Gazete Haberleri 2004
Radikal
Haber metni
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
KÜTÜPHANE VE DOKÜMANTASYON MÜDÜRLÜĞÜ
20/09/2004
*************************************************************
ZİNA İNADI TCK'YI DOĞMADAN BİTİRDİ : TCK ZİNA DUVARINA ÇARPTI
17/09/2004
Radikal
Manşet
İdam cezasını tümüyle kaldıran, Kürtçe yayını başlatan AKP, AB'ye
uyumda 'zina'ya takıldı. Zinanın TCK'ya taşınması ve hapisle
cezalandırılması kararını, CHP'nin 'Meclis'i terketme' resti karşısında
'uzlaşmayı bozan taraf olmamak' endişesiyle uygulamaya koyamayan AKP,
çözümü, tasarının yürütme ve yürürlüğü düzenleyen son iki maddesini
Adalet Komisyonu'na geri göndermekte buldu. Uzlaşma doğrultusunda 343
madde Meclis Genel Kurulu'nda benimsendi ancak son
iki madde geri çekilince tasarı yasalaşamadı.
AKP bu taktikle, zina suçuyla ilgili yapılabilecek bir düzenlemenin,
AB'nin 6 Ekim'de açıklayacağı İlerleme Raporu'nu olumsuz etkilemesini
önlemeyi hedefledi.
Adalet Komisyonu, tasarının kabul edilen maddeleriyle ilgili yeni bir
tasarrufta bulunamayacak, ancak tasarıya bir ek madde eklenmesini
öngörebilecek. Komisyonda ek madde önerme kararı almazsa, Genel Kurul'da
bu düzenleme tekriri müzekkere veya yeni madde ihdasıyla tasarıya
eklenebilecek.
Erdoğan talimat verdi
AKP ile CHP arasında 14 Eylül'de 'ortak önerge' konusunda uzlaşmıştı.
Ancak AKP'- den gelen 'Ortaklık dışında da önerge verebiliriz' sinyalleri
üzerine Genel Kurul'da dün saat 11.00'de başlaması gereken görüşmeler,
14.00'e kadar ertelendi. Erdoğan'ın, AKP yöneticilerine 'Zina
önergesinden vazgeçilmeyecek' talimatı verdiği anlaşıldı.
Genel Kurul'un ertelenmesiyle birlikte AKP'de önerge hazırlıkları
başladı. Adalet Bakanı Cemil Çiçek ile Adalet Komisyonu Başkanı Köksal
Toptan, grup yöneticileri ve hukukçu milletvekilleriyle bir araya geldi.
Toplantıya Erdoğan'a yakınlığı bilinen Genel Başkan Yardımcısı Hayati
Yazıcı ile Genel Sekreter İdris Naim Şahin katıldı. Bu toplantıda ortaya
çıkan seçenekler Başbakanlık binasına taşındı. TBMM'den ayrılan Çiçek,
Toptan ve parti yöneticileri, Başbakanlık'ta, Erdoğan ile bir araya
geldi.
Başbakanlık'taki toplantıda Erdoğan, CHP ile varılan uzlaşma ve AB'den
gelen tepkileri anımsatan heyete "Toplumun ihtiyaçlarına cevap verecek
bir düzenleme istiyorum" karşılığını verince, hapis cezalı seçenekler
değerlendirildi. Zina konusunda TCK'ya yeni bir madde eklenmesi yerine,
aile hukukunu düzenleyen 233. maddeye bir fıkra eklenmesi, zina
tanımlamasından kaçınılması ve bunun yerine 'cinsel sadakatsizlik'
ifadesinin kullanılması ve bir yıl hapis cezası önerilmesi benimsendi.
Başbakanlık'tan dönen AKP Grup Başkanvekili İpek, TBMM'de CHP Grup
Başkanvekili Kemal Anadol ile görüştü. İpek, hazırladıkları önerge
hakkında bilgi verip uzlaşmanın sürmesi dileğini iletti. Baykal'ı
arayarak bilgilendiren Anadol, aldığı "Adı ister zina ister cinsel
sadakatsizlik olsun, bu anlayışı yansıtan hiçbir önergeye destek
vermeyiz" yanıtını İpek'e iletti.
Baykal: Meclis'i terk ederiz
Bunun üzerine Cemil Çiçek bir kez de CHP Genel Sekreteri Önder Sav'ı
arayarak yardım istedi ancak olumlu yanıt alamadı.
Baykal daha sonra arkadaşlarıyla yaptığı değerlendirmede, "Zinayı bir
başka isim altında dayatıyorlar. Önerge verilirse uzlaşmanın bozulduğunu
ilan eder Meclis'i terk ederiz. Bu yasa AKP'nin yasası olur, hesabını da
AB'ye, kamuoyuna verirler" dedi. Bu açıklamalardan sonra CHP beklemeye
çekildi. Ancak tartışmalı maddeler ortak önergelerle değiştirilmeye devam
etti.
Gözler Genel Kurul'a ve aile hukukunu düzenleyen 233. maddeye çevrildi.
Ancak AKP bu maddeye söz konusu önergesini vermedi. Kulise çıkan AKP
milletvekilleri şaşkınlıklarını dile getirirken, AKP Grup Başkanvekilleri
ZİNA İNADI TCK'YI DOĞMADAN BİTİRDİ : TCK ZİNA DUVARINA ÇARPTI
17/09/2004
Radikal
Manşet
Eyüp Fatsa ile Sadullah Ergin gazetecilerin sorularıyla bunaldı. Ergin,
yeni bir madde olarak ya da tekriri müzekkere yoluyla gelip gelmeyeceğine
ilişkin sorulara "Bilemem, kara tren gecikir belki hiç gelmez" yanıtını
vermekle yetindi.
Bu sırada Adalet Bakanı Cemil Çiçek, TBMM'den ayrıldı. CHP ile uzlaşmanın
sürmesinden yana olduğu belirtilen Çiçek'in, 233. madde görüşülürken
önerge verilirse CHP'lilerden gelecek eleştirileri dikkate alarak
Meclis'ten ayrıldığı yorumu yapıldı. Çiçek'in daha sonra Erdoğan ile
ikinci bir görüşme yaptığı bildirildi.
Görüşmelerde sona yaklaşılırken, CHP, AKP'yi yeni bir denemede
bulunmaması konusunda uyardı. AKP'nin tekriri müzekkere ya da ek madde
yolunu seçmesi olasılığını değerlendiren Baykal, arkadaşlarına "Bunun
siyasi cinayet, siyasi ahlaksızlık olacağını AKP'ye iletin" talimatı
verdi.
AKP'lilerle görüşmeleri sürdüren Anadol da, "Tekriri müzekkere olacağına
inanmıyorum. Çünkü bu siyasi zina olur" dedi.
Uzlaşmayı bozmayan ve önerge vermeyen AKP, tasarının yürütme ve yürürlük
dışındaki maddelerinin geçmesini sağladı. Sona gelindiğinde ise, tekriri
müzekkere ya da ek madde yollarını kullanmaya cesaret edemeyen AKP
çözümü, tasarının son iki maddesini komisyona çekmekte buldu. Böylece TCK
tasarısı yasalaşamadı.
Adalet Komisyonu Başkanı AKP'li Köksal Toptan, TCK'nın, Ceza Muhakemeleri
Usulü, Ceza İnfaz ve Bölge Mahkemeleri yasa tasarılarıyla bir bütün
olduğunu, eşzamanda yürürlüğe girmemesi halinde uygulamada sorun
olacağını söyledi. Toptan, tasarıyı bu nedenle komisyona çektiklerini öne
sürdü.
CHP'liler AKP'nin kararına tepki gösterdi. Genel Kurul'da Mustafa
Özyürek, Algan Hacaloğlu ve Canan Arıtman'ın da bulunduğu çok sayıda
milletvekili AKP'lilere, 'Bu yaptığınız ayıp. O zaman olağanüstü
toplantıya ne gerek vardı. Yakışmıyor' diye tepki gösterdi. AKP'liler ise
suskun kaldı.
Çözüm Çiçek'ten geldi
CHP Grup Başkanvekilleri Ali Topuz, Kemal Anadol ve Haluk Koç ortak basın
toplantısında, AKP'yi tutarsızlık ve samimiyetsizlikle suçladı, "13
maddeyi uzlaşmayla değiştirdik. Bu yasa zaten bir yıl sonra yürürlüğe
girecekti. Gerekçeleri inandırıcı değil. Zina TCK'ya girecekse, AB yine
aynı tepkiyi verecek. Bu işte cemaatleri ayağa kaldıran, bu baskıyı
yaratan, bu baskıyı CHP'ye yönlendiren Başbakan Erdoğan'dır. Zinada bize
Çin işkencesi yaptılar, her an nereden bir şey gelecek diye bekledik.
AKP'nin AB treninin lokomotifi olmayacağı görülmüştür" dediler.
Tüm gün uzlaşma görüşmelerini yürüten Adalet Bakanı Çiçek ile parti
yönetimi, son anda geliştirdikleri geri çekme formülünü Erdoğan'a akşam
saatlerinde yaptıkları görüşmede kabul ettirdi. Çiçek'in, "Aksi takdirde
CMUK ve İnfaz Yasası gibi kapsamlı tasarıları CHP ile uzlaşarak
çıkarmamız zorlaşır" dediği öğrenildi. Erdoğan'ın onay vermesiyle formül
hayata geçirildi.
***********************************************************************
AKP'DEN ZİNA TAKTİĞİ : YENİDEN 'ZİNA' KRİZİ
17/09/2004
Cumhuriyet
Manşet
ALİ TOPUZ
HALUK KOÇ
AKP'DEN ZİNA TAKTİĞİ : YENİDEN 'ZİNA' KRİZİ
17/09/2004
Cumhuriyet
Manşet
CHP'nin muhalefetini aşamayan hükümet, 343 maddesi kabul edilen TCY
Tasarısı'nı komisyona geri çekti
İLERLEME RAPORU BEKLENİYOR
Başbakan'ın "zinayı suç sayma" ısrarı TCY görüşmelerini tıkadı. AKP'nin
''cinsel sadakatsizlik'' başlığıyla zina suçunun yasaya eklenmesi
istemine CHP rest çekince tasarının yürürlük ve yürütme maddeleri Adalet
Komisyonu'na geri çekildi. AKP'li Toptan'ın, buna gerekçe olarak
"bekleyen diğer ceza tasarılarını" göstermesine karşın, asıl amacın
AB'nin ilerleme raporundan sonra "zina suçuna formül bulmak" olduğu
belirtiliyor. AKP'li Fırat, gelinen aşamanın AB açısından yeterli
olduğunu söyledi.
CHP: HALK VE AB ALDATILDI
CHP'liler, Meclis'i olağanüstü toplantıya çağırıp tasarıyı yapay
gerekçeyle donduran AKP'nin halkı aldattığını söylediler. CHP'li Kemal
Anadol, ''Zina için yeniden görüşme açılırsa bu siyasi zina olur'' dedi.
Haluk Koç, ''AKP, AB treninde bu çelişkiyle lokomotif olamaz'' görüşünü
dile getirdi. Ali Topuz da iktidarın AB'yi kandıracak formül aradığını
söyleyerek ''Sorunun asıl kaynağı, tarikatları harekete geçiren
Başbakan'dır'' diye konuştu. Erdoğan ise "her şeyin yolunda" olduğunu
savundu.
Başbakan Erdoğan'ın zinayı suç saymaktaki ısrarı üzerine tasarı komisyona
geri çekildi
Yeniden 'zina' krizi
Başbakan Tayyip Erdoğan 'ın ''zinayı suç sayma'' ısrarı Türk Ceza Yasası
Tasarısı görüşmesini tıkadı. Başbakan'ın ''cinsel sadakatsizlik''
başlığıyla zina suçunun ceza yasasına eklenmesi için ısrarlı olmasına CHP
rest çekince tasarının yürürlük ve yürütme maddesi Adalet Komisyonu'na
geri çekildi. AKP'li Komisyon Başkanı Köksal Toptan geri çekme gerekçesi
olarak, diğer ceza tasarılarıyla ''eşzamanlı olması'' istemlerini
gösterdi. AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat , TCY
Tasarısı'nın yürütme ve yürürlük maddeleri dışında görüşmelerinin
tamamlanmasının AB açısından yeterli olduğunu söyledi.
Gün boyunca AKP'nin ''zinayı suç sayma'' ısrarına direnen CHP
yöneticileri, 1 yıl sonra yürürlüğe girecek olan tasarıyı dondurma
gerekçesini gerçekçi bulmadı.
AKP ile CHP arasında salı günü varılan anlaşmanın ardından uzlaşma
havasında gerçekleştirilen TBMM'nin olağanüstü toplantısına AKP'nin
fiyaskosu damga vurdu. Erdoğan'ın Tacikistan'da bulunduğu salı günü
Başbakan Vekili olarak Abdullah Gül 'ün çözdüğü ''zina gerilimi'' dün
Başbakan'ın devreye girmesi üzerine yeniden gündeme geldi. Dün saat
11.00'de açılması gereken genel kurulun ilk oturumu kapatılınca AKP
içindeki bunalım ortaya çıktı.
AKP grup başkanvekillerinin yeni bir zina önergesi için çalışma yapmaları
parti içinde de sorun yarattı. Başbakan Erdoğan'ın talimatıyla yapılan
girişime Adalet Bakanı Cemil Çiçek , Adalet Komisyonu Başkanı Köksal
Toptan ve Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu 'nun itiraz etmesi
üzerine gerilim tırmandı.
Konuyu değerlendirmek için genel kuruldan ayrılan Çiçek, Toptan ve Kuzu,
Adalet Komisyonu'nda AKP grup başkanvekilleri Haluk İpek, Faruk Çelik ,
AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı ve AKP Genel Sekreteri İdris
Naim Şahin ile bir araya geldi. AKP yöneticileri, saatler süren
toplantıda bir sonuca varamadı.
Grup başkanvekillerinin düzenlemede ısrar etmesi üzerine sinirlenen
Burhan Kuzu toplantıyı terk ederken AKP'lilerin değerlendirmesi saat
13.30'a kadar sürdü.
AKP'DEN ZİNA TAKTİĞİ : YENİDEN 'ZİNA' KRİZİ
17/09/2004
Cumhuriyet
Manşet
Erdoğan'la görüşme
Komisyondaki toplantıda karar alamayan hükümet ve parti yetkilileri,
genel kurulun öğleden sonraki açılış saatinden önce Erdoğan'ın yanına
gitti. Görüşmede, Erdoğan'ın ''CHP'lilerle görüşün, ikna etmeye çalışın''
diyerek zina düzenlemesinde ısrarlı olduğu öğrenildi.
Yeniden Meclis'e dönen AKP yöneticileri, CHP grup yöneticileriyle
görüşerek uzlaşma aradı. Ancak CHP Grup Başkanvekili Ali Topuz başlığı
''cinsel sadakatsizlik'' de olsa hiçbir şekilde zina düzenlemesine onay
vermeyeceklerini, her türlü engellemeyi yapacaklarını söyledi.
Genel kurula verilen ikinci bir arada Cemil Çiçek yeniden Başbakanlık'a
gitti. Başbakan'dan alınan talimat doğrultusunda genel kurul çalışmaları
tasarının son iki maddesine kadar sürdürüldü. AKP, son dakikaya kadar CHP
ile uzlaşma havasını bozmayarak 13 ayrı değişiklik yaptırdı.
AKP'nin sürpriz kararını, Komisyon Başkanı Köksal Toptan yürürlük
maddesine gelindiğinde açıkladı. Toptan, bölge adliye mahkemeleri, Ceza
Muhakemeleri Usulü Yasası ve Ceza İnfaz Yasası değişikliklerinin
beklenmesi için tasarıyı komisyona geri çektiklerini bildirdi.
AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat da, TCY Tasarısı'nın
yürütme ve yürürlük maddeleri dışında görüşmelerinin tamamlanmasının AB
açısından yeterli olduğunu söyledi.
Tasarının ilgili diğer 3 düzenleme ile birlikte ve eşzamanlı olarak
yürürlüğe girmesinin planlandığını, bu nedenle komisyona geri
çekilmesinin doğal olduğunu söyleyen Fırat, ''Bu geri çekmenin altında
başka bir neden aranmamalıdır'' dedi.
Tasarının komisyona geri çekileceğine aynı gün karar verildiğini ve bunun
CHP'ye de bildirildiğini belirten Fırat, TBMM'nin bugün Cumhurbaşkanı
Ahmet Necdet Sezer tarafından bir kez daha görüşülmek üzere geri
gönderdiği Bakanlar Kurulu ile yasama organı üyelerinin bu görevlerinde
geçen sürelerin akademik kariyer süresinden sayılmasını öngören yasayı
görüştükten sonra 1 Ekim'e kadar yeniden tatile gireceğini kaydetti.
AKP'nin kararına tepki gösteren CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol, zaten
1 yıl sonra yürürlüğe girecek olan tasarıyı bu gerekçeyle durdurmanın
inandırıcı olmadığına dikkat çekti. Toptan'ın söz ettiği tasarıların 5-6
aydan önce tamamlanamayacağına işaret eden Anadol, bu arada Avrupa
Birliği'nin ilerleme raporunun çıkacağını, oysa iktidarın tasarıyı bu
rapora yetiştirmek için olağanüstü toplantı çağrısında bulunduğunu
vurguladı.
CHP Grup Başkanvekili Ali Topuz, tasarının görüşmeleri sırasında
parlamentoda çok yoğun bir çalışma yapıldığını belirterek ''Bu dönem
zarfında bir kısım cemaatlerin, tarikatların temsilcileri TBMM'nin
kulislerinde, milletvekillerinin odalarında AKP'lilere baskı yapmıştır.
Sayın Başbakan da bu baskıları bizim üzerimize baskı olarak
yönlendirmiştir'' dedi.
AKP'lilerin sürekli AB'yi kandıracak bir formül aradığını vurgulayan
Topuz, ''Hani bu tasarı ilerleme raporuna olumlu etki yapacaktı? Ne oldu,
yoksa AB hedefinden mi vazgeçtik? AB bize büyük güvensizlik duymakta
haklı hale gelmiştir. Sorunun asıl kaynağı, Başbakan'ın kendisidir. Çünkü
tarikatları, cemaatleri harekete geçiren de odur, onları bize karşı bir
baskı unsuru olarak kullanan da odur'' diye konuştu.
CHP Grup Başkanvekili Haluk Koç da ''TCK serüveni tamamlanmadan sona
ermiş görünüyor. AKP, AB treninde bu çelişki, bu hezeyanla lokomotif
olamaz. AKP'nin ipiyle kuyuya inilmez. Bu gerçek ortaya çıkmıştır''
görüşünü dile getirdi.
AKP hükümetinin istediği değişiklik
Başbakan Recep Tayyi Erdoğan'ı n ''cinsel sadakatsizlik'' başlığıyla zina
AKP'DEN ZİNA TAKTİĞİ : YENİDEN 'ZİNA' KRİZİ
17/09/2004
Cumhuriyet
Manşet
suçunun ceza yasasına eklenmesi için ısrarlı olması Türk Ceza Yasa
Tasarısı görüşmesini tıkadı. AKP yöneticilerinin hazırladığı önerge,
''cinsel sadakatsizlik durumunda, eşlerden birinin yazılı şikâyeti
üzerine 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası verilmesini, bunun kadın ve
erkeğe eşit şekilde uygulanmasını'' içeriyor. ''Cinsel sadakatsizliğin''
ise gerekçede ''cinsel birleşme'' olarak tanımlanması planlanıyor. Bu
hükmün eşlerden biri aleyhine istismar edilmesi durumunda da ceza
öngörülecek.
***********************************************************************
AKP'DE ZİNA DEPREMİ
17/09/2004
Radikal
Köşe Yazısı
MURAT YETKİN
Erdoğan, Baykal ile Gül'ün zina konusunda yaptığı anlaşmadan hoşnut değil
Önce neler olduğunu bir sıraya koyalım.
27 Ağustos günü Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve TBMM Adalet Komisyonu
Başkanı Köksal Toptan, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'dan randevu
istiyorlar. Genel Merkez'deki görüşmede, 15 Temmuz'daki Meclis kapanışı
öncesi yeni Türk Ceza Kanunu (TCK) üzerine varılan AKP-CHP uzlaşmasında
tadilat istiyorlar. Ve AKP'nin zinayı hapislik suç saymak istediğinin
anlaşılmasıyla tartışma başlıyor.
Bu arada, 6 Eylül'de AB Genişleme Sorumlusu Günther Verheugen, 6 Ekim'de
yayımlanacak ve Türkiye'nin son üç yılki çabalarının meyvelerini
toplayacağı İlerleme Raporu öncesi son görüşmeler için Ankara'ya geliyor.
Olumlu gelişmelerden söz ederken, zina konusunu bir olumsuzluk olarak
Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül ile görüşmesinde gündeme
getiriyor. Erdoğan'ın "Konu görüşülmedi" diye yalanlamasını da,
Verheugen, basın toplantısında "Görüştük" diye yanıtlıyor ve bu anlayışın
Türk yönetimine Avrupa'da olan bakışı etkileyeceğini söylüyor.
AKP'nin 14 Eylül'deki Meclis açılışında zinanın suç olması yönünde bir
talepte bulunup bulunmayacağı gerilim konusu oluyor. Baykal, Grup
Başkanvekili Kemal Anadol aracılığıyla Cemil Çiçek'e görüşmek istediği
mesajını iletiyor. Çiçek, Erdoğan'ın yurtdışında olması nedeniyle Gül
başkanlığında toplanan gruptan ayrılıp Anadol'un odasına gidiyor ve grup
toplantısı ardından görüşebileceklerini söylüyor. Buluşuyorlar.
Görüşmenin ilk 15 dakikası, Gül'ün bir telefon konuşması nedeniyle
sohbetle geçiyor. Sonra Baykal, daha önce üzerinde anlaşma sağlananların
dışında bir değişiklik kabul etmeyeceklerini söylüyor. Ve ekliyor: Ama
yapmak isterseniz, size engel olmayız. Yalnızca, artık bu anlaşmanın
parçası olmadığımızı açıklarız.
Bunun devamında pek bir müzakere de olmadan anlaşma sağlanıyor. Baykal
böylece, AKP'den 'CHP zinayı savunuyor' türünden bir propaganda
ihtimalinin önünü kesiyor.
Toplantı uzlaşmayla sonuçlanıyor ve Baykal, Gül ve Çiçek kameralar
karşısında, anlaşma dışı bir girişimin olmayacağını ilan ediyorlar.
Bunun üzerine TCK maddeleri jet hızıyla Meclis'ten geçmeye başlıyor.
Erdoğan döndü, hava döndü
Ancak 15 Eylül akşamı, Erdoğan'ın Türkiye'ye dönüşüyle AKP kulisleri
karışıyor. Milletvekillerindeki huzursuzluğun TCK'nın çıkmasını ve AB
sürecini etkiler hal aldığını fark eden Çiçek'in girişimiyle 22.00'ye dek
çalışması planlanan Meclis, 19:45'te tatil ediliyor.
Başbakan'ın katılımıyla AKP MKYK toplantısı yapılıyor. Erdoğan'ın bu
AKP'DE ZİNA DEPREMİ
17/09/2004
Radikal
Köşe Yazısı
toplantıda "Halkın isteklerine uygun bir çözüm bulalım" dediği kulise
yayılıyor.
Dün Çiçek, Toptan ve grup başkanvekilleri, Erdoğan ile bir toplantı daha
yapıp Meclis'e geçiyorlar. Başbakan Erdoğan'ın dün Gül ile Baykal
arasındaki anlaşmadan memnun olmadığı iyice açığa çıkıyor.
Çiçek'in telefonu
Çiçek, saat 14.15 gibi Anadol'u arıyor.
'Cinsel sadakatsizlik' suçunun, Medeni Kanun'a atıfta bulunularak yer
alıp alamayacağını soruyor. CHP "Biz anlaşmamıza bağlıyız. Gerisi sizin
sorununuz" diyor. Anadol'un ret yanıtından tatmin olmayan Çiçek, bir kez
de CHP Genel Sekreteri Önder Sav'ı arıyor. Sav da Baykal'a danışarak aynı
yanıtı verince, Çiçek, Erdoğan'a giderek "CHP'nin niyeti kötü, Meclis'i
terk edebilirler" bilgisini veriyor. Böylelikle maddelerin görüşülmesi
sırasında konunun gündeme getirilmesinden vazgeçiliyor.
Gerisini biliyorsunuz.
CHP lideri Baykal, dünkü konuşmamızda, AKP'nin zina konusunda izlediği
çizginin, hem kendi kendilerini yıprattığını, hem de güvenilir bir siyasi
muhatap olmaktan çıkardığını söylüyor. Baykal'a göre, AKP 'büyük
iddialarla yaptığı çıkışlarda ne kadar hazırlıksız ve omurgasız olduğunu
gösteriyor, bocalıyor.'
Yeni Şafak yazarı Fehmi Koru, yaşananları 'Muhafazakâr tabanın uyarısı'
olarak tanımılıyor, ama bu sarsıntının izlerini yalnız tabanda değil,
tavanda da görebiliriz yakında.
***********************************************************************
AKP, AB'YE GİRMEK İSTEMİYOR!!!
17/09/2004
Cumhuriyet
Köşe Yazısı
ORAL ÇALIŞLAR
TV8'de önceki gece zina tartışmasının ardından Fehmi Koru' nun telefonu
çaldı. AKP Merkez Yürütme Kurulu'ndan bir milletvekili ''zina'' konusunun
yeniden gündeme getirilmek üzere olduğunu söyledi. Şaşırdık. Çünkü bir
gün önce AKP ve CHP'nin Türk Ceza Kanunu'nda değişiklik yapılacaksa ancak
bunun ortak bir önergeyle gerçekleştirileceğini kamuoyuna açıklamışlardı.
''Zina'' maddesi de taslakta olmadığına göre, bir anlamda bu madde
CHP'nin istememesi nedeniyle gündemden kalkmış oluyordu.
Kamuoyu böyle yorumlarken ve konu bu şekilde gündemden kalkmış diye
düşünülürken şu yazıyı yazdığım sırada gece aldığımız haberin doğru
olduğunu anladım. Çünkü AKP sözcüsü, zina konusunu öneri olarak TBMM'ye
getireceklerini açıkladı.
Bir Avrupa ülkesinin büyükelçisi bana dün, ''Bu zina konusu nereden
çıktı, kime sorduysam tam bir cevap alamadım'' diye sordu. Ben de bir
gazetecinin bir AKP milletvekiline ''Zinayı tasarıya ekleyecek misiniz''
diye sorduğunu, onun da evet demesi üzerine gazetecilerin Adalet Bakanı
Cemil Çiçek' e yöneldiklerini, onun da ''Neden olmasın'' karşılığını
verdiğini anlattım. Ardından Dışişleri Bakanı Gül ve Başbakan Erdoğan da
devreye girdi ve böylece iş ciddiyet kazandı.
AB üyesi ülkeler, bu konunun gündeme gelmesi üzerine yoğun bir eleştiri
kampanyası yürüttüler. Böyle bir maddenin ceza kanununa eklenmesinin
Türkiye'nin üyelik sorununu ciddi bir şekilde olumsuz yönde
etkileyeceğini söylediler. AKP'liler ise son dakikaya kadar ''zina''
ısrarlarını sürdürdüler. Arkalarında İslamcı gazetelerdeki İslamcı
yazarların çoğunluğu vardı.
AKP, AB'YE GİRMEK İSTEMİYOR!!!
17/09/2004
Cumhuriyet
Köşe Yazısı
Büyükelçi, Avrupa'da ''zina'' tartışmalarının yol açtığı tabloyu şöyle
özetledi: AB içinde Türkiye'nin girmesini savunanlar olduğu gibi,
Türkiye'ye karşı şüpheci bir tutum içinde olanlar da var. ''Şüpheciler''
zina tartışmasını, ''Bakın bu ülke öyle sizin andığınız gibi değişen bir
ülke değil. Siz hayal içindesiniz'' diyorlar. Verheugen' in son ziyareti
çok önemliydi. Verheugen de süreç içinde Türkiye'nin AB üyeliği için
olumlu bir noktaya geldi. Aslında birçok Avrupa ülkesi son iki yıl içinde
önemli bir görüş değişikliği içine girdi. Türkiye'de yapılan
değişiklikler, demokrasi alanında atılan adımlar heyecanla izlendi. Son
''zina'' girişimi ise Türkiye konusunda şüphesi olanları güçlendirdi.
Verheugen gibi olumlu tutum içinde olan kimseleri de zor durumda bıraktı.
AKP'lilerin Avrupa'dan gelen olumsuz havayı hissetmemesi mümkün mü? Bizim
bildiklerimizin çok daha fazlasını onlar biliyorlar. O zaman buna rağmen
neden hâlâ bu konuda ısrarlılar? Herhalde bizim bilmediğimiz başka şeyler
biliyorlar. Belki de ortaya çıkan olumlu hava hoşlarına gitmedi ve AB
işine taş koymak istiyorlar?
Bu durum başka türlü nasıl izah edilebilir? ''Zina'' tartışması gündeme
geldiğinden beri Avrupa basını bu konuyu çok önemsedi. AKP'nin
''İslamcı'' arka planı konusunda şüpheler dile getirildi ve ''Acaba gizli
bir programları mı var'' soruları sorulmaya başlandı.
Türkiye'nin AB'den müzakere takvimi alması, bütün geleceğimizi
etkileyecek önemli bir sürecin dönüm noktası. Bu konuda en kritik
tarihlerden birisi de 6 Ekim'de açıklanacak komisyon raporu. Önümüzdeki 3
hafta boyunca Brüksel'de bu programa şekil verilecek. Tam bu günlerde,
ısrarla, AB'den gelen tepkileri bile bile, bu konuda neden ısrar
ediliyor?
AKP, muhafazakâr bir parti. Ancak, AB'yi bir çözüm olarak önüne koydu.
Başbakan Erdoğan AB üyesi ülkeleri kapı kapı dolaştı. Önümüzdeki günlerde
yeniden böyle bir sefere çıkacak. 3 Ekim'de Almanya'nın birleşme gününde
bir araya geleceği, dört kez evlenip ayrılmış Alman Başbakanı Schröder' e
acaba ne diyecek? Ona ''zina'' cıların hapse atılmasının kerametini mi
anlatacak? Aslında ''zina'' yasası Almanya'da geçerli olsaydı, muhtemelen
Schröder birkaç kez hapse girmiş olabilirdi...
Demek ki AB'yi istemiyorlar. Başka ne denir ki!
NOT: Gazete baskıya girerken AKP'nin zina önerisinden yeniden
vazgeçtiğini öğrendik. Haydi hayırlısı!.. Sabaha bakarsınız yeniden
gündeme getirebilirler.
***********************************************************************
YASAYLA GELEN TEHLİKELER
17/09/2004
Radikal
Makale
AKP'nin yeni TCK'ya zina suçunu koymak istemesi yoğun tartışmalara yol
açtı. Zina, Anayasa Mahkemesi'nin kararlarıyla suç olmaktan çıkmıştı.
Reşit kişilerin gönüllü olarak kuracağı ilişkiler kamu otoritelerini,
temsil ettikleri veya ettiklerini söyledikleri kitleler adına bile olsa
ilgilendirmez. Hukuki düzenlemeler ahlaki sorunları çözmez
Zinanın Ceza Kanunu'nda zikredilecek bir suç sayılıp sayılmaması ile
ilgili tartışmalar bir taraftan ideolojik konumların netleşmesine, bir
taraftan da safların iç içe geçmesine yol açıyor. Ayrıca, kimi gazete
yazarlarının özgürlük, demokrasi, kamu otoritesi, hak gibi kavramlarla
ilgili bilgisinin sığlığının ve olaylara bakışta çifte standartlılığının
sergilenmesine de vesile oluyor.
Sınırlı kavramla tartışma
YASAYLA GELEN TEHLİKELER
17/09/2004
Radikal
Makale
Öncelikle işaret edilmesi gereken nokta, kimilerinin tekrar tekrar ısıtıp
ısıtıp sahneye sürdüğü bazı kavramlarla bu konuda anlamlı bir tartışmanın
yapılamayacağıdır.
Dünyayı kavraması yirmiyi aşmayan bir kelime hazinesi ile sınırlanmış söz
konusu şahısların, aslında bir argüman niteliği taşımayan, slogan olmanın
ötesine geçmeyen ve neredeyse tekerlemeye dönüşmüş retoriklerinden bir
sonuç çıkmaz. 'Çağdaşlık', 'çağa yakışmama', 'Türkiye'yi temsil etmeme'
türünden sözlerin bir anlamı yoktur. Devamlı bu kavramların ardına
sığınanların artık biraz zihnî gayret göstermesinin, doğru dürüst tezler
geliştirmesinin, kendileri için de, Türkiye için de iyi olacağına
inanıyorum.
Birey haklarının devletin varlık alanına girmesinden önce var olduğuna,
insanların doğuştan gelen vazgeçilmez haklara sahip bulunduğuna, bu
hakların toplum tarafından da, devlet tarafından da haklı ve meşru olarak
ihlal edilemeyeceğine inanan biri olarak olaya baktığım zaman, benim
olmasını istediğim şey, zinanın kadın için de, erkek için de bir suç
olarak düzenlenmemesidir. Bunun çeşitli sebepleri var: İlk olarak,
evlilik dışı ilişki olarak tanımlanan zina, esas itibarıyla, iki yetişkin
birey arasındaki bir olaydır. Reşit kişilerin gönüllü olarak nasıl bir
ilişki tesis edeceği, kamu otoritelerini, ister otoritelerin kendi
hatırları, isterse temsil ettikleri veya ettiklerini söyledikleri
kitleler adına olsun, ilgilendirmez. Devletin vatandaşların cinsel
hayatını izlemek gibi bir görevi ve yetkisi olamaz. Tarihte böyle
devletler görülmüş ve bunlar, şu veya bu derecede baskıcı, insan hakları
ihlalcisi devletler olarak tescil edilmiştir. İkinci olarak, zina, özü
itibarıyla, dinî kaynaklı veya dine dayalı ahlaktan kaynak alan bir
'uygunsuz' davranış olarak görülmektedir. Bu anlamda, o, bir günahtır.
Günah olan şeyin suç olması demek, dinî kodların pozitif hukuk sistemine
nüfuz etmeye başlaması demektir.
Din ve hukuk
Dinî kodların hukuku hiç etkilemeyeceği iddiasında değilim, zira bu,
hukuk toplumsal hayatın bir sonucu olduğundan, teorik olarak saçmalık,
pratik olarak hayalcilik olur. Ancak, günah olan şeylerin suç olmasının
yolunu açmak, toplumları dinî baskıcılığın sistemleşmesine ve abartılırsa
dinî totalitarizme sürükleyen bir yolun başlangıcı olabilir. Dinen günah
olan başka şeyler de var, içki içmek, namaz kılmamak, oruç tutmamak gibi.
Dinen günah olan zina hukuken suç sayılırsa, pekâlâ diğer günahlar da suç
olmaya itilebilir.
O zaman Suudi Arabistan'da ve İran'da olduğu gibi, din polisleri ve kamu
otoritelerinin din adına baskıları ortaya çıkar. Yani, bazı özgürlüklere
elveda dememiz gerekir. Günah olan şeyler genelde günah olarak
kalmalıdır. Günah olan icraatların, bir insan hakkı ihlâli teşkil
etmedikleri sürece, suç olarak düzenlenmeleri için bir sebep göremiyorum.
Toplumsal gerekçeler
Zinanın yasaklanması dinî değil toplumsal gerekçelerle de istenebilir.
İstenmektedir. Buna göre, yasaktan amaç, aileyi ve toplumu korumaktır.
Bir liberal olarak bana devlete toplumu ve aileyi korumak adına topluma,
bireylerin hayatlarına, cinselliğin tanzimine varan yetkiler vermek
anlamsız ve telikeli görünüyor. Hem devlet böyle bir şeyi başaramaz, hem
de birey haklarının ve özgürlüğün korunması bu amaçtan önce gelir.
Yasakların bu tür olayların vuku bulmasını engellediği veya suç
olmamasının teşvik ettiğine dair emprik veriler yok elimizde. Niyetin iyi
olması bu niyete dayalı davranışın ne haklı ve meşru olduğunu ne de
kolayca gerçekleştirilebileceğini gösterir.
Zina, öncelikle iki kişiyi, karı-kocayı ilgilendirir. Ve bu durumda,
YASAYLA GELEN TEHLİKELER
17/09/2004
Radikal
Makale
suçtan çok kabahat kategorisine girer ve bu kabahatin hesabı veya
neticesi öncelikle karı-kocanın meselesidir.
Şüphesiz, evlilik bir sözleşme ve taraflar için evlilik dışı ilişki
kurmamak sözleşmenin şartlarından biriyse, sözleşmenin ihlâli, ihlâlle
karşılaşana bir karşı hareket hakkı veya mecburiyeti yaratabilir. Ama, bu
hareketin yapılıp yapılmayacağına, yapılacaksa ne olacağına ve nasıl
olacağına karar verecek olan tek tek veya birlikte çiftlerin
kendileridir.
Tarihin gösterdikleri
Bu tür olayların vuku bulmaması, aile kurumunun güçlü olması elbette
temenni edilebilir. Bu gayet makul bir tavırdır. Ancak, bu tür temenniler
kamu otoritesinin bireysel alanı işgal etme yetkileriyle donatılmasını
haklı, meşru, gerekli kılmaz. Tarih şahittir ki, aileyi ve toplumsal
dokuyu koruma adına devlete aşırı yetki veren bütün toplumlarda, bu
kurumlardaki en büyük tahribatı gerçekleştirenler devletler olmuştur.
Ahlakı da, aileyi de koruyacak olan, toplumsal yapı, sosyal normlar,
sosyal kontrol, vicdanî hissedişler vb. olacaktır. Bunların yerini hukuk
alamaz. Alabileceğini zannetmek, legalizm yanılgısına düşmek, yani her
türlü insanî problemin hukukî düzenlemeye konu yapılabileceğini
sanmaktır.
Yaygın bir yanlış
Ne yazık ki, bu yanılgı dindar muhafazakâr kesimde hayli yaygın. Hukuk
her toplumun ihtiyacıdır ama hayattaki her şey hukukun konusu değildir.
Ahlakî problemler hukukî düzenlemelerle çözülemez.
Bunun en iyi ispatı, özellikle ABD'yi her seçim döneminde sarsan kürtaj
problemiyle ilgili hukukî düzenlemelerin sonuçlarıdır. Özgürlüğümüze
gerçekten düşkünsek, devletin-kamu otoritesinin yetkilerinin sosyalist
veya Kemalist argümanlarla-amaçlarla genişletilmesine karşı çıkmanın
yanında muhafazakâr argümanlarla-amaçlarla genişletilmesine de karşı
çıkmamız gerekir.
Atilla Yayla: Gazi Üniversitesi öğretim üyesi;
Liberal Düsünce Topluluğu'nun internet sitesinden (http://www.liberal-
dt.org.tr) alınmıştır.
***********************************************************************
ZİNA ŞEHİT ANALARINDAN DAHA MI ÖNEMLİ
17/09/2004
Hürriyet
Köşe Yazısı
ERTUĞRUL ÖZKÖK
SİZE dün gazeteyi hazırlarken aramızda geçen bazı konuşmaları aktarmak
istiyorum.
Her gün elinize gelen gazeteyi hazırlayan insanların olaya nasıl
baktıklarını göstermesi bakımından ilginç olabilir.
Birinci sayfayı hazırlamak üzere masaya oturmaya hazırlandığımız
dakikalarda AKP kulislerinden haberler düşmeye başladı.
AJANSTAKİ İFADE
AKP, zina konusunu yeniden gündeme getiriyordu.
‘Zina’ kelimesini kaldırıp yerine ‘cinsel sadakatsizlik’ kavramını
koymayı düşünüyorlarmış.
Ben ‘Olmaz böyle şey’ diyerek tepkimi gösterdim.
Haber Koordinatörümüz Enis Berberoğlu gülerek ‘Ama oluyor’ dedi.
O sırada Yazı İşleri Müdürümüz Doğan Satmış, ekranda haber ajanslarının
bu haberi verip vermediğine bakıyordu.
ZİNA ŞEHİT ANALARINDAN DAHA MI ÖNEMLİ
17/09/2004
Hürriyet
Köşe Yazısı
‘Bakın AP bu haberi nasıl vermiş’ dedi.
Dünyanın en büyük iki haber ajansından biri olan AP, gelişmeyi şöyle
duyuruyordu:
‘Türkiye’de İslami kökenli iktidar partisi, zinayı ceza kanununa sokma
konusunda ısrarlı.’
Evet, AKP’nin başına ‘İslami kökenli’ ifadesi yerleşmişti.
Tabii hepimiz ‘cinsel sadakatsizlik’ kelimesine takıldık.
Çoğumuz şu görüşteydik:
‘Cinsel sadakatsizlik kavramı, zinadan daha kötüydü.’
Neden derseniz, cevabı basitti:
Çünkü bu daha muğlak, daha belirsiz bir kavramdı.
Ben bir gün önce yazdığım yazıdan dolayı, kendimi müthiş aldatılmış
hissediyordum.
Çünkü AKP ile CHP’nin uzlaşmasını övmüş ve bunu ‘pozitif işbirliği’
örneği olarak göstermiştim.
Herhalde sadece ben değil başkaları da aynı duyguyu yaşıyordu.
Mesela Avrupa Birliği’nde, Türkiye’nin önünü açmak için bizden fazla çaba
harcayan insanlar...
SİYASİ ZİNA
Onlar da daha bir gün önce bu uzlaşmayı öven açıklamalar yapmışlardı.
Nitekim Brüksel büro temsilcimiz Zeynel Lüle, orada gerçek bir infialin
yaşandığını anlatıyordu.
Ertesi gün Avrupa’da çıkacak gazetelerdeki başlık ve yorumları tahmin
etmeye çalışıyorduk.
İşte bu hava içinde manşetimizi oluşturmaya çalışıyorduk.
İlk öneriyi ben yaptım:
‘Siyasi zina...’
Bununla AKP’nin, iki gün önce CHP’yle yaptığı anlaşmaya ihanet ettiğini
anlatmak istiyorduk.
Başyazarımız Oktay Ekşi itiraz etti.
‘Maksadını aşan, ağır bir ifade olur’ dedi.
CEMAAT BASKINI
Bunun üzerine AKP’nin getirdiği ‘cinsel sadakatsizlik’ kavramından
hareketle ‘Siyasi sadakatsizlik’ manşeti üzerinde konuştuk.
Bu içimize daha çok yatmıştı.
Gerçekten de AKP’nin yapmak istediği şey, CHP ile yaptığı uzlaşmaya
sadakatsizlik anlamına geliyordu.
AKP’nin bu tavrının neden kaynaklandığını tartıştık.
Bir gün önce ‘cemaat’ten bazı kişilerin Meclis’e gelip baskı yaptığı
iddiaları vardı.
Bir ara ‘Cemaat baskını’ manşetini düşündük.
Ancak bu manşeti destekleyecek somut bilgi yoktu.
Elimizde sadece Çanakkale’den gelen bazı kişilerin yaptığı görüşmelerle
ilgili genel bilgi vardı.
Ama ne konuştuklarını öğrenememiştik.
Ortada inanılmaz bir siyasi kargaşa vardı.
Anlamadığımız nokta şuydu.
AKP, cemaatlerin etkisindeki tabanından zina konusunda gelen baskılara
direnemiyordu. Ama o zaman AKP’ye şu sorulmaz mıydı:
‘Aylarca gösteri yapan şehit analarının istekleri, zinanın suç olmasını
isteyen cemaatlerin talebinden daha mı önemsizdi?’
AKP, şehit analarının bütün baskısına rağmen idam cezasını kaldıran,
dolayısıyla Apo’yu ipten kurtaran kanuna destek vermişti.
Doğru da yapmıştı.
Çünkü bütün bunlar, Türkiye’de iç barışı sağlayacak ve Avrupa Birliği
ZİNA ŞEHİT ANALARINDAN DAHA MI ÖNEMLİ
17/09/2004
Hürriyet
Köşe Yazısı
yolunda yürümemizi hızlandıracak cesur kararlardı.
Şehit analarına direnebilen AKP, cemaatlere niye direnemiyordu?
İşte birçok Avupalının kafasında soru işaretine yolaçan çelişki buydu.
ŞİMDİLİK BUZDOLABINDA
Zina konusu şimdilik buzdolabına kondu.
Ama AKP’lilerin şunu çok iyi bilmesi gerekiyor.
Bu davranışları ile Avrupalıların kafasında da ‘Takiyye’ şüphesini
doğurdular.
İnşallah bu şüphenin bedelini Avrupa Birliği projesinde ağır bir yara
alarak ödemeyiz.
***********************************************************************
SAĞDUYU
17/09/2004
Halka ve Olaylara
Tercüman
Köşe Yazısı
SIRRI YÜKSEL CEBECİ
AKP'NİN, Türk Ceza Kanunu'nda yapmayı düşündüğü zinayı suç sayan
düzenlemeden -çok kararlı olduğu halde- vazgeçmesini Avrupa Birliği'nin
mi, Türkiye'deki liberallerin mi, yoksa sağduyunun zaferi olarak mı
görmemiz gerekiyor?
Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne sokmaya kararlı bir iktidar partisinin,
İlerleme Raporu'nun açıklanmasına üç hafta ve müzakere tarihinin verilip
verilemeyeceğinin belli olmasına üç ay kala, AB hukukuyla kesinlikle
bağdaşmayan böyle bir düzenleme düşüncesini gündeme getirmesinin zaten
mantığı yoktu.
AKP'nin iki seçeneği vardı. Ya Ceza Kanunu'nda zinayi suç sayan
düzenlemeyi yapmakta ısrar ederek, şimdiye kadar yapılan tüm reformlara
bir çizgi çekecek, yani bir çuval inciri berbat edecek; ya da geri adım
atacaktı.
İkinci yolun seçilmesi, sağduyunun sadece Türkiye'de değil, AKP'de de
kazandığı anlamına geliyor.
Meclis'te şimdi, Türk Ceza Kanunu Tasarısı'nın maddeleri yıldırım hızıyla
görüşülerek kabul ediliyor. İktidarla anamuhalefet partisi arasında
uzlaşma olmasaydı, tasarı Meclis'ten geçemeyecek miydi? Elbette
geçecekti. Ama bu kadar çabuk ve kolay değil.
Tasarıdaki maddeler hem CHP'nin engelleme taktiklerine takılacak, hem de
kamuoyunda gereksiz tartışmalara yol açılacaktı.
Ancak, bir soru kafaları hala kurcalamaya devam ediyor:
- AKP, güçlü bir direnişle ve muhalefetle karşılaşmadığı taktirde, Sayın
Ecevit'in 1970'li yıllarda söylediği gibi, duvarın ötesine her an
atlayabilir mi?
Ve duvarın ötesinde ne var?
Dengeci liberaller
İNGİLİZ Financial Times gazetesinde önceki gün yer alan bir haber,
kafaları büsbütün karıştırıcı nitelikteydi. Habere göre, AKP'de aşırı
muhafazakarlar ve Milli Görüş'çüler çoğunluktaydı. Bunlar, Meclis'te
temsil edilmeyen küçük bir siyasi parti tarafından baskı altında
tutuluyorlardı.
Gazetenin adını açıkça vermediği Meclis'te temsil edilmeyen küçük siyasi
partinin hangisi olduğunu tahmin edebilmek için fazla düşünmeye gerek
yok.
Bu iddia doğru ise ve biz değiştik söylemiyle yola çıkanlar, sadece
SAĞDUYU
17/09/2004
Halka ve Olaylara
Tercüman
Köşe Yazısı
fiziki varlıklarıyla yeni kulvarda ilerlerken; ruhlarını, yüreklerini ve
gönüllerini terk ettikleri yuvada bıraktı iseler, millet açıkça
aldatılıyor demektir.
Ne var ki, AKP'de aşırı muhafazakarlar ve Milli Görüş'çüler çoğunlukta
olsalar bile, liberallerin ağırlığını da unutmamak gerekiyor. Vecdi
Gönül, Erkan Mumcu, Murat Başesgioğlu ve Köksal Toptan gibi liberaller -
ki böylelerinin örgütteki sayıları da hayli çok- bir denge unsuru olarak
AKP'de varlıklarını hissettirebiliyorlar. Nitekim Turizm ve Kültür Bakanı
Erkan Mumcu, zinanın Türk Ceza Kanunu'nda suç fiili olarak düzenlenmek
istenmesine açıkça karşı çıkanlardan biriydi.
AKP homojen değil
ŞİMDİLİK iktidarda olmanın avantajını kullanan AKP, sanıldığı kadar
homojen bir parti değil. Zina konusunda geri adım atılmasının arkasında
yatan en önemli neden de bu. İktidara geldiği günden beri tam bir birlik
içinde görünen AKP, zinanın suç sayılmasında ısrar etseydi, kendi içinde
de muhalefetle karşılaşabilir ve belki de ilk ağır yarayı alabilirdi.
AKP'de gerektiğinde iktidar imkanını bile elinin tersiyle itebilecek
ilkeli politikacıların bulunduğunu Sayın Recep Tayyip Erdoğan da çok iyi
biliyor.
Dolayısıyla, zinanın Ceza Kanunu'nda suç olarak düzenlenmesinden
vazgeçilmesini Avrupa Birliği'nden, liberallerden veya CHP'den çok,
AKP'deki sağduyu sahiplerinin zaferi olarak değerlendirmek daha doğru
olur.
***********************************************************************
AKLI KARIŞIK PARTİ
17/09/2004
Vatan
Köşe Yazısı
GÜNGÖR MENGİ
Yeni TCK, bireyi temel alan hukuk düzenine Türkiye'nin yükselmesini
sağlayacak.
Bunun yanında, AKP'nin değişim iddiasına da sınavdan geçmiş bir terfi ve
kalite belgesi kazandıracak.
Tabii tasarının zina inadına delinmemesi şartı ile..
İktidar partisi milletvekillerinin yarıdan fazlası Milli Görüş
kökenlidir. Partiye öbür sağ akımlardan gelenler AB idealine salt
Türkiye'nin menfaatlerini gözeterek bağlıdırlar.
Milli Görüşçülerin yarısı AB'yi "parti kapatma dönemine son" vereceği
için istiyor. Öteki yarısı ise, kendilerine sürekli yeni mevziler
kazandıran din sömürüsü imkânlarının AB yüzünden heba edilmesine karşı
direniyor.
TCK tasarısı mecliste "hızlandırılmış tren" gibi ilerliyordu. İki günde
346 maddelik tasarının 300'den fazla maddesi kabul edildi.
Fakat zina suçunu yasaya dahil etme girişiminin iç ve dış tepkilerle
püskürtülmesi, üstüne üstlük din görevlilerine siyaset yasağı getiren
maddeye sıranın gelmesi, AKP grubundaki itirazları ciddiye alınması
gereken bir sorun önemine yükseltti. Mesele Başbakan Erdoğan'a taşınırken
mecliste görüşmelere ara verildi.
Brüksel'den gelen uyarı kesindi: Zina yasaya girerse AB zirvesine
sunulacak Türkiye raporu olumsuz çıkacaktı.
Kendilerini cübbesini yitirmiş imam gibi çıplak hissetmenin
huzursuzluğunu yaşayan milletvekillerine yönelik bir meşguliyet tedavisi
AKLI KARIŞIK PARTİ
17/09/2004
Vatan
Köşe Yazısı
uygulandı.
AKP'nin zina konusunu "cinsel sadakatsizlik" tanımı ile suç kapsamına
almaya karar verdiği haberi kulislere yayıldı. Uyuz eşeği boyayıp satma
hilesine CHP'nin razı olmayacağını belli etmesi, bu oyunu bozdu. Ve tren
yeniden hareket etti.
İktidar grubu, zinayı eklemek üzere herhangi bir önerge vermedi ve madde
kazaya uğramadan geçti.
Peki tehlike tamamen önlendi mi? Hayır.. "Hızlandınlmış Tren Taktiği"
şimdilik işe yarıyor ama birinin "imdat kolu"nu çekip treni raydan
çıkarma riski devam ediyor.
Çünkü İç Tüzük son ana kadar, zinanın yasaya eklenmesini isteyen bir
önergenin görüşülmesine imkân tanıyor.
Hepimize hayırlı yolculuklar!
***********************************************************************
PEKİ BU ÇOCUĞUN BABASI KİM?
17/09/2004
Akşam
Köşe Yazısı
NURAY BAŞARAN
Günlerdir herkes yazdı, herkes konuştu. Bu konuda çok değişik görüşler ve
yorumlar var. İşte ilk aklıma gelenlerden bazıları:
**Eğer yasallaşırsa... AB hayal.
**Türk örf ve adetlerine göre bu yasallaşmalı. Aksi halde değerlerimizi
kaybediyoruz.
Yasallaşırsa şeriat gelir.
Türkiye AB üyesi olmalı ama bazı ahlaki değerlerini de kaybetmemeli.
Onun için bu kanun çıkmalı.
Ayrıca yasallaşırsa kadını koruyan çok önemli bir zırh da olur... Hem bu
düzenleme ile kadın ve erkeği bu konuda eşitliyoruz.
Avrupa'ya entegre olmalıyız ama değerlerimizi de unutmamalıyız..
İyi ama bu konuda en çok hükümete yakın çevrelerde sorun var. Mesela
kendi içlerindeki imam nikahlılar ne yapacak?
Tayyip Bey bu işi biliyor. Yapamaz, geri adım atarsa bile tabanını
memnun etmiş olacak. Daha önceki türban ve İmam Hatipliler olayında
olduğu gibi. 'Uğraştım ama yapamadım' diyecek. Bu da çok önemli.
AK Parti AB'den iyi bir sonuç alamayacağının istihbaratını aldı. Bu
nedenle de önlem alıyor.
Böyle bir şey olmaz. Devletin yatak odasında ne işi var?
Bu görüşleri çoğaltmak mümkün. Bir kadın yazar olarak şaşkınım. Dilber
dudağı, kadın budu köfte gibi kadının, yemek adlarına bile bu şekilde
konu edildiği bir ülkede, insan şaşkın olmaz da ne yapar? Neyse biz ana
konumuza dönelim:
Günlerdir izliyorum. Didik didik ettim. Bu kime hizmet ediyor? Nasıl
sonuçlanır? Tayyip Bey ne kadar kararlıdır?
Dün, bu konuyu ilk kez manşetine taşıyan gazetenin genel yayın yönetmeni
de, nasıl haberi gündeme getirdiklerini yazınca mutlu oldum. Resimdeki
bir karanlık bölüm daha aydınlandı. Bir bölüm daha diyorum çünkü bana
göre bilinmeyen çok önemli bir şey var ve giz orada gizli gibi...Şimdi
gelin biraz kafa yoralım:
TCK Tasarısı'nın resmi, yani yazılı kısmı 346 madde, 732 sayfadan
oluşuyor. Ama oralarda zinaya ilişkin hiçbir şey yok. Bu kanun Bakanlar
Kurulu'nda imzaya açıldı. O ana kadar böyle bir şey yok. Bakanlar
Kurulu'nun perde arkası bölümlerine bakıyorum oralarda da hiç gündemde
PEKİ BU ÇOCUĞUN BABASI KİM?
17/09/2004
Akşam
Köşe Yazısı
değil...
Derken Adalet Komisyonu'nda Konya Milletvekili Harun Tüfekçi tarafından
gündeme getirildiğine rastlıyorum. Tam sevinirken, haber merkezinden
arkadaşlarım ona ulaşıyor. Ancak olayı sahiplenmiyor. Yani 'bu bebeğin
babası ben değilim' diyor. Eee tasarının babası, yani sahibi Adalet
Bakanı Cemil Çiçek önce bu konuyu gündeme getirse de daha sonra 'benim
hazırladığım kanun ortada. Burada yok' diyor, konuya yeterince o da sahip
çıkmıyor...
Türkiye ise hala şu ana kadar kimin ortaya attığı belli olmayan bu
gayrimeşru bebeği, yani zinayı tartışıyor. Başbakan'ın önceki gün
Gürcistan'dan geri adım attığı haberleri geliyor. Fakat dün öğle
saatlerinde işler yine karışıyor. Çünkü bu gayrimeşru bebek anne ve
babasız sanki bas bas bağırıyor, sahibini arıyor. Yani ortada bir 'veled-
i zina' var...Kimse de bunun nüfusuna baba olarak yazılmak istemiyor.
Bildiğim, bu bebeğin failini henüz kimsenin bulamadığı... Zaten başbakan
da bulursa galiba ilk zina cezasını ona verecek.
***********************************************************************
CHP: TÜRKİYE VE DÜNYA ALDATILDI
17/09/2004
Akşam
Haber
KEMAL ANADOL
ALİ TOPUZ
TCK tasarısının geri çekilmesine CHP'liler ateş püskürdü.
CHP Grup Başkanvekilleri Kemal Anadol, Haluk Koç ve Ali Topuz, Türk Ceza
Kanunu Tasarısı'nın yürütme ve yürürlük maddelerinin Adalet Komisyonu'na
geri çekilmesinin ardından TBMM'de ortak bir basın toplantısı düzenledi.
Kemal Anadol, 'Ülke için çok önemli bir tasarının geri çekilmesini bir
iktidar partisine yakıştıramıyoruz, kınıyoruz'' dedi.
Anadol, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, tasarının görüşülme sürecinin
''hiçbir karesinde'' yer almamasını da eleştirdi.
Bir gazetecinin 'kendinizi aldatılmış hissediyor musunuz?'' sorusuna
Kemal Anadol, 'Hayır. Kendi tabanları altadılmış oldu. Kadınlarımız
aldatılmış oldu. Siyasette çek yok, senet yok, siyasetçinin sözü vardır.
Sözüne güveniliyorsa o siyasetçi güvenilir siyasetçidir. Zina konusunda
mutabakatı bozarlarsa, siyasi zina yapmış olurlar' yanıtını verdi.
CHP Grup Başkanvekili Ali Topuz da 'Bir kısım cemaatlerin, tarikatların
temsilcileri TBMM'nin kulislerinde, milletvekillerinin odalarında, AK
Partililer'e baskı yapmıştır. Sayın Başbakan da bu baskıları bizim
üzerimize baskı olarak yönlendirmiştir. Bizi dayatma ile karşı karşıya
bırakmıştır'' diye konuştu.
Ali Topuz, tasarının TBMM'ye sevkine kadar olan aşamada ne Başbakan ne
de diğer AK Partili yöneticiler tarafından 'zina konusunun gündeme
taşınmadığını'' söyledi. Küçük bir girişimin, Adalet Bakanı tarafından
'onun yeri burası değildir'' denilerek engellendiğini anlatan Topuz,
şöyle konuştu:
'Fakat ne hikmet ise Sayın Başbakan bir inisiyatif alarak zinanın TCK
içinde suç olarak yer almasını ifade etmiştir. Türkiye'nin
demokratikleşmesi ile ilgili çok önemli bir sorun gibi sunmuştur.
Ortalığı tahrik etmiştir, daha sonra, (tabanımızdan gelen birtakım
olumsuzlukları bastırmak için güçlük çekiyoruz) bahanesine sığınmıştır.'
Haluk Koç da, AK Parti'nin, bu çelişkiler ve heyezanları ile 'AB treninde
lokomatif olamayacağı'' görüşünü dile getirerek, 'AKP'nin ipiyle kuyuya
CHP: TÜRKİYE VE DÜNYA ALDATILDI
17/09/2004
Akşam
Haber
inilmez'' dedi.
***********************************************************************
DEMOKRASİ BU MU?..
17/09/2004
Vatan
Köşe Yazısı
OKAY GÖNENSİN
Üç gündür Meclis'te Türkiye'nin en önemli yasa reformu yapılıyor. Bu
kadar önemli bir reformdan kamuoyuna kalan, bir kısım AKP'linin devam
eden çabaları nedeniyle "zina" meselesi...
TRT'nin üçüncü kanalı Meclis çalışmalarını sürekli olarak canlı
yayınlıyor. Bu yayını izleyen her vatandaşın açıkça görebileceği bir
durum TCK görüşmelerinde açıkça ortaya çıkıyor.
* Maddeler okunmakta, başkan "kabul edenler etmeyenler" demekte ve madde
geçmektedir. Üç günde 300 madde "görüşüldü." Ve tek tük söz alan
milletvekilleri de "anlaşmaya uyarak" herhangi bir değişiklik önergesi
vermeyeceklerini belirterek, sadece "kayda geçmesi" için konuştular.
Örneğin dün kabul edilen bir madde ile hekimler kendi mesleklerini
uygularken "muhbirlik" yapmak zorunda bırakılıyor. CHP'li milletvekili bu
maddenin tıp biliminin temel yasası olan "Hipokrat yemini"ne aykırı
olduğunu belirtti, ama değişiklik önergesi verilmedi ve madde kabul
edildi.
Bir başka madde "bekâret kontrolü" yapılmasına imkân veren maddeydi.
Yine bir CHP'li milletvekili bu maddenin insan haklarına, kadın haklarına
ve Türkiye'nin imzaladığı birçok uluslararası anlaşmaya aykırı olduğunu
anlattı.
Sonra bu madde kolay kolay anlaşılmayacak bir şekilde değiştirildi ve
kabul edildi.
Vekillerimiz... Bu manzara, Türkiye'de parlamenter demokrasinin durumu
hakkında bir fikir vermektedir. Partili milletvekilleri hükümet ve parti
yönetimlerinin kararlarına göre el kaldırmakta ve büyük olasılıkla neye
evet neye hayır dediklerini de fazla umursamamaktadırlar.
Meclis'teki iki parti anlaştı ve Türkiye'nin en önemli yasal reformu
yapılıyor. Milletvekilleri divan katibinin okuduğu, oylanacak madde
metnini "biraz" dinliyor ve sonra el kaldırıyor.
Denebilir ki, "Bırakırsan da gidip zina meselesine takılıyorlar!"
* Doğrudur, bu kadar önemli işler sadece milletvekillerine
bırakılamayacak kadar önemlidir, onlara bırakıldığı vakit, ülke sık sık
saçma gündem maddelerine mahkûm kalabilmektedir.
Yapmak zorunda kaldıkları işin asıl önemli noktalarına "takılmak",
bunları tartışmak ve temel alanlarda ülkenin biraz daha ilerlemesi,
vatandaşların daha ileri haklara sahip olmaları için kafa yormak ve
çalışmak yerine zina ile uğraşmaktan kendini alamayanlar görülmektedir.
* Doğrudur, ciddi meseleleri, bu meselelere dair zihni bir birikimi veya
en azından zihinsel bir ilgisi bulunmayanlara bırakmamak gerekir.
* Bu milletvekillerini esasen liderler seçmiş, Meclis'e getirmişlerdir.
Liderlerin bu milletvekillerinden istediği zaten ciddi konularla, cidden
ilgilenmeleri ve çalışmaları değildir, istendiği zaman istendiği yönde el
kaldırmalarıdır.
Onlar da zina gibi meseleler bulur, onlarla vakit geçirirler.
***********************************************************************
SORULAR VE KAYGILAR
17/09/2004
SORULAR VE KAYGILAR
17/09/2004
Yeni Asya
Köşe Yazısı
KAZIM GÜLEÇYÜZ
TCK maddeleri, CHP’ye “Sizin razı olmadığınız hiçbir önergeyi Meclise
getirmem” sözü veren hükümetin öngördüğü şekilde, Genel Kurul salonundaki
koltukların çoğunun boş olduğu müzakeresiz oturumlarda, oylamalara
katılan vekillerin kabul oylarıyla bir bir geçiyor.
Vekiller hazırlanmasında da, bazı maddelerinin değiştirilmesinde de
hiçbir katkıda bulunmadıkları bir temel kanuna neden“kabul” oyu
veriyorlar; kendileri dahil, hiç kimse bilmiyor.
Genel Kurulda peş peşe kabul edilen maddelerin arkasındaki “evet”
oylarının sayısını da.
Çünkü hükümetin acelesi var. İlerleme raporu öncesinde AB’ye “Bakın, bunu
da yaptık” diyebilmek için, reform parsasından pay alma hesabıyla
kendisine bu konuda destek veriyor gibi görünen CHP ile birlikte
vekilleri sıkıştırıyor.
Uzlaşmalar, iki parti yöneticileri arasında kapalı kapılar ardında
yapılan pazarlıklarla temin edilirken, süreçte herhangi bir dahli olmayan
vekiller, çıkan sonuçlarla yetinmek ve istenen yönde oy kullanmak
durumunda bırakılıyorlar.
Kendilerine aktif katılım imkânı verilmeyen bu süreçte “birşeyler”i
içlerine sindiremeyenler ise, oylamalara katılmayarak tavır koyuyorlar.
Ya da partinin ağırlıklı isimlerinden Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş gibi,
tepkilerini gazete makalelerinde “Nereye gidiyoruz? CHP’nin yedeğine mi
girdik? CHP bizi esir mi aldı? ANAP’laşıyor muyuz, yoksa MHP’leşiyor
muyuz? Bu vaziyette seçmenimizin yüzüne nasıl bakacağız?” gibi sarsıcı ve
çarpıcı sorularla dile getiriyorlar.
Parti grubunda konuşarak “Başörtüsü ve imam-hatiplerde geri adım attık. 3
Kasım’da dualarla gelmiştik. Bu dualar bedduaya dönüşmesin” uyarısında
bulunan AKP’liler de var.
Parti kulisleri ise sıkıntının had safhaya çıkma yolunda olduğunu ve
AKP’de içten içe ciddî bir kaynama yaşandığını gösteren işaretler
veriyor.
Sebep, kısa süre önce Başbakanın ağzından “Mutabakat deniyorsa, biz
mutabakatı milletle yaptık” sözüyle birilerine meydan okuyan ve milletten
büyük alkış ve dua alan tavrın, yerini, CHP’ye sormadan en küçük adım
dahi atmama gibi aykırı bir bağımlılığa bırakmış olması.
Bu durum AKP’yi, tabanından ve toplumdan yükselen infialle, kırmızı
çizgilerinden asla taviz vermeyen CHP’nin dayatma ve diretmeleri arasında
sıkıştırıp fena halde bunaltmış bulunuyor.
Ve yaşananlar, “AKP’nin hiç mi kırmızı çizgisi yok?” sualinin giderek
daha da yükselen bir sesle, yaygınlaşarak sorulmasını netice veriyor.
Gelinen noktada, 368 milletvekiline sahip bir iktidarca, azınlıktaki
muhalefet partisinin onayına endekslenen TCK gibi bir temel kanun
TBMM’den “jet hızıyla” geçerken, ister istemez “İyi ki AB süreci var,
aksi halde halimiz nice olurdu” diye düşünmek durumunda kalıyoruz.
Çünkü 28 Şubat’ta dayatmacı zihniyetin tepe tepe ve fütursuzca kullandığı
312 gibi netameli ve belâlı bir maddenin son değişikliklerle biraz daha
“kullanışsız” hale getirilmesini ve daha önceki 312 skandallarına karşı
sesini yükselttiğini hiç duymadığımız CHP’nin bu değişikliklere itiraz
edememesini, AB sürecine borçluyuz.
Ama Meclisin kaldırdığı 163’ün yerini yıllar sonra 312 ile doldurmaya
kalkışan zihniyetin, yarın TCK’dan başka maddeler “keşfederek” 312 gibi
kullanmayacağının bir garantisi yok.
En azından AB üyesi oluncaya kadar...
***********************************************************************
ZİNADA SON GECE
17/09/2004
Sabah
Köşe Yazısı
YAVUZ DONAT
Zina tartışması tıpkı "borsa" gibi... Bir gün iniyor, bir gün çıkıyor...
Öfke, inat, ideoloji, siyaset, gurur, çıkar, rekabet, iç hesaplaşma
birbirine karışıyor.
Ve konu "hukuk zemininden" uzaklaştıkça uzaklaşıyor. Ankara "krizi"
sever.
Siyaset sektörü işini, gücünü bıraktı, şimdi de "zina kriziyle"
uğraşıyor.
***
Çarşamba gecesinden bir not... Yurda dönen Başbakan Erdoğan "bazı
arkadaşlarıyla" birlikte.
Abdullah Gül, Cemil Çiçek, Köksal Toptan ve AKP'nin Başkanlık Divanı
üyeleriyle.
Konuşulan konu "zina."
Abdullah Gül ve daha birkaç kişi "Köksal Toptan formülünden" bahsediyor.
Formül "Türk Ceza Kanunu'nda zinadan hiç bahsedilmemesi."
İşin "Medeni Kanun'da" düzenlenmesi. Konuşanlar "bu formülden yana."
Başbakan'a gelince:
- İyi de bunu daha önce Genel İdare Kurulu'nda konuşmadık mı?.. Bakanlar
Kurulu'nda konuşmadık mı?
***
Bu toplantıda Başbakan'ın "iki cümlesi" çok önemli. Birinci cümle:
- Kamuoyuna angaje olduk.
İkinci cümle:
- Bazı bakanların, Bakanlar Kurulu'ndaki görüşmelere ters düşen beyanları
oldu.
***
Birinci cümle Başbakan'ın "geri adım atmak istemeyişinin" göstergesi.
"Sözümün arkasındayım" şeklindeki tavrı. Başbakan bu tavrını "bir başka
cümleyle" takviye ediyor:
- Zina konusu AB'nin şartı değil.
***
İkinci cümle ise "AKP içindeki bazı görev değişikliklerinin" işareti
gibi.
Kimler "kabine toplantısında farklı, dışarıya çıkınca farklı"
konuşuyorlar?
Böyle konuşanların içinde "nasıl olsa görevden alınacağım, öyleyse
şimdiden farklı telden çalayım" diyenler var mı?
Bu konuda "spekülasyon" çok. Ancak Başbakan'ın "bazı bakanların kendisi
ile ters düşen beyanlarından ciddi biçimde rahatsızlık duyduğu" son
derece açık.
***
Çarşamba gecesinin "hızlı gelişmelerini" görünce... Perşembe sabahı
"erkenden" Meclis'e gittik. Saat 09.00'dan önce Adalet Komisyonu Başkanı
Köksal Toptan Meclis'e geldi.
- Köksal bey, durum nedir?
- Böylesine önemli bir yasanın zina tartışması ile gölgelenmesinden büyük
üzüntü duyuyorum.
- Neden böyle oldu?
- Sorun çıkmasını sanki isteyenler var... Krizden sanki yarar umanlar
var... Sanki işin içinde bilmediğimiz işler var.
***
Köksal Toptan'a "oyun mu var... Oyun içinde oyun mu oynanıyor" diye
soruyoruz.
ZİNADA SON GECE
17/09/2004
Sabah
Köşe Yazısı
"Konu hukuk zemininden çıkıyor"
demekle yetiniyor.
***
Adalet Bakanı Cemil Çiçek de dün oldukça erken "işbaşı" yapanlardan.
Saat 09.30, Adalet Bakanlığı'ndayız.
- Sayın Çiçek neler oluyor?
- Neler olmuyor ki?
- Oyun mu?.. Oyun içinde oyun mu?
- Zina üzerinden siyaset yapanlar var... Bu tartışmadan fayda umanlar
var... Her türlü oyunu oynayanlar var.
- Ticaret... Çıkar... Borsa... Kriz ticareti... Onlar da var mı?
- Her türlü manipülasyon var... Baksanıza tansiyon bir anda düşüyor, bir
anda fırlayıveriyor.
***
"Gün içindeki gelişmeleri" ayrıntılarıyla anlatmaya yerimiz yetmez.
Ama "hukuk zemini dışında hukuk" konuşulmaya devam ediliyor.
"Siyaset zemini dışında da siyaset." "Her şey birbirine karışıyor." Ve
Meclis kulislerinde "bir soru" kulaktan kulağa fısıldanmaya başlanıyor:
- Zina ile borsa arasında bir ilişki var mı?.. Zina krizi, bazı borsa
aktörlerini hangi yönde etkiliyor?
***********************************************************************
AB'DEN TEPKİ
17/09/2004
Hürriyet
Haber
TBMM’nin TCK ile ilgili görüşmeleri Adalet Komisyonu’na devretmesi ve
zinanın suç kapsamına girmesiyle ilgili önergenin yeniden verilme
olasılığı, ‘bu iş biter’ yorumuna yol açtı. AB-Türkiye Karma Komisyonu
(KPK) Başkanı Hollandalı Joost Lagendijk, ‘AB Komisyonu’nun raporu ya
olumsuz, ya da şartlı olacak’ dedi.
AKP milletvekillerinin, TCK ile ilgili görüşmeleri Adalet Komisyonu’na
‘zina’ ya da ‘cinsel sadakatsizlik’ adı altında önerge sunabilmeleri
amacıyla gönderilmesi, Brüksel’i son derece rahatsız etti. Konuyla ilgili
görüşlerini dile getiren KPK Avrupa kanadı Başkanı Joost Lagendijk, AKP
Hükümeti'nin AB içerisinde ‘itibar’ kaybı içinde olduğunu söyleyerek, ‘6
Ekim’de yayınlanacak olan AB Komisyonu’nun raporu, ya olumsuz ya da
şartlı olur’ uyarısında bulundu.
Komisyon raporunda, Türk Hükümeti'nin, AB liderleri tarafından
‘müzakerelerin başlaması’ ile ilgili alacağı karar tarihi 17 Aralık’a
kadar bu sorunun giderilmesi şartının koyulabileceğini ve bunun bir çok
AB ülkesi tarafından kabul göreceğini belirten Lagendijk, ya da komisyon
raporunun ‘tavsiye’ bölümünde, ‘Bu sorun giderilmedikçe müzakerelere
başlanamaz’ görüşüne yer verilebileceğini kaydetti. Lagendijk, Hürriyet’e
şöyle konuştu:
‘AP Yeşiller Grubu Başkanı Daniel Cohn-Bendit ve Türk aydını Orhan
Pamuk’un bu konuda açık tavrı var. Evlilik dışı ilişkinin hapisle
cezalandırılacağı bir Türkiye’nin Avrupa’da yer bulması imkansızdır. Bu
konunun ve tartışmaların uzaması, Türkiye’yi Avrupa’dan dışlamak
isteyenlerin tezlerini ne yazık ki gün geçtikçe kuvvetlendirmektedir. Aşk
ilişkilerinin hapisle cezalandırılması yalnız Avrupa’nın değil, insan
olarak bizlerin de asla kabul edemeyeceğimiz bir şeydir. Bu tasarıda
ısrar etmek Türkiye’yi Avrupa Birliği'ne almayın demektir.’
***********************************************************************
ZİNA KONUSU KAPANDI MI?
17/09/2004
Türkiye
Köşe Yazısı
YILMAZ ÖZTUNA
Zina konusu inşallah kapandı. Ama bir iktidarın nasıl saplantılara
düşebileceğinin misali olarak yakın tarihimizdeki bir çok örneklerinin
yanında, hafızalarda kalacaktır. Zararsız kapanmış da değildir.
Adalet ve Kalkınma Partisi zarar gördü. Zira pek çok kişiyi, partinin
niyetleri hakkında şüpheye düşürdü. Üstelik partide her zaman yararlı
fikirler üretilmediğini gösterdi.
AK Partililer -bir kısmı diyelim-, vatandaşın, zinanın medenî kanunda ve
çok daha ağırlıklı olarak Cenâb-ı Hak nezdinde cezalandırılması ile
yetinmeyip hapis müeyyidesi getirilmesi istediği üzerinde yanıldı. Bir
ankette, sorduğunuz soruya göre cevap alırsınız. Kimse zina taraftarı bir
cevap vermez. Soruyu şu şekilde sormak gerekiyordu: Zinaya, AB
kriterlerine aykırı bulunmasına ve AB ile ilişkilerimize halel
getireceğini göze alarak, ceza yasasında yer verelim mi?
Bu sorunun cevabı, hip şüphe buyurmayınız, yüzde 90 oranında koskocaman
hayır!dır. Kimse zinayı savunmaz ve savunamaz. Ama Avrupa Birliği
Üyeliğinin en büyük kurtuluş ümidimiz olduğunda artık millî mutabakat
vardır. Üyeliğimizi tehlikeye atacak hiç bir teklife milletimiz razı
olmayacaktır. Zira 200 senelik gayretlerimiz, bunca inkılâplar, bunca
devrimler ve devirimler bizi 3000 doların utandırıcı çemberinden
kurtaramamış, dünkü eyaletlerimizin gerisine düşürmüştür. İç dinamiklerle
atılımın yetmediği ortadadır.
Şimdi, 4000 dolar per capita ve 9000 dolar iştira gücü olarak millî
gelire ayak bastığımız, ümitlerimizin yeşerdiği bir süreçte, bu zina
meselesini hangi akl-ı evveller iktidara telkin etti. AK Parti’nin daha
önceki bazı yasalardaki gibi, çekirdek bir zümreye veya parti örgütüne
hitaben bazı şeyler yapmak istedik, ama görüyorusunuz AB (veya asker
yahut basın veya ve saire) engelledi politikası yürüttüğü iddiası var. Bu
iddiaya katılmıyorum. Zira AK Parti; oylarının büyük kısmını, diğer
partilerin, liderlerinin kötü icraatından, vatandaşı
yoksullaştırmasından, katil ve hırsızları salıvermesinden dolayı seçmen
tarafından -yüzde 10 barajının da büyük yardımı ile- sandığa gömmesi ile
kazandığını elbette biliyor.
Ama en kötüsü, bu zina konusunun, Avrupa Birliği hâfızasında, Türkiye’nin
niyetleri hakkında şüpheler oluşturması ihtimalidir. Böyle bir şüphenin
sonuçları bizim için kötü olur. Çıtalar yükseldikçe yükselir, atlamakta
zorlanırız.
***********************************************************************
SAĞDUYU NEREDE?
17/09/2004
Hürriyet
Köşe Yazısı
OKTAY EKŞİ
AKP iktidarı galiba direkten döndü. Yoksa partinin ‘tarikat’ bağlantılı
tabanı tarafından TBMM’de dün yapılan ‘kulis’ faaliyeti, ‘zina eylemi
tekrar suç olsun’ diyenleri sevindirecekti.
İstenen de, madde içinde ‘zina’ kavramını kullanmadan o eylemi suç haline
getirmekti.
Ayrıca verilecek hapis cezası para cezasına çevrilebileceği için bir
bakıma ceza hafifletilmiş görünecekti.
Önerinin amacı fark edilmesin diye ‘zina’ yerine ‘evlilik bağı içindeki
cinsel sadakatsizlik’ kavramı kullanılacaktı.
SAĞDUYU NEREDE?
17/09/2004
Hürriyet
Köşe Yazısı
Oysa getirilmek istenen formül ‘zina’ sayılmayabilecek eylemleri de suç
haline getirecekti. Örneğin Başkan Bill Clinton ile Monica Lewinsky
skandalındaki iddiaları anımsayın. Orada zina yoktu; ama Bill Clinton’un
eşine karşı cinsel sadakatsizlik gösterdiğini ortaya koyan her şey vardı.
Peki, evli bir kadının lezbiyen ilişkisine ne diyelim?
AKP’liler yakın ilişki içinde oldukları tarikat mensuplarının aklına
uysalardı ne olurdu? Bir de ona bakalım?
İçeride Adalet ve Kalkınma Partisi ‘sözüne güvenilmez parti’ damgasını
yerdi.
Dışarıda da Avrupa Birliği (AB) konusunda bizi destekleyen tüm çevreler,
‘Lanet olsun! Türkler son dakikada bir çuval inciri berbat ettiler’
diyerek ellerini eteklerini çekerlerdi.
Daha da önemlisi, ‘Çağdaş medeniyetle bütünleşmek için çaba gösteren
Türkler, aslında buna hazır olmadıklarını kendileri ilan ettiler’
derlerdi.
Doğrudur. Aslında ‘medeni’ olmak hiç de kolay değildir. Ama ne var ki bir
ülkeyi yönetenlerin yükümlülüğü o ülkenin imajını mahvetmek değil,
düzeltmek; geri götürmek değil, en ileri noktaya taşımaktır.
AKP’de ‘sağduyu’ galiba egemen oldu. Böylece, Ceza Yasa Tasarısı’nın
‘zina’yı suç haline getirmek için önerge verilmesi söz konusu olan
233’üncü maddesi oylandı ve yasaya öylece girmiş oldu.
Ceza Kanunu görüşmeleri sırasında bir de ‘imam, hatip, vaiz, rahip, haham
gibi din hizmeti veren kişilerin görevlerini yerine getirirken devlet
idaresini ve kanunlarını veya hükümet icraatını alenen kötülemeleri
halinde 6 aydan 2 yıla kadar hapsedilmelerini öngören’ maddenin gerginlik
yarattığı bildiriliyor.
AKP’liler herhalde ‘imam, hatip, vaiz gibi yandaş gördüğümüz seçmenleri
darıltmayalım’ diye düşünmüşler. Oysa bu madde yürürlükteki yasada da
var.
Ancak ‘bu fiil alenen yapıldığı takdirde’ (örneğin vaaz verirken) cezanın
artırılmasını emreden ibare maddeden çıkartılmış.
Doğrusu biz anlayamadık. Dar bir çerçevede işlenirse suç sayılan eylem
daha geniş bir çerçevede işlenirse verilecek ceza neden aynı oluyor?
Son bir haber:
AKP tasarıyı Komisyon’a geri çekmiş. Bu kabul edilmiş maddeleri
değiştirme yolunu açan bir gelişme...
Bekleyelim, görelim...
***********************************************************************
TCK'DA DEVRİME ZİNA MOLASI
17/09/2004
Hürriyet
Manşet
DENGİR MİR MEHMET FIRAT
Meclis’te dün 12 saat içinde iki sürpriz yaşandı: AKP, zina suçunu
‘cinsel sadakatsizlik’ formülüyle yasaya eklemeyi denedi. Girişim CHP'nin
‘Meclis’i terk ederiz’ restiyle başarısız oldu.
78 yıllık Türk Ceza Yasası'nda devrimin eşiğine gelen Meclis "zina
molası" verdi. AKP'nin, zina suçunu 'cinsel sadakatsizlik' formülüyle
yasaya ekleme girişimi Baykal'ın tepkisiyle başarısız oldu. Ancak yasanın
yürürlük maddelerine gelindiğinde hükümet bu maddeleri Komisyon'a geri
çektiğini açıkladı.
TÜRK Ceza Yasası'nın Meclis Genel Kurulu'ndaki görüşmelerinde dün 12 saat
içinde iki büyük sürpriz yaşandı.
TCK'DA DEVRİME ZİNA MOLASI
17/09/2004
Hürriyet
Manşet
Önce AKP, CHP ile mutabakatı tehlikeye atarak, zina suçunu 'cinsel
sadakatsizlik' formülüyle yasaya eklemeyi denedi. Ancak bu girişim CHP
lideri Deniz Baykal'ın "Meclis'i terk ederiz" resti nedeniyle başarısız
oldu.
Gerilim aşılınca tamamı 345 madde olan yasanın 126 maddesi daha hızla
genel kuruldan geçti. Ancak yasanın yürürlük maddelerine gelindiğinde
hükümet bu maddeleri Komisyon'a geri çektiğini açıkladı.
Adalet Komisyonu Başkanı Köksal Toptan, bu sürpriz kararı "TCK ile
eşzamanlı çıkartılması gereken 3 yasa daha var. Hepsini eşzamanlı
çıkarmak için geri çekiyoruz" gerekçesiyle açıkladı. Böylece TBMM'nin AB
İlerleme Raporu'na yetişsin diye olağanüstü toplanarak 3 günlük mesai ile
düzenlediği yeni ceza yasası en az ekim ayı ortasına kadar beklemeye
alındı.
CHP büyük tepki gösterdiği bu kararı savunan AKP Genel Başkan Yardımcısı
Dengir Mir Mehmet Fırat, TCK Tasarısı'nın yürütme ve yürürlük maddeleri
dışında görüşmelerinin tamamlanmasının AB açısından yeterli olduğunu
söyledi. Fırat, tasarının ilgili diğer 3 düzenleme ile birlikte ve
eşzamanlı olarak yürürlüğe girmesinin planlandığını belirterek "Tasarının
yürütme ve yürürlük maddeleri dışında görüşmeleri tamamlandı. Bu AB
açısından yeterli. TCK, İnfaz Yasası ve CMUK'un 1 yıl sonra ve aynı anda
yürürlüğe girmesi planlanıyor. Bu paket içinde henüz komisyondan geçmeyen
yasalar var. Meclis açılıp, komisyonlar oluştuğunda bunlara öncelik
verilecek. Bu nedenle böyle bir yol izlendi’ dedi. Meclis'in bugün 1
Ekim'e kadar tatile girmesi bekleniyor.
***********************************************************************
HAYIRDIR DİYECEKTİK AMA..
16/09/2004
Cumhuriyet
Köşe Yazısı
CÜNEYT ARCAYÜREK
Madem ki baskıya dayanamayacaklardı; öyleyse on beş gündür ülkeyi,
siyaseti cadı kazanına çevirmeye ne gerek vardı?
Kimileri diyor ki, zinayı cezalandırmak savından AKP vazgeçti. Kimine
göre geri adım attı.
Oysa vazgeçmedi, vazgeçirildi. Geri adım atmadı, attırıldı.
Zinayı TCY'ye almayı bir kenara itmek zorunda bırakılan hükümet, AB'nin
ve iç dinamiklerin ödün vermeden sürdürdükleri baskılara boyun eğmek
zorunda kaldı.
Önceki gün Avrupa Parlamentosu'ndaki gruplar durumu özetledi:
Sosyalistler grubu, tasarı zinayı cezalandıran biçimiyle kabul edilirse
üyelik müzakerelerine başlanmasında sorun yaratacağını, Yeşiller grubu
müzakerelerin başlamasını geciktireceğini, Hıristiyan Demokratlar grubu
tasarının AB ülkelerine aykırı olduğunu öne sürdü.
Köktendinci, tarikat baskısı ile iç ve dış muhalefet arasında, iki arada
bir derede kaldı bu hükümet.
Çaresizlik içinde günlerce bocaladı durdu. Hükümetin kendi kamuoylarını
yatıştırmak için tartışmalara, baskılara karşı sığındığı tek gerekçeyi
Abdullah Gül 'le Çiçek Cemil seslendirmeye başladı.
''Ortada olmayan bir maddeyle -yüzyılın devrimi diye abarttıkları- ceza
yasasının gölgelendiğini'' söylediler.
Oysa, TCY'yi AKP ve CHP birlik olmuş, Adalet Komisyonu'nda görüştü,
düzenledi, kabul etti; komisyona AKP milletvekillerinden, hükümetten
zinayı cezalandırmayı içeren tek bir önerge verilmedi. Meclis tatile
HAYIRDIR DİYECEKTİK AMA..
16/09/2004
Cumhuriyet
Köşe Yazısı
girdi. AB, ''Ne oldu ceza yasası, tarih almak istiyorsan?'' deyince
bizimkiler harekete geçti. Meclis'i olağanüstü toplantıya çağırdılar.
Dışarıya söz verdiği gibi tasarıyı eylül sonuna kadar yasalaştırmayı
planladılar.
Ya CHP 346 maddelik yasada her adımda direniş gösterir, eylül sonuna
kadar yasanın Meclis'ten geçmesini engellerse?.. Kaygıya, kuşkuya
kapıldılar. CHP ile birlikte komisyondan geçirdik, Meclis'te de birlik
olalım ayağına yatıp ana muhalefeti çabalarına, hatta olası
sorumluluklarına ortak etmeyi başardılar...
Bu süreç sonunda tasarının yasalaşması beklenirken... Başbakan
Beyefendi'den gerekli yerlere pat diye bir telefon: Zinayı cezalandıran
bir madde ekleyin yasaya!
Haydaa! Ülkeyi böylece tımarhaneye dönüştüren, Avrupa'yı ayağa kaldıran
on-on beş gün süren süreç başladı ve şimdi, iktidarın şu perişan haline
bakın:
Şeriat eğilimli gelişmelerin yaratıcısı, zinayı ortaya atarak makulu
rayından çıkaran, sorunu çorbaya çeviren kendileri değilmiş gibi...
Sanki sütten çıkmış ak kaşık mübarekler Gül ile Çiçek; AB ile içerideki
muhalefeti suçlarcasına, ''ortada olmayan bir maddeyle tasarının
gölgelendiğini'' öne sürmezler mi?
Bu vurdumduymazlığa pes demek bile hafif kalıyor.
****
Ama ne gam! Tasarı Meclis'te görüşülüyor, ilk gün yıldırım hızıyla 75
madde geçiriliyor. Anlı şanlı övgülere mazhar kılınan tasarıdaki pek çok
maddenin yürürlükteki yasaya oranla daha da gerilerde olduğunu yansıtan
irdelemeler giderek arttıkça; ortak yapımcılar, muhalefet ile iktidar
Meclis kürsüsünde ilk gün günah çıkardı; CHP tasarıyı ''her derde deva,
hastalıklara şifa değil'' diye eleştirirken AKP , ''iki partinin de
tabanlarının içine sinmeyen hükümler olduğunu'' söyledi.
****
Dışişleri Bakanı Gül'ümüz Tel Afer'de Türkmenlere karşı bir operasyona
dönüşen askeri harekât devam ederse, ''Irak'ta ABD ile işbirliğinin sona
ereceğini'' söyledi. Washington Gül'ün ne demek, (daha doğrusu nereye
varmayı) istediğini sorup duruyor.
Milliyet'teki bir köşe yazarıyla yaptığı görüşmede Bakan Gül, bir adım
daha attı. Irak'ta ''ABD'nin tavrı kuşkular yaratıyor. Herkesi karşısına
alıyor'' dedi. Üstelik örnekler de verdi. Amerika'nın ikinci sınır
kapısını, Musul'da konsolosluk açmamızı engellediğini, kimi grupların
izlenmesinden ibaret diye bize bilgi verirken Tel Afer'i bombalayıp
insanları öldürdüğünü söyledi ve... ''ABD, Irak'ta çok yanlış şeyler
yapıyor, canımızı çok sıkıyor'' dedi.
İktidarın zinadan tornistan edişini, Gül'ün Christopher Colomb 'dan sonra
Amerika'yı yeniden keşfeden saptamalarını izledikten sonra iktidara
''Sabahı şerifler hayrolsun'' diyecektik, hevesimiz boğazımızda kaldı:
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Boucher, ''Türk hükümetinin Irak'ta ABD
ile işbirliğini sürdüreceğini Washington'a bildirdiğini'' açıklayıverdi.
***********************************************************************
BİZİM AKP ZİNA OKUR, DÖNER DÖNER YİNE OKUR!
16/09/2004
Cumhuriyet
Köşe Yazısı
MUSTAFA BALBAY
AKP'nin izlediği siyaset modelinden pervane yapılsın, tüm Türkiye
BİZİM AKP ZİNA OKUR, DÖNER DÖNER YİNE OKUR!
16/09/2004
Cumhuriyet
Köşe Yazısı
zatürree olur!
Bir başka anlatımla AKP gerçeği şu:
Ger çek, ger çek, al sana gerçek!
Günlerdir Türkiye ve Avrupa gündemini uğraştıran, usul usul dünya
gündemine de yerleşmeye başlayan zina tartışmasında karışık sona varıldı:
AKP ve CHP Türk Ceza Yasası'nda (TCY) yeni değişiklik önergelerini
birlikte verme kararı aldı. İki parti de tek başına değişiklik önergesi
vermeyecek. Böylece AKP'nin ısrarla gündemde tuttuğu CHP'nin olsa da
olur, olmasa da olur, olmasa daha iyi mi olur diye dalgalanmaya bıraktığı
zinaya hapis cezası öngören değişiklik gündeme gelmemiş olacak!
Gelinen noktada zina tartışmasının TCY'ye ilişkin bölümü tamamlanmış
oldu.
Başka bölümü olabilir mi?
Olabilir...
Nerede?
Medeni Yasa'da...
Orada tartışma alevlenirse ne olur?
TCY'deki durum olur!
AKP'nin iktidara geldiği günden bu yana tabanına ve cüzdanına hitap eden
temel konulardaki tutumu hep bu oldu.
Rekor YÖK Yasası'nda. Tam 4 kez Türkiye gündemine sokup çıkardılar.
Sonuncusunu geçen haziran ayında yaşadık. Bütün uyarılara, gerginliklere
karşın Meclis'ten geçen YÖK deformu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer 'den
dönünce, AKP üstüne yattı. Şimdi uyuyor.
Ne zaman uyanır?
Önümüzdeki aralık ayından sonra... AKP, aralıktaki AB zirvesi öncesinde
YÖK benzeri bir gerginlik istemiyor. Ancak yine de temkinli olmakta yarar
var. Bakarsınız Milli Eğitim Bakanı yeni bir fırsat yakaladığını düşünür,
hemen gündeme sokar. Zira, YÖK giderek bu tür ataklara yanıt verme
yetisini yitiriyor!
AKP, 2-B yasasından Diyanet'e ek kadroya, Kuran kurslarının yıl boyu açık
kalması girişiminden yoksul öğrencileri devlet olanaklarıyla AKP'nin arka
bahçesinde özel eğitime sokma arayışına kadar pek çok konuda gerip
çekilme tavrını başarıyla uyguladı.
Hâkimiyet iktidarındır
Gelinen noktada AKP'nin bütünü açısından şöyle bir değerlendirme
yapabiliriz:
AKP koalisyonu!
Bir kanat, eski Milli Görüş çizgisinden milim sapılmasından yana değil.
Bunu her fırsatta dile getiriyor. Bu eğilim iktidarı kaybetme olasılığı
gündeme gelince her konudaki ısrarından vazgeçiyor.
Bir kanat, AKP'nin ancak ABD'nin her dediğini yaparak iktidarda
kalabileceğini düşünüyor.
Bir kanat, her iki unsuru da merkez-merkez sağ anlayışı içinde
birleştirmenin iyi olacağını düşünüyor.
Bir kanat, bu anlayışların dışında bir ton daha ulusalcı hava soluyor.
Son dönemdeki duruşları utangaç.
Tümünü birleştirince şu çıkıyor:
Aman iktidarı koruyalım. Asıl olan budur...
Yeniden TCY'ye dönersek... AKP, geçen yasama yılında TCY'nin komisyon
görüşmeleri sırasında da araya korsan maddeler koymak istemiş, CHP'nin
komisyonları terk etme eylemi sonrasında vazgeçmişti. Bu maddelerin ne
olduğunu anımsatmaya gerek yok; tabii ki türbanla ilgiliydi.
Yeri gelmişken TCY gibi temel yasaların Meclis'e gelme yöntemini de
kısaca anımsatalım:
BİZİM AKP ZİNA OKUR, DÖNER DÖNER YİNE OKUR!
16/09/2004
Cumhuriyet
Köşe Yazısı
AKP Genel Merkezi böyle bir değişikliğin gerekli olduğu görüşünü
benimsiyor. Erdoğan 'ın etrafındaki kadro bunun çerçevesini çiziyor.
Başbakanlık'taki AKP kadrosu ile birlikte metin ortaya çıkıyor. Adalet
Bakanlığı bu aşamadan sonra devreye giriyor. Bakanlar Kurulu ''İyi
olmuş'' diyor. Meclis, onaylıyor.
Oldu olacak, Meclis'teki Atatürk 'ün o ünlü sözünü değiştirelim:
Hâkimiyet kayıtsız şartsız iktidarındır!
***********************************************************************
STRATEJİ BELGESİ
16/09/2004
Cumhuriyet
Köşe Yazısı
ORHAN BURSALI
''Zina ila bina artınca kıyamet kopacak'' ... İkisinin de son derece
giderek arttığı dünyada, AKP'lilerin zinayı cezalandırarak kıyameti
engelleme, en azından ülkemizi kıyametin dışında tutma çabası boşa çıktı!
Aslında AKP ve İslamcılar ''zina'' nın kaçınılmazlığını itiraf ediyorlar.
''TCK'nin hiçbir yasasını kendine referans kabul etmediğini'' açıklayan
bir İslamcı yazar, erkeğin tek kadınla idare edemeyeceğini belirtiyor ve
''laik zina'' ile ''dini zina'' arasındaki tek farkı, birinin ''akitli''
olması (imam nikâhı!) ile açıklıyor. Haklı! (Erkekler yatıp kalkıp dua
etsinler; şu dünyaya bir kadın peygamber gelseydi, halleri nice olurdu
acep?)
Zinada kopan kıyameti AKP gülerek izledi, isteyerek ve büyük keyifle geri
adım attı ve Türkiye kurtuldu!
Güngör Uras 'ın ''Yeni Harman'' da bir demeci gözüme takıldı, ''esas zina
soygunda'' diyordu!
Evet, ülkemizde zinaların en ballısı ve katmerlisi, yıllardır ekonomide
sürüp gidiyor. İktidarların ''ekonomik zina'' ları sonucu ülkenin
gümbürdediğini unuttuk. AKP bugün bu zinayı özellikle inşaat ihalelerinde
acaba hangi boyutta sürdürüyor? Bu konuyu da Hürriyet'te Yalçın Bayer
'den izliyoruz! AKP, ihaleleri, hem de ortalamanın üzerinde pahalı
teklifler veren AKP cemaatine yakın şirketlere aktarıyor!
Yani ekonomide millet zinalanıp duruyor!
****
Zina, az kalsın içinde boğulacağımız hacimde bir köpük yarattı, ama
günlerin getirdiği bir başka konunun ise tek bir köpüğü çıkmadı: 2003-
2023 Strateji Belgesi!
Bu da nedir, diyeceğinizden eminim. Gazetemizde de bir küçük haberi
çıktı!
''Ulusal Bilim ve Teknoloji Politikaları 2003-2023 Strateji Belgesi'' ,
TÜBİTAK'ın bundan önceki yönetimince başlatılan, Türkiye'nin, ekonomi ve
yönetimin bilim ve teknoloji temelinde yeniden nasıl inşa edilmesi
gerektiğini tartışan 2.5 yıllık bir çalışmanın ürünü.
Şu sırada, ekleriyle 80 sayfa kadar olan belgenin son haline
www.tubitak.gov.tr sitesinden ulaşılabilir. Meraklı herkesin, bu belgeyi
indirip en azından incelemesi gerekir diye düşünüyorum. Belge, zina gibi
çalkalanabilecek popülerliğe sahip olmasa da!
Belge, adından da anlaşılabileceği gibi, 2023'ü hedef alıyor.
2023 neyi anımsatıyor bize?
Cumhuriyetin kuruluşunun 100. yıldönümünü!
Bilim ve düşün dünyasından insanların derdi, 100. yıldönümünde
göğüslerimizi kabartacak bir Türkiye görmek!
STRATEJİ BELGESİ
16/09/2004
Cumhuriyet
Köşe Yazısı
Kalkınmış, demokratik, zengin, insanları mutlu, yaratıcı, girişimci,
Avrupa ve dünyada göğsü ve başı açık, Türkiyeli olmaktan onur duyacağı
bir ülke!
Bütün isteğimiz bu değil mi? Milletin, seçmenin gönlünde yatan?
''Bilim ve teknoloji politikaları'' gibi ''soğuk'' bir isim kimseyi
yanıltmasın. Belge, çok özetle, kalkınanların nasıl kalkındığını ve
Türkiye'nin nasıl kalkınabileceğini özetlemeye çalışıyor.
Tarihsel bir bakışla, yol gösterici bir manifesto!
Aslında, bir siyasi partinin bu belgeyi temel alan politikalar
üretmesiyle, Türkiye gerçekten 2023'e ''adam gibi'' girebilir!
Ama öyle 20 yıl sonrasıyla ilgilendiğini gören politikacı var mı?
Stratejik bir hedefi olmayan bir ülkenin, bir devletin, siyasal
partilerin bir yere varabilmesi de mümkün değil. Türkiye ne yazık ki tam
bu durumda!
****
Geçen hafta sonuna doğru Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu , Başbakan'ın
başkanlığında toplandı. Toplantı, basına, tek satırla, Erdoğan 'ın
''Bilimi bilim için değil refah için kullanacağız'' sözüyle yansıdı.
Bu toplantının en önemli gündem maddesi, hazırlanan bu Strateji Belgesi
olmalıydı (öyle idi!). Fakat TÜBİTAK'ın şimdiki yönetiminin belgeye
yeterince sahip çıkmadığı görülüyor. Belge gerektiği gibi toplantıda
sunulmadı ve bağlayıcı bir karar alınması için çaba sarf edilmedi.
Neden? TÜBİTAK yönetiminin tarihi bir sorumluluğu var burada.
Evet, temel soru ortada duruyor: 2023'e, Cumhuriyetin 100. yıldönümüne
Türkiye nasıl girecek?
Bugünkü gibi (biraz ağır bir ifade olsa da!) ''sürünerek'' mi, yoksa dik
bir duruş ve yürüyüş ile mi?
Merak etmez, tartışmaya değer bulmaz mısınız?
***********************************************************************
AKP'NİN GERÇEK YÜZÜ ORTAYA ÇIKTI
16/09/2004
Cumhuriyet
Haber
Zinanın Türk Ceza Yasası'na girmeyişi dış basında olumlu karşılanırken
hükümete yönelik eleştiriler sürdü
AKP'nin, hem ülke içinden hem de dışından gelen yoğun tepkiler karşısında
zina tasarısından vazgeçmesi Batı basınında büyük yankı bulurken New York
Times, zinaya ilişkin tartışmaların, ''AKP yöneticilerinin arka
planlarına istenmeyen bir ışık tuttuğunu'' kaydetti.
ABD'de yayımlanan New York Times , zinanın suç olmasını isteyen AKP
yetkililerinin büyük bir kısmının, ''Militan İslamcı Refah Partisi''
kökenli olduklarını belirtti. Partinin destekçilerinin bile son olaydan
sonra bazı şüpheler duymaya başladığı yorumunda bulunan gazete, ''AKP
yöneticilerinin arka planlarına istenmeyen bir ışık tuttuğu'' iddiasında
bulundu.
İngiliz Financial Times gazetesi, zinaya ilişkin düzenlemeden
vazgeçilmesinin, ''Türk ve Avrupalı yetkilileri rahatlattığı'' yorumunu
yaptı. Siyasi uzmanlara dayanarak zina düzenlemesi için Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan' a, ''AKP'deki aşırı muhafazakârlar ve Müslüman görüş
içinde etkili ancak Meclis'te temsil edilmeyen küçük bir siyasi parti''
tarafından baskı yapıldığı da kaydedildi. Haberde, yaşanan olayın, AB'nin
aday ülkeler üzerindeki etkisini de ortaya koyduğuna dikkat çekildi. The
Independent de gelişmeyi bir ''geri adım'' olarak yorumladı. Gazete, ''Bu
konuda özellikle 6 Avrupa ülkesinin Türkiye üzerinde belirgin baskı
AKP'NİN GERÇEK YÜZÜ ORTAYA ÇIKTI
16/09/2004
Cumhuriyet
Haber
oluşturduğunu'' öne sürdü.
Fransız Le Figaro gazetesi ise AKP'nin geri adım atmasını, ''onur
kurtuldu'' ifadesiyle duyurdu. ''Zinanın cezalandırılmasını öngören
tasarı gömüldü'' diyen gazete, açıklamanın muhalefet lideri Deniz Baykal
tarafından yapılmasına dikkat çekti.
Le Monde ise Türkiye'deki liberal çevreler ve Avrupalı yöneticilerin
baskısı altındaki Türk hükümetinin geri adım attığını yazdı.
İspanyol El Pais , ''Türkiye, AB'ye girmek için ceza yasasında radikal
reformlar yapıyor'' başlığı altında verdiği haberde, AB ülkelerinden
gelen eleştirilerden dolayı Türk hükümeti ve muhalefetinin ''geri adım
attığını'' yazdı.
Baskının sonucu
Financial Times gazetesinin Almanya baskısı, ''Türkiye sadakatsizliğe
cezadan vazgeçti'' başlığını kullandığı haberinde, Alman politikacıların
eleştirilerine geniş yer verdi. Die Welt ise AB'nin baskısı ile zinanın
cezalandırılmasından vazgeçildiğini vurguladı. ''Erdoğan son anda
vazgeçti'' başlığını kullanan gazete, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül' ün
''yüzyılın projesi olan TCK'nin zina tartışmalarıyla gölgelendiği''
sözlerine yer verdi. Frankfurter Allgemeine Zeitung ise haberi,
''Türkiye'de tartışmalı zina tasarısı ertelendi'' başlığı ile duyurdu.
***********************************************************************
HATIRLATMA GÖREVİ
16/09/2004
Yeni Şafak
Köşe Yazısı
FEHMİ KORU
Formül bulundu ve derhal işlemeye başladı: Çok maddeli Türk Ceza
Kanunu'nun (TCK) Meclis'ten bugün değilse yarın bütünüyle çıkması
bekleniyor...
Üzerinde uzlaşılan formulü CHP lideri Deniz Baykal önermiş: "Eldeki
tasarı metni esas olacak ve Ak Parti ile CHP'nin üzerinde anlaşmadıkları
hiçbir değişiklik önergesi Meclis'ten geçmeyecek." Medyanın "Zina konusu
gündemden kalktı" sevinci, CHP'nin başta sıcak baktığını açıkladığı
'zinaya ceza' konusunda görüşünü 'cezasız bırakma' biçiminde değiştirmesi
yüzünden... CHP onaylamayacağına göre, mevcut metinde zaten bulunmayan
'zina' konusuyla ile ilgili önerge işleme konulmayacak demektir...
Meclis'teki iki ana siyasî gövdeyi temsil eden Ak Parti ile CHP'nin TCK
gibi bir temel kanun üzerinde uzlaşması aslında sevinilecek bir gelişme.
Keşke temel yasaların hepsi üzerinde uzlaşılsa. Ülkenin siyasî, hukukî,
iktisadî ve sosyal yönlerinin yeniden biçimlendiği günümüzde, ihtilâftan
çok sorun çözmeyi ön planda tutan buluşmalara ihtiyaç bulunuyor. TCK
uzlaşması bu yönüyle takdire şâyân.
Ancak temel kanunlarda uzlaşmak iyi de, uzlaşmanın CHP ekseninde
sağlanması biraz tuhaf... CHP'nin itiraz etmesi halinde çok maddeli bir
kanunu kısa sürede Meclis'ten çıkarmak zor olurdu, ancak yine de istenen
başarılabilirdi; uzlaşma sayesinde yol kısaldı, ama ne pahasına: TCK'nın
genel hatlarında son sözü söyleme hakkının CHP'ye bırakılması pahasına...
İktidarların kolay kolay razı olmayacakları, hele Ak Parti gibi istediği
taktirde anayasayı tek başına değiştirebilecek çoğunluğa sahip bir parti
açısından bayağı ciddi bir fedakârlık bu.
Konunun 'bu noktaya nasıl gelindiği' gibi üzerinde mutlaka durulmayı
gerektiren bir yönü de var; ancak günlerdir burada dikkat çektiğimiz,
gazetemizin defalarca manşetinden duyurduğu, son zamanlarda başka
HATIRLATMA GÖREVİ
16/09/2004
Yeni Şafak
Köşe Yazısı
meslektaşların da katıldığı 'tuzaklar' çok daha âcil ilgi bekliyor. İki
partinin uzlaşmasının, hak ve özgürlükleri genişletecek, bireyi devlet
karşısında korunmasız olmaktan çıkartacak bir TCK metni üzerinde
gerçekleşmesini sağlamanın yolunu bulmak şart.
Bir defa, "TCK'nın uygulamasında aksaklıklar olursa Meclis sonradan
onları giderir" görüşünü terk etmek gerekiyor. Meclis, tasarıda varolan
sakıncalı maddelere asla geçit vermemelidir. Tasarının 219, 223, 263,
302, 310, 312, 319 ve 320. maddeleri, öngörülen halleriyle
yasalaşmamalıdır. Daha çok fikir ve inanç özgürlüğünü ilgilendiren
maddeler bunlar; bir bölümü yakın tarihte 'AB ile uyum' hassasiyetiyle
üzerinde oynanan maddeler tasarıda değişiklik öncesinden daha vahim hale
getirilmiş. Daha önce 'tehdit' tek başına fikirleri yasaklamak için
yeterli sebep değildi; yeni metinde birini hafif tertip azarlamanız bile
'suç' teşkil edebiliyor. 'Kamusal alan' ekseninde tartıştığımız
'başörtüsü', uyuyan bir suça ceza biçilerek, cezalandırılabilir hale
getiriliyor.
1990'lı yılların başında TCK'dan çıkartılmış 141, 142 ve 163. maddelerin
işlevini üstlenecek maddeler de tasarıya serpiştirilmiş...
Bunun sebebi, tasarının ilk biçimini hazırlayan kadroda yer alan
bazılarının özgürlükleri 'lüks' sayan zihniyetleri; bu Meclis'in
görevlendirdiği yeni komisyon pek çok maddeyi atıp bazılarını yeniden
kaleme alarak metni güncelleştirdi, ancak komisyon üyelerinin bir dizi
tuzağı fark etmediği de âşikâr... Aksi halde, 2002 yılı ağustos ayında
gerçekleştirilen anayasa değişikliğine uyumlu hale getirilmiş TCK
maddeleri yeni metinde daha da esnetilmiş olarak karşımıza çıkar mıydı?
Bugünün sorusu şu: İktidar partisinin eline teslim ettiği TCK tasarısında
değişiklik yapma yetkisini CHP hangi yönde kullanacak? Sadece kendisini
ilgilendiren konularda değişiklik önerilerine geçit verirken, diğerlerine
"Bana ne?" deyip ilgisiz kalacak mı? TCK, bu son hamleyle, CHP'nin
sınavına dönüşmüş oldu.
Meclis o kadar hızlı çalışıyor ki, siz bu satırları okurken, gündeme
taşıdığımız kaygılar eskimiş bile olabilir. Biz yine de hatırlatma
görevini yapalım da...
***********************************************************************
ZİNADA ŞER AB’DE HAYIR
16/09/2004
Hürriyet
Köşe Yazısı
HADİ ULUENGİN
SONSUZ diyalektik bir doğru içeren ‘şerde hayır vardır’ deyişi, ‘zina
yasası’na ilişkin olarak TBMM’de şekillenen ‘makûl çözüm’e de harfiyen
uyuyor.
Böylesine akılcı bir ‘uzlaşma kültürü’nde buluştukları için hem iktidar,
hem de muhalefet partilerini kutladıktan sonra, yukarıdaki doğrunun
nedenine geleyim.
* * *
KİMSE kendini aldatmasın, salı günkü gelişmeyi de ‘dış dinamikler’
sağladı.
Tümüyle desteklesem dahi, manşetlerden protestolara, tasarıya karşı
oluşan ‘dahili tepki’nin AKP’deki tavır değişikliğini etkileme oranı
sınırlı ve ikincildir.
Modernist devinime rağmen toplumumuzu ‘ataerkil’ ruhiyat belirlediğinden,
inkárı yok, çoğunluk kanunu destekliyordu. Veya, karşı çıkmıyordu.
ZİNADA ŞER AB’DE HAYIR
16/09/2004
Hürriyet
Köşe Yazısı
Dolayısıyla, yasallaşmanın önünde ‘hukuken’ ve ‘manen’ engel yoktu.
Fakat hükümet ‘inadım inat’ zıtlaşmasına girmemek sağduyusunu gösterdi.
Çünkü, aynı ‘dış dinamikler’; yani, TBMM’de ‘pazarlık’ yapıldığı
saatlerde konuyu Strasbourg’daki Avrupa Parlamentosu’nda tartışacak;
üstelik de, Ankara’ya gönderdiği özel muhabirler aracılığıyla Meclis
bahçesinden naklen televizyon yayını yapacak kadar işi ‘ciddiye alan’ AB
bütünü, ‘iç dinamikler’e damga vurdu.
Tabii buna, İngiltere Dışişleri Bakanı Straw’dan Brüksel Komisyonu
Sözcüsü Filori’ye, ‘yetkili ağızların’ dile getirdiği, ‘tam müzakere
raporu arifesinde böyle ilkel bir yasa çıkarsa, kararı kötü yönde
etkiler’ uyarılarını da eklemek gerekiyor.
O halde, ‘hariciye’nin ‘dahiliye’ye yön verdiğini dobra dobra
kabullenelim.
* * *
DENİLEBİLİR ki, ‘iş buraya geleceğine göre, zina tasarının ne alemi
vardı? Üstelik, yeni TCK demokratik hamle içerirken, ağaç ormanı saklamış
oldu’.
Tabii ki doğru ve de ayrıca şunu ekleyeyim:
Yasaya mal bulmuş Mağribi gibi atlayan ‘anti Türkiye’ Avrupalıların ‘işte
gerçek yüzleri’ diye hücuma geçmesi bir yana, AKP’nin akılsız girişimi,
aslında ona karşı ciddi sempati besleyen AB karar odaklarının da
‘kulağına kar suyu kaçırdı’.
Kafalarında, bizim ‘laikçiler’in ‘takıyye yapıyorlar’ iddialarını
çağrıştıracak biçimde bir ‘acaba mı’ sorusunun doğmasına yol açtı.
Ancak, bütün bunlara rağmen ben yine de gelişmeyi olumlu bir çerçeveye
oturtuyorum ve ‘şerde hayır vardır’ deyişini onun için kullanıyorum.
* * *
ÇÜNKÜ en önce, yasa nedeniyle resmi, sivil ve medyatik ‘AB antenleri’nin
ülkemiz üzerinde bu denli odaklanması, aslında Türkiye - Avrupa
yakınlığını kanıtladı.
Reklamda kötü olmaz, ‘sıradan Batılı’ yakınlığı ekranda, radyoda,
gazetede hissetti ve de láf aramızda, konuya uzak yorumcuların ‘mutlu
son’u kamuoyuna ‘artık Ankara için engel kalmadı’ diye takdim etmesi,
‘şer’den ‘hayır’ doğurdu.
Ama en önemlisi, AB eksenli ‘dış dinamikler’in sırf ‘statüko
zaptiyeleri’ni değil, ‘sekülarist modernite’ gerisine düşecek girişimleri
de frenlediği ispatlandı.
Yani, ‘laiklik gidiyor’ diye tatava yapanların gönlünü ferah tutması
gerekiyor.
Çünkü, henüz müzakere garantisi bile alınmamışken, ‘Şeriatçılık’ falan
değil de bir ‘pederşahi ahlakçılık’ içeren ‘zina yasası’ dahi eğer o ‘dış
dinamikler’ sayesinde geri dönmüşse; müzakereler sürecinde ve ertesinde
AB’yle eklemleşecek bir Türkiye’nin ‘laikliği yitireceğini’ (!) düşünmek
için zır deli olmak gerekir.
Zaten AB’yi, her türlü ‘şer’e karşı ve hem sivil demokrasi, hem de
seküler özgürlükler için böylesine ‘hayırlı’ bir ‘çifte güvence’
oluşturduğu için istiyoruz.
***********************************************************************
HER AN KAYABİLİR!
16/09/2004
Halka ve Olaylara
Tercüman
Köşe Yazısı
MİM KEMAL ÖKE
HER AN KAYABİLİR!
16/09/2004
Halka ve Olaylara
Tercüman
Köşe Yazısı
BAZI kalem arkadaşlarımız, AKP'nin her şey iyi ve yolunda giderken neden
bir anda otistik davranış sergilediğini sorguluyorlar.
Hani, güzel güzel gidiyorduk. Ne oldu bunlara?
Ve bunu -üstelik- AKP hep yapıyor.
İmam Hatip diyor, bir anda türbanı vesile ediyor. En son da şu zina
konusu!
Tutucu olmayan, ama CHP'den de umduğunu bulamayan bir kesim, AKP'ye
rezervli onay veriyordu. AB sürecinde ve rotasında kaldıkları sürece
sorun yoktu. Anlayışlı olmak lazımdı. Nice liberal hükümetlerin cesaret
edemediğini şu kökü İslamcılıkta olan neobatıcılar yapmıştı.
Öte yandan, AB de aynı şekilde düşünüyordu. Ta ki, şu zina ısrarıyla AKP
basılıncaya kadar.
Şimdi içte de, dışta da veryansınlar çoğaldı. Çoğu, işte takıye diyor.
Yakalandılar, gözleminde bulunuyor. Kimi, tabanı gözden ırak tutamaz...
'O kesimlerin talebi' diyorlar.
Siyasi manevra
ASLINDA bize göre, bu kasıtlı, ince bir siyasi manevra. Gözdağı
stratejisi.
Nasıl mı?
AKP 'değiştiler' diyenleri genel anlamıyla aldatmıyor. Ama, 'tamam canım,
onlar da artık bizden' diye taken for granted, yani ödünsüz
kabullenilmesine de karşılar.
AKP uslu çocuk, rejimin cici evladı olmasının bedelini ödettirmek
istiyor. Yani, 'Her an kayabilirim, beni destekleyin.'
AB yolunun kılavuzu ya da lokomotifi olmanın da bir ücreti olmalı topluma
fatura edilen...
İkincisi, AKP bize göre bu zinayı Batı'yı tedirgin etmek için özellikle
yaptı. En masum gibi gözüken bir konuda AB'nin Türkiye Cumhuriyeti'ne
tarih vermediği takdirde AKP'nin nasıl çark edebileceğini göstermek,
korkutmak istedi.
'Bizi desteklemeye devam edin. Aksi takdirde...' siz de AB'deki telaşı
gördünüz.
AB'nin hukukçuları, Türkiye'nin böyle bir yasa çıkarmasının müktesebata
aykırı olmadığını vurguluyorlar. Bu yasa, Avrupa'da Hıristiyan
Demokrasi'nin temel hülyası olmalıdır. Ancak, zinanın suç sayılması
(hukuki) bir sorun değil, siyasal bir işarettir.
Geçenlerde meselenin nasıl dinsel bir mercekten Batı'da irdelendiğini
yazmıştım. Bir de konunun seküler boyutu var ve o da insan hakları ile
ilgili.
AB'ye ters mi?
BATI'da Hıristiyan Demokratlar'ın dışında tüm siyasal akımlar, zina
suçunu insan haklarına mugayir, kadını rencide edebilecek ve devletin
kamusal alana hükmünü artıracak boyutuyla değerlendiriyorlar. Kadının
ceza alması bir yana, kamusal alanı genişletmesi ve devleti özel
ilişkilere yatak zaptiyesi olarak sokması, AB'nin liberal eğilimine ters
geliyor. Bu zina olayı münferit gibi gözükse de tümevarım metoduyla
bütüncül yaklaşımın bir tuğlası olarak görüldüğünden tepki çekiyor. AB
ile Türkiye Cumhuriyeti ilişkilerini tersyüz edebilir, deniyor.
Siyaseti oyun teorisi içinde değerlendirebilirsiniz. Ancak, fazla
oyunculuk zarar verir. La Fontaine dağarcığı bunun acı neticeleriyle
dolu.
TCK, önemli gelişmeleri de içeriyor.
Düşünce hürriyetinde mesela...
Ama, biz zinaya takıldık kaldık.
HER AN KAYABİLİR!
16/09/2004
Halka ve Olaylara
Tercüman
Köşe Yazısı
AKP geri adım attı, deniyor.
Geri adım mı, ileriye yönelik stratejik yatırım mı?
***********************************************************************
AK PARTİ - CHP İTTİFAKI
16/09/2004
Türkiye
Köşe Yazısı
RAHİM ER
Her şeyin bittiği noktada gücünü toplayıp her şeye sıfırdan
başlayacaksın. Yeni Türk Ceza Kanunu ile alakalı olarak iktidar ve
muhalefet partisi arasında her şey bitti, hem kanun, hem AB tehlikede
derken tamamen aksi oldu, doğrusu yapıldı. İki partinin önde gelen
temsilcileri buluşarak ortak önerge şartını getirdiler. Buna göre TCK
tasarısı için TBMM’ne verilecek değişiklik teklifleri iki partinin
imzasını taşıyacak.
Böylece zina meselesi arkaya atılmış oldu.
Neden gündeme gelmişti?
Acaba, AK Parti, CHP’ye ölümü gösterip sıtmaya mı razı etti? Böyle bir
teklifi öne sürmeseydi muhalefet partisiyle bu uzlaşma olmaz mıydı? Bu
taktiğe ihtimal vermiyoruz. Zina suçunun TCK’ya yazılması ciddi ciddi
düşünülüyordu. Ne var ki YÖK’le İHL değişikliklerini karıştırarak çıkmaza
sokmak gibi bu konuda da hata edildi. Hata zamanlamaya dairdir. TCK’nın
yeniden yapılma süreci en iyi zamanlama değil midir? Mantıken öyle, fakat
zina tartışmalarında dikkatli gözlerden kaçmamış olan keyfiyet şudur.
Zinanın ne olduğunda kargaşa var, her kafadan bir ses çıkmakta, suçun
tarifinde buluşmak mümkün olmuyor. Cezanın tayininden evvel suçun tarifi
gerekir.Toplum, türlü engelleyici sebeplerden dolayı hakkıyla
bilgilendirilemiyor. Eski TCK, zani, zina yapan olarak sadece kadını
gösteriyordu. Bu uygulama, kadınlar aleyhine büyük haksızlıktı. ‘98’de
haksızlık düzeltileceğine zina suçu toptan kaldırıldı. Herkes elini
vicdanına koyup konuşsun. Böyle bir suçun yok olması cemiyete zarar
vermemekte midir, fuhuş artmamış mıdır? Teklif sahipleri bunu engellemek,
toplum sağlığını korumak niyetindeydiler? Boşanmanın temini, tazminat
kâfi tedbir değildir. Onlar, mağdur veya mağdure kişinin hakkını korur.
Peki, boşanmışlar enkazına dönmek nasıl durdurulacak, millet
devamlılığını kim koruyacak? O yüzden bazı parlamenterler evli erkeğin
yaptığını da zina saydırmak istediler. Halbuki bu da eksik. Evli olsun
olmasın nikâhsız karşı cinslerin işlediği cinsi münasebet fiiline zina
denir.
Zaman, en iyi ilaçtır. Zamanla eksikler telafi edilebilir. Olması da
lazım, değerler kayboluyor. Evveliyetle kaybolan değerlerin kazanılması
gerekir. Zaten onlar kazanılmadıktan sonra ceza kanunlarında en muhteşem
suç tarifleri en ağır cezalarla yer alsa bile bu suç engellenemez.
Şu gün için güzel olan AK Parti ve CHP’nin ortak hareketidir. Ana
muhalefet partisinin iktidara pay çıkar gibi bir kaygıya kapılmadan
sağduyu ile hareket etmesi takdire şayan bir davranıştır. Muhalefette
olmak her atılan adıma çomak sokmak demek değildir. Yapıcı muhalefet,
kazandırır.
Partiler de görevlerini yapıyorlar...
Artık beklenti, doğrudan yeni TCK’dan yana.
Şüphesiz ki bir çok ayıplardan kurtuluyoruz.
Gerçekten devrim niteliğinde olmasını arzu ederiz. İnşallah dağ fare
AK PARTİ - CHP İTTİFAKI
16/09/2004
Türkiye
Köşe Yazısı
doğurmaz. Onun için acele etmekten ziyade sağlam inşa etmek daha isabetli
olur. Ortada 1982 Anayasası örneği durmakta. Yapıldığında bahar
rüzgârları esmişti. Şimdi yenilenmeyi bekleyen yamalı bir bohça. Halbuki
hukuk mevzuatının yeniden yapılanması gerekiyor. Onun için bu ilk büyük
çalışmanın bekleneni vermesi çok önemli.
***********************************************************************
TÜRKİYE’NİN EKSİSİ KALKTI
16/09/2004
Hürriyet
Haber
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün dün kabul ettiği Bağımsız Türkiye
Komisyonu Raportörü Albert Rohen ile Fransa Meclisi AB Delegasyonu
Başkanı Pierre Lequiller, zina konusunun gündemden kalkmasıyla AB
nezdinde Türkiye hanesine konacak eksinin de ortadan kalktığını
söylediler.
Rohen, AB Dönem Başkanı Hollanda’nın yanısıra Almanya ve Fransa’daki
görüşmeleri hakkında Gül’e bilgi aktardı. Lequiller de, ‘Tartışmalar
devam etse ve zina suç sayılsaydı Türkiye için bu son derece olumsuz
olacaktı’ dedi.
***********************************************************************
TAYYİP BEY DE ZENGİNİ SEVİYOR
16/09/2004
Takvim
Köşe Yazısı
ŞEMSİ YÜCEL
Rahmetli Özal'ın bir sözü hala hafızalarda. Demişti ki Özal: "Ben zengini
severim." Bunu söyler söylemez de kıyamet kopmuştu.
" Ne yani, sen şimdi fakir vatandaşları sevmediğini mi söylemek
istiyorsun!" gibi tepkiler gelmişti.
Bu sözleriyle Özal'ın, "işverenlerin adamı olduğunu açıkça ortaya
koyduğu" yazılıp, çizilmişti.
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ağzından bu ve benzeri bir laflar duymadık.
Tam aksine Tayyip bey, halk adamı olmakla övünüyor .
Tabandan geldiğini, fakirfukaranın yanında olduğunu her fırsatta
vurguluyor.
Acaba fiiliyatta öyle mi dersiniz?.
Tayyip Bey gerçekten de fakirfukara babası mı?
Bırakın babalığı bir yana, onun zamanında acaba fakir kesimin durumu
düzeldi mi?
Gelirleri arttı mı? Karınları daha iyi doyar oldu mu? Kestirmeden cevap
vereyim:
Hayır.
Bu kadar kesin nasıl mı konuşuyorum?
Bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan'a bağlı olan Devlet İstatistik
Enstitüsü'nün açıkladığı verilerine dayanarak
Geçen gün DİE'nin Hane Halkı Tüketim Harcamaları Anketi'nin sonuçları
açıklandı.
Orada açıkça görüldü ki, ülkemizin en fakir 3 milyon 300 bin ailenin
durumu 2003 yılında daha da kötüye gitmiş.
Bu kesimin toplam harcamaları içindeki gıdanın payı, yüzde 9.3'ten yüzde
8.8'e düşmüş.
Buna karşılık en zengin 3 milyon 400 bin ailenin gıda harcamaları yüzde
TAYYİP BEY DE ZENGİNİ SEVİYOR
16/09/2004
Takvim
Köşe Yazısı
28.3 oranında artış göstermiş.
Bu ne zaman olmuş? 2003 yılında.
Yaani büyüme hızının yüzde 5.9 gibi yüksek bir orana çıktığı yılda.
Dahası o yıl, kişi başına milli gelir 800 dolara yakın artmış.
Bir başka deyişle herkes bu miktarda zenginleşmiş.
Çelişkiye bakın ki, işte böyle bir yılda, dar gelirli kesimin durumu daha
da kötüye gitmiş.
Daha az, et, süt tüketir olmuşlar.
Hükümetin ekonomiyi düzeltmekle övündüğü o yılda, et tüketimi yüzde 28
gibi çok yüksek bir oranda gerilemiş.
Şimdi bu tabloya bakıp, " Acaba Tayyip Bey de mi zengini seviyor" diye
düşünmez misiniz?
AB, Türkiye'nin en büyük muhalefet partisi haline geldi
Zina konusunda CHP sert muhalefet yaptı. Aydınlar, liberaller veryansın
etti. Kadınlar yürüdü.
Tüm bunlara rağmen AKP geri adım atmadı.
"Zina yapanlara hapis cezası öngören yasayı çıkaracağım. Boşuna
kıpraşmayın!" diyerek herkesi tersledi.
Hatta biraz da kendine güvenen kabadayı edasıyla davrandı.
Ama tam o sırada birileri ortaya çıkıp, "Kandıralı sen dur!" misali, "AKP
dur, geriye marş" komutunu verdi.
Bu sesi duyar duymaz AKP'nin havası birden sönüverdi.
Kafası havada, göğsünü şişire şişire yürüyen adam gitti, yerine önüne
bakarak, iki büklüm yürüyen bir adam geldi.
AB sesini yükseltince "zina inatlaşması"ndan birden vazgeçildi.
AKP, zinaya cezayı öngören teklifini geri çekti.
AB daha önce de, insan haklarından özelleştirmeye, rekabet yasalarından,
MGK'nın yapısına kadar çok değişik konularda dediğini yaptırmıştı.
Bu açıdan bakınca AB, Türkiye'nin en etkin muhalefet partisi gibi
gözüküyor.
Bu parti çoğu zaman da iyi işler yapıyor.
Kandil gecesi içki yasağı
Eskiden, kandil geceleri içkili lokantalar "kapalıyız" diye tabelalar
asarlardı.
Bazıları da normal servislerine devam ederlerdi.
AKP iktidarı ile birlikte bu cephede de değişiklikler oldu.
" Kandil nedeniyle içki servisimiz yoktur " yazan levhalar koyan
lokantaların sayısı arttı.
Cumartesi akşamı Kalamış Develi lokantasına gidenler bu uyarı ile
karşılaştılar.
Müşterilere içki servisi yapılmadı.
SSK'nın Kadıköy'deki lokalinde de aynı uygulama vardı .
Acaba bu gösteri, müşteriler için mi yoksa AKP iktidarı için mi?
Lokantacılar neden aniden hidayete erdiler dersiniz?
DİPNOT
Türkiye'de 16 milyon 745 bin aile var.
***********************************************************************
TARİFİ YAPILMAYAN BİR SUÇUN CEZASI NE?
16/09/2004
Star
Köşe Yazısı
HALİT KAKINÇ
Zina hakkında bir yazı yazdım. Evlilik kurumunun korunabilmesi için bazı
TARİFİ YAPILMAYAN BİR SUÇUN CEZASI NE?
16/09/2004
Star
Köşe Yazısı
yasal düzenlemeler gerektiği yolunda görüş belirttim. Eşten dosttan
sataşma aldım: ‘Yahu senin gibi uygar bir adam da mı?..’
Bu ‘uygar’ yakıştırması ile zina fiili arasındaki endekslemeye pek aklım
ermiyor. Zaten bir yandan AB söylemleri, diğer yandan AKP imam nikahlı
seçmeninin tepkileri derken, konu rafa kalktı. Belki de iyi oldu. Uzmanı
değilim ama, izin verin, işin dinsel yanına göz atalım.
İmam Şafii’nin bir sözü var: ‘Hanefi mezhebinde zinanın nasıl var
olabildiğini kavrayabilmiş değilim.’ Bunu söylerken, Hanefi mezhebini
küçüksemek gibi bir gayret içinde değil. Bu sözden yola çıkarak ben de
bilenlere sordum, bildiklerini gösteren bir cevap gelmedi. Anladığım,
Hanefilik’te nikahın dinen geçerli sayılması için 2 koşul var: İcap ve
Kabul.
Bu da şu demek: ‘Benimle evlenir misin?’ diye soruyorum. Hatun kişi de,
‘Evlenirim’ diyor. Tamam. Herşey buraya kadar. Şahitmiş, hocaymış,
eşlerin samimiyetleri imiş yahut erkek ile kadın o anda kapağı yatağa
atabilmek için hile-i şeriye yapıyorlarmış, hepsi hikaye.
Çünkü bütün bunlar kalplerde cereyan eden şeyler. Din, zahire göre
hükmediyor.
Dolayısıyla Hanefilik; aldatma, ihanet, tecacavüz gibi olayların dışında
kalıyor. Bu nedenle - bekar kadın-erkek arasında ve bekar kadın ile evli
yahut bekar erkek arasında yaşanan ilişkilere zina denmesine uygun değil.
Bugün çoğu hocanın zina saydığı ilişkiler, Şafii’likte bile zina
sayılmıyor. Şii’lerin bir kısmında geçerli olan ve ‘Muta’ diye
adlandırılan geçici nikahtan da söz etmiyorum.
Mesele şu ki, cariye edinmenin meşru sayılabildiği bir kültür ortamında,
müslümanların zina’nın tarifinde uzlaşamamış olmaları normal. Asıl sorun
da burada yatıyor. Tarifi yapılamayan bir suçun dinen cezasının
olamayacağı açık.
Dört şahit ‘zina’ya nasıl tanık olacak?
Gelelim çözümü en zor olan konuya. Dini hükümleri uygulayacak olsak,
istenen 4 şahidin bu zina fiiline nasıl tanık olabileceklerinin de
içinden çıkmak mümkün değil.
Kadın ve erkek, bu ilişkiyi kasede çektirseler bile, bunun kanıt
sayılması teorik olarak zor. Neden? Çünkü bu noktada talep edilen
şahitlik, acayip bir şey. Hani minderde rakibini köprüye getiren güreşçi
için hakem zemin hizasına kadar eğilir ya, işte aynen bunun gibi. Kadın
ve erkeğin birleşme anında, 4 yönden 4 tane şahit de çıplak gözle
görebilecekleri 1-2 metre mesafeden güreş hakeminin pozisyonunu alarak
izleyecekler ki, malum şeyin diğer malum şeye girip girmediğini net
olarak görebilsinler. Tanıklık edebilsinler.
Ne kaldı geriye? İtiraf... Geçiniz.
Böyle bir cezanın dini açıdan uygulanamayacağı ortada.
Suudiler’de de recm cezası aileyi korumaya yetmiyor
Bu konuyu en ağır şekilde değerlendiren Suudiler’de bile recm cezası,
aileyi korumaya yetmiyor. Niye? - Çünkü, Arap erkeği paralıdır ve
uçkuruna düşkündür. Dört kadınla evlidir. Birinden çocuk yapsa miras,
sahiplenmiş olmak gibi sorunlarla karşılaşmaktadır.
Arap erkeği, 4 kadını sürekli değiştirmektedir. Bu arada, cariye hükmünde
gördüğü yabancılarla da yatmaktadır.
Çocuk olmayınca, aile konusu da ortadan kalkmaktadır. Bu nedenle nüfusu
artmamakta, sürekli olarak eksilmektedir. Somali ve Yemen’den göçmen
akımı olmazsa, nesli tükenme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Çoğu Arap
ülkesinde de durum aynen bu şekildedir.
Ben, olaya toplumun harcı ethik değerler yönünden yaklaşmıştım. Yapı harç
tutmuyorsa, ya koverin gitsin!
TARİFİ YAPILMAYAN BİR SUÇUN CEZASI NE?
16/09/2004
Star
Köşe Yazısı
***********************************************************************
MUSA, ZİNA’NIN ARKA PLANINA DİKKAT ÇEKİYOR
16/09/2004
Star
Köşe Yazısı
MUSA AĞACIK
‘Kadınları koruduğunu’ söyleyen Başbakanımız, bugüne kadar ‘namus
cinayetlerine karşı olduğunu’ söylemedi! Üstelik TCK tasarısında AKP,
töre cinayetlerinde ceza indiriminin kaldırılmasını öngören maddeye
‘namus’ bahanesiyle kadınlara karşı işlenen menfur cinayetlere karşı en
küçük bir eleştiri yapmadı ve önlemeye yönelik yasal düzenlemeye
girişmedi. Dahası medeni yasa düzenlemeleri sırasında kadınların
korunması ve gözetilmesine yönelik ‘pozitif ayrımcılık’ düzenlemesini
engelledi. Daha da önemlisi pek çok evde tencere pişemezken, kadınlarının
korunmasının zaten mümkün olmadığı açıktır.
Zina tartışması, BOP’a kılıf mı?
Aslında tüm zina tartışmalarının altında bence gizlenmek istenen başka
bir amaç aranmalıdır. Her ne kadar AB’ye girilmek konusunda çok çiddi
çabalar sergileniyor görünse de, gerçek amacın BOP içerisinde ABD, İsrail
ve işbirlikçi Arap güçleriyle birlikte olmak isteği aranabilir. Zira
abuk-subuk bu zina düzenlemesi nedeniyle, AB’nin bizi istemeyen
sağcılarına eşi görülmemiş bir bahane yaratıldı. Dolaysıyla olgunlaşmış
bir armut gibi tek yanlı olarak, ABD’nin eline mahkum olmak gibi bir
durumla karşı karşıyayız. Böylece ‘sen sağ ben selamet’, AB eksenli
tiyatro oyunu da sona ermiş ve ABD’nin tek yanlı mahkumu haline gelmiş
olacağız.
Sonuç olarak AKP zina dayatmasından vaz geçse bile, bundan sonra
Türkiye’nin AB’nin nezdindeki durumu çok daha sorunlu olacaktır.
Hükümet ve basın sınıfta kaldı
Bunlar bir yana demokrasiyi gerçekten isteyen bir hükümetin (ve tabii
basının) söz konusu bu ceza yasası düzenlemesinde, başta 159. madde olmak
üzere bir dizi antidemokratik ve baskıcı yasaya karşı muhalefet etmesi
beklenirdi. Bu açıdan baktığımızda ceza yasası düzenlemesinde sınıfta
kalan sadece hükümet değil, aynı zamanda basınımızdır. Bu toz dumanı
içerisinde TRT’nin Yeni Yayın Dönemi Tanıtım Gecesi’ne katılan konuklara
‘zina’yı sordum, ülkemizin Ortadoğu cehennemine sürüklenmesinden kaygı
duyan bir kısım sevgili okurlar:
Nevzat Şenol, bana zina tartışmalarıyla perdelenen gerçekleri
söyleyebilir mi?
80-100 yıl önce de bu zina tartışmaları yapılmış ve şair Eşref de bir
hiciv yazmış...
Netekim ne demiş?
‘Ey kirim, kalkma sakın, sonra seni sustururum/Mürtecidir diye
jandarmalara tuttururum/Takarım bir polisin arkasına /Sonra senin yediğin
herzelerin cümlesini kustururum...’
AB konusunda, hükümet sizce samimi mi?
Bana biraz takke düşecek, kel görünecek gibi geliyor. Bunlar samimi
değil.
Engel nedir?
Amerika’yla çok içiçeler. Şimdi Amerika Ortadoğu’da ılımlı İslam
faşizmiyle yönetilen bir Türkiye’nin Ortadoğu liderliğini istiyor. Onun
için Türk aydını ve sanatçısı, AB’de sivil toplum örgütleri ve
parlamenterlerle lobiler oluşturmalı. Ve AB’yi zorlamalı. Türk aydını ve
MUSA, ZİNA’NIN ARKA PLANINA DİKKAT ÇEKİYOR
16/09/2004
Star
Köşe Yazısı
Türk solcularına düşen görev bu bence...
Perihan Savaş
Perihan Savaş’ın, zina tartışmalarına yorumu nedir?
Amaç ‘aile birliğini korumak’sa, ailenin içinde şiddet gören çocuklar,
kadınlar ve imam nikahlı kadınlar var. Öncelikle bunların haklarını
korumak lazım. Ayrıca artık kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz, ne zinası yani?
Selim İleri
Toplumun olup-biteni sorgulamaması sizi etkiliyor mu?
Biz de daima dilsiz sorgulamalar vardır. Hiç bir zaman noktalanmaz diye
düşünüyorum.
Zina tartışmalarına yorumunuz?
Bence bu kişilerin kendi aralarında çözecekleri bir meseledir.
Erkan Yolaç
Erkan Yolaç’ın zina tartışmalarına yorumu?
Zina artık medeni ülkelerde ve çağdaş yaşamda sadece eşlerin boşanmasına
zemin hazırlar. Yoksa herhangi bir cezai müeide uygulamamak lazım benim
kanatime göre...
***********************************************************************
"ÇARK ETMEK"
16/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
CENGİZ ÇANDAR
AKP hükümetinin "zinanın hapislik suç sayılması"na ilişkin Türk Ceza
Kanunu taslağına konulmasına niyet ettiği hükümden vazgeçmesi,
alkışlanması gereken bir davranıştır. Bu konudaki her yazımızda, başta
Başbakan Tayyip Erdoğan ve bakanlar ile AKP'lilere, "daha vakit varken,
gereken sağduyuyu gösterip, bundan vazgeçmeleri" çağrısında bulunmuştuk.
Mesele, "üzüm yemek" idi, "bağcı dövmek" değil. Maksat, "AB üzümü"nü
yemek idi. AKP hükümeti, CHP ile TCK taslağı konusunda parlamento
tarihimizde kayda değer sayılması gereken bir "uzlaşma"ya vararak,
"yanlışta ısrar etmeme" basiretini gösterdi ve böyle yaparak, Türkiye'nin
"AB üzümü"ne yaklaşmasını sağladı. Bu basiret, takdirle kaydedilmelidir.
Kimi basın organlarında, AKP hükümetinin "ABD, AB ve kamuoyu baskısı"
karşısında "çark ettiği", "geri adım attığı" gibi haber başlıkları ve
yorum satırları yer aldı. Bu, bir "okuma" durumu. Bu konuyla ilgili
tartışmaları, Türkiye'nin "AB perspektifleri" boyutları içinde
değerlendirmez ve daha geniş uluslararası stratejik dengeler çerçevesinde
mütalaa etmez ve işi, bir "iç politika güreş müsabakası" gibi görürseniz,
bu tür hükümlere de varabilirsiniz. Ancak, bu dahi, AKP'nin bu konuda
"basiretli davrandığı" gerçeğini ortadan kaldırmaz.
Neyi tercih ederdiniz?
AKP hükümetinin "yanlışta ısrar"dan "çark etmeyerek", "geri adım
atmayarak" Türkiye'nin dışarıda "gol yemesi"ni ve bu yolla Türkiye'de
"devlet müdahaleci zihniyeti"nin kendisine "alan genişletmesi"ni mi?
Yoksa, AKP hükümetinin son dakikada da olsa, basiretli davranıp, böyle
bir olumsuzluğa meydan vermemesini mi?
Biz, ikinciden yanaydık. Öyle de oldu.
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın yokluğunda, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'ün yanına Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil
Çiçek'i alarak, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'la sağladığı "uzlaşma", ne
yazık ki, dış politikada giderek dikkati çeken "savrukluğun" üzerini
örtmüyor. Örnek, Tel Afer çatışmaları zemininde Türkiye ile ABD arasında,
"ÇARK ETMEK"
16/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
Abdullah Gül'ün çıkışıyla ortaya çıkan yeni manzara. Bu konuda dünkü
yazımızda uzun uzun durmuştuk. Onu tekrarlamayacağız. Ancak, Gül
marifetiyle sergilenen "dış politika savrukluğu"nu kayıtla yetineceğiz.
Yasemin Çongar, dünkü Milliyet'te şunları yazıyordu:
"Ö Abdullah Gül'ün ABD'nin Tel Afer'deki operasyonuna gösterdiği tepki
Washington'u rahatsız etti. Gül'ün ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'la
telefon görüşmesinde ilettiği kaygıları not ettiklerini ve Türkiye'nin
hassasiyetini anladıklarını belirten kaynaklar, açıklamaları 'iki başkent
arasındaki yakın diyalogun tonuna aykırı' diye nitelendirdi. ABD'li bir
yetkili, 'Sivillerin can kaybından biz de üzüntü duyuyoruz. Powell,
operasyonun hedefinin sivil halk olmadığını Gül'e aktardı. Ancak iki
bakanın konuşmasının ardından, Türkiye'den bu diyalogun yapıcı tonuna
aykırı açıklamalar gelmesine şaşırdık' dedi. Aynı yetkili, Gül'ün
sözlerinin 'iç tüketime yönelik olabileceğini de belirterek, bu sözlerin
daha ziyade iç siyaset üslubu taşıdığını ima etti."
Yasemin Çongar'ın atıf yaptığı "yetkili"nin kim olduğunu tahmin
edebiliyoruz. Bir hayli "yetkili"dir. Buradan anlaşıldığına göre,
Washington, Gül'ün açıklamasından hem rahatsız olmuş, hem de "iç tüketime
yönelik" olarak değerlendirerek "ciddiye almamış." Bir Dışişleri Bakanı
ve temsil ettiği ülkenin dış politikası açısından en olmayacak imaj.
ABD'nin Ankara Büyükelçisi Eric Edelman'ın, Gül'ün açıklaması üzerine
"bilgi" istemesi üzerine, kendisine verilen "resmi cevap" ise şu:
"Bakanımız ciddi kaygılarımız olduğunu ifade etmek istedi. İşbirliğini
bitirecek somut adım düşünmüyoruz."
"Çark etmek" işte bu. Ayrıca, öğrendiğimiz kadarıyla, Gül'ün "Irak
konusunda ABD ile işbirliğini sona erdirebiliriz" sözü, üzerinde oturulup
tartışılmış ve tasarlanmış bir "dış politika adımı" değil; Bakan'ın
ayaküstü bir demecinin sonucu.
"Hafiflik" kaldırmayacak tek bir politika alanı varsa, o da "dış
politika"dır. Orada "çark etmek" iyi bir şey değildir. Tüm ülkeye zaaf
getirir
***********************************************************************
AK PARTİ'DE CAN SIKINTISI!..
16/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
SERDAR ARSEVEN
TCK tasarısı vesile oldu...
Kuliste, AK Parti içindeki farklı eğilimleri temsil eden gruplarla bir
araya geldik.
Bir vekil...
Ülkenin gündemine zina meselesinin "yerleştirilmesinden" dolayı tepkili.
Şunu soruyor:
-Öküze şahadet getirtmeye çalışmanın mânâsı var mı?..
-Ne demek bu?..
-Zinayla yoğrulmuş bir zemine, eskimez nizamın bir kuralını monte etmeye
çalışmanın âlemi var mı?..
Tepki...
Diğer vekillerin katılımıyla devam ediyor...
Biri...
-Her durumda geri adım. Beş on adım sonrasını görmemiz gerekiyor ama
burnumuzun dibini göremiyoruz. "Burun üstü çakılıp duruyoruz." Ne oldu
şimdi, zinadan geri adım atınca, aileyi korumaktan vazgeçmiş mi olduk!..
AK PARTİ'DE CAN SIKINTISI!..
16/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
Asabi grubun diğer üyesi...
-Ekonomi, mecburen IMF'ye teslim. Bizden beklenen, hak ve özgürlük
alanındaki ihlallere son vermemiz. İki yıldır iktidardayız. Vallahi,
vatandaş bu konularla ilgili soru yönelttiğinde verecek cevap
bulamıyoruz.
***
Sohbete dinleyici olarak katılmakla yetinen grup yöneticisi kolumuza
giriyor, "Gel, bir kahvemi iç" diyerek o ortamdan uzaklaşmamızı sağlıyor.
"Gördün durumu, hepsinin kendince derdi var" dedikten sonra...
Devam ediyor:
"Partide, MHP'li MHP'liliğini, ANAP'lı ANAP'lılığını, DYP'li DYP'liliğini
sürdürüyor. AK Partiye sahip çıkanlar, sadece Faziletli arkadaşlar. Bu
durum, partinin, adeta "kumdan kale" gibi hassas dengeler üzerinde
durduğunu gösteriyor. Sağlam kaynaklardan bilgi geldi: 'Durum müsait
olduğunda, AK Parti içinden, bir MHP ve bir DYP grubu çıkartılacak.'
Bakın, eski DEP'li milletvekillerinin serbest bırakılmasından sonra
bildiri yayınlayanlar öyle, 10, 11 kişiden ibaret değil. Çok daha fazla
ve organize!.."
Araya giriyoruz...
-Bunlar biraz zorlama yorumlar...
-Hayır değil, umarım plânlarında neticeye ulaşamazlar.
-Zor...
-Yanlış adımlar atılırsa, kolay olur.
-Ne gibi yanlış adımlar?..
-Bakın, iki hafta sonra, Meclis Başkanlık Divanı ve Parti Yönetimi
yeniden şekillenecek. Ben, Sayın Başbakan'ın 'cezalandırma' yöntemini
izlemesinden endişe ediyorum. Böyle yaparsa, 2005, partimiz için çok zor
bir yıl olur. Bütün yönetimin Sayın Başbakan tarafından belirlenmesi de
sıkıntıya yol açar. Parti yönetiminin hiç olmazsa bir bölümü, grubun
özgür iradesiyle seçilmelidir."
***
Akşam saatlerinde bir başka grupla sohbet halindeyiz...
Biri, "zina"dan söz açarak, soruyor:
"Zina meselesini, Sayın Başbakan'ın gündemine taşıyan kimse, ona dikkat
etmek lâzım... Çok fena oyuna getirildik de... Getiren kim?!.."
***
Kulisten uzaklaşırken şunu düşünüyorduk:
Kulisteki, "gelip geçici bir sıkıntı hali" miydi acaba.
Yoksa daha büyük sıkıntıların habercisi mi...
RTÜK'TEN AÇIKLAMA
Önceki gün "Türkiyem Türkiyem" başlığı altında Cumhurbaşkanlığı- Devlet
Denetleme Kurulu raporundan bazı bölümlere yer vermiştik...
O yazı ile ilgili olarak RTÜK'ten açıklama:
"Kamu İhale Kurumu'nun bir sayın üyesinin eşi RTÜK'te benim eşim de
anılan Kurul'da çalışmakla birlikte olaylar (raporda) iddia edildiği gibi
gerçekleşmemiştir. Bu 'iftira', DDK raporuna girmiş ama DDK tarafından
kayda değer görülmemiştir. Sayın Arseven, eşimle Başbakanlıkta memur
olarak çalıştığı dönemde evlendim. Dolayısıyla eşim benim tavassutumla
kamuda görev alıp, terfi etmiş, bir kurumdan diğerine geçmiş değildir.
Ayrıca eşim hiçbir şekilde benim tavassutuma ihtiyaç duymayacak ölçüde
birikimli, donanımlı, ehliyet ve liyakat sahibi bir kamu görevlisidir...
Saygı ve selamlarımla..."
***
Saygı, selam bizden...
Bir RTÜK'e bir de Devlet Denetleme'ye!..
AK PARTİ'DE CAN SIKINTISI!..
16/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
***********************************************************************
KİME NİYET KİME KISMET
16/09/2004
Radikal
Köşe Yazısı
GÜNDÜZ AKTAN
Zina konusu açıldığı gibi kapanıyor. Yasalaşsaydı bile ya Anayasa
Mahkemesi ya da AİHM tarafından bir şekilde iptal edilecekti. Ama zina
çok daha önemli bir toplumsal yara olan çokeşliliği ön plana getirdi. Bu
terimi poligami yerine kullanıyoruz. Yoksa kadınların çok erkekle
evlenmesi yani poliandri tarihte poligamiden daha uzun süre görülen bir
olgu. Çatalhöyük bunun Anadolu'daki örneklerinden biri.
Zina tartışması çok başarılı olmadı. Bir kısmımız zinanın ahlaksızlık
olduğunu dahi söylemeden, yeni TCK'ya suç olarak girmesine karşı çıktık.
Diğerleri çokeşliliğin zina sayılmasına itiraz etti. Her ikisinin ortak
noktasıysa, sanki evlilik dışı ilişkilere şu veya bu şekilde imkân
tanımaktı.
Önemli toplumsal konuların yasa maddeleri vesilesiyle tartışılması çok
yararlı bir yaklaşım değil. Doğru yol, sorunun önce tanımlanarak ortaya
konması, sonra tartışılması, sonra da gerekiyorsa yasal düzenleme
yapılması.
Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi bizde de aile kurumu zayıflıyor. Bu,
alabildiğine karmaşık bir konu. Sürekli kamuoyunun gündeminde bulunması
lazım. Kolay çözümler yok. Kaba bir genellemeyle, ülkenin batısında ve
özellikle büyük kentlerde çekirdek aile dağılırken, doğu ve güneydoğuda
çokeşlilik temelinde geniş aile belki de yayılarak devam ediyor.
Çokeşlilik gibi önemli bir sorunda ciddi bir sosyolojik çalışma yapılmış
mı, bilmiyorum. Bu tür ailenin aşiret yapısı, töre cinayetleri, hatta
terörizmle ilişkili olması mümkün. Başta Usame bin Ladin olmak üzere,
İslam adına teröre başvuranların çoğu, çokeşli ailelerdeki anonimada,
babasının bile tanımadığı çok sayıda çocuklar arasından çıkıyor.
Muhtemelen PKK teröristlerini de aynı yapı üretiyor.
Kuran'da çokeşliliğe izin verilmiş olması çokeşli evliliği gerçek anlamda
bir aile kurumu haline getirmiyor. Çokeşli erkek, bunu kabul eden kadın
ve 'nikâhı' kılan imam için eski TCK'da cezai hükümler var. Ayrıca bu,
cinsler arasında eşitlik ilkesini içeren Anayasa ve AİHS'ye de aykırı.
Bugüne kadar hiçbir cumhuriyet savcısının dava açmamış olmasına insan
şaşıyor. Ama haklarında dava açılmadığı için çokevliler arasındaki
ilişkiler hukuken meşru sayılamaz.
Öte yandan çokeşliliğe ilişkin Kuran ayeti hiçbir erkeğin yerine
getirmesine imkân olmayan bir şart içermesine rağmen, erkeklerin
çokevlilik vasıtasıyla daha genç kadınları sadece cinsi amaçlarla kuma
getirdiğini gösteriyor. Nitekim Tunus bu ayete dayanarak çokeşliliği
yasaklayan bir yasayı uyguluyor. Böylesine aşağılık bir günah durumunu
başta Diyanet, din adamlarımızın sürekli eleştirmemesini de anlamak
mümkün değil. Aynı çevrelerin şimdi zinaya karşı çıkışlarının ardında
ciddi bir moral otoritenin bulunmaması da, bu tutumlarından
kaynaklanıyor.
Basına yansıdığına göre bazı milletvekilleri bile çokeşli. Bu kişiler
nasıl milletvekili yemini ettiler acaba? 'Çokeşlilik Türkiye'de bir
toplumsal vakıadır' deyip geçmekle iş bitmiyor. Bu ceza yasasına da
çokeşliliği yasaklayan cezai hükümler konmalı ve bunlar artık
uygulanmalı. Ayrıca böyle kişiler seçme ve seçilme haklarından da mahrum
KİME NİYET KİME KISMET
16/09/2004
Radikal
Köşe Yazısı
edilmeli.
Kötü niyetli bir kaygıdan hareket edersek(?), AB'nin çokeşliliğe bigâne
kalmasını Güneydoğu'daki yüksek Kürt nüfus artış hızını muhafaza etmek
çabasına bağlayabiliriz. Buna rağmen çokeşlilik konusu AB üyelik
sürecinde er geç ortaya çıkacak. Kopenhag Siyasi Kıstasları hemen tümüyle
özgürlüklerle ilgili. Yani amaç farklılıkları da tanıyarak devletin
kişiye müdahalesini asgariye indirmek. Hıristiyan değerler içinde kadın-
erkek eşitliği zaten bulunduğundan, bu konunun kıstaslar içine
sokulmasına gerek duyulmadığı anlaşılıyor.
Ama Türkiye gibi Müslüman bir toplumu içine alırken, kadının statüsündeki
aksaklıklara da sıranın geleceği, türban konusundaki AİHM kararından
belli.
Türkiye'de her türlü farklılığı savunan liberaller, çağdışılıklardan
rahatsızlıklarını ifade etmeye başladılar. Ama bazıları hâlâ zihni
'değişim'in çağdaşlaşma ve kalkınma olmadan kendiliğinden geleceğini
ummaya devam ediyor.
Onlar da öğrenecekler.
***********************************************************************
AB 'ZİNA'DAN MEMNUN OLDU
16/09/2004
Radikal
Haber
JEAN CRISTOPHE FILORI
Son günlerde Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkileri gündeminin ilk
sırasına oturan zina tartışmalarının son bulması, Brüksel'de de
memnuniyetle karşılandı. AB Komisyonu sözcülerinden Jean Christophe
Filori, zina konusunun 'masadan kalkmasının' olumlu olduğunu ifade
ederken "Zina yasaya girseydi bu, İlerleme Raporu açısından olumsuz bir
etki yaratacaktı. Artık bu tartışma bittiğine göre dikkatlerimizi TCK
üzerine yoğunlaştırabiliriz. Yeni TCK birçok olumlu açılım içeriyor" diye
konuştu.
Batı basınından sıkı takip
Batı basını, TCK tasarısında zinanın suç sayılması düzenlemesinden
vazgeçilmesine geniş yer verdi.
Britanya: Financial Times, Türk hükümetinin 'geri adım attığını', bunda
kamuoyu ve muhalefetin tepkilerinın etkili olduğunu yazdı. Haberde,
gelişmelerin, AB'nin, üye olmak isteyen ülkeler üzerindeki etkisini de
ortaya koyduğu yorumunu yaptı.
The Independent, geri adımın 'AB ile müzakereler için tehdit
oluşturacağı' uyarısının ardından atıldığını belirtirken İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw'un en büyük Türkiye destekçileri arasında yer
aldığı için, uyarısının özellikle önem taşıdığını savundu. 'Zina', The
Guardian ve The Times gazetelerinde de haber oldu.
Fransa: Fransız Le Figaro gazetesi, 'Onur kurtuldu' ifadesini
kullandı. Le Monde ise, Türkiye'deki liberal çevreler ve Avrupalı
yöneticilerin baskısı altındaki Türk hükümetinin geri adım attığını öne
sürdü.
ABD: The New York Times, zinaya ilişkin tartışmaların, büyük kısmı
'militan İslamcı Refah Partisi kökenli' AKP liderlerinin arka planlarına
istenmeyen bir ışık tuttuğu' iddiasında bulundu.
(Radikal, aa, anka)
***********************************************************************
ZİNA VE DEMİRYOLLARI HAKKINDA
16/09/2004
Radikal
Köşe Yazısı
TÜRKER ALKAN
Şu zina tartışmasının bitmesi üzücü oldu.
Bu konuda herkesin bir diyeceği vardı ve her söylenen ilgiyle
dinleniyordu. Büyük bir boşluk doğdu. Şimdi aynı tutkuyla tartışacağımız
bir konu kalmadı artık. Yeni eğitim yılını, Ceza Yasası'ndaki düşüce
özgürlüğüne ilişkin maddeleri, dış ticaret açığını, asık suratlı AB
yetkililerini ve Bush'un maceralarını tartışmakla gün mü geçer?
Zinanın, Ceza Yasası'nın gündemden düşmesi, borsayı ayağa kaldırmış.
Cinsellikle ekonomi arasında nasıl şaşılası bir ilişki olduğunu böylece
görmüş olduk.
Zina konusundaki düzenlemeden son anda vazgeçen AKP liderliğinin bazı
özellikleri bir kez daha ortaya çıktı: Birincisi, zamanlamayı
bilmiyorlar, beceremiyorlar. Tam AB'de önemli kararlar alınacakken bu
zina fantezisi de nereden çıktı, diye soranlar elbette haklıdır.
İkincisi, muhteşem bir manevra kabiliyetleri var. En kararlı ve ısrarlı
gibi gözüktükleri konularda bile köşeye sıkışmıyorlar, hemen tavır
değiştirerek uzlaşıveriyorlar. Böylece zamanlamada sergiledikleri zaafı
telafi ediyorlar.
Ama bu manevralar gittikçe AKP liderliğinin inanılırlığını zedelemez mi,
tabanında soru işaretlerinin oluşmasına neden olmaz mı sorusu ayrıca
sorulmalıdır sanıyorum.
AKP liderlerinin bir diğer ilginç özelliği şaşaalı düğünlere pek meraklı
oluşlarıdır. ANAP'la başlayan ilginç bir gelenek AKP ile sürüp gidiyor.
ANAP döneminde Semra Özal'ın 'Papatya' denen partili kadınlarla birlikte
yaptığı 'hasbahçe' âlemleri dillere destandı. Paradan kaçınılmaz,
binbirgece masallarını andıran abartılı dekorlar içinde Lale Devri
ihtişamını çağrıştıran eğlenceler düzenlenirdi.
AKP önderleri de düzenledikleri düğünlerle dikkati çekiyor. Gerçi
geçenlerde oğlunu evlendiren Brunai Kralı kadar abartmıyorlar. Henüz
altından taht, Rols Royce'dan tahtırevan yaptırmadılar, ama bir ihtişam
merakı ve arayışı içinde oldukları açıkça gözüküyor. Erdoğan'ın çocukları
için yaptığı iki düğünde bunları gördük.
Devlet Bakanı Ali Babacan'ın oğlunun sünnet düğünü de fena değildi hani.
Düğünde gazeteciler Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ı biraz yıldırmaya
çalışmış: 'İstifa etmeyi düşünüyor musunuz?' Cevap çok net: "Ben çok
rahatım.
O direksiyonu ben kullanmıyordum ki kardeşim!"
Yani, treni ben sürmüyordum ki, deyip kendisini temize çıkarıyor.
Olabilir. Ama gazeteciler devam ediyor: 'Soruşturma izni verdikten sonra
bürokratınızın (TCDD Genel Müdürü) istifa etmesi gerektiğini düşünür
müsünüz?'
Bakanın yanıtı: "Ben onu bilmem arkadaş.
Ne bileyim yani..."
Burada bir ikili standart yok mudur: Kendisi söz konusu olduğunda bakan,
"Treni ben mi sürüyordum," deyip kurtuluyor. Genel müdür söz konusu
olunca, istifa etmesine bir itirazı yok.
O zaman bakana sormak gerekmez mi, 'Treni genel müdür mü sürüyordu?'
Bu mantığa göre, treni süren makinistlerden başka kimsenin günahı ve
sorumluluğu yok!
Konunun ehli olmayan bir kişiyi sırf yakını ve partidaşı olduğu için
genel müdür atayan bakan suçsuz, demiryolları altyapısının hazır olmadığı
bir 'hızlı tren' projesini ortaya atan ve destekleyenler suçsuz, göreve
geldiklerinden beri bir hayli zaman geçtiği halde demiryollarının
bakımlarını gereği gibi yapmayanlar suçsuz...
ZİNA VE DEMİRYOLLARI HAKKINDA
16/09/2004
Radikal
Köşe Yazısı
Sadece makinistler suçlu!
Olur mu?
***********************************************************************
‘TÜRKÜN AKLI SONRADAN GELİR’
16/09/2004
Türkiye
Köşe Yazısı
İSMAİL KAPAN
Yukarıdaki halk deyişinin; sosyolojik, antropolojik, genetik vs. açıdan
bilimsel doğruluğu araştırılıp irdelenmemiş de olsa, pek çoğumuzun
nazarında gerçekmiş gibi bir anlamı vardır! Yani Necip Türk milletinin;
her şey olup bittikten sonra aklının başına gelmesi ve hakikatte ne gibi
yanlışlıkları yaptığının farkına varması. Ama iş işten geçmiş olduğu için
de, ahu vahların artık bir işe yaramaması... Hayatın her safhasında bunun
yansımalarını görmek mümkün; kural tanımazlık sebebiyle meydana gelen
katliam gibi trafik kazalarından sonra, yahut çürük binaların depremlerde
yerle bir olmasının ardından yakılan ağıtlar, feryatlar; hep iş işten
geçtikten sonra ve hiçbir şeyin eskisi gibi olmasının imkansız hale
gelmiş olduğu noktada çaresizce ve umutsuzca başvurulan şeyler.
Her defasında tekrarlanır; keşke iş bu raddeye gelmeden, gerekli şuura
sahip olunabilse. Ama nafile! Hani meşhur fıkra var ya; Temel’i idama
mahkum etmişler; infaz sırasında son sözünü ya da arzusunu sormuşlar, o
da: “Ha bu baa bi ders olsun!..” demiş.
Şimdi Türkiye aynı pişmanlığı bir kere daha yaşıyor... Tam bir aydır
ülkeyi zina çıkmazına kilitleyenler, Telafer hadisesinden sonra
suratlarına şamar yemiş gibi ayıkmış görünüyorlar. Öyle ki, malum mevzuda
en ipe sapa gelmez görüşleri savunanlar bile artık diyorlar ki; Türkiye
zina tartışmalarıyla oyalanırken Telafer’de olanlar oldu. Belki de zina
tartışmaları bütün bu olayları örtmek için kullanıldı... Bu şekilde geç
uyananlara, amiyane üslupta şöyle seslenirler: Uyan da balığa gidelim!
Siz bütün karşı görüş ve ikazlara rağmen, 348 maddelik TCK tasarısını,
tartışmak yerine henüz tasarıda bile olmayan, hatta teklifi dahi
yapılmamış olan muhayyel bir maddeyi, meselenin temeli ve tamamıymış gibi
kamuoyuna dayatacaksınız, ondan sonra da zeytinyağı gibi su yüzüne çıkıp;
“Günlük işlerle uğraşanlar siyasetçidir, ben devlet adamı ararım...”
şeklinde ahkam keseceksiniz. Bilmiyorum buna kanacak saflar hâlâ var mı?
Türk hukuk sisteminin en önemli metinlerinden biri olan Ceza Kanununun
tamamının bir kenara bırakılıp, tartışmaların seviyeden yoksun bir
şekilde zina konusuna getirilmesi kimlerin eseri? Herhalde Türk halkı
bunun değerlendirmesini yapacaktır. O ceza kanunu tasarısı ki, içinde
fikir ve düşünceyi yayma hürriyetini tahdit eden, din adamlarının
görevini ifa ederken ağır cezalara çarptırılması tehlikesini taşıyan ve
insanların kılık kıyafetleri yüzünden mahkum olma garabetini getiren
maddeler ihtiva ediyordu. Yıllarca 159. madde ve 312. madde gibi, zaman
zaman maksadının dışında, aşırı ve tehlikeli bir biçimde yorumla
uygulanan hükümlerin aynen devam ettirilmek istenmesine ses
çıkarmayanlar, yahut görmezden gelenler; niçin Avrupa Birliği nezdinde
bunca spekülasyon ve mugalata eylemine girdiler?
Soruyoruz; AB’ye atfedilen kaç tane manşet ve haber sonradan bizzat AB
yetkililerince tekzip edildi? Yalanlamalara rağmen asılsız iddiaları
sürdürenler kim ve maksatları neydi? Buna sebep olanlar, bu haberleri
uyduranlara kaynaklık ve yataklık edenler utanacak mı acaba? Yoksa
geçmişte olduğu gibi; iktidar partisine geri adım attırmış olmanın, ya da
‘TÜRKÜN AKLI SONRADAN GELİR’
16/09/2004
Türkiye
Köşe Yazısı
kendilerince AB vasıtasıyla hükümeti belli istikamete zorlamanın sevinci
içinde, küstah ve küçümseyici tavırlarla yeniden akıl vermeye mi
kalkışacak?
Belki hâlâ daha ikiyüzlü davranışlarını gizlemeyi beceren vardır ama,
eminiz ki, halkımız bunların ekserisini gayet doğru bir şekilde teşhis
edip tanımış durumdadır. Dolayısıyla böyleleri, belki biraz da
mecburiyetten siyaset ve hükümet çevrelerinde itibar görüyor olabilirler
ama; halk indinde kıymeti harbiyeleri hiç mesabesindedir.
***********************************************************************
HALKI KELEPÇELEMEYİN!
16/09/2004
Anadoluda Vakit
Köşe Yazısı
YAVUZ BAHADIROĞLU
AKP iktidarı bir kez daha “pardon” dedi ve “zina”ya ilişkin tasarıyı geri
çekti. Gazetem de bu yaklaşımı sürmanşetten “geri adım” olarak
değerlendirdi. Ben radikal yaklaşımları seven biri değilim, ama “Bu
kaçıncı geri adım?” sorusunu artık sorma gereği duyuyorum.
Dikkat!.. Bir adım, bir adım daha, derken adım atacak alan kalmayabilir.
Ya da son geri adımı uçuruma atabilirsiniz. Ayrıca bilinmelidir ki; her
“geri adım” siyasi iktidarları kemirir, yıpratır, tüketir. Çünkü,
defalarca söylediğim gibi, “İktidar, tehdidini ikaya muktedir olma
sanatıdır.”
Sözünden dönen iktidarlar millet nezdindeki inandırıcılıklarını
yitirirler. Arkası sıra da güvenilirliği yitirirler. Sonuçta milletle
aralarındaki “duygusal iletişim” kopuverir. Artık iktidar serap olur!
AKP yöneticilerinin “devrim” olarak niteledikleri Ceza Yasası
Tasarısı’nın bazı maddeleri, özgürlüğe susamış halkımızın yüreğine
kelepçe olup, badehu AKP ile arasındaki sevgi bağını koparacak
cinstendir.
Hiç kimse “Uygulamaya baktıktan sonra düzeltiriz” demesin; zira
deneyimlerim siyasette “sonra”nın olmayabildiğini gösteriyor.
¥
Vaktiyle, masum ve mazlum dindarlara demirparmaklık ve paslı kelepçe olan
meşhur 163. maddeye bazı maddeler eklenirken, TBMM’de çıkan itirazları,
devrin Başbakanı Şemsettin Günaltay (Başbakanlığı: 16 Ocak 1949-22 Mayıs
1950) “Gerekirse sonra düzeltiriz” diyerek yatıştırmıştı: “Ben ki,
üniversitede Dinler Tarihi dersi veriyorum, bu madde yüzünden dindarlara
zulmedilmesine seyirci kalır mıyım sanıyorsunuz! Tatbikatı görelim,
aksayan yanları olursa daha sonra birlikte düzeltiriz.”
“Sonra”nın gelmesini Türkiye, aşağı-yukarı kırk sene bekledi. Halbuki CHP
çoktan iktidardan düşmüş, yerine Demokrat Parti gelmişti. Celal Bayar
Cumhurbaşkanı, Adnan Menderes ise Başbakan’dı. Özellikle Adnan Menderes,
seleflerine kıyasla daha “dindar” sayılabilirdi. Hatta CHP’nin müfritleri
sık sık onu “mürteci” diye suçluyor, ezanı aslına döndürmesini “irticaa
taviz” şeklinde yorumluyorlardı. (Menderes’in idam gerekçeleri arasında
“irticaa taviz” suçlaması önemli yer tutar) Menderes’in “dindar”, en
azından “dindarlığa özgürlük” veren kimliğine rağmen dindarlar
süründürüldü. Türkiye bir açık cezaevine dönüştü.
Gün geldi, yakın komşularımızı dahi evimizde ağırlayamaz duruma geldik.
Birileri “Filancanın evinde âyin yapılıyor” diye ihbarlıyor, hiçbir
şeyden habersiz hatim indiren köylüler, kasabalılar, şehirliler
kelepçelenip götürülüyordu.
HALKI KELEPÇELEMEYİN!
16/09/2004
Anadoluda Vakit
Köşe Yazısı
Düşünün ki, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra gelişen “kıyım dönemi”nde köy
evimiz basılıyor. O tarihte yaşı altmışı geçkin olan büyük halamla
birlikte, “Devletin temel nizamlarını dini esas ve akidelere uydurmak
maksadıyla propaganda yapmak”tan, hatta “gizli cemiyet kurmak”tan ve
“şeriat devleti oluşturmaya çalışmak”tan sorgulanıyorduk...
Siz kimin evini soruyorsunuz?..
Rize’nin Pazar’ında biz bunları yaşarken, rahmetli Başbakan Adnan
Menderes TBMM üyelerine “Siz isterseniz, hattâ hilâfeti bile
getirebilirsiniz” diye nutuk atıyordu.
¥
İktidarın niyeti halis olabilir, eminim halistir de; fakat bu tasarı
halis niyetleriyle örtüşmüyor. Kaldı ki, devlet niyete bağlı olarak değil
yasalarla yönetilir; bu iktidar döneminde uygulanmayabilecek herhangi
olumsuz bir madde, farklı iktidarlar döneminde en acımasız biçimde
uygulanabilir ve mazlum halk mağdur edilebilir...
Feryadım bu yüzdendir...
Yoksa ne AKP’ye bir garezim sözkonusudur, ne de AKP yöneticilerine
küskünüm. Beklentisiz biri olduğumu da en iyi onlar bilir. O kadar
beklentisizim ki, sırf onlar rahatsız olmasınlar diye vaktiyle oluşmuş
“dostluk” ve “arkadaşlık”tan kaynaklanan hukuku bile kullanmıyorum.
Bu durumda bendenizi, “farklı hesaplar peşinde koşmak”la (fikir
etkisizleştirilmek istendiğinde bu itham hep yapılır) kimse suçlayamaz...
Ben yalnızca inandığımı söylüyorum.
¥
Yanlış hatırlamıyorsam 27 Mayıs 1960 darbesi sürecinde, neredeyse “cebren
iktidar” yapılan CHP döneminde “Anayasa Nizamını Koruma Kanunu” başlıklı
bir tasarı komisyondan geçirilmişti. Başbakan İsmet İnönü’nün (Son
başbakanlığı: 20 Kasım 1961-20 Şubat 1965) beyanına göre, bu tasarı
“devleti Nurculardan koruyacak”tı. Fakat kanunlaştıramadan iktidardan
düşürüldüler.
Yerine Süleyman Demirel Başbakan oldu. Garipliğe bakınız ki, tasarı yine
gündeme geldi. Fakat Avukat Bekir Berk ile zamanın duyarlı aydınları
Başbakan Süleyman Demirel başta olmak üzere konuya duyarlı
milletvekilleriyle görüşüp ikna ettiler. Tasarı tekrar komisyona
döndürüldü ve uyudu gitti.
ybahadiroglu@vakit.com.tr
***********************************************************************
BÜTÜN BU GÜRÜLTÜYE NE GEREK VARDI?
16/09/2004
Posta
Köşe Yazısı
MEHMET ALİ BİRAND
Bu soruyu hemen herkesler sordu ve işin ilginç yanı, hala da soruyorlar:
Bunca zina gürültüsüne ne gerek vardı ?
Başta başbakan olmak üzere, bütün hükümet üyeleri basına kızıyorlar.
Neden koskoca TCK'yı tartışmamışız da, sadece zina konusuna takılmışız.
Üstelik ortada fol yok, yumurta yokken gürültü çıkartmışız.
Aman yapmayın.
Zina konusunu ortaya atan kim ?
Bazı AKP' liler değil mi ?
Başbakan defalarca bu konuda görüş açıklamadı mı? Görüş açıklamakla
kalmayıp, ileri sürülen istekleri haklı karşıladığını basına anlatmadı mı
? TV yayınları ortada...Yani, bu tutumuyla konuyu ciddiye aldığını ve
BÜTÜN BU GÜRÜLTÜYE NE GEREK VARDI?
16/09/2004
Posta
Köşe Yazısı
zina maddesini değiştirmekten yana olduğu sinyalini vermedi mi?
Bütün bunlardan sonra, insanların "Durun bakalım, henüz değişiklik
önergesi verilmedi. Eleştirmeden önce önergeyi görelim " demeleri mi
gerekiyordu ?
Zina sorununu ortaya da atan, tartışmasını körükleyen ve tutum açıklayan
AKP'dir. Sonradan bizlere dönüp "Koskoca reform paketinde neden sadece
tek konuya bağlandınız? Neden diğer maddeleri konuşmadınız ?" demeye
hakları yok.
Hiç yoktan bir sorun yarattılar ve yarattıkları sorununda altında
kaldılar.
DIŞARDAKİ PRESTİJLERİNİ DE ZEDELEDİLER...
AKP, zina tartışmalarını körükleyerek, sadece Türkiye'nin değil,
dışardaki kendi prestijini de zedeledi. Şu son bir hafta içinde AB
ülkeleri yetkililerinden -hem de Türkiyeyi destekleyenler dahil- çıkan
eleştirilere bir bakın. Uluslararası basında çıkan yazılara bir göz atın.
Hemen hepsi şaşkınlık içinde ve AKP'nin din dürtüleriyle bu şekilde
hareket ettiğini ileri sürüyorlar. AKP' liler ise tam aksini iddia
ediyorlar.
O zaman neden yaptınız ?
Aslında AKP kendini ayağından vurdu. Bu arada da Türkiye'ye yara
verdirdi.
Nedeni de hala tam olarak anlaşılamadı.
KARAR ALMA MEKANİZMALARI YA YOK VEYA İŞLETİLEMİYOR
TÜSİAD'ın Brüksel temsilcisi Bahadır Kaleağası, CNN TÜRK'te Salı günkü
Manşet programında ilginç bir noktaya parmak bastı. AKP'nin politika
oluşturma mekanizmalarının hala tam anlamıyla oluşturulamadığını,
konuların belirli komite veya komisyonların süzgeçlerinden geçirilerek
getirilmediğine dikkat çekti.
Çok doğru bir saptama.
Birinin aklına birşey geliyor. Aklına geldiği gibi açıklıyor. Hele bir de
parti içinde destek buldu mu, liderliği de beraberinde sürükleyerek, bir
çığ gibi büyüyor. Kimseler oturup, bunun zamanını veya olumlu olumsuz
yanlarını incelemiyor. Belki de inceleyecek zaman bulamıyorlar. Bir de
bakıyorsunuz, ham bir fikir gündeme düşüyor.
Sonra, ayıkla pirincin taşını.
Kuyuya atılan taşı çıkartmak için günlerce, bazen haftalarca uğraşılıyor.
Sonunda, gerçekleşmesinin imkansızlığı veya güçlüğü anlaşılıyor ve
vazgeçiliyor.
Dış görüntüsü "AKP geri adım attı " oluyor.
Tabii bu defa da, parti sinirleniyor.
Şimdiye kadar bunun sayısız örneklerini gördük. Korkarım bundan sonra da,
AKP liderleri teşkilatından veya milletvekillerinden gelen fikirleri
elekten geçirecek bir sistem oluşturana kadar da görmeye devam edeceğiz.
***********************************************************************
YÜZME BİLMEDEN SÖĞÜT AĞACINA ÇIKILIR MI?
16/09/2004
Sabah
Köşe Yazısı
MEHMET BARLAS
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, önceki gün AK Parti
Grubu'nda Türk Ceza Yasası'nın halkın ihtiyaçları doğrultusunda
hazırlandığını söylerken, "Her maddesi ayrı bir önem arz eden tasarının,
ortada olmayan bir maddeyle ilgili tartışmalara odaklanması bizi
YÜZME BİLMEDEN SÖĞÜT AĞACINA ÇIKILIR MI?
16/09/2004
Sabah
Köşe Yazısı
üzmüştür" diye söz etti "Zina"dan.
Açıkçası ortada olmayan bir maddeyle bunca zamandır uğraşmak, bizi de
üzdü.
Herhalde Avrupa Birliği'ne Türkiye'nin üye olması için siyasi
kariyerlerini ortaya atarak çalışan İngiltere'nin, Almanya'nın,
İspanya'nın, Yunanistan'ın ve diğer ülkelerin başbakanları da, ortada
olmayan bir maddeye takıldıkları için üzülmüşlerdir.
Dün BBC'nin "Hard Talk" programında Finlandiya'nın eski Cumhurbaşkanı ve
AB'nin "Bağımsız Türkiye Komisyonu" Başkanı Marti Atisaari, "Türkiye AB
ile müzakerelere hazırdır" dediği için kendisini sıkıştıran İngiliz
sunucu karşısında terlerken, onun önüne de ortada olmayan madde
getirilmesin mi?
Ortada olmayan bir madde üzerinde iç kamuoyunu da, dış dünyanın Türkiye
ile ilgili düşünce ve siyaset odaklarını da uğraştıranlar, ortada
duruyor.
İçimde bir şüphe var.
Esnaf ziyaretleri sırasında, "Halkın çoğunluğu zinanın cezalandırılmasını
istiyor" veya "Biz zinayı Ceza Yasası içine alarak kadınları ve aileyi
koruyoruz" benzeri sözleri, acaba ben mi söyledim?
AK Parti iktidarının artık, böyle ortada olmayan ve olmaması gereken
gündem maddelerini kamuoyuna sunup, sonra da "Bunlar zaten ortada yoktu
ki" diye çark etmesinden bıkmaya başladığımızı söylemeliyiz.
Gerçek gündemin ortada olan öncelikli maddeleri belli.
Irak'taki kaotik durum ve bunun hem Türkiye'ye, hem de Türk
vatandaşlarına yansımaları başlı başına çok önemli bir gündem maddesi.
Bu arada devam eden yargılamadaki ifadelerden de anlaşılıyor ki,
uluslararası terörist örgütlenmenin, yani El Kaide'nin eylem alanı içinde
Türkiye de var.
ABD ile Rusya'nın bu konjonktürde yakınlaştığı izlenirken, Türkiye'nin
Washington'la ilişkilerini gerginleştirmesi, herhalde "Zina" konusundan
daha fazla tartışılmalıdır.
AB ile ilişkilerdeki dönüm noktaları olan 6 Ekim ve 17 Aralık tarihleri
de hızla yaklaşıyor. Ve mesela hala, Heybeliada Ruhban Okulu konusunda
bir karar alınamadı.
AK Parti rakiplerini silip süpürüp tek başına iktidar olduğunda gündeme
getirilen bazı konuları anlayışla değerlendirip, "Bunlar yeni, hata
yapabilirler" diye anlayışla karşılıyorduk.
Ama artık, böyle düşünmek için vakit geç.
"YÖK Reformu" ile "İmam Hatipler" harmanlandığı zaman "Bile bile neden
böyle yapıyorlar" diye düşünmüştük.
"Hızlı Tren Faciası"nın sorumluları aranmak yerine "Siyaset rantı
heveslileri" aranırken şaşırmıştık hepimiz.
"Zina" tartışmalarında, şaşırmaktan öteye bunaldık.
İktidar olmanın ciddiyet ve tutarlılık gerektirdiğini, iktidarda
yıllanmaya başlayanlar artık öğrenmek zorundadır.
"Garip Şiirler"den biri de, "Madem yüzme bilmiyordun/ Neden çıktın söğüt
ağacına" şeklinde değil midir?
***********************************************************************
ARABADA DEĞİŞEN MANŞET
16/09/2004
Hürriyet
Köşe Yazısı
ERTUĞRUL ÖZKÖK
ARABADA DEĞİŞEN MANŞET
16/09/2004
Hürriyet
Köşe Yazısı
DOĞRU, zina olayı ilk olarak ‘Hürriyet’in manşetiyle kamuoyuna mal
oldu.
Onun da hikáyesi şöyle.
Gazetenin taşra baskısında başka bir haber vardı.
Bu haber pek içime sinmemişti. Habersizlikten oraya konmuş gibi
duruyordu.
Öğleden sonraki toplantıya sunulan gündemde zina olayıyla ilgili bir
madde yoktu.
Başka bir toplantım olduğu için iç sayfalara da bakamamıştım.
İÇ SAYFALAR
Akşam gazeteden biraz geç çıktım.
O sırada taşra baskısı gelmişti. Yolda gazetenin iç sayfalarına bakarken,
Ankara büromuzdan Şaban Sevinç’in haberini gördüm.
AKP ile CHP arasında Türk Ceza Kanunu’nun zina maddesi üzerinde
anlaşmazlık çıkmıştı.
‘Zina’, dünyanın neresinde olursa olsun, anında insanın dikkatini ve
ilgisini çeken bir kelimedir.
Arabadan gece sorumlusu arkadaşımız Necdet Tatlıcan’la konuştum ve
manşete ‘Zina savaşı’ haberini koyduk.
Ertesi gün Türk basınında başka bir gazetede bununla ilgili bir haber
yoktu.
Biz ertesi gün de bu haberi devam ettirdik.
Nitekim üçüncü günden sonra öteki gazeteler de konuya girdi.
Girmeleri de normaldi.
Nitekim aradan bir hafta geçmeden, yabancı basın projektörlerini bu olay
üzerine çevirdi.
Konuştuğum bazı AKP’lilerin hálá şaşkınlık içinde olduğunu görüyorum.
Bir kısmı ‘zina’ olayını hangi AKP’linin gündeme getirdiğini hálá
bulamamış.
Bir kısmı ise, ‘zina’ gibi ‘ahlak dışı’ bir ilişkiye ceza verilmesine
neden karşı çıkıldığını anlayamıyor.
Zaten mesele de burada yatıyor.
Şurası kesin.
KİŞİSEL ALAN
Bugün Avrupalıların büyük çoğunluğu için ‘zina’ hálá ahlak dışı bir
ilişkidir.
Ama o Avrupalı için ‘zina’ aynı zamanda ‘kişisel alana’ giren bir
ilişkidir.
Yani devleti ilgilendiren bir tarafı yoktur.
Bu yanıyla da bir ‘özgürlük’ meselesidir ve ne kanunla önlenmeli, ne de
devletçe teşvik edilmelidir.
Birtakım demagoglar hemen harekete geçip, ‘Yani sen zina özgürlüğünden mi
söz ediyorsun’ diyecekler.
Hayır, ben şunu söylüyorum.
Siz toplum olarak zinayı bir ‘ayıp’ olarak görebilirsiniz; ama devlet
olarak ‘cezalandıramazsınız’ diyorum.
Bunların ikisi arasında çok; ama çok büyük fark var.
İLERİ ADIM
AKP, Avrupa’yı niye ‘iyi okuyamıyor?’
Çünkü ‘özgürlük’ konusuna hálá 20’nci yüzyılın gözlüğüyle bakıyor.
19 ve 20’nci yüzyılda özgürlük ve insan hakları denince akla, siyasi
düşünce, inanç ve ifade özgürlüğü geliyordu.
Avrupa toplumları bu meselelerini çoktan çözdüler.
Şimdi onlar için insan hakkı kavramı, toplumsal alandan, kişisel alana
kaydı.
ARABADA DEĞİŞEN MANŞET
16/09/2004
Hürriyet
Köşe Yazısı
Artık insan hakkı denince, akla gelen en önemli şey, ‘farklı olabilme’
hakkıdır.
‘Ayıpları’ devlet değil, toplumun ve kişilerin belirlemesi doğrudur.
‘Zina’ işte bunlardan biridir.
Dün bazı köşelerde ve gazete başlıklarında, zina konusundaki uzlaşmanın
‘AKP’nin geri adımı’ olarak yorumlandığını gördüm.
Bu fevkalade yanlış bir tanımlamadır.
AKP’nin yaptığı, geri adım değil, tam aksine 21’inci yüzyıl kültürüne
uygun bir ‘ileri adımdır’.
AKP içinde bazı insanların ‘zinayı’ Türk Ceza Kanunu kapsamına sokmak
istemesi de ayıplanacak bir şey değildi.
Demokrasilerde bu da istenebilir.
Önemli olan demokrasinin ‘uzlaşma kültürünün’ hákim olmasıdır.
Önemli olan Anayasa’yı değiştirecek çoğunluğa sahip bir partinin, uzlaşma
uğruna, bu teorik hakkını kullanmaktan feragat edebilecek bir kültüre
sahip olmasıdır.
Bütün bunlardan öte, unutmamamız gereken bir gerçek var.
Biz artık Avrupa Birliği’ne aday bir ülkeyiz.
O siyasi ve kültürel coğrafyanın belirlediği kriterlere uyacağımızı bütün
dünyaya ilan ettik.
POZİTİF İŞBİRLİĞİ
Yani artık kendi kanunlarımızı yaparken bu yeni coğrafyanın gerçeklerini
de dikkate almamız gerekiyor.
O nedenle hem AKP’yi, hem de CHP’yi bu ‘pozitif işbirliği’ için
kutluyorum.
***********************************************************************
BAZEN HÜKÜMETİ ANLAMIYORUM
16/09/2004
Hürriyet
Köşe Yazısı
CÜNEYT ÜLSEVER
BENİM hükümetin emelleri konusunda hiçbir sıkıntım yok. Hele hele
hükümetin gizli bir ajandası olduğu konusundaki iddialar bana komik
geliyor.
Ancak, hükümetin icraatındaki ikilemler beni zaman zaman şaşırtıyor,
kafamı karıştırıyor.
Hükümet bazı alanlarda bugüne kadar çok az hükümete nasip olacak kadar
radikal ve istikrarlı.
Bazı alanlarda ise devamlı yalpalıyor, bir dediği bir dediğini tutmuyor,
istikrarı bir türlü yakalayamıyor.
* * *
Hükümet AB sürecinde elindeki şablonu doğru uyguluyor, gereğinde şablon
lehine cesur çıkışlar yapıyor.
Ayrıca, IMF’nin önüne koyduğu ekonomi alanındaki şablonu da aslına uygun
ve tutarlı uyguluyor.
Ancak aynı hükümet; önceden bir başkası tarafından hazırlanmış bir
şablona dayanmayan, kendiliğinden geliştirdiği atılımlarında oldukça
tutarsız.
* * *
Her şeyden önce, hükümetin Cumhurbaşkanı’na gönderdiği kanunlara Köşk
genellikle siyasi tavır koysa da, yeni kanunlar da teknik hatalar ile
dolu.
YÖK konusunda, zina konusunda yaptığı gibi, Başbakan önce kendi grubunda
BAZEN HÜKÜMETİ ANLAMIYORUM
16/09/2004
Hürriyet
Köşe Yazısı
esti gürledi, sonra da aniden tasarıyı çekiverdi.
Kamu Reformu Tasarısı da büyük iddialarla hazırlandı; ama karşılaştığı
vetoları henüz halletmiş değil.
Başbakanlık Müsteşarı eski şevkini çoktan yitirmiş bir görüntü veriyor.
Hükümet türban konusunda, hele hele AİHM kararından sonra nerede duruyor,
bir bilen yok.
Meslek okullu ve bu arada imam hatipli gençlere verilen ‘üniversiteye
giriş sınavında katsayının kaldırılması’ sözü doğru olmasına rağmen,
hükümet bu konuda da son anda yan çizdi.
Hukuken bir garabet olan YAŞ kararlarıyla ilgili olarak muhalefet
imzaları dışında hiçbir girişim yok.
* * *
Van rezaleti ile ilgili olarak eski milletvekilinin önce yakalanıp sonra
salıverilmesi, daha sonra da oğluyla yeniden aranmaya başlanması;
yetmezmiş gibi haddini bilmez bir ağanın Baykal’a saldırısı karşısında
sessiz kalınması, hükümetin devlet otoritesini kullanma konusunda da aciz
kaldığını gösteriyor.
Hele hele göz göre göre işlenen hızlandırılmış tren cinayeti konusunda
‘bilirkişi raporunu bekleyeceğini’ söyleyen Ulaştırma Bakanı’nın şerefli
bir eylem olan istifa yerine her geçen gün ortaya saçma sapan görüşler
atmasının, TCDD Genel Müdürü’nün çapsızlık kadar vurdumduymazlığı da şiar
edinmesinin hükümeti her kesim önünde küçük düşürdüğünü görmemek için
hayata çok küçük bir açıdan bakıyor olmak lazım.
* * *
Kimse bana, hükümetin ‘tavşana kaç, tazıya tut’ oyunu oynayarak çıkışları
ile tabanını; geri çekilmeleri ile de AB’yi, statükoyu, TSK’yı,
liberalleri, muhalefeti vb. oyaladığını söylemesin.
Zina tartışmasıyla hükümet, kendi elleriyle hazırladığı TCK tasarısına
bizzat tecavüz etmiştir.
TCK tasarısı artık hükümetin denetimi dışındadır.
Tutarsızlık politika olamaz, sadece çapsızlık olur!
***********************************************************************
BAKANLAR KURULU’NDA ZİNA TARTIŞMASI
16/09/2004
Hürriyet
Köşe Yazısı
ŞÜKRÜ KÜÇÜKŞAHİN
ZİNAYI suç sayarak Türk Ceza Kanunu’na koyma girişiminin, geçen çarşamba
günkü Bakanlar Kurulu’nda da gündeme geldiği biliniyor.
Toplantının içine bakıldığında çok sayıda bakanın kafasını, ‘Bu iş
nereden çıktı?’ sorusunun işgal ettiği görülüyor.
Zinayı suç sayma girişimini yanlış bulduğunu Hürriyet’e açıklayan liberal
kökenden gelen Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu ile düzenlemeye soğuk
bakan muhafazakár eğilimli Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın
katılmadığı toplantıda görüş açıklayan bazı bakanların ilginç tespitleri
oluyor.
Toplantıda zinanın suç sayılmasını en ısrarcı savunan isim Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan olunca, aynı görüşteki diğer bakanlar pek söz almıyor;
ancak Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Güldal Akşit de bir kadın
olarak Başbakan’a destek veriyor.
‘BU BİR TUZAK BAŞBAKANIM’
Erdoğan’ın ısrarının altında, yaptırdığı anketler yatıyor.
AKP teşkilatı ile kamuoyu anketlerinden zinanın suç sayılmasına yüzde 70-
BAKANLAR KURULU’NDA ZİNA TARTIŞMASI
16/09/2004
Hürriyet
Köşe Yazısı
80 destek geldiğinin altını çizen Erdoğan, Türkiye’de aile kurumunun
ciddi bir tehdit altında olduğunu, gücünü yitirdiğini; örf, ádet ve
geleneklerin yok olma tehdidiyle karşı karşıya kaldığını anlatıyor.
Ekonomik zorluklarla bir araya gelen bu tablonun suçla kötü
alışkanlıkları özendirdiği düşüncesindeki Başbakan, bunun önüne geçmenin
görevleri olduğunu belirtiyor, yasanın çıkmasını istiyor.
Başbakan’ın güçlü vurgularına rağmen kendisine en yakın isimlerden olan
Devlet Bakanı Beşir Atalay bile, ‘Üzerinde dikkatli düşünmek gerek’
diyor.
Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen ise keskin ifadeler kullanmayı yeğliyor.
Başbakan’ın sözlerine atıfla, Türk örf, ádet ve geleneklerinin bir
maddelik düzenlemeyle kurtarılamayacağını belirterek devam ediyor:
‘Sayın Başbakanım, ben bu işin altında tuzak buluyorum. Enerjimizi,
çabamızı bu işle harcamayalım. Zamanı da zemini de yanlış diye
düşünüyorum.’
Konuya Ceza Kanunu değil, Medeni Kanun çerçevesinde bakılmasını öneren
Tüzmen, ısrarın sürmesi halinde öngörülerini de sıralıyor.
Karşı çıkışların güçlü olacağını, geri adım atılması halinde de zorluklar
yaşanacağını ifade ediyor.
‘GÜNDEMİ Mİ DEĞİŞTİRİYORUZ?’
Tüzmen’i destekleyen bir çıkış da, çıplak reklam panolarına bile savaş
açan Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun’dan geliyor.
Coşkun da girişimi zaman ve zemin açısından yanlış bulurken, Başbakan’a
oldukça ilginç bir soru da yöneltiyor:
‘Yoksa biz gündemi değiştirmek mi istiyoruz?’
Başbakan Erdoğan, Bakanlar Kurulu’ndan sonra katıldığı AKP Merkez Yürütme
Kurulu toplantısında da neredeyse üyelerin yarısının olumsuz bakışıyla
karşılaşıyor; buna rağmen ısrarından vazgeçmiyor.
Gelinen noktada bazı geri adım işaretleri görünse de Başbakan’ın ısrarı
nedeniyle AKP’nin ne yapacağı hálá netlik kazanmış değil; ancak konu
Avrupa basınında ve siyaset dünyasında da geniş tepki ve ilgi çekmeye
devam ediyor.
Buna rağmen, ‘Başbakan her seferinde olmazı gördükten sonra ısrarından
vazgeçiyor’ diyenler bile, ‘Ama anketlere bakarak çok güçlü bir yeni oy
potansiyeli kazanacağına da ilk kez bu kadar inanıyor. O nedenle bu kez
ne olacağını görmek için son ana kadar beklemek gerekecek’ uyarısını
yapıyor.
***********************************************************************
DARWİN RAFTA
16/09/2004
Birgün
Köşe Yazısı
ERBİL TUŞALP
Çok şükür yine çok önemli bir konuda, çok önemli bir geri adım daha
attık. Bize ne mutlu ki, borsayı tepetaklak ters çevirecek çok önemli bir
hatadan tam zamanında döndük. Kim ne derse desin zamanlama müthişti.
"Bundan böyle bizim ülkemizde de sizin ülkelerinizde olduğu gibi herkes
zina yapabilecek. Yaşlı genç; kadın erkek herkes çayırda çimende gece
gündüz sevişebilecek. Çarşaflısı türbanlısı; eteklisi pantolonlusu;
dinlisi dinsizi; sağcısı solcusu eline beline diline sahip olma
baskısından kurtulup birer özgür insan olacak. Yatağa yorgana sarılıp
gönüllerince gece gündüz aşk yapacak. Türkiye Avrupa Birliği'ne girme
yolunda böylece önemli bir engeli aşmış olacak."
DARWİN RAFTA
16/09/2004
Birgün
Köşe Yazısı
Dışişleri Bakanlığı'ndan bir Avrupa Birliği heyeti bunları söylemek için
olsa gerek dün Brüksel'e gitti. Arkalarından su döktüm. Hayır duaları
okudum. Yolları açık olsun.
Sonra oturdum zavallı diplomatların düştükleri içler acısı durumu
düşündüm. Şimdi onlara bu kaçıncı geri adım, kaçıncı hatadan dönme diye
sormayacaklar mı? Normal insanlara önüne bak derler, siz neden hep geriye
bakmak zorundasınız? Gerici misiniz nesiniz, demeyecekler mi? Türbanda,
ormanda, imam hatipte, vergide, YÖK'te, dokunulmazlıkta geri adımları
saklayacak dondurucunun nasıl bir şey olduğunu merak etmeyecekler mi?
Rafa kaldırdığınız bunca işin, günü zamanı geldiğinde raftan
indirileceğinden kuşku duymayacaklar mı?
Meraklanmayın, onlar merak etmezler,sormazlar, kuşku da duymazlar. Bizim
gibi müstemlekelerin ulusal onuruna hiç mi hiç aldırmazlar.
Aslında biz de pek aldırmayız. Hukuk devletini guguk devletine
çevirenleri avuçlarımız patlayıncaya kadar alkışlarız. Büyük millet
meclisini küçük millet meclisi yapacak girişimlere gözlerimizi bir güzel
kaparız. Gelene ağam giden paşam diyerek görmeden / duymadan / konuşmadan
vergimizi öder / askere gider / oy verir vazifemizi yaparız. Sahte geri
adımların, yapay hatadan dönmelerin, kurnaz rafa kaldırmaların arkasına
takılır, dünü ve yarını unutur, gündelik küçük çıkarlarımızın peşine
takılıp gideriz.
Örnek mi istiyorsunuz? Toprak münbit, iklim müsait. Öylesine çok ki.
Örneğin AKP iktidarınca Yetiş ailesine teslim edilen Türkiye Bilimsel ve
Teknik Araştırma Kurumu'nu (TUBİTAK) anımsayan kaç kişi var çevrenizde?
Çevrenizi bırakın, bir yurttaş olarak siz, siyasal iktidar tarafından ele
geçirilmesi büyük tartışmalara neden olan TUBİTAK'ta yaşananları merak
ediyor musunuz?
Prof. Nükhet Yetiş ve eşi Önder Yetiş yönetimine hayır diyerek
görevlerinden istifa eden onurlu bilim adamlarını, Prof. Dr. Tuğrul
Tankut'u, Prof. Dr. Türker Gürkan'ı, Prof. Dr. Turgut Tümer'i, Prof. Dr.
Cemal Saydam'ı ve Naci Görür'ü anımsayan var mı içinizde?
Ankara 1. İdare Mahkemesi'nin, TÜBİTAK Bilim Kurulu'nun Namık Kemal
Pak'ın yeniden kurum başkanlığına seçilmesine ilişkin kararını
Cumhurbaşkanı'na göndermeyerek yerine Nüket Yetiş'i öneren Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın işlemlerini hukuka aykırı bularak yürütmesini
durdurduğunu anımsayan var mı?
Elbette yok. Meraklanmayın kurumun başında hukuk dışı atamayla gelen biri
var ama TUBİTAK'ta işler tıkırında. Prof. Nükhet Hanım var gücüyle
çalışıyor. Önce yemekhaneyi kapattı. Yemekhaneyi kapatıp işçileri sokağa
atmadan önce devlet kesesinden milyarlar harcayarak yeni işleticisine
pırıl pırıl bir yemekhane teslim etti. Yemekhaneyi kapatmak kesmedi. Kamu
kurumları arasında yayınları en fazla olan kurumun matbaasını da zarar
ediyor gerekçesiyle kapattı. Çıkarılan işçiler aç, ama kurum şükürler
olsun zarardan kurtulmuş durumda.
Uluslararası Bilim Olimpiyatları seçme sınavının sorularını kim mi
basacak? Kim olacak sınavı ÖSYM yapsa , soruları METEKSAN bassa kim /
neyi / nasıl soracak? Fethullah Hoca'nın öğrencileri ilk sıraları alsa,
Doğramacı Hoca'nın şirketleri para kazansa fena mı olacak?
Türkiye'nin önünü açacak bilimsel ve teknik araştırmalar mı dediniz?
Elbette onlar devam ediyor.
Öyle sanıyorum ki,ülkenin seçkin bilim adamları, din adamları, hocaları
imamları Darwin teorisini tersine çevirmek için var güçleriyle çalışıyor.
Sözün kısası, gönlünüz rahat olsun. Benim karamsarlığıma takılmayın.
Böyle şeyleri dert etmeyin. Dışişleri Bakanlığı'ndan Avrupa Birliği
heyeti yolda; türban da, orman da, imam hatip de, vergi de, YÖK de,
DARWİN RAFTA
16/09/2004
Birgün
Köşe Yazısı
dokunulmazlık da ,zina da ve hatta Nükhet hanım da, Darwin bey de rafta,
buzlukta...
***********************************************************************
AKP, CHP’Yİ DİNLİYOR
16/09/2004
Yeni Asya
Köşe Yazısı
ASIM ASYALI
Meclis’te yeni Türk Ceza Kanunu müzâkereleri başlamadan AKP’nin CHP ile
anlaştığı haberi geldi. Başbakan Yardımcısı Gül ve Adalet Bakanı Çiçek,
CHP Genel Başkanı Baykal’la 10 dakika görüştüler ve anlaştılar...
AKP hükûmeti bir defa daha CHP’nin isteklerine uymuş; öncelikle CHP’nin
talebi üzerine “zina cezası”nı rafa kaldırarak haftalardır hararetle
tartışılan konuyu gündemden kaldırmıştı.
Tıpkı Başbakan Erdoğan’ın seçim meydanlarında verdiği onca söze rağmen
meslek okullarının üniversite giriş sınavlarındaki katsayı meselesine ve
YÖK yasa tasarısına nokta koyup geri adım gibi...
Ya da AKP’li üyelerin yine CHP’nin itirazı ve Adalet Bakanı’nın “uyarısı”
üzerine Meclis komisyonunda “eğitim hakkını engelleyenlerin
cezâlandırılması” önergelerine red oyu vermeleri gibi. Cumhurbaşkanı’nın
“ricâsı” üzerine Kur’ân kursları yönetmeliğinin geri çekilmesi gibi...
Oysa başta Başbakan Erdoğan olmak üzere hükûmet ve iktidar partisi
sözcüleri kamuoyunun da tasvibini almak için şikâyete bağlı olarak
zinanın suç sayılmasını tasarıya koyacaklarını ve bunu kadınların
haklarını korumak için yapacaklarını açıkça deklâre etmişlerdi.
Keza Meclis’in toplanmasından bir gün önce Adalet Bakanı ve AKP Grup
Başkanvekilleri, zinaya verilecek hapis cezasının süresi hakkında
demeçler vermişler, konuyu önergelerle Meclis’e taşıyacaklarını ifâde
etmişlerdi. Ne zaman ki CHP ısrarını sürdürdü, sanki bunca tartışma
yapılmamış ve millete bu söz verilmemiş gibi derhal vazgeçildi…
* * *
Doğrusu Baykal’la görüşen Gül’ün partisinin grubunda zina konusunda, “Biz
böyle bir düzenlemeyi yapmadık, kim getirdi?” diye konuşması, medyadaki
sun’î tartışmaları ve gündemi saptırmak oyununu açığa çıkardı.
AKP - CHP görüşmesi sonrasında, “iki partinin ortak imzalarını taşımayan
önergelerin maddelerin gündeme getirilmemesi”nde mutâbakata varılması
bunun açık ifâdesi. Çiçek’in, AKP’nin CHP ile “mutâbakat”ını kastederek,
“Bu tablo Türkiye’nin özlediği tablodur” sözü bunun göstergesi...
Yine Adalet Komisyonu Başkanı Toptan’ın “ihtilâf olmasın ve tasarı âcilen
çıksın” diye CHP’nin onaylamadığı kırmızı çizgileri geri bıraktıklarını
söylemesi bunun ikrarı… Belli ki AKP sâdece CHP’yi ve her türlü ahlâk ve
mâneviyata dair değerleri serrişte eden mâlum medyayı “memnun etme”
peşinde.
Anlaşılan, ilk günde 77 maddesi kabul edilen yeni TCK tasarısı, iktidar
partisinin CHP ile uzlaşma ve rızâsını alma uğruna yine güdük çıkacak.
AB’nin “özürlü” bulduğu haliyle kabul edilip sıkıntıları daha da
arttıracak. Temel hak ve hürriyetleri daha da engellemede istimal
edilecek...
Meclis’te tasarı üzerinde konuşan iktidar partisi milletvekilleri de ne
yazık ki bunun itîrafında bulunmaktalar. Tasarının özgürlükleri
sınırladığını ve eksik bir tasarı olduğunu, “Türkiye’nin etrafında
demokrasi ile yönetilmeyen komşuların varlığı” türü garabetlerle izâh
AKP, CHP’Yİ DİNLİYOR
16/09/2004
Yeni Asya
Köşe Yazısı
etmekteler...
* * *
Oysa diğer uyum yasalarında olduğu gibi yeni TCK da AB’nin şart koştuğu
Kopenhag siyasî kriterlerinin başında kısa vâdede şart koşulmuş. Kısacası
Meclis AB için olağanüstü toplandı. Ne var ki uzun zamandır zina
meselesinde kilitlenen yeni ceza yasası özellikle ifâde özgürlüğü, temel
hak ve hürriyetler ve devlete karşı suçlarda cezaları daha da
ağırlaştırmakta.
Başta 312. ve 159. maddeler olmak üzere yasa metinleri daha da muğlak
duruma getirilmiş bulunmakta. Tasarıdaki tuzak maddeler belirsizliğini
korumakta.
Hukukçular, yargıçların yorumlarına bırakılan düşünce ve ifâde
özgürlüğüne dair maddelerin yasakçı uygulamalara kapı açacağı, toplantı
hakkı çerçevesinde yapılan faaliyetlerin ve demokratik eleştiri hakkının
bile suç kapsamına alınabileceği endişesini belirtmekteler.
Tasarının bu vaziyetiyle savcı ve hâkimleri de zor durumda bırakarak
kargaşaya yol açacağını bildirmekteler. Bir suçun oluşabilmesi için
“silâhlı eylem”, “cebir” veya “şiddet” unsurunu aramaksızın “kamu
güvenliği için tehlikeli tarzda” türü her tarafa çekilebilen lastikli
ifâdelerle yazılmış yasa metinleri olağanüstü dönemlerde yine farklı
yorumlanabilecek. Yine mahkemeler değişik kararlar verecek.
Bu açıdan eski bir hukukçu olan Hüsamettin Cindoruk’un, Türkiye’de
“düşünce suçu” kavramının yargının kendi kendine ürettiğine dikkat
çekmesi kayda değer. Cindoruk, siyasetçilerin kavramları net ve dar
tutarak önce özgürlüklerin târif edilmesi gerektiğini, yargının yeniden
târif ve yorumuna mahal bırakmayacak hale getirilmesini ve ceza yasasının
kavram kargaşasından kurtarılmasını teklif ediyor.
Ancak “Bir ülkenin demokratik olup olmadığını ceza yasası gösterir” diyen
Adalet Bakanı, hükûmet ve AKP grubu, göz göre göre eksik, özürlü ve
özgürlükleri daha da kısıtlayıcı yasayı CHP ile bir olup oldu biteye
getiriyor.
AKP milletvekillerine tek tek sorulduğunda memnuniyetsizliklerini izhâr
ediyorlar. Gazetelerde, “AK Parti iktidarında böyle bir şey olabilir mi?”
diye soruyorlar. Son dönemdeki haliyle ‘ANAP’laşıyor’ veya ‘MHP’leşiyor’
muyuz? Bizlere inanmış seçmenimizin yüzüne nasıl bakacağız?” diye
hayıflanıyorlar…
Lâkin sıra Meclis’teki görüşmelere geldiğinde zina hakkındaki önergede
olduğu gibi milletin önünde deklâre ettikleri vaadlerinden cayıyorlar.
İncelemeden hükûmetin ve parti yönetiminin telkin ve tâlimatına göre
alelâcele ellerini kaldırıyorlar.
Peki neden? Millet, AKP’ye yüde 34 oyla 368 milletvekilini CHP’nin
rızâsını alsın diye mi verdi? CHP ile “uzlaşma”ya bu denli önem veren AKP
neden milletle uzlaşmaya yanaşmaz?
Anlaşılır iş değil.
***********************************************************************
KEŞKELİ YAZI
16/09/2004
Akşam
Köşe Yazısı
AHMET TAN
Keşke, AB 'zinacılara' gösterdiği haklı ilgiyi 'kumacılarımıza' da
gösterebilse...
Keşke, AKP ve CHP, zina konusundaki o alkışlanası işbirliğini kadınlığın
KEŞKELİ YAZI
16/09/2004
Akşam
Köşe Yazısı
en ilkel sömürüsü olan 'çok eşlilik' için de sergileyebilse...
Keşke, CHP Yönetimi Disiplin Kurulları ceza verme cevvaliyetini, o çok
eşli CHP'li milletvekili için de işletebilse...
Keşke, TBMM'de Anayasa'ya, laik cumhuriyet ilkelerine bağlılık yemini
eden 'çok eşli milletvekilleri'nin bu yeminleri yok sayılsa ve
milletvekillikleri düşürülse...
Keşke, 'çok eşli' olarak Meclis'e girmek de, tıpkı 'başörtülü' girmek
gibi milletvekilliği ile bağdaşmaz fiil sayılsa...
Keşke, 'AB projesi bir uygarlık projesidir ' diyenler, biraz da Laik
Türkiye Cumhuriyeti değerlerine sahip çıksa ve TC'nin de AB kadar önemli
bir uygarlık projesi olduğunu görebilse...
Keşke, AKP Hükümeti Türkiye'nin bazı ulusal duyarlılıklarının altını
çizmek için bıçağın kemiğe dayanmasını daha fazla beklemese...
Keşke iktidar yetkilileri, dış politikadaki duyarlı konularda ödün
verilemeyecek noktalara sürüklenmeden kararlılıklarını dosta düşmana ta
işin başında ilan edebilse...
Keşke, TBMM, tıpkı Irak'a asker göndermede olduğu gibi, hükümetin dış
politikada yaptığı sakarlıklara 'dur' diyebilse ...
Keşke, Kuzey Irak'ta Türk şoförü öldürmenin bu kadar rahat ve kolay
olmadığını gösterebilen bir hükümet başımızda bulunsa...
Keşke Avrupa Birliği yetkilileri, azınlık dillerine gösterdikleri, zinaya
gösterdikleri haklı duyarlılığı ve tepkiyi Telafer'de sivillerin başına
yağdırılan bir tonluk bombalar için ortaya koyabilse...
Keşke, 'Geçinemiyorum. Bu yüzden şirket kuruyorum. Bu yüzden çocuklarımı
elbiseci arkadaşımın bursu ile okutuyorum' diyen Başbakanımız, kurduğu o
şirketlere geçinemeyen ve elbiseci arkadaşı olmayan üç beş memuru ve
emekliyi de şirketlerine ortak kaydedebilse....
Keşke daha az 'keşkeli bir Türkiye'de yaşayabileceğimiz günler daha yakın
olsa...
***********************************************************************
ZİNAYI ÖNLEMEK ADINA DEVLETİ BÜYÜTMEYELİM
16/09/2004
Zaman
Makale
ATİLLA YAYLA
Zinanın Ceza Kanunu'nda zikredilecek bir suç sayılıp sayılmaması ile
ilgili tartışmalar bir taraftan ideolojik konumların netleşmesine, bir
taraftan da safların iç içe geçmesine yol açıyor.
Ayrıca, kimi gazete yazarlarının özgürlük, demokrasi, kamu otoritesi, hak
gibi kavramlarla ilgili bilgisinin sığlığının ve olaylara bakışta çifte
standartlılığının sergilenmesine de vesile oluyor. Öncelikle işaret
edilmesi gereken nokta, kimilerinin tekrar tekrar ısıtıp ısıtıp sahneye
sürdüğü bazı kavramlarla bu konuda anlamlı bir tartışmanın
yapılamayacağıdır. Dünyayı kavraması yirmiyi aşmayan bir kelime hazinesi
ile sınırlanmış söz konusu şahısların, aslında bir argüman niteliği
taşımayan, slogan olmanın ötesine geçmeyen ve neredeyse tekerlemeye
dönüşmüş retoriklerinden bir sonuç çıkmaz. "Çağdaşlık", "çağa yakışmama"
"Türkiye'yi temsil etmeme" türünden sözlerin bir anlamı yoktur. Devamlı
bu kavramların ardına sığınanların artık biraz zihnî gayret
göstermesinin, doğru dürüst tezler geliştirmesinin, kendileri için de,
Türkiye için de iyi olacağına inanıyorum.
Birey haklarının devletin varlık alanına girmesinden önce var olduğuna,
insanların doğuştan gelen vazgeçilmez haklara sahip bulunduğuna, bu
ZİNAYI ÖNLEMEK ADINA DEVLETİ BÜYÜTMEYELİM
16/09/2004
Zaman
Makale
hakların toplum tarafından da devlet tarafından da haklı ve meşru olarak
ihlâl edilemeyeceğine inanan biri olarak olaya baktığım zaman, benim
olmasını istediğim şey, zinanın kadın için de, erkek için de bir suç
olarak düzenlenmemesidir. Bunun çeşitli sebepleri var: İlk olarak,
evlilik dışı ilişki olarak tanımlanan zina, esas itibarıyla, iki yetişkin
birey arasındaki bir olaydır. Reşit kişilerin gönüllü olarak nasıl bir
ilişki tesis edeceği, kamu otoritelerini, ister otoritelerin kendi
hatırları isterse temsil ettikleri veya ettiklerini söyledikleri kitleler
adına olsun, ilgilendirmez. Devletin vatandaşların cinsel hayatını
izlemek gibi bir görevi ve yetkisi olamaz. Tarihte böyle devletler
görülmüş ve bunlar, şu veya bu derecede baskıcı, insan hakları ihlâlcisi
devletler olarak tescil edilmiştir. İkinci olarak, zina, özü itibarıyla,
dinî kaynaklı veya dine dayalı ahlâktan kaynak alan bir "uygunsuz"
davranış olarak görülmektedir. Bu anlamda, o, bir günahtır. Günah olan
şeyin suç olması demek, dinî kodların pozitif hukuk sistemine nüfuz
etmeye başlaması demektir. Dinî kodların hukuku hiç etkilemeyeceği
iddiasında değilim, zira bu, hukuk toplumsal hayatın bir sonucu
olduğundan, teorik olarak saçmalık, pratik olarak hayalcilik olur. Ancak,
günah olan şeylerin suç olmasının yolunu açmak, toplumları dinî
baskıcılığın sistemleşmesine ve abartılırsa dinî totaliterizme sürükleyen
bir yolun başlangıcı olabilir. Dinen günah olan başka şeyler de vardır;
içki içmek, namaz kılmamak, oruç tutmamak vs. gibi. Dinen günah olan zina
hukuken de suç sayılırsa, pekâla diğer günahlar da suç olmaya itilebilir.
O zaman Suudi Arabistan'da ve İran'da olduğu gibi, din polisleri ve kamu
otoritelerinin din adına baskıları ortaya çıkar. Yani, bazı özgürlüklere
elveda dememiz gerekir. Günah olan şeyler genelde günah olarak
kalmalıdır. Günah olan icraatların, bir insan hakkı ihlâli teşkil
etmedikleri sürece, suç olarak düzenlenmeleri için bir sebep göremiyorum.
Bireysel alan sınırlandırılmamalı
Zinanın yasaklanması dinî değil toplumsal gerekçelerle de istenebilir.
İstenmektedir. Buna göre, yasaktan amaç, aileyi ve toplumu korumaktır.
Bir liberal olarak bana devlete toplumu ve aileyi korumak adına topluma,
bireylerin hayatlarına, cinselliğin tanzimine varan yetkiler vermek hem
anlamsız görünüyor hem de tehlikeli. Hem devlet böyle bir şeyi başaramaz
hem de birey haklarının ve özgürlüğün korunması bu amaçtan önce gelir.
Yasakların bu tür olayların vuku bulmasını engellediği veya suç
olmamasının teşvik ettiğine dair emprik veriler de yok elimizde. Niyetin
iyi olması bu niyete dayalı davranışın ne haklı ve meşru olduğunu ne de
kolayca gerçekleştirilebileceğini gösterir.
Zina, öncelikle iki kişiyi, karı-kocayı ilgilendirir. Ve bu durum da,
suçtan çok kabahat kategorisine girer ve bu kabahatin hesabı veya
neticesi öncelikle karı-kocanın meselesidir. Şüphesiz, evlilik bir
sözleşme ve taraflar için evlilik dışı ilişki kurmamak sözleşmenin
şartlarından biriyse, sözleşmenin ihlâli, ihlâlle karşılaşana bir karşı
hareket hakkı veya mecburiyeti yaratabilir. Ama, bu hareketin yapılıp
yapılmayacağına, yapılacaksa ne olacağına ve nasıl olacağına karar
verecek olan tek tek veya birlikte çiftlerin kendileridir. Bu tür
olayların vuku bulmaması ve aile kurumunun güçlü olması elbette temenni
edilebilir. Bu gayet makul bir tavırdır. Ancak, bu tür temenniler kamu
otoritesinin bireysel alanı işgal etme yetkileriyle donatılmasını haklı,
meşru, gerekli kılmaz. Tarih şahittir ki, aileyi ve toplumsal dokuyu
koruma adına devlete aşırı yetki veren bütün toplumlarda, bu kurumlardaki
en büyük tahribatı gerçekleştirenler devletler olmuştur. Ahlâkı da,
aileyi de koruyacak olan, toplumsal yapı, sosyal normlar, sosyal kontrol,
vicdanî hissedişler vb. olacaktır. Bunların yerini hukuk alamaz.
ZİNAYI ÖNLEMEK ADINA DEVLETİ BÜYÜTMEYELİM
16/09/2004
Zaman
Makale
Alabileceğini zannetmek, legalizm yanılgısına düşmek, yani her türlü
insanî problemin hukukî düzenlemeye konu yapılabileceğini sanmaktır. Ne
yazık ki, bu yanılgı dindar muhafazakâr kesimde de hayli yaygındır. Hukuk
her toplumun ihtiyacıdır; ama hayattaki her şey hukukun konusu değildir.
Ahlâkî problemler hukukî düzenlemelerle çözülemez. Bunun en iyi ispatı
özellikle ABD'yi her seçim döneminde sarsan kürtaj problemiyle ilgili
hukukî düzenlemelerin sonuçlarıdır.
Özgürlüğümüze gerçekten düşkünsek, devletin-kamu otoritesinin
yetkilerinin sosyalist veya Kemalist argümanlarla -amaçlarla-
genişletilmesine karşı çıkmanın yanında muhafazakâr argümanlarla -
amaçlarla- genişletilmesine de karşı çıkmamız. gerekir.
GAZİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
***********************************************************************
AB ZORUYLA GERİ ADIM : AKP ZİNADA GERİ ADIM ATTI
15/09/2004
Cumhuriyet
Manşet
KEMAL ANADOL
DENİZ BAYKAL
KÖKSAL TOPTAN
CEMİL ÇİÇEK
BURHAN KUZU
Baykal, Gül ve Çiçek'le görüştü. Zina için 'uzlaşma önergeleri'nde
anlaşıldı
AKP'nin 'zinaya hapis' girişimi, AB'den yükselen tepki üzerine fiyaskoya
dönüştü. "Başbakan Vekili" olarak CHP lideri Baykal'la görüşen Gül,
yalnız muhalefetle uzlaşılan konularda önerge verileceğini açıkladı. Gül
"ortada olmayan bir maddeyle tasarının gölgelendiğini" savunurken daha
önce zinayı suç saymakta ısrarlı olan Çiçek, AKP'lileri "Sorum- lu
siyaset yapmalıyız" sözleriyle uyardı.
İktidarın yeni hedefi, Medeni Yasa'ya "Zina yapan eşin mal paylaşımından
yararlanamayacağı" hükmünü eklemek. AKP grubunda konuşan Adalet Komisyonu
Başkanı Toptan "zina"nın ceza yasasına eklenmesine karşı çıkarak bunun
yerine ''boşanma halinde tazminat ve mal paylaşımının aldatılan lehine
uygulanması'' için Medeni Yasa'da düzenleme yapılabileceğini vurguladı.
AB'nin tepkisi üzerine hükümet, tasarıda 'CHP ile uzlaşılan konularda
önerge verilmesi' kararına vardı
AKP zinada geri adım attı
Türk Ceza Yasa Tasarısı'ndaki ''zina düğümü'', TBMM'nin tasarıyı görüşmek
üzere olağanüstü toplandığı gün çözüldü. İktidarın yeni hedefi, Medeni
Yasa'ya 'Zina yapan eşin mal paylaşımından yararlanamayacağı' hükmünü
eklemek.
AKP iktidarı, bir aydan beri ülke gündemini işgal eden ''zinaya hapis
cezası'' girişiminden vazgeçti. Kamuoyu baskısının yanı sıra Avrupa
Birliği'nden yükselen tepkiler üzerine sıkışan hükümet, tasarı üzerinde
yalnız ''CHP ile uzlaşılan konularda önerge verilmesi'' kararına vardı.
Türk Ceza Yasa Tasarısı'ndaki ''zina düğümü'' , TBMM'nin tasarıyı
görüşmek üzere olağanüstü toplandığı gün çözüldü. AB'den gelen tepkiler
karşısında nasıl geri adım atacağını düşünen AKP iktidarı, konuyu
öncelikle Merkez Yürütme Kurulu'nda ele aldı. MYK'de hükümetin girişimine
bazı parti yöneticilerinin de karşı çıktığı öğrenildi. Daha sonra
toplanan AKP grubunda başbakan vekili olarak kürsüye çıkan Abdullah Gül ,
''Henüz ortada olmayan bir maddenin reformları gölgeleyecek şekilde ele
AB ZORUYLA GERİ ADIM : AKP ZİNADA GERİ ADIM ATTI
15/09/2004
Cumhuriyet
Manşet
alındığını'' söyledi. Gül, ''Herkes fikrini söyleyecektir, herkes neye
inanıyorsa onu açıkça söyleyecektir, bundan hiç gocunmuyoruz. Ama koskoca
bir ceza yasasını gölgeliyor duruma düşmek, hatta ortada bile olmayan,
yazılı bile olmayan maddeyle ilgili Türkiye'ye hak etmediği bir imaj
çıkarılıyor. Milletvekillerimiz neyi doğru görüyorlarsa o şekilde hareket
edeceklerdir'' dedi.
CHP'den AKP'ye mesaj
AKP'nin grup toplantısı sürerken CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol ,
Adalet Bakanı Cemil Çiçek 'e bir mesaj göndererek görüşme isteğini
aktardı. Grup toplantısında mesajı alan Çiçek, salondan ayrılarak
Anadol'la bir araya geldi. Daha sonra CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ,
parti yöneticileriyle birlikte Başbakan Vekili Abdullah Gül'ü TBMM'deki
makamında ziyaret etti. Görüşmeye Çiçek de katıldı. Baykal görüşmeden
sonra yaptığı açıklamada, ''Tasarıyla ilgili yeni düzenleme ihtiyaçları
ortaya çıkıyor. Bunları birlikte değerlendireceğiz. Önergelerin iki
partinin ortak önergesi olarak verilmesi ayrı ayrı önergelerle değişiklik
arayışına girilmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Aynı anlayışı ifade
ettiler'' dedi. Gül de tasarının muhalefetle işbirliğiyle
iyileştirilmesinin süreceğini söyledi. Gazetecilerin ''Zinadan vazgeçildi
mi'' sorusuna Gül, ''Koskoca bir yasa bu konuya indirgendi'' diye tepki
gösterdi.
Çiçek de müşterek önergelerle değişiklik istemlerinin gündeme
getirilebileceğini söyledi. Çiçek, AKP grubunun basına kapalı bölümünde
de milletvekillerine, ''Ceza sistemimizi tamamen değiştiren,
modernleştiren koskoca bir tasarı, mevcut olmayan bir zina maddesinin
gölgesinde bırakıldı'' diye seslendi. CHP ile uzlaşmayı bozmayacaklarını
vurgulayan Çiçek, yasanın bir yıl sonra yürürlüğe gireceğine dikkat
çekerek ''Bazı yanlışları, eksikleri varsa tasarı çıktıktan sonra yolda
da düzeltilebilir'' görüşünü bildirdi. Çiçek, zinanın suç sayılmasının
hukuka aykırı olmadığını, Anayasa Mahkemesi kararlarına da aykırı
düşmeyeceğini belirterek ''Bu sonuçta siyasi bir tasarruftur'' görüşünü
dile getirdi.
Toplantıda konuşan Adalet Komisyonu Başkanı Köksal Toptan , düzenlemenin
ceza yasasına eklenmesine karşı çıkarak bunun yerine, ''boşanma halinde
tazminat ve mal paylaşımının aldatılan lehine uygulanması'' için Medeni
Yasa'da düzenleme yapılabileceğini vurguladı. Hükümetin yaklaşımının bu
yönde olduğu öğrenildi.
Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu 'nun da zinaya ceza öngörülmesine
karşı çıktığı öğrenildi. Burhan Kuzu'nun, ''Hâkimlerin bile uygulamak
istemediği bir düzenlemeyi tasarıya eklemeye çalışmak gereksiz'' dediği
belirtildi.
***********************************************************************
TAZMİNAT CEZASI : AKP'Lİ VEKİLE 'ZİNA' MAHKÛMİYETİ
15/09/2004
Cumhuriyet
Haber
Hükümet, zinanın suç olması yönünde girişimde bulunurken AKP
kurucularından Trabzon Milletvekili Ali Aydın Dumanoğlu , evli olduğu
halde başka kadınla yaşadığı için eşine 4 milyar lira tazminat ödemeye
mahkûm oldu. AKP'nin zina konusundaki girişimi sonuç verseydi Sevil
Dumanoğlu, eşi hakkında ''zina'' suçlamasıyla suç duyurusunda
bulunabilecekti. AKP tarafından gündeme getirilen ve ''Zina suç olsun mu,
olmasın mı?'' tartışmalarının sürdüğü sırada, Ankara 1. Asliye Hukuk
Mahkemesi ilginç bir karar verdi. AKP'li Dumanoğlu'nun eşi Sevil
TAZMİNAT CEZASI : AKP'Lİ VEKİLE 'ZİNA' MAHKÛMİYETİ
15/09/2004
Cumhuriyet
Haber
Dumanoğlu, evli olmalarına karşın kocasının bir başka kadınla yaşaması
nedeniyle kendisine tazminat ödenmesini istedi. Davanın dünkü karar
oturumunda, Sevil Dumanoğlu'nun avukatı Tahsin Türkçapar , müvekkilinin
Aydın Dumanoğlu'ndan ayda 1 milyar lira nafaka aldığını ve başka geliri
olmadığını, Aydın Dumanoğlu'nun ise aylık 10 milyar lira maaş aldığını ve
gayrimenkul gelirleri olduğunu söyledi. Aydın Dumanoğlu'nun avukatı
Mustafa Kale ise Sevil Dumanoğlu'nun yılın 10 ayını İngiltere'de
geçirdiğini ve davanın kötü niyetle açıldığını savundu. Yargıç Beyhan
Azman , Aydın Dumanoğlu'nun 4 milyar lira manevi tazminatı davanın
açıldığı tarihten işleyecek yasal faizi de eklenmek suretiyle ödemesine
karar vererek davayı kabul etti.
***********************************************************************
KADINLAR MECLİS'E YÜRÜDÜ
15/09/2004
Cumhuriyet
Haber
TCY'deki kadına yönelik şiddeti ve ayrımcılığı protesto ettiler
Ka-Der Ankara Şube Başkanı İlknur Üstün, Başbakan'ın AKP'nin hükümet
programını açıklarken kadın-erkek eşitliğine öncelik verileceğini
söylediğini, ancak TCY'de kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık yapıldığını
kaydetti.
Türkiye'nin çeşitli illerinden gelen kadın dernekleri üyeleri, Türk Ceza
Yasası'nın bazı maddelerine ve AKP'nin zinayı suç kapsamına almak
istemesine TBMM'ye yürüyerek tepki gösterdi.
Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde toplanan kadın platformu ve
kadın örgütü üyeleri, buradan sloganlarla TBMM'ye yürüdüler. TBMM Dikmen
Kapısı önünde kadınlar adına açıklama yapan Kadın Adayları Destekleme ve
Eğitim Derneği (Ka-Der) Ankara Şube Başkanı İlknur Üstün , TCY'deki
kadına yönelik şiddeti ve ayrımcılığı protesto ettiklerini söyledi.
Hükümetin, eşitlik ve demokrasi yolunda göstermelik değişiklikler yaparak
kamuoyunun gözünü boyamaya çalıştığını belirten Üstün, TCY Tasarısı'nın
bir uzlaşma metni olması gerektiğini vurguladı. Tasarıda namus
cinayetlerine indirimin sürdüğünü, bekâret kontrollerinin
yasaklanmadığını ve cinsel yönelime dayalı ayrımcılığın meşru kılındığını
vurgulayan Üstün, ''Ne olduğu belirsiz bir müstehcenlik maddesi ile ifade
hürriyeti kısıtlanmaktadır. Ve zinanın TCY'de tekrar suç sayılması
önerilmiştir'' dedi.
Başbakan Recep Tayip Erdoğan 'ın AKP'nin hükümet programını açıklamak
için 18 Mart 2003 tarihinde yaptığı konuşmada kadın-erkek eşitliğine
öncelik verileceğini söylediğini anımsatan Üstün, ''Devlet cinselliğimizi
baskı altına almak yerine haklarımızı korumak zorundadır'' dedi.
Açıklamanın ardından grubun yanına gelen bazı CHP'li milletvekilleri,
kadın örgütü üyelerinin TBMM'ye alınması için girişimlerde bulundu. CHP
Grup Başkanvekili Haluk Koç, kadın örgütleri üyelerinin bir kısmının
TBMM'ye alınmaması üzerine Meclis İdare Amiri'ne tepki gösterdi. Koç,
''Buraya şalvarlısı da çarşaflısı da girebiliyorsa aydınlık Türk kadını
da girecektir'' diye konuştu.
Özgür Üniversite Vakfı, DİSK, Çağdaş Hukukçular Derneği, Çağdaş
Gazeteciler Derneği üyeleri TCY tasarısındaki bazı maddelerin çıkarılması
istemiyle TBMM Başkanı Bülent Arınç 'a telgraf gönderdi.
***********************************************************************
CHP GRUP TOPANTISI : BAYKAL: İKTİDAR İKİYÜZLÜ DAVRANDI
15/09/2004
Cumhuriyet
CHP GRUP TOPANTISI : BAYKAL: İKTİDAR İKİYÜZLÜ DAVRANDI
15/09/2004
Cumhuriyet
Haber
DENİZ BAYKAL
CHP lideri Deniz Baykal , zina konusunda AKP'yi ''ikiyüzlülük'' yapmakla
suçladı. Çift eşliliğin Türkiye'nin ve Meclis'in bir gerçeği olduğunu
belirten Baykal, ''Resmi eş, bunu şikâyet konusu yapmıyor diye aile
kurumunun saygınlığı güvenceye mi alınacak? Bu baştan aşağı aldatmaca,
ikiyüzlülüktür'' diye konuştu.
Baykal, dün partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, kendisiyle
görüşen Adalet Bakanı Cemil Çiçek 'in TCY Tasarısı konusunda önce 10
maddelik bir değişiklik sunduğunu ancak bunun 4 maddeye indirildiğini
kaydetti. Baykal, ''Taraflara karşılıklı ceza şantajı yapma fırsatı
vererek aile kurumunu saygınlığa kavuşturmak mümkün değildir'' diye
konuştu. Baykal, aldatmanın boşanma için gerekçe yapılabileceğine dikkat
çekti. Çift eşliliğin Türkiye'nin, Meclis'in bir gerçeği olduğunu anlatan
Baykal, isim vermeden kabine üyelerini ima ederek ''Hatta daha ileriye
gitmeyeyim'' dedi.
***********************************************************************
HATADAN DÖNÜLDÜ: TCK'DA 'ZİNA' YOK:'ZİNA' BÖYLE DURDURULDU
15/09/2004
Radikal
Manşet
KEMAL ANADOL
DENİZ BAYKAL
KÖKSAL TOPTAN
ABDULLAH GÜL
CEMİL ÇİÇEK
Dışişleri Bakanı Gül, Adalet Bakanı Çiçek ve CHP lideri Baykal uzlaşma
kararını birlikte açıkladı. TCK tasarısının pazar gününe kadar
yasalaşması hedefleniyor.
Hükümet, zinayı suç sayma girişiminden vazgeçti. TCK'da sadece CHP ve
AKP'nin ortaklaşa verdiği önergelerle değişiklik yapılacak
AKP, dün sabaha kadar ısrarcı olduğu zinanın yeniden suç kapsamına
alınması girişiminden vazgeçti. AKP'nin kararında, CHP'nin 'TCK
tasarısını engelleriz' resti ile 'Zinadan vazgeçip, ailenin korunması
için daha sonra yeni düzenleme üzerinde çalışma' önerisi etkili oldu.
İki parti, tasarıdaki değişikliklerin 'ortak önerge' ile yapılmasında
uzlaştı. Buna göre CHP zina önergesine imza vermeyeceğinden, AKP
düzenlemeyi öneremeyecek.
AKP'de 'kafa karışıklığı'
AKP ile CHP arasındaki zina tartışması, TCK tasarısının TBMM Genel
Kurulu'ndaki görüşmeleri öncesinde sertleşti, zaman zaman restleşmeye de
vardı. AKP, Avrupa Birliği'nden gelen son olumsuz değerlendirmeler ve
kamuoyunun sert tepkisi karşısında zinayı suç sayacak önergeyi vermekten
vazgeçmenin yollarını aradı.
Başbakan Tayyip Erdoğan, bir günlük bir ziyaret için Tacikistan'ın
başkenti Duşambe'de bulunduğundan AKP Merkez Yürütme Kurulu, önceki akşam
başbakansız toplandı. Toplantıda 'zina' konusu ele alınırken bazı MYK
üyeleri 'Müzakere tarihi almaya bu kadar yakınlaşmışken zina
tartışmasının gündeme getirilmesini' yanlış bulduğunu; milletvekillerinin
de 'kafalarının karışık' olduğunu ve konu Genel Kurul'a getirilirse
partinin dağınık görüntü verebileceğini ifade etti.
CHP'nin resti
Meclis'in dün olağanüstü toplanması ile birlikte zina tartışmaları
HATADAN DÖNÜLDÜ: TCK'DA 'ZİNA' YOK:'ZİNA' BÖYLE DURDURULDU
15/09/2004
Radikal
Manşet
gündemin ilk sırasına oturdu. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Adalet
Bakanı Cemil Çiçek, toplantı öncesi MYK üyeleri, grup başkanvekilleriyle
TCK tasarısı ve 'zina'yı değerlendirdi.
Toplantı sürerken CHP'liler de zina önergesinin verilmesini engelleme
kararı aldı. CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol, grup toplantısındaki
Adalet Bakanı Çiçek'e bir not göndererek görüşme talebinde bulundu.
Çiçek de grup toplantısından çıkarak Anadol ile buluştu. Anadol, Çiçek'e
"Önergeler birlikte verilmezse, tasarının yasalaşmasını engelleyeceğiz.
Bunu TCK'ya koymayın. Ailenin korunması için düzenleme yapalım.
Önerilerinizi orada dikkate alalım" dedi.
'Tazminat'a alkış
Bu gelişmeler yaşanırken, Adalet Komisyonu Başkanı Köksal Toptan ile
Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, AKP Grubu'nun basına kapalı
bölümünde söz alarak zina düzenlemesiyle ilgili yeni öneri getirdi.
Kuzu, zina konusunun Medeni Kanun içinde, 'hapis' yerine 'tazminat'
cezası olarak düzenlenebileceğini kaydetti. Zina suçundan dolayı ceza
almış kimse olmadığını vurgulayan Kuzu, "Hâkim, 'zina' suçu olsa bile
tarafları anlaştırarak şiddetli geçimsizlikten boşuyor. Durup dururken bu
nereden çıktı. Kopenhag Kriterleri'ne aykırılık yok, ancak siyaseten
yanlış. Bu konu kapatılmalı. Ne karşı çıkanlar için, ne de konulsun
diyenler için tartışmaya değecek bir madde. Çünkü çalışmıyor. Aileyi
korumak için başka tedbirler almalıyız" dedi.
Toptan, Medeni Kanun'a zina yapan eşin aldatılan eşe tazminat ödenmesi ve
malların büyük bölümünü vermesi yönünde hüküm konulmasını istedi. Kuzu ve
Toptan'ın sözlerine, bütün milletvekilleri alkışlarla destek verdi.
'Siyasi tasarruf'
Adalet Bakanı Cemil Çiçek ise TCK tasarısı ile ilgili özgürlükler
açısından önemli adımlar atıldığını, ancak zina tartışmalarının yapılan
güzel şeyleri gölgelediğini söyledi. Zina konusunda Anayasa Mahkemesi'nin
gerekçeli kararı doğrultusunda yapılacak bir düzenlemenin hukuka aykırı
olmayacağını belirten Adalet Bakanı Çiçek, "Zina konusunda alınacak karar
ise siyasi bir tasarruf olacaktır" dedi. Çiçek'in, zinanın suç
sayılmasına ilişkin olumlu-olumsuz herhangi bir görüş belirtmemesi ve CHP
ile sağlanan uzlaşmanın devamından yana olduklarını vurgulaması dikkat
çekti.
Ve uzlaşma...
Grup toplantısı ardından CHP'den Anadol aracılığıyla gelen rest, AKP'de
Gül başkanlığında yapılan toplantıda değerlendirildi. Bunun ardından
AKP'ye, CHP lideri Deniz Baykal'ın görüşme talebi iletildi.
Başbakanvekili sıfatıyla Gül, Adalet Bakanı Çiçek, Genel Başkan
Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, grup başkanvekilleri Haluk İpek, Eyüp
Fatsa, CHP lideri Baykal, Genel Sekreter Önder Sav, Grup Başkanvekili
Anadol'u TBMM'deki Başbakan'ın makamında ağırladı.
Baykal, görüşmeden sonra AKP'ye TCK tasarısındaki değişikliklerin iki
partinin ortak önergesiyle yapılmasını ve ayrı önerge verilmemesini
önerdiklerini söyledi. "AKP de aynı anlayışı ifade etti. Memnuniyet
verici bir mutabakat oluştu" diyen Baykal, bu amaçla başlayan
çalışmaların da süreceğini kaydetti.
Memnuniyet tablosu
Başbakanvekili Gül ise tasarının iktidar muhalefet uzlaşmasıyla
çıkarılmasını arzuladıklarını ve mutabakata vardıklarını belirterek,
"İşbirliğimiz halkımızca mutlulukla karşılanacaktır" dedi.
Adalet Bakanı Çiçek de önemli bir yasa çıkarıldığına dikkat çekerek,
"Gözden kaçan konular müşterek önergeyle düzeltilecek. Şu tablo
Türkiye'nin arzu ettiği tablodur" dedi. Baykal, Gül ve Çiçek mutabakatın
HATADAN DÖNÜLDÜ: TCK'DA 'ZİNA' YOK:'ZİNA' BÖYLE DURDURULDU
15/09/2004
Radikal
Manşet
zina önergesinin verilmeyeceği anlamına gelip gelmediğini soran
gazetecilere, "Bu mutabakat tablosunu ortadan kaldırmayın" yanıtını
verdi.
İlk sinyal Gül'den
AKP ve CHP arasında dün başlayan görüşmelerde ilk 'uzlaşma' sinyali
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Gül'den geldi. Başbakan
Erdoğan'ın yurtdışında bulunması nedeniyle AKP Grubu'nda
milletvekillerine hitap eden Gül, zinanın yeniden suç kapsamına
alınmasına ilişkin kamuoyunda yapılan tartışmalara değinirken, "Her
maddesi birbirinden önemli ve toplumu ilgilendiren böyle bir ceza
yasasında, hâlâ ortada bile olmayan bir madde ile ilgili Türkiye'ye
yanlış imajlar ortaya çıkarmaya kimsenin hakkı yoktur" diye konuştu.
AB için kritik eşiğin aşıldığını belirten Dışişleri Bakanı, atılan
adımların AB'ye taviz gibi yorumlanmasının kendilerini üzdüğünü söyledi.
Dışişleri Bakanı, "Ümit ediyorum, bu yılın sonunda AB de üzerine düşeni
yapacaktır. Çünkü Türkiye konuya çok samimi, açık ve dürüst olarak
yaklaştı. Aynı dürüstlüğü ve önyargısız tutumu AB'den de beklemektedir"
dedi.
'Recm, hapis, mantık aynı'
CHP, dün zina konusunda AKP'ye rest çekerken CHP Genel Başkanı Deniz
Baykal da parti grubunda yaptığı konuşmada TCK'da yapılmak istenen
değişikliği 'recm'e benzetti. Baykal, "Aldatanın hapse gönderilmesi
sonucunda aile zaten bitecek. Bunun ailenin saygınlığına ne katkısı var?
Kimse kendisini aldatmasın. Bazı ülkelerde recm uygulaması var. İster
recm ile cezalandır, ister hapisle... Mantık aynı" dedi.
"Çift eşlilik, bırakın Türkiye'nin gerçeği olmasını, Meclis'in gerçeği"
diyen Baykal, zinayla ilgili getirilmek istenen düzenlemeyi 'ikiyüzlü'
olarak nitelendirdi. Baykal, AKP'ye seslenerek "Getirsinler önerilerini
konuşalım. Daha demokratik ve eşitlikçi olmasını sağlayalım.
Anlaştıklarımızı ortak önergeyle sunalım. Ama bunun dışında yeni bir şey
getirmeyeceklerini de taahhüt etsinler. Görüşmeleri Meclis'i tıkayacak
bir noktaya getirmemeye çalışıyoruz. Ama inat içinde olurlarsa, takdir
kendilerinin. Biz de görevimizi yaparız" dedi.
***********************************************************************
TCK'DA SIKINTI YOK
15/09/2004
Radikal
Haber
CEMİL ÇİÇEK
HAKKI KÖYLÜ
ÜMMET KANDOĞAN
Genel Kurul'da TCK'ya yönelik eleştirileri Adalet Bakanı Cemil Çiçek
yanıtladı. Çiçek, tasarının aceleye getirildiği iddialarına katılmadığını
söyledi.
AKP ile CHP'nin uzlaştığı 346 maddelik TCK tasarısının hızla yasalaşması
bekleniyor. Tasarının 74 maddesi, dün TBMM Genel Kurulu'ndan geçti
Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde Kopenhag Kriterleri'nin son yasal
düzenlemesi olarak nitelenen Türk Ceza Kanunu (TCK) tasarısının
Meclis'teki görüşme maratonu dün başladı. İlk günkü oturumda kanunun
genel hükümler bölümü ile 74 maddesi kabul edildi. Ceza sisteminde köklü
değişiklikler içeren tasarı, AKP ile CHP'nin uzlaşması sayesinde büyük
hızla yasalaştırılacak.
Meclis Genel Kurulu, 346 maddelik TCK tasarısı ile Cumhurbaşkanı Ahmet
TCK'DA SIKINTI YOK
15/09/2004
Radikal
Haber
Necdet Sezer'in tek maddesini veto ettiği milletvekilleri ve bakanlara
akademik ayrıcalık sağlayan yasayı görüşmek üzere olağanüstü toplandı.
Kadınlardan baskın
Görüşmelere, zinanın suç olmasına karşı çıkan kadınlar büyük bir
kalabalıkla katıldı. Bu düzenlemeye destek veren başörtülü bir grup kadın
ile kendileriyle ilgili bazı düzenlemelere karşı çıkan eşcinseller de
Meclis'teydi.
Tasarının bütünü üzerindeki konuşmaların ardından maddelerin
görüşmelerine geçildi. Oturumda söz alan CHP'li Orhan Eraslan tasarının
aceleye getirildiği eleştirisini yöneltti. Yürürlükteki 765 sayılı TCK'da
bugüne kadar 50'nin üzerinde değişiklik yapıldığını; köklü bir değişiklik
zorunluluğu üzerine konunun 1985'te tartışmaya açıldığını vurgulayan
Eraslan, ortaya çıkan tasarının, 1985'ten beri yürütülen çalışmaların
devamı olmadığını söyledi. Eraslan, her şeye karşın ortaya çıkan
tasarının, mevcut TCK'dan ve hükümetin sunduğu tasarıdan bir adım daha
ileri olduğunu belirtti.
'Önemli yenilikler var'
AKP Grubu adına konuşan Hakkı Köylü ise, tasarı hazırlanırken
üniversiteler, barolar ve adli kuruluşlarla sürekli irtibatta olduklarını
belirtti. Köylü, tasarıda çocuk hakları, çevrenin korunması,
gecekondulaşmayı önleme gibi konularda önemli düzenlemelere yer
verildiğini dile getirdi.
DYP Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan ise tasarıyı eleştirirken, zina
tartışmalarına değindi. Kandoğan, tasarı Başbakan ve bakanların imzasıyla
TBMM'ye gönderilirken zina konusunda hüküm eklenmemesine karşın, gündemi
saptırmak amacıyla zina tartışmasının ortaya atıldığını savundu.
Kandoğan, tasarıda hükümeti eleştiren imamlara hapis öngörülmesine de
karşı çıktı.
Adalet Komisyonu Başkanı AKP'li Köksal Toptan ise, TCK tasarısının,
Cumhuriyet tarihinin en önemli parlamento faaliyetlerinden biri olduğunu
söyledi.
Çiçek: Öneri gelmedi
Daha sonra eleştirileri yanıtlayan Adalet Bakanı Cemil Çiçek, tasarının
aceleye getirildiği iddialarına katılmadığını söyledi. Çiçek, "Bahse
girerim, bu tasarıyı geri çekip bir yıl sonra gündeme getirsek gene aynı
kişilerden aynı mazeretleri dinleyeceğiz" dedi.
Tasarıyla ilgili önerilerini bildirmeleri için bine yakın kişi ve kuruma
yazı gönderildiğini anlatan Çiçek, sadece 50 tanesinin öneri
gönderdiğini, bu önerilerin de kendilerini ilgilendiren 15 maddeyi
geçmediğini belirtti.
İlk günde rekor
Konuşmaların ardından tasarının görüşmelerine geçildi. Meclis'teki ilk
günde TCK tasarısının genel hükümler bölümü bitirilirken, 74 madde kabul
edildi. Yeni düzenlemelerden bazıları şöyle:
İdarelerin yönetmelik ve tüzük gibi düzenleyici işlemlerine suç ve ceza
konulamayacak. Ceza kanunları kesinlikle kıyasa yol açacak şekilde
yorumlanamayacak.
Kadınların karşı çıktığı 'Kadın: Bu deyim kızları da kapsar' şeklindeki
tanım TCK'dan çıktı.
Ceza sistemine yeni giren 'olası kast' kavramı ile, kırmızı ışıkta geçen
sürücüler ile havaya ateş ederek ölüm-yaralamaya yol açanlara daha fazla
hapis cezası verilmesinin yolu açıldı.
Töre ve namus cinayetlerinde ceza indirimi son bulacak, azmettirmenin
cezası da artacak.
Birden fazla kişinin işlediği, işyeri kazaları ve yanlış hekim tedavileri
TCK'DA SIKINTI YOK
15/09/2004
Radikal
Haber
gibi suçlarda herkes kusuru oranında sorumlu tutulacak.
Bir günlük hapis cezasının karşılığı en az 20, en fazla 100 yeni TL
olacak. Para cezası, kişinin 'ekonomik ve diğer şahsi halleri' dikkate
alınarak takdir edilecek.
Bir yıldan az cezaya mahkûm edilenler 'kamuya yararlı bir işte çalışmak'
gibi yaptırımlara tabi tutulabilecek.
***********************************************************************
CÜRMÜMEŞHUT
15/09/2004
Radikal
Köşe Yazısı
MİNE G. KIRIKKANAT
AKP hükümeti 'zina zaptiyeliği'ne soyununca, ben de çocukluğumda duyup
unuttuğum bir sözcüğü hatırladım: Cürmümeşhut. Büyükler aralarında
fısıltıyla konuşurlardı, filanca karısına ya da fişkeman kocasına,
'Cürmümeşhut yaptırmış!' olurdu. Önceleri ne anlama geldiğini bilmez, ama
sözcüğün garipliği ve söylenişindeki gizem çekerdi ilgimi. Sonraları,
'suçüstü' demek olduğunu anladım, ama bu kez büyüklerin niçin hep YATAKTA
'cürmümeşhut' yaptırdıklarını, niçin asla bir hırsıza, bir katile
'cürmümeşhut' reva görmediklerini kavrayamadım. Suçüstünün Arapçası,
böylece cinsel tınılı bir sözcük olarak yerleşti belleğime ve uygulama
alanı genişlemedi hiç...
Bugün düşünüyorum da, çocuk aklımla yapıştırdığım etiket doğruymuş meğer!
Cinselliğe Arapça ve zina ve cürmümeşhut yakışır; soygunculuk ve cinayet
gibi BASİT kötülüklere de Türkçe 'suçüstü' yapılırmış gerçekten. Zina
eyleminin, ne Türkçe, ne de Batı dillerinde tıpatıp karşılığı olmadığını
düşünürseniz, Arapçanın cinsellik konusunda ne kadar zengin bir dil, Arap
aklının da nereye kaçık olduğunu hemen anlarsınız zaten!
Eh bizimkilerin de Arap özentisi malum, kafayı uzaydaki karadeliklere ve
gezegenlerarası gidip gelen mekiklere takacak değiller ya, el atımı,
uçkur mesafesi, etek altı boşluklarına gidiş gelişle uğraşıyorlar, yasal
yasal.
Oysa Türkiye'nin seyir defterinde belden aşağı 'seyrüsefer' çetelesi
tutulurken, Irak'ta KAÇINCI Türk kamyon sürücüsünün kellesi kesiliyor.
Kaçıncı diye vurgulamak zorundayım, çünkü gündem öylesine 'zina' ki,
dünkü basından Irak'ta öldürülen, daha doğrusu kurban edilen kesin Türk
sayısını öğrenmek mümkün olmadı. Oysa Fransız televizyonu, vahşeti:
'Türkiye terörizme ağır bir bedel ödüyor, 20. Türk şoförü katledildi,'
diye duyurdu. Acaba doğru mu, yoksa abarttılar mı, tereddütteyim.
Irak'ta aynı biçimde kafası kesilerek öldürülen, hatta henüz fidye olarak
muhafaza edilen BİR yurttaşları için diğer ülkelerin kopardığı kıyamete
bakılırsa, HENÜZ 20 kişi öldürülmemiş olmalı ki, bizim hükümet 'zina'
suçuyla uğraşıyor. Ama belki de hükümet, tam da Irak'ta Türklerin KAFASI
kesildiği için, APIŞA bakıyor. Hatta kafası kesilmeden, Telafer'de
Amerikan bombaları altında usturuplu ölen Türkmenlerin sayısı artarsa,
var gücüyle yeniden TCK'ya yoğunlaşıp, 'cürmümeşhut' alanını genital
yataylıktan, genital dikeyliğe yayabilir. Böylece 'zina'dan sonra,
'idrar' ve 'kazure' suçlarıyla uğraşırız, milletçe. Aynı uzuv değil mi
'cürmümeşhut' yapılacak olan? Niye aynı organların, 'mahremiyet'
gerektiren iki işlevinden biri 'yasal', öteki 'yasadışı' olsun ki?
Irak'ta İslamcı teröristler Türk şoförleri kurbanlık koyun gibi
boğazlıyor. Acılı ailelerin ilk tepkisi, kasapları kastederek, 'Bunlar
Müslüman olamaz!' biçiminde. Oysa kasaplar asıl, hakiki ve özbeöz
CÜRMÜMEŞHUT
15/09/2004
Radikal
Köşe Yazısı
Müslüman oldukları için Türkleri kestiklerini söylüyorlar. Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'ün tepkisi, biliniyor: "Maalesef Irak'a giden
vatandaşlarımız tavsiye ve telkinlerimize yeteri dikkati
göstermiyorlar..." Kuşkusuz haklıdır. Ama bu bir tepki midir bir, yeterli
midir, iki?
Buna karşılık Telafer'de öldürülen Türkmenler için ABD'ye sert (?) çıkan
Gül, "Bu iş böyle devam ederse kendileriyle işbirliğinin çok zor
olacağını,' belirttikten sonra, "Irak'ta binlerce firma var, bunların
hepsinin Irak'ı terk etmesi herhalde hiç kimse tarafından istenmez,"
diyerek, galiba sözü Irak'ta (kafası kesilerek) öldürülen Türklere de
getirmiş. Anlaşılan Türkiye'nin Müslüman olmayan ABD'ye gösterdiği tepki
de, Müslüman olan terörist kasaplara yönelttiğinden ne daha mülayim, ne
daha sert. Üstelik, bence iki tepki çelişiyor: Bir yandan şoförlere
'Oralardan geçmeyin' deniyor ve kıtır kıtır kesilmelerinin sorumluluğu
kendilerine yükleniyor, öte yandan ABD'ye 'Böyle devam ederseniz,
ticareti keseriz ha!' deniyor, ticareti de şoförler gerçekleştirdiğine
göre, 'Şoförleri göndermeyiz,' anlamına geliyor. Hükümetteki kafa
karışıklığı, bir başka anlama daha geliyor aslında: Kuşkusuz 'zina'yı TCK
kapsamına sokmak, Irak'taki Türkleri korumaktan daha kolay.
***********************************************************************
'BİR HÜKÜMET VAR HÜKÜMETTEN İÇERÜ' HALİ OLMASIN?
15/09/2004
Yeni Şafak
Köşe Yazısı
KÜRŞAT BUMİN
Yunus'un o güzel dizesini dünya işlerine alet ettiğimden dolayı üzgünüm
ama hükümetin TBMM'de dün görüşülmeye başlanan TCK tasarısı ile ne yapmak
istediği sorgulandığında ortada sanki seküler bir "içerü" varmış gibi
görünüyor...
Sadece "zina" meselesinden söz etmiyorum tabii ki... Bakın gazetemiz
dünkü baş sayfasına haklı olarak hangi manşeti uygun bulmuş: "TCK'da
onbir saatli bomba". İsterseniz çeşit olsun diye Tercüman'ın (Ilıcaklar)
şu benzer manşetini de aktaralım: "Mayınlı maddeler".
İsterseniz konuyu biraz daha açayım. "'Bir hükümet var hükümetten içerü'
hali olmasın?" derken söylemek istediğim şu: Nasıl oluyor da, AKP'nin
bulduğu formülle söyleyecek olursak tam da "Finish'e 5 Kala" ortaya hak
ve özgürlükler alanında önceden yapılan bir takım yasal değişiklikleri
bile aratan bir TCK tasarısı getirilebiliyor?
Bazı yazar ve kuruluşun söylediği gibi gerçekten anlaşılır gibi değil...
Sakın "hükümetten içerü bir hükümet hali" olmasın?!
Üstelik gazetemizin Ankara Temsilcisi Mustafa Karaalioğlu'nun "nereden
çıktı bu zina meselesi?" sorusuna cevap aradığı dünkü yazısında ısrarla
belirttiği gibi, bu saatten sonra "Ak Parti'nin, zinanın eşlerin
şikayetine bağlı olarak hapisle cezalandırılması görüşünden geri adım
atması hem gündemde değil, hem de mümkün değildir."
Karaalioğlu'nun şu tesbiti de önemli: "Bir başka merak konusu da 'nasıl
oldu da zina konusu hükümete karşı böylesine diri bir muhalefet
enstrümanına dönüştü?' sorusunun cevabıyla giderilmeye çalışılıyor.
Sorulan soruları cevaplamak da kolay görünmüyor. Türk Ceza Kanunu
tasarısının patronu konumunda bulunan Cemil Çiçek'in bile sorulara
verilecek net cevapları bulunmuyor."
Görüyorsunuz, soruların altından "patron" bile kalkamıyor ise, olup
biteni biz nasıl kavrayalım?
'BİR HÜKÜMET VAR HÜKÜMETTEN İÇERÜ' HALİ OLMASIN?
15/09/2004
Yeni Şafak
Köşe Yazısı
Radikal'in Ankara temsilcisi Murat Yetkin'in konuya ilişkin analizi de
dikkat çekici: "Çünkü, serinkanlı bakıldığında AKP tabanının hükümeti bu
yönde bir zorlama içinde olmadığı da görülüyor. Örneğin, türban
meselesinin çözümü türünden bir talep değil. O zaman ne? Bir AB
büyükelçisi, 'Hükümet kendisini 6 Ekim'de İlerleme Raporu açıklanması
öncesi nasıl zor bir duruma düşüreceğini araştırsa, herhalde ancak böyle
bir konuyu bulurdu' dedi. Ankara'da böyle düşünenler sadece yabancı
gözlemciler değil."
Büyükelçi haklı değil mi? Yoksa Başbakan, yine Yetkin'in işaret ettiği
gibi, "YÖK tartışmasında -doğru bir değerlendirme ile toplumun
çoğunluğunun bunu kabul etmeyeceğini görerek attı adımı, zina konusunda
da tekrarlarsa, hiçbir dediğini yaptıramamış olacağı gibi bir düşünceye"
mi kapıldı?
Yani bir bakıma, "Meslek okulları meselesinde olmadı, bari 'zina'
tartışmasından elimiz boş çıkmayalım!" gibi bir düşünce mi?
İsterseniz soruyu bir daha soralım: AKP hükümetin aklına TCK tasarıyla
ilgi bu "zamanlama" ne münasebetle geldi? Eğer hükümetin aklına
gelmediyse, bunu kim akıl etti?
"Eğer hükümetin aklına gelmediyse" diyorum, çünkü bazı gazetecilerin bu
"zamanlama"nın "günahı"nı hükümetin omuzlarından çekip alma gayretlerine
de şahit oluyoruz. Mesela Tercüman'dan (Ilıcaklar) Nuh Gönültaş'ın dünkü
yazısının başlığı: "Ya Ak Parti'yi aldatıyorlar, ya da AK Parti
milleti..."
İlginç bir başlık değil mi? Gönültaş, TCK tasarısına ilişkin
tartışmaların "zina"ya kilitlenip ifade özgürlüğünü kısıtlacak (yeni)
maddelerin göz ardı edilmesini "ironik bir durum" olarak nitelerek şöyle
devam ediyor: "Ak Parti zina (aldatma) ile aldatılmaya çalışılıyor. Çünkü
TCK'da yapılacak değişiklikler ile hem Türkiye'nin AB'den takvim alması
önlenmeye, hem de Türkiye'deki zinde kuvvetler harekete geçirilmeye
çalışılıyor. Bir taşla iki kuş vurmak üzereler. Hem Ak parti, hem de
Türkiye zina ile aldatılıyor." Tercüman yazarının (devamla) "Ak Parti'nin
milleti aldatması" ihtimalini "hem aklen, hem siyaseten" dışarıda
bırakarak, "O halde birileri AK Parti'yi zina ile fena halde aldatıyor,
tuzağa düşürüyor" sonucuna vardığını da hatırlatalım.
Tamam iyi de, kim bu "birileri"? (Türkiye'nin insanı nasıl "çileden
çıkaran" bir ülke olduğunu görüyorsunuz!) TCK tasarısını hazırlayıp
Bakanlar Kurulu'ndan geçiren Hükümet; tasarıya tartışılan değişiklikleri
getiren TBMM komisyonlarının çoğunluğu Hükümet eden partinin
milletvekillerinden oluşuyor; başta Başbakan ve tasarının mimarı olan
Adalet Bakanı (herhalde yani!) Hükümet'in başkanı ve üyesi; ama nasıl
oluyorsa oluyor ve "birileri" AKP'yi "zina ile fena halde aldatıyor"!
Bu çerçevede bir başka Tercüman (Ilıcaklar) yazarının, Nevzat
Yalçıntaş'ın yazısına da (14 Eylül) hızla göz atalım: Biliyorsunuz, Prof.
Yalçıntaş aynı zamanda AKP milletvekili. Fakat siz şu işe bakın ki, aynı
zamanda bir köşe yazarı da olan AKP milletvekili Yalçıntaş, TCK
tasarısının özgürlüklere ilişkin getirdiği yeni sınırlamalardan ancak
"kısa bir süre önce" İstanbul'da katıldığı bir toplantıda dile getirilen
bir şikayet yoluyla haberdar oluyor. Toplantıda 222. maddeye yönelik
eleştirileri dinleyen Yalçıntaş, sonrasını şöyle anlatıyor: "Bu kısa
konuşma beni uyardı. Doğrusu o vakte kadar sadece bugün mevcut demokrat
ve muhafazakar hükümetin değil fakat hiçbir sağ iktidarın yapmayacağına
inandığım 'hürriyetleri kısıtlama' fiilinin şimdi TCK'da getirileceğine
inanamadığımdan pek fazla titizlik göstermemiş olduğum tasarının üzerine
eğildim. (...) TBMM'ne sevkedilen yeni tasarıyı inceleyen bilgili ve
objektif düşünen herkes şunu söylüyor ve yazıyor: Bu kanun tasarısı
'BİR HÜKÜMET VAR HÜKÜMETTEN İÇERÜ' HALİ OLMASIN?
15/09/2004
Yeni Şafak
Köşe Yazısı
mevcut durumu 'hürriyetler' bakımından geri götürüyor. Ak Parti
iktidarından böyle bir şey olabilir mi? Son dönemki haliyle
'Anap'laşıyor' veya 'MHP'lileşiyor muyuz?' Bizlere inanmış seçmenimizin
yüzüne nasıl bakacağız?"
Yalçıntaş'ın sorusu (bence de) çok yerinde bir soru doğrusu...
Neyse, (başta Yalçıntaş için söylüyorum) geç kalınmış sayılmaz, tasarı
henüz Genel Kurul'dan çıkmadı!
Ne dersiniz, yoksa "Bir hükümet var hükümetten içerü" haliyle mi karşı
karşıyayız?!
***********************************************************************
DÜNKÜ MECLİS
15/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
RAUF TAMER
Oturumdan evvel kuliste kucaklaşıp öpüştüler.
Kulis'i kaçıranlar ise bu işi genel kurul salonunda yaptılar. Onlar da
elektronik yoklama sırasında kucaklaşıp öpüştüler.
Tamam da...
Bu kadar çok erkeğin bu kadar çok öpüşmesi, hiç hoş bir manzara değil.
Üstelik AB Kriterleri'ne de aykırı.
Her neyse.
İktidar ve muhalefet milletvekillerinin bu hali, tıpkı -maçtan önce-
sahada sahtece öpüşen rakip futbolcuları hatırlattı bize...
Zannettik ki dostane bir oturum izleyeceğiz.
Ne gezer birader...
Hiç dostane maç oluyor mu ki?
*
Yine de yazıyı yazdığımız şu saatlere kadar ciddi bir çatışma görmedik.
Şimdilik iyi gidiyor.l
Bizdeki iktidarlar kolay kolay eleştiri kabul etmezler. "Şurası yanlış
olmuş; düzelteyim" demezler.
Bizdeki muhalefetler ise hiçbir şeyi beğenmezler. "İyi bir tasarı olmuş,
elinize sağlık" demezler.
Galiba ilk def'a bir fair-play izleyeceğiz. Çünkü Adalet Bakanı Çiçek
"bir hata varsa Meclis'te düzeltilir" diyerek çıktı yola... CHP'li
Erarslan da -bazı maddeler hariç- tasarıya destek vereceklerini söyledi.
Evet.
Şimdilik fena gitmiyor.
*
Cumhuriyet Tarihi'nin en önemli işlerinden biri yapılıyor.
Özü Türk, ruhu Türk bir kanun taslağı hazırlanmıştır.
Aslında bu çalışmalar, ta 1985'ten beri sürüyor. Geniş bir katılım
sağlanması lâzımdı, değil mi? Eh, son 4-5 aydır da hararetli tartışmalar
görüyoruz.
Ama insaf.
Zina gibi içi boş bir maddeye saplanıp kalmasaydık, 346 maddelik
tasarının en can alıcı taraflarını da tartışabilirdik.
Medya'nın hafifliği buna izin vermedi.
Birkaç yazar dışında kimse bu tasarının ciddiyetini kavrayamadı. "Vahamet
arzeden" bazı maddelere de dikkatini veremedi.
DÜNKÜ MECLİS
15/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
-Zina zina, hep zina.
Meclis oraya saplanmayacağa benziyor.
Nitekim CHP'li üyelerin katkısıyla bazı mühim maddeler -mümkün mertebe-
"sakıncasız" hale gelmiştir.
Daha da gelebilir.
*
Ne var ki, kürsüde 20 dakikalık konuşmalarla bu tasarı ne doğru dürüst
eleştirilebilir, ne de tümüyle benimsenebilir.
Ama eteğinde taşı olanlar için, 20 dakika yeter de artar bile.
Yeter ki beğenmediğiniz maddelere alternatif maddeler getirin.
Somut cümleler söyleyin.
İktidar kanatını bir inat içerisinde görmediğimiz için memnunuz. Bu
avantajı CHP çok iyi kullanmalı ve -eğer getirecekse- makul öneriler
getirmeli. Adalet Bakanı Çiçek'in olgun ve bilge kişiliği, bu tasarının
kanunlaşma aşamasındaki en büyük güvencesidir.
Bir muhalefet, daha başka ne isteyebilir ki?
Öyleyse "klasik muhalefet üslûbu"ndan farklı bir üslûp benimsemek lâzım.
Bir kerecik denesek ne olur?
***********************************************************************
ZİNAYA KARŞILIK ÖZGÜRLÜKLER
15/09/2004
Zaman
Köşe Yazısı
MUSTAFA ÜNAL
Maraton başladı, Meclis dün olağanüstü toplandı, gündeminde tek konu var;
346 maddeden oluşan Türk Ceza Kanunu.
AK Parti ile CHP'nin uzlaşması sonuna kadar devam ederse görüşmelerin 10
günde tamamlanması bekleniyor, aksi halde milletvekillerinin TCK mesaisi
haftalarca sürer. Paketin serencamı ilginç; TCK aylar önce Meclis'e sevk
edildi, ardından komisyonda günlerce müzakere edildi. Ancak itirazlar ve
paket üzerine hararetli tartışmalar son dakikada yoğunlaştı. Türkiye bir
aydır zinaya yasak öngören maddeyi, bir hafta-on gündür de düşünce ve
fikir özgürlüğüne getirilen kısıtlamaları konuşuyor.
Aslında şu an zinaya hapis, ne Meclis'e sevk edilen metinde ne de
komisyondan çıkan tasarıda var. AK Parti yönetimi tabandan ve kamuoyundan
gelen istekleri dikkate alarak Genel Kurul'da bu yönde değişikliğe
gideceğini duyurdu. Bizzat Başbakan Erdoğan, ‘kadının onuru ve aile
kurumunun' selameti açısından zina yapanın cezalandırılmasından yana
olduğunu açıkladı. Bazı kesimler, AK Parti'nin bu yaklaşımına olağanüstü
tepki gösterdi. Konu uluslararası arenaya taşındı, bir anda Avrupa
Birliği boyutu kazandı. Neredeyse zina düzenlemesi AB yolunda bir son
engel diye değerlendirilmeye başlandı. Avrupa'dan açıklamalar geldi.
Halbuki TCK'da ıslah yoluna gidilmesinin en önemli sebebi ceza mevzuatını
Avrupa standartlarına çıkarmaktı. Hükümet AB zirvesi öncesi TCK jesti
yapmak istedi. Takvimin bu kadar sıkıştırılmasının, Meclis'in olağanüstü
toplanarak tasarıyı kritik süreç öncesi yasalaştırma çabasının nedeni bu.
Gelin görün ki başlangıçtaki tablo tam tersine döndü. Avrupa yolunu
kolaylaştırması umulan TCK zorlaştırıcı hüviyete büründü.
Koskoca TCK paketi bir tek zina maddesine indirgendi. Son tartışmalardan
hoşnut olmayan Adalet Bakanı Cemil Çiçek'le konuşurken, ‘Zina konusu
olmasa TCK'dan kimsenin haberi olmayacaktı.' dedi. Bakan haksız değil.
Paket aylardır gündemde, ne zaman ki zina maddesi büyük gürültüyle
tartışmaya açıldı, olan bitenden herkesin haberi oldu. CHP lideri Deniz
ZİNAYA KARŞILIK ÖZGÜRLÜKLER
15/09/2004
Zaman
Köşe Yazısı
Baykal'la TCK'yı uzun uzun konuşma imkanı buldum. Zina maddesinin bu
denli yoğun konuşulmasından duyduğu sıkıntıyı gizlemedi. ‘Keşke bunun
yerine diğer sorunlu maddeler tartışılsa…' dedi.
Elbette sorunlu maddeler bununla sınırlı değil. Sağ kulvarda yer alan
gazeteler, haber ve yorumlarında birkaç gündür düşünce ve fikir
özgürlüğüne, demokratikleşme çabalarına gölge düşürecek maddeleri konu
ediniyor. Dün, yani görüşmelerin başladığı gün Tercüman manşetten
‘Mayınlı maddeler' başlığını atarken, Yeni Şafak ‘Düşünceye on bir tuzak'
manşetiyle çıktı. Zaman'ın son günlerdeki yorumları malum…
Kulisleri dolaşınca görüyoruz ki benzer düşünceleri bakanlar ve AK
Partili çoğu milletvekili de paylaşıyor. Kabinenin güçlü bakanlarından
biriyle karşılaştım, ‘Haklısınız, pakette bazı sakatlıklar var, düşünce
ve fikir özgürlüğüyle ilgili itirazlar doğru. Bunları dikkate almak
zorundayız.' dedi. Tabandan gelen tepkiler özellikle milletvekillerini
bunaltmış durumda. Milletvekilleri de bu rahatsızlığı parti yönetimine
yansıtıyor.
AK Parti, CHP ile uzlaşma bozmadan toplumdan yükselen endişeleri
gidermenin arayışı içinde. CHP ise yeni değişikliklere kapı açmama
eğiliminde. Dün Meclis çalışmalarına başlamadan önce AK Parti ile CHP
yönetimi bir araya geldi. Toplantıya CHP lideri Deniz Baykal, Dışişleri
Bakanı Gül, Adalet Bakanı Çiçek de katıldı. Burada içerikten çok usul ve
yöntem üzerinde konuşuldu. İki parti değişiklik önergesinin uzlaşmayla
verilmesi konusunda anlaşmaya vardı gibi. Mutabakat sağlanamayan sorunlu
maddeler yeniden ele alınacak.
Bilindiği üzere iki partinin farklı kırmızı çizgileri var. Zina CHP'nin
olmazsa olmazıydı. Dünkü açıklamalar AK Parti'nin zinaya hapis öngören
önerge vermekten vazgeçtiği anlamına geliyor. Bunun karşılığında AK
Parti'nin de olmazsa olmazları var. Bunlar daha çok düşünce ve fikir
özgürlüğüne bakan maddeler. CHP'nin demokratikleşmeye katkı yapacak
açılımlara karşı çıkmayacağını sanıyorum. Baykal'la yaptığım görüşmede
CHP'nin yapıcı rol oynayacağı izlenimi edindim. Meclis'teki TCK maratonu
boyunca uzlaşma arayışı eksik olmayacak.
***********************************************************************
AKP’Lİ VEKİLDEN 4 MİLYAR LİRA ZİNA TAZMİNATI
15/09/2004
Hürriyet
Köşe Yazısı
AKP Trabzon Milletvekili Ali Aydın Dumanoğlu, başka bir kadınla
yaşayarak kişisel haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle eşinin açtığı
davada, 4 milyar lira manevi tazminat ödemeye mahkûm oldu.
Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davada mahkeme başkanı,
Dumanoğlu’nun birlikte yaşadığı ileri sürülen Arzu Bektaş aleyhine açılan
davanın ise takip edilmediğinden açılmamış sayılmasına karar verdi. Sevil
Dumanoğlu, dava dilekçesinde, eşinin uzlaşmaz tutumundan dolayı 1997
yılından beri ayrı yaşadıklarını ifade ediyordu. Eşinin çok eşli olduğuna
dair gazete haberlerini de dilekçesinin ekinde mahkemeye sunan Dumanoğlu,
kişisel haklarının ihlal edildiğini öne sürüyordu. Sevil Dumanoğlu,
eşinin ve Arzu Bektaş’ın malvarlığı yönünden güçlü olduğunu savunarak,
her iki davalıdan 50’şer milyar lira olmak üzere toplam 100 milyar lira
manevi tazminat istiyordu.
***********************************************************************
ZİNA SUÇ, İMAM NİKÁHI SERBEST!
15/09/2004
Hürriyet
ZİNA SUÇ, İMAM NİKÁHI SERBEST!
15/09/2004
Hürriyet
Köşe Yazısı
CÜNEYT ÜLSEVER
ÖNCE birkaç gözlem: 1) TCK’da yapılan düzenlemeler bütünü ile ele
alındığında hazırlanan metin özgürlükçü bir atılımdır.
2) ‘İnsanın kendine ettiğini başkası edemez’ sözünü AKP bir kez daha
doğrulamıştır. Böyle bir kazığı muhalefet kırk yıl düşünse, AKP’ye
atamazdı.
3) Avrupa ülkelerinin tepkileri doğaldır ama AB’nin sadece olası zinaya
suç maddesi nedeni ile Türkiye’ye sırt çevirmesini mantık kabul etmez.
Kimse AKP’nin AB konusundaki samimiyetinden şüphe etmemelidir.
Bir de tahmin:
Tıpkı YÖK, meslek okulları (imam hatipler), türban, YAŞ vb. konularında
olduğu gibi bu konuda da hükümet son anda orta yolu bulacaktır.
* * *
Ben hukukçu değilim ama bence hükümet, kucağında bulduğu bu tartışma
çerçevesinde hukuk devleti adına vahim hatalar yapmak üzeredir:
1) Allah’ın müeyyidesi (günah), hatta toplumsal müeyyideler (ahlak) ile
suç (hukuk) müeyyidesi iç içe girerse laik tek hukukluluk prensibi derin
yara alır. Örn: Dine inanmayan bir ateiste, genel kabul gören ahlak
anlayışı dışında yaşamak isteyen bir marjinale zinayı suç olarak nasıl
uygulayacaksınız? Bu bir dayatma olmaz mı?
* * *
2) Deniyor ki; zinaya ceza sadece mağdur(e) 2 ay içinde şikayet ederse
uygulansın. Ancak:
Suç kavramı kamu düzeninin korunması için hukukta yer alır.
Kamu düzeni adına hareket eden hukuk tüm vatandaşlara eşit uzaklıkta ve
objektif olmak zorundadır.
Evinize giren hırsızı siz affetseniz dahi, kamu yargılar ve cezalandırır.
Zira, hırsız sadece size zarar vermemiş, aynı zamanda kamu düzenini ihlal
etmiştir. Hırsızlık sadece bir kişinin evi soyulmuş olsa bile, kamusal
düzeni bozan bir eylemdir.
Düşünün; ikisi de evli çift zina yapıyorlar, erkeğin eşi şikayet etmiyor,
hanımın eşi ediyor.
Bu durumda ortak suç işleyen iki kişiden birisinin hapis yatması,
diğerinin ise elini kolunu sallayarak gezmesi gerekiyor!
Suç subjektif olamaz, subjektif olursa suç olamaz!
* * *
3) İki ay içinde şikayet şartı; Medeni Kanun’a göre zina sayılan; salt
imam nikáhı ile kurulan evlilikleri ise hukuki hale getirecektir.
İmam nikáhını kabul eden zavallı kadınların sonradan şikáyet
edebileceklerini kimse hayal dahi etmesin.
İmam nikáhsız zina suç, imam nikáhlı zina serbest!
O zaman; imam nikáhsız zinaya da, iyice zırvalayarak, tıpkı İran’ın
yaptığı gibi; muta nikáhını hak saymak gerekir!
* * *
4) Özgürlük, ruhu itibari ile, kamunun bireye mümkün olduğunca az
müdahale etmesidir.
Yeni ceza kanununu da kamusal alanı küçültmesi, bireysel hakları
artırması nedeni ile alkışlıyoruz.
Zinaya suç, özgürlük kavramına indirilen bir darbedir!
* * *
5) Yapılması gereken; zinayı sadece boşanma gerekçesi olarak kabul
ettikten sonra mağdur(e)nin istemeden sona erdirdiği evlilik akti nedeni
ile karşılaşacağı ‘maddi kayıpları’ ayıplı taraftan tazmin etme hakkını
tanımaktır.
ZİNA SUÇ, İMAM NİKÁHI SERBEST!
15/09/2004
Hürriyet
Köşe Yazısı
***********************************************************************
NE OLDU ŞİMDİ?
15/09/2004
Vatan
Köşe Yazısı
OKAY GÖNENSİN
Zina meselesi, gündeme düştüğü hızla gündemden çıkıverdi. En azından dün
Meclis'te AKP ve CHP yöneticileri arasında yapılan görüşmelerden böyle
bir sonuç çıkıyor.
Tartışma oldu bitti, ardında ne kaldı? * AKP açısından yeni kuşku
bulutları kaldı. Bu parti erkânının, fırsat bulduğu anda zina meselesine
benzer meseleleri gündeme getirebileceği ve popülist "kaşımalar"
yapabileceği kuşkusu kaldı.
Geçen ay konu zina idi. önümüzdeki ay buna benzer herhangi bir başka
konu gündemin ortasına aynı şiddetle düşebilir.
Bu ne olabilir sorusunun cevabını vermek kolay değil. Çünkü bir ay önce
hiç kimse zina meselesi etrafında böyle bir yangın çıkacağını tahmin
edemezdi.
* Bir başka sonuç Avrupa'nın AKP ile ilgili bakışındaki değişikliktir.
Avrupa bugüne kadar AKP'yi "ılımlı ve demokrat muhafazakâr" bir parti
olarak görmüş, bu iktidarın gerek Avrupa Birliği gerekse demokratikleşme
yolunda attığı adımların samimiyetine inanmış durumdaydı.
AKP'liler zina meselesiyle bu bakışı zayıflattılar. İleri bir
demokrasiye gerçekten bağlı bir partinin böyle anlamsız bir konuya
takılmasının ve partinin bakanlarıyla, milletvekilleriyle zina diye
tutturan bir havaya girmesinin kaçınılmaz sonucu budur.
Daha dün "kadın ve aileden sorumlu" kadın bakan, zinanın bir kamu suçu
olmasına taraftar olduğunu söylüyordu. Yine AKP'li bir kadın milletvekili
aynı görüşte olduğunu ekranda tekrarlıyordu.
Kaybettiren oyunlar... Eğer dün Meclis'te yapılan görüşmelerin ardından
zina meselesinin gündemden çıkarıldığı doğruysa bile bu konu birçok
AKP'linin kalbinde türban ve imam hatip konularının yanına, yani
"dondurulmuş" sorunların yanına gitmiştir.
* "Dondurulmuş" sorun, her an tekrar ısıtılabilecek sorundur. Meclis'te
Türk Ceza Kanunu değişiklikleri dün görüşülmeye başlandı. Bu görüşmeler
süresince bazı milletvekilleri "kendi kafalarına göre" önergeler
verebilir ve "tribüne oynamaya" devam edebilir.
AKP ya da AKP içinde kimileri "çekirdek tabanın" en geri duygu ve
düşünceleriyle oynamaya devam ettikçe kayıp hanesi de kabaracaktır
***********************************************************************
LİBERALLER DE ARTIK MUHAFAZAKÂR!
15/09/2004
Milliyet
Köşe Yazısı
ECE TEMELKURAN
Sabah gazetesinin dünkü manşeti şöyleydi: "Özgürlükte buluştular!"
Konu, Türk Ceza Kanunu'nda yapılan değişikliklerdi. CHP ve AKP, beş
maddede yapılacak değişiklikler üzerinde uzlaşmıştı. Gazetenin
"muştuladığı" ve "özgürlükte buluşma" olarak adlandırıp şahsi kanaatime
göre kastını aştığı konu ise düşünce özgürlüğüyle ilgili maddelerdi. Bu
coşkulu uzlaşma uyarınca, TCK'nın düşüncenin ifadesini düzenleyen 312.
LİBERALLER DE ARTIK MUHAFAZAKÂR!
15/09/2004
Milliyet
Köşe Yazısı
maddesine "açık ve yakın tehlike" ölçütü getirilecekti. Yani düşüncenizi
açıklayarak "açık ve yakın bir tehlikeye" sebep olursanız bu suç teşkil
edecek yeni yasaya göre. Diğer bir sevinçli uzlaşma ise, habere göre,
"Türk milletini, Cumhuriyet'i, TBMM'yi aşağılama" suçuyla ilgili olarak
yaşandı. Bu suça verilen hapis cezasının alt sınırı 1 yıldan 6 aya
düşürülecek. Dev adım!
Maddeye yeni bir hüküm eklenecekmiş, ki o da şöyle:
"Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç teşkil etmez".
Doğru dürüst bir numara yok velhasıl. Ufak tefek iyileştirme
yanılsamaları sadece. Zina tantanası arasına sıkışan, en az devletin
yatak odasına girmesi kadar önemli olan devletin insanın kafasının içine
girmesi hali hala geçerli. "Vatandaşına Girişken Devlet" hala iş başında!
Fakat bahsedeceğim konu bu değil. Bana enteresan gelen şu iki sözcük:
Özgürlük ve uzlaşma.
Böyle bir manşetin, çıkışından bu yana liberal elitin temsilcisi olan
Sabah gazetesinde yayımlanması son derece anlamlı ve ironik. Bu denli
düşük standartlı bir değişimin böyle muştulanması en azından liberal
elitin yirmi yıl öncesine göre bile beklentilerini ne kadar düşürdüğünü,
sağa kaydığını gösteriyor. Düşünce özgürlüğünü engelleyen bir yasa
maddesinin peşine sıkıştırılıverilen bir cümleden böyle sevinçle ve
"özgürlük" gibi kocaman bir kavramla bahsedilmesi başka nasıl mümkün
olabilir?
Diğer yandan, Türkiye yakın siyasi tarihinin - bana sorarsanız - "büyülü"
anahtar sözcüğünün böyle bir manşette tercih edilmesi de son derece
anlamlı: Uzlaşma!
Uzlaşmaya, yalandan da olsa "barışmaya" bu kadar meraklı bir Türkiye
herhalde 1980'den sonra kuruldu. İslami kesim ile sol entelektüel
kesimin, Kemalist sol ile ırkçı sağcıların uzlaşmaları her zaman "tatlı
bir şaşkınlık"la karşılandı ve alkışlandı. Nihayetinde "Türkiye'yi
kurtaran parti" her zaman "dört eğilimi birleştiren" 1980 sonrası icadı
ANAP değil miydi? Hala kimilerinin bir önceki kuşaktaki sağcıların
Demokrat Parti dönemini "efsane" olarak anlatmalarına benzeyen bir tatta
sözünü ettikleri... Bütün küskünlüklere son veren parti!
Rıfat Bali'nin yazısı
Seçim öncesinde çıkılan Anadolu yollarında "Türkiye muhafazakarlaşıyor"
tespitini yaptığımdan bu yana epey zaman geçti. Bu tespit, daha ziyade
Anadolu'daki hayatın nasıl din haleli bir sağcı tutuculukla
bastırıldığına dairdi. Fakat öyle görünüyor ki bu muhafazakarlaşma artık
sadece taşrayla ilgili değil. Muhafazakarlaşma ve sağa kayışla birlikte
"özgürlük" beklentilerindeki bu dramatik düşüş İstanbul'daki liberal
eliti de ele geçirdi. Herkesin hep birlikte sağa kayarak "uzlaşması"
başka nasıl sevindirebilir manşetleri?
Bu acıklı noktaya nasıl gelindi? CHP'lilerin "Aile korunuyorsa zina
konusunda AKP'ye destek olabiliriz" diyecek kadar yerlere düştüğü bir
siyasi kompozisyona nasıl varıldı? Birikim dergisinde bu ay Rıfat N.
Bali'nin "90'lı yıllar - medya temelli bir bilanço denemesi" başlıklı bir
yazısı var. Enteresan bir "siyasi envanter". Tavsiye ediyoruz.
***********************************************************************
KILIÇ VE KIN MESELESİ
15/09/2004
Vatan
Köşe Yazısı
ZÜLFÜ LİVANELİ
KILIÇ VE KIN MESELESİ
15/09/2004
Vatan
Köşe Yazısı
Yine havanda su dövüldü, yine Türkiye gereksiz bir tartışmanın peşinde
soluk tüketti.
Zinayla ilgili yazılan toplasanız kocaman bir cilt eder ama bu arada
Türk Ceza Kanunu gibi hepimizi ilgilendiren, gelecek kuşaklan bile
etkileyecek olan hayati bir yasa konusunda pek kalem oynatılmadı.
Konuyla ilgili kuruluşlar bile tartışmaya çok geç katıldılar.
İstanbul Barosu'nun Türk Ceza Kanunu tasansıyla ilgili çalışması ancak
bu hafta elimize geçti.
Dolayısıyla da konu iyice tartışılmadan, irdelenmeden, incelenmeden
meclis gündemine geldi.
***
AKP ile CHP arasında bir dayanışma kurulmuş. Ancak iki partinin
mutabakata vardığı değişiklik önergeleri verilebilecekmiş.
CHP'nin iktidarla bu kadar iyi geçinmesine başından beri itirazım
olduğunu biliyorsunuz ama ne yazık ki sözümüzü geçiremiyoruz.
CHP'ye umut bağlamış kitleler partinin iktidarla "al gülüm-ver gülüm"
oyununu hüzün içinde seyrediyor. Ama elden bir şey gelmiyor.
***
Gelelim ortalığı karıştırdıktan sonra gündemden çekilen zina meselesine.
Bunun böyle olacağı belliydi. Çünkü Avrupa Birliği'nin karşı çıkacağı ve
Türkiye'de bir kesimi zıp zıp zıplatacak bir cezayı kimse kolay kolay
kanuna koyamazdı.
Ama AKP hem kendi tabanına mesaj vermiş oldu, hem de bir ay zina
tartıştırarak Türkiye'de yapay bir gündem oluşturdu.
İnsanlar ne cari açık meselesini tartıştılar ne tarımın perişan halini.
Hükümet de ekimde açıklanacak komisyon raporuna kadar rahat bir nefes
almış oldu.
***
Zinaya ceza verme tasarı sının geri çekilmiş olmasının sayılamayacak
kadar faydaları var:
Eğer tasarı yasa haline gelseydi, bu sefer de zinanın tespiti konusunu
tartışmaya başlayacaktık.
Biliyorsunuz Osmanlı'da zinanın tespit edilebilmesi için dört erkek
şahit gere kirdi.
Hem de o zamanın tabiriyle "kılıcı kında" gören dört erkek şahit.
Hadi buyurun bakalım!
Sapıklar partisi yapılsa bile bulamazsınız bu şahitleri. Kim kılıç
kalkan oyununu dört erkek şahit önünde oynar ki!
Neyse, aziz vatanımız bu tasarının geri çekilmiş olmasıyla büyük bir
badireden daha kurtulmuş oldu.
Geriye ciltler dolusu yazı kaldı.
***********************************************************************
BAŞKA PARTİ VAR MI Kİ?..
15/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
SERDAR ARSEVEN
bir grup okuyucumuzun gönderdiği yazı:
"AB ile ABD arasında sıkışmış, bu iki adres dışında çözüm tanımayan ve
bilmeyen, bunu 'misyon' bellemiş bir hükümetimiz var.
Milyonlarca işsiz, açlık diz boyu. Esnaf, işadamı vergilerin altında inim
inim inlerken, ülke, 'en hayati meselelerde' hiç bu kadar kan
kaybetmemişken, nasıl oluyor da medya, hükümete toz kondurmama yarışına
BAŞKA PARTİ VAR MI Kİ?..
15/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
giriyor.
İşte medyanın hali...
Hükümete pervane olmuş bir yazılı basın...
Bir zamanlar birbirlerini, 'bir kısım medya' diye nitelendirenler şimdi,
'tespih taneleri' gibi, hükümetin imamesinde, sıra sıra dizilmiş
durumdalar.
Bu nasıl bir şeydir acaba?..
Sağından soluna, liberalinden İslamcı geçinenine kadar...
Tekmili birden bir hükümete nasıl bu kadar destek verebiliyor.
Maalesef siz de diğerleri gibi hükümeti destekleyip duruyorsunuz."
***
Özetle, bunları yazmışlar...Benzer nitelikteki sayısız mesajdan bir
örnek.
Evet; biz de suçlanıyoruz.
Yukarıdaki eleştirilerin çok daha fazlası, bu sütunda yer aldıysa da...
Eleştirilerden payınızı alıyorsunuz...
"Şunu niye yazamıyorsunuz", "Neden çekiniyorsunuz?" vesaire...
***
Madem ki suçlama var, savunuruz kendimizi...
Bakın, daha geçen Perşembe, "Milli Eğitim'den yansıyan Türkiye gerçeği"
başlığı altında, Bakanlık'taki sıkıntıları gündeme getirdik...
Hüseyin Çelik, AK Parti döneminden önce de çok yakından görüştüğümüz,
çoğu zaman takdir ettiğimiz bir bakan...
Ailesinin bazı fertleri de arkadaşımız...
Buna rağmen...
"Doğruya doğru."
Geriye dönüp, bakın...
Kabine üyelerinin her biriyle ilgili yazılarımız var... İşimiz bu;
"Eğriye eğri!.."
***
Güç odaklarına yaslanma çabası içine girmeksizin iyi kötü yazıyoruz,
işte...
Hesabımız ortada...
Hükümete daha da fazla yüklenmemizi telkin eden dostlarımıza daha verimli
adresler gösterelim...
Biraz da onlara yüklensinler...
Akıllarına gelmiyor mu acaba, şu muhalefet nerede?..
İşte, TCK tasarısı...
Medya, iyi kötü tartışıyor... Ya muhalefet...
hangi partinin, ne gibi bir hazırlığı var?..
Anamuhalefet partisi ne diyor?..
"Zina serbest olsun, yatak odamıza kimse el uzatmasın" vesaire...
Derler ya...
"Benim oğlum zina (pardon) bina okur, döner döner yine okur."
***
Diğerlerine gelince...
DYP'den Nevzat Ercan'a, MHP'den Mehmet Şandır'a,
Saadet'ten Yasin Hatipoğlu, Lütfü Esengün'e soruyoruz...
Ne gibi çalışmaları var, neler yapmışlar?..
Sözgelimi...Güncel ya, "TCK tasarısına alternatif bir çalışmanız var
mı?.." diye sorduk...
Öyle, gazetelere yansıyanların derlenmesinden ibaret bir şeyler var...
Aşağı yukarı hepsi o kadar...
İktidarı yakından takip ediyorlarmış...
Raporlar hazırlayıp, kamuoyuna sunuyorlarmış...
BAŞKA PARTİ VAR MI Kİ?..
15/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
Hangi raporlar?..
Bugüne kadar, hangi problem için hangi "çözümü" sundular...
Biz buradayız, görmüyoruz...
Olsaydı görürdük, yazmak zorunda bırakılırdık...
Bakın, ATO Başkanı Sinan Aygün, raporlarıyla gündem belirliyor...
Adamı, yazmaya çizmeye mecbur ediyor.
***
Kim ne derse desin gerçek ortada:
Muhalefet yok...
Koca partilerin muhalefet yapmadığı bir ortamda, bizim muhalefetimize
yüklenenler... Biraz da muhalefetle uğraşsınlar...
Bulabilirlerse eğer!..
NEDENSE
Dün Meclis'te TCK tasarısıyla ilgili görüşmeler vardı.
Koca paketin, hak ve özgürlükler alanını tuzaklarla dolduran maddeleri
değil de, "zinası" önemseniyor ya... Bu yazıyı kaleme aldığımız
dakikalarda, AK Parti'nin genel eğilimi, "zinada da geri adım"dı...
Bu eğilimin belirmesi, malûm çevrelerde sevinçle karşılandı...
Merak ediyoruz haliyle: "Bu sevincin sebebi ne, acaba?.."
RTÜK'TEN
Dün, RTÜK hakkındaki Devlet Denetleme Kurulu raporundan bazı bölümlere
yer vermiştik.
Konuyla ilgili olarak, bazı DDK görevlilerinin niyetlerine ilişkin soru
işaretleri oluşturabilecek bir açıklama geldi. Kısmet olursa, bu meseleyi
yarınki yazımızda ele alırız.
***********************************************************************
DÜŞÜNCE ZİNASI YERİNE HELAL FİKİRLER ZAMANI
15/09/2004
Radikal
Köşe Yazısı
PERİHAN MAĞDEN
'A! nur topu gibi bir Türk Ceza Kanunu hazırlamıştık, taktınız zinaya,'
yapıverdi hükümet.
Oysa 'Takın zinaya! Bakın zinaya!' yapan bizzat kendileriydi.
Tabanlarına şirincik gözükebilmek için pişirdikleri bu Kurtboğan Pasta,
boğazlarından geçmedi sonra.
Kendin pişir/Kendin yeme.
Töre cinayetleri işlenen topraklar burası.
Namusumdu, oynadıydı, yaptıydı diye kadınların telef edildikleri bu
coğrafyada, sen kalkıp da 'Anadolu Kadını böyle istiyor' balonunun ipine
asılarak bir parmak şeriatbalı çalmaya kalkarsan oy depolarının açık
farz ettiğin ağızlarına-
Sonra çabucak geri vitese takabilme yetenekleri de var işte: Şaşırtıcı!
Ama bunca Kötü Zamanlama özelliklerine karşılık, en olmayacak bir zamanda
bu 'Zina Suç Sayılsın' geri(ci)liğini çıkarmış olmalarına karşılık ve
böyle kötü zamanlamalarla ilgili (YÖK'te ve imam-hatiplerde olduğu üzre)
giderek kabaran bir kekleri, pardon sicilleri olmasına karşılık, kısmetli
adamlar vesselam.
İşleri, Türkiye Cumhuriyeti'nde epey zamandır gözlemediğimiz şekilde rast
gidiyor.
Nazar değmesin.
Zira onlara nazar değmesi demek, bizim cümleten çarpılmamız demek. Ve bu
'kader birliği' esasında pek de ortak noktamız olmayan adamlarla, tuhaf
DÜŞÜNCE ZİNASI YERİNE HELAL FİKİRLER ZAMANI
15/09/2004
Radikal
Köşe Yazısı
tabii.
Var da tabii bir ortak nokta, payda: Sivilleşme Arzusu.
Ve diyelim: düşüncelerimize hak ettiğimiz özgürlüğü, vaat ettikleri üzre,
getirebilecekler mi? En sonunda?
İsteriz ve de minnettar kalırız, pek tabii ki.
Biz ne badireler atlatmış Türkiye Cumhuriyeti mudileriyiz.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yapılan şikâyetler sonucu, Wernicke-
Korsakoff teşhisi konmuş (yani zihni geri dönüşsüz biçimde hasar almış)
mahkûmların yeniden hapishanelere, yani 5 yaldızlı F tiplerine filan da
konulmuş olması hallerini incelemek üzre gelen heyet Türkiye
Cumhuriyeti'ni suçüstü yakaladı!
Zira artık aklı üç yaşında bir çocuk seviyesine gerilemiş ve sonsuza dek
oralarda kalacak insanları, kalkıp da hapishanelere tıkmanın, hiçbir
insani, hukuki, vicdani dayanağı yok ki.
O adam/kadın artık sakat.
Sakatlanmış.
Dünya Ayıplar Tarihi'ndeki haklı yerini almış operasyonlarından sonra,
onu tıktığın insanlık dışı hücre sistemini protesto edebilmek için,
elindeki TEK alanı, KENDİ BEDENİNİ kullanmış.
Sakatlamış işte kendini.
O, artık O değil.
Düşüncelerinden dolayı, dergi okudu diye, afiş astı diye, o ve bu örgüte
üye diye cezalandırmak üzre içeri tıktığın adam/kadın; uçmuş, gitmiş.
Geride mahvolmuş bir beden ve hiç büyümeyecek, gelişmeyecek, düzelmeyecek
zavallı bir çocuğun zihni.
Geride kalan, zalim ellerine kalan, bu.
Vazgeçtim sorumluluğunu yüklenmenden; bu kadar cana, acıya, kayba neden
olan bir hapishanecilik sistemini sorgulamandan-
Vazgeçmedim de ben şahsen, böyle dedik, diyelim.
Şimdi sen sakatlanmış bu adamı, bitmiş tükenmiş bu adamı, kadını hâlâ ve
ısrarla 'içerde' tutamazsın.
Kaçtı, gitti o elinden. Geriye bu çocuklaştırılmış yığın kaldı. Kör
olasın demiyorum, kör olma da, gör bunu.
Yani bizlere, düşünceye özgürlük ve daha pek çok çeşit düşüncelilik
halleri lazım.
'Zina suç sayılmalı' deyip de, zamanında ite kaka güç paçayı
kurtardığımız faşist ve özünde yalnızca kadın düşmanı bir maddeyi
diriltmeye çabalamak filan yerine-
İnsanı insan yapan düşünme hallerini, cezalandırmaktan toptan vazgeçmek
lazım.
***********************************************************************
UÇKUR KRİTERİ
15/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
EMİN PAZARCI
İşi gücü bıraktık, zinaya takıldık. Haftalardır zina ile yatıyor, zina
ile kalkıyoruz. Bütün önemli meseleleri unuttuk. Milletin uçkur
meselesini büyütüp, Türkiye gündeminin birinci maddesi yaptık.
Televizyonu açıyoruz, "zinadan" bahsediliyor...
Otobüse biniyoruz, "zina" tartışılıyor...
Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gidiyoruz, "zina" konuşuluyor...
Zina meselesi, artık iliklerimize kadar işledi!
UÇKUR KRİTERİ
15/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
Kim ne derse desin, biz bu "zina" konusuna iyi kaptırdık. Zina,
yaşantımızın her aşamasında karşımıza çıkıyor. Zina tartışmalarına
girmeden, hayatımızı bir türlü devam ettiremiyoruz...
Baksanıza, halterde kiloları kaldırdık. Madalyaları toplayıp, Olimpiyat
şampiyonlukları aldık. Ardından da zina meselesine takılıp kaldık. Taciz
iddiaları büyüdü ve "zina" tartışmasına dönüştü.
Sonunda iş öyle bir noktaya vardı ki... Bayanlar Halter Şubesi'nin
kapatılması için başvuru bile yapıldı. Zina, Olimpiyatta kaldırılan
kilolardan daha ağır bastı!
Hatırlarsınız...
Atletizmde de tartışmalar "zina iddiaları" ile başlamıştı!
* * *
Biz, koca 28 Şubat sürecini de "zina tartışmaları" içinde geçirmedik
mi?..
Millet olarak televizyonların karşısına geçtik, "Fadime Şahin" dizileri
izledik. Aczimendi Lideri Müslüm Şahin ile Ali Kalkancı'nın uçkurları ile
uğraştık. O zaman da zina ile yattık, zina ile kalktık.
Ailelere örnek olsun diye TV dizileri yaptık...
"Çocuklar Duymasın" dizisi, reyting rekorları kırdı. Diziyi yayınlamak
için özel televizyon kanallarımız birbirine girdi. Büyük savaşlar
yaşandı.
Sonunda ne oldu? Bu dizi de "zina" konusuna takılıp kaldı!
Bütün diziyi unuttuk...
"Çocuklar duymasın" bir otel odasında çekilen kasetle anılır oldu!
* * *
Zina, mafya liderlerini takip eden polisin de imdadına yetişti. Toplumu
titreten, iş adamlarının vücut kimyasını bozan mafya liderleri, uçkur
derdine düştükleri için yakalandı.
Türkiye'de, yolsuzluklar bile, zina sayesinde ortaya çıktı...
Zina işin içine girmeseydi, İSKİ Skandalı çözülebilir miydi?
Çözülemezdi elbette!
bizde, "zina" konusu, her dönemde zaten gündemin baş sırasındaydı. Sadece
farklı şekillerde karşımıza çıkıyordu.
Yeni Türk Ceza Kanunu ile birlikte, "zina" gerçek kimliği ile boy
göstermeye başladı!
* * *
Şu, "zina" konusu, bize neleri unutturmadı ki!..
Osetya'daki katliam, gündemin arka sıralarına kaydı.
Talafer'deki "Türkmen kıyımı"nın üzeri örtü ile kapandı.
AB hayalleri, uçkura yenik düştü.
Zina tartışması çıktı çıkalı, geçim sıkıntısından bile söz edilmez oldu.
Baksanıza, turizmciler de sonunda ayağa kalktılar:
- Nereden çıktı bu zina tartışması? Biz, bunu turistlere nasıl
anlatacağız?
Allah'tan burada frene bastılar. Hızlarını alamasalardı, belki de
"Türkiye'ye zina için gelen turistler, artık başka ülkelere kaçacaklar"
diyeceklerdi!
* * *
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Baltık ülkelerine yaptığı gezinin
ardından gazetecilere sordu:
- Neden geziyi takip etmediniz? Niye gelmediniz? Koskoca uçak, boş gidip,
boş döndü.
Herkes bir mazeret uydurdu.
Kimse, cesaret edip de gerçeği söyleyemedi:
- Biz, daha büyük meselelerle ilgileniyoruz! Gündemde zina tartışması
UÇKUR KRİTERİ
15/09/2004
Dünden Bugüne Tercüman
Köşe Yazısı
varken, kim gider Baltık ülkelerine!
Başbakan, "Haydi kızlar okula" kampanyası için Şanlıurfa'ya gitti. Bizim
medya, orada da zinayı kafaya taktı. Bir bayan milletvekili yakalayan,
hemen mikrofonu uzattı:
- Efendim, zina konusunda ne düşünüyorsunuz?
* * *
Nihayet, bütün işi gücü "zina" olan bir toplum haline geldik.
Uçkur konusu, ülkenin bütün meselelerini geride bıraktı. Tartışma, çoluk
çocuk dahil, bütün toplumu sardı.
Yetmedi, Avrupa'ya sıçradı.
Onlar da bize, uydular. Bu zina tartışması, Türkiye'ye bakışlarını bile
değiştirdi. Kopenhag Kriterleri'ni unutup bir köşeye koydular. AB'ye
girişimizi "uçkur kriterine" bağladılar!
***********************************************************************
AKP MEYDAN OKUYOR
15/09/2004
Gözcü
Köşe Yazısı
KURTUL ALTUĞ
Devlet yayaşamında dış politika, ticaret ,yapmaya hiç benzemiyor. Çoğu
tarihe geçmiş devlet ve siyaset adamları "Halva demesini de
bilmelidirler.2 Özellikle dış politikada karşın dakine meydan okumanın
değil ama, kendi düşüncelerini kabul ettirmenin de yolu yardımı vardır.
Rahmetli ismet Paşa 22 Şubat gecesi Harpokulu komutanını köse
sıkıştırmak, devlete baş kaldırmanın hesabını sormak için, emrindeki
güçler seferber edeceğine, Talat Aydemir'in akrabası Ekrem Alican'ı
göndererek, Albay Aydemir'i Teslim olmasını sağlamıştı.
Bu bir üslup meselesidir.
Demirel Cumhurbaşkanı olarak gittiği Washington'da o ünlü Oval Ofiste
kendisinden "İran'ı terörist ülke ilan etmesini isteyen Başkan Clinton'a
öyle bir yanıt vermişti ki; o süper Başkan, Demirel'in söylediklerine hem
diyecek söz bulamamıştı, hem de övgüler yağdırmıştı."
Dış politikada ağzına geleni söyler, sokağın ağzını kullanırsan alacağın
yanıt da öyle olur.
ABD Irak'ta kabulü mümkün olmayan işler yapıyor. Bir işgal kuvveti olarak
Türkmenlerin yoğun bulunduğu bölgede ayırt etmeden insanları telef
ediyor. Türk Devleti buna elbette karşı çıkmalıdır. Ama nasıl? Zaten
kıymet-i harbiyesi kalmamış "o kırmızı çizgilerden söz ederek, ya da
aklını başına topla, sonra Iraktaki desteğimi çekerim" diye Amerika'ya
meydan okumakla değil elbette. O zaman o işgal gücünün sıkıntılarını
üstlenen devlet, sana "Ne dedin, açıkla da öyle tavır alayım" diyebilir.
ABD'ye "İşbirliğimiz sona erer" demek ne demektir? İncirliği kullanamaz
hale gelirsin mi, yoksa hava sahamı kullanamazsın demek mi?
Türkiye hiç yoktan bir "Zina davasını" bir aydır tartışıp duruyor. Ateş
olmayan yerden duman çıkar mı? Medya yazıyor, anlatıyor, muhalefet
eleştiriyor ve Hükümet sözcüsü Bakan "AB'de zina suç değilse,biz de ona
uymak zorunda mıyız, her ülkenin kendisine göre şartlan var" diyor. AB
hemen harekete geçiyor: "Bu Türkiye'nin İslami hukuka dönme hareketi
saydır. O halde Aralıkta tarih almanız tehlikeye girer" benzeri
açıklamalar art arda geliyor. AKP hem ABD'ye, hem de AB'ye meydan okuyor
ve bunun getireceği sakıncaları hiç, ama hiç aklına getirmiyor.
HEM İÇERİDE, HEM DIŞARIDA
Aslında AKP öylesine kafasını karıştırmıştır ki; "Başbakana vekaleten
AKP MEYDAN OKUYOR
15/09/2004
Gözcü
Köşe Yazısı
grupta konuşan Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı; hem böyle bir
madde 348 madde içinde yok diyor, hem de grubundaki milletvekillerine;
inançlarınız doğrultusunda hareket edin(!) demeyi de ihmal etmiyor."
AKP'yi yönetenler partiyi oluşturan oy tabanından gelen olmayacak
istekler ve gerçekler arasına sıkışmış olduğundan doğru dürüst politika
üretemiyor, iç politika malzemeleriyle, dış politika sorunları karşısında
sıkışıyor ve haklı olarak karşısındakiler! hayal kırıklığına ve güven
bunalımına itiyor.
Bu durum ister istemez insana bir "ikilem" arasına sıkışmış, devlet
deneyimsizliğini kanıtlamakla kalmıyor, bir de "Çoğunluğun diktası" ile
"Gerçek demokrasi' arasındaki nazik sının düşündürüyor.
AKP iktidarı durmadan kendisini "gelmiş geçmiş iktidarlar içinde en
devrimci iktidar olarak" tanıtır durur. Devrimci iktidarlar
olarak " tanıtır durur.
Devrimci İktidarlar eğer Demokrasiyi seçmişlerse, mutlaka Anayasaya içten
bağlılık içgüdüsüyle üzerinde düşünülmesi bile kabul edilemeyecek
gerçekler arasında seçim yapmak zorundadırlar. Örneğin: "Anayasa'nın
değiştirilmesi bile teklif edilemeyecek 1-2-3 maddelerine
dokunmamalıdırlar. Örneğin, "Anayasa'nın 174. maddesindeki hususların
Anayasaya aykırı olduğu iddia edilemeyecek yasaları değiştiremeyince,
arkadan dolanarak o maddeleri kadük etmemelidirler."
Hele bu tür iktidarlar, bir "Ne yapalım millet böyle istiyor" kalkanı
arkasından iş çevirmeye başlarlarsa, sadece içeriden değil, ayni zamanda
da dışarıdan da uyarılabilirler.
O zaman yapılacak olan nedir?
Kabadayı, delikanlı iktidar olarak gereğini yapmak...
AKP bunu yapmıyor; "zora karşı mehter yürüyüşüne başlıyor" yani geri
çekiliyor.
AB, "Zina suç olmayacak" diyor, zina rafa kalkıyor. ABD ise,
marifetlerini üslubunca karşılaman yerine, meydan okuyandan "açıklama"
istiyor.
SEÇİM KAZANMAKLA İŞ BİTMİYOR
Keşke her seçim kazanan iktidarın "her istediğini yapabilme şansı
olsaydı." Tarih nice iktidarları yazar ki; "onlar seçim kazanmalarına
karşın, her istediklerini yapabilmiş değillerdir."
Hele Türkiye gibi genel oyun işleyişi, toplumsal yapının kendisine özgü
özelliğinden dolayı beklenen sonucu vermekten çok uzak ülkelerde. Böyle
ülkelerde tutucu güçler Koalisyonu kütleler üzerinde öyle bir baskı
yapıyorlar ki; "halk yararına olan devrimci güçlerin iktidarı" mümkün
olmuyor.
Bu güçler sayesinde basın ve medya işlevini doğru yapamıyor, ekonomik
güçler harekete geçiyor ve "iktidarın yaptığı hatalar, kamuoyundan
gizleniyor."
İşte AKP iktidarı bu nedenle hem "iktidardır" hem de "Muktedir" olamadığı
için, karanlıktan korkan çocuklar örneği, kolayı oraya buraya kafa
tutmakta, meydan okumakta buluyor. Bari gereğini yapsa?
AKP'nin asıl oy depolan sayılan dinsel ağırlıklı kesim istiyor ki: "Zina
suç sayılsın, gerekirse işin sonu tesettüre bile dayansın!)" AB diyor ki:
"Öyle şeyi yapamazsın."
AKP'nin ayni tabanı istiyor, bazı yazarları dile getiriyorlar ki; "AKP
iktidarı hemen Irak'a asker göndersin, İslam'ı kurtarsın" Süper ve
Irak'ta işi başından aşkın ABD diyor ki: "Ne dedin açıkla da öyle
yanıtlayalım."
Mecliste "Kahir ekseriyete sahip AKP" hem kafa tutuyor, hem geri
çekilmeyi içine sindiriyor. Canım bu ne biçim demokrasi, nasıl iktidar
AKP MEYDAN OKUYOR
15/09/2004
Gözcü
Köşe Yazısı
diyenlere de kızıyor. Kıssadan hisse: Devrimciler, Mustafa Kemal'in şu
sözlerini hatırlamalıdır: "Herkesi memnun edelim, herkes memnun olsun
dersek biz maksadı temin etmiş olmayız. İdare-i maslahatçılar asla devrim
yapamazlar."
***********************************************************************
AKP BİNDİĞİ DALI KESİYOR...
15/09/2004
Posta
Köşe Yazısı
MEHMET ALİ BİRAND
AKP'yi yönetenlerin garip bir hali var. Bakıyorsunuz, son derece mantıklı
ve doğruyu gören, aldıkları kararları sonuna kadar götüren insanlarla
karşı karşıyasınız. Stratejik hedeflerini, orta ve uzun vadeli
çıkarlarını çok iyi biliyorlar. İyi hesap ediyorlar. Türkiye'nin genel
yönünü, atılması gereken adımları iyi değerlendiriyorlar. Kişisel
isteklerini, hatta partideki eğilimleri, ülke çıkarlarına
karıştırmıyorlar.
Sonra bir gün bakıyorsunuz, bir de ne görüyorsunuz? O bildiğinizi
sandığınız yöneticiler gitmiş ve yerine bambaşka insanlar gelmiş.
Neresinden bakarsanız bakın, hiçbir aciliyeti olmayan, sadece kulaklara
hoş gelen bir konu ortaya atıyorlar ve gündemi birbirine katıyorlar.
Zina tartışmalarının hiçbir tutarlı yanı yok. Yıllardır suç olmaktan
çıkarılmış bir konu yeniden ortaya konuyor. Buram buram dini
muhafazakarlık kokan, partinin kafasını gösteren bir tutum takınılıyor.
Sen parti olarak, AB için en zor reformları gerçekleştir. Siyasi riskler
al. İçerde gerginlik yaratacak adımlar at ve sonra ayrıntının ayrıntısı
sayılabilecek bir konuda fırtına koparılmasına neden ol.
AKP bu yaklaşımını Türban ve İmam Hatipler konusunda da göstermiş,
ardından geri adım atmıştı.
Ne gerek var.
Beklenemez mi?
Kamuoyu hazırlanamaz mı?
Kafa tutarak, kavga çıkararak bu parti ne kazanıyor anlayamıyorum.
Ya AKP yöneticilerinin, ülkeyi ve partiyi yönetme şekilleri çok farklı
veya ülkenin ve Avrupa Birliğinin geri kalanları bir şeyden anlamıyoruz.
***********************************************************************
İNSAN GERÇEĞİNDE BİRLEŞMEK
15/09/2004
Star
Köşe Yazısı
YAŞAR NURİ ÖZTÜRK
İnsan merkezli bir fikir ve siyaset iklimine hava ve su kadar muhtacız.
İnsan merkezli olmak nedir?
Deniyor ki, ‘Ne demek insan merkezli olmak? Tüm siyasetler insan
merkezlidir. Aksini söyleyerek siyaset yapan mı var?’
Aksini söyleyen yok, ama aksini yapanlar var. Söylerken doğru söylediler
ama eyleme geçince aksini yaptılar.
Eğer öyle yapmasalardı bu ülke bu halde olur muydu?
İnsanların otele kapatılıp diri diri yakıldığı, gelirin %80’ini nüfusun %
5’inin paylaştığı bir coğrafyada insan merkezli siyaset yapıldığını
İNSAN GERÇEĞİNDE BİRLEŞMEK
15/09/2004
Star
Köşe Yazısı
söylemek insana ve akla hakaret değil de nedir?
Zinayı suç sayarak ‘kadınların korunması’ nutukları atılmıyor mu?
Atılıyor, hem de tüm şiddetiyle. Şimdi,’istatistik’ denen şu garabet ve
saptırma belgesine bakın:
Türkiye’de geçen bir yılda sonuçlanan boşanma davasının sayısı 30 bin.
Bunların ‘zina’ gerekçeli olanları 69.
Önemli olan bundan sonrası:
Zina gerekçeli boşanma kararlarının 64 tanesi ‘kadının zinası’
gerekçesine dayalı.
Bu doğru ise Türkiye’de ‘zina’ eden kadınların sayısı ‘zina’ eden
erkeklerin sayısından 16 kat fazla. Siz buna inanıyor musunuz? Ertuğrul
Özkök taşı gediğine koymuş:
‘Bu istatistiğe bakarsanız, bu ülkenin kadınları ‘zinacı’ ama erkekleri
birer namus timsali. Siz hayatınızda böyle ikiyüzlü bir istatistik
gördünüz mü?’ (Hürriyet, 8 Eylül 2004)
İşte, tüm siyasetlerin ve siyasetçilerin ‘insancı ve insan merkezli’
olduğu iddia edilen Türkiye bu...
Nerede o insan merkezli siyasetler?
Onlar nerede ki, altı-üstü nimetlerle dolu bu ülkede 45 milyon insan
açlıkla yoksulluk sınırı arasında gidip geliyor?
Biz; söylenenleri değil, yapılanları siyaset sayıyoruz. Yapılanlar işte
bunlar.
‘İnsan merkezli’ olmanın ilk anlamı, insanı sadece insan olduğu için
sevip saymaktır.
İnsan merkezli siyaset, şu insan, şucu insan, falan renkten, filan
ırktan, dinden veya mezhepten insan yerine sadece ‘insan’ diyen bir
siyasettir.
İnsan merkezli olmanın Türkiye özeli açısından anlamı, Türkiye haritası
içinde yaşayan herkesin aynı haklara ve değere sahip olması ve bunun
gereklerinin hayata yansımasıdır.
Türkiye çok çeşitli medeniyetlerin, ırkların, dillerin, dinlerin,
renklerin ve desenlerin kaynaştığı bir ebru gibidir. Bu muhteşem ebrudaki
değişik renkler, gelecek zamanlara uzanan kader birliklerini en son
Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’nda bir kez daha tarihin önüne koyarak
sonsuza doğru bu birliktelikle yürüyeceklerini dünyaya göstermişlerdir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu kader beraberliğinin elle tutulur en
güçlü ifadesidir.
Ebrudaki renk ve desenleri, ebrunun korunması ve güçlenmesi yerine
ebrunun dağılması için bahane yapan, istismar edenler ise aldanmakta,
oyuna gelmekteler. Onlar insana da, insan merkezli anlayışa da kötülük
etmektedirler.
Böyleleri, ülkenin nimet ve imkânlarını dışarıdan birilerinin
yararlanmasına açmanın bilinçsiz araçlarıdır.
İnsan merkezli olmanın bir anlamı da klasik kalkınma anlayışından, insan
odaklı gelişme anlayışına dönmektir. İnsan merkezli olmayan kalkınma
anlayışları, sadece insanı tahriple kalmamış, doğayı, doğal kaynakları ve
doğal hayatın kazandıracağı mutluluğu da tahrip etmiştir.
Bendeniz, bu topraklarda ‘insan merkezlilik’ derken şunu da kast ederim:
Türk halkı veya Türk insanı, Malazgirt’ten Çanakkale’ye, Kurtuluş
Savaşı’na kadar iman, hayat, paylaşım ve kader birliği yapmış her renk ve
meşrepten insanın vücut verdiği bir ‘yurttaşlar topluluğu’dur.
Ve insan merkezli dünya derken de şunu özlerim:
Bir dünya kuralım ki, orainsan kutsal, tüm topraklar mábet, tüm meşru
fiiller ibadet olsun!
***********************************************************************
CEZA YASASI AB’YE ENGEL
15/09/2004
Yeni Asya
Köşe Yazısı
ASIM ASYALI
TBMM dün yeni Türk Ceza Kanunu için toplandı. AKP’nin başından beri
siyasî geçmişinden gelen handikaplar ne yazık ki AB’nin Kopenhag
kriterlerinin başında saydığı bu uyum yasasına da takoz oluyor...
Tıpkı diğer uyum yasaları gibi yeni TCK’nin AB’nin şart koştuğu düşünce
ve ifâde özgürlüğünü engelleyici, temel hak ve hürriyetleri daha da
kısıtlayan perişan hali, bu handikaptan ileri geliyor.
Zira siyasî iktidar, halkın Meclis’te anayasayı dahi değiştirme gücü
vermesine rağmen hâlâ “CHP’nin rızâsı”nı alma peşinde. Kendince
“meşrulaşma” hesabına AB’nin sivil siyasî irâdenin emrinde olmasını esas
aldığı kimi demokrasi ve siyaset dışı otoritelerin “oluru”unu aramakta.
Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in, “Tasarıda CHP ile uzlaşmaya çalışırız,
uzlaşamazsak maddeler mevcut haliyle kalır” diyerek Türkiye’nin AB
yolunda demokratikleşmesi için önemli bir adım olan bu temel yasayı
ifâdeyi ve özgürlükleri yargılayıcı halde bırakmasının sebebi bu.
Keza milletin inanç değerlerinden kopuk mâlum medyanın kasten tasarıyı
“zina konusu”na endeksleyerek maksadından saptırmasının nedeni de bu...
* * *
Herkes biliyor ki diğer uyum yasaları gibi bu tasarı da Türkiye’nin
demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünün temini için şart
koşulmuş. Ankara da, temel hak ve hürriyetleri sağlamak, düşünceyi
açıklama ve yayma, bilim, sanat ve basın özgürlüklerinin sağlanması adına
Ulusal Program’ın başındaki “siyasî kriterler” bölümünün en başında bunun
sözünü vermiş.
Türkiye’nin AB projesi çerçevesinde yapacağı diğer bütün siyasî, idarî ve
yargı reformları, yapısal değişikliklerin temelini teşkil eden Kopenhag
kriterlerini kısa vadede uyum ve uygulamada yerine getirme vaadinde
bulunmuş.
Bu yönüyle tasarı AB yolunda aşılması gereken fevkalâde önemli bir eşik.
Ancak gelinen noktada uzun zamandır Meclis Adalet Komisyonunda ve alt
komisyonda tartışılan tasarı, Türkiye’yi özgürlükler alanında daha da
geri götürüyor.
Mesela yazar ve düşünürleri sırf düşüncelerinden dolayı cezâlandıran ve
özellikle 28 Şubat “postmodern darbe” sürecinden bu yana ifâdeyi “suç”
saymada istimal edilen TCK’nin 312. maddesi hâlâ muğlak.
“Kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şekilde” cümlesi yerine “tehlikeli
tarzda” ibâresinin konulduğu madde yine istismara açık. Öylesine ki
hukukçular bu haliyle ceza yasasının çıkmamasının daha iyi olacağını
belirtiyorlar.
Oysa ceza yasalarının net, suçları tek tek sayan ve târif eden bir
biçimde olacağı, takdire bırakılmayacağı bir hukuk müteârifesi olarak
bilinmekte...
Hükûmet ve parti grubunun, AB’den tam üyelik müzâkere tarihi alınması
için değiştirilen yasanın AB müktesebatı ile AB üyesi ülkelerin
uygulamaları ışığında geliştirmek ve düzeltmek yerine, CHP ile uzlaşma
peşinde koşması dikkat çekici.
Görünen o ki AKP hükûmeti, Türkiye’nin resmen vaadettiği nicelik ve
nitelik bakımından AB standartlara ulaştırılmasının yolunu açacağına,
“yasa bu haliyle çıksa da olur” havasında.
Bundandır ki Adalet Bakanı, “Yazarlar ve düşünürler şâyet bu yasadan ceza
alırsa, Yargıtay var, AİHM var” diye konuşuyor. Hükûmetin “iyi niyeti”ni
nazara veriyor.
Sanki hep bu hükûmet başta kalacakmış ve yargıçlar hükûmetin bu “iyi
niyeti”ni gözetecekmiş gibi yasayı sakıncalı mahzurlardan ayıklamak
CEZA YASASI AB’YE ENGEL
15/09/2004
Yeni Asya
Köşe Yazısı
yerine, savcıların, hâkimlerin takdirine bıkarıyor. Bir hukukçu olarak
ceza yasalarının takdire bırakılmadığını bile bile...
* * *
Ve ne yazık ki öteden beri AKP hükûmetini destekleyen ve yüzlerce
trilyonluk borçları ötelenen medya, 284 maddelik yeni TCK’da bu benzerî
temel hak ve hürriyetleri kısıtlayıcı hususları değil, sâdece şikâyete
bağlı “zina cezâsı”nı serrişte ederek AB’nin önünde engel gibi
gösteriyor.
Gerçek şu ki tasarıda özellikle temel hak ve hürriyetler ve “devlete
karşı işlenen suçlar”a dair maddelerde hiçbir netlik ve objektiflik yok.
Peki mücerred ithamlarla suçlama cihetine gidilebilen, mevhum ve
muhtemeller üzerine bina edilen sübjektif ceza yasalarını AB kabul edecek
mi?
İktidar partisinin milletvekillerinin önergelerine rağmen sırf kanunsuz
başörtüsü yasağını dayatanlara uygulanabilir diye “eğitim hiçbir şeklide
engellenmeyeceği ve engelleyenlerin cezâlandırılması”nı esas alan madde
komisyonda yine “CHP’nin isteği”yle AKP’lilerin oylarıyla reddedildi.
Mevcut yasadaki şapka cezası ve Türk harflerine muhalefet cezâsı bir
misli arttırılarak bir yıla çıkarıldı. Üstelik buna “Bazı Kisvelerin
Giyilemeyeceğine” dair devrim kanunu ilâve edilerek, hak kazandıkları
okullarından atılan başörtülülere ceza verilmesi yolu açıldı.
Hatırlanacağı üzere kamuoyu daha önce Medenî Kanun’da da “kadın – erkek
eşitliği ve mal paylaşımı”na odaklanmıştı. Şimdi de “zina tartışması”na
odaklanmak isteniyor.
Hükûmet, milletin verdiği gücü boşa harcamamalı, AB’nin istediği yasaları
çıkarmada kullanmalı. Mâlum medyanın ve CHP’nin “tasvibi”ni almak yerine
AB hedefine, milletin taleplerine bakmalı.
Çünkü 6 Ekimde yayınlanacak AB’nin Türkiye İlerleme Raporu’na çok az
kaldı...
***********************************************************************
NE İLGİSİ VAR?
15/09/2004
Yeni Asya
Köşe Yazısı
KAZIM GÜLEÇYÜZ
Döndük, dolaştık, yeni TCK tasarısı gündemini yine önümüzde bulduk.
Milletvekilleri, tatilleri daha bitmeden tasarıyı görüşüp bir an önce
sonuçlandırmak üzere çağrıldı. Sırf bu iş için dün toplanan Meclisin,
gece gündüz çalışarak tasarıyı kanunlaştırması öngörülüyor.
Hükümetin ve AKP’nin bu aceleye gösterdiği gerekçe AB. “Ekim’e kadar bunu
da çıkaralım ki, ay içinde açıklanacak ilerleme raporuna yetişsin ve
Aralık’ta beklenen müzakere tarihini savsaklamak için bahane kalmasın”
deniliyor.
Ama bir anda alevlendirilen zina tartışması, bu maksadın tam tersi bir
tabloya yol açıyor.
Ve bu tartışmayla, hiç ilgisi olmadığı halde İslâm hukuku işin içine
sokularak, bir taşla birden fazla kuş vuruluyor: Bir taraftan “irtica”
korkusu tekrar uyandırılıp şeriat bir kez daha karalanırken, diğer
taraftan tasarının çok daha büyük önem taşıyan hak ve özgürlükleri
kısıtlayıcı tuzak maddeleri gizlenip gözardı ettirilmeye çalışılıyor.
Konunun İslâm hukukuyla hiçbir ilgisi yok; çünkü öngörülen düzenleme
vaktiyle İtalya’dan aparılan ceza kanununun laik Türk sistemine uyarlanan
mantığı içinde oluşturulmuş.
NE İLGİSİ VAR?
15/09/2004
Yeni Asya
Köşe Yazısı
Dinle ilgisi “örf ve gelenek” çerçevesinde dolaylı bir irtibattan öteye
gitmeyen böyle bir düzenlemeyi bahane ederek İslâm hukukunu kötülemenin
ve üstelik bunu AB’ye yaptırıp Müslüman kitleleri AB’den soğutmak için
kullanmaya çalışmanın iyiniyetle izahı mümkün mü?
Oysa bu tartışmaya İslâm hukukunu karıştırmanın hiçbir haklı sebebi yok.
Çünkü İslâm hukukunda öngörülen suç tarifleri ile cezaî müeyyidelerin,
tümüyle kendi sistem bütünlüğü, mentalitesi ve şartları içinde
yorumlanması gerekir. Ve bu konularda ciddî çalışma ve içtihadlara
duyulan şiddetli ihtiyaç devam ediyor.
Bunun yapılmadığı bir ortamda, sırf şeriatı kötülemek amacıyla gündeme
getirilen iddia ve suçlamaların ciddîye alınacak bir tarafı yok.
Türkiye AB sürecinde yasalarındaki idam cezasını da kaldırdı, ama zinada
olduğu gibi bir tartışma o konuda hiç yaşanmadı. Oysa şeriatta idam
cezası da var. Neden hiçbir “köktendinci” kalkıp da “Şeriatın öngördüğü
bir cezayı nasıl olur da kaldırırsınız?” diye itiraz etmedi?
Demek ki, Türkiye’de insanlar meseleleri birbirinden ayırd edebilecek
ferasete sahip. Halkımız, asırlarca bağlı kaldığı ve bugün de özel
hayatını onun kuralları içinde tanzim ettiği şeriatın, kamu alanında aslı
bozmadan yapılacak yeni içtihadlarla günümüz şartlarına uyarlanamadığı
bir ortamda abes, dengesiz ve de tahrikkâr “şeriatçılık” söylemlerine
prim vermiyor.
Yürürlükteki pozitif hukuk kuralları çerçevesinde yapılan düzenlemelerde
ise, evrensel hukuk ilkeleriyle temel hak ve özgürlükler ve sosyal
gerçeklere uygunluk dışında şart aramıyor.
İnanıyoruz ki, şeriatın köke bağlı kalarak ve dinin temel hükümleri
çerçevesinde yapılacak modern yorumları, bugün onunla birçok noktada
kesişen, ama bazı noktalarda çatışan pozitif hukuku da vahiy çizgisine
teslim olmak zorunda bırakacak, ama bugün için görünen, böyle birşeyin
vaktinin henüz gelmemiş olduğu.
Ama o gün de gelecek. Zina tartışmasına özel yığınak yaparak aileyi,
kadını ve nesilleri tahrip hedefi istikametinde yeni mesafeler almaya
çalışan mihraklar bu neticenin tahakkukunu önlemek için tüm güçleriyle
çalışsalar da.
***********************************************************************
GÜL: SÖYLENECEK HER ŞEY SÖYLENDİ
15/09/2004
Sabah
Köşe Yazısı
MUHARREM SARIKAYA
Devlet Bakanı Ali Babacan'ın oğlunun önceki gün yapılan sünnet düğününde
iki konu konuşuluyor.
Birincisi, Türk Ceza Kanunu değişikliği ile zinanın suç kapsamı içine
alınması...
İkincisi ise Irak'ın Telafer kentinde yaşananlar ve ABD güçlerinin
bölgedeki çatışmalara hakim olamamaları.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ikinci konuya odaklanıyor.
Irak'ta Türkmenlerin yaşadığı bölgede sivil halka dönük saldırıları
ABD'nin bir an önce durdurmasını istediklerini vurguluyor.
ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'a, "Saldırılar durmazsa işbirliğimiz
sona erer" yönünde bir cümle söylediğine yönelik haberleri
anımsattığımızda şunları söylüyor:
"Ne gerekiyorsa her şeyi söyledik..."
Gül, "akrabalık bağı bulunan Türkmenlere yönelik saldırıların Türkiye'de
GÜL: SÖYLENECEK HER ŞEY SÖYLENDİ
15/09/2004
Sabah
Köşe Yazısı
yaratabileceği sıkıntıya" dikkat çekiyor.
TBMM'nin Türk Ceza Kanunu değişikliği için dünkü olağanüstü açılışı
öncesi siyasi parti gruplarında da aynı konular ele alınıyor.
Gül, Irak'taki Türk vatandaşlarına yönelik katliamın bir an önce
durdurulması çağrısını yineliyor.
Ardından şöyle devam ediyor: "Türkiye, uluslararası anlaşmaları, BM
kararlarını uygulayan ve Irak ile ilgili hiçbir gizli gündemi olmayan, en
önemlisi de fırsatçılık yapmayan önemli bir komşudur..."
Gül grup toplantısında konuştuğu dakikalarda, ABD Büyükelçiliği,
"işbirliğini sona erdiririz" yönündeki sözleri ile neyi kastettiğinin
yanıtını arıyor.
TBMM'de Irak İslami Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Muhsin Abdülhamid ve
CHP lideri Deniz Baykal ile yaptığı görüşme sonrasında asansörde Gül'le
karşılaşıyoruz.
İlk sorumuz, "İşbirliğini sona erdiririz" yönündeki sözleri ile neyi
kastettiğine yönelik oluyor.
Dışişleri Bakanı, Irak'taki gelişmelerin iyiye gitmediğinin altını
çiziyor.
Partisinin Grup toplantısındaki, "Geçmişte Kürtler zor durumda kaldığında
Türkiye nasıl el uzattıysa aynı durumun bugün Türkmenler için de
akrabalık bağı çerçevesinde geçerli olacağına" dönük sözünü anımsatıyor.
"Grup toplantısında ne söylenmesi gerekiyorsa her şeyi söyledim" diyor,
bunun ötesinde bir şey söylemek istemiyor.
Sınırların durumu
Daha sonra Dışişleri Bakanlığı üst düzey yetkilileri ile konuşuyoruz.
Bakan Gül'ün, Irak İslami Partisi lideri Prof. Dr. Muhsin Abdülhamid ile
yaptığı görüşmede de kaygılarını dile getirdiğini belirtiyorlar.
Sorunun temelinde, ABD güçlerinin geçmişte Saddam Hüseyin'in yaptığı gibi
baskı ve silahla Irak'ta istikrarı sağlayacağını zannetmesi yatıyor.
Sivil halkı silahla susturmanın bir aşamaya kadar olabileceğini görmüyor.
Daha da ilerisi kuzey ve güneyinde 10 yıl süreyle bulunmalarına rağmen,
psikolojik ve sosyolojik olarak Irak halkı ile bütünleşmeyi
sağlayamadıkları ortaya çıkıyor.
Sınırlar delik deşik bir halde Irak içine terör ihraç edilirken, bunun
önüne nasıl geçebileceğinin yöntemini bulamıyor.
Ankara'nın korkusu
Telafer'deki gelişmeler sonrasında Ankara'nın kaygısı daha da artıyor.
Irak'ta yıl sonunda gerçekleşecek nüfus sayımı ve ardından yapılacak
seçimler öncesinde olayların daha da büyüyebileceğini görüyor.
Sıkıntı da bu noktada ortaya çıkıyor.
Avrupa Birliği'nden müzakere tarihi alacağı 17 Aralık öncesi, Türkiye'yi
de önlenemeyen bir şekilde içine çekebilecek gelişmelerin yaşanmasından
çekiniyor.
PKK/Kongra-Gel konusunda ABD'den beklentiler gerçekleşmezken, şimdi başka
sorunlar da baş gösteriyor.
Bundan ötesi, son günlerde doğudan gelen şehit tabutlarının sayısı
artarken, aşırı milliyetçilerin cenazelerdeki boy gösterisi tekrar öne
çıkıyor.
Ankara ise 17 Aralık'a kadar geçecek üç aylık süreci bir yol kazasına
uğramadan aşmanın formülü ile uğraşıyor.
***********************************************************************
HAYDİ KIZLAR!
15/09/2004
Zaman
Köşe Yazısı
HAYDİ KIZLAR!
15/09/2004
Zaman
Köşe Yazısı
M. NEDİM HAZAR
Şunu vurgulamak isterim ki; yazı dağınık, fikirler ayrı tepelere
öbeklenmiş olabilir, kimse kusura bakmasın, tek yazı hacminde toparlamak
zor.
Öncelikle bu biline.
Ne zaman inançsızlık, kadın ve devlet kelimelerinin geçtiği bir
tartışmaya şahit olsam aklıma Carl Sagan'ın yazdığı meşhur Contact isimli
roman gelir. Hani şu Zemeckis'in filme aldığı ve ülkemizde ‘Mesaj'
ismiyle gösterilen meşhur film. Filmi uzun uzadıya anlatacak değilim,
sadece bir bölümüne vurgu yapmak istiyorum. Dr. Ellie (Ki Jodie Foster
oynamıştı bu rolü) inançsız bir gökbilimcidir. Uzaylılar yolladıkları
mesajlarla, insanlığın çok uzağında bir medeniyetleri olduğunu insanlığa
iletirler. Ve bir temsilci seçilecektir dünya adına uzaylıları ziyaret
için. Birçok aday vardır, Dr. Ellie de bunlardan biridir. Dünyayı yöneten
insanlar toplanır ve bayan Ellie'ye dünyayı temsilen gidemeyeceğini
söylerler. İki neden vardır. Birincisi bayan bilim adamı inançsızdır.
İkincisi de kadındır. Uzay denilen o akıl almaz boşlukta neyle
karşılaşacağı bilinmediği için inançlı bir erkeği tercih ederler; ama
işler -her zaman olduğu gibi- yöneticilerin dediği gibi gitmez. Hâsılı
Dr. Ellie uzay aracına biner ve başka medeniyetlere doğru yola çıkar. O
inançsız insan semavatın kat kat fevkindeki görsel senfoniyi görünce dili
tutulur, dimağı açılır. Kayıt yapan videoya şunları söyler: ‘Gördüğüm
manzara muhteşem. Nasıl ifade edebilirim bilemiyorum. Beni değil, bir
şairi yollamalıydınız!' Filmi sinemada izlerken aklıma Necip Fazıl'ın
dizeleri gelmişti:
"Atomlarda cümbüş, donanma şenlik;
Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur...
İç içe mimari, iç içe benlik;
Bildim seni ey Râb, bilinmez meşhur!"
Dünyaya tekrar döndüğünde artık inanmış biridir. Gördüklerini anlatır ama
yöneticiler yine inanmazlar. Ateistken de inanmazlar, inanmışken de.
Dünya tarihinin en başından beri yönetici takımı tebaanın inancı -ya da
inançsızlığı- üzerinde baskı kurmaya, onu değiştirmeye çalışmıştır. En
komünistinden en faşistine, en totaliterine kadar bunu denemiştir. Ancak
muvaffak olamamıştır elbette. Sadece semavi inançlardan bahsetmiyorum.
Öyle olmasa bugün bile en marjinal, en akıl almaz inançlara sahip
topluluklar olmazdı, diye düşünüyorum.
Yine dünya tarihinin en başından beri bir şey daha değişmez ve
değişmeyecektir. Yönetenlerin düşünceleri ve inançları... Ne yaparsanız
yapın onları değiştirmek mümkün değildir. Kendileri değişecek yere, sizi
değiştirmeyi denerler. Tıpkı Dr. Ellie'yi önce inançsız, sonra inançlı
olduğu için dışlayan Contact yöneticileri gibi.
Zina, haydi kızlar okula, bilmem ne tartışmaları günlerdir yapılıyor.
Önce de demiştim, kız çocuğunun başına da el atıyorlar, hayâlarına da. Ve
tabii medya kendine göre yontuyor bu tartışmaları. Siz bakmayın
özgürlükçü göründüklerine, bizim medyamız kadar tutucu ve en az tarihteki
tüm totaliter yönetimler kadar değişmez, katı zihniyete sahip başka ülke
medyası bilmiyorum.
Bir sefer akılları başka yerde. TCK'nın tartışmasını yapmak yerine apış
arasına takılıp kalmalarından belli.
Geçtiğimiz günlerde halterde taciz tartışmaları yapılırken, koskoca bir
anchorman karşısına aldı bu kızları. Sorduğu soruları izlerken insanın
midesi kalkıyor: 'Erkek arkadaşın var mı? Kimseyle flört ediyor musun?'
Olimpiyat şampiyonu sporcuya bunlar mı sorulmalıydı yani? Ha derseniz ki,
HAYDİ KIZLAR!
15/09/2004
Zaman
Köşe Yazısı
‘Putin'e bile Baltacı ile Katerina'yı soran zihniyetten ne bekliyorsun
ki?' Verecek cevabım yok tabii.
Bakın bugünlerde bir şey daha popüler. Savaş Ay'ın Pazar sohbetleri. Ünlü
kızlarımız ile röportajlar yapmıyor Ay, adeta karpuzu yere çarpıp
okuyucuya çekirdek saydırıyor. Ve biz okumamanın acı sonucunu görüyoruz.
O, tüm kızların hayran olup, peşlerinden koştuğu kızların ne kadar ‘zır
cahil' olduğunu görmek güldürmüyor beni, acı veriyor acı! Aydın
Menderes'in Adnan Menderes'in kardeşi olduğunu zannetmek, Özal'ı
benzinliklerde şampanya satılmasına izin verdi diye ‘özgürlükçü' bulmak
bu kızlara has bir durum. Nedeni bir gün sonraki bir başka haberde ortaya
çıktı. Bu kızların çoğu ilkokul mezunu bile değil!
Sakın ola ki bu kızcağızları suçlamayın. Okul yolunu medyatik hayallerle
kapatıp, zina yolunu sonuna kadar açanların da suçu var. Dr. Ellie'yi
hatırlayın. Onu da inançsızlığa bir din adamı itmiş ve medya-iktidar
işbirliği dışlamıştı.
Kız dediğiniz gazla çalışan bir alet değil ki ‘haydi kızlar' diyerek
onları cehaletten kurtarasınız. Önce bu çakıl taşlarını ayıklamak
gerekiyor.
***********************************************************************
CİNSEL ALDATMA, EVLİLİK VE TCK
15/09/2004
Radikal
Makale
NEVZAT TARHAN
Cinsel aldatmaların evliliklere zarar verdiği bir gerçek. Ancak AKP
hükümetinin yaptığı gibi buna ceza vermeyi düşünmek Avrupa yolunda en son
atılacak adım. Cinsel mutluluğu hayatın merkezine oturtmak yanlış bir
tavır
50 yaşlarında çok çapkın bir erkekten dinlemiştim. Hastalığı nedeniyle
zor günler yaşamış karmaşık operasyonlar geçirmişti. Cinsel yaşamının
bittiğini öğrendiğinde bu durumu eşine şöyle aktarmış: "Benim cinselliğim
bitti. Bu durumda eğer boşanmaya karar verirsen seni anlarım." Burada
eşinin vereceği cevabı çok önemsiyordu. Hanımefendi eşinin cinselliğe ne
kadar önem verdiğini biliyordu ama bununla beraber kadın-erkek
ilişkisinde erotik duygulardan daha önemli olanın romantik duygular
olduğunu biliyordu. Sevgiyle eşine yönelip şu şekilde cevaplamış:
"Hayatım herhangi biriyle yaşamaktansa senin yarımınla yaşamayı tercih
ederim." İçtenlik ve sevgi kadına bu sözü söyletmişti.
Kadın erkek ilişkilerinin büyülü bir doğası vardır. Eşler arası sadakati
korumak evlilikte gerekli mi değil mi? Batı kültürü 1960'lı yıllarda
başlayan cinsel özgürlük akımlarından sonra bu konuyu çok tartıştı, hâlâ
tartışıyor.
Betty Friedman 1963'te kadınlara silahlanma çağrısı yapan bir feministti.
Şu anda bayan Friedman feminist hareketin yeni bir evreye girdiğini
söylüyor. Evlilik annelik, çocuk besleyip büyütme, cinsel sadakat
konusunda farklı görüşleri var. Manhattan'da tek başına yaşayan Friedman
şunu söylüyor "Bir adamla güzel ve sadakate dayalı bir ilişki sahibi
olmak beni çok mutlu ederdi."
Cinselliği kadın-erkek ilişkilerinin merkezine koyan yaşantı hayatta
insanın alabileceği tadın yarısını bir yana itmiş olur mu? Bütün dünyada
yükselen bir sıklıkla yeni eşlere yönelme var. Birkaç bin adama
sorduğunuzda yarıdan fazlası evlilik dışı ilişkilerinin olduğunu söyler.
Zina açıkça kadınlar arasında da yükseliyor. Bugün ABD'de eşini paylaşan
CİNSEL ALDATMA, EVLİLİK VE TCK
15/09/2004
Radikal
Makale
çiftlerin kulüpleri var. Bazı evlilik danışmanları zinanın faydalı
olabileceğini de söylerlerdi.
Ünitarien kilisesi 'Açık evlilik alternatif yaşam tarzı' isimli
konuşmasında papaz Ronald Mazw tekeşliliğin doğru olmadığını savundu.
Buna karşı görüşten olanlar ise insanın seksten fazlası için
yaratıldığını savunurlar.
Depresyon had safhada
Peki sonuç ne oldu? Şu anda ABD de boşanmalar arttı, depresyon, aile
bağlarının zayıflaması, insanların yalnız kalmasıyla salgın haline geldi.
Çocuklar ve gençlerde de uyuşturucu kullanımı hızla yayılıyor. Bu durumu
göz önünde bulunduran Birleşmiş Milletler çözüm olarak 1994 yılını 'Dünya
Aile Yılı' ilan etmişti. Bu konuda aile terapistleri ve sosyopsikolojik
araştırma yapanlar şu kanaate vardılar: "Evliliğe zarar vermeden orta
karar seks ilişkisi güncel bir uydurmadır."
İnsan nasıl midesi aç kalır, hava oksijensiz kalır, beden elbisesiz kalır
ve sorunlar olursa aşağıdaki ihtiyaçlarında zarar görmesi insanın mutlu
ve başarılı olmasını engeller.
1- Sevmek, sevilmek ihtiyacı, 2- Güvenmek, güvenilmek ihtiyacı, 3- İlgi
ve destek görme ve istendiğini hissetme ihtiyacı, 4- Terk edilmeyeceğine
inanma ihtiyacı, 5- Önem ve değer verilme ihtiyacı, 6- Korunm
Metin, arşivdeki dosyadan olduğu gibi aktarılmıştır.