındaki gazete ve dergilerde ''cumhuriyet'' beyazlar

giyinmiş bir genç kız resmiyle temsil edilirdi. İkinci Meşrutiyet

döneminin ''hürriyet'' i gibi. Artık pek rastlanmıyor böyle bir

benzetmeye.

Açıkça belli ki, her iki dönemde de Türkiye'yi en yakından etkilemiş ülke

olan Fransa'dan alınmış bir âdetti bu. Orada hâlâ sürüyor: Fransa

Cumhuriyeti, genç, güzel bir kadındır. Armalarda, resmî belgelerde bile

rastlarsınız kendisine. Daha da somutlaştırıldığı, canlı bir aktrise

böyle simgelere model olma onurunun verildiği de görülür. Bir süredir

Catherine Deneuve 'e verildiği gibi.

Türkiye'de iyi ki bu âdetten vazgeçildi. Yoksa, ''Bir yanda millet zina

konuşurken, öte yanda cumhuriyetin ırzına geçiliyor'' diye münasebetsiz

resim altlarına rastlayabilirdiniz.

Irza geçme söz konusu olmasa bile, cumhuriyetin sürekli tâciz edilmekte

olduğu kesindir: yiyecekmiş gibi bakmaktan çirkin davranışlarla rahatsız

etmeye, şurasına burasına el atmaya, hırpalamaya kadar varan bir kötü

niyetin belirtisidir bu. Punduna getirip kesin sonuca gitme hesabı da

dahil.

Aslına bakarsanız, cumhuriyet, başlangıçtaki sağlam ilkeleri, kurumları

ve kurallarıyla kendini savunacak, saldırganlara haddini bildirecek kadar

güçlüdür. Koruyucuları, namusuna el sürdürmemeye andiçmiş fedaileri de

TÂCİZ

08/09/2004

Cumhuriyet

Köşe Yazısı

var. Ama artık tâcizciler ve tasallutçular koruyucuların ve fedailerin

ellerini ayaklarını tutacak, müdahale etmelerini önleyecek yardımcılar

bulmuşlardır dışarıdan.

Nedense, ırza geçme niyetiyle başlayan bu çok failli hırpalama, bol

satışlı gazetelerin üçüncü sayfalarındaki türden ''dağ başında turist

kadına tecavüz'' haberleri kadar bile tiksindirici olmuyor. Görünürde şık

nedenlerle, demokratikleştirme, Avrupalılaştırma ve Sayın Verheugen 'in

''modernizasyon'' dediği çağdaşlaştırma için sürdürüldüğü iddia edilen

bir çaba söz konusudur. Böyle olduğu içindir ki, çabanın özde kötü

niyetli bir tâciz niteliği taşıdığı kolay fark edilmiyor. Zaten, bağımsız

tabiatlı güzel cumhuriyet kızını korumaya kalkışacak olanların ellerini

ayaklarını tutacak, onları kahredici bir seyirciliğe mahkûm edecek

''kriterler'' ve ''komiserler'' var artık. Üstelik, bütün bunların, kızın

da koruyucularının da hayrına olduğu söylenmekte.

Dikkat ederseniz, AB'ye tam üyelik yolunda 1963'ten beri süren ve

1999'dan beri belirginleşen kırk yıllık ''oyalama'' taktikleri şimdi son

derece ilginç yeni bir aşamaya girmektedir. Verheugen'in ağzından bal

akıyor. ''Tarih'' verileceği neredeyse kesin. Belki yola getirilmesi

gereken bazı kurum ve kurallar bakımından koşullu da olabilir, koşulsuz

da. Sonra, ''uygulama'' ya bakılacak. ''Şunu da çıkar, bunu da ver''

diyerek.

On, on beş, yirmi yıl boyunca, cumhuriyet iyice mecalsiz kalıp tam teslim

oluncaya ve iki yüz yıldır beslenen bütün emelleri tatmin edinceye kadar.

Tarihinde böyle bir gezintiye çıkmanın pişmanlığını acıyla duya duya.

***********************************************************************

HORTUMCULARA TESLİM OLDULAR

08/09/2004

Halka ve Olaylara

Tercüman

Haber

MEHMET AĞAR

DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, zinanın, “Türkiye’nin kendi düzeni ve

hukuk normlarıyla çözülecek bir konu” olduğunu belirterek, “Türkiye’nin

hayati meseleleri varken, zina gibi tartışmalarla gündemi kilitlemenin

anlamı yok” dedi.

İzmir Adnan Menderes Havalimanı’nda gazetecilere açıklamalar yapan Ağar,

Türkiye’nin tarım kesiminin büyük sıkıntılar çektiğini, sorunlara

yakından eğilmek için sık sık tarım kesimi temsilcileriyle birlikte

olacaklarını söyledi. Türkiye’nin her yerinden, tarım kesiminin

yakınmalarını, feryatlarını aldıklarını belirten Ağar, iki yıla yakın bir

süre geçmesine rağmen hükümetin icraatlarında başarılı olamadığını iddia

etti.

Türkiye’nin sorunlarının ancak güçlü bir irade ve merkez sağ ile

çözüleceğini belirten Ağar, “Yolsuzlukla, hortumcularla mücadele

edeceğini ifade edenler onlara teslim oldu. Türkiye’nin sorunlarını ancak

DYP, merkez sağdaki DYP çözer” dedi. Türkiye’de suni gündemler

yaratılmaya çalışıldığını savunan Ağar şöyle dedi:

“Türkiye’nin hayati meseleleri varken, zina gibi tartışmalarla gündemi

kilitlemenin anlamı yok. Zina konusunu Türkiye kendi düzeni ve hukuk

normlarıyla çözecektir. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde tarım kesimi çok

zor şartlar altında yaşıyor. DYP’nin meydanlara inmesini bekliyorlar.

Partimiz kendi eksikliklerini gidererek yavaş yavaş toparlanmaya başlıyor

ve yola devam edeceğiz. Milletin güvenini yeniden sağlamaya başladık.”

HORTUMCULARA TESLİM OLDULAR

08/09/2004

Halka ve Olaylara

Tercüman

Haber

***********************************************************************

100 GÜN KALDI

08/09/2004

Türkiye

Köşe Yazısı

YILMAZ ÖZTUNA

100 gün sonra, 25 Avrupa Birliği üyesi devletin başkan veya başbakanları,

Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlaması için karar verecekler.

Kararın olumlu çıkacağı anlaşılıyor. Müzakereye başlama tarihinde bir

tatsızlık da beklenmiyor. Masaya oturmak için davet edileceğimiz tarih,

2005 yılının baharından önce olmalıdır.

17 Aralık 2004 Cuma günü kararı, geniş ölçüde bir ay sonra, 11 Ekim

Pazartesi günü Brüksel’de yayınlanacak Türkiye ilerleme raporuna

dayanacaktır. Bu raporda da hakkımızda olumsuz bir şey beklenmiyor. Tabii

bazı temenniler dile getirilecektir.

Gerek önümüzdeki 4 haftayı, gerek takip eden 2 ayı, dikkatle atlatmalı,

bu müddet içinde mutlaka verimli, anlamlı, kapsamlı reformlar ve

uygulamalar sergilemeliyiz. Asla sakarlık yapmamalıyız. Bu millet, tarihî

sakarlıklardan çok çekti.

Ne gibi sakarlık? derseniz, bir örnek, hiç beklenmedik şekilde ortaya

çıkartılan zinaya hapis cezası meselesidir. Bu yüzden, yüzlerce maddelik

ceza yasası reformunu berbad etmemek hususunda, önümüzdeki salı günü,

ayın 14’ünde toplanacak Yüce Meclis, elbette uyanık davranacaktır. Avrupa

Birliği hukuk normları ile zıtlaşacak mahiyette davranmayacaktır.

Hükûmet, Aralık ayındaki bir kazanın, neye, nelere mâl olacağının

şüphesiz şuuru içindedir. Yüce Meclis’in huzuruna, bu şuur içinde

çıkacaktır.

Başka ne türlü sakarlık? diyorsanız, Patrikhane’nin 183 yıldır kapalı

bulunan bir kapısını açtırmak süper akl-ı evvelliğini örnek

gösterebiliriz. Kapının kapanmasına, değil kapıyı açtırmak, Patrikhaneyi

kapatmak iktidarında bulunan Sultan Mahmud aldırış bile etmedi. Aynı gücü

taşıyan Atatürk’e keza vız geldi. Türk genci, millî ve tarihî şuur

içindedir. Türk’e yaramaz eylem yapmaz. Hatayı düzeltmesini bilir.

Heyecan eseri bir davranışın, Ortodoks Patriki’nin bizi dinleri

kısıtladığımız için Avrupa’ya şikâyette bulunmasını haklı çıkaracağını

derhal kavrayacaktır.

Tarihî bir dönüş noktasındayız. Ya muâsır medeniyet seviyesine ayağımızı

basacağız, ya maazallah ayak sürümekte devam edeceğiz...

***********************************************************************

AİLE YAPISI YASA GÜCÜYLE KORUNAMAZ :ÖZEL HAYATA SALDIRI VAR

08/09/2004

Radikal

Makale

FAİK AKÇAY

Aralarında evlilik bağı olmayan kişilerin arasındaki cinsel ilişkinin suç

sayılması, özel yaşama saldırıdır. Avrupa Birliği yolundaki Türkiye'de

böyle bir yasa kabul edilemez

Zina, aralarında evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki cinsel ilişki,

anlamına gelen Arapça bir sözcük.

AKP, CHP ve DYP, TBMM tarihinde çok az denk gelinen bir uzlaşmaya

AİLE YAPISI YASA GÜCÜYLE KORUNAMAZ :ÖZEL HAYATA SALDIRI VAR

08/09/2004

Radikal

Makale

vararak, TCK'nın zinayı suç sayması konusunda anlaşmış bulunuyorlar.

TBMM'de bulunan siyasal partilerin tepelerinde varılan bu anlaşma,

yapılacak olan oylamada, bireysel karşı çıkışlarla delinebilir. Ancak,

sonuç değişmeyeceğe benzemektedir. Yeni TCK tasarısında, zinayı kadın-

erkek ayrımı yapmadan suç sayarak, çağdışı bir yasal düzenleme yapmanın

adımları atılmaktadır. Sorun, ulusal bir sorun niteliğine büründürülmüş,

sanki ulusumuzun, başka uluslara karşı çıkarlarını koruma niteliğinde bir

yapıya dönüştürülmüş bulunmaktadır. Böylece, 1996 ve 1998 yıllarında

Anayasa Mahkemesi'nin aldığı kararlarla suç olmaktan çıkarılan zina,

yeniden Türk insanının yaşamına girmiş olacaktır. Anayasa Mahkemesi,

aralarında evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki cinsel ilişkiyi, bir

boşanma nedeni saymış, ancak suç olacak bir eylem olmadığına karar

vermişti.

Türkiye'yi çağdaş bir yapıya kavuşturma konusu gündeme gelince, her

kafadan bir ses çıkaran partilerimizin, ilkel kabile ilişkilerindeki bir

anlayışı yasalaştırma konusunda nasıl kenetlenebildiklerini anlamak

anlaşılır gibi değildir.

CHP, aralarında evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki cinsel ilişkinin

suç sayılmasının çağdışı bir uygulama olduğu görüşünde. Ancak, zinanın

suç sayılması için yapılan yasal düzenlemeyi destekleme sözü vermiş

bulunmaktadır. Bir konuyu çağdışı olarak niteleyeceksiniz, yasalaşması

için de oy vereceksiniz. Bu tutumu, başka bir kazanım için sergileyebilir

CHP. Ancak, parti çıkarları uğruna, çağdışı olarak nitelenen bir konunun

yasalaşmasına oy kullanmakta diretirse, kararını değiştirmezse, bu

tutumunun etik bir davranış olduğunu söylemek olanaksız olsa gerektir.

TCK'de değişiklik yapılması kaçınılmaz. Çünkü bu yasa, çok uzun süreden

bu yana, Türkiye toplumunun sorunlarını çözecek bir yasa olma niteliğini

yitirmiş bulunmaktadır. Dünyada 250 dolayında olan ulus devletin,

yalnızca 19'unda, evlilik dışı ilişki suç sayılmaktadır. Aralarında

evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki cinsel ilişkiyi suç sayan ülkeler

şunlar: Afganistan, Arap Emirlikleri, Bangladeş, Cezayir, Çad, Irak,

İran, Kamerun, Lübnan, Malezya, Mali, Nijer, Nijerya, Pakistan, Sudan,

Suriye, Suudi Arabistan, Uganda, Yemen. Bu ülkeler içinde gelişmiş ülke

yok. Feodal yapılarını kıramamış, kentleşememiş, ilkel kabile

ilişkilerinin olduğu ülkeler. Gelişmişliği yalnızca parasal alanda almaya

gerek yok. Bu ülkeler içinde, yönetici bir avuç azınlık dışında, dünyada,

en iyi yaşama düzeyi ölçütlerinin saptanmasına temel olan alanların

hiçbirinde, gelişmiş ülkeler düzeyinde, gelişmişlik gösteren bir ülke de

yoktur. Girmeye çalıştığımız AB'nin 25 üyesinde, zina suç

sayılmamaktadır. Yasalarımızı, Nijerya, Sudan gibi ilkel koşullarda,

ortaçağ mantığıyla yönetilen ülkelere değil, AB ölçütlerine göre

hazırlamamız gerekmektedir.

İlkel uygulamaları bırakalım

Yönümüzü insanlık tarihinin gerilerde bıraktığı doğmalara değil, çağdaş

dünyanın, oluşturmuş olduğu evrensel değerlere döndürmemiz gerekir.

Kadınlarımıza ölüm, kırbaç, yaşam boyu gözaltı, taşlama (recm=suçlunun

belinden aşağısı toprağa gömülü biçimde taşlanarak öldürülmesi) gibi

ilkel yaptırımlar uygulamayı bırakarak, insan olduklarının tadını

yaşatmaya yönelmezsek, çağdaş bir toplum olamayız. Evlilik dışı ilişkiye

yaptırım uygulamaya kalkarak, değil AB'ye, Güney Afrika Birliği'ne bile

giremeyiz.

Aile birliği, bir gönül birlikteliğidir. En azından böyle olması

gerekmektedir. Yasaklar konularak bu birliği ayakta tutmanın olanağı

olmadığı gibi, bu çabanın mantıklı bir yanı da yoktur. İnsan, duygusal

bir yaratıktır. İnsanı diğer canlılardan ayıran en temel niteliklerden

AİLE YAPISI YASA GÜCÜYLE KORUNAMAZ :ÖZEL HAYATA SALDIRI VAR

08/09/2004

Radikal

Makale

birisi budur. Ergin, başkalarına zarar vermemek koşuluyla, yaşamın tüm

alanlarında nasıl yaşayacağının kararını verme yetkisinde olan kadın ya

da erkeğin, evlilik ilişkisi dışında olan, üçüncü bir kişiyle gönül

ilişkisine girmesi, yasayla önlenebilecek bir iş değildir. Bunu çok güzel

anlatan bir de atalar sözümüz var: "Gönül ferman dinlemez." Aile

birliğini ayakta tutacak olan sevgi, saygı ilişkisidir. İki insan

arasında, birbirlerine yetecek sevgi kalmamışsa, birbirlerinin onurlarını

koruyacak saygıları bitip tükenmişse, bu birlikteliği değil bir, bin yasa

koysanız, ayakta tutamazsınız. Yürümeyen bir ilişkiyi yasa gücüyle,

devlet gücüyle ayakta tutmaya çalışmanın, taraflardan birine ya da her

ikisine acı çektirmekten başka işe yaramadığı, milyonlarca örnekle

insanlığın belleğine kazınmış bulunmaktadır.

Evlilik ilişkilerinin büyük çoğunluğu, 'Bir yastıkta kocamak' dileğiyle

yapılır. Bu dilekle çıkılan yolun bir yerinde, kadın ya da erkek, eşinden

başka birine gönlünü kaptırabilir. Bu insanın yemesi, içmesi kadar doğal

bir şeydir. Gelinen bu nokta eşlerden birine, varsa ortak ürünler olan

çocuklara, anlatılması güç acılar çektirebilir. Bunların tümü, özünde

duygusal bir yaratık olan insanların başlarına sıkça gelen işlerdir.

Böyle tatsız sonuçların yaşanmasını istemek, akılcı, insancıl bir iş

değildir. İstememek de çözüm getirmemekte, çoğu kez hiçbir şeyi

değiştirememektedir. Bu konuda yasalarla, zorlayıcı, sanıldığı gibi

önleyici yaptırımlar getirmenin, bu sorunun yaşanmasını önlemediği,

milyarlarca örnekle, insanlık tarihinin sayfaları arasına girmiş

bulunmaktadır. İş, insan yaşamının tüm alanlarında kurulan ilişkilerin

büyük çoğunluğu, başlanılan noktadaki dileklerle bitmez. Evlilik

birliklerinin büyük çoğunluğu da, masallarda anlatılan mutlu sonla

bitmemektedir. İnsanın gönlünü dışardan denetlemek, ona sınırlar koymak

olanaksızdır.

TCK'ya, aralarında evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki cinsel

ilişkiye ceza düzenlemesi getirme girişimi, Türk insanına gönlünü,

duygularını denetim altında tutamadığını anlatmaya çalışan bir

girişimdir. İnsana güvensizlik göstergesi olan bu girişimle, devletin

yatak odasına kurallar koymaya kalkması, insanımıza büyük bir

saygısızlıktır.

Müzisyen, ayrıca ünlü bir düşünür olan Rufus Wainwright "... Mutluluk

sizinle kendiniz arasında bir sorundur" diyor. Bir atasözümüz de,

"Renklerle zevkler bir olmaz" diye özetlemiş insan yönelimlerini.

Mutluluk, aile bütünlüğü, evlilik birlikteliğinde olan iki kişinin

arasında yaşanan çok öznel bir ilişkiler ağıyla sağlanabilir. Bu alana

hiç kimsenin, hiçbir erkin girmemesi gerekir. Girmesinin kalıcı bir

yararı da olmamaktadır.

Getirilmek istenen yasal düzenleme, kadınların ezilmelerinin sürmesini

sağlayacak, erkek egemen bir düzenlemedir. Türkiye'de kadınlar, iş

yaşamında, eğitim-öğretim görme olanaklarından yararlanmada, siyasal

yaşamda, kısacası toplumsal yaşamın tüm alanlarında, erkeklerden geride

kalmış, ikincileştirilmiş durumdadır. Evlilik dışı ilişkinin suç

sayılmasına yönelik olarak getirilen yasa, kadınları bu alanda da, eskisi

gibi ikincileştirecektir. Bir kadının, evlilik dışı ilişki kurmasını

'ahlaksızlık', erkeğin aynı işyapmasının beceri, bir yetenek olarak

değerlendirildiği, yakışıksız bir geçmişi gerilerde bırakmak zorundayız.

Toplum istemiyor

Aralarında evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki cinsel ilişkinin suç

sayılması, aile birliğini koruma, böylece toplumsal düzeni sağlama

gerekçesine dayanmaktadır. Toplumun en küçük, en temel biriminin aile

olduğu bilinmektedir. Aile birliğini koruyarak, toplumsal düzenin, başka

AİLE YAPISI YASA GÜCÜYLE KORUNAMAZ :ÖZEL HAYATA SALDIRI VAR

08/09/2004

Radikal

Makale

bir anlatımla kamu düzeninin korunacağı sanılmaktadır. Toplumumuzda,

aralarında evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki cinsel ilişkilere,

yasal bir düzenleme getirme beklentisi yok. Bunu, yasal düzenlemeye karşı

kamuoyundan gelen tepkiler kanıtlamaktadır. Türkiye toplumu, ortaçağ

kalıntısı mantıklara ödün vermeyecek ölçüde bilinçlenmiştir. Toplumumuz

geleneksel yapıları korumanın değil, çağdaş, evrensel gelişmeleri yaşama

geçirmenin peşindedir.

Aralarında evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki cinsel ilişkilere

yasal düzenlemeyle sınır koyarak, kamu düzeninin sağlanması olanaksızdır.

Bu düzenlemeyi getirme çabalarının, kamu düzenini korumak değil, erkek

egemen bir toplumda, kadınları erkeklerin egemenliği altında tutmak

amacını güttüğü açıktır.

Çağdaş toplumlarda, evlilik kurumunun kendisi tartışılmaktadır. 100 yıl

sonra, insanlığın gündeminde, böyle bir kurumun hangi ölçütlere göre

değerlendirilebileceğini, bu kurumun ne ölçüde yaşayabileceğini kestirmek

oldukça güçtür. İnsanlar, özgürlüklerini başkalarının kişisel

beklentilerine göre kısıtlama, kendilerini, eşleri de olsa, bir

başkasının isteklerine, beklentilerine göre biçimlenen sınırlar içinde

tutmaktan hızla uzaklaşmaktadırlar. Aralarında evlilik bağı olmayan

kişiler arasındaki cinsel ilişkinin suç sayılması, özel yaşama

saldırıdır. AB'den görüşme tarihi alma çabaları içinde olan Türkiye'nin,

evrensel hukuk kurallarına uymaktan uzak bir yasal düzenleme çabasını

tartışması üzücüdür.

Faik Akçay: Araştırmacı, yazar

***********************************************************************

ZİNA SUÇ SAYILMALI MI?

08/09/2004

Zaman

Makale

NİMET ÇUBUKÇU

Zinanın suç sayılması konusundaki tartışmalara girmeden önce zinanın

tanımına bakmamız gerekiyor.

Henüz netleşmemiş olmakla birlikte hükümetin TCK'da zinanın suç olarak

tanımlanmasına ilişkin görüşü şekillenmiştir. Bu şekillenen görüş

çerçevesinde zina, evli eşlerden herhangi birinin başka biriyle cinsel

ilişkiye girmesidir. Suçun takibi şikayete bağlı suç kapsamında

tutularak; özel hayata, ailenin özgür seçimine müdahale etmemeyi tercih

etmiştir.

Kamuoyunda süren tartışmalar ise maalesef bu zeminin dışında

yürümektedir. Bu itirazi tartışmalara girmeden önce hükümetin çalışmasını

dayandırdığı hukuki zemini açıklamak faydalı olacaktır. Mesele bir

çağdaşlık-gericilik tartışması değildir. Hukuki tercihiniz ve çizdiğiniz

demokratik yaklaşımınız önemlidir. TC hükümeti hukuki tercihini zinanın

suç olarak tanımlanması ve TCK'nın konusu olması yönünde belirtmiştir. Bu

tercihine dayanak olarak öncelikle AB'ye, anayasaya ve uluslararası

sözleşmelere uygunluğu değerlendirerek karar vermiştir. AB normları ile

çeliştiği iddiasında bulunanların tek gerekçesi hiçbir AB ülkesinde

zinanın suç olarak kabul edilmediğidir. Hukuk bilimi açısından bu bir

gerekçe oluşturmamaktadır; zira TCK'da suç olarak düzenlenen, ama AB

üyesi ülkelerde suç sayılmayan sayısız hüküm söz konusudur. Bunlardan

resmi evlilik olmaksızın imam nikahı ile evlenilmesinin suç olarak

tanzimi, din adamlarına ilişkin hükümler, özel öğretim kurumu açanlara

verilen hapis cezası ve anayasal hassasiyetler nedeniyle yapılan birçok

ZİNA SUÇ SAYILMALI MI?

08/09/2004

Zaman

Makale

düzenleme AB ülkelerinin hiçbirinde bulunmamaktadır. Bir düzenleme

yapılırken AB hukukuna aykırılık iddiası ancak objektif hukuk

kriterlerine aykırılık durumunda söz konusu olabilir. Sonuç olarak hiçbir

AB ülkesinde bir kuralın olmaması objektif kriterler açısından hukuki bir

sonuç çıkarmamıza elverişli değildir.

AKP’nin tercihi mağdur eşten yana

Ülkemiz yasama ve yürütme görevini yerine getirirken AB yolunda çok

önemli demokratik ve reformist adımlar atmış, insan hak ve özgürlükleri

alanında adeta çığır açmıştır. Ülkemiz yasaları düzenlenirken en önemli

kriterlerimiz Kopenhag siyasi kriterleri olmuştur. Ayrıca taraf olduğumuz

uluslararası sözleşmeler sonucu yükümlülüklerimiz önceliğimiz olmuştur.

TCK'nın bütünü bu kriterler göz önüne alınarak hazırlanan bize özgü

ülkemiz hukukçuları yürütme ve yasama organı üyeleri tarafından doğrudan

hazırlanan bireyin hak ve özgürlüklerini koruyan çağdaş demokratik bir

tasarı olmuştur. Şimdi zinanın suç olarak tanımlanmasında da bu kriterler

göz önüne alınarak bir düzenleme yapılması düşünülmektedir. AİHS'ye,

Kopenhag siyasi kriterlerine, CEDAW (Birleşmiş Milletler Kadına Karşı

Ayrımcılığın Önlenmesi) sözleşmesinin hangi hükmüne hangi gerekçeyle

aykırıdır; bunun net olarak ortaya konulması gerekmektedir. Her ülke

kendi tarihsel ve geleneksel hassasiyetleri gereği düzenleme yapabilir;

velev ki bu düzenleme insan hak ve özgürlükleriyle çatışmasın. Nitekim

AİHM bir kararında "her ülkenin kendi ahlaki gereklerini belirleme

yetkisine sahip olduğunu belirtmiştir." Bu doğrultuda insan hak ve

özgürlükleri içinde evlilik birliği devam ederken aldatma hakkı diye bir

özgürlük tanımı yoktur. Aile kurumu ile bireyin hak ve özgürlükleri

çatıştığı anlarda devlet tercihini aileden yana koyabilir. Evlilikten söz

ettiğiniz zaman bireylerin hak ve özgürlükleri yanında aile kurumundan ve

hukukundan söz etmek gerekir. Tüm AB ülkelerinde ve anayasamızda aile

kurumu, toplumu oluşturan en önemli kurumlardan kabul edilmiş, korunması

devletin anayasal görevlerinden sayılmıştır. Bunun bir ahlak sorunu

olduğu ve ceza gerekmediği düşüncesi de ceza hukukunda karşılık bulmaz.

Hırsızlık da bir ahlak sorunudur, yüz kızartıcı suçlarda birçok ülke ceza

sistemi kaynağını kendi ahlaki gereklerinden alır. Bu ahlaki gerekleri

yükümlülük olarak düzenlerken kriteri kamu düzeninin korunmasıdır.

Yukarıda özetini verdiğimiz AİHM kararı buna en önemli dayanaktır.

Verilecek ceza insan onuru ve haklarıyla çatışmadığı sürece, her ülke

kendi yaptırımlarını belirleyebilir. Kamuoyundaki idam cezası

karşılaştırmaları abesle iştigaldir. Bu nedenledir ki aile hukuku, özel

hukuk hükümleri arasında olmasına rağmen, kamu düzeninden kabul

edilirler. Anayasa doğrultusunda korunması gereken aile kurumu olunca,

zina yapan eş karşısında tercihin aileden yana yapılması kaçınılmazdır.

AK Parti tercihini aile kurumundan ve mağdur eşten yana belirlemiştir.

Bireyin aldatma gibi bir hak ve özgürlüğü vardır diyemeyiz. Böyle bir

haktan söz etmek için tanımlanmış bir hak olarak hukuk sistemi içinde yer

alması gerekir. Kaldı ki bütün hak ve özgürlüklerin sınırı bir başkasının

haklarıdır. Mülkiyet hakkı kutsal, dokunulmaz haklardandır; ama sınırsız

değildir. Evinizi yakamazsınız. Bunun karşılığı cezai müeyyidedir.

Aile içi şiddet ve zinanın önlenmesi...

Suçun takibinin şikayete tabi kabul edilmesi ise temel alınan aileye

dışarıdan bir müdahalenin engellenmesi amacına yöneliktir. Bireyler eğer

bunu bir hak ihlali olarak görmüyorsa devlet müdahale etmeyecektir.

Devlet özel hayata müdahale ediyor şeklindeki itirazlar yersiz ve haksız

iddialardır. İtirazcıların en önemli çelişkisi de bu konu olmuştur. Bunu

aileye ve özel hayata müdahale kabul edenler evlilik içi tecavüzün suç

olarak kabulünü ısrarla talep edenlerdir. Aile içi şiddete uğrayan eş ve

ZİNA SUÇ SAYILMALI MI?

08/09/2004

Zaman

Makale

çocuklar da korunması gereken, devletin müeyyide uyguladığı

fiillerdendir. Aile içi şiddet kadar mağdurunu yaralayan bir konudur

zina. Nitekim ululslararası şiddet tanımı ilerleyerek değişmiş,

psikolojik baskı, sürekli aşağılama şiddet türleri içinde yer almıştır.

Yeni TCK tasarısında şiddet tanımı bu hususları da kapsar şekilde

uluslararası normlara uyumlu hale getirilmiştir. Aile içi kabul edilip

müdahale edilmesin diyenler bunun muhatabının uğradığı psikolojik şiddeti

göz ardı ediyorlar. Boşanma hakkı, tazminat hakkı olması ayrıca TCK'da

suç olarak tanımlanmasına engel değildir.

İtiraz noktalarından bir diğeri de BM, CEDAW Sözleşmesi'ne aykırı olacağı

iddiasıdır. CEDAW bilindiği üzere kadına yönelik her türlü ayrımcılığın

önlenmesi sözleşmesidir. Sayın Başbakan'ın ve Adalet Bakanı'nın ısrarla

kadın-erkek cinsiyet eşitliği temel alınarak bir düzenleme yapılacağını

belirtmelerine rağmen; karşı görüş taraftarları, bunun kadın aleyhine

uygulanacağını, kadınların kocalarından korktukları için şikayetçi

olamayacaklarını iddia etmektedirler. Bu bir varsayımdır; maalesef

varsayımları doğrulayacak somut bir bilgi bulunmamaktadır. Bu iddia doğru

kabul edilirse o zaman eş-koca korkusuyla kullanılamayan diğer hakların

verilmesi için yapılan mücadele boş bir mücadele midir? CEDAW sözleşmesi

doğrultusunda hükümetimiz döneminde ülkemiz kadınına sağlanan yasal

eşitlik boş bir çaba mıdır? Bu hakların hem yasal anlamda eşitlik olarak

sağlanması ve kullanılabilir hale getirilmesi en önemli

hedeflerimizdendir. Nasılsa kadınlar korkar ve haklarını kullanamazlar

diye şiddete uğrayan, aldatılan kadına bu hakları vermemeli miyiz?

Evlilik içi tecavüzün suç sayılması için mücadele eden kadınlarımızın boş

bir gayeye hizmet ettiklerini mi düşünmeliyiz?

Verilecek ceza tartışılabilir. Bu hapis cezası olabilir. Para cezası,

belli bir süreyle zorunlu kamu hizmeti çalışması gibi. Ayrıca öngörülen

ceza modern hukuk sistemi içinde var olan bir uygulamadır. Recm edilsin,

kırbaçlansın gibi modern hukuk sisteminde olmayan bir cezadan

bahsetmiyoruz. Bu konuda itiraz ileri sürenler 'zina suç olarak

tanımlanmasın, sadece boşanma nedeni olarak kalsın' demektedirler. Bu

kendi hukuk sistemimiz açısından bir çelişki ortaya çıkaracaktır. Ceza

Kanunu'nda yer almayan zina nedeniyle açılan boşanma ve tazminat

davalarında zinayı ispat araçlarına sahip olmayan hukuk yargılaması buna

dayalı karar da oluşturamaz.

Sonuçta zinanın suç olarak tanzimi kadın-erkek cinsiyet eşitliği

temelinde ve takibi şikayete bağlı bir düzenlemeyle anayasamızda yer alan

ailenin korunması hükmünün temel hak ve özgürlükler konusundaki

sözleşmelere uygun bir tür psikolojik şiddet kabul ettiğimiz ve mağdurunu

korumaya yönelik uygulanması düşünülen cezanın insan onuru ile çelişmeyen

modern ceza hukuku sistemi içinde tanımlanmış bir cezayla düzenlenmesi

ülkemiz açısından yararlı olacaktır.

AK PARTİ İSTANBUL MİLLETVEKİLİ

***********************************************************************

MEHMET AĞAR: TÜRKİYE’NİN ZİNADAN DAHA ÖNEMLİ MESELELERİ VAR

08/09/2004

Zaman

Haber

MEHMET AĞAR

Doğru Yol Partisi (DYP) Genel Başkanı Mehmet Ağar, Türkiye'nin hayati

meseleleri varken, zina tartışmalarıyla gündemi kilitlemenin bir manası

olmadığını söyledi.

MEHMET AĞAR: TÜRKİYE’NİN ZİNADAN DAHA ÖNEMLİ MESELELERİ VAR

08/09/2004

Zaman

Haber

Ağar, “Zina konusu Türkiye'nin kendi düzeni ve hukuk normlarıyla

çözülecek bir konudur.” dedi. Mehmet Ağar, İzmir Adnan Menderes Hava

Limanı'nda gazetecilere açıklamalarda bulundu. Türkiye'nin sorunlarının

ancak güçlü bir irade ve merkez sağ ile çözüleceğini anlatan Ağar,

“Yolsuzlukla, hortumcularla mücadele edeceğini ifade edenler onlara

teslim oldu. Türkiye'nin sorunlarını ancak DYP, merkez sağdaki DYP

çözer.” dedi. Türkiye'de suni gündemler oluşturulmaya çalışıldığını

savunan Mehmet Ağar, şöyle devam etti: “Türkiye'nin hayati meseleleri

varken, zina gibi tartışmalarla gündemi kilitlemenin anlamı yok.

Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde tarım kesimi çok zor şartlar altında

yaşıyor. DYP'nin meydanlara inmesini bekliyorlar. Partimiz kendi

eksikliklerini gidererek yavaş yavaş toparlanmaya başlıyor ve yola devam

edeceğiz.”

***********************************************************************

ZİNA MESELESİ

08/09/2004

Yeni Şafak

Köşe Yazısı

RESUL TOSUN

Millet yasama yetkisini, TBMM'ye seçtiği vekilleri aracılığıyla kullanır.

Milletvekilinin yasa yaparken dikkat edeceği en önemli unsur elbetteki

milli iradedir. Milli iradeyi yok sayarak yasa yapanlar hak ettikleri

cevabı çok geçmeden sandıkta almaktadırlar.

TBMM'de yapılan yasalarda esas alınan irade de tabii ki Türk milli

iradesidir, AB ya da ABD iradesi değildir.

Milli iradenin yasalara yansıması da zannedildiği gibi AB'ye aykırı

değildir, aksine AB'nin istediği demokratik işleyişin ta kendisidir.

Şimdi bu tespiti yaptıktan sonra şu zina meselesine şöyle bir projektör

tutalım. Önce şunu bilmekte fayda vardır ki, eğer milli irade esas

olacaksa - ki olmalıdır - Türk milli iradesinin zinayı meşru ve ahlaki

göstermesi mümkün değildir. Yapılacak en ufak bir kamuoyu yoklamasında,

zina fiilini meslek haline getirmiş olanların bile bu fiili meşru ve

ahlaki saymadığını görürüz.

İnsanımızın garip bir yapısı vardır. Bazı fiilleri işler ama bizzat

kendisi yaptığı halde tasvip etmez. Mesela alkol alır ama kesinlikle

tasvip etmez. Kendisi sigara içer ama çocuğuna tavsiye etmez. Kumar oynar

ama ailesinin uzak durmasını ister.

Nikahsız cinsel ilişki olarak özetleyeceğimiz zina da öyledir. Yapanlar

bu işi gizli yaparlar ve açığa çıkmasından korkarlar. Helal haram

hassasiyeti olmayan kesimin gözünde de nikahsız ilişki çirkindir, ayıptır

ahlak dışıdır.

Bir televizyon dizisinin sevilen bir kahramanının girdiği nikahsız ilişki

ortaya çıkınca ne hale geldiğini, itibarını nasıl yitirdiğini hepimiz

biliyoruz.

Nikahsız ilişki aslında hiçbir toplumda hoş karşılanan bir ilişki

olmamıştır. Cinsel özgürlüğün dorukta olduğu ülkelerde bile nikahsız

ilişki toplum tarafından kabul edilmiş ve içselleştirilmiş değildir.

Cinsel özgürlük alanında büyük mesafeler kat etmiş batı toplumunda

nikahsız ilişki ahlaki sayılmamakta hatta bazı ülkelerde eşcinseller bile

nikaha başvurmakta, kimi kiliseler de onların nikahlarını kıyma yoluna

sapmaktadır!

Yaygınlaşan AİDS hastalığına karşı üretilen "Tek çare tek eşlilik"

sloganı bile toplumları meşru ilişkiye sevk ve teşvik eden bir slogandır.

ZİNA MESELESİ

08/09/2004

Yeni Şafak

Köşe Yazısı

Sırf insani ve ahlaki açıdan bakıldığında Türk toplumunun zinayı meşru

görmesi mümkün değildir. Bir de toplumumuzun dini duyarlığını hesaba

kattığınızda zinayı meşru yani helal gösterecek hiçbir açık kapı

bulamazsınız. Bu itibarla da kimi kadınlarla birlikte olanların zani

damgası yememek için gizli dini nikah yaptırdığı da Türkiye'nin bilinen

bir gerçeğidir. Resmi nikahı olmayan birlikteliklerin büyük çoğunluğunun

gizli dini nikah yaptırdığını bilmeyen yoktur. Kimileri hakikaten haram

olan zinayı irtikap etmemek için kimileri de toplum nazarında zani

görünmemek için bu yolu seçmektedir. (Gizli nikah meselesi tek başına ele

alınacak önemli fiili durumlardan biridir.)

İslam inancına sahip olmayıp da "yetişkinlerin kendi rızalarıyla

girdikleri cinsel ilişki suç sayılmamalı" diyenleri anlarım, haram helal

inancına sahip olmadığı için bu düşüncesine saygı da duyarım; ama hem

Müslüman olduğunu, hem toplumun manevi değerlerine saygılı olduğunu

söyleyip hem de zinanın meşru olması gerektiğini savunanları gerçekçi ve

samimi bulmam. Çünkü İslam, nikahsız cinsel ilişkiyi büyük günahlardan

saymış ve haram kılmıştır.

Özetle, Türk toplumundan zinanın meşru ve ahlaki olduğuna dair bir irade

sudur etmez. Dolayısıyla eğer milli irade yasalara yansıyacaksa TBMM'den

de zinanın meşru olduğuna dair bir yasanın çıkmaması gerekir.

Peki zinayı suç sayıp işleyene ceza verecek bir yasa çıkar mı?

Çıkabilir ama sorarım size, devlet kontrolünde genelevi -genelevindeki

cinsel ilişki de nikahsız ilişkidir- işletilen bir ülkede bu ne kadar

adil olur? Adam genelevine giderse suç olmayacak, genelevi dışında

biriyle ilişkiye girerse suç olacak!

Bir suç iki kişi arasında mı işlenirse daha ehvendir, yoksa devlet

himayesinde işlenirse mi?!!

***********************************************************************

YENİ AGORAMIZ KUTLU OLSUN

08/09/2004

Hürriyet

Köşe Yazısı

ERTUĞRUL ÖZKÖK

BAŞBAKAN ‘agora demokrasisini’ çok seviyor.Girdiği bir ev, geçerken

uğradığı bir oto galerisi, onun için bir referandum sandığı.

Ama öyle bir sandık ki, işine geldiği zaman bir bakkal dükkánına giriyor,

gelmediği zaman semtine uğramıyor.

Dün, ‘zina’ konusundaki kararını, bir oto galerisine girerek oylattı.

Sonuç: Oybirliği ile ‘zinaya hapis cezası’.

Böylece zina konusundaki referandum sonuçlanmış oldu.

Şimdi buradan aldığı güçle, Meclis’e gidecek ve şunu diyecek:

‘Bakın halk böyle istiyor.’

Peki oto galerileri, köy meydanları ve bakkal dükkánlarındaki görüşü bu

kadar önemsiyordunuz, zinadan çok daha önemli bir konuda, mesela, ‘İdam

cezasını kaldıralım mı, yoksa bırakalım mı’ diye neden sormadınız?

Neden, oto galerisine girip, ‘Apo’yu yakaladık, şimdi ona ne yapalım’

diye görüş almadınız?

* * *

Almadı, çünkü oradan gelecek cevabı biliyordu.

Çünkü dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun, bir bakkal dükkánına, bir

oto galerisine, bir pazarcıya ‘İdam cezası kalksın mı, kalsın mı’ diye

sorsanız, alacağınız cevap bellidir:

‘İdam cezası kaldırılmasın...’

YENİ AGORAMIZ KUTLU OLSUN

08/09/2004

Hürriyet

Köşe Yazısı

Ama dünyanın birçok medeni ülkesi, idam cezasını kaldırdı.

Başbakan seçim öncesinde ‘Kanun dışı gecekonduları yıkacağız’ dedi.

Bu demeci vermeden önce, İstanbul’da bir gecekondudan başını uzatıp

‘Merhaba’ dedikten sonra, ‘Gecekonduları yıkalım mı, yıkmayalım mı’ diye

sorsaydı, alacağı cevap sizce ne olurdu?

Bunu bilmek için müneccim olmak gerekiyor mu?

Soğuk Savaş yıllarında pazar yerine gidip, ‘Komünist partiye izin verelim

mi’ diye bir soru sorsaydınız alacağınız cevap şu olurdu:

‘Sakın ha...’

O nedenle gelişmiş demokrasilerin siyasetçileri, böyle kararları alırken

pazar yerinin değil, gelişmenin, modernleşmenin, demokrasinin sesini

dinlerler.

Öğrendikleri ilk gerçek de, ‘Demokrasinin, çoğunluğun azınlık üzerindeki

tahakkümünü önleme rejimi olduğu’dur.

Yine o nedenle bu demokrasilerde hiçbir lider, sorusunun nasıl sorulduğu

belli olmayan bir anketle ortaya çıkıp, ‘Yüzde 80 böyle istiyor’ diyerek,

ahlaken çözülmesi gereken bir olayı, ceza kanununa sokmaya kalkmaz.

Gelişmiş demokrasilerin siyasetçileri şunu çok iyi bilirler.

Agora, popülizmin kapısıdır.

Kıraathane de öyle.

Futbol sahaları da.

Hepimiz bu mekánların müdavimleri olabiliriz. Ama çoğumuz bu mekánlarda

daha çok hislerimizle, coşkularımızla, tepkilerimizle bulunuruz.

* * *

Başbakan dün bir anket sonucu açıkladı.

‘Halkın yüzde 80’i zinaya ceza verilmesini istiyormuş.’

Anketlerden başladıysak, o zaman istatistiklere de bakalım.

Türkiye’de geçen yıl 30 bine yakın boşanma kararı alınmış.

Bunların içinde kaçı zinadan?

Sadece 69’u...

Şimdi sık durun.

Bu boşanmaların 64’ü, kadın zina yaptığı için gerçekleşmiş.

Ya erkekler?

Erkekler yüzünden gerçekleşen zina sayısı sadece 5...

Bu istatistiğe bakarsanız, bu ülkenin kadınları ‘zinacı’ ama erkeklerinin

hepsi birer namus timsali.

Siz hayatınızda böyle ikiyüzlü bir istatistik gördünüz mü?

* * *

Bu rakam doğruysa, bunun bir tek anlamı var.

Erkek, karısı zina yapınca yakalatıyor.

Ama bu ülkede zina yapan erkek sayısı, kadınlara göre kat kat daha

fazlayken, kadın erkeği yakalatmıyor.

Şimdi siz kalkmış, ‘şikáyete bağlı zina suçu’ yaratmaya çalışıyorsunuz.

Bu kanun zaten var olan eşitsizliği daha da pekiştirmekten başka işe

yaramayacaktır.

Şikáyet edilen ve yakalanan kadın sayısı artacak, erkekler ise boşanma

istatistiklerindeki o ‘mütevazı’ yerleriyle, her köşebaşında kendilerine

bir namuslu meçhul erkek abidesi dikeceklerdir.

O nedenle diyorum ki, hadi kadın için ‘pozitif ayrımcılığı’ kabul

etmediniz, hiç olmazsa ‘negatif ayrımcılık’ yaratmayın.

* * *

Ve son bir hatırlatma.

‘Vurun Kahpeye’ filmindeki o ünlü recm kararı bir kasaba meydanında

alınmıştı.

Alınmış ve anında infaz edilmişti.

YENİ AGORAMIZ KUTLU OLSUN

08/09/2004

Hürriyet

Köşe Yazısı

***********************************************************************

ZİNA, ELEŞTİRİ, YANIT...

07/09/2004

Yeni Şafak

Köşe Yazısı

ALİ BAYRAMOĞLU

Zina meselesine devam edelim... "Zina, ahlak ve ahlaksızlık" başlıklı

yazımıza gelen tepkiler bunu gerektiriyor. Bunlar, tahmin deceğiniz

üzere, beni sert şekilde eleştiren, ahlaksızlığı savunduğumu söyleyen,

özgürlükle beden arasında ilişki olmadığı ima eden tepkiler.

Bu eleştirilere bir fikri, en azından sıradan bir köşe yazısını bile

anlayamayacak kadar taraflı ve kızgın; taraflı ve kızgın olduğu ölçüde

düşünmekten kaçınan, kendi hayat bilgisinin dışında kavramlarla temas

kurmaktan uzak duran bir bakış açısı hakim.

Bu bakış açısı beni bir konuda bir kez daha haklı çıkarıyor:

Türk muhafazakarlığı çok parçalıdır. Sistem tarafından kenarda tutulduğu,

bu nedenle sistemin değişmesini arzu ettiği için yüksek siyaset düzeyinde

görece demokrat, buna karşılık toplumun salt örf üzerine kurulu doğal

düzeninden taviz vermediği, erkeğin namusunu kadına, gence, çocuğa

taşıttığı, insan aklı ve insan özgürlüğünü gelenekle tanımlamaya kalktığı

oranda, birey düzeyinde demokrasiden alabildiğine uzaktır.

Ne var ki demokrasi fikri, kültürü ve anlayışı insanla, insanların diğer

insanlarla ilişkilerinde başlar.

Kabul edilmek, eşit görülmek arzusu ve arayışı eski çağdan bu yana

demokrasinin ilk durağı olmuştur....

Demokratlık ise ön koşul olarak insanın diğerinden önce kendisini

sorgulamasıyla, kendi sorumluluğunu tanıması ve üstlenmesiyle başlar.

Ataerkil zihniyet demokrat zihniyetin bu nedenle karşı kutbudur.

Ataerkil düzen, geleneklerin kurguladığı değer ve grup hiyerarşilerini,

bu hiyerarşilerin değişmezliğini, oradan doğan "tabular", "korkular" ve

"doğrular"ın hayatın doğal düzenleyicileri olduğunu vaazettiği oranda

doğal toplumsal düzen haline dönüşür.

Bu düzende kişi ile topluluk, insan ile kimlik, hatta inanç birbirine

karışır, karıştırılır. Kişiler sıkça kendilerini ait olduğu geleneklerle,

inançlarla bir kılarlar; kişileri, kendilerini adet, gelenekler, hatta

inanç üzerinden aşkın ve mutlak hale getirirler.

Bu durum hem "insanın ölümü"nü ifade eder, hem "insanın kendisini ahlak

sınırlarını zorlayarak korumaya almasını", yani kimliğin, inancın

arkasına kişisel faydaları için sığınmasını.

Bu anlayışta kişi kimliğiyle, geleneğiyle mutlak ilişki çerçevesinde

tanımlandığı için, gelenek, kimliği koruma içgüdüsüyle kötülük ve sorun

kökenleri hep dışarıda aranır, hep başkaları suçlanır. Kötülük yapan ya

da aykırı davranan kişi ise inanç, gelenek, kavim dışı hain ilan edilir,

ağır cezayla kutsanır.

Bu anlayışta kişiler yandaş ya da karşıt, bizden ya da onlardan mantığı

içinde telakki edilir: Aslında kişi yoktur, gruplar, inançlar, milletler

vardır. Bunun uç ve hastalıklı noktasında bir Yahudi Museviliği, bir

Müslüman İslam'ı simgeler hale gelir. Yaygın komplo teorileri de buradan

ürer: "11 Eylül kadar kötü bir işi Müslümanlar yapmış olamaz, okul

baskınını, çocuk ölümlerini Müslümanlar gerçekleştirmiş olamaz, o zaman

diğerleri, İslam karşıtları yapmış olabilir, örneğin Mossad, CİA, vs"

gibi...

İslam ile Müslümanı, Musevi ile İsrail devletini, Batı ile Batılıyı

ZİNA, ELEŞTİRİ, YANIT...

07/09/2004

Yeni Şafak

Köşe Yazısı

karıştırmaya varan bu "aynılaşma eğilimi" ve bu "türdeşlik güdüsü",

sadece insan değil, bir bütün olduğu kadar çok parçalı bir yapı olan

toplum fikrinin de reddidir.

Atarekillik kendi verili toplumsal hiyerarşileri dışında türdeşlik ister,

türdeşliği hedefler...

Bu anlayış, heterojenlikle, yani farklılıkla, onun üzerine kurulu

demokrasi anlayışıyla çatışır. Sorgulamayı reddetme, kendisini sorgulama

üzerine kurulu, aralarında demokrasinin de olduğu her duruş, bakış ve

inançla sürtüşür.

Uzun lafın kısası, kendi sorumluğunu başkasına taşıtan, kendi onuru için

başkalarının özgürlüğünü sınırlayan bir kimsenin demokrasiyle,

demokratlıkla ilgisi olamaz.

Okurlar beğensin beğenmesin, eleştirsin eleştirmesin ben böyle

düşünüyorum. Düşündüklerimi her zaman yazdım, yazmaya devam edeceğim.

Şimdi bu çerçevede zina meselesine dönersek...

Ataerkil öfkeleri akıllarından önde gidenlere şunu hatırlatmak gerek.

"Ahlak" başka şeydir, "ahlakçılık" başka şey... Birincisi "ilkesel"dir,

ikincisi ise "faydacı".

Zinanın hapis cezasına uğratılmaması gerektiği söylemek, zinayı savunmak

anlamına gelmez. Aldatma ahlak dışıdır buna şüphe yok. Ancak bunca

yaptırım varken aldatmaya yönelik yaptırımın hapis cezası olması,

ahlakçılıktan öte bir anlam taşımaz...

İran ve Arabistan gibi zinayı ağır şekilde cezalandıran ülkelerde zinanın

yaygınlığını dikkate alınacak olursa, ağır fiziki ceza başka bir işlev

görür:

Ahlakçılıkla, korku, baskı, şiddetle çıkarcı adil olmayan bir düzeni

korumak...

***********************************************************************

ZİNA KRİPTOLARI : AB ÇEVRELERİNDE ZİNADA GERİ ADIM BEKLENTİSİ

07/09/2004

Hürriyet

Manşet

GUNTER VERHEUGEN

Pek çok Avrupa Birliği üyesi ülkenin başkentinden Dışişleri’ne ulaşan

bu kriptolarda, zina girişimine tepkiler yer aldı.

AKP hükümetinin zinayı Türk Ceza Kanunu’nda yeniden suç olarak tanımlama

girişimi bu konuda resmi tepki veren AB Komisyonu’nun yanısıra pek çok AB

başkentinde de rahatsızlık yarattı. Türk büyükelçilikleri tarafından bu

rahatsızlık Dışişleri Bakanlığı’na aktarıldı. AB Komiseri Verheugen de,

dün Ankara’daki temasları sırasında Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı

Gül’e rahatsızlığını iletti.

TÜRK basınında geçen hafta geniş bir yankı yaratan zina tartışması kısa

zamanda AB başkentlerinde Türkiye ile ilgili gelişmeleri izleyen

kesimlerin de gündemine girdi. Konu Avrupa basınında da yavaş yavaş

eleştirel bir şekilde gündeme gelirken, AB’nin Aralık ayında Türkiye ile

ilgili alacağı kritik karar öncesinde Ankara aleyhinde bir havanın

belirmesine yol açtı. Bu konuda ilk resmi tepki geçen cuma günü AB

Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Gunther Verheugen’ın sözcüsü

tarafından verilmişti.

ZİNA KRİPTOLARI

AB Komisyonu bu resmi tepkiyi verirken, Türkiye’deki zina tartışmasının

pek çok AB başkentinde de yakından izlemeye alındığı, özellikle

bürokratik düzeyde Türkiye’yi izleyen kesimlerde eleştirel bir bakışın

ZİNA KRİPTOLARI : AB ÇEVRELERİNDE ZİNADA GERİ ADIM BEKLENTİSİ

07/09/2004

Hürriyet

Manşet

doğduğu anlaşılıyor. AB içinde Türkiye’ye müzakerelere başlaması için

tarih verilmesine karşı çıkan kesimlerin zina tartışmasını Türkiye

aleyhtarı tezlerine dayanak olarak kullanma eğilimine girdiklerine dikkat

çekiliyor.

Türkiye’ye tarih verilmesinden yana olan kesimler ise zina tartışmasının

Ankara’nın işini zorlaştıracağı kaygısını taşıyorlar. Ayrıca, AKP’ye

sempati ile bakan ve bu partinin ‘değiştik’ söylemine itibar eden

kesimlerde de AKP ile ilgili soru işaretlerinin doğduğu belirtiliyor.

Nitekim, Türkiye’nin bazı AB başkentlerindeki büyükelçiliklerinin

kendilerine yansıtılan eleştirel havayı Dışişleri’ne rapor ettikleri de

alınan bilgiler arasında.

AB çevreleri, ‘Zinanın suç sayılması, aralık ayı öncesinde Türkiye’nin

görüntüsünü bozar’ şeklindeki mesajın ardından AKP hükümetinin bu konuda

geri adım atacağı beklentisine girdiler.

Zina tartışması, Türkiye ile ilgili nihai karar açısından büyük önem

taşıyan ilerleme raporuna son nokta konulmadan hemen önce Ankara’ya gelen

Verheugen’ın dün sabah Ankara’da AB büyükelçileri ile yaptığı toplantının

ilk gündem maddesi oldu.

Verheugen, büyükelçilerin bu konudaki olumsuz değerlendirmelerini

dinledikten sonra yaptığı konuşmada, ilerleme raporundan hemen önce zina

tartışmasının patlak vermesinden rahatsızlık duyduğunu gizlemedi ve ‘Bu

konu böyle kritik bir zamanda nereden çıktı, anlayamadım’ dedi.

VERHEUGEN: İZLİYORUZ

AB Komiseri, konunun hassasiyetini bildiğini de belirterek, zina

konusunda kamuoyu önünde bir açıklama yapmayacağını, ancak konuyu Türk

hükümeti ile yapacağı görüşmelerde gündeme getireceğini söyledi.

Verheugen, ardından Dışişleri Bakanı Gül ve Başbakan Erdoğan ile görüştü.

Verheugen, Gül ile görüşmesinden sonra gazetecilerin sorularını

yanıtlarken, ‘Tartışmaları izliyoruz. Ancak bu konuda Türk tarafına

herhangi bir şekilde baskı yapmanın uygun olmadığını düşünüyorum. Ceza

Kanunu’nun tamamlanmasından sonra metni inceleyeceğiz’ dedi.

Zinanın suç olamayacağını Erdoğan ve Gül’e söyledim

AB’nin genişlemeden sorumlu yüksek komiseri Günter Verheugen, Başbakan

Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’le görüştükten

sonra sivil toplum örgütleri temsilcileriyle bir araya geldi.

Verheugen’in görüşmede, ‘zinanın suç olamayacağını net ifadelerle

Başbakan Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e ilettiğini’

söylediği öğrenildi.

Verheugen, Ankara’daki resmi temaslarını tamamladıktan sonra AB

Komisyonu’nun Ankara Temsilcisi Hans Jörg Kretschmer’in evinde dokuz

sivil toplum örgütünün (STÖ) temsilcileriyle biraraya geldi. Yemekli

toplantıdaki konuşmalarda hükümetin zinanın suç haline getirilmesi

girişimleri ağırlıklı yer tuttu.

Edinilen bilgiye göre Cumhuriyet Kadınları Derneği Başkanı Şenal Saruhan,

Türkiye’deki kadınların haklarının istenilen düzeyde olmadığını,

hükümetin gündeme getirdiği zina suçunun modernlikten ve çağdaşlıktan son

derece uzak olduğunu dile getirdi. Bunun üzerine Verheugen, STÖ

temsilcilerine Erdoğan ve Gül ile yaptığı başbaşa görüşmelerinde bu

konuyu öncelikli olarak gündeme getirdiğini, böyle bir suçun AB normları

ile bağdaşmayacağını ve bunun ‘suç’ olarak görülmesinin son derece yanlış

olduğunu, net ifadelerle ortaya koyduğunu söyledi.

***********************************************************************

ZİNAYI SAVUNARAK TERÖR ENGELLENMEZ

07/09/2004

Yeni Şafak

ZİNAYI SAVUNARAK TERÖR ENGELLENMEZ

07/09/2004

Yeni Şafak

Köşe Yazısı

AKİF EMRE

Türkiye'de zina tartışmaları yapılırken Rusya'da teröre yüzlerce insanın

kurban verilmesi gündemi değiştirdi. Oysa yapılan tartışmalarda can

siparane şekilde 'zina savunması' yapanların insani ve ahlaki açıdan

nerede durduklarını deşifre eden tartışma yeni yeni ısınıyordu. Kimi

hızını alamadan hayvanlar gibi zina işleme özgürlüğünü savunuyor; kimi

doğrudan Kur'an ve İslam'ı hedef almaktan çekinmeyerek işi kadın

haklarına getiriyor. Zina özgürlüğü ile kadın özgürlüğünü aynileştirerek,

"kadın özgürlüğü olsaydı İslamın kendisi bile ortadan silinirdi" demeye

getiren kadın ve erkek yazarların 'haddi aşan' sözleri medyayı kaplamış

durumda.

Zina ile gündeme getirilen "hayvanlaşma özgürlüğü"nü savunanlar İslam'a

ve Müslümanlara yükledikleri özgürlük düşmanı (zinayi yasaklayan) imaj

ile Rusya'da yaşananlardan dolayı insan hayatını yok etmeyi teşvik eden

(cihat ayetleri) terör kaynağı bir din imajını pekiştirmeyi umuyorlar.

Bir yanda insanın hayvanlaşma özgürlüğünü engelleyen diğer tarafta insan

hayatını hiçe sayan bir kutsal uğruna kan döken terörist bir din ve

mensupları. Zamanlama açısından her zaman ele geçmeyecek bir fırsat.

Zina ile terör arasındaki ilişki sadece güncel politik konularla örtüşen

bir eşzamanlama sorunu ile sınırlı değil. Her ikisi de insanoğlunun

haddini bilmemesi, haddi aşması ile alakalıdır. Tasavvufi terminoloji ile

söyleyecek olursak insanın "edep sınırı"nı aşmasıyla doğrudan alakalıdır.

Edep had'de riayet etmektir; en büyük edepsizlik ise ilahi haddi

çiğnemektir.

Zina insanoğlunun kendine tanınan meşru ve temiz özgürlük alanıyla

yetinmeden bedeni üzerinde mutlak tasarruf iddiasıyla kendine tanınan

özgürlük alanını istismar etmesi, haddi aşmasıdır. Ahlaki ve toplumsal

anlamda insan neslinin ve 'insan teki'nin üzerindeki yıkıcı etkisini hiçe

sayan bu sapmayı özgürlük bağlamında ele alan 'beden felsefesi' açısından

"haddi aşmak" arkaik bir değerdir. Modernitenin hayata ve insan

ilişkilerine egemen kıldığı cinsellik ve beden tasavvurunun acı

sonuçlarını yeni yeni idrak edilmektedir. Batıda yaşanan cinsel devrim

kapitalist ilişki biçiminin ortaya çıkardığı sonuçlarıyla yüzleşirken

haddi aşmanın temelini sorgulama, gelinen noktanın nedenleriyle yüzleşme

cesaretinin henüz kendinde bulabilmiş değil. Çünkü cinsel devrimle

başlayan 'zina sapması' temelde insanın bedenine, ruhuna, toplumsal

ilişkiler bütününe yüklediği anlam, varoluş ve yaratıcı ilişkisini

belirleyen ontolojik duruşu ile yakından ilgilidir. Batı düşüncesi henüz

böylesi bir hesaplaşmaya hazır değil. Mustafa Özel'in dünkü Yeni Şafak'ta

belirttiği gibi, vebayı yenen kapitalizm AIDS üretmiştir.

Ahlak ve cinsellik tartışmasında olduğu gibi modern insanın terör

konusunda da temel açmazı değerler sistemindeki sapma; hayata, eşyaya,

varoluşa, yaratılışa ve yaratıcı ilişkisine (bizzat tanrının varlığına)

dair ontolojik (ve din dışı) değerler sunma iddiasını taşımasıdır. Beden,

toplumsallık, kutsal gibi konulara yeni değer ölçüleri getirdiğini iddia

eden modern insan eşya, teknoloji, savaş, terör ve buna bağlı olarak da

insan hayatının dokunulmazlığı konusunda da farklı değerler (sistemi)

geliştirdi. Eşyaya olan hakimiyetini ve buna bağlı olarak teknolojiyi

mutlaklaştıran, olumlayan felsefi yaklaşım çoktandır tartışılıyor.

Teknolojiyi ele geçirenlerin modern siyasal tarihteki totaliter

karakterini itiraf etmek için Heidegger gibi düşünürleri beklemek

gerekecekti. Teknolojinin elde ettiği gücü iktisadi gülce ilişkilendiren

Adarno, Horkheimer gibi düşünürler, teknolojik açıklamayı tahakkümün

açıklaması olarak yorumlar ve bunu kendisinden yabancılaştırılan toplumun

ZİNAYI SAVUNARAK TERÖR ENGELLENMEZ

07/09/2004

Yeni Şafak

Köşe Yazısı

zorlayıcı doğası olarak görür. Temelde materyalist bir yaklaşımı içerse

de bu içerden eleştiri modern insanın çelişkilerini ortaya sermeye

yetmektedir.

İnsanın ve eşyanın doğasına ilişkin bu sapmayı görmeden zina-terör

ilişkisini kurmak mümkün değil elbette. İnsan bedeninin alabildiğine

abartan bir medeniyetin eşyayı da abartması kaçınılmazdı. Ahlakı ve

kutsalı devre dışı bırakan bir beden felsefesi sonuçta cinsellik

konusunda da somutlaştığı üzre insanlığın ruhunu yok ederek onu

hayvanlaştırmayı başarmıştır. Türkiye'de bile dillendirilen hayvanlaşma

özgürlüğü bunun en somut ifadesidir.

Teknolojiyi mutlaklaştıran düşünce biçiminin ürettiği siyasal sistemler

zulüm, mazlum, hak, adalet gibi temel kavramları da alt üst etmiştir.

Örneğin son birkaç yıl içinde Çeçenistanda 50 bin kadar insan öldürüldü.

Bunun 40 bin kadarını çocuklardan oluşuyor. Masum çocukları katleden

Rusya'nın ve ona destek veren küresel sitemin dayattığı değerler sistemi,

katilleri değil ölen çocukları terörist sayabilmiştir., modern teknolojik

aygıtları elinde tutan düzenli orduların, siyasal sistemlerin dünyanın

her köşesinde işlediği cinayetleri meşru savaş kavramına sıkıştıran bir

sapma yani bir insanlığın haddi aşması ile karşı karşıyayız. Çocukların,

kadınların öldürülmesi karşısında nedeni ne olursa olsun sessiz

kalınamaz. Bu bizzat İslam'ın ruhuna aykırıdır. Ancak 40 bin çocuğun

katledilmesine alkış tutarak da terör önlenemez.

Temel sorun, ister bireyin kendi bedeni ister başkasının hayatı söz

konusu olsun insanın edebe riayeti yani haddi aşıp aşmaması sorunudur.

Haddi aşan bir küresel sistemle karşı karşıyayız.

***********************************************************************

ZİNA BİR AKİT İHLÂLİDİR

07/09/2004

Yeni Şafak

Köşe Yazısı

MELİKŞAH UTKU

Son günlerde kamuoyunu bir zina tartışması meşgul ediyor. Vatandaşla

devleti karşı taraflar olarak gören yaklaşımın "hukuk" anlayışının

doğurduğu mevcut Türk Ceza Kanunu'nun yerine ikame edilmeye çalışılan

yeni kanun tasarısını, insan hakları esasına dayanıp dayanmadığı

çerçevesinde sorgulamamız gerekirken, olayın kanuna eklenmek istenen zina

olgusuna odaklanması Türkiye açısından gerçekten hazin bir durum.

Şüphesiz ki, zina kavramının boyutları ve ne ölçüde suç teşkil edip

etmemesi gerektiği, gerekçeleriyle birlikte tartışılmalıdır. Ancak zina

olgusu, konuyu kamuoyunda tartışanların bilinçaltlarındaki hezeyan,

korku, ezilmişlik ve suçluluk duygularını harekete geçirdiği için deli

saçması bir tavırla karşı karşıya kalıyoruz. Devleti "yatak odasında"

görmek istemeyenlerden "sorumlu Cumhuriyet vatandaşının" böyle şeylere

ihtiyacı olmadığını savunanlara, konuyu İslâm düşmanlığına meze

yapanlardan TÜSİAD gibi her çorbaya maydanoz olmayı düstur edinmiş

kurumlara kadar zinayı suç olarak görmek istemeyenlerin tümü meseleye

tamamen önyargılarla yaklaşıyor.

Her şeyden önce burada mevzu bahis edilen "zina", evlilik dışı

ilişkilerin tümünü kapsamıyor. Bu haliyle dinde öngörülen zina tanımından

farklı bir durumu ifade ediyor. TCK'na eklenmek istenen zina suçu,

evlilik akdi yapmış olanları kapsayan ve evlilik akdinin başlıca hükmünü

ihlal eden bir davranışın cezalandırılıp cezalandırılmayacağı ile ilgili.

Toplumsal ilişkilerin hemen tümü esasında belli akitlerle belirlenir.

ZİNA BİR AKİT İHLÂLİDİR

07/09/2004

Yeni Şafak

Köşe Yazısı

Tarih boyunca bu akitlerin önemli bir kısmı, yazılı olmamış, törelerle ve

toplumsal alt bilinçle belirlenmiştir. Akdin sıhhatini ve şartlarını

yerine getirmemenin bedelini genellikle toplumsal baskı belirlemiştir.

Bugün iktisat biliminin önemli bir kolu, sözgelimi, işçi-işveren

ilişkilerini, şirket içi idari mekanizmaları ve hatta şirketler arası

ticari ilişkileri bu bağlamda ele almaktadır. Bu bakış açısının önemli

temsilcilerinden olan Oliver Williamson'un çalışmaları sayesinde neo-

klasik ekolün anlamakta zorluk çektiği kimi ekonomik ve sosyal konular,

anlam kazanmış ve "açıklanabilir" olmuştur.

Hukuk, bu akdi ilişkileri bünyesine aldığı, şartlarını, sıhhatini ve

muhtemel ihlalleri suç tanımları ve cezaî müeyyideleri ile ifade ettiği

ölçüde, bu ilişkiler resmi bir hüviyet kazanır ve kamu veya bireysel

vicdanın kaprislerinden ve muhtemel ayrımcı ve eşitsiz uygulamalardan

kurtulur. Bu ayrımcılığın başlıca örneği, geleneksel ataerkil toplumlarda

görülür. Bu toplumlarda kadının evlilik dışı tüm ilişkileri kötülenip suç

addedilir ve çoğu zaman şiddetle cezalandırılırken, erkeklerin ancak evli

olmaları durumunda zina cezası hafif bir suç sayılır.

Evlilik bir akittir. Üstelik bugünün Türkiye'sinde kanuni hükümlere konu

olmuş, eşler arasındaki ilişkiler, mal varlığı ve çocuklarla ilgili

hususlar yasa ile tanımlanmış, ihlal edici durumları ortaya konmuş bir

akittir. Dahası TCK'na göre, evlilik belli bir anda ancak tek bir

sözleşme ile sınırlıdır. Yani ikinci evlilikler, ister resmi, ister dini

olsun, kanun dışıdır ve suç sayılmıştır.

Evli birinin eşi dışında biri ile birlikte olması, amiyane tabirin de çok

iyi bir şekilde tavsif ettiği gibi, "aldatma" olarak algılanır. Hukuki

olarak akde aykırılık söz konusudur. TCK'da zaten eşlerden birinin

zinası, boşanma sebebidir. Mesele bu sözleşme ihlalinin cezaî bir hükme

bağlanıp bağlanmamasından ibarettir.

İşin garibi, TCK'nda evli olan birinin, bu evliliği sürdüğü sürece resmi

veya dini bir törenle yeniden evlenmesi suç olarak tanımlanmış iken, aynı

kişinin bir başkası ile herhangi bir tören yapmadan uzun veya kısa süreli

beraber yaşama girişiminde bulunması hakkında tek bir hüküm

bulunmamaktadır. Eğer devlet evlilik akdini kendi hukuku içerisinde

tanımlıyor ise bu akde aykırı durumları da ele almak durumundadır. Her

sözleşme ihlali gibi zinanın da bir suç olarak tanımlanması

gerekmektedir. Bu suça biçilecek ceza ise şüphesiz ki, ayrı bir tartışma

konusudur. Zira ceza kavramı, içinde caydırıcılık unsurunu da taşıması

gerektirdiğinden, zina suçunun cezası da sosyal yapı ve kamu eğilimleri

göz önüne alınarak ayrıca tanımlanmalıdır.

Bugün sadece Türkiye'de değil, "kutsadığımız" Batı'da bile evli olan

çiftlerin eşlerini aldatması, kamu vicdanında bir suç olarak telakki

edilmektedir. Yoksa bunlar kamuoyunda "skandal" olarak değerlendirilmez,

"Çocuklar Duymasın" dizisi de bu noktaya gelmezdi.

TCK'na eklenmek istenen zina suçunun, İslâmi hassasiyetlerle alakası ve

bu yüzden de İslâm düşmanlığınıza meze olacak bir tarafı yoktur. Evlilik

akdi hukuki dairede tanımlamak istendiği için de, gayet moderndir. Bu

anlamda çağdışı suçlamasının kendisi çağdışı bir yaftalama çabasıdır.

***********************************************************************

ZİNAYA DEĞGİN...

07/09/2004

Cumhuriyet

Köşe Yazısı

TOKTAMIŞ ATEŞ

ZİNAYA DEĞGİN...

07/09/2004

Cumhuriyet

Köşe Yazısı

Hüseyin Rahmi Gürpınar 'ın romanlarında, sık rastlanan bir sahne vardır.

Mahalledeki mescit ya da caminin imamı, elinde bir fenerle mahalle

halkının önüne düşer ve zina yapıldığı tahmin edilen eve baskın yapar.

Eğer ihbar ya da tahminler doğruysa, yakalanan ''zempare'' (!) dövülerek

zaptiyeye teslim edilir. Kadınsa gene dövülerek oradan uzaklaştırılır...

Bu türden baskınlar, doğrusu sadece Hüseyin Rahmi'nin romanlarında değil,

gerçek yaşamda da görülen şeylermiş. İstanbul halkı, hem ''mahallenin

namusuna'' çok düşkünmüş ve hem de insanların özel hayatlarına karışmaya

çok meraklıymış. Anadolu kentlerinde ve kasabalarındaki durumun, bundan

daha beter olduğunu tahmin edebiliriz. Yani, özel hayat ve meşru olmayan

ilişkiler, halkın bizzat kendisi tarafından izlenir ve cezalandırılırmış!

Cumhuriyet ile beraber; çok şükür (en azından İstanbul'da), bu türden

maskaralıklar yaşanmadı. Camdan cama konuşan kenar mahalle hatunları,

istedikleri kadar dedikoduya ağırlık versinler; imamın öncülüğünde ev

basmak söz konusu olmadı. Tabii daha sonraları, özellikle cunta

yönetimleri zamanında, polisin ya da inzibatların ev basmaları çok acı

şekillerde yaşandıysa da; bu dönemlerde hedef, solcu gençlerdi. Üstelik

çoğu kez, dövmekle kalınmaz, ''nefsi müdafaa'' bahanesiyle cinayetler

işlenirdi...

****

Mahallesinin namusunu koruyamayan(!) muhafazakâr vatandaşlarımız, özel

hayata müdahale için, sürekli olarak fırsat kolluyorlardı. Her ne kadar

bundan bir süre öncesine kadar ceza yasamızda, kadının gayrimeşru

ilişkisi zina olarak değerlendiriliyor idiyse de, ceza yasamızın bu

maddeleri pek uygulanmıyordu. Zira, imam nikâhıyla evli bir milletvekili

karısının, hatta bakan karısının zinadan dolayı mahkûm edilmesi söz

konusu olamazdı. Zaten bu türden gayrimeşru ilişkiler; zenginler arasında

olunca ''övgüye değer'' ve ''cesur'' ilişkilerdi. Ama eğer söz konusu

ilişki fukaralar arasındaysa ''zina'' sayılırdı.

Günümüzde de eğer bu türden rezillikler, popüler isimler arasında olursa

bunun açıklaması ''seviyeli bir ilişki'' (!), eğer fukaralar arasında

olursa ayıplanan, ''gayrimeşru bir ilişki'' sayılır.

Rezillik işte...

****

Benim gibi haftada üç gün yazan ve yazılarını bir gün önce vermek zorunda

olan bir köşe yazarı için, günlük aktüaliteyi izlemek pek mümkün değil.

Zaten birkaç günlüğüne İstanbul dışında olduğum için, güncellikten iyiden

iyiye kopmuş durumdaydım. Ve bu nedenle, diğer köşe yazarı arkadaşlar

tarafından ıcığı cıcığı çıkartılan zina konusuna, ancak şimdi

değinebiliyorum.

Bu konuya, mutlaka değinmek istiyordum. Zira kimi vatandaşlarımızın,

başkalarının özel yaşamlarına (iyi niyetli olsa bile), böylesine karışmak

istemelerine ve o insanları doğruluğa sevk etme arzularına, her zaman

karşı çıktım. Buna benzer bir durum, altın yumurtlayan tavuk olan

kumarhanelerin kapatılması sırasında da yaşama geçirildi. Aklı sıra,

insanları kumardan uzaklaştırmak isteyen, kimi siyasetçilerimiz, (sözde

de olsa) ancak pasaportla girilen kumarhanelerin kapısına kilit astılar.

Böylece, hem turist kaybettik hem de birtakım zenginlerimiz kumar oynamak

için başka ülkelere gitmeye başladılar. O zamanlar, bu konuda birkaç yazı

yazmıştım. Ancak ısrar edersem ''mafyanın adamı'' derler, korkusuyla ben

de fazla uzatamadım.

O dönemdeki amaç da aynıydı. Birtakım ''muhteremler'' , insanların ne

yapması ve ne yapmaması konusunda karar verme yetkisinin kendilerinde

olduğunu düşünüyorlardı. Ve uygulamaları, maalesef böyle bir yetkilerinin

de olduğunu gösterdi.

ZİNAYA DEĞGİN...

07/09/2004

Cumhuriyet

Köşe Yazısı

****

İnsanlar arasındaki meşru ya da gayrimeşru gönül ilişkileri, sadece ve

sadece o insanları ilgilendirir. ''Zina'' diye bir suç, modern

devletlerin yasalarının hiçbirinde mevcut değildir (ABD örneğini

vermeyin. Çünkü ABD modern bir devlet değildir).

Böyle bir ilişki evli çiftler arasında (eğer çiftlerden biri isterse)

boşanma sebebidir. Onun dışında, rüştünü kazanmış insanların ilişkileri,

sadece onları ilgilendirir. Böyle bir düzenlemeyi, yani zinayı (her ne

demekse) suç ilan edip, hapis cezası öngörmenin, hiçbir mantıklı

açıklaması olamaz. Zira, böyle bir düzenlemeyle, gayrı meşru ilişkilerin

azalacağını zannetmek, doğru değildir. Örneğin, hırsızlık suçtur ve doğal

olarak hapis cezasını gerektirir. Fakat hapis cezası olduğundan ötürü,

hiç kimse hırsızlığın ortadan kalkacağını beklemez. Aynı şey bu türden

ilişkiler için de söz konusudur.

****

Devletin neşter vurması gereken sayısız yara varken, insanların yatak

ilişkileriyle uğraşması, tek kelimeyle ''abukluk'' tur. Devletin,

dilendirtilen çocukların vicdansız ailelerine hiçbir yaptırım öngörmezken

ve bu konuda ceza yasasına ek maddeler koymayı düşünmezken, böyle

konularla uğraşması çok anlamsızdır.

Yukarıda da vurguladığım üzere; buradaki amaç, insanların özel

yaşamlarına müdahale etmek isteyen, ''tutucu'' ve ''gerici'' zihniyeti

yaşama geçirmektir. Allah bu insanlara fırsat vermesin. Yakında;

giyimimize kuşamımıza da karışmaya, ne yiyip ne yemememiz gerektiğini

belirlemeye ve özellikle, ne içip ne içmememiz gerektiğine karışmaya

çabalayacaklardır. Ancak umalım ki, güçleri yetmesin.

Fukaranın ekmeğinden çalan ve 200 gr. olması gereken ekmeği 150 gr.

üreterek satan fırıncıya hapis cezası düşünülmezken; milletin milyarlarca

dolarlık servetini iç edip, havaalanlarında VIP salonlarını kullanan

yüzsüzler, ellerini kollarını sallayarak dolaşırken, zinaya hapis cezası

getirmenin hiçbir mantığı olamaz...

Eğer amaç, imam nikâhlı ''muhteremleri'' resmi nikâh yapmaya zorlamaksa,

o kadarını bilemem...

***********************************************************************

BAKAN ÇİÇEK HİÇ DEĞİŞMEDİ

07/09/2004

Cumhuriyet

Haber

CEMİL ÇİÇEK

TÜRK CEZA YASASI VE ZİNA TARTIŞMALARI

Adalet Bakanı Cemil Çiçek, 14 yıl önce ''Flörtün fahişelikten ne farkı

var'' demişti. Çiçek'in sözlerine gelen sert eleştiriler arasında ''Türk-

İslam sentezine uygun olarak cinsiyet ayrımcılığı'' yapmak da vardı.

Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Vakfı'ndan Müjde Bilgütay, ''Kafa

aynı kafa. AKP'nin kendini ilerici bir parti olarak gösterme çabası,

TCY'de yapmaya yanaşmadıklarıyla suya düşmüştür'' dedi.

Adalet Bakanı Cemil Çiçek 'in aileden sorumlu devlet bakanı olduğu 1990

yılında ''Flörtün fahişelikten ne farkı var'' sözlerinin üzerinden 14 yıl

geçmesine karşın, zina tartışmasıyla birlikte ''kadın düşmanı

zihniyetinin'' kendini gösterdiği belirtiliyor. Çiçek 1990 yılında

Cumhuriyet 'e verdiği demeçte ''evlilik öncesi ilişkiler'' hakkındaki

görüşlerini şu sözlerle açıklamıştı: ''Bu, hayvani içgüdülerle insanların

birbirine yaklaşmasıdır. Konfeksiyoncu dükkânı mı bu! Sık sık elbise gibi

BAKAN ÇİÇEK HİÇ DEĞİŞMEDİ

07/09/2004

Cumhuriyet

Haber

değiştiresin. Bunu kabul etmek mümkün değil. Flörtün fahişelikten ne

farkı var? Sonuçta bunda hep kadın zararlı çıkıyor.''

Cemil Çiçek'in bu sözlerine tepki gösterenler arasında dönemin SHP Gölge

Kabine Kadın Sorunları Bakanı Jale Candan da vardı. Candan, ''Cemil Çiçek

herhalde çağdaş dünyadan habersiz. Türk-İslam sentezine uygun olarak

getirdiği bu tür cins ayrımcılığına katılmak kesinlikle mümkün değil''

demişti. Çiçek'i eleştirenler arasında yer alan dönemin SHP İzmir

milletvekili Birgen Keleş de ''Böylesine çağdışı bir insanın aile kurumu

gibi bir konuda, kadınları ilgilendiren bir konuda görev yapıyor olması

büyük bir talihsizliktir'' demişti.

Kadının İnsan Hakları- Yeni Çözümler Vakfı'ndan Müjde Bilgütay , AKP'nin

TCY Tasarısı'ndaki tavrını ''kaşıkla verip sapıyla göz çıkarmak'' olarak

nitelerken, ''Kafa aynı kafa olduğu için namus cinayetini koruyup,

bekâret testlerinin önünü açıyorlar. Göstermelik kâğıt üstünde değişiklik

yapıp ilericiyiz diyorlar, aslında değiller'' dedi.

Zinanın suç olarak tanımlanmasının var olan ''namus-töre cinayetlerinin''

önünü açıp, faillerin haksız fiil indiriminden yararlanmasını da

sağlayacağını vurgulayan Bilgütay, ''AKP'nin kendini ilerici bir parti

olarak gösterme çabaları, TCY'de yapmaya yanaşmadığı değişikliklerle

tamamen suya düştü'' diye konuştu.

Kadınlarla Dayanışma Vakfı'ndan (KADAV) Zelal Ayman , ''Devlet

röntgencilikten vazgeçsin'' diyerek tepkisini dile getirirken, ''Adalet

Bakanı Cemil Çiçek, 15 yıl önce kim idiyse bugün de o kişidir. Kadınları

kontrol ve baskı altında tutmanın, siyasi parti ya da bakanılıkla ilgisi

yok. Cinsiyet ayrımcılığı, kadın düşmanlığı, özgürlüğe karşı bakış

yüzyıllarca aynı kalabilir'' dedi. AKP'nin ''AB taraftarı, liberalizm

yanlısı gibi durması tabanıyla arasındaki açıyı arttırıyor'' diyen Ayman,

''Taktik tüm bunlar. Bu madde geçse bile Anayasa Mahkemesi'ne gidecek.

Bizi suni gündemlerle meşgul ediyorlar. Bu tipik cinsiyetçi, kadın

düşmanı kafadır'' dedi.

***********************************************************************

ZİNANIN SUÇ OLAMAYACAĞINI ERDOĞAN VE GÜL’E SÖYLEDİM

07/09/2004

Hürriyet

Haber

GUNTER VERHEUGEN

AB’nin genişlemeden sorumlu yüksek komiseri Günter Verheugen, Başbakan

Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’le görüştükten

sonra sivil toplum örgütleri temsilcileriyle bir araya geldi.

Verheugen’in görüşmede, ‘zinanın suç olamayacağını net ifadelerle

Başbakan Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e ilettiğini’

söylediği öğrenildi.

Verheugen, Ankara’daki resmi temaslarını tamamladıktan sonra AB

Komisyonu’nun Ankara Temsilcisi Hans Jörg Kretschmer’in evinde dokuz

sivil toplum örgütünün (STÖ) temsilcileriyle biraraya geldi. Yemekli

toplantıdaki konuşmalarda hükümetin zinanın suç haline getirilmesi

girişimleri ağırlıklı yer tuttu.

Edinilen bilgiye göre Cumhuriyet Kadınları Derneği Başkanı Şenal Saruhan,

Türkiye’deki kadınların haklarının istenilen düzeyde olmadığını,

hükümetin gündeme getirdiği zina suçunun modernlikten ve çağdaşlıktan son

derece uzak olduğunu dile getirdi. Bunun üzerine Verheugen, STÖ

temsilcilerine Erdoğan ve Gül ile yaptığı başbaşa görüşmelerinde bu

konuyu öncelikli olarak gündeme getirdiğini, böyle bir suçun AB normları

ZİNANIN SUÇ OLAMAYACAĞINI ERDOĞAN VE GÜL’E SÖYLEDİM

07/09/2004

Hürriyet

Haber

ile bağdaşmayacağını ve bunun ‘suç’ olarak görülmesinin son derece yanlış

olduğunu, net ifadelerle ortaya koyduğunu söyledi.

***********************************************************************

'İKİ TÜRKİYE'

07/09/2004

Yeni Şafak

Köşe Yazısı

FEHMİ KORU

Bakalım, Ak Parti sonunda iki Türkiye'yi biraraya getirmeyi başarabilecek

mi? En kalkınmışlar dahil hemen her ülkede, biri az gelişmiş diğeri

ileri, biri kırsal öteki kentli, biri geleneksel beriki modern olmak

üzere iki farklı yapılanma görülür. John Kerry'nin başkan yardımcısı

adayı John Edwards, bu konuyu, 'iki Amerika' başlıklı konuşmasıyla ABD

seçim kampanyasına da sokmaya çalıştı. Ancak, Türkiye'deki 'ikili

görüntü', hem mâhiyet itibariyla başka ülkelerden biraz farklı, hem de

daha vahim sonuçlar doğurabilecek ciddiyettedir...

Şu sıralarda hararetle tartıştığımız 'zina' konusu bu ikili görüntünün en

çarpıcı biçimde dışa vurmasını sağladı. 'Zina' kavramının 'dinî' yüzü

tartışmanın gerçek zeminini görmemizi engelliyor; medyanın konuya

yaklaşımı ise zihinleri bu yolda daha da bulandırıyor. Oysa, tartışılan

biçimiyle, 'zina', dinin tanımladığı 'eylem' ile bütünüyle örtüşmediği

gibi, getirilmek istenen 'ceza' da dinin öngördüğü olmaktan çok uzak. Bu

açıdan, tartışmayı, farklı bir düzleme oturtmak şart...

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın "Kırsal kesim kadını istiyor" gerekçesi

aslında bir parça da olsa konuya ışık tutuyor. Türkiye'de, sayıları hayli

kalabalık 'muhafazakâr' bir kesim var; bunlar açısından konu 'geleneksel

toplum' değerleri içerisinde bir anlam taşıyor. Dinin de bu anlamın

oluşmasında önemli bir yeri var; ancak bunu İslâm dini ile birebir

irtibatlandırmak da yanlış olur; 'geleneksel toplum' tercihini yapanlar,

dünyanın başka yerlerinde de, dinleri farklı olsa bile, 'zina' kavramı ve

onun zihne çağrıştırdıklarına benzer bir tepki vereceklerdir.

'Geleneksel olanı', iyi eğitim görmemiş, fakir-fukara takımından, sadece

kırsala özgü sayanlar aldanırlar; gelenekselin dinî bağları, hatta sosyal

statüyü çok aşan boyutları da var. Nesiller boyu kentte yaşamış, yurtdışı

eğitimli, gelir düzeyi yüksek, veya Müslüman olmayan pek çok kişi için

de, sözgelimi 'zina' kavramının akla düşürdüğü 'sadakat' ve 'bekâret'

gibi kavramlar, olağanüstü önem taşıyabiliyor... Bunun tersi de elbette

doğru.

Başka ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de, 'geleneksel' olmayan,

tercihleri kalabalıklardan farklı oluşmuş bir kesim de var. Onlar

açısından, 'zina' ve benzeri konular, farklı anlamlar taşımakta.

Gazetelerde ve tv ekranlarında yorum yapanların önemli bir bölümünün

kullandıkları argümanlar, dikkat edilirse, 'modern' olanla yakından

irtibatlı.

İki tarafın da, hem tartışılan konuda hem de başka konularda haklı ve

haksız oldukları pek çok yön bulunuyor. "Geleneksel her konuda haklı"

veya "Modern olan tanımı gereği mutlaka yanlış" demek de doğru değil,

bunların tersini iddia etmek de... Ülkeyi yönetenlerin, bu iki yaklaşım

tarzını dikkatle değerlendirip hemen her konuda en mâkul çözümü bulması

gerekiyor. İktidarların çözümü mâkulde aramak yerine körü körüne

eğilimlerden birine saplanması, bugün olduğu gibi, kafa karışıklığını

artırıyor.

O ünlü "Türkiye'nin özel şartları" da bu bağlamda ayrı bir önem taşıyor.

'İKİ TÜRKİYE'

07/09/2004

Yeni Şafak

Köşe Yazısı

İktidarlar iki taraf arasında keskin bir taraf tuttuklarında sonunda

kendilerini tasfiye edecek süreci kendi elleriyle hazırlamış oluyorlar...

Son elli yılın siyasî olaylarını göz önünde bulundurduğumuzda varacağımız

kaçınılmaz sonuç şudur: Toplumun sayıca çok az ancak müthiş etkili

kesimine kulak vermeyi görev bilen iktidarlar sonunda sandıkta tasfiye

oluyorlar; buna karşılık, toplumun 'modern' ile ilişkili kesimi,

ölçülerini yalnızca geleneksel toplumun öncelik ve tercihlerine göre

oluşturan iktidarları tasfiye edecek yöntemler bulmakta bayağı mâhir...

Çok şey istemek gibi olacak, ama ne yapalım ki şartlar bunu zorluyor: Ak

Parti iktidarına düşen, kulağını iki tarafa da samimiyetle vermesi ve

öncelikleriyle tercihlerini oluştururken çok dikkatli olmasıdır.

Geleneksel her zaman 'haklı' olmadığı gibi, 'modern' de ne talep ediyorsa

her zaman aksini yapmak gerekecek kadar yanlış olmayabilir.

Ak Parti daha kuruluşundan itibaren 'iki Türkiye'yi tekleştirme formulünü

bulduğu iddiasıydı; aman ne yapıp edip o iddiasını kaybetmesin...

***********************************************************************

DURDUK YERDE BAŞINA İŞ AÇMAK!

07/09/2004

Milli Gazete

Köşe Yazısı

ZEKİ CEYHAN

Durduk yerde başına iş açmak hususunda AKP’lilerden daha mahir kimse

olamaz!

Ortada fol yok yumurta yokken, bir sorun icad ediyorlar, sonra da kendi

elleri ile icad ettikleri sorunun altında bocalayıp duruyorlar.

Zinaya ceza verme meselesinde olduğu gibi!

Kimi saftirik müslümanlar “Ne yani zina cezasız mı kalsın” diye

AKP’lileri savunmaya geçmiyorlar mı insanın fıttırası geliyor.

AKP’lilerin cezalandırmak istediği zina ile müslümanların genel anlamdaki

zina tanımı arasında o kadar büyük fark var ki!

İslami literatürde evli olanın da bekar olanın da nikahsız beraberliği

zina olarak adlandırılmıştır.

Ve yasaklanmıştır.

AKP’nin zina tanımında ise sadece evliler hedef alınmıştır.

Bekarların nikahsız beraberliklerine AKP’nin bir şey dediği yok.

Beş yıldızlı otellerde yenilen herzelere de AKP’nin bir şey dediği yok!

Sadece evli olanlar, evli iken bir başkası ile nikahsız beraberlik

yaşarsa cezalandırılacak!

Aslında AKP’liler kendi bindikleri dalı kesiyorlar.

Zira, böyle bir düzenlemenin temel hedefi imam nikahı ile birlikte

yaşayanlar olacak ve AKP’liler arasında bir hayli böyle kişi var.

Evet, imam nikahı yasal değil ama toplumun da bir realitesi. İnsanlar

imam nikahı ile bir araya geliyorlar ve resmi nikahla evli kişiler kadar

ciddi bir biçimde evliliklerini sürdürüyorlar.

Bunların sayısı azımsanacak gibi değil.

CHP’liler imam nikahına pek sıcak bakmamalarına rağmen bu realiteyi

AKP’lilere hatırlatıyorlar ama AKP’liler duymazdan geliyorlar.

Hal böyle olunca eğer TCK’ya bu zina maddesi konulursa, kapsam alanına

hep imam nikahlılar girecek!

Kapı komşusu kızınca şikayet edecek, apartman yöneticisi gıcık kapınca

şikayetçi olacak, çevredeki bakkal, manav, kasap tipini beğenmediği

kişiyi şikayet edecek ve tam bir curcuna yaşanacak!

Gerçekten zina yapanlar ellerini kollarını sallaya sallaya gezerken imam

DURDUK YERDE BAŞINA İŞ AÇMAK!

07/09/2004

Milli Gazete

Köşe Yazısı

nikahı ile hayatını birleştirenler mahkeme mahkeme sürünecek.

Böyle bir düzenlemeye ne gerek vardı? Kimden böyle bir baskı ve istek

gelmişti? Şimdi bunu gündeme taşımanın sırası mıydı?

Dedik ya durduk yerde başına iş açma konusunda AKP’lilerin eline kimse su

dökemez. Durduk yerde başlarına iş açma konusunda pek mahirdirler.

İyi bir şey yapıyoruz diye gelip halının ortasını pisliyorlar.

Sonra temizle temizleyebilirsen! Anlaşılan altından kalkamadıkları pek

çok sorunu ört bas etmek için zina meselesini gündeme getirdiler ama

bunun da altından nasıl kalkacakları belli değil.

***********************************************************************

KADINLAR-AB VE İYİMSERLİK

07/09/2004

Birgün

Köşe Yazısı

METE ÇUBUKÇU

Bu yılın sonunda dananın kuyruğu kopuyor. Türkiye'nin AB serüveni ile

ilgili iki yol görünüyor. Ya AB-Türkiye ilişkileri yeni ve umut verici

bir aşamaya girecek ki bu yöndeki işaretler daha fazla ya da bizi bizle

baş başa bırakacak, yeni bir içe kapanış dönemi söz konusu olacak.

AB-Türkiye ilişkilerinde en can alıcı konulardan birisi de kadın ve

kadınlarla ilgili yasal değişiklikler. Bir süre önce kadınlara yönelik

pozitif ayrımcılığı reddeden AKP şimdi de zinanın suç olması için

günlerdir uğraşıyor; tekrar bekaret kontrolünü getirmek istiyor, flörtü

bile cezalandırmaya hazırlanıyor. Tüm bunların altında ise genel erkek

ideolojisi ve AKP'nin bildik yapısı yatıyor (Çünkü AKP'nin kadınları bile

bu geri yasanın yanında).

Bu yılın sonunda "tarih almak" için çalışan AKP hükümeti kendi tabanına

hoş görünmek için manevralarını sürdürüyor. Bir süre sonra "biz yasayı

çıkarmak istedik ama AB izin vermedi" açıklaması gelirse şaşırmayın. Yani

iki yüzlü ve inandırıcılıktan uzak bir politika izleniyor.

Kadınların ise bu yasaya rızaları yok.

İşte böylesine sıcak bir gündemde kadınlar ve AB tartışılacak, Türkiye'de

kadının konumunu ele alınacak. 13 Eylül Pazartesi günü düzenlenecek,

"Türkiye ve AB'de Kadınlar: Ortak bir Anlayışa Doğru" konulu sempozyuma

Avrupa Kadın Lobisi Başkanı Riviere Zijdel, İşveç Eşit Fırsatlar

Ombudsmanı Borgstörm gibi önemli isimler katılacak. Türkiye'den ise

Feride Acar, Selma Acuner ve Ayşe Bilge Dicleli gibi kadın hakları

savunucuları yer alacak.

Ka-Der ve Eczacıbaşı'nın orta girişimi olan toplantı için kadının

sorunlarını irdeleyen bir de kitap hazırlanmış. Sevgi Uçan Çubukçu, İnci

Kerestecioğlu, Zeynep Forsman ve Özlem Terzi tarafından hazırlanan

kitabın editörlüğünü İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler

Fakültesi'nden Prof. Fatmagül Berktay yapmış.

Kadınlar bu sempozyumda hem "uzun yürüyüşlerini" dile getirecek hem de

yasalardaki eksiklikleri ve hükümetin AB sürecinde kadınlara yönelik

çifte standardını tartışacak.

KÖTÜMSERLİĞİN LÜZUMU VAR MI?

Çevremizde kan gövdeyi götürüyor. Bir yanda, Osetya'daki neye hizmet

ettiği belli olmayan, akıl almaz bir eylem ve katliamla sona eren bir

operasyon, öte yanda, Amerikan işgalinin içinden çıkılmaz bir hale

getirdiği Irak.

Kapitalizm ve onun doymak bilmez iştahının yol açtığı sorularla, İslami

terörün, bu terörü yaratanların ve ABD gibi yine bu terörden beslenen ve

KADINLAR-AB VE İYİMSERLİK

07/09/2004

Birgün

Köşe Yazısı

dolayısıyla dünyayı daha baskıcı bir şekilde yönetmek için fırsat

kollayanlar dünyanın gidişatı ile ilgili karamsarlığımızı arttırıyor.

Kısacası insanlık adına dünyanın hali hiç iç açıcı değil.

Peki ya Türkiye? Türkiye'yi de dünyada olanlardan soyutlamak mümkün

değil. Yani kötümseriz. Ama özel olarak Türkiye solunu düşünecek olursak

Yücel Göktürk'ün deyimi ile "ilkesel bir karamsarlık" söz konusu:"İlkesel

karamsarlık. Türkiye solunun ruh halinin, bazı müstesna dönemler dışında,

tarifi bu galiba. Genç kuşaktan bir arkadaşın söylediği gibi, solun,

solcuların neşesi yok."

Birikim Dergisi işte bu minvalde bir sayı hazırlamış Eylül ayında.

"Türkiye Nereye Değişiyor" derken maksat çubuğu biraz tersine bükmek,

yani şu malum soruyu sormak:"Türkiye'de iyiye giden bir şey yok mu?"

Hayata soldan bakanların dünyayı kötümserlik üzerinden yorumladığını

söylemek(çoğu zaman haklı nedenleri olsa da) yanlış olmaz. Ancak

Türkiye'nin son birkaç yılına baktığımızda "iyimser" olmak için küçük

gerekçelerimiz de var. AB sürecinde beğenelim, beğenmeyelim bir hayli yol

alındı: Yıllardır gerçekleştirilemeyen yasal düzenlemeler yapıldı. Kürt

sorununda görece yumuşama sürecine girildi. Kıbrıs'ta cesur adımlar

atıldı. Kıbrıslıtürkler ve Türkiye ilk kez çözümden yana tavır koydu.

Yıllardır mücadelesi verilen konulardaki bu değişiklikler hiç

küçümsenecek gibi değil. Ve tüm bunlar AB gerekçesi ile hayata geçirilmiş

olsa da gerisinde yıllardır süren çabaların, solun, bu konudaki

mücadelesinin etkisi yadsınamaz.

Birikim Dergisi'nin dosyasında Baskın Oran hoca, AB, Kıbrıs ve Irak

politikalarını değerlendirirken, "bugüne kadar uygulandığı biçimiyle,

AKP'nin dış politikasının tarihsel çizgiye uygun düştüğünü ve olumlu

olduğu" görüşünde. Murat Belge ise lafı doğrudan söylemiş: "Türkiye'de

işler iyiye gidiyor." Söylediklerine katılmamak mümkün değil: İdam

cezasının kalkması, MGK Sekreterliğinin kaldırılması, YÖK'de RTÜK'de

asker asker üyelerin kalmaması.

Zaten tüm bunlar solun da karşı çıktığı oluşumlar değil miydi?

Neticede, her şey yolunda gitmese de sözü Bogota'da bir sokak yazısı ile

noktalayalım: "Kötümserliği daha iyi zamanlara saklayalım."

***********************************************************************

AKP'DE MARJİNALLEŞME TEHLİKESİ

07/09/2004

Milliyet

Köşe Yazısı

MEHMET Y. YILMAZ

Aslına bakarsanız "zina"nın Türk Ceza Kanunu'na bir suç olarak yeniden

sokulması girişimlerine hiç şaşırmadım.

Şaşırmadım, çünkü AKP hükümetinin genel performansına bakınca "icraatın"

bu tür konulara kayacağını başından beri tahmin ediyordum.

Hükümet iktidara geldiğinde iyi bir konjonktür yakalamıştı.

Bir önceki hükümet döneminde hazırlanan ekonomik programın sonuçları

alınmaya başlamıştı. Enflasyon ve faizler düşme eğilimine girmişti..

Hükümet başlangıçta gönülsüz de olsa programı uygulamaya devam etti ve

ekonomik göstergeler Türkiye'nin geleceği için olumlu sinyaller vermeye

başladı.

Ancak şu da bir gerçek: İşsizlik sorunu büyüyerek varlığını muhafaza

ediyor.

Ekonomik göstergelerdeki iyileşme henüz halka yansımadı.

Esnaf halinden mutlu değil.. Özellikle Anadolu'da kısıtlı sermaye

AKP'DE MARJİNALLEŞME TEHLİKESİ

07/09/2004

Milliyet

Köşe Yazısı

olanakları ile faaliyet göstermeye çalışan sanayici ve tüccar da aynı

şekilde şikâyetlerine devam ediyorlar..

Hortumculardan hâlâ hesap sorulabilmiş değil. Ellerindeki bankaları soyup

içini boşaltanlar eski tatlı hayatlarını sürdürmeye devam ediyor. Banka

soyguncularından çaldıkları paralar tahsil edilemedi.

Büyük önem verilen özelleştirme faaliyetleri tıkanmış durumda.

Bütün bunların üzerine birçok vatandaşımızın yaşamına mal olan "hızlı

tren" beceriksizliğinin eklendiğini de hesaba katmak gerek..

Sadece boşanma nedeni

Tek başına iktidar olduğu halde bu önemli konuların hiçbirinde kayda

değer bir ilerlemeyi sağlayamayan hükümetin, işi döndürüp dolaştırıp

ideolojik temelleri de olan bu tür konulara getirmesi kaçınılmazdı.

AKP zannediyor ki bu tür girişimler, kendisine umut veren kitlelerdeki

hayal kırıklığını giderebilir, geniş kitleler bu tür yasal düzenlemelerle

tatmin edilebilir.

Anayasa Mahkemesi önce 1996'da, sonra 1998'de verdiği iki ayrı kararla

ceza yasalarımızdan "zinanın suç olduğuna ilişkin" hükümleri kaldırdı.

Yani yaklaşık 8 yıldır Türkiye'de "zina" suç değil. Sadece bir "boşanma

nedeni"..

Sekiz yıldır sırf bu nedenle zina olaylarının arttığına ilişkin nasıl bir

veri var elimizde? Ya da, Türk halkının en önemli sorununun "zinanın suç

sayılması" olduğunu gösteren hangi araştırma sonucu?

'İkinci' yola sapmak

Seçimlerden sonra AKP'nin önemli bir dönemeçte olduğunu yazmıştım.

Şöyle düşünüyordum: Eğer AKP geniş halk kitlelerinin sorunlarını çözer,

ekonomik rahatlamayı sağlar, toplumu kemiren ve halkta isyan duyguları

yaratan yolsuzlukların üzerine gidebilirse bir merkez partisine dönüşür

ve uzun yıllar Türkiye'nin en büyük partisi olma özelliğini korur.

Eğer AKP iktidarı bunu başaramazsa, başarıyı kendi tabanı saydığı küçük

bir kitleyi mutlu edebilecek "marjinal" politikalarda aramaya yönelir,

bunun sonucunda marjinal bir parti durumuna düşer.

Öyle görünüyor ki AKP yönetimi içindeki bazı aşırı unsurların da

etkisiyle ikinci yola doğru yöneliyor.

Durduk yerde "imam hatip tartışmaları" çıkarılmasının nedeni de bu,

TCK'ya son anda "zinanın suç sayılması" türünden maddeler sokuşturulmaya

çalışılmasının nedeni de bu..

Bu politikayla AKP yönetimi belki tabanındaki bazı aşırı unsurları tatmin

edebilir ama Türkiye'nin "muhafazakâr" çoğunluğuna hitap eden bir parti

olmayı başaramaz.

mehmet.yilmaz@milliyet.com.tr

***********************************************************************

ZİNAYA PARA CEZASI

07/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

GÜLAY GÖKTÜRK

Önce bir noktayı netleştirmekte yarar var:

Muhalefetin, zina tartışmasını bahane ederek, Ak Parti'ye karşı malum

"şeriat özlemi" saldırısını başlatması, bu tartışmayı da yine bir rejim

tartışması olarak sunmaya çalışması, hem haksızlık hem de

samimiyetsizlik.

Haksızlık, çünkü zinanın suç sayılıp sayılmaması, Türkiye'yi de,

Müslümanlığını da aşan evrensel bir tartışma.

ZİNAYA PARA CEZASI

07/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

Türkiye'de zina, doğan yasal boşluk nedeniyle beş yıldır suç değil. Beş

yıl önceye kadar yine şikayete bağlı bir suçtu. Beş yıl önce Türkiye

şeriatla mı yöneliyordu?

Ya da Fransa'da zina 1975 yılına kadar suçtu. 1975 öncesi Fransa'da

şeriat mı vardı?

Dolayısıyla, konuyu bu şekilde ucuz siyaset malzemesi yapmadan tartışmak

ve hakkaniyetli davranmaya dikkat etmek gerekir.

X x x

Sayın Bakan Cemil Çiçek, zina konusunda toplumda ve Meclis'te bir uzlaşma

gayreti içinde olacaklarını, esnek davranacaklarını ve bir ortayol için

çalışacaklarını söylüyor.

Bana kalırsa, herhangi bir uzlaşma noktası bulabilmek için, önce bu

tartışmalı "suç"un tanımında anlaşabilmemiz gerekir. Zina, kişiye karşı

işlenmiş bir suç mudur; topluma karşı işlenmiş bir suç mu?

Ak Parti, hem bu suçun şikayete bağlı bir suç olacağını söylüyor, hem de

kendi tezinin savunusunu yaparken sürekli olarak "aile birliğinin

korunması" gibi bir amaçtan bahsediyor.

Böyle şey olmaz. Bu açık bir çelişkidir.

Zinanın şikâyete bağlı suç olması demek, suçun topluma karşı değil,

sadece bir kişiye, aldatılan eşe karşı işlendiğini kabul etmek demektir.

O zaman da yasal düzenlemenizin amacı, sadece mağdur olan eşin haklarını

korumak olur, "aile birliğini korumak" gibi bir amaçtan da söz

edemezsiniz. Eğer, aile birliğinin korunmasını temel amaç olarak

koyuyorsanız, o zaman zina suçunu esas olarak, aldatılan eşe karşı değil,

topluma karşı bir suç sayıyorsunuz demektir; o zaman da savcıların re'sen

harekete geçmesini, kamu davası açılmasını savunmanız gerekir.

Bence eğer bir uzlaşma olacaksa önce bu noktada olmalı, zinanın toplumla

ya da devletle bir ilişkisi olmadığı kabul edilmeli... Eğer yasal

düzenleme yapılırken, aileyi korumak, toplumun ahlakını korumak, kamu

düzenini korumak gibi amaçlar belirlenirse, devletin özel hayata her

alandaki müdahalesi için de meşru bir temel yaratılmış, devlete ahlak

bekçiliği gibi bir misyon yüklenmiş olur ki bunun altından kalkmak çok

zor olur.

Evet, her sözleşme karşılıklı bir takım yükümlülükler getirir. Evlenme de

iki kişi arasında yapılan bir sözleşmedir ve bu sözleşme sadakati de

içerir. Bu yüzden taraflardan birinin sözleşmeyi bozup eşine ihanet

etmesi halinde, mağdur olan tarafın uğradığı zararın tazmin edilmesini

istemesi makuldür. İşte zinayla ilgili yasal düzenlemenin mantığı bu

olmalıdır.

Peki aldatılan eşin mağduriyeti nasıl tazmin edilebilir?

İlle de hapisle mi? Hapis cezası kızgın eşin içini soğutur belki ama, hiç

suçu olmayan yeni mağdurlar - örneğin çocuklar - yaratmaz mı? Kanun

yapıcı, annesi ya da babası zinadan hapse düşmüş olmanın bir çocuğun

ruhunda nasıl travmalar yaratacağını hesaba katmak zorunda değil mi?

Bana kalırsa, bugünkü düzenlemeler içinde, ihanet eden eş zaten

nafakasız- tazminatsız boşanma gibi bir yaptırımla karşı karşıya. Buna ek

olarak, aldatılan eşin maddi ve manevi zararlarını tazmin etmek için para

cezaları düşünülebilir. Bu cezanın miktarı, zinanın yapılış tarzına,

aldatılan eşin maddi ve sosyal durumuna, onurunun ne kadar kırıldığına vs

bakılarak mahkemeler tarafından farklı takdir edilebilir.

Denecek ki, bir erkeğin ya da kadının onurunun kırılmasının,

aşağılanmasının karşılığı parayla ödenebilir mi? Ama unutmayın ki, bir

insanı en ağır iftiralarla suçlamanın, en ağır hakaretleri etmenin, basın

yoluyla milyonlarca kişi önünde "hırsız" diye ilan etmenin cezası da

yalnızca para cezası...

ZİNAYA PARA CEZASI

07/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

Çağdaş ceza hukukunun hürriyeti bağlayıcı suçların sayısını azaltmaya ve

hapis yerine tazminat cezalarına ağırlık vermeye doğru çevrildiği bir

çağda zina konusunda tersine gidişte ısrar etmek yerine böyle bir "orta

yol" bulunabilir sanırım.

***********************************************************************

HAK MI, SUÇ MU?

07/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

RAUF TAMER

Koskoca TCK, zina için mi revize ediliyor?

14 Eylül'de Zina Kanunu için mi toplanıyor Meclis?

İspanya Basını böyle yazdı diye Abdullah Gül çok üzgün...

İspanya Basını ne yapsın?

Türk Basını sanki farklı şey mi yazıyor?

"Yazmayın" deseniz, haydiii, bu def'a da "vay, sansür ha" diye

bağıracağız.

........

En güzelini dün Haber Türk'te Ali Saydam söyledi.

Mealen dedi ki:

-Zannedersiniz, birdenbire zina patlaması oldu. Ülkede öyle çılgın bir

zina salgını baş gösterdi ki, devlet müdahale etmek zorunda kaldı.

Harika...

Ama bir küçük ilave de ben yapayım: Zina'nın en yaygın olduğu yer, bizim

Basındır Ali'ciğim... Özellikle üst yönetimler...

Oradaki patlama topluma sirayet eder diye bir ihtimal, devlet sahiden

müdahale etmiş olabilir... Evet. Basında şüpheli bir durum var. Yoksa,

zina'yı bu derece cansiperâne savunmanın hikmeti ne ola ki?

............

Bu kadarcık bir şakadan sonra, şimdi şunu vurgulayalım:

Meclis, Zina Kanunu için toplanmıyor.

Ama zina'yı sırf bekârların tekelinde tutmak, imtiyazlı bir sınıf

getirebilir diye endişe ederim. Nerde kaldı eşitlik ilkesi?

*

Dönelim plağın tersine.

Çünkü başka versiyonlar da var.

Zina gibi hırsızlık da suçtur.

Suçtur ama dünyanın en büyük hırsızları bu ülkede yaşıyor.

Yakalananlar cezaevini boyluyor.

Yakalanmayanlar ise saygın bir biçimde hayatlarını sürdürüyor.

Demek ki...

Boşuna tartışıyoruz.

Zina'yı bir güzel sanatlar haline getirenler için karada ölüm yok. Atışa

devam.

Şu atasözlerine bakar mısınız:

-Karda yürü, izini belli etme.

-At binenin, kılıç kuşananın... vs.

Afferin size.

Ama zamane çapkınları, uçkurlarının keyfini bile devlet teminatı altına

sokmak istiyorlar.

Yok öyle şey.

Bileğine güvenen borazancıbaşı... Güvenmiyorsanız, bu işlere iç

heveslenmeyin.

HAK MI, SUÇ MU?

07/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

Seks yapılırken kanun güvencesi'ne sığınmak var mı? Öyle çapkınlığı dedem

de becerir... Marifet devlete rağmen çapkınlık... Ne keyif ama.

..............

Görüyorsunuz ki, demagoji bitmiyor.

Zina yanlıları kadar zina karşıtları da argüman üretiyor.

Sürekli laf, laf, laf...

Demek ki, hepimizin birden çenesine vurdu... Devletin yerinde olsam

"bunlardan zarar gelmez" deyip müdahaleden vazgeçerim azizim.

***********************************************************************

ZİNADAN ÖTE

07/09/2004

Halka ve Olaylara

Tercüman

Köşe Yazısı

ERGUN GÖZE

TÜRK Ceza Kanunu değişti riliyor. Bunun için Meclis toplantıya çağırıldı.

Hükümetin durup durup zinanın suç sayılıp sayılmaması meselesini ortaya

atması üzerine münakaşalar alevlendi... Halbuki tam bir gündem değiştirme

ve hızlı trenin hızının sıfıra inmesi dolayısıyla kaybedilen prestijin

kısmen geri kazanılması için bir oyun olduğu apaçık belli olan bu

girişimin münakaşası, aslında ana meseleyi gölgede bırakmakta hatta

unutturmaktadır...

Ana mesele Türk Devleti'nin ve milli iradenin bağımsızlığıdır.

Devlet şu üç kuvvetin toplamıdır; Yasama, yargı ve icra... Şu son

senelerde yürütme pejoratif manada çok uygulama gördüğü, milletin nesi

varsa yürütüldüğü için yürütme yerine icra dedim.

Monteskiyö'nün (Montesquieu) hatırası olan bu üçlemenin birincisi ve en

önemlisi yasamadır ve TBMM'ye aittir. Bu da TBMM, ancak milletin istediği

kanunları yapar demektir. Dış güçlerin arzusu ve iradesiyle değil, milli

iradeyle hareket eder demektir. Şimdi biz biliyoruz ki ve açıkça da beyan

edilmiştir ki bu değişiklikler, Avrupa Birliği'ne girmek istendiği ve AB

şart koştuğu için yapılmaktadır. O zaman milli irade, milli egemenlik

nereye gitmiştir sorusu akla gelmektedir. Bu misalde, bu sorunun cevabı

yoktur. TBMM duvarında yazılı hakimiyet kayıtsız ve şartsız milletindir

formülü havada kalmıştır. Hakimiyet ancak AB standartlarına uyduğu ölçüde

milletindir haline gelmiştir. Gerçi, buna karşı 'Efendim, bu devirde

hakimiyet mefhumu değişmiştir' gibi yaveler öne sürülüyorsa da,

yeryüzünde hakimiyetinden bu denli vazgeçen başka bir ülke mevcut

değildir. Tam aksine herkes, daha çok bağımsız olmaya çalışmaktadır.

Bunun bir yolu da, göze kestirilen ülkelere, bize yapıldığı gibi, kendi

standartlarını kabul ettirerek hakimiyet kurmak ve bağımsızlığını

dikleştirmek şeklinde olmaktadır.

Kanunların manası

AYRICA şu bir sosyolojik gerçektir ki, kanunlar maşer-i vicdana ve sosyal

yapıya uygun olmadıktan sonra, bir mana ifade etmezler. Halbuki

görmekteyiz ki yapılan kanunlarla sosyal yapı bir noktaya getirilmek

istenmektedir. Hem demokrasiye, hem de ilmin verilerine taban tabana zıt

suni bir durum söz konusudur burada. Anayasaya koysanız, zina en büyük

fazilettir, diye bu millet zinayı rezalet olarak görmeye devam edecektir.

Bundan çıkan netice şudur...

Zinanın suç kabul edilmesi önce bir psikolojik durumdur. Kanunlara da

öyle geçmesi, bu psikolojiyi destekleyecektir. Uygulaması, izne tabi olup

olmaması vs. ayrı bir meseledir. Önce ahlak” kaideyi koymak gerektir.

ZİNADAN ÖTE

07/09/2004

Halka ve Olaylara

Tercüman

Köşe Yazısı

Zina suç olmasın diyenler hukuki değil, ahlak” bir hedefi gözetmekte ve

bombardıman etmektedirler. Ahlaktan tamamen soyutlanmış bir hukuk olamaz.

Bankaların hortumlanması nasıl bir ekonomik felaketse, milli ahlakın

temellerinin inkarı da daha büyük bir ahlak” felakettir. Ahlakın sadece

bu noktada olmadığını öğütlemeye kimse kalkmasın, onu herkes bilmektedir.

Ama burada başlayıp burada da bittiği de bilinmektedir.

Vazı-ı kanun

HUKUK tekniğiyle alakalı bir hususu da anlatayım. Mahkemeler çoğu kere,

bir kanunu tatbik ederken, tereddüde düşerler ve yorumlamak için Vazı-ı

Kanun bu maddeyi sevk ederken ne istemişti? Onu ararlar. Zina vesaire

gibi, ahlaka taalluk eden konularda bu araştırma bizi Avrupa Birliği'ne

girmek için cevabına götürürse, hukuki mefhum siyasiye dönüşür ve

bozulur. Zira böyle bir hukuki gerekçe ancak ekonomik ilişkileri tanzim

eden kanunlar için geçerli olabilir. Kaldı ki Avrupa Birliği'ne girişin

referanduma arzı da söz konusu olduğuna göre, aile, şahsın hukuku vs.

gibi, tarihi ve ahlaki kökleri olan konularda AB'ye girmek için yapılan

fedakarlıklar sadece siyasi sahada kalır ve hukuk sosyolojisi bakımından

bir değeri olamaz. Devletin ve milli varlığın değişirleri vardır,

değişmezleri vardır. Değişirlerin hatırı için değişmezleri feda etmek,

hem gerçeğe, hem milli menfaatlere, hem de akla aykırıdır.

Yasamayı böylece dış tesirlere açık bırakırsanız yargıyı da, yasamanın

yaptığı kanunları tatbik edeceğine göre ayni şekilde, boyunduruk altına

almış olursunuz. Çünkü bütün mahkeme kararları, şöyle bir cümleyle

başlar:

-Türk Milleti adına icrayı kaza eden İstanbul....... mahkemesi.

Halbuki bu dış müdahalelerden sonra Türk Milleti adına değil, Avrupa

Birliği adına icrayı kaza edilecek demektir. Akıl almaz bir yatıklık söz

konusudur... Zinadan da öte.

***********************************************************************

GERİ SAYIM BAŞLADI...

07/09/2004

Türkiye

Köşe Yazısı

İSMAİL KAPAN

Türkiye’nin Avrupa Birliği ile münasebetlerinin seyri açısından dün

gerçekten önemli bir gündü. İlk olarak “Akil Adamlar Komisyonu”nun

Türkiye hakkındaki raporu açıklandı. Bu rapor resmi bir nitelik taşımasa

da, sembolik olarak çok önemli ve bundan tam bir ay sonra, yani 6 Ekim’de

açıklanacak olan AB Komisyonu’nun resmi raporunun şekillenmesine de etki

edecek bir muhtevaya sahip... Bir kısmı halen Avrupa Birliği’nin çeşitli

kurumlarında görev yapan, geriye kalanları da Avrupa ülklerinde çok

parlak kariyere sahip ve politika sahnesinde saygın isimlerden teşekkül

eden; (ki, bunların arasında Finlandiya eski Cumhurbaşkanı Martti

Ahtisaari, Fransa eski Başbakanı Michel Rochard, Hollanda eski Dışişleri

Bakanı Hans Van den Broek de yer alıyor.) “Akil Adamlar Komisyonu”

üyeleri, bu raporla Türkiye’nin AB üyeliğine objektif bir katkı sağlamak

istediklerini beyan etti. Ve Türkiye’nin Avrupa için bır fırsat olduğunu

vurguladı. Özellikle medeniyetler çatışması tehlikesine bir set çekilmesi

noktasında bunun önemine dikkat çekildi. Son derece önemli açıklamalar...

Komisyon Başkanı ve Finlandiya eski Cumhurbaşkanı Ahtisaari, aralık

ayında Türkiye’ye mutlaka müzakere tarihi verilmeli derken, yakın zamana

kadar ülkemizin üyeliğine şaşı bakan Fransa’nın eski başbakanı Michel

GERİ SAYIM BAŞLADI...

07/09/2004

Türkiye

Köşe Yazısı

Rochard da, “Türkiye’nin üyeliği Avrupa’ya yük getirmez...” dedi. AB

Komisyonu eski üyesi ve Hollanda eski Dışişleri Bakanı Hans Van Der Broek

da, Türkiye’nin Kopenhag Kriterleri çarçevesinde gerekli bütün

çalışmaları yaptığını ifade etti. Son zamanlarda, AB üyesi ülkelerin üst

düzey yetkililerinin de bu paraleldeki açıklamaları peş peşe geliyor ve

Avrupa cenahında, özellikle Brüksel cephesinde, Türkiye için havanın

olumlu yönde çok değiştiğini müşahede ediyoruz.

Bu arada dün Türkiye’ye gelen AB’nin genişlemeden sorumlu komiseri

Verheugen de, altı Ekimde yayınlanacak Komisyon raporunun adil ve

tarafsız olacağını, raporda Türkiye için yeni herhangi bir şart veya

gerekçenin yer almayacağını, bu konuda masada yeterince veri bulunduğunu

ve kendisinin, üyelik müzakeresinin ertelenmesine veya askıya alınmasına

kesinlikle karşı olduğunu çok net bir şekilde dile getirdi. Bütün bu

gelişmeler, Türkiye’ye müzakere tarihi verilmesinin artık kesinleştiğine

dair göstergeler. Zira dikkat edilirse, artık Türkiye’ye tarih verilsin

veya verilmesin konusu konuşulmuyor. Şimdilerde tartışma konusu olan şey,

tarih verilmesiyle ilgili detaylar ve müzakere sürecinde takip edilecek

yöntemler.

Ancak bütün bunlara rağmen, henüz hiçbir şey bitmiş değil. Altı Ekim ve

Onyedi Aralık tarihleri, AB süreci için iki dönüm noktası. Altı Ekim’e ve

17 Aralık’a kadar yapılması gereken şeyler var. Bu hususta hem resmi

devlet kurumlarına, hem de sivil kitle örgütlerine düşen görevler var.

Elbette bunların ne olduğunu ilgili çevreler çok iyi biliyor. Bunda

herhangi bir tereddüt yok. Ama, yapılması gereken çalışmaların hayata

geçirilmesi hususunda büyük dikkat ve hassasiyet gerekiyor. Zira bu geri

sayımda kritik tarihler hızla yaklaşırken, Türkiye’nin artık yanlış yapma

lüksü yoktur. Meydana gelebilecek kayıp veya kayıpların telafisi de

yoktur. Son pişmanlık da fayda vermez!..

Onun için; son günlerde zina konsundaki spekülasyonlar için büyük efor

sarfeden çevreler, biraz da bu konuya dikkat kesilebilirse ülke yararına

olur. İçeride birbirimizle uğraşırken, dışarıda tetikte bekleyen

odaklardan gol yemeyelim. Fırsatı kaçırmayalım ve bugüne kadarki

kayıplardan artık bir ders çıkardığımızı ortaya koyalım. İş işten

geçmeden...

***********************************************************************

AB RAPORU İÇİN AK PARTİ UMUTLU CHP TEMKİNLİ

07/09/2004

Star

Haber

ABDÜLKADİR ATEŞ

MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU

GUNTER Verheugen’in, İlerleme Raporu ile ilgili yaptığı açıklamalarına

iktidar ve muhalefet partileri farklı tepki verdi. CHP, sözleri samimi

bulmazken, AKP önemli gelişme olarak değerlendirdi.

Avrupa Komisyonu Parlamenterler Meclisi Delagasyonu Türk Üyesi, CHP

Milletvekili Abdülkadir Ateş: AB denetiminden çıkmamıza rağmen, Avrupa

Komisyonu toplantılarında bazı konular sık sık gündeme getiriliyor.

Ekim’de yayınlanacak ilerleme raporunda, ifade özgürlüğünün önündeki

engellerin kaldırılması, kadının toplum hayatında etkin bir yere

getirilmesi ve köye dönüş ile ilgili konuların yer alabileceğini tahmin

ediyorum. Kadınlarımızın eğitim durumlarının düşük olması, toplum

hayatında daha etkin bir hale getirilmeleri için istemleri vardı. Hiçbir

engelle karşılaşmayacakmışız gibi bir tablo çiziliyor. Ülke olarak buna

AB RAPORU İÇİN AK PARTİ UMUTLU CHP TEMKİNLİ

07/09/2004

Star

Haber

hazırlıklı olmalıyız. Tüm bunların yanı sıra zina konusunun da

Türkiye’nin gündemine yerleşmesi de kadın hakları ile ilgili tereddütleri

artırabilir.

‘Rapor olumlu olacak’

Avrupa Komisyonu Parlamenterler Meclisi Delegasyonu Türk Üyesi, AKP

Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu: Ekim’de yayınlanacak raporda ciddi bir

problem ile karşılaşacağımıza inanmıyorum. AB yetkilileri, köye dönüş

konusunu değerlendirmek için bölgeye gittiler. Olumlu bir izlenim ile

döneceklerini tahmin ediyoruz. Kadın statüsü ile ilgili olarak düzenlenen

kanun tasarısı hazır. Yakın bir zaman içerisinde kanunlaşır. İfade

özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması ile yapılan değişiklikler

ise herkes tarafından biliniyor. Bu gelişmeler Türkiye lehine, Olumlu bir

rapor yayınlanacağına inanıyorum’ dedi.

***********************************************************************

TCY'DE ZİNANIN SUÇ KAPSAMINA ALINMASI : CHP ENGEL OLMAYACAK

07/09/2004

Cumhuriyet

Haber

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal , yeni Türk Ceza Yasası'yla (TCY) zinayı

suç kabul etmeye çalışan AKP'lilere engel olmayacaklarını açıkladı.

Baykal, ''Yasaklamayı istiyor olmanızı anlayışla karşılayabiliriz ama

buna karşılık yapacağımız şey sabote etmemektir. Oy vermeyiz, fakat

sabote etmeyiz'' dedi.

Baykal dün bir televizyon programında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

TCY tasarısında konulmaya çalışılan zinaya ilişkin tartışmaların

anımsatılması üzerine Baykal, tasarının mükemmel olduğunu söylemenin

mümkün olmadığını ifade etti. Tasarıya iyi niyetle katkı yaptıklarını,

konunun AB açısından da önemi bulunduğunu belirten Baykal, ''O nedenle bu

kotarıldı'' dedi. Parlamentoda AKP'nin sayısal anlamda üstünlüğü

bulunduğuna dikkat çeken Baykal, ''Bize, 'Zinayı yasaklamak istiyoruz'

dediler. Biz de 'Yasaklamanıza katkı vermek durumunda değiliz.

Getireceğiniz düzenlemeyi, Ceza Kanunu'nu engellemek, her maddesinde söz

alıp çıkmasını engelleyecek noktaya çekmeyi öngörmeyebiliriz. Ama

düzenlemenin anayasaya aykırı olmaması lazım' dedik'' diye konuştu.

Baykal CHP'nin hiçbir zaman ''gelin zinayı birlikte yasaklayalım''

demediğine dikkat çekerek ''Oy vermeyiz, fakat sabote etmeyiz'' görüşünü

savundu.

***********************************************************************

AVRUPA TCY DEĞİŞİKLİĞİNİ İZLİYOR

07/09/2004

Cumhuriyet

Haber

Verheugen: Cinsiyet eşitliği ve kadın haklarındaki hassasiyetimiz sürüyor

Başbakan Tayyip Erdoğan 'ı cinsiyet eşitliği ve kadın hakları konusunda

uyaran AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen,

''Bundan sonraki hassasiyetimiz yine toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın

hakları üzerinde olacak'' dedi. Verheugen, zina konusundaki tartışmaları

izlediğini, tasarının TBMM'den geçmesinin ardından AB'ye uygun olup

olmadığını inceleyeceklerini söyledi.

AKP iktidarının zinanın suç olması yönündeki girişimi üzerindeki

tartışmalar artarak sürüyor. AB Komisyonu kaynakları, TCY'de zina cezası

tartışmasının ''Türkiye'nin imajını sarstığı'' değerlendirmesini

yaparken, Ankara'yı ziyaret eden Verheugen, hükümeti güç durumda

AVRUPA TCY DEĞİŞİKLİĞİNİ İZLİYOR

07/09/2004

Cumhuriyet

Haber

bırakmamak için kameralar önünde yorum yapmaktan kaçındı. Verheugen, buna

karşın Erdoğan ile görüşmesinde kadın hakları konusunda uyarıda bulundu

ve namus cinayetleri konusunda da hassasiyetlerini iletti.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile görüşmesinin ardından gazetecilerin

sorularını yanıtlayan Verheugen, TCY'de zina cezası tartışmalarıyla

ilgili bir soru üzerine, bu konuya herhangi bir şekilde müdahale etmenin

uygun olmayacağını düşündüğünü söyledi. Verheugen, yeni Türk Ceza

Yasası'nın tamamlanmasından sonra inceleyeceklerini ve AB standartlarına

uyumu konusunda bir değerlendirme yapacaklarını kaydetti. AB

yetkilisinin, Gül ile görüşmesinde ise AB'nin kadın-erkek eşitliği

konusuna verdiği önemi vurguladığı ve yasalardan buna aykırı

düzenlemelerin çıkarılması gerektiğine işaret ettiği öğrenildi.

Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu , gazetecilerin soruları üzerine,

zinanın tüm dünya hukukunda şikâyete bağlı bir suç olduğunu ileri sürerek

''Memlekette başka mesele kalmadı mı diye de düşünüyorum. Bu toplumun

başka bir önceliği yok mu?'' görüşünü dile getirdi.

Cumhuriyet Kadınları Derneği (CKD) Genel Başkanı Şenal Sarıhan , zinanın

suç olmaktan çıkarılmasının ardından Türkiye'de bu suçun arttığı ve

yaygınlaştığını söylemenin mümkün olmadığını vurgulayarak, AKP'-nin

''Anadolu kadını istiyor'' savının ise en küçük bir haklılık tarafının

olmadığını söyledi.

'Kadın bilimin ışığı ile buluşturumalı'

Sarıhan şu görüşleri dile getirdi: ''AKP, böyle bir savla önce kadını

mağdur eden bu fiili kadının isteği gibi göstererek kendisine haklı zemin

yaratmaya çalışmaktadır. Sosyal güvencesi olamayan kadınların, kocalarını

cezaevlerine göndermekten sağlayacakları yarar ne olabilir?.'' Erdoğan'ın

zinanın suç kapsamına alınmasıyla kadınların aldatılmaktan korunacağı

yönündeki sözlerine anımsatan Sarıhan, kadınları aldatılmaktan korumanın

tek yolunun bilimin ışığı ile buluşturmak ve ekonmik güvencelerle

donatmak olduğunu söyledi. CHP'nin zina konusundaki tavrını da eleştiren

Sarıhan, ''Bugün sadece şeri hukukun uygulandığı birkaç yerde varlığını

sürdüren zina suçunun yasamızda yer almasını istemek büyük bir

yanılgıdır'' dedi.

Koç: Kadının temel sorunu zina değil

CHP Grup Başkanvekili Haluk Koç , Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin

'in zinanın ilk olarak CHP iktidarı döneminde suç kabul edildiği

yönündeki açıklamasının anımsatılması üzerine, şöyle konuştu:

''Türkiye'de tek parti döneminde çok eşli evliliklerin önüne geçebilmek

için böyle bir uygulama getirilmiş, şimdi sene 2004. Zina boşanma

nedenidir. Ama kadının temel sorunu bu değildir. Bu başbakan

yardımcısının yakın siyasi tarih konusunda ek eğitim alması gerektiğini

ortaya koyuyor.''

***********************************************************************

BELDEN AŞAĞISIYLA SORUNU OLAN DEVLETLER

07/09/2004

Cumhuriyet

Makale

VURAL SAVAŞ

İktidar, Türkiye'yi, zinayı en ağır suçlardan kabul eden Uganda,

Afganistan, İran, Nijerya gibi çağdışı ülkelerin arasına sokmak istiyor

3 Eylül 2004 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan ''Zina Suç

Sayılmalı mı?'' başlıklı makalem geniş yankı uyandırdı.Bu konudaki

açıklamalarıma devam etmeyi, hukukçu olmanın bana yüklediği bir görev

BELDEN AŞAĞISIYLA SORUNU OLAN DEVLETLER

07/09/2004

Cumhuriyet

Makale

sayıyorum.

1964 yılında toplanan ''9. Uluslararası Ceza Hukuku Kongresi''

yeryüzündeki bütün devletlere hitap eden bir bildiri yayımlayarak,

oybirliği ile ''Zinanın suç olmaktan çıkarılmasını'' istemiştir. Fransa

Cumhurbaşkanı Mitterrand 'ın evlilik dışı ilişkisi var. Değil Fransa,

bütün dünya bunu biliyor. Mitterrand öldüğünde, cenazesine evlilik dışı

doğan kızı katılıyor. Kimsenin aklına, ''Mitterrand zinadan dolayı

suçludur'' demek gelmiyor!..

Ya da Alman Dışişleri Bakanı Fischer . Şu sırada herkes Fischer'in

evlilik dışı bir ilişki yaşadığını biliyor. Ama onu zinadan suçlayan tek

bir Alman yok ortada. ( Yalçın Doğan , 4.9.2004, Hürriyet)

BİR MEKTUBUN ANLATTIKLARI

Londra Üniversitesi öğretim görevlilerinden William Hale, Oktay Ekşi 'ye

yazdığı mektupta (3.9.2004, Hürriyet gazetesi), Türkiye'nin de imzaladığı

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8'inci maddesindeki ''Herkes, özel

veya ailevi yaşamına, konut ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına

sahiptir'' yolundaki hükmü hatırlattıktan sonra: ''Ben 'zinanın suç

sayılmasını' doğrusu bu maddede sayılanlarla bağdaştıracak yaklaşımı

anlayamıyorum. Belki 'ahlaki değerleri koruma' dan söz edilebilir. Ne var

ki benim bildiğime göre Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin hiçbirinde böyle

bir anlayış yok. Keza Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin de böyle bir

sınırlamayı 'demokratik toplum' ölçütüne uygun bulacağını hiç sanmıyorum.

'HAPİS CEZASI KABUL EDİLEMEZ'

Keza TBMM'nin, 7 Mayıs 2004'te anayasanın 90'ıncı maddesinde yaptığı

değişikliğe göre 'Türkiye'nin imzalamış bulunduğu uluslararası

antlaşmalar' yasaların üstünde sayılıyor. O nedenle zinayı suç sayan bir

yasayı uygulamayı Türk mahkemelerinin peşinen reddetmesi ve hatta yok ve

geçersiz (null and void) sayması gerekir. Dahası... 'Zina eylemi' yasayla

suç sayılsa ve buna dayanarak birileri mahkûm edilse bile o kişi (kısa

zamanda olmamakla birlikte) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden istediği

hükmü alabilir'' diyor.

İtalya'nın Türkiye Büyükelçisi Marsili, ''Avrupa'da vatandaşını evlilik

dışı ilişkisi nedeniyle hapse koyan hiçbir ülke yok, bunu yapan tek ülke

konumuna düşersiniz'' diyor ve devam ediyor. ''İki yetişkin insanın

ilişkiye girmesi nedeniyle hapis cezasına çarptırılması kabul edilemez.

Boşanma için meşru sebep sayılabilir ama Ceza Kanunu kapsamına girmez.

Dönüp idam cezasını yeniden koymak gibi bir şey. Bunun bir adım ötesi

taşlayıp öldürmektir.'' ( Ruhat Mengi , 4.9.2004, Vatan gazetesi)

AİHM'deki yargıcımız Dr. Rıza Türmen 'in değerlendirmeleri ise şöyledir:

''Gecenin bir yarısı, polis baskınıyla eve girilirse, bu yasalara

aykırıdır. Polis, şikâyete dayanarak da olsa, izinsiz özel hayata

müdahale edemez. Uygulamada sorun yaşanırsa AİHM'den döner.''

Zina suç olmaktan çıkarılmadan, ülkemizde bu suçtan cezalandırılmasına

karar verilenler, tahminlerin çok üzerindedir.

Adalet Bakanlığı verilerine göre, zinanın suç olmaktan çıkarıldığı 1996

yılından önceki 3 yılda, 440 erkek 'zina' suçundan mahkûm oldu. Aynı

dönemde zina yaptığı için mahkûm olan kadın sayısı ise 8 kat daha fazla;

3 bin 557.

İnsanların uçkurunu mesele yapan, zinayı en ağır suçlardan biri kabul

edip, bazen ''ölüm'' , bazen ''kırbaç'' , bazen de ''hapis'' ile

cezalandıran ülkeler şunlar: Uganda, Afganistan, Suudi Arabistan, İran,

Pakistan, Irak, Yemen, Malezya, Lübnan, Cezayir, Suriye, Arap

Emirlikleri, Sudan, Nijerya, Çad, Kamerun, Nier ve Mali.

Şimdi iktidar, Türkiye'yi de bu çağ dışı ülkelerin arasına sokmak

istiyor. Başka bir ifade ile Avrupa Birliği yerine, geri kalmış ülkelerin

BELDEN AŞAĞISIYLA SORUNU OLAN DEVLETLER

07/09/2004

Cumhuriyet

Makale

oluşturduğu ilkel aile fotoğrafında yer alacağız.

Oysa, üyesi olmak için çırpındığımız Avrupa Birliği'nin 25 ülkesi ile

Amerika ve Kanada'da zina sadece ''boşanma nedeni'' . ( Rahmi Turan,

4.8.2004, Gözcü gazetesi) Tarih boyunca, zinanın suç sayılması yüzünden,

insanların başına gelmedik hiçbir kötülük kalmamıştır.

ESKİ UYGARLIKLARDA DURUM

Eski Mısır hukukunda zina eden evli erkek sopayla şiddetle dövülür,

kadınınsa burnu kesilirdi. Benzer cezalar Babil, Asur ve İran'da da

vardı. Hindularda kadın parçalanmak üzere azgın köpeklere atılır, erkek

ise kızgın bir demir yatağa konurdu. Yunan ve Roma hukukunda önceleri

karısı zina eden erkeğe, karısını öldürme hakkı tanınıyordu. Erkek ayrıca

para da isteyebilirdi. MÖ I. yüzyılda Sezar , erkeğin malının yarısının

elinden alınması ve kendisinin de sürgün edilmesi hükmünü getirdi.

Kadının ise çeyizinin yarısına ve mallarının üçte birine el konuyor,

ayrıca sürgüne de gönderiliyordu. Konstantin , hem erkek hem de kadın

için ölüm cezası getirdi. Daha sonraki dönemlerde bu ceza ömür boyu hapse

dönüştürüldü. Jüstinyen ise kadının kamçıyla dövülüp bir manastıra

gönderilmesini; kocaya ise isterse onu iki yıl içinde manastırdan çıkarma

hakkı tanınmasını, aksi halde kadının manastırda ölünceye dek kalmasını

emretti.

Yahudi hukukunda ise bu ceza, ''Eğer bir adam, başka bir adamın karısı

olan bir kadınla yatarken bulunursa, o zaman kadınla yatan adam ve kadın,

onların ikisi de öleceklerdir'' şeklinde (Kitab-ı Mukaddes, Tesniye,

22:22)

'KİMİN GÜNAHI YOKSA...'

Bununla birlikte, bu kanunların uygulanması erken dönemden itibaren

bırakıldı. Hz. İsa peygamberlik görevine başlayınca, Yahudi bilginleri

ona, zina suçlusu bir kadını getirerek durumu bir karara bağlamasını

istediler. (Yuhanne 8:1-11). Amaçları Hz. İsa'yı bir çıkmaza sokmaktı.

Eğer taşlamaktan başka bir ceza verme eğilimi gösterirse, ''Dünyevi

endişelerle ilahi asayı değiştiren tuhaf bir peygamber var burada''

diyerek yereceklerdi.

Yok, taşlama cezası verecek olsa, bu kez de hem onu egemen Roma hukukuyla

doğrudan bir çatışmanın içine sokmuş olacaklar ve hem de halka dönerek,

''Bakın, bakın! Sizi Tevrat'ın tüm sertlikleriyle karşı karşıya bırakan

bir peygambere inanacak mısınız?'' diyeceklerdi. Fakat Hz. İsa, tek bir

cümleyle komployu tersine çevirdi: ''İçinizde kimin günahı yoksa, kadına

ilk taşı o atsın.'' Bunun üzerine bilginler utanç içinde birer birer

çekip gittiler. (Doç. Dr. Abdülaziz Hatip, Zina Cezasının Tarihçesi,

4.9.2004, Tercüman gazetesi)

TEŞHİR EDİLME CEZASI

Zina eden kadın ve erkeğe değnek cezası verilmesi, bunun yanı sıra

erkeğin eşek üstüne ters bindirilip, başına temizlenmemiş işkembe

sarılarak sokaklarda teşhir edilmesine de rastlanmıştır. Bu ceza

özellikle bir gayrimüslimin, Türk kadınıyla veya Müslüman bir Türk'ün,

zımmi bir kadınla zinası halinde verilir. ( Nazlı Ilıcak, 4.9.2004,

Tercüman gazetesi)

Hasan Celal Güzel bile: ''Radikal gazetesi doğru söylüyor: Devletin yatak

odasında işi ne?..'' derken (4.9.2004, Tercüman gazetesi); Başbakan Recep

Tayyip Erdoğan, zinayı yeniden suç haline getirmek için, niçin bu kadar

çırpınıyor?

Bu sorunun cevabı, Taha Kıvanç'ın (Fehmi Koru) şu değerlendirmesinde

gizlidir (4.9.2004, Yenişafak gazetesi): ''... Bir dostumla konuyu

tartışırken... 'Zina tartışması bir tuzak; hükümet kimseyi mutlu

edemeyeceği bir çizgi savunuyor' dediğimde, o dostum, 'Bence bütün

BELDEN AŞAĞISIYLA SORUNU OLAN DEVLETLER

07/09/2004

Cumhuriyet

Makale

tartışma hükümetin oyunu' diyerek mukabele etti. Allah, Allah... Dediği

şu: Türk Ceza Yasası'nın yeni versiyonu içerisinde toz kaldıracak pek çok

madde var; sadece zina konusu tartışıldığında diğer maddeler tartışma

gündeminden düşmüş oluyor... Zaten oy vermeyecek kişilerin hoşuna gitmek

diye bir derdi yok hükümetin...''

***********************************************************************

ACI, ZİNA, İHANET!..

07/09/2004

Cumhuriyet

Köşe Yazısı

HİKMET ÇETİNKAYA

Gözlerinde acı vardı. Gözlerinde yağmur bulutları. Gözlerinde yaşamın

ince çizgisi . Gözlerinde ölümün soğuk yüzü...

enizin hışırtılarında, kabartıcı acı sabırotlarının içinde yürür

gibiydim.

Gökyüzünde dolunay vardı...

Kaçışların, ihanetlerin, ahlaksızlıkların ortasında, vurgun düzeninin

orta yerinde , yaşamın kıyısında bilinen öfkelerle avunanları seyrettim

uzun uzun...

Anılar denizinde dolaşıp istiridye kabukları toplayan yaşlılar şöyle

sesleniyorlardı:

''Aşk açlığın hırpaladığı bedenlerin altında duruyor çocuklar, aman

dikkat edin...''

Bir sonbahar esintisi vardı havada...

Kuşlar uzak ülkelere göçe hazırlanıyordu...

O sırada bir kadın gördüm. Kadın alkol ırmağında yıkanmış gibiydi...

Gözlerinin altı simsiyahtı!..

Belli ki yorgun ve uykusuzdu!..

Elinde bira şişesiyle bir sandalyeye oturdu...

İçti, içti!..

Bir başka kadın geldi yanına, elini omzuna koydu:

''Çok içiyorsun kızım!''

Kadın bir çığlık attı!..

''Bitti, bitti, bitti!''

Yerinden kalktı, sendeleyerek yürürken şöyle haykırdı:

''Ben hep aldattım, yaşamım boyunca hep erkekleri aldattım...''

Kadını izleyen bir erkek, ''Ne istiyor acaba bu hanım'' dedi. Karısı,

''Galiba sarhoş'' yanıtını verdi...

Her ikisinin de umutsuzlukları gözlerinden okunuyordu...

****

O gün gündemde ''zina'' vardı...

Yani yargının ''yatak odaları'' na dalıp, özel yaşamın müdahalesine

olanak sağlayan yasa tartışılıyordu...

Kadın ve erkek ilişkilerinin paramparça olduğu bir dönemden mi geçiyordu

Türkiye?..

Genç ve mutsuz kadınlar kocalarını, genç erkekler karılarını mı

aldatıyordu?

Bu soruları yanıtlamaya çalışırken, bir adam gördüm...

Bas bas bağırıyordu:

''Ben karımı aldatıyorum, kim karışır bana!''

Sonra gevrek gevrek gülüyordu:

''İmam nikâhı yapıp beş kadınla birlikte yaşayabilirim...''

Adam pos bıyıklı ve göbekliydi. Ağzından salyalar akıyordu...

ACI, ZİNA, İHANET!..

07/09/2004

Cumhuriyet

Köşe Yazısı

O ağlayan kadın ise yalpalayarak yanımdan geçerken mırıldanıyordu:

''Hep aldatacağım erkekleri. Şimdi dul ve bir çocuklu birini buldum. Onu

da aldatacağım.''

Gözlerimi yumdum...

Küçük radyomu açtım!..

Kuzey Osetya 'nın Beslan kentinde yaşanan katliamı ilk haber olarak

veriyordu...

Göbekli, bıyıklı adamı, gözaltları siyah torbalı , sarı yüzlü kadını

aradım ama bulamadım...

Beynim döndü katliamı duyunca!..

Çocukları düşündüm!..

Terörü bir kez daha lanetledim...

Martı ölülerini sallayan denizde, yaban gülleriyle donatılmış evrende

çocuklardan ne istiyordu bu caniler?

Bir okulu basıp en büyüğü 16 yaşında olan yüzlerce yavruyu öldürmek neyin

adıdır?

Ve olayları izlemeye başladım bir tatil köyünde...

Sonra su çiçeklerini düşündüm...

****

Nasıl bir dünyada yaşıyorduk? Niçin hâlâ terörü lanetlemiyorduk? Neden

zina tartışmalarının içindeydik?..

Bebelerin gözyaşlarında sanki ben boğuluyordum!..

Terör lanetlenmeli, tüm dünya ülkeleri el ele vermelidir; Kuzey Irak 'tan

ABD çıkmalıdır!..

Beslan katliamı içimi yaktı!..

Önceki gece penceremin önüne bir mum koyup yaktım...

Utancıyla beni öldüren, giderek yalnızlaştıran terör, hüzün, acı, ihanet,

zina kasırgası artık bitmeli...

Gecenin içinde yağmurlu bir İstanbul akşamında şarkılar söylemek istedim

sevgi ve barış adına...

Ama söyleyemedim!..

9 yaşındaki Alana Doğan 'ın fotoğrafına baktım uzun uzun, baba Seyfi

Doğan 'ın gözyaşlarını sildim...

Tatil köyündeki sarı benizli, gözaltı torbaları simsiyah olmuş o sarhoş

kadını , bıyıklı, göbekli erkeği anımsadım...

Beslan katliamı gecenin içine bir kez daha düştü..

Gözyaşı, hıçkırık, çığlık!..

Gözlerinde yaşamın ince çizgisi...

Gözlerinde ölümün soğuk yüzü...

Ve ihanet!..

***********************************************************************

AHLAKIN ARANACAĞI YER

07/09/2004

Radikal

Köşe Yazısı

MURAT BELGE

Bir süreden beri 'zina' konusuyla çalkalanıyoruz. Böyle bir yasa çıkarma

girişiminin çalkantı yaratması doğal, hatta iyi de. Ama her zaman olduğu

gibi tartışmanın yönü gene saptırılıyor: Geçen gün Taha Akyol Cumhuriyet

gazetesinin nasıl konuyu 'şeriatçılık' alanına çekmeye çalıştığını

yazıyordu. Bu böyle. O gazete ve başkaları dünyada olan her şeyi buradaki

Müslüman partinin iktidardan alaşağı edilmesi için beklenen olay kılığına

sokmak için ellerinden geleni yapıyorlar.

AHLAKIN ARANACAĞI YER

07/09/2004

Radikal

Köşe Yazısı

'Şeriat' pek fazla yoruma açık bir şey değildir: Zina konusu da kitapta

yer alıyor, cezası belli. Şimdi çıkarılmak istenen yasadaki ceza ile onun

arasında bir benzerlik yok.

Ama bu yasanın temsil ettiği sevimsizliğin de 'şeriatçılık'la bir ilgisi

yok. Yani, 'şeriatçı' olmaması, kabul edilebilir bir şey olduğu anlamına

gelmiyor.

Geçenlerde değindiğim bir konu vardı: Görece yüzeyde kalan çeşitli

ayrımlarımıza rağmen, daha derinde büyük çoğunluğu birleştiren

ortaklıklar. Hani biri Fenerlidir, öteki Beşiktaşlı; bunu aşılmaz bir

ayrım gibi görürler; oysa kendi takımlarına tezahüratları ve öteki takıma

küfür etme biçimleri tıpatıp aynıdır. 'Derinden beraberlik' ve 'ulusal

kültür' de kendini burada belli eder.

İşte, tren kazası oldu, medya kurban istedi, 'istifa olacak mı?' diye

sordu. Kimse üstüne alınıp istifa etmediği gibi, 'had aşma' üzerine

lakırdılar edildi. Öbür tarafta bir Yargıtay Başkanı vardı, iktidara

laiklik dersi veriyor, medya da 'Şöyle patlattı, böyle benzetti' diye

alkışlıyordu. Onun da başına Çakıcı entrikaları geldi. Ama sonuçta o da

'İstifa etmem' dedi. Demek ki laiklik dersi veren, dersi alan, başka

dersleri veren ve alan, yani bütün takım taraftarlarını, 'İstifa etmem'

demekle birleşiyor. Çünkü 'ulusal kültür'de 'istifa'nın belirli bir

tanımı, anlaşılma biçimi var ve hangi cepheden olursak olalım, bunu böyle

görüyoruz.

Şimdi bu 'zina' konusu da böyle bir temele dayanıyor. Zaten Meclis'te AKP

şunu demiş, CHP bunu demiş hikâyelerindeki karışıklık da bu 'derin'

ortaklığın kanıtı. Bu, kısmen, bazılarımızın 'ahlak bekçiliği' dediği son

derece yaygın alışkanlığın ürünü; kısmen, bireysel vicdana bağlı bir

davranışı 'kanunla terbiye etme' gibi çok eski ve köklü bir ideolojik

koşullanmanın ürünü. Sonuç olarak, gelenekçi ve son derece görenekçi,

cemaatten topluma geçişini tamamlayamamış bir topluluğun değer ve

davranışlarına bağlı bunlar. O çerçevede, 'şeriatçı' veya değil, İslam'la

da içkin bir ilişkisi yok. Herhangi bir pre-modern toplumda olabilecek

şeyler. Nathaniel Hawthorne'un, zina yapan kadının göğsüne bu günahının

adının ilk harfini yapıştırdıkları, Kızıl Damga romanında anlatılan

topluluk, 21. yüzyılda Türkiye'de yaşayan Müslümanlar değil 14. yüzyılda

New England'da yerleşmiş olan Püritenlerdi -tabii onlarınki de bir çeşit

'şeriat'tır.

Ama burada da toplumun hatırı sayılır niceliklerini kapsayan bir 'derin

birlik' var. 'Ahlakı yasayla düzeltmek' tavrı yeterince derin. Kadın ve

erkeğin yan yana gelmesi olayından duyulan korku da hayli derinlerde

akmaya devam ediyor. Devrimcilerinin 'bacı' ideolojisini icat ettiği bir

toplumda 'muhafazakâr demokrat'lar da böyle yasalar çıkarır.

Yazık, böyle yasalarla daha iyi uyum gösterecek bazı kurumlarımızı

yaşatamadık, lağvettik -örneğin, 'mahalle bekçisi' kurumu. Çok değil,

daha yüzyıl önce, mahallede uygunsuz işler dönen bir evden haberdar

olunduğunda, mahalle bekçisi ve imamının öncülüğünde halk o evi basar,

bazı durumlarda, yakayı ele veren hovarda vartayı atlatabilmek için

'Tamam, evleniyorum' derdi; imam zaten gelmiş, orada, nikâh da kıyılır ve

mesele kapanırdı.

Bu güzel geleneklerin yok olmasına üzülen iktidar, çıkaracağı yasayla

bunların restorasyonuna bir nebze olsun katkıda bulunabilir.

***********************************************************************

TESETTÜR YASAK, ZİNA SERBEST!

07/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

TESETTÜR YASAK, ZİNA SERBEST!

07/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

NUH GÖNÜLTAŞ

İmajı, İslam'da "zina" deyince akla "recm"i getiriyor. "Recm" ise zina

suçunun ceza türü olarak insanların algılamakta güçlük çektiği, özetle ve

malesef "vahşi" bir cezalandırma biçimi olarak karşımıza çıkıyor.

İyi de "recm" denilen cezalandırma biçimi sadece İslam'a mahsus bir konu

mu? Değil. Ama yoğun propaganda "recm" deyince ilkel Arap rejimlerindeki

uygulamayı akla getiriyor. Oysa recm denilen taşlayarak öldürme, ya da

zina eden kişiye uygulanan bir çeşit öldürerek cezalandırma biçimi önce

diğer semavi dinlerin, Yahudilik ve Hristiyanlığın uygulaması olarak

tarihe girdi. Bizdeki bu tür tartışma adabı ise mutlaka her tartışmada

bir şekilde müslümana ve onun dinine vurmak için kullanıldığından "zina

ile recm" bir arada anılarak İslam'ın imajına biraz daha zarar verme

düşüncesi var.

Şimdi... hedef saptırma, yanlışa yöneltme, manipüle etme, olmayanı olmuş,

olanı olmamış gösterme gibi şeytani yetenekler Türk Basınında fazlasıyla

mevcut. Bu zina olayını öyle bir noktaya getirdiler ki, sanki eğer Türk

Ceza Kanunu'nda zina suç sayılırsa zina edenlere recm cezası verilecek.

Bu da AK Parti'nin gizli gündeminin açığa çıkartılan bir göstergesi

olmalı!

Elbette değil, ancak AK Parti böylesi bir toplumda uygulanması mümkün

olmayan bir kısım konuları yasalaştırmak, uygulamada hiç bir zaman

adaletli davranılması mümkün olmayan konularda yasal düzenlemeler yapmak

gibi bir çaba içinde. Bu yanlışlıktan bir an önce dönülmeli.

AK Parti, tek başına hükümetinde ülkede "başörtüsü yasak, zina serbest"

çelişkisini aşmak için bu tartışmayı gündemde tutuyor. Ama bu tartışma bu

çelişkiyi ortadan kaldırmaz. Zinaya kadar ülkede İslam'ın temel

prensiplerine aykırı nice uygulama var. Siz ülkenizde istediğiniz gibi

giyinme hakkını ve özgürlüğünü kadınlarınıza tanıyamıyorsunuz, sonra da

çıkıp "zina suç olmalıdır" diyorsunuz. Bu pek doğru bir durum değil. Bu

tartışma "Allahın haram kıldığını helal kılma çabasına" dönüştü. Allah'ın

İslam toplumu için tartışılması dahi mümkün olmayan bir emrinin Türkiye

gibi laikçi dayatmalar toplumunda tartışılması ne siyasi bir kazanım

sağlar ne de ülke insanına ahlaki bir değer kazandırır.

Zina tartışmasında, ilkel Arap rejimlerindeki uygulamalar topluma

yansıtılarak Türkiye'nin de böyle bir toplum olması hedeflendiği iddiası

ile insanımız dininden soğutulmaya çalışılıyor. Gerçi bu tartışma

"İnsanların hayvanlar kadar özgürlüğü olmalı" diyenleri ve "Evet arkadaş

zina yapmayı savunuyorum" diyecek kadar kendi nefsaniyatını topluma örnek

gösteren kişileri de iyot gibi açık etmeye de yarıyor, ama son tahlilde

bu tartışma yanlışı doğru göstermeye, doğruyu yanlış göstermeye ayarlı

yanlış bir tartışmadır. Yanlışın ise neresinden dönülse kardır!

İLK TAŞI GÜNAHSIZ OLAN ATSIN!

Yahudi din adamları zina yapan bir kadını yargılamak, bu arada İsa

Peygamberi'de sınamak istiyorlardı. "Din bilginleri ve Ferisiler zina

ederken yakalanmış bir kadın getirdilerb Kadını orta yere çıkarark İsa'ya

'Öğretmen, bu kadın tam zina ederken yakalandı' dediler. 'Musa, yasada

bize böyle kadınların taşlanmasını buyurdu, sen ne dersin?' Bunları

İsa'yı sınamak amacıyla söylüyorlardı. Onu suçlayabilmek için bir neden

arıyorlardı. İsa, eğilmiş, parmağıyla toprağa yazı yazıyordu. Durmadan

aynı soruyu sormaları üzerine doğruldu ve 'Aranızda günahsız olan ona ilk

taşı atsın' dedi. Sonra yine eğildi, toprağı yazmaya koyuldu. Bunu

işittikleri zaman başta yaşlılar olmak üzere birer birer dışarı çıkıp

İsa'yı yalnız bıraktılar. Kadın ise orta yerde duruyordu. İsa doğrulup

ona 'Kadın, nerede onlar, hiçbiri seni yargılamadı mı?'diye sordu. Kadın

TESETTÜR YASAK, ZİNA SERBEST!

07/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

'Hiçbiri, efendim' dedi. İsa 'Ben de seni yargılamıyorum' dedi. 'Git,

artık bundan sonra günah işleme'" (Yuhanna, 8.3.7)

Hz. İsa ile Yahudilerin arasında geçen bu diyalog cezalandırmadan ya da

affetmeden yana olan tarafların vijdanlarına hitap ediyor. Yahudiler

cezalandırmak isterken İsa affediyor. Hz. İsa'yı romalıların

işkencehanesine atan ve cezalandırılmasını isteyen de onlardı. Dolayısı

ile zina tartışması müslüman bir toplumun tartışması olamaz. Müslüman bir

fert için bu konu kesindir. Müslüman bir toplum ama laikçi bir sistemde

ise böyle absürd bir tartışmanın tarafı olmak kimseye bir şey

kazandırmaz.

***********************************************************************

ABUK İŞLER

07/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

EMİN PAZARCI

Bir "zina tartışması" ortaya atıldı. Herkes işi gücü bıraktı. Ülkeyi

sarsan skandallar unutuldu. Milletin büyük bölümü "zina" ile uğraşıyor.

İşin en önemli yanı da...

Evlilik dışı ilişki anlamına gelen "zina" kavramının içi boşaltıldı.

Sadece evli erkek ya da kadının bir başkası ile birlikte olmasına "zina"

adı verildi. Onun dışında her şey serbest. Dileyen dilediğini yapabilir.

İsteyen, canının çektiği ile birlikte olabilir.

Kısıtlama, sadece evliler için.

Üstelik, o da şikâyete bağlı. Karı ya da koca şikâyette bulunursa, zina

"suç", şikayette bulunmazsa serbest.

İlaveten, genelevlerin kapıları da herkese sonuna kadar açık.

Oralara evliler de girebiliyor, bekarlar da.

Genelevlerde "zina"nın suç olabilmesi için, kadının kocasını takip edip

bastırması gerekli. O da olmayacak duaya "amin" demek gibi bir şey!

Kadın, kocasını takip edecek. Geneleve girdiğini tespit edecek. Ardından

savcılığa gidecek. Şikâyette bulunacak. Daha sonra, arama izni çıkacak.

Polis, geneleve gidip adamı yakalayacak. Üstüne üstlük, genelevde

yakalaması da bir işe yaramaz. İlle de kadınla birlikte basılacak.

Bütün bunlar olmayacağına göre...

Demek ki, nasıl bir düzenleme yapılırsa yapılsın, genelevler serbest

bölge!

* * *

Deniliyor ki:

- Bizim bütün amacımız aileyi korumak.

İyi, ama nasıl koruyacaksınız? Kadına kocasını, kocaya karısını ihbar

ettirip, içeri attırarak mı? Adam "zinacı" damgasını yiyecek, kadının adı

da "fahişeye" çıkacak. Cezaevinde yatacaklar ve işledikleri suç,

sicillerine işleyecek.

"Suçlu" taraf, kendisini kodese gönderen insanla daha sonra bir araya

gelebilecek mi?

Gelmeyecek elbette.

Varsa, "uzlaşma" ve "anlaşma" imkânı da tamamen ortadan kalkacak. Aile

korunmayacak, tersine karı-kocanın arasına bir de "polis baskını"

girecek.

Arkadaşları da çocuklarla alay edecek:

- Senin anan başkasıyla basılmış öyle mi?

- Baban da amma zamparaymış ha. Ama anan kötü yakalatmış hani!

ABUK İŞLER

07/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

Hadi gelin şimdi, işin içinden çıkın bakalım!

* * *

Bundan yıllar, yıllar, yıllar önce "zinadan" hüküm giyip, cezaevine

girenler oluyordu. Ancak, o zaman Türkiye çok farklıydı. "Zina var"

diyen, peşine polisi takıp, kapıyı kırdırabiliyordu.

Şimdi bu mümkün mü?

Artık, polisin "hadi gel" diyenin peşine takılma yetkisi yok. Zinanın

tespiti için "arama izni" gerekli. Önce savcılığa başvuracak, mahkemeden

"arama izni" çıkaracaksınız. Sonra, bu izin polisin eline gidecek. O da

"arama" yapmak için kapıya dayanacak.

Dayanacak, ama kapıyı kırma yetkisi yine yok!

Bütün bu işlemler ise, saatler, hatta günler alacak.

"Zina" dediğiniz iş de öyle saatlerce süren bir faaliyet değil!

Demek ki...

Siz, Ceza Kanunu'na istediğiniz kadar "zina suçtur" deyin, mevcut sistem

içinde bunun uygulanması mümkün değil.

* * *

Hele hele "zina" işyerinde yapılıyorsa, tespiti imkansız...

Mevcut mevzuata göre, işyerlerinde gece vakti arama yapılamaz. Gece vakti

de gün batımından bir saat sonra başlar.

Ne yapacaksınız bu durumda?

Gece işyerine girilemeyeceği için, "zinayı" nasıl tespit edeceksiniz?

Sabah içeri girildiğinde, zaten iş işten geçmiş olacak.

Üstelik, "zina"nın tespiti için iki kişiyi aynı mekanda yakalamak da

yeterli değil. Cinsel birlikteliğin ispatı gerekli. İşte asıl zorluk da

burada.

Neresinden bakarsanız bakın, abuk sabuk, saçma sapan bir konuyu tartışıp

duruyoruz. Siz, "zina"yı istediğiniz kadar suç sayın, pratikte bunu

uygulamak çok zor. Yapılacak düzenleme, kâğıt üzerinde kalmaya mahkum.

Zinayı suç saysanız bile...

Sadece tribünlere mesaj verdiğinizle kalırsınız. Hepsi o kadar.

* * *

Ayrıca, bugün "zina suç değil" diye, herkes zina mı yapıyor?

Ya da yarın "zina" suç sayılınca, yapacak insan bundan vaz mı geçecek?

Bence, bırakalım artık bu abuk-sabuk işleri. Türkiye'nin çözüm bekleyen

ciddi meseleleri ile ilgilenelim. Çünkü, yazık oluyor, boşuna zaman

kaybediyoruz.

***********************************************************************

ZİNA VE HEDEF ŞAŞIRTMA

07/09/2004

Akşam

Köşe Yazısı

ZEYNEP ATİKKAN

Bu işin ustası Turgut Özal'dı. Gündem saptırmada Özal'ın üstüne yoktu.

Ortaya bir konu atar kenara çekilirdi. Böylece medyatik olma meraklısı

'tartışma milli takımına' iş çıkardı. Özal da bu tartışmaları izledikçe

herhalde içinden kıs kıs gülerdi. O'nun amacı kendi kafasındaki gündemi

hayata geçirmekti. Tartışmalar koyulaşıp küfür kıyamet kıvamına ulaştığı

sırada O da bildiğini okumak üzere düğmeye basardı.

AKP hükümetinin ortaya attığı 'zina' konusu biraz böyle. Yani AKP'nin

ANAP'laşması bir bakıma.

Özal'ın 'hedef şaşırtmacılığı' dört yıllık iktidar döneminin sonunda

ortaya çıkmıştı. AKP ise bu noktaya iki yıl bitmeden geldi.

ZİNA VE HEDEF ŞAŞIRTMA

07/09/2004

Akşam

Köşe Yazısı

Günlerdir 'zina' zırvası ile uğraşıyoruz. Kafkaslar'daki trajediyle

sarsılmasaydık 'zina' manşetten düşmeyecekti. Tele-vole kültürünün

topluma çaldığı maya sayesinde belden 'aşağı'yı, yatak odasını şehvetle

tartışmaya bayılıyor insanlar. Her tele-vole programı hafif çapta bir

'zina' bültenini andırdığına göre. Bu yaz patlayan Tamer Karadağlı olayı

ile mesele katmerlendi zaten. Yani 'zina'yı 'aile korumak' gerekçesiyle

Türkiye'nin en önemli meselesi haline getirmek için ortada ideal bir

momentum da mevcut. Oysa yakın zamana kadar 'zina' sözcüğü telaffuz

edilirken insanların yüzü kızarırdı. Şimdi bakıyorum 'zina' konusu açıldı

mı herkesin söyleyecek bir sözü var. Zorla evlendirildikleri için

Türkiye'de kadınların çoğunluğunun zina yaptığından tutun da imam

nikahına ve kadınların hiçbir zaman eşlerini şikayet edemeyeceği

gerçeğini kabullenişe kadar. 'Muhafazakar demokratlık'ın muhafazakar

ayağını sağlamlaştırmak için arada bir 'aile' faktörünü devreye sokmak

gerekiyor. AKP'nin yaptığı Amerika'daki 'merhametli muhafazakar'

sloganına yapışan Cumhuriyetçiler'den farklı değil. Onlar da 'aile'yi

koruma altına almak peşindeler.

'Zina'nın en önemli tartışma konusu haline geldiği şu günlerde İstanbul

ve Aydın-Söke çevresinde çok sayıda kadınla konuştum. Doğrusu Başbakan'ın

sözünü ettiği gibi bu konuda kadınlardan gelen büyük bir toplumsal

baskıya rastlamadım. Kadınlar, geçim, Bağ-Kur borçları, işsizlik,

çocukların eğitim ve sağlık sorunlarıyla ilgililer. 'Zina' değil ama içki

içen eşlerinden şikayetçiler. Belediyelerin DSP'den AKP'ye geçtiği Ege

ilçe ve beldelerinden bir kesit bu! Yani kadından gelen baskı 'ekonomiye'

ve 'çocuklarının geleceğine' odaklanmış durumda. Başbakan Anadolu

kadınının baskısından söz ediyor...Keşke bu gerçek olsa. Anadolu kadını

Hükümet üzerinde baskısını bu denli hissettirebiliyorsa, sesini bu kadar

duyurabiliyorsa 'zinadan, çok eşliliğe kadar' bu ülkede kadına yönelik

pek çok sorun halledilmiş demektir. Hükümet üzerinde bu denli etkili

olabilen kadınlar keşke Meclis'e gelip seslerini duyurabilseler.

Aslında AKP, meseleyi 'kadın' değil 'aile' diye sunuyor. Aile 'acaba'

zina yasası ile mi korunur yoksa ailelerin ekonomik gücü, yaşam

standartları arttırılarak mı? Ailelerin umut ufku genişletilerek mi?

İki yılı henüz dolmamış olan Hükümet hedef saptırmaya başladı. Medyayı

yanlarına aldıkları için tek parti iktidarları bu taktiği daha kolay

uyguluyorlar. Hep beraber, elbirliği ile güle oynaya! Kadınların sesine

kulak vererek! Aileyi kurtarmak için.

***********************************************************************

ZİNA OYUNU VE AB

07/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

YALIM ERALP

Kabinenin takdir toplayan bakanlarından Adalet Bakanı Cemil Çiçek

uzlaşmaya varılan Ceza Kanun taslağında zinanın suç sayılması için

değişiklik istediklerini açıkladı ve CHP ile görüşmeler başladı. Sayın

Çiçek gerekçe olarak "Anadolu kadını böyle istiyor" dedi. Anket mi

yapılmış? Anadolu erkeği de muhtemelen APO'nun asılmasını istiyor. Asacak

mısınız! Zinanın suç sayılmasını isteyenler herhalde imam nikâhının

çıkaracağı sorunları farkında değil...

Türkiye'de idamın kalkmasına birçok kimse karşı.. Ama kalktı... Şimdi ise

zina oyunu başladı. Zina ayıp.. Her ayıp suç sayılacak mı? Zina mevcut

taslakta boşanma nedeni olabilir..Ama eşler anlaşırsa olmaz da... Hal

ZİNA OYUNU VE AB

07/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

böyle iken bunu suç saymak akıl kârı değil. Üstelik bu kuralın Avrupa

Birliği'ndeki uygulamaya ters düştüğünü bile bile...

"Zina yapan" imam nikâhlı ve birden fazla eşliler ne olacak? Anadolu

kadını birden fazla eşliliğe razı mı! Yasağı uygulasanıza... Bu zinadan

daha önemli değil mi? Zira çok eşliler her gün zina halinde... Ya da

Anadolu kadını kuma olmayı kabul ediyor diye kumalığı da kanuna koyacak

mısınız? Kumalık yasal değil. Evlere polis yollayıp kadın ve erkekleri

toplayıp hapse atacak mısınız! İyi ahlaklı komşular kötü ahlaklı

komşularını da şikâyet edebilecek! Hapishaneler dolarsa ileride

Hükümetler "zina affı" çıkarınca şaşmayın... Eş zinayı duyduktan sonra

altı ay içinde başvuru yapabilecek! Zaman aşımı altı ay zinada! Peki altı

ay konusunu nasıl bileceksiniz? Eş yeni duydum derse; öyle ya zina yapan

eş bunu gazete ilanı ile bildirecek değil!

Ya CHP

Şimdi zinanın suç sayılmasına karşı çıkan CHP ise başlangıçta zinanın suç

sayılmasına Anayasa mahkemesinin kadın-erkek eşitliği konusundaki

kararına uygun olması halinde evet diyecekmiş. Belki bunu da CHP'nin

kadınları istiyordur! CHP bu kabulünü kadın-erkek eşitliğine bağlayarak

AKP'nin reddini sağlamaya çalışabilir. Bir de CHP zina durumuna doğrudan

savcıların el koymasını ve suç duyurusunun sadece eş değil savcı

tarafından da yapılmasını istiyormuş! Bunda da tabii imam nikâhlıların ve

çok eşlilerin durumu dikkate alınarak AKP'nin "hassas" noktasına basılmak

isteniyordu herhalde... Savcı hafiyeler tutacak ve zina var mı yok mu

bakacak! Polis devletine doğru marş marş... Özel hayata saygı falan

çöpe... Bunun temel hak ve özgürlüklere ters olduğunu bile bile..Halbuki

Adalet Bakanı bu yasa Avrupa'ya örnek olacak diyordu; Avrupa ise olmaz

diyor...

AB

Avrupa Birliği'nde Türkiye'yi istemeyen azımsanmayacak bir grup var.

Bunlar zaten Kopenhag Kriterlerini yerine getiremeyeceğimizi

düşünüyordu.. Bir kısmında ise bunlar nasılsa bir yerlerde hata yaparlar;

yaptıklarını batırırlar beklentisi var. Kadının ön plana çıkarılması

gerektiği bir sırada, Türkiye'nin Avrupalı yüzünün öne çıkarılmasının

şart olduğu zaman tam geriye gidiş en azından akılla bağdaşmıyor. Anadolu

kadınının isteklerini öne sürenler kadın kuruluşlarının taleplerine

kulaklarını tıkıyorlar.

Zina ayıp ve boşanma sebebi. Bırakın bu durumda olanların geleceğini

ilgili eşler saptasın..Evlilik akdini onlar yapmış. Üstelik bunu bir de

savcının resen harekete geçmesini bağlamak hapishanelerin dolmasına yol

açmaz mı? Binlerce işin içinden çıkılması zor durumlar yaratmaz mı?

Bunlarla uğraşacağınıza kamunun ve halkın parasını yürütenlerle, kara

para ile ve kayıt dışı ekonomi ile uğraşsanıza.. Bu konular daha mı zor!

Fransa eski Cumhurbaşkanı, Türkler Avrupalı değil diye kampanya yapıyor.

Sanki Türkiye'de birileri de Giscard d'Estaing'i haklı çıkarmak için

paralel kampanyaya başladılar... Bir işe Türk gibi başlayıp Türk gibi

bitirmek var ya... Evliliği sürdürmek ve saadeti yakalamak zina kanunu

ile sağlanamaz... Aksine böyle bir yasa evlilik içi ihtilafları

arttıracak... Birden fazla eşliliğin ve kumalık kurumunun var olduğu

ülkede zina suç olamaz...

***********************************************************************

YİNE İTALYAN CEZA YASASI...

06/09/2004

Milliyet

Köşe Yazısı

YİNE İTALYAN CEZA YASASI...

06/09/2004

Milliyet

Köşe Yazısı

HASAN PULUR

ZİNA, Arapçadan gelen bir kelime, nikâhsız evlilik ya da cinsel

birleşmeye zina, bunu yapan erkeğe "zani", kadına da "zaniye" deniliyor.

Bir de "veled - i zina" deyimi vardır, yani piç...

Ne kadar ayıptır bilir misiniz, bir insanı piç diye aşağılamak...

Günahı nedir onun?

Evlilik dışı bir ilişkiden dünyaya gelmişse, anası belli, babası belli

değilse, bu onun günahı mıdır? Eğer "piçlik" bir aşağılayıcı sıfat olarak

kullanılıyorsa, nice anası belli, babası belli, nikâhı belli yaratık bu

sıfata layıktır, bilir misiniz?

***

NEREDEN çıktı bu zina kavgası?

Anayasa Mahkemesi önce kadını zinadan mahkûm eden maddeyi iptal etti,

sonra da eşitlik ilkesine aykırı diye erkeği ilgilendiren zina maddesi

iptal oldu, yani ceza kanununda zina diye bir suç kalmadı.

***

ARADAN bunca yıl geçti, yeni ceza kanununa zina maddesini yine

koyuyorlar.

Niye?

Zina maddesi iptal edildi diye, zina vakalarında patlama mı oldu?

Toplum bu yüzden sarsıntı mı geçiriyor?

Bir de aile birliğini korumaktan söz ediliyor.

Yani kadın veya erkek zina yaparken yakalanmış, cezalandırılmış, hapse

girip çıkmış. Sonra ne olacak?..

Yani o kadın veya erkek evine dönecek mi, dönebilecek mi?

Hele Anadolu kasabalarında, rezil rüsva olduktan sonra... Zinanın tek

cezası, "kesin boşanma sebebi" sayılmasıdır.

***

ONURSAL Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş'ın da görüşü şu:

"Zinayı yeniden önerildiği şekilde suç haline getirmenin şu sakıncaları

olacaktır:

Çağdaş tüm ülkeler zinayı suç olmaktan çıkarıp boşanma nedeni yaparken,

bizim yeniden suç haline getirmemiz, çağdaş dünyaya uyum sağlamamızı

zorlaştıracak, AİHM'nin aleyhimize karar vermesine neden olacaktır.

Kadın - erkek eşitliği sağlıyoruz diyerek, erkeğin de bir defa eşinden

başka bir kadınla ilişkide bulunması suç sayılmakla, yeni bir suç ihdas

edilmekte; başka bir deyişle İtalya'da on dokuzuncu yüzyıldan beri, bizde

Cumhuriyet'in ilk yıllarından beri toleransla karşılanan, suç sayılmayan

bu eylem, suç haline getirilerek, çağ değil, çağlar dışı bir uygulamanın

zemini yaratılmaktadır.

Basından okuduğumuza göre CHP, bu suçun takibini eşlerden birinin

şikâyetine bağlı olmaktan çıkarıp resen takibi gereken bir suç haline

getirilmesini de istemektedir. Tarih boyunca, zinanın suç sayıldığı

ülkelerden, sadece şeriat kanunlarıyla yönetilenler, bu suçu resen takibi

gereken bir suç haline getirmişlerdir."

***

VURAL Savaş, ayrıca yeni ceza kanunu tasarısını da üzerinde tartışılmaya

değmeyecek kadar kötü buluyor ve "Çağdaş bir yasaya kavuşmak istiyorsak,

gelin Atatürk zamanında olduğu gibi ceza yasamızı çağdaş bir yasaya,

mesela İtalyan Ceza Yasası'na benzetmekle yetinelim" diyor. (x)

Buna bir alışkanlık da diyebiliriz, bundan önceki ceza yasası da İtalyan

Ceza Yasası'ndan alınmıştır, lakin o İtalya ile bugünkü İtalya, aynı

İtalya değil...

(x) Cumhuriyet, 3 Eylül 2004

YİNE İTALYAN CEZA YASASI...

06/09/2004

Milliyet

Köşe Yazısı

h.pulur@milliyet.com.tr

***********************************************************************

ZİNA MESELESİ

06/09/2004

Türkiye

Köşe Yazısı

AYŞE GÖKTÜRK TUNCEROĞLU

Zina TCK’ya suç olarak girsin mi girmesin mi? tartışması sürüp gidiyor.

Kendi kendime bazı sorular sorup cevaplar bulmaya çalışıyorum:

Zina şikâyete bağlı suç kapsamına alınırsa... Karı veya koca, zina yapan

eşini şikâyet edip hapse attırdı. Eline ne geçer? Eğer şikâyetçi kadınsa

zaten kocasını hapse attırması kolay değildir. Çünkü memleketimizde

kadınlar ekonomik olarak kocalarına bağımlıdırlar. Kocasının üç-beş ay

hapse girmesi kadına ne kazandırır? Devlet herhalde kocası zina suçundan

hapse düşmüş kadınlara maaş bağlamayacak. Üstüne adam bir de hapisten

çıkınca, “Sen ne cüretle?...” diyerek kadının ağzını burnunu dağıtabilir.

Bunları düşünen kadın, üzerine kuma da gelse zaten şikâyet edemeyecektir.

Ekonomik olarak kadın kocasına bağımlı değilse bile, hapse attırdığı

adamla geçinmeye devam eder mi? Aklı başında bir kadın, şayet kocasını

affetmiyorsa, bu durumda işi medenîce, kısa yoldan halleder: Boşanır.

Zina yapan kadınsa, kocası şikâyet ettirerek onu hapse attırdı diyelim.

Sonra? Hapisten sonra herşey güllük gülistanlık mı olacak? Bir süre hapis

yatmakla mesele halloluyor mu?

Böyle bir ailedeki çocuklar ne olacak? Annesi ya da babası zina suçundan

hüküm giyip hapse yollanmış bir çocuğu düşünün. Arkadaşları arasındaki

vaziyetini düşünün. “Şu kızın anası zinadan içerde”... “Bu oğlanın babası

zinadan yatıyor.” Aile adına derken aileyi büsbütün dile düşürmüş

olmayacak mıyız? Halbuki taraflardan biri bu suçu işlediyse, karşı taraf

da affetmiyorsa, olayı ortalığa saçmadan, hakim önüne çıkıp boşanmak en

doğrusu değil midir?

Bu madde aile birliğini koruma adına konmak isteniyor. Eşlerden zina

yapanı hapse attığımızda, aile birliği zaten çökmüş olmayacak mı?

Şikâyetçi eş, ceza almasını sağladığı eşle ceza süresi tamamlandıktan

sonra, hiçbir şey olmamış gibi nasıl geçinebilir? Yoksa şikâyet etmek,

aslında bağışlamaya niyetli olmak ama “Hele bir burnu sürtülsün!” demek

midir? Bence karı veya koca, yekdiğeri hakkında “Burnu sürtülsün!”

cümlesini kuruyorsa zaten aile bitmiştir.

Bu maddenin caydırıcı olacağına gerçekten inanıyor musunuz? Meşrebi bozuk

bir adam karısının şikâyet etmeyeceğini bildiğinde, ya da

yakalanmayacağına emin olduğunda TCK’daki maddeyi neden hesaba katsın?

Kadın-erkek eşitliğini sağlamak için deniyor. Kadın-erkek eşitliğinin

sağlanamayacağı tek konu belki de bu değil mi? Dünyanın her yerinde

erkekler namus konusunda, sadakat konusunda sınıfta kalmışlardır, ama

mağdur da hep kadınlardır. Bu eşitsizlik, zina, kanuna suç maddesi olarak

girse de değişmeyecektir.

Bu sorulara verdiğim cevaplar beni tatmin etmiyor. Ben dinimizde zinanın

büyük günahlardan olduğuna inanmış biriyim. (Zaten bu konuda semavî

dinlerin hükümleri bütün kanun maddelerinden daha caydırıcıdır da bunu

söylemek suç olmuştur) Ancak zinanın ceza kanununa suç olarak girmesinde

mantıklı bir taraf göremiyorum, işe yarayacağına, uygulanabileceğine

inanmıyorum. Zina tek başına boşanma sebebi olmalıdır, o kadar. Zaten

öyledir. Yığınla mesele varken, gündemi bu konuyla meşgul etmenin âlemi

yoktur. Ben de ettim, affola!

ZİNA MESELESİ

06/09/2004

Türkiye

Köşe Yazısı

***********************************************************************

'ERDOĞAN AHLÂK HOCALIĞI YAPIYOR'

06/09/2004

Milliyet

Haber

İBRAHİM KABOĞLU

İnsan Hakları Danışma Kurulu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, zinanın

suç sayılması girişimini eleştirdi, "Avrupa Birliği bürokratları

konuşmaya başlasın, hükümet uygulamayı rafa kaldırır" dedi

İnsan Hakları Danışma Kurulu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, hükümetin

yeni TCK Yasa Tasarısı'na zinanın suç sayılmasını ekleme girişimini

"anlamsız" bulduğunu belirterek "Neye hizmet edeceği belli değil.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ahlâk hocalığı yapıyor. Gerekçeleri

inandırıcı değil" diye konuştu.

Hangi araştırmaya dayanıyor?

Fransa'da çeşitli üniversitelerde insan haklarına ilişkin dersler veren

Kaboğlu, hukuk sistemine zinanın suç olarak girmesinin Türkiye'yi ileriye

götürmeyeceğini savundu. Kaboğlu "Yasayla yeni bir suç konurken toplumsal

yarar beklenir. Ancak bu düzenlemenin neye hizmet edeceği belli değil.

'Anadolu kadını istiyor' deniyor. Fakat kimin isteği hangi araştırmaya

dayanıyor, kimin istediği somut olarak belli değil" dedi.

Ortaya konulan gerekçelerin inandırıcı olmadığını ifade eden İnsan

Hakları Danışma Kurulu Başkanı Kaboğlu, şunları kaydetti:

"Zinanın suç olmasını önerenler, inandırıcı gerekçelerle ortaya

çıkamıyor. Gerekçe yok. Ayrıca düzenleme yapılması halinde umulan yarara

ulaşılamayacağı gibi sakıncaları daha fazla. Kadın erkek eşitliği

açısından, töre cinayetleri, beraket kontrolü, kuma getirme, imam nikahı

gibi Türkiye'yi çağdışına iten uygulamaların üzerine giderek önlemek

dururken, hiçbir yarar getirmeyecek zina konusu ortaya çıkarılıyor. İnsan

haklarına da aykırı."

'Hükümet geri adım atar'

Kaboğlu, AB bürokratlarının AB üyeliği yolundaki Türkiye'nin imajının

zedeleneceğini yönündeki açıklamalarının yoğunlaşması halinde hükümetin

geri adım atacağını da iddia ederek "AB bürokratları konuşmaya başlasın,

hükümet bu uygulamayı hemen rafa kaldırır" dedi.

***********************************************************************

KADIN HUKUKU UZMANI MOROĞLU'DAN 'ZİNAYA CEZA' YORUMU : AMAÇ KADINA BASKI

06/09/2004

Milliyet

Söyleşi

DERYA SAZAK

NAZAN MOROĞLU

AB Kadın Hukukçular Derneği ve Avrupa Kadın Lobisi üyesi Avukat Nazan

Moroğlu: Hem AB ile uyum diyoruz, hem zina suçunu TCK'ya monte etmeye

çalışıyoruz. AKP'yi anlamak güç

DERYA SAZAK: Ekimde çıkacak AB İlerleme Raporu öncesinde TCK'da

getirilmek istenen 'zina suçu' Türkiye'de kadın hakları alanındaki

eksikleri gidermek bir yana, bazı kazanımlardan geriye dönüş sayılıyor.

Kadın örgütleri, 14 Eylül'de Meclis'te protestoya hazırlanıyor. 'Kadın

Dayanışma Grubu' olarak sizin de etkinlikleriniz olacak. Müzakere süreci

öncesinde kadın erkek eşitliğinde neredeyiz?

KADIN HUKUKU UZMANI MOROĞLU'DAN 'ZİNAYA CEZA' YORUMU : AMAÇ KADINA BASKI

06/09/2004

Milliyet

Söyleşi

NAZAN MOROĞLU: AB sürecinde önemli reformlar yapıldı. Türkiye'nin BM

Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi'ni (CEDAW)

onaylamasının ardından 4 yılda bir sunulan ülke raporlarında zaten bu

eşitsizlikler ele alınmış ve hangi yasalarda değişiklikler yapılacağı

belirlenmişti. Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'ye aday ülke statüsü

verilmesiyle çalışmalar hız kazandı. Anayasa, Medeni Kanun ve İş Kanunu

değişiklikleri gerçekleşti.

Brüksel bazı düzenlemeler istiyor, Türkiye'de kadınların durumunu AB

ölçütlerine göre geri buluyor. Neden?

- Bazı hakların göstermelik şekilde düzenlendiği düşünülüyor. 2001

yılındaki birinci uyum paketinde eşitliğin Anayasa'ya eklenen aile içinde

'eşler arası eşitlik'le sınırlı geçiştirilmesine itiraz etmiştik. Yeterli

olmadığı AB tarafından da görüldü. 'Olumlu ayrımcılık' da gündemdeydi ama

kadınlarla ilgili önlemler Anayasa'ya girmedi. Bunlar hep eksiklerimiz.

Siz AB uyum sürecinde reformların toplum yaşamında uygulanması için ne

yapıyorsunuz?

- Medeni Kanun'da kadınlara yönelik haklar üzerinde bilinçlendirme

kampanyası etkili oldu. Mesela, evlilikte 'aile konutu' korumaya alındı.

Bu düzenlemeyi gecekondularda anlatmak için İstanbul Barosu'nda

toplantılar yaptık. Kadınların kapının önüne konmasını önlemeye

çalışıyoruz.

Zina tartışmasına ne diyorsunuz?.. Yeni TCK'da 'namus cinayetleri'nde

kadını koruyucu düzenlemeler beklenirken, ilkel bir cezaya geri

dönülüyor.

- Türkiye geleneksel bir toplum olarak görünse de kuruluş felsefesinde

kadın - erkek eşitliğine dayanıyor... Zamanla oy kaygısıyla muhafazakâr

bakış açısının öne çıktığı dönemlere gelindi. Zihniyet değişmedikçe

yasalar yetmiyor.

TCK tasarısında 'töre cinayeti' deniliyor. Neden?

- Töre denilince Doğu, Güneydoğu gibi algılanıyor, bugün İstanbul'da da

'namus saiki'yle cinayetler işleniyor, acaba o zaman kasten öldürmenin

nitelikli hali olmayacak mı sorusu ortaya çıkabilir.

Kadın namusuna kontrol

Zinaya dönersek, AKP bunu neden getirmek istiyor?

- Anayasa Mahkemesi iptal edene kadar ceza kanunundaki zina suçu iki ayrı

madde halindeydi. Eşitsizlik, farklı ceza verilmesinden doğdu. Mahkeme

kararıyla iptal edildiğinden bu yana zina TCK'da suç değil. Birdenbire

eski zihniyet geri geldi, daha doğrusu siyaset, kanunlara egemen oldu.

Hükümetin 'Anadolu kadını istiyor' savına katılıyor musunuz?

- Hayır. Zinayı kadını baskı altına almak üzere getiriyorlar.

Aile birliği, kadının onuru açısından yaklaşıyor Başbakan Erdoğan

soruna...

Kadının namusunu bu sefer zina suçuyla kontrol altına almak istiyorlar.

Burada asıl Anadolu kadınının yaşadığı bir gerçek var: AKP'de çok sayıda

erkeğin bir resmi nikâhlı, bir imam nikâhlı eşinin olduğunu biliyoruz.

Hem AB ile uyum diyoruz, reformlar yapıyoruz hem de hiçbir Avrupa

ülkesinde olmayan zina suçunu, çağdışı bir zihniyetin ürünü olarak TCK'ya

monte etmeye çalışıyoruz. AKP'yi anlamak güç. Zina geçmişte suçtu da ne

oldu? Kadınların öncelikle ekonomik bağımsızlıklarının olması gerekiyor,

eşini mahkemeye verip 'Zina suçtur' diye hapse attırırsa ne yapacak?

Hayatını nasıl sürdürecek? Kaderine boyun eğip oturuyor.

AKP'li bazı milletvekilleri asıl 'İmam nikâhı hukuken zina sayılır'

görüşünde.

- Evet, kişinin resmi nikâhlı eşi olup bir de imam nikâhlı varsa, işte bu

tam da zina suçunu oluşturuyor. Bir olay anlatayım; baroya başvuran bir

KADIN HUKUKU UZMANI MOROĞLU'DAN 'ZİNAYA CEZA' YORUMU : AMAÇ KADINA BASKI

06/09/2004

Milliyet

Söyleşi

şehit eşi, şehit maaşını bağlatmak istiyordu, iki çocuğu vardı. Evlilik

belgesini istedik. Kadın imam nikâhlı ama yasalar karşısında durumunu

bilmiyor. Resmi olarak evli olmadığının farkında değil.

TCK'da zinaya gerek yok

Zinanın hukuktaki yeri ne olmalı?

- Özel yaşamdır ve bir boşanma nedeni olarak Medeni Kanun'da yer

almaktadır. TCK'da bulunmasına gerek yok.

Kadın sorunlarında öncelik ne olmalı?

- Zinayı bırakıp eğitime bakmalıyız. Türkiye AB yolunda ilerliyor ama

nefes nefese kanunları çıkarsak da yaşama geçirmedikçe sorunları

aşamayız. Ülkenin 10 gününü zina tartışmasıyla harcamak kimsenin hakkı

olmamalı.

Akşit destek vermemeliydi

Kadınların kendi haklarını parlamentoda savunmalarının etkili yolu nedir?

- Meclis'te bugün 150 tane kadın milletvekili olsa, ne Medeni Kanun bu

şekilde çıkardı ne de zinanın TCK'ya suç sayılması için adım atılırdı.

Hükümette aileden sorumlu kadın bakan zina tartışmasının neresinde?

Güldal Akşit sesini duyuramıyor mu?

- Biz de merak ediyoruz. Bütün bunlar olurken kadın bakan nerede? Bütün

ülkelerde siyasette bir süreklilik vardır. Bizde de Kadının Statüsü Genel

Müdürlüğü'nde ve Devlet Bakanlığı'nda şimdiye kadar yazılmış bütün

raporlarda zina suç olmamalı diye yazıyor. Kadından sorumlu Devlet

Bakanı'nın tam tersini söylemesini anlamak mümkün değil. Güldal Akşit,

TCK'ya zina suçu girmesine destek olmamalıydı. Aile birliği eşlerden

birini hapse attırmakla mı korunur!

Yüzde 4 kadın milletvekili ayıp

- Türkiye TBMM'de yüzde 4 oranındaki kadın milletvekiliyle çok geri bir

durumda. Bu, Türkiye'nin ayıbı. Anayasa'nın 10. maddesine olumlu

ayrımcılık ilkesi girseydi, Siyasi Partiler ve Seçim yasalarına da yüzde

30 oranında cinsiyet kotası konulmak üzere kadınların Meclis'te etkin

şekilde temsili sağlanabilirdi.

Ancak bu durumu fırsat eşitliğine aykırı bulan çevreler de var.

- Mesela yasalara 'Meclis'te kadın ve erkek her iki cinsiyetten biri

yüzde 30'un altında yer alamaz' diye bağlayıcı hüküm konacak.

28 Mart yerel seçimlerinde kadın belediye başkanı oranı iyice aşağılara

düşmüş.

Çok düşük, 3600'de 23 gibi... Hiç yok gibi.

Ataizi olayında sorun 'miras'tı

Medeni Kanun gecekonduya girdi diyorsunuz...

- Tabii, tabii... Oralarda çok daha fazla anlatıldı. Bir de mal rejimleri

konusunda çok varlıklı kesim yasayı ezbere biliyor. Yasa çıkarken aileler

gidip mal ayrılığına devam konusunda sözleşme yaptılar.

Sözleşme olayı Hande Ataizi'nin evliliğinin son bulmasında etken değil

miydi?

- O sözleşmeyi imzalamazsa evlilik süresince edinecekleri malları eşit

paylaşırlar. Aile, hukukçu olduğu için kanunu çok iyi biliyor. Hande

Ataizi olayında asıl kişisel malların, evlilik sırasında miras yoluyla

gelen malların gelirleri nedeniyle sorun çıktı. Bunu paylaşmak

istemediler.

Türban, AKP'lilerin yaşam tarzı haline geldi

Türkiye'de zina tartışması başlarken, Irak'ta Fransız gazetecileri rehin

alan İslami direnişçiler türban yasağının kaldırılmasını istediler, ancak

Fransa ödün vermedi. Türkiye AB ile 2005'te müzakerelere başlarsa, AKP

tabanındaki türban serbestisi beklentisiyle Avrupa'daki karşıtlık nasıl

dengelenecek?

KADIN HUKUKU UZMANI MOROĞLU'DAN 'ZİNAYA CEZA' YORUMU : AMAÇ KADINA BASKI

06/09/2004

Milliyet

Söyleşi

- Bu çelişkiyi düşünmemek mümkün değil. AB'yi bir kenara bırakırsak

önceleri bir siyasi simge olarak kullanılan türban giderek yaygınlaşıyor.

Bakanlarıyla, başbakanıyla AKP kadrolarının, ailelerin in yaşam tarzı

haline geldi.

Devlet protokolünde türban krizi yaşanıyor.

- Türkiye bir laik hukuk düzenine sahip, o değişmedikçe bu kurallar

geçerli olacak ve böyle uygulanacak. Ancak bizleri endişelendiren, adım

adım gelişen bir durum var. Kadınların kamusal alandan çekilişi. AKP

hükümetinde kadının iş yaşamından çekilmesini savunan bakanlar var.

Kamuda işe alımlarda cinsiyeti erkek olmak koşulu yazılıyor.

AB süreci türban sorununun çözümüne nasıl bir katkı sağlayabilir?

- Türban sorunu AB ile beraber çözülebilir, soruna demokratik hak ve

özgürlükler diye bakılsa bile bu hakların belli alanlarda

sınırlandırılabileceğine ilişkin kanunlar, kararlar çıkmaya başladı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararı Türkiye'yi de bağlayıcıdır.

Kadınların siyaset yaşamına katılmasının önündeki engel...

Erkek egemen bakış açısı... Siyasi partiler, kadın adayları eliyor.

Listelerde seçilemeyecek sıralara koyuyorlar. Kadınlarımız da siyaset

konusunda özgüven eksikliği gösteriyorlar. Oysa hayatın her alanında,

çalışan kadın oranı yüzde 34'lerde ve AB standartlarının altında değil.

Hatta bazı işkollarında ilerisindeyiz. Siyasi yaşamda yer almak biraz da

ekonomik güce ve bağımsızlığa bağlı olduğu için orada dayanak yok.

Kadınların daha çok karar verici görevlere getirilmesine engeller var.

AB hazırlıklarına dönelim isterseniz, aralıka kadar AB Kadın İnisiyatifi

olarak sizin eylem planınız nedir?

- 13 Ekim'de Brüksel'de bir toplantı düzenliyoruz: 'AB sürecinde

Kadınların Ortak Paylaşımı.' Türkiye'den ve Avrupa Birliği üyesi

ülkelerden uzmanlar katılacaklar ve Cumhuriyet'ten bu yana kadınların

kazanımları ve günümüzün sorunları tartışılacak. Alternatif İlerleme

Raporu sunacağız, kadın hakları konusunda.

Yıllardır kadınların haklarını savunuyor

Nazan Moroğlu, 1947 doğumlu. Alman Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk

Fakültesi mezunu. Kadın hukuku alanında mastır yaptı. Almanca ve

İngilizce biliyor. Avrupa Birliği Kadın Hukukçular Derneği kurucu üyesi

ve Avrupa Kadın Lobisi üyesidir. Halen İstanbul Barosu Kadın Hakları

Komisyonu ve İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği Başkanı'dır.

AGİT, Avrupa Konseyi Kadın Erkek Eşitliği Komitesi, HABİTAT, Avrasya

Kadınlar İşbirliği toplantılarında resmi delegasyonda yer almıştır. Kadın

hukuku, Medeni Kanun, Kadın Erkek Eşitliği alanında yazılmış kitapları

bulunuyor. AB doğrultusunda 'Kadın Dayanışma Grubu'nda çalışıyor.

***********************************************************************

NAS: ZİNAYA CEZA SAÇMALIK

06/09/2004

Milliyet

Haber

NESRİN NAS

ANAP Genel Başkanı Nesrin Nas, hükümetin zinaya ceza getirme çabalarını

"Böyle saçmalık olmaz. Zina boşanma sebebi. Aile cezalarla ve devlet

eliyle korunamaz" diye eleştirdi. Ağustosta ABD'de Hazine yetkilileri ve

politik çevrelerle görüşen Nas, gündeme ilişkin konuları değerlendirdi.

Nas, "AB'ye girmeyi hedefleyen ülke iç hukukunu AB'ye uydurmak

zorundadır. Eşit ceza diye bir şey olmaz. Mevcut durum sürdürülmelidir.

Hükümet kendi tabanına selam vermek için bu konuyu kurcalıyor olabilir"

NAS: ZİNAYA CEZA SAÇMALIK

06/09/2004

Milliyet

Haber

dedi. ABD'de konuştuğu çok ünlü bir gelecek bilimcinin "Kökleri radikal

olan, merkeze gelen ancak orada kalabilen parti yoktur. AKP geçicidir, en

ufak bir krizde radikal unsurları öne çıkar" dediğini de ifade eden Nas,

"Türkiye'nin çıkışı liberal demokrat bir partidir" diye konuştu.

***********************************************************************

SEZER İFŞAATI : YARGITAY BAŞKANI'NIN YERİNDE OLSAM ÇIKAR KONUŞURUM

06/09/2004

Sabah

Söyleşi

SAMİ SELÇUK

BALÇİÇEK PAMİR

Eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk: "Sezer statükocu. Altı yıl önceki

özgürlükler konuşmasını da kendi değil başkası yazdı".

Sami Selçuk'tan Sezer'in Anayasa Mahkemesi Başkanı iken 26 Nisan 1999'da

yaptığı konuşma için tarihi açıklama: "Ona dayanarak Sezer'i özgürlükten

yana gösterdiler. Oysa o konuşmayı kendisi yazmadı."

İÇTEN OKUYAMADI

"Başkasının yazdığı konuşmayı içten okuyamazsınız ancak kıraat edersiniz.

Sonraki tutumundan anlaşıldı ki, Cumhurbaşkanı statükodan yana tavır

alıyor. O konuşmayı inanarak yapmamış."

ÖZKAYA KONUŞSAYDI

Sami Selçuk, Adli Yıl'ın bugünkü açılış töreni için de Özkaya'ya gönderme

yaptı: "Ben Yargıtay Başkanı'nın yerinde olsaydım, bütün yaşananlara

rağmen çıkar konuşurdum. "

İşte Sezer'in o ünlü konuşması

* İnsan hakları kavramı ulusal bir sorun olmaktan çıkmış ve uygar

toplumların olmazsa olmaz koşulu haline gelmiştir.

* Özgürlük alanı genişletilmeli, anayasa ye yasalar özgürlüğü önleyen

öğelerden arınmalı. Düşünce özgürlüğü sağlanmalı.

* Fikirlerin açıklanması ve yayılmasında belli bir dilin kullanılmasını

yasaklamak olmaz.

* Mahkeme kararlarına saygı herkesten önce yargı mensuplarından

beklenmelidir.

(Anayasa Mahkemesi'nin 37. kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmadan)

Yargıtay Başkanı'nın yerinde olsam çıkar konuşurum

Eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk "Yaşananlara rağmen ben olsaydım, Adli

Yıl açılışında çıkar konuşmamı yapardım. Çünkü konuşmayı yapabilmek,

kendime güveniyorum, yanlışım yoktur demektir" diyor.

Son yaşanan skandallardan sonra bu Adli Yıl'ın açılışında, Yargıtay

Başkanı yerine başkanvekili konuşma yapacak. Eski Yargıtay Başkanı Sami

Selçuk'un kapısını aslında Yargıtay konuşmak üzere çalmıştım ama laf lafı

açtı. Zina tartışmalarına hatta Cumhurbaşkanı'nı bile konuştuk. Selçuk

Yargıtay'ın yaralandığı görüşünde.

Yargıtay'da olanları nasıl karşıladınız?

AB'ye hazırlanan bir Türkiye'de hepimiz kötü bir sınav verdik. Suçsuzluk

karinesi vb. gibi küresel kavramlara ne denli uzak olduğumuz ortaya

çıktı. Yargıtay Başkanı önce hüküm giydi, sonra da ona yargısız infaz

yapıldı. İlkin ev aldı, onarım yaptırdı, Çakıcı üstlendi dediler. Hepsi

yalanlandı. Tüyo verdi, bilgi verdi, adamın kaçmasını sağladı dediler.

Oysa dava, daha önce onanmış. Tüyo söz konusu değil. Çünkü suç DGM'nin

kapsamında. Bu tür suçlarda sanığın kaçacağı karinesi esasen var.

SEZER İFŞAATI : YARGITAY BAŞKANI'NIN YERİNDE OLSAM ÇIKAR KONUŞURUM

06/09/2004

Sabah

Söyleşi

Dosyadaki yazı ise yargıçlara değil polis ve jandarmaya hitap eder. Bütün

bu bilgileri her yurttaş Yargıtay ilgili dairesinin kaleminden,

internetten öğrenebilir.

Eski bir Yargıtay Başkanı olarak kendi meslektaşlarınızı koruyorsunuz

diye düşünülebilir mi?

Hayır, böyle bir şeyi kabul etmem. Yargıtay'ı da en çok karşı oyu yazmış

biri olarak yıllardır eleştiriyorum. Ben kişileri ve kurumları değil,

sadece hukuk bilgisinin ve mantığının içinde hukuku savunuyorum.

Dosyasını İstanbul'dan Ankara'ya istedi ama..

Dosya Yargıtay Başsavcılığı'na gönderildi. Yazışmalar savcılıktan

savcılığa yapılır. Hiçbir zaman dosya doğrudan mahkemeye gitmez.

Yargıtay Başkanı'nın hiç mi suçu yok sizce?

Dosyayı incelemedim. Basına yansıyan bilgilere göre suçsuz görünüyor.

Ancak herkes yanlış bilgiler üzerine yorum yazıları yazdı. Ama ben

olsaydım çok kısa, üç dört cümlelik bir yazılı açıklamayla yetinirdim.

Çünkü ayrıntıya girildikçe yorumlar çoğalıyor. Çelişkiler oluyor, çatışma

çıkıyor, iş büyüyor. Türkiye'de ne yazık ki düşünceler çürütülmüyor,

insanlar çürütülmeye çalışılıyor. Geçmişte herkesin yanlışı olmuştur.

Siz Yargıtay Başkanı iken size de yaklaşanlar oldu mu "Aman işimi hallet"

diye?

Görev yaparken, özellikle taşradayken insanlar ilkin sizi dener.

Yaklaşmaya çalışırlar. Bu yüzden taşradaki yargıçlar savcılar içlerine

kapanırdedikodudan uzak dururlar. Bizim toplumun hastalıklı yönlerinden

biridir bu. Başka türlü davrandığınızda toplum hemen bir şeyler

yakıştırır. Fransa'ya ilk gittiğimde ve Fransız Yargıtayı'nda avukatlarla

yargıçların rahat görüntülerine çok şaşırmıştım. Ama o toplum buna

alışmış.

Peki Yargıtay Başkanlığınız sırasında sizden bir şeyler isteyenler olmadı

mı?

Kimi zaman bir kurum randevu ister, etkinliklerini anlatmak için.

Geldikten sonra bir davası vardır onu anlatmaya başlar. O zaman hemen

uyarır, dinlemezdim. Kimi zaman ise önemli iddialarla gelirler.

Sözgelimi, "Dosyada bir rapor var, hakim onu görmedi" der. Bu önemli

olabilir. O zaman bunun gerçek olup olmadığını araştırmak gerekir.

Yargıtay'daki depremden kim kârlı çıktı?

Hiç kimse. Ama birileri zararlı çıktı: toplum. Yargıtay yargıçların

kurumu değildir, toplumun kurumudur. Yargıtay şu anda yara bere içinde.

Yargıtay Başkanı çıkıp konuşma bile yapmıyor. Buruk bir açılış olacak bu.

Ne diyecek başkan vekili?

Genel ilkeler üzerinde duracaktır. Bu olaylara değineceğini sanmıyorum,

doğru olmaz. Yani işi kişiselleştirmeye, ufak şeylerle uğraşılıyor havası

vermeye lüzum yok.

Siz Yargıtay Başkanı olsaydınız...

Çıkar konuşurdum. Kendime güvendiğimi gösterirdim. Hiçbir yanlışım yoktur

demeye gelir böyle bir konuşma. Ama arkadaşımız çok üzülmüş. Haklı. Çok

hırpalandı, sinir sistemini yıprattılar. Böyle bir karar almış kendisi.

Zamanında bana da çok saldırı olmuştu. Ancak ben bilimsel doğrularımdan

hiçbir zaman ödün vermedim.

CUMHURBAŞKANI STATÜKOCU

Türkiye krizler ülkesi. Her gün başka bir tartışma, çatışma yaşanıyor.

Zaman zaman cumhurbaşkanı ve Başbakan arasındaki gerginliklere de tanık

oluyoruz. Siz nasıl karşılıyorsunuz bu durumu?

Hiç hoş değil.

Siz Cumhurbaşkanı seçiminin de meşru olmadığını söylüyorsunuz.

Değildi, anayasaya aykırıydı. Meşru olmayan bir şey üzerine meşru bir

SEZER İFŞAATI : YARGITAY BAŞKANI'NIN YERİNDE OLSAM ÇIKAR KONUŞURUM

06/09/2004

Sabah

Söyleşi

şeyi bina edemezsiniz. Cumhurbaşkanlığı makamı bence bedenen doludur, ama

ancak hukuken boşluktadır. Anayasanın maddesi açık, istifa etmeden

seçimlere katılıyorsunuz, bu mümkün değil. Üstelik bunu açıklamak için

kendilerine göre bir gülünç bir yorum yaptılar. Zira özel yasa-genel yasa

ilişkisi ile özel -genel hüküm ilişkisini bir birine karıştırdılar.

"Özel hüküm" dedi değil mi?

Hayır. Özel yasadan söz ettiler. Oysa yasalar değil hükümler arasında

çatışma olur. Bu çatışmada özel yasadaki bir hüküm genel; genel yasadaki

bir hüküm özel olabilir. Cumhurbaşkanlığı seçimi olayında durum böyleydi.

Hukukta bu çok önemli bir konudur. Derinliğine inilmeden yorum yapılarak

saçma bir sonuca ulaşıldı. Kimi ülkelerdeki hukukçuları güldürecek kadar

saçmaydı bu. Üstelik daha önceden yapılmış olan bir konuşmaya dayanılarak

özgürlükten yana olduğu hükmüne varıldı. Bildiğim kadarıyla o konuşmayı

kendisi yazmamıştı. İnsan ancak kendi kaleminden çıkan bir konuşmayı

yüreğinden gelerek yapar, yani "tilavet" eder. Bir başkasının yazdığı

konuşmayı ise ancak "kıraat" eder.

Bu ne demek oluyor?

Bunun ne demek olduğu yaşanarak görüldü. Daha sonraki tutumdan anlaşıldı

ki Sayın Devlet Başkanı özgürlükçü değil, tutucu, yani statükodan yana

bir tavır alıyor. Dolayısıyla o konuşmayı pek de inanarak yapmamış.

Anayasaya sahip çıkmak için kendinizin de anayasayı hiç çiğnememeniz

gerekir. Yasalar en sıradan yurttaşlar kadar yönetenleri de bağlar.

1612'de yargıç başkan Coke Kral 2. James'e bunları söylemişti. Amerikan

Yüksek Mahkemesi'nin kapısında Coke'un figürü vardır.

Cumhurbaşkanı bilge olmalı

"Anayasayı çiğnetmem" görüşümü bazı adımların atılmasını engelliyor?

2000'li yılların Türkiye Cumhurbaşkanı, sabah kalkınca dünya basınını iyi

izlemeli, topluma yakın olmalı, herkesle diyalog kurabilmeli, Başkanı

olduğu icra organıyla görüş alış verişinde bulunarak bilgece sorunlara

yaklaşmalıdır. Cumhurbaşkanı yalnızca yansız olmamalı, vizyonlar ortaya

koymalıdır. Yani gönlüyüce, rahatça ulaşılabilir olmalıdır.

Bu söylediğiniz Cumhurbaşkanı tanımlamasına kim uyuyor?

Kişiselleştirmek istemiyorum. Kimi tasarruflarına katılmasak da Sayın

Demirel bunu büyük ölçüde başarıyordu.

Bir de kamusal alan tartışmaları var Kamusal alan ne demek sizce?

Ben kamusal alan kavramının tanımlanabileceği kanısında değilim. Neresi

kamusal alan? Sokak da olabilir, resmi yer de. Ben sorunun kamusal alan

kavramıyla değil devletin yansızlığı kavramıyla çözüleceği kanısındayım.

Örneğin, bir ilköğretim öğretmeni boynunda haçla okulda ders veriyorsa

devletin yansızlığını örseler.

Peki Emine Erdoğan'ın türbanlı olduğu için Cumhurbaşkanı'nın davetlerine

katılamaması?

Başbakan'ın eşi olmak resmi bir görev değildir, devletin yansızlığını

örselemez. Kişisel inanç der geçer gidersiniz.

Yalan söylemek zinadan ağırdır

AB'ye uyum yasaları çerçevesinde birçok değişiklik yapıldı. Sizce bunlar

yeterli mi?

Yeterli değişiklik yapıldı. Ama uygulama önemli. Türkiye çok önemli

adımlar attı. AB konusunda olumlu sonuçlar alacağımızı düşünüyorum.

Son günlerde tartışılan TCK değişiklikleriyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Örneğin zina...

Zina konusunda ahlaki bir değerlendirme yapılıyor. Ancak hukuk her zaman

ahlakla örtüşmez. Konuyu karşılaştırmalı hukuk açısından ayrıntılı

incelemedim. Bildiğim kadarıyla 1964 tarihinde Uluslararası Ceza Hukuku

9. Kongresi'nde zinanın suç olmaktan çıkarılması görüşü oybirliğiyle

SEZER İFŞAATI : YARGITAY BAŞKANI'NIN YERİNDE OLSAM ÇIKAR KONUŞURUM

06/09/2004

Sabah

Söyleşi

kabul edilmiştir. Demek aradan tam 40 yıl geçmiş. Zina Norveç'te 1927'de,

İsveç'te 1937'de kalkmıştı. Yani gidiş bu yönde. Karşılaştırmalı bir

hukuk incelemesi yapılmalıdır. Türk toplumunun yapısı ile birlikte Türk

toplumunun asıl ulaşması gerek hedef de gözetilmelidir. Böyle

düşündüğünüzde düzenlemeyi sadece boşanmayla sınırlandırmakta yarar

vardır. Ayrıca zinanın sonuçları çok ağırdır. Özellikle çocuklar için.

Hükümet geri adım atmayacağını söylüyor. Eğer biz zinayı suç kabul

edersek hukuk açısından nereye gideriz?

AB ülkelerini tek tek incelemiş değilim, ama hiçbirinde zinanın suç

olmadığını düşünüyorum. Türkiye'nin hangi noktada olduğu açısından önemli

bir gösterge olur bu. Ahlakla ceza hukuku zaman zaman kesişir, ama bire

bir örtüşmez. Ahlaki konuların ceza yaptırımına bağlanması zorunlu

değildir. Sözgelimi hayvanlara kötü muamele yapmak suçtur. Ama bunun

ahlakla ilgisi yoktur. Batılının gözünde yalan söylemek zinadan daha

ağırdır. Ama her yalan yaptırıma bağlanmamıştır.

***********************************************************************

ZEYD AB İLE NİKÂHLIYSA ZİNA CAİZDÜR

06/09/2004

Sabah

Köşe Yazısı

ÖMER LÜTFÜ METE

İktidar partisinin bazı milletvekilleri bir gece 'Ashab-ı Kehf'

uykusundan uyanır ve kendilerine gelirler:

- Biz eskiden İslamcı değil mi idik?. Artık biraz ispat-ı vücut edelim..

Mesela yeni ceza kanununa zina suçunun konmasını sağlayalım ki bizim hiç

değilse ahlaken 'Milli Görüş' gömleğini çıkarmadığımız bilinsin..

Adalet Bakanı Çiçek'in açıklamalarından anlıyoruz ki böylece birkaç

akıllının kuyuya attığı taşı çıkarabilmek için deliriyoruz.. Başbakan

bile bu işin yol açtığı şamatadan sıyrılmak için 'aileyi koruma'

gerekçesine sığınıyor. Oysa zinanın en şiddetle yasak olduğu Suudi

Arabistan'da aile diye bir şey yok! (Bunu, zinanın haram ve çirkin bir

fiil olduğuna iman eden bir insan sıfatıyla kaydediyorum!)

Aslında bu konu sadece İslam bilginleri arasında serinkanlılıkla aylarca

tartışılsa yine ortak bir hükme varılamaz. Nerede kaldı ki medyada

sağduyu ile tartışılsın!

Bir kere tanımında uzlaşma olmayan bir fiili suç sayıp ceza yazsan ne

ifade eder?

Zinayı hangi ölçüye göre tanımlayacaksınız? Hangi ilişki, ne zaman, hangi

şartlar altında zina sayılacak?

Bu hususta çerçeve oluşturabilmek için çağdaş cinsel kültürü mü esas

alacağız, yoksa dinsel kültürü mü?

Çağdaş cinsel kültürde zina diye bir şey yok! Medya allamelerinden biri

milletin gözünün içine baka baka diyor ki:

- Bu çağda hala, hayvanlar kadar cinsel özgürlüğe kavuşamayacak mıyız?

Üstat bu sözün üreteceği sataşmaları bile umursamıyor. Hayvanların

çoğunda kardeşler arası cinsel ilişkinin de yasak (!?) olmadığını

hatırlatarak kendisine küfreden sade vatandaşı önemseyecek değil ya!

Peki dinsel kültürden zina tanımı arasak ve sözgelimi Hanefi anlayışında

karar kılıp laikliği de bir an için tatile göndersek işin içinden

çıkabilir miyiz?

Ne mümkün?! Öyle bir kültür çevresindeyiz ki, A'dan Z'ye değil daha B'ye

gelinceye kadar bir Müslüman ile öteki arasında uçurum doğabiliyor.

Sözgelimi bir Müslüman 'göz zinası' için yetmiş bin yıllık Cehennem

ZEYD AB İLE NİKÂHLIYSA ZİNA CAİZDÜR

06/09/2004

Sabah

Köşe Yazısı

azabından korkuyor, bir siyasal İslamcı ise Rus revü kızları ile birlikte

olmayı mubah görebiliyor..

Adamın parası var, görünürde İslami duyarlılık (!) sahibi.. İmam-

Hatip'ten veya Kur'an kursundan kalma bir dirhem fıkıh malumatı da var..

Buna göre nikahın şartı sadece 'icap' ve 'kabul' olduğu için 'alan

memnun, veren memnun' deyip gizli gizli Şeriat'e uygun (!?) şekilde

ikinci, üçüncü, dördüncü yuvayı kuruyor.. Bu zat İslamcı geçindiği için

şehvethanesinin adı 'yuva' oluyor, ama sıradan vatandaş aynı şeyi yapınca

aynı işlevi gören mekan 'fuhuş evi' sayılıyor..

İşin özü şu ki; bir erkeğin dört eşten öte sayısız odalık edinebildiği

köleci meşruiyet türünü hala gerektiği gibi sorgulayamayan İslam

toplumlarında ortak bir 'zina' tarifi yapılamaz.

O zaman da konan yasak sadece kağıt üzerinde kalır.

Ayrıca, İslami-ahlaki endişelerle bu öneriyi getiren vekiller acaba

zinanın 'eşler arasındaki aldatma ile sınırlı bir kavram'a dönüşmesine

razılar mı?

Kaldı ki İslam hukuku açısından zinayı ispatın son derece ağır şartları,

çağı yorumlamak ve yaşamak için önemli bir dayanak değil mi? (Öyle

şartlar ki, mesela ancak dört şahit adeta 'parmak kamera' ile izlemişse

zinaya hükmedilir!)

Hasılı ne cinsel kültür, ne de dinsel kültür bize uzlaşabileceğimiz hazır

bir zina tanımı sunmuyor.. Bizim hazırlamamız da mümkün görünmüyor.

Üstelik EFENDİ Avrupa Birliği de ne buyuracak bilmiyoruz.. Zaten Bakan

Çiçek de 'son söz AB (AİHM) tarafından söylenir' demekten kendini

alamıyor.

***

Tarihten bir kayıtla, Müslüman adamın galip uygarlık karşısında

asırlardır yaşadığı temel sorunun devam ettiğini örnekleyelim:

ABD'nin Petersburg elçiliği görevlilerinden Eugene Schuyler'ın, Kolağası

Ahmet'çe tercüme edilmiş Türkistan Seyahatnamesi'nden -bugünkü dille- bir

bölüm:

-1872'de Kadılar Dairesi yüksek hocaları (Dersiamlar) tarafından Rus

memurlara verilen bir dilekçe ile köçeklerin raksı ve bu esnada

kullanılan birtakım (zararlı) maddelerin yasaklanması ve Müslümanlar'ın

camilere devama mecbur edilmesi istenir.. Rus makamları ise camiye

gitmeyenin zorlanamayacağını belirterek köçeklerin raksını

yasaklayacaklarını bildirir ve eklerler: Yalnız bu yasak sizin dininiz

emrettiği için değil; raksı seyreden ahalinin oluşturacağı izdiham

yüzünden ileride hastalık çıkabileceği içindir..

Bakalım EFENDİ Avrupa Birliği, dünkü EFENDİ Rus'un -işgalini oturtana

kadar ki- esnekliğini gösterip zina konusunda bize kıvırtma payı

bırakacak mı?

***********************************************************************

TCK'YA ZİNAYI SUÇ OLARAK CHP GETİRDİ

06/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Söyleşi

NAZLI ILICAK

MEHMET ALİ ŞAHİN

EMİN PAZARCI

SERDAR ARSEVEN

Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, zina tartışmasından memurlarla 15

Eylül'de başlayacak zam pazarlığına kadar gündemdeki konuları Tercüman'a

TCK'YA ZİNAYI SUÇ OLARAK CHP GETİRDİ

06/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Söyleşi

değerlendirdi: Zina, Türk Ceza Kanunu'nda suç olsun olmasın, halk

nezdinde suç. Bu, sadece bizim ülkemize has değil. Diğer toplumlarda da,

büyük bir ekseriyette bu eylemin gönüllerde ve kafalarda suç olarak

telâkki edildiği gerçeği ile karşılaşırsınız.

ATATÜRK VE BUGÜNKÜ CHP

ZİNA, halk nezdinde suç. Bunu, şikayete bağlı bir suç olarak ceza

mevzuatına CHP getirdi. Rahmetli Atatürk, CHP'nin o dönemdeki

yöneticileri, CHP'nin bugünkü yöneticilerinin bize atfetmek istedikleri

düşünce içinde bulundukları için mi getirdiler bu düzenlemeyi? Türkiye

gerçeklerine ve hukuk kriterlerine uygun olduğu için öyle bir düzenleme

yaptılar. Muhafaza edilmesinde yarar var.

GÖNÜL İSTER DE KAYNAK YOK

MEMURLARIMIZIN, kamuda çalışan işçilerimizin aldığı maaşı hiçbir zaman

yeterli saymadık. Ücretleri geçmişte erozyona uğradı, eridi.

Sendikalarımız bizden, bunu bir çırpıda halletmemizi istiyor. Biz de arzu

ederiz ama, ekonomik imkanlarımız geçmişteki kayıpları bir anda telafi

etmeye elvermiyor. Kamuda maaşlara, 2005 için yüzde 8'lik enflasyon oranı

kadar zam yapmamız lazım.

ZAM, HERKESE EŞİT YAPILACAK

KAMU kuruluşları için (asker-sivil gibi) farklı bir maaş artışı

düşünmüyoruz. O zaman, ayrımcılık yapmış oluruz. Bunu, parakendeci bir

anlayışla ele alamayız. (Askerin maaş bordrosuyla ilgili) mevzuatı da

gözden geçirmek durumundayız. Ancak, şu andaki statüyü geriye götürecek

düzenleme yapamayız. Bu çok da çetrefilli bir konudur. Ateşten gömlektir

bu konu.

TCK'ya zinayı suc olarak CHP getirdi

"Zina suçunun şikâyete bağlı bir suç olma keyfiyetini iktidar olarak ceza

mevzuatına biz getirmedik. Rahmetli Atatürk, CHP'nin o dönemdeki

yöneticileri, bugünkü yönetiminin bize atfetmek istediği düşünceler

içinde bulundukları için mi getirdiler bu düzenlemeyi? Türkiye

gerçeklerine ve hukuk kriterlerine uygun olduğu için öyle bir düzenleme

yapılmıştır"

Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin, memur

konfederasyonları ile başlayacak toplu görüşmeler öncesinde önemli

açıklamalarda bulundu. Memur maaşları konusunda pazarlığa 2005 yılı için

öngörülen yüzde 8 enflasyon oranı ile başlayacakları mesajını veren

Şahin, zamlarda sivil - asker ayırımı yapmayacaklarını söyledi. Demokrasi

Platformu'nun konuğu olan Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Mehmet Ali

Şahin, Ankara Temsilcimiz Emin Pazarcı ile yazarlarımız Nazlı Ilıcak ve

Serdar Arseven'in sorularını cevaplandırdı.

Türk Ceza Kanunu Tasarısı'nda çok kritik maddeler olmasına rağmen birden

bire zina tartışması gündeme geldi...

Zina, Türk Ceza Kanunu'nda suç olsun olmasın, halk nezdinde suç. Bu,

sadece bizim ülkemize has değil. Diğer toplumlarda da, büyük bir

ekseriyette bu eylemin gönüllerde ve kafalarda suç olarak telâkki

edildiği gerçeği ile karşılaşırsınız. Yasalar, "Halk ne düşünürse

düşünsün ben istediğimi yaparım" mantığıyla hazırlanmaz. Yasalar ve

düzenlemeler mutlaka halkın beklentilerine, kültürüne, anlayışına uygun

olarak hazırlanır. Nitekim bazı ülkeler yazılı yasa bile yapmıyorlar,

yargıçlar örf ve âdete göre kararlar veriyor. İngiltere bunun en önemli

örneklerinden birisidir. Halkın olaylara yaklaşımı,uygulana uygulana

teamül haline gelmiş olan sonuçlar, orada adetâ, hukuk kuralı gibi

değerlendiriliyor. Bizim halkımız zinayı suç olarak telâkki ediyor. Şu

anda yürürlükte bulunan Türk Ceza Kanunu'nda da zina suçtu. Anayasa

Mahkemesi, "Kadın erkek eşitliğine aykırı bir düzenleme vardır. Kadın

TCK'YA ZİNAYI SUÇ OLARAK CHP GETİRDİ

06/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Söyleşi

erkek eşitliğini sağlayıcı şekilde düzenleme yapın" dedi. Şimdi de

yapılmak istenen budur. Bunun mutlaka şikâyete bağlı suç olması lâzım, o

bazı itirazları da ortadan kaldırır. Türk Ceza Kanunu gibi, Meclis'in

olağanüstü toplantı ile görüşeceği önemde bir temel yasanın, "zina"

tartışmasına dönüştürülmesini yadırgıyorum. Birtakım kadın dernekleri

konuyu başka platformlara çekmeye çalışıyorlar.

"Savcı resen harekete geçerse imam nikâhlı yaşayamayacaklar. Onun için

şikayete bağlı kavramı getiriliyor" iddiaları öne sürülüyor...

CHP'nin tek başına iktidarda bulunduğu dönemde bu ceza kanunu

hazırlanmıştır. O zaman onlara "Siz imam nikâhlıları korumak için mi

şikâyete bağlı suç yaptınız" diye sormak lâzım. Zina suçunun şikayete

bağlı bir suç olma keyfiyetini iktidar olarak ceza mevzuatına biz

getirmedik, CHP getirdi. Çünkü, Türk Ceza Kanunu, Cumhuriyet'in ilk

yıllarında çıkan bir kanundur ve o zamandan beri yürürlüktedir. O zaman

da tek başına iktidar olan CHP'dir. Rahmetli Atatürk, CHP'nin o dönemdeki

yöneticileri, CHP'nin bugünkü yöneticilerinin bize atfetmek istedikleri

düşünce içinde bulundukları için mi getirdiler bu düzenlemeyi? Türkiye

gerçeklerine ve hukuk kriterlerine uygun olduğu için öyle bir düzenleme

yapılmıştır. Onun muhafaza edilmesinde, eşitliği sağlamak koşuluyla yarar

olduğu kanaatindeyim.

Niye TBMM'de temel yasa şeklinde görüşülmesini sağlamadınız da uzlaşma

aradınız?

Biz daha önce TBMM İçtüzüğü'nün 91.maddesi ile ilgili "Muhalefetin sesini

kısıyorsunuz. Bizi her maddede konuşma hakkımızdan mahrum ediyorsunuz"

diyorduk. Nitekim o dönemdeki iktidarın çıkarmış olduğu 91.madde ile

ilgili düzenlemeyi Anayasa Mahkemesi'ne götüren, altına imza atanlardan

biri bendim. Şimdi biz 91.maddeyi, Anayasa Mahkemesi'nin geri gönderme

gerekçesine uygun olarak, temel kanunu tarif ederek, Genel Kurul

gündemine indirdik. Biz bunu çıkarmayı arzu ediyoruz. Ama, CHP hâlâ "Siz

muhalefetin sesini kısmak için bunu yapıyorsunuz" diyor. CHP ve AK Parti

grupları "Şimdi bu 91.madde ile ilgili teklifi görüşmeyelim, biz

engelleme yapmayız. Okutur, oylanır, geçer" diye bir yaklaşımda

bulundular. Biz de olağanüstü toplantı esnasında muhalefetle bu konuda

bir gerginlik meydana gelmesin diye 91.maddeyi şimdi gündeme almıyoruz.

"ARINÇ, BAŞKAN SEÇİLİR"

Meclis Başkanlığı seçiminde CHP'nin, Arınç'ın Meclis Başkanı olmamasına

yönelik düşüncesini nasıl karşılıyorsunuz?

TBMM Başkanı'nın bu ikinci dönemde kim olacağına TBMM üyeleri karar

verecektir. Parti adına, grup adına bu soruya cevap vermem mümkün değil.

Kişisel olarak ifade edeyim ki, Bülent Bey şu anda Meclis Başkanımız'dır,

bana göre bu göreve lâyık bir arkadaşımızdır. Yeniden aday olduğu

takdirde, Bülent Bey'in yeniden Meclis Başkanlığı'na seçileceğini

inanıyorum. Ekim ayında, Meclis Başkanlığı seçimi gibi bir problemle

karşılaşacağımız kanaatinde değilim. Bülent Arınç Bey'in Meclis

Başkanlığı görevine devam etmesi şeklinde bir karar tecelli edeceğini

düşünüyorum.

"TÜM PLANLAR 5 YIL İÇİN"

TCK'YA ZİNAYI SUÇ OLARAK CHP GETİRDİ

06/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Söyleşi

Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda da muhalefetin erken seçimi zorlayacağı

ve AK Parti'nin Cumhurbaşkanı seçmesine izin verilmeyeceği gibi

senaryolar var. Cumhurbaşkanlığı seçimiyle bağlantılı olarak bir erken

seçime sizi zorlayabilirler mi?

Biz beş yıllık bir süre görev yapmak için geldik. Tek başına bir

iktidarız. Daha önce koalisyon hükümetlerinin zorluklarından dolayı erken

seçimler gündeme geldi. Şu anda, erken seçimi gerektirecek bir durum söz

konusu değildir. Tek başına güçlü bir siyasi iktidar vardır. Beş yıl

süreyle milletimize hizmet etmeye geldik.

Dolayısıyla, "Cumhurbaşkanı'nı bu parlamento çıkaracak" sonucunu

çıkarabilir miyiz?

Benim bu cümlemden herkes istediği gibi bir sonuç çıkarabilir. Biz AK

Parti, tek başına iktidarı olarak beş yıllık bir süre için milletimize

hizmet etmek istiyoruz. Tüm plan ve programlarımızı bu doğrultuda yaptık.

Hocasıyla da kocasıyla da çalışabilir...

Elvan'ın antrenörü "Hata yaptık. Keşke üç hafta önce götürseydik. İklime

alışırdı" dedi. Olimpiyat şampiyonluğuna aday olacak bir sporcuyla ilgili

tüm inisiyatifin bir kişiye verilmesi doğru mu?

Başbakan, "Dünya ile sporda rekabet etmek istiyorsak, mutlaka bu işi iyi

bilen hocaları dışarıdan bulup temin edeceksiniz, getireceksiniz" dedi.

Grekoromen güreşte ve serbest güreşte biz, olimpiyatlara 6-8 ay kala

yabancı antrenör getirdik ve faydasını gördük. Şimdi federasyonla da

görüşerek yağlı güreşleri, karakucak güreşleri başta Kırkpınar olmak

üzere sürekli dolaşacak ekipler kurmalıyız İki sene üstünde çalışırsak,

yabancı antrenörler onları hamur gibi yoğurursa, inanıyorum ki, dünya

liderlerinin tozunu atarız. Bu potansiyel var bizde.

SPORDA İŞBİRLİĞİ

Başarılı olmuş bir sporcunun sadece o branşla ilgili sporu yapmadığını

tespit ettim. Bir ülkede atletizm sporu güçlü olursa diğer sporlar güçlü

olur. Atletizm sporları yapanlar bir çok dala geçebiliyorlar. Bizim

atletizmde ileri gitmiş olan ülkelerle mutlaka spor alanında işbirliği

yapmamız lâzım. Meselâ Rusya ile.

Süreyya Ayhan'ın başka bir antrenörle çalışması söz konusu olabilir mi?

Bireysel spor yapanlar istedikleri antrenörlerle çalışma imkânına

sahipler. ÔSen şu antrenörle çalışacaksın" denildiğinde, çalışmayabilir.

Amatör sporcu, istediği ile çalışır. "Ben hocamla / kocamla çalışacağım"

derse bir şey diyemezsin. Bunlar böyle zorlamayla olmaz. Oturur,

konuşuruz, en iyi şekilde hazırlanması için ne gerekiyorsa ortaya

koyarız. Ben karşı çıkacakları kanaatinde değilim.

Maaş zammında kurumlararası ayırım yapmayız

Memurlarla toplu görüşmeler başlayacak, memurlar ne kadar umutlansın?

Memurlarımızın, kamuda çalışan işçilerimizin almış oldukları ücretleri

hiçbir zaman yeterli saymadık. Şimdi, ayın 15'inde üç memur

konfederasyonumuzla yeniden toplu görüşme sürecine başlayacağız. Onlarla

2005 yılı için memur maaşları ne olmalıdır, kendilerine hangi

iyileştirmeler yapılmalıdır konusunu görüşeceğiz. 15 gün süreyle böyle

bir çalışma yapacağız. Memur ve işçi ücretleri geçmişte maalesef erozyona

TCK'YA ZİNAYI SUÇ OLARAK CHP GETİRDİ

06/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Söyleşi

uğradı, eridi. Sendikalarımız ve konfederasyonlarımız geçmişteki

kayıplarının bizim tarafımızdan bir çırpıda halledilmesini istiyorlar.

Biz bunu arzu ederiz ama, ekonomik imkânlarımız geçmişteki kayıpları bir

anda telâfi etmeye elvermiyor. Geçtiğimiz dönem enflasyonun üstünde

memurlarımıza zam yaptık. 2005 için enflasyonu yüzde 8 olarak

öngörüyoruz. Memurlarımıza ve kamuda çalışan işçilerimize enflasyon oranı

kadar zam yapmamız lâzım. Öngörülen enflasyonun üstüne bu oran çıkabilir

mi? Bu sorunun cevabını 15 günlük süre içersinde konfederasyonlarımızın

değerli başkanları, yöneticileri ile birlikte arayacağız.

Enflasyon oranının ne kadar üzerine çıkabilirsiniz?

Ben şimdiden bir şey söylemem. Bu bir pazarlıktır. Oturacağız,

konuşacağız kendileri ile. Telâffuz edilen rakamlar, bizim memur maaşları

için 2005 yılı bütçesinde ayıracağımız ödeneğin çok üstünde bir

ödenektir.

Personel rejimini değiştirmeye yönelik çalışmalarınız var. Daha az mı

memur alacaksınız?

Biz, Ôdaha az memur alacağız' demedik. Türkiye'nin ihtiyacı neyse o kadar

memur istihdam edilir. Devlet Memurları Kanunu'nu yeniden düzenliyoruz.

Bu konuda elimizde bir taslak var. Bu taslağın mâli haklarla ilgili

bölümü çok önem arzediyor. Birtakım kamu kurum ve kuruluşları

Başbakan'dan zam talebinde bulundular. Her talepte bulunana zam

yaparsanız o zaman diğerleri ile aradaki dengeyi bozmuş olursunuz. Maaş

sistemini daha da sadeleştireceğiz. Bazı memurlarımız var ki, birtakım

farklı kalemler sebebiyle daha fazla maaş alma imkânına sahip oluyorlar.

Bir memurun maaş bordrosundaki tahakkuk bölümü, aslî maaşı, yan ödemesi,

gibi 25 tane ayrı kalemden oluşuyor. En fazla maaş alan 14, en düşüğü 7

kalem kullanıyor. Şimdi biz bunu sadeleştiriyoruz, 7-8 kaleme

indireceğiz. Bir memur maaşını kendisi hesap edebilmeli. Şu anda bir

memur maaşını kendisi hesap edemez, o kadar karmaşık hale gelmiş.

Nasıl sadeleştiriyorsunuz?

Bunların bir kısmını kaldırıyoruz veya birleştiriyoruz. Taban bir maaş

olmalı, buna bazı ilâveler yapılabilir, ama bu ilâveler de makul, diğer

memurların aleyhine olacak şekilde olmamalı. Aynı statüdeki, aynı tahsili

yapmış olan kişiler arasında mümkün olduğu kadar derin maaş uçurumları

olmasın.

Memur statüsündeki bir şoförle işçi statüsündeki bir şoför arasındaki

farkı nasıl düzenleyeceksiniz?

Bu ârizî bir durum. Kamu kuruluşlarında işçi statüsünde çalışan sayısı az

da olsa personel var. İşçi statüsünde çalışanlar geçmişte toplu

sözleşmelerle hep yüksek artış almayı başarmışlar. Memurların grev ve

toplu sözleşme hakkı olmadığı için işçi statüsünde olanların memur

statüsünde olanlardan daha fazla maaş aldıkları gerçeği ile karşı

karşıyayız.

Nasıl çözeceksiniz?

Daha düşük maaş alanları biraz iyileştirmenin, yani aşağıdakileri biraz

yukarı çekebilmenin üstünde çalışıyoruz. Çok yüksek maaş alanların maaş

artış oranlarını biraz yavaşlatabilir miyiz? Aradaki uçurumları zaman

içerisinde biraz daha kapatabilir miyiz? Şimdi bunlar üzerinde

çalışıyoruz.

Kimler sözleşmeli olacak?

Memur sendikaları, sözleşmeli personel çalıştırılmasına tepki

gösteriyorlar. Çünkü, "Devlet memurlarının sahip olduğu güvenceye

sözleşmeli personel sahip değildir" diyorlar. Biz hazırlamakta olduğumuz

tasarıda, "Bu kanunu çıkararak, memurların şu kadarı memur olarak devam

edecek, şu kadarı da bundan sonra sözleşmelidir" diye bir düzenleme

TCK'YA ZİNAYI SUÇ OLARAK CHP GETİRDİ

06/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Söyleşi

yapma peşinde değiliz. Sözleşme, en az iki taraflı irade beyanı ile

hükmolur. Devlet erkini kullanan siyasi irade olarak, zayıf durumda

gördüğümüz memura, tek taraflı olarak, "Seninle şöyle bir sözleşme

yapıyorum, buna uymaya mecbursun" dersek, bu sözleşme değil, dayatma

olur. Çalışan memurlarımız için, "Memur olarak devam ederseniz şartların

şu, sözleşmeli statüde çalışırsanız şu avantajlarınız var. Arzu ederseniz

sizinle sözleşme de yapabiliriz" diyebiliriz.

Neden sözleşmeli sisteme geçmek istiyorsunuz?

Kamuda verimliliği arttırmak, performansı yükseltmek, vatandaşın

memnuniyetini en ön plana çıkartmak istiyoruz. Burada çalışan müstahdem

memur mudur, işçi midir? Memurluğa mı, işçiliğe mi daha çok yakışır?

Sözleşmeli mi olsun memur mu olsun? Bunların hepsi tartışılacak. Bazı

işler var ki, bu işler, bir memur tarafından yapılmaması gereken

işlerdir. Yasa çıktıktan sonra kriterler konur. Hangi hizmetlerde

sözleşmeli statüde eleman istihdam edilebileceği belirlenir. Memur olarak

çalışanlar da sözleşmeli olarak çalışmak isteyebilir. Ama, memura göre

avantajları ve dezavantajları olabilir.

Askerler de zam istediler. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Biz bu konuda kamu kuruluşları için farklı farklı bir maaş artışı

düşünmüyoruz. O zaman ayırımcılık yapmış oluruz. O zaman birine

verdiğinizde haklı olarak diğeri, "Bana niye vermediniz?" diyecek. Biz,

bunu, perakendeci bir anlayışla ele alamayız. Memurlarımızın maaşlarında

iyileştirme yapılacaksa ki yapılmalıdır, hangi nispette olacağının,

maliyecilerimizle, ekonomi bürokratlarımızla da görüşülmesi gerekir. Ben

toplu sözleşmelerden ve görüşmelerden sorumlu bir bakan olarak,

memurlarımıza, işçilerimize çok daha fazlasını vermeyi arzu ederim. Ama,

Maliye Bakanlığı bütçe içinde buna imkân olmadığını söylerse, Ôben

verdim' demekle olmaz.

Personel reformunuz askerleri de kapsayacak mı? Sadece sivillerle mi

ilgili?

TSK'nın, Adalet Teşkilâtı'nın özlük hakları, kendi yasalarına tâbidir.

Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü Başkanlığı'nca Devlet Memurları Kanunu

üzerinde bir çalışma yapıldı ve bize bir taslak getirildi. Burada bize,

"Devlet Memurları Kanunu kapsamında olmayan birtakım kamu kuruluşlarını

buraya mı alalım, yoksa yine kendi kanunlarına göre mi yönetilsinler?"

gibi bir öneri getirdiler. Daha, konuyu, Bakanlar Kurulu'na götürmedik.

Üzerinde çalışıyoruz. Başbakanlık'ta bir ekibimiz var.

Üniversitelerimizden, konuya çok duyarlı olduğunu bildiğimiz kişilerle,

bir çalışma yaptık. Adalet ve TSK teşkilâtlarıyla ilgili henüz bir karar

vermedik. Yasaları bir de olsa, ayrı da olsa aynı oranda maaş artışı

verecekseniz, ayrım yapamazsınız. Benim kanaatim budur.

Uçurumu kapatmaya çalışıyoruz

Askerlerin maaş bordrolarına da siviller gibi bir standart getirecek

misiniz? Yan ödeme kalemlerinin sayısını askerlerde de indirecek misiniz?

Tabiî ki o mevzuatı da gözden geçirmek durumundayız. Ancak, hiçbir kamu

görevlisini şu andaki statüsünden geriye götürecek düzenleme

yapamazsınız. Bunlar kazanılmış haktır. İdarî yargıdan, en sonunda da

Anayasa Mahkemesi'nden döner. Aradaki uçurumları nasıl kapatılabileceğine

ilişkin bir teknik çalışma yapıyor arkadaşlarımız. Çok da çetrefilli bir

konudur. Ateşten gömlektir bu konu.

***********************************************************************

SİYASİ ZİNA RİSKİ

06/09/2004

Vatan

Köşe Yazısı

SİYASİ ZİNA RİSKİ

06/09/2004

Vatan

Köşe Yazısı

GÜNGÖR MENGİ

Bizi yine Avrupa Birliği motivasyonu kurtaracak galiba..

Hollanda'da AB Dışişleri Bakanları toplantısına katılan Abdullah Gül

dikkat çekici bir açıklama yaptı: "TCK'da yapılacak değişiklikler

arasında zina konusunun, Türkiye'nin son iki yılda gerçekleştirdiği ve

gerçekleştireceği reformları gölgelememesi gerekir.."

Doğrudur.. Türkiye değişim iradesi ile dünyayı şaşırtmıştır. Ama sadece

şeriatla yönetilen ülkelerde geçerli olan zina suçunu TCK'ya monte etme

inadı, bir çuval inciri berbat etme riski yaratıyor şimdi.

Bu gölgedir ama iktidarın kendi gölgesidir.

Bir İspanyol gazetesi 'TBMM zina kanunu için olağanüstü toplanıyor" diye

yazdığı için Dışişleri Bakanı Gül üzülmüş.

İstediği kadar haberin gerçeği yansıtmadığını söylesin, Türkiye ve AKP

iktidan dışardan böyle görünüyor. Ve galiba gerçek, dışardan daha iyi

görünüyor!

İyi ki AB hayali sayesinde bu algılamalar iktidan etkiliyor. AKP de

etkilenecektir.

AB'ye yönelik meşakkatli çabaların "siyasi bir zina" günahına feda

edilmeyeceğini ümit ediyoruz..

***********************************************************************

ZİNA

06/09/2004

Akşam

Köşe Yazısı

COŞKUN KIRCA

Zina, -cinsiyeti ne olursa olsun- evli bir eşin evlilik dışı cinsi

ilişkiye girişmesidir. Zina, batılı ülkelerin hiçbirinde suç sayılmaz.

Sadece diğer eş için boşanma sebebi sayılır. Bizde bu ilkeye uymayan

kanun hükümleri Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmiştir. Şimdi AKP

iktidarı, köktendinciliğinin icabı olduğundan, zinayı yeniden suç haline

getirmek istiyor. Ancak, bu girişimi çerçevesinde AKP iki ikilemle

karşılaşıyor.

Birinci ikilem, zinayı suç sayarken kadın-erkek eşitliğini

bozmamasıgerektiğini AKP'nin -istemeyerek de olsa- kabullenmek zorunda

kalmasından doğuyor. AKP, zinayı şikayete bağlı bir suç olarak

düzenlerken her iki eşe de şikayette bulunma hakkını tanıyor. Tabiatiyle,

zina suçu bahsinde kadın-erkek eşitliğinin başka gerekleri de var.

Bunlardan en önemlisi, zina suçunun oluşmasının şartlarının her iki eş

için de eşit olması gereğidir. Erkeğin zina suçu işlemiş sayılması için

cinsi birleşmenin fizyolojik anlamında tam olarak oluşmuş bulunması

aranırken, kadın için bir odada bir erkekle yalnız bulunma halinin dahi

bu suçun oluşması için yeterli sayılması gibi uygulamalar da kabul

edilemez.

AKP'nin bu konudaki ikinci ikilemi, medeni nikah kıyılmış olmaksızın imam

nikahıyla birden fazla evlilik yapmış olan erkeğin durumudur. Anayasa ve

kanun, medeni nikah kıyılmaksızın yapılan dini nikahı tanımadığı için,

eğer medeni nikahla gerçekleşmişse medeni nikahla evlendiği kadın

dışındaki sözde evliliklerini -çok- eşlilik yasak olduğundan- sadece imam

nikahına dayandıran bir erkeğin kanuni eşi tarafından zina suçu

şikayetiyle karşılaşması nasıl önlenecektir? AKP bu ikilemi de, medeni

nikaha dayanan evlilikteki kadın eşin şikayetini kocasının zina suçunu

işlemesinden itibaren altı aylık bir süreye bağlayarak çözdüğünü sanıyor.

ZİNA

06/09/2004

Akşam

Köşe Yazısı

AKP, bu şikayetin yapılmasının kadın eş için fiilen çok zor oluşuna

güveniyor.

Bütün bunlar bir orta oyunudur. Birinci yanlışlık, zinanın suç

sayılmasıdır. Özel hayatın gizliliğini kabul eden hiçbir ülkede zina kamu

hayatını ilgilendiren bir fiil değildir. Eşinin zina yaptığını tespit

eden diğer eş bu fiili affeder mi? Yoksa affetmez ve boşanmak mı ister?

Bu, her evli eşin içinde bulunduğu pek değişik şartlarda ancak o eşin

takdirine kalmış bir özel karardır. Devlet, özel hayat ile kamu hayatı

arasındaki sınırı çizerken bu ilkeye saygı göstermek zorundadır. Nitekim,

AB de pek sevdiği AKP'ye bu uyarıyı yapmak zorunda kalmıştır.

İkinci yanlışlık, zina konusunu nikah konusuyla karıştırmaktır. Batı

uygarlığından esinlenen Türk Anayasa'sı ve kanunu, dini nikahın ancak

evliliğin şartı olan medeni nikahtan sonra yapılabileceğini hükme

bağlıyor ve böylelikle, çok-evlilik denilen, kadın-erkek eşitliğine

aykırı olmakla kalmayıp, erkeğin kadını sömürmesi anlamına gelen

ilkelliğin geçerli olamaması için gerekli denetim mekanizmasını kuruyor.

Zira, laik bir devlette çok-evlilik bir kamusal yasaktır. Uygar ülkelerde

zina yapan eşin diğer eş tarafından boşanma yaptırımıyla karşılaşması

sırf kişinin özel hayatını ilgilendirdiği halde, çok-evlilik kamu

düzeninin temellerinden birinin ihlali anlamına gelir ve kovuşturulması

şikayete bağlı olmayan ayrı bir suç olarak mahkeme kararıyla

cezalandırılır, cezalandırılmalıdır.

AKP iktidarı, bu ilkeleri kafasına dank ettirmeli ve dolambaçlı yollardan

laik düzeni yok edemeyeceğini ve Avrupa Birliği ise kimi ve neyi

desteklediğini artık anlamalıdırlar.

***********************************************************************

BİR ADIM İLERİ, 25 ADIM GERİ!

06/09/2004

Akşam

Köşe Yazısı

SEMİH İDİZ

AB Komisyonu haklı. Uygar hiçbir ülkede zina suç sayılmıyor. Bunlara,

'ateşli aşkların' ve 'romantik şehvetin' olduğu kadar, cinsellik

açısından 'namuscu,' 'baskıcı' ve 'yasaklayıcı' Katolik dinin de geçerli

olduğu İtalya, İspanya ve İrlanda gibi ülkeler de dahil.

Burada şahısları ilgilendiren özel bir durum söz konusu. Zina halinde

ilgili taraflar sorunu aralarında güzellikle halledemezlerse, mahkemeye

başvurup boşanma davası açarlar. Polisi yatak odasına sokmak ise

ilkelliğin daniskasıdır. Efendim, AKP tabanı bunu istiyormuş! Örf ve

adetmiş!

Bunları geçerli gerekçe sayacaksak, o zaman aynı gerekçelerle töre

cinayetlerine de göz yummamız gerekir. Orada da 'taban' var. Orada da

'örf ve adet' var. Bu arada, 'AKP' dedim, ama sanmayın ki kendilerini

'laik' ve 'modern' sayan kesimlerimiz de bu konuda çok 'aydınlar.'

CHP'nin bu işe bulaşmak istememesi boşuna değil.

Sosyo-kültürel faktörlere dayalı çarpık cinsellik anlayışımız nedeniyle,

zinanın erkeklerimiz açısından 'arzulanan,' 'gözetilen,' hatta

yapıldıktan sonra da 'övünülen' bir 'değer' olduğunu bilmeyen herhalde

yoktur. Kısacası, kabak Tamer Karadağlı'nın başına patladı. Oysa,

yapmamış olanın aklı da yapmakta.

Bu durumda ülkemizde intikam peşinde koşan gururu zedelenmiş kadınlardan

geçilmemesi de doğal sayılmalı. Etrafımdaki evli kadınlar arasında bir

mini anket yaptım. 'Zina suç olsun mu, olmasın mı?' diye sordum. Aldığım

BİR ADIM İLERİ, 25 ADIM GERİ!

06/09/2004

Akşam

Köşe Yazısı

yanıtlar daha çok 'olsun'dan yanaydı. Daha 'aydın' olan yanıtlar ise ise

genelde, 'Tamam olmasın, ama...' şeklindeydi.

Yani AKP bu konuda haklı. Toplumdan gelen bir talep gerçekten var. Fakat

bu tek başına hiçbir şey ifade etmiyor. Bugün İngiltere ve İspanya gibi

teröre maruz kalmış ülkelerde yapılan kamuoyu yoklamaları, halkın büyük

bölümünün ölüm cezasını tekrar istediğini ortaya koyuyor. Ama o ülkelerin

oturmuş düzenleri, 'uygar bir ülkede bu olamaz' diyor.

Bir daha söylüyorum. 'AB yanlısı' görünseler de, 'dinci' kesimlerimiz AB

perspektifi ile gelen laikliğin aslında kendilerine hiç uymadığını

zamanla görecekler. Zaten şimdiden AB ülkelerinde türban yasağı ile karşı

karşıyalar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise kendilerini memnun edecek

tek bir karar almadı henüz.

Aynı şekilde, kimi laik kesimlerimiz de, bugün hararetle karşı

çıktıkları AB'nin aslında üzerinde titredikleri laikliğin tek teminatı

olduğunu zamanla anlayacaklar. Umarız iş işten geçmeden anlarlar.

Bu zina tartışması aslında iyi de oldu. Büyük iddialarımıza rağmen, bu

tür temel konular sayesinde henüz 'ne olamadığımızı' daha iyi anlıyoruz.

Türkiye karşıtı Avrupalılar da rahatlıyorlar. Çünkü, 'Bunlar eskiden iki

adım ileri bir adım geri atarlardı. Şimdi iki adım ileri 25 adım geri

atmaya başladılar. Değil 10 yılda, 20 yılda bile AB üyesi olamazlar' diye

düşünüyorlar.

Bu arada merak ediyoruz. Evine kuma getirmiş olan yüz binlerce - belki

milyonlarca - adama ne olacak? Bir adam metresiyle yattığı için zindanı

boylayacak, ama imam nikahlı kuma getirmek dinen 'caiz' olacak. Biri

'ahlaklı' diğeri 'ahlaksız olacak, öyle mi?

***********************************************************************

ZİNA TARTIŞMASINA MİNİK BİR KATKI

06/09/2004

Akşam

Köşe Yazısı

SERDAR TURGUT

Kolay çözümü olan sorunları özgür iradesiyle komplike hale getirip, sonra

da aynen bu sorunların altında ezilme bizim memleket insanının en has

özelliklerindendir.

Son zamanlarda patlayıveren zina tartışması da yurdum insanının ruh

halinin hangi çıkmazlarda dolaşmakta olduğunun en güzel örneğidir.

Türkiye'de hangi meseleyi ele alsan orada mutlaka bir 'ahlak meselesi'

de ortaya atılıyor ve ahlakçı çözümlemeler yapılmaya çalışılması da her

zaman tartışmayı duvara toslatıyor.

Spor ahlakı, siyasi ahlak, ticari ahlak, futbol ahlakı, seyirci ahlakı,

gazeteci ahlakı vesaire, ortalık çeşitli ahlaklarla dolup taşmış durumda.

Biraz sonra açıklayacağım nedenlerden dolayı aslında var olmaması

gereken zina tartışmasına da daha birinci dakikada 'cinsel ahlak' boyutu

da getirildiğinden dolayı , tartışma daha birinci dakikada mutlak

çözümsüz hale geliverdi ve bunun daha henüz kimse farkında değil.

Çünkü cinsellik çoğu kez ahlaki kaygıları dinlemez, iplemez ve bu iyiki

de böyledir çünkü o kaygılara boyun eğseydi dünya şimdiki olduğundan çok

daha, hatta çekilmez ölçüde sıkıcı olurdu.

Durum zaten böyleyken bir de üstüne üstlük kendilerini toplumun diğer

kesimlerine göre çok daha ahlaklı sayan kesimlerin de ortaya attığı

dinsel ahlak işin içine katılınca da zina tartışması çözümsüz olmanın

yanı sıra bir de olağanüstü absürd hale geldi.

* * *

ZİNA TARTIŞMASINA MİNİK BİR KATKI

06/09/2004

Akşam

Köşe Yazısı

Eğer meseleye illa da ahlak sorununu katacaksanız öyleyse benim de

naçizane bir önerim olacak.

Zinayı yasaklayacağınız yere evlilik kurumunu yasaklayın, çünkü asıl

insan karakterine ve ahlakına aykırı olan evliliktir, zina değildir.

Evlilik kurumu bilhassa erkeklerden ve gayet tabii ki kadınlardan tabiat

kurallarına aykırı bir davranış normunu doğal olarak kabul edip, hayat

boyunca tek eşli olarak yaşamalarını talep eder.

Burada bilhassa derken tek eşlilik dışına çıkma güdüsünün erkeğin

tekelinde olduğunu söylemek amacında değilim.

Ancak kadınlar yaşamlarının bir bölümünde belki de kendilerini

zorlayarak aile kavramı için uğraş verebilirler.

Erkeklerde ise bu tür bir içgüdü yoktur. Erkek cinsi oradan buraya

koşarak, çeşitli kadınlarla sonu gelmeyen ilişkiler kurarak, her

ilişkisinde arkasında çocuklar bırakarak ve onları unutarak geçen bir

türsel yaşamdan geçip, evrilmiştir (Sonuca evrilmiş demek istemeyenler de

olabilir, onların da haklı tarafları olacağı kesindir)

Bu tarihsel süreç içinde arkada bırakılan kadınlar, çocuklarına baka

baka çocuk yetiştirme ve yerleşiklik güdüsünü geliştirmişlerdir.

Gelinen noktada kadınlardaki evlilik dışına çıkma doğal içgüdüsü ne

yazık ki çocuk yetiştirme ve aileyi koruma güdüleri tarafından

bastırılmış ve aslında doğal olmayan evlilik kurumu da kadınların farklı

davranmamaları nedeniyle sürüp gitmiştir.

Kadınlar bazı nedenlerden dolayı evliliğe karşı olsalardı bu kurum

anında ortadan yok olurdu çünkü bu kuruma karşı olmayan erkek zaten hiç

yoktur ve hiç de olmamıştır.

Erkekler evlilik kurumu konusunda yalan söylerler çünkü karılarından

korkarlar. Ben bu konuda bu şekilde yazabiliyorum çünkü Rana bana pratiğe

geçirmediğim sürece her konuda yazabilmem için izin verdi.

Bilmem anlatabiliyor muyum?

* * *

Şimdi gelelim işin can alıcı noktasına..

Böyle bir yazıdan sonra bana sorulacağına emin olduğum soruya açıklık

getirmem lazım.

Ve bu soruya vereceğim cevap bu memlekette zina sorununun nasıl

gerçekten çözüleceği konusunda da ipuçları verecektir.

Zina gibi potansiyel olarak hoş olabilecek bir eyleme hiç girişemedim

çünkü Rana'nın beni yakaladığı takdirde işi mahkemeye bırakmadan infazı o

dakika yapacağını ve vücudumun çeşitli organlarını ve gayet tabii ki o

organı da ülkenin çeşitli yörelerine bir uçak kiralayarak

serpiştireceğine eminim.

Bir aralar dırdır korkusu diye bir şey ortaya atıldı erkeğin zina

yapmasını önler diye.

Yahu o zaten var, yani zaten var olan bir şey bizde nasıl yeni korkular

yaratır ki (Burada bilimsel açıdan objektif olmak için şunu da

belirtmeliyim ki Rana asıl dırdırın bende olduğunu düşünüyor. Rana'nın

asıl dırdırın bende benim de asıl dırdırın onda olduğunu düşünmemiz bile

evlilik kurumunun insan ahlakına nasıl da karşı olduğunun yeni bir

kanıtıdır)

Dolayısıyla AKP içinden katiyen çıkamayacağı belli olan bir dipsiz

kuyuya zina tartışması nedeniyle düşmüş durumdadır.

Ve AKP'nin sonunu da bu konuda en ahlakçı, en dine uygun lafları edip de

ilerde bir gün zina üstünde yakalanan ilk milletvekili getirecektir, bu

da bilinsin.

* * *

Şu son sözü de etmem gerekiyor. Bazıları zinayı yasaklamayı insan

ZİNA TARTIŞMASINA MİNİK BİR KATKI

06/09/2004

Akşam

Köşe Yazısı

soyunun devamlılığına bağlıyan laflar ediyorlar.

Ne alaka var anlamadım yani, bir kadınla evlenip 20 çocuk sahibi olup,

hem o almasaydı daha iyi olacak soyunuzu da devam ettirip hem de sonra da

başka bir kadınla yatamaz mısınız yani?

Hatta o durumda zina daha gönül rahatlığıyla yapılabilir çünkü büyük

ihtimalle o yaşta almak zorunda kalacağınız Viagra nedeniyle kadının

üstünde geberseniz bile bileceksiniz ki soyunuz her halükarda devam

edecek, değil mi ama?

***********************************************************************

AİLE BÖYLE KORUNUR MU?

06/09/2004

Hürriyet

Köşe Yazısı

FATİH ALTAYLI

BAŞBAKAN Erdoğan, zina ile ilgili yapmak istedikleri yasal düzenlemeye

yönelik eleştirileri, ‘Basın konuyu saptırıyor’ diye geçiştirmeye

çalışıyor.

Oysa basının herhangi bir şeyi saptırdığı yok.

Her şey ayan beyan ortada.

AKP, zinayı kadınlar için suç haline getirmek istiyor, çağdışı parti CHP

önce ‘Eşitlik olsun. Erkekler için de suç olsun’ diye bastırıyor,

ardından tepkiler üzerine ‘Suç olmasın’ diyor ama AKP, CHP’nin önerisine

sahip çıkıyor.

Kendi tabanı zannettiği kitledeki ‘çarpık ilişkilere’ göz yummayı

sürdürebilmek için de ‘şikáyete bağlı kovuşturma’ diye bir ekleme

yapıyor.

AKP’nin bu yasayla ilgili en önemli tezi, ‘aile birliğini sağlamak’.

Zinanın suç sayılması, aile birliğini nasıl sağlayacak, benim hiçbir

fikrim yok.

Anne, babayı başka kadınla bastıracak. Baba ceza alıp hapse girecek.

Böylelikle aile birliği korunmuş olacak.

Ya da tam tersi. Baba, anneyi bastıracak. Anne ‘fahişe’ damgası yiyecek.

Hapse girecek. Aile korunacak.

Aile böyle mi korunur?

Aileyi ve çocuğu böyle bir rezil ortam mı korur, yoksa sessiz sakin bir

boşanma mı?

Aileyi korumak falan aslında palavra.

Asıl mesele, AKP’nin ve ne yazık ki Tayyip Erdoğan’ın ‘tabanı’ zannettiği

bir kitleyi memnun etmek. Onların ‘çağdışı’ beklentilerine yanıt

verebilmek.

Oysa AKP’nin oyları içinde bu kitlenin payı yüzde 10’un üzerinde değil.

Fakat ‘kaynak’ itibarıyla ne Tayyip Erdoğan, ne çevresindekiler bunu fark

edebiliyorlar.

Bu nedenle de bir yandan Avrupa Birliği’ni, diğer yandan bu çağdışı

kitleyi memnun etmek gibi birbirinden çok farklı iki vizyonu bir araya

getirmeye çalışıyorlar.

Sonunda ortaya lezzetsiz bir çorba çıkıyor ve kimse hoşnut olmuyor.

Bu kadar lezzetsiz çorba yapan bir lokantanın, şef ne kadar ünlü olursa

olsun uzun süre müşteri çekmesi herhalde beklenemez.

***********************************************************************

ADEM DE ERKEK DEĞİL Mİ NEDEN HAVVA’YLA YETİNMİŞ

06/09/2004

Hürriyet

ADEM DE ERKEK DEĞİL Mİ NEDEN HAVVA’YLA YETİNMİŞ

06/09/2004

Hürriyet

Haber

BEYZA BİLGİN

Beyza Bilgin, İslam’da dört eşin Hz. Peygamber döneminde savaş,

kadınların çokluğu gibi belli şartlarda mümkün kılındığını belirtirken,

‘Erkeğin yaradılışı çok karılı olsaydı, Havva dört olurdu. Zavallı Adem

erkek değil mi, o neden tek eşle yetinmiş’ diye konuştu.

Türkiye’nin ilk kadın vaizi Prof. Dr. Beyza Bilgin, AKP hükümetinin

TCK’ya zinaya hapis cezasını koydurma girişimleri üzerine başlayan ‘zina

tartışmaları’na farklı bir boyut getirdi. Hürriyet’e İslam’da zinayı

anlatan Bilgin, ‘İslam’ın zinayı Türk hukuk sisteminde olduğu gibi

boşanma sebebi saydığını’ ifade etti.

BAKIŞIMIZ DEĞİŞMELİ

Toplumda zinaya bakış açısını ‘Kadın için kötü kadın, erkek için ise

elinin kiri’ olarak değerlendiren Bilgin, öncelikle bu bakışın değişmesi

gerektiğine vurgu yaptı. Bu savunmanın da dine dayandırıldığına dikkat

çeken Bilgin, zinanın önlenmesinin öncelikle din eğitiminden geçtiğini

savunarak şöyle konuştu:

‘İslam’da dört evlilik zinaya kapı açmak değil, olmamalı. İslam’ın ilk

zamanlarında dört evlilik, belli şartlarda gerçekleşmiş. Savaş sırasında

kadınların dul kalması, kadın sayısının erkeklerden çok olması gibi

nedenler bunların başında geliyor. Şimdi kadınlar da asker olup savaşa

gidiyor. Zamana göre hüküm vermek lazım. Erkeğin yaradılışı çok karılı

olsaydı ilk insan Adem çok eşli olurdu. Zavallı Adem erkek değil mi, O

neden tek Havva ile yetinmiş.’

CEZA EŞİT OLMALI

Bilgin, hapis cezasının, erkek ve kadın için eşit uygulanması garanti

edilirse verilebileceğini belirtirken, ancak Türkiye şartlarında eşitlik

konusunda endişeleri olduğunu belirtti. ‘Öyle bir ceza verilmeli ki,

erkekler bundan kurtulamamalı’ diyen Bilgin, cezanın bu şartlarda

kadınların aleyhine olduğunu savundu. Bilgin, ‘Eşit ceza uygulanamazsa

böyle kalsın daha iyi’ dedi.

***********************************************************************

ZİNA, TERÖR VE AKP'NİN GERÇEK YÜZÜ

06/09/2004

Cumhuriyet

Köşe Yazısı

EMRE KONGAR

Geçen hafta, AKP'lilerin yeni Ceza Yasası'na eklemek istedikleri çağ

gerisi ''zina suçu'' Türkiye'nin gündemine damgasını vurdu.

Uluslararası alanda ise, Rusya'da bu kez ilkokul çocuklarını hedef alan

Çeçen-Arap-İslam terörü gündemin başını çekti.

Çok kısa bir süre önce Türkiye'yi de vuran ve halen de Irak dolayısıyla

vatandaşlarımızın canlarını alan küresel terör, dünyada egemenliğini

pekiştirerek yükselirken Türkiye'deki dinci-feodal anlayış da aynı

egemenlik iddiasını, iktidar partisi olan AKP aracılığıyla sürdürüyor.

****

AKP iktidara geldiğinden beri ''devleti küçültmekten yana'' olduğu

iddiasını durmadan yineliyor ve bu konuda pek çok yasayı Meclis'ten

geçiriyor.

Ben, AKP'nin soyut olarak ''devleti küçültmekten yana'' değil, somut

olarak ''laik devleti küçültmekten yana'' yani anayasada belirtilen

''laik ve demokratik sosyal hukuk devletine karşı'' olduğunu düşünüyorum.

Bu düşüncemin pek çok somut gerekçesi var:

ZİNA, TERÖR VE AKP'NİN GERÇEK YÜZÜ

06/09/2004

Cumhuriyet

Köşe Yazısı

İslam ideolojisini devlete egemen kılmak isteyenlerin en yüksek

bürokratik ve siyasal makamlarda oturması, bir yandan eğitim reformu

şarkıları okunurken öte yandan ''Kuran kurslarının'' ve ''imam hatip

okullarının'' desteklenmesi, devletin kadrolarına, teknik alanlarda bile

ideolojik atamaların yapılması, en son yönetim reformu yasa tas

Metin, arşivdeki dosyadan olduğu gibi aktarılmıştır.

Önizleme