Gazete Haberleri 2004

Radikal

Haber metni

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

KÜTÜPHANE VE DOKÜMANTASYON MÜDÜRLÜĞÜ

20/09/2004

*************************************************************

ZİNA İNADI TCK'YI DOĞMADAN BİTİRDİ : TCK ZİNA DUVARINA ÇARPTI

17/09/2004

Radikal

Manşet

İdam cezasını tümüyle kaldıran, Kürtçe yayını başlatan AKP, AB'ye

uyumda 'zina'ya takıldı. Zinanın TCK'ya taşınması ve hapisle

cezalandırılması kararını, CHP'nin 'Meclis'i terketme' resti karşısında

'uzlaşmayı bozan taraf olmamak' endişesiyle uygulamaya koyamayan AKP,

çözümü, tasarının yürütme ve yürürlüğü düzenleyen son iki maddesini

Adalet Komisyonu'na geri göndermekte buldu. Uzlaşma doğrultusunda 343

madde Meclis Genel Kurulu'nda benimsendi ancak son

iki madde geri çekilince tasarı yasalaşamadı.

AKP bu taktikle, zina suçuyla ilgili yapılabilecek bir düzenlemenin,

AB'nin 6 Ekim'de açıklayacağı İlerleme Raporu'nu olumsuz etkilemesini

önlemeyi hedefledi.

Adalet Komisyonu, tasarının kabul edilen maddeleriyle ilgili yeni bir

tasarrufta bulunamayacak, ancak tasarıya bir ek madde eklenmesini

öngörebilecek. Komisyonda ek madde önerme kararı almazsa, Genel Kurul'da

bu düzenleme tekriri müzekkere veya yeni madde ihdasıyla tasarıya

eklenebilecek.

Erdoğan talimat verdi

AKP ile CHP arasında 14 Eylül'de 'ortak önerge' konusunda uzlaşmıştı.

Ancak AKP'- den gelen 'Ortaklık dışında da önerge verebiliriz' sinyalleri

üzerine Genel Kurul'da dün saat 11.00'de başlaması gereken görüşmeler,

14.00'e kadar ertelendi. Erdoğan'ın, AKP yöneticilerine 'Zina

önergesinden vazgeçilmeyecek' talimatı verdiği anlaşıldı.

Genel Kurul'un ertelenmesiyle birlikte AKP'de önerge hazırlıkları

başladı. Adalet Bakanı Cemil Çiçek ile Adalet Komisyonu Başkanı Köksal

Toptan, grup yöneticileri ve hukukçu milletvekilleriyle bir araya geldi.

Toplantıya Erdoğan'a yakınlığı bilinen Genel Başkan Yardımcısı Hayati

Yazıcı ile Genel Sekreter İdris Naim Şahin katıldı. Bu toplantıda ortaya

çıkan seçenekler Başbakanlık binasına taşındı. TBMM'den ayrılan Çiçek,

Toptan ve parti yöneticileri, Başbakanlık'ta, Erdoğan ile bir araya

geldi.

Başbakanlık'taki toplantıda Erdoğan, CHP ile varılan uzlaşma ve AB'den

gelen tepkileri anımsatan heyete "Toplumun ihtiyaçlarına cevap verecek

bir düzenleme istiyorum" karşılığını verince, hapis cezalı seçenekler

değerlendirildi. Zina konusunda TCK'ya yeni bir madde eklenmesi yerine,

aile hukukunu düzenleyen 233. maddeye bir fıkra eklenmesi, zina

tanımlamasından kaçınılması ve bunun yerine 'cinsel sadakatsizlik'

ifadesinin kullanılması ve bir yıl hapis cezası önerilmesi benimsendi.

Başbakanlık'tan dönen AKP Grup Başkanvekili İpek, TBMM'de CHP Grup

Başkanvekili Kemal Anadol ile görüştü. İpek, hazırladıkları önerge

hakkında bilgi verip uzlaşmanın sürmesi dileğini iletti. Baykal'ı

arayarak bilgilendiren Anadol, aldığı "Adı ister zina ister cinsel

sadakatsizlik olsun, bu anlayışı yansıtan hiçbir önergeye destek

vermeyiz" yanıtını İpek'e iletti.

Baykal: Meclis'i terk ederiz

Bunun üzerine Cemil Çiçek bir kez de CHP Genel Sekreteri Önder Sav'ı

arayarak yardım istedi ancak olumlu yanıt alamadı.

Baykal daha sonra arkadaşlarıyla yaptığı değerlendirmede, "Zinayı bir

başka isim altında dayatıyorlar. Önerge verilirse uzlaşmanın bozulduğunu

ilan eder Meclis'i terk ederiz. Bu yasa AKP'nin yasası olur, hesabını da

AB'ye, kamuoyuna verirler" dedi. Bu açıklamalardan sonra CHP beklemeye

çekildi. Ancak tartışmalı maddeler ortak önergelerle değiştirilmeye devam

etti.

Gözler Genel Kurul'a ve aile hukukunu düzenleyen 233. maddeye çevrildi.

Ancak AKP bu maddeye söz konusu önergesini vermedi. Kulise çıkan AKP

milletvekilleri şaşkınlıklarını dile getirirken, AKP Grup Başkanvekilleri

ZİNA İNADI TCK'YI DOĞMADAN BİTİRDİ : TCK ZİNA DUVARINA ÇARPTI

17/09/2004

Radikal

Manşet

Eyüp Fatsa ile Sadullah Ergin gazetecilerin sorularıyla bunaldı. Ergin,

yeni bir madde olarak ya da tekriri müzekkere yoluyla gelip gelmeyeceğine

ilişkin sorulara "Bilemem, kara tren gecikir belki hiç gelmez" yanıtını

vermekle yetindi.

Bu sırada Adalet Bakanı Cemil Çiçek, TBMM'den ayrıldı. CHP ile uzlaşmanın

sürmesinden yana olduğu belirtilen Çiçek'in, 233. madde görüşülürken

önerge verilirse CHP'lilerden gelecek eleştirileri dikkate alarak

Meclis'ten ayrıldığı yorumu yapıldı. Çiçek'in daha sonra Erdoğan ile

ikinci bir görüşme yaptığı bildirildi.

Görüşmelerde sona yaklaşılırken, CHP, AKP'yi yeni bir denemede

bulunmaması konusunda uyardı. AKP'nin tekriri müzekkere ya da ek madde

yolunu seçmesi olasılığını değerlendiren Baykal, arkadaşlarına "Bunun

siyasi cinayet, siyasi ahlaksızlık olacağını AKP'ye iletin" talimatı

verdi.

AKP'lilerle görüşmeleri sürdüren Anadol da, "Tekriri müzekkere olacağına

inanmıyorum. Çünkü bu siyasi zina olur" dedi.

Uzlaşmayı bozmayan ve önerge vermeyen AKP, tasarının yürütme ve yürürlük

dışındaki maddelerinin geçmesini sağladı. Sona gelindiğinde ise, tekriri

müzekkere ya da ek madde yollarını kullanmaya cesaret edemeyen AKP

çözümü, tasarının son iki maddesini komisyona çekmekte buldu. Böylece TCK

tasarısı yasalaşamadı.

Adalet Komisyonu Başkanı AKP'li Köksal Toptan, TCK'nın, Ceza Muhakemeleri

Usulü, Ceza İnfaz ve Bölge Mahkemeleri yasa tasarılarıyla bir bütün

olduğunu, eşzamanda yürürlüğe girmemesi halinde uygulamada sorun

olacağını söyledi. Toptan, tasarıyı bu nedenle komisyona çektiklerini öne

sürdü.

CHP'liler AKP'nin kararına tepki gösterdi. Genel Kurul'da Mustafa

Özyürek, Algan Hacaloğlu ve Canan Arıtman'ın da bulunduğu çok sayıda

milletvekili AKP'lilere, 'Bu yaptığınız ayıp. O zaman olağanüstü

toplantıya ne gerek vardı. Yakışmıyor' diye tepki gösterdi. AKP'liler ise

suskun kaldı.

Çözüm Çiçek'ten geldi

CHP Grup Başkanvekilleri Ali Topuz, Kemal Anadol ve Haluk Koç ortak basın

toplantısında, AKP'yi tutarsızlık ve samimiyetsizlikle suçladı, "13

maddeyi uzlaşmayla değiştirdik. Bu yasa zaten bir yıl sonra yürürlüğe

girecekti. Gerekçeleri inandırıcı değil. Zina TCK'ya girecekse, AB yine

aynı tepkiyi verecek. Bu işte cemaatleri ayağa kaldıran, bu baskıyı

yaratan, bu baskıyı CHP'ye yönlendiren Başbakan Erdoğan'dır. Zinada bize

Çin işkencesi yaptılar, her an nereden bir şey gelecek diye bekledik.

AKP'nin AB treninin lokomotifi olmayacağı görülmüştür" dediler.

Tüm gün uzlaşma görüşmelerini yürüten Adalet Bakanı Çiçek ile parti

yönetimi, son anda geliştirdikleri geri çekme formülünü Erdoğan'a akşam

saatlerinde yaptıkları görüşmede kabul ettirdi. Çiçek'in, "Aksi takdirde

CMUK ve İnfaz Yasası gibi kapsamlı tasarıları CHP ile uzlaşarak

çıkarmamız zorlaşır" dediği öğrenildi. Erdoğan'ın onay vermesiyle formül

hayata geçirildi.

***********************************************************************

AKP'DEN ZİNA TAKTİĞİ : YENİDEN 'ZİNA' KRİZİ

17/09/2004

Cumhuriyet

Manşet

ALİ TOPUZ

HALUK KOÇ

AKP'DEN ZİNA TAKTİĞİ : YENİDEN 'ZİNA' KRİZİ

17/09/2004

Cumhuriyet

Manşet

CHP'nin muhalefetini aşamayan hükümet, 343 maddesi kabul edilen TCY

Tasarısı'nı komisyona geri çekti

İLERLEME RAPORU BEKLENİYOR

Başbakan'ın "zinayı suç sayma" ısrarı TCY görüşmelerini tıkadı. AKP'nin

''cinsel sadakatsizlik'' başlığıyla zina suçunun yasaya eklenmesi

istemine CHP rest çekince tasarının yürürlük ve yürütme maddeleri Adalet

Komisyonu'na geri çekildi. AKP'li Toptan'ın, buna gerekçe olarak

"bekleyen diğer ceza tasarılarını" göstermesine karşın, asıl amacın

AB'nin ilerleme raporundan sonra "zina suçuna formül bulmak" olduğu

belirtiliyor. AKP'li Fırat, gelinen aşamanın AB açısından yeterli

olduğunu söyledi.

CHP: HALK VE AB ALDATILDI

CHP'liler, Meclis'i olağanüstü toplantıya çağırıp tasarıyı yapay

gerekçeyle donduran AKP'nin halkı aldattığını söylediler. CHP'li Kemal

Anadol, ''Zina için yeniden görüşme açılırsa bu siyasi zina olur'' dedi.

Haluk Koç, ''AKP, AB treninde bu çelişkiyle lokomotif olamaz'' görüşünü

dile getirdi. Ali Topuz da iktidarın AB'yi kandıracak formül aradığını

söyleyerek ''Sorunun asıl kaynağı, tarikatları harekete geçiren

Başbakan'dır'' diye konuştu. Erdoğan ise "her şeyin yolunda" olduğunu

savundu.

Başbakan Erdoğan'ın zinayı suç saymaktaki ısrarı üzerine tasarı komisyona

geri çekildi

Yeniden 'zina' krizi

Başbakan Tayyip Erdoğan 'ın ''zinayı suç sayma'' ısrarı Türk Ceza Yasası

Tasarısı görüşmesini tıkadı. Başbakan'ın ''cinsel sadakatsizlik''

başlığıyla zina suçunun ceza yasasına eklenmesi için ısrarlı olmasına CHP

rest çekince tasarının yürürlük ve yürütme maddesi Adalet Komisyonu'na

geri çekildi. AKP'li Komisyon Başkanı Köksal Toptan geri çekme gerekçesi

olarak, diğer ceza tasarılarıyla ''eşzamanlı olması'' istemlerini

gösterdi. AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat , TCY

Tasarısı'nın yürütme ve yürürlük maddeleri dışında görüşmelerinin

tamamlanmasının AB açısından yeterli olduğunu söyledi.

Gün boyunca AKP'nin ''zinayı suç sayma'' ısrarına direnen CHP

yöneticileri, 1 yıl sonra yürürlüğe girecek olan tasarıyı dondurma

gerekçesini gerçekçi bulmadı.

AKP ile CHP arasında salı günü varılan anlaşmanın ardından uzlaşma

havasında gerçekleştirilen TBMM'nin olağanüstü toplantısına AKP'nin

fiyaskosu damga vurdu. Erdoğan'ın Tacikistan'da bulunduğu salı günü

Başbakan Vekili olarak Abdullah Gül 'ün çözdüğü ''zina gerilimi'' dün

Başbakan'ın devreye girmesi üzerine yeniden gündeme geldi. Dün saat

11.00'de açılması gereken genel kurulun ilk oturumu kapatılınca AKP

içindeki bunalım ortaya çıktı.

AKP grup başkanvekillerinin yeni bir zina önergesi için çalışma yapmaları

parti içinde de sorun yarattı. Başbakan Erdoğan'ın talimatıyla yapılan

girişime Adalet Bakanı Cemil Çiçek , Adalet Komisyonu Başkanı Köksal

Toptan ve Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu 'nun itiraz etmesi

üzerine gerilim tırmandı.

Konuyu değerlendirmek için genel kuruldan ayrılan Çiçek, Toptan ve Kuzu,

Adalet Komisyonu'nda AKP grup başkanvekilleri Haluk İpek, Faruk Çelik ,

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı ve AKP Genel Sekreteri İdris

Naim Şahin ile bir araya geldi. AKP yöneticileri, saatler süren

toplantıda bir sonuca varamadı.

Grup başkanvekillerinin düzenlemede ısrar etmesi üzerine sinirlenen

Burhan Kuzu toplantıyı terk ederken AKP'lilerin değerlendirmesi saat

13.30'a kadar sürdü.

AKP'DEN ZİNA TAKTİĞİ : YENİDEN 'ZİNA' KRİZİ

17/09/2004

Cumhuriyet

Manşet

Erdoğan'la görüşme

Komisyondaki toplantıda karar alamayan hükümet ve parti yetkilileri,

genel kurulun öğleden sonraki açılış saatinden önce Erdoğan'ın yanına

gitti. Görüşmede, Erdoğan'ın ''CHP'lilerle görüşün, ikna etmeye çalışın''

diyerek zina düzenlemesinde ısrarlı olduğu öğrenildi.

Yeniden Meclis'e dönen AKP yöneticileri, CHP grup yöneticileriyle

görüşerek uzlaşma aradı. Ancak CHP Grup Başkanvekili Ali Topuz başlığı

''cinsel sadakatsizlik'' de olsa hiçbir şekilde zina düzenlemesine onay

vermeyeceklerini, her türlü engellemeyi yapacaklarını söyledi.

Genel kurula verilen ikinci bir arada Cemil Çiçek yeniden Başbakanlık'a

gitti. Başbakan'dan alınan talimat doğrultusunda genel kurul çalışmaları

tasarının son iki maddesine kadar sürdürüldü. AKP, son dakikaya kadar CHP

ile uzlaşma havasını bozmayarak 13 ayrı değişiklik yaptırdı.

AKP'nin sürpriz kararını, Komisyon Başkanı Köksal Toptan yürürlük

maddesine gelindiğinde açıkladı. Toptan, bölge adliye mahkemeleri, Ceza

Muhakemeleri Usulü Yasası ve Ceza İnfaz Yasası değişikliklerinin

beklenmesi için tasarıyı komisyona geri çektiklerini bildirdi.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat da, TCY Tasarısı'nın

yürütme ve yürürlük maddeleri dışında görüşmelerinin tamamlanmasının AB

açısından yeterli olduğunu söyledi.

Tasarının ilgili diğer 3 düzenleme ile birlikte ve eşzamanlı olarak

yürürlüğe girmesinin planlandığını, bu nedenle komisyona geri

çekilmesinin doğal olduğunu söyleyen Fırat, ''Bu geri çekmenin altında

başka bir neden aranmamalıdır'' dedi.

Tasarının komisyona geri çekileceğine aynı gün karar verildiğini ve bunun

CHP'ye de bildirildiğini belirten Fırat, TBMM'nin bugün Cumhurbaşkanı

Ahmet Necdet Sezer tarafından bir kez daha görüşülmek üzere geri

gönderdiği Bakanlar Kurulu ile yasama organı üyelerinin bu görevlerinde

geçen sürelerin akademik kariyer süresinden sayılmasını öngören yasayı

görüştükten sonra 1 Ekim'e kadar yeniden tatile gireceğini kaydetti.

AKP'nin kararına tepki gösteren CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol, zaten

1 yıl sonra yürürlüğe girecek olan tasarıyı bu gerekçeyle durdurmanın

inandırıcı olmadığına dikkat çekti. Toptan'ın söz ettiği tasarıların 5-6

aydan önce tamamlanamayacağına işaret eden Anadol, bu arada Avrupa

Birliği'nin ilerleme raporunun çıkacağını, oysa iktidarın tasarıyı bu

rapora yetiştirmek için olağanüstü toplantı çağrısında bulunduğunu

vurguladı.

CHP Grup Başkanvekili Ali Topuz, tasarının görüşmeleri sırasında

parlamentoda çok yoğun bir çalışma yapıldığını belirterek ''Bu dönem

zarfında bir kısım cemaatlerin, tarikatların temsilcileri TBMM'nin

kulislerinde, milletvekillerinin odalarında AKP'lilere baskı yapmıştır.

Sayın Başbakan da bu baskıları bizim üzerimize baskı olarak

yönlendirmiştir'' dedi.

AKP'lilerin sürekli AB'yi kandıracak bir formül aradığını vurgulayan

Topuz, ''Hani bu tasarı ilerleme raporuna olumlu etki yapacaktı? Ne oldu,

yoksa AB hedefinden mi vazgeçtik? AB bize büyük güvensizlik duymakta

haklı hale gelmiştir. Sorunun asıl kaynağı, Başbakan'ın kendisidir. Çünkü

tarikatları, cemaatleri harekete geçiren de odur, onları bize karşı bir

baskı unsuru olarak kullanan da odur'' diye konuştu.

CHP Grup Başkanvekili Haluk Koç da ''TCK serüveni tamamlanmadan sona

ermiş görünüyor. AKP, AB treninde bu çelişki, bu hezeyanla lokomotif

olamaz. AKP'nin ipiyle kuyuya inilmez. Bu gerçek ortaya çıkmıştır''

görüşünü dile getirdi.

AKP hükümetinin istediği değişiklik

Başbakan Recep Tayyi Erdoğan'ı n ''cinsel sadakatsizlik'' başlığıyla zina

AKP'DEN ZİNA TAKTİĞİ : YENİDEN 'ZİNA' KRİZİ

17/09/2004

Cumhuriyet

Manşet

suçunun ceza yasasına eklenmesi için ısrarlı olması Türk Ceza Yasa

Tasarısı görüşmesini tıkadı. AKP yöneticilerinin hazırladığı önerge,

''cinsel sadakatsizlik durumunda, eşlerden birinin yazılı şikâyeti

üzerine 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası verilmesini, bunun kadın ve

erkeğe eşit şekilde uygulanmasını'' içeriyor. ''Cinsel sadakatsizliğin''

ise gerekçede ''cinsel birleşme'' olarak tanımlanması planlanıyor. Bu

hükmün eşlerden biri aleyhine istismar edilmesi durumunda da ceza

öngörülecek.

***********************************************************************

AKP'DE ZİNA DEPREMİ

17/09/2004

Radikal

Köşe Yazısı

MURAT YETKİN

Erdoğan, Baykal ile Gül'ün zina konusunda yaptığı anlaşmadan hoşnut değil

Önce neler olduğunu bir sıraya koyalım.

27 Ağustos günü Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve TBMM Adalet Komisyonu

Başkanı Köksal Toptan, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'dan randevu

istiyorlar. Genel Merkez'deki görüşmede, 15 Temmuz'daki Meclis kapanışı

öncesi yeni Türk Ceza Kanunu (TCK) üzerine varılan AKP-CHP uzlaşmasında

tadilat istiyorlar. Ve AKP'nin zinayı hapislik suç saymak istediğinin

anlaşılmasıyla tartışma başlıyor.

Bu arada, 6 Eylül'de AB Genişleme Sorumlusu Günther Verheugen, 6 Ekim'de

yayımlanacak ve Türkiye'nin son üç yılki çabalarının meyvelerini

toplayacağı İlerleme Raporu öncesi son görüşmeler için Ankara'ya geliyor.

Olumlu gelişmelerden söz ederken, zina konusunu bir olumsuzluk olarak

Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül ile görüşmesinde gündeme

getiriyor. Erdoğan'ın "Konu görüşülmedi" diye yalanlamasını da,

Verheugen, basın toplantısında "Görüştük" diye yanıtlıyor ve bu anlayışın

Türk yönetimine Avrupa'da olan bakışı etkileyeceğini söylüyor.

AKP'nin 14 Eylül'deki Meclis açılışında zinanın suç olması yönünde bir

talepte bulunup bulunmayacağı gerilim konusu oluyor. Baykal, Grup

Başkanvekili Kemal Anadol aracılığıyla Cemil Çiçek'e görüşmek istediği

mesajını iletiyor. Çiçek, Erdoğan'ın yurtdışında olması nedeniyle Gül

başkanlığında toplanan gruptan ayrılıp Anadol'un odasına gidiyor ve grup

toplantısı ardından görüşebileceklerini söylüyor. Buluşuyorlar.

Görüşmenin ilk 15 dakikası, Gül'ün bir telefon konuşması nedeniyle

sohbetle geçiyor. Sonra Baykal, daha önce üzerinde anlaşma sağlananların

dışında bir değişiklik kabul etmeyeceklerini söylüyor. Ve ekliyor: Ama

yapmak isterseniz, size engel olmayız. Yalnızca, artık bu anlaşmanın

parçası olmadığımızı açıklarız.

Bunun devamında pek bir müzakere de olmadan anlaşma sağlanıyor. Baykal

böylece, AKP'den 'CHP zinayı savunuyor' türünden bir propaganda

ihtimalinin önünü kesiyor.

Toplantı uzlaşmayla sonuçlanıyor ve Baykal, Gül ve Çiçek kameralar

karşısında, anlaşma dışı bir girişimin olmayacağını ilan ediyorlar.

Bunun üzerine TCK maddeleri jet hızıyla Meclis'ten geçmeye başlıyor.

Erdoğan döndü, hava döndü

Ancak 15 Eylül akşamı, Erdoğan'ın Türkiye'ye dönüşüyle AKP kulisleri

karışıyor. Milletvekillerindeki huzursuzluğun TCK'nın çıkmasını ve AB

sürecini etkiler hal aldığını fark eden Çiçek'in girişimiyle 22.00'ye dek

çalışması planlanan Meclis, 19:45'te tatil ediliyor.

Başbakan'ın katılımıyla AKP MKYK toplantısı yapılıyor. Erdoğan'ın bu

AKP'DE ZİNA DEPREMİ

17/09/2004

Radikal

Köşe Yazısı

toplantıda "Halkın isteklerine uygun bir çözüm bulalım" dediği kulise

yayılıyor.

Dün Çiçek, Toptan ve grup başkanvekilleri, Erdoğan ile bir toplantı daha

yapıp Meclis'e geçiyorlar. Başbakan Erdoğan'ın dün Gül ile Baykal

arasındaki anlaşmadan memnun olmadığı iyice açığa çıkıyor.

Çiçek'in telefonu

Çiçek, saat 14.15 gibi Anadol'u arıyor.

'Cinsel sadakatsizlik' suçunun, Medeni Kanun'a atıfta bulunularak yer

alıp alamayacağını soruyor. CHP "Biz anlaşmamıza bağlıyız. Gerisi sizin

sorununuz" diyor. Anadol'un ret yanıtından tatmin olmayan Çiçek, bir kez

de CHP Genel Sekreteri Önder Sav'ı arıyor. Sav da Baykal'a danışarak aynı

yanıtı verince, Çiçek, Erdoğan'a giderek "CHP'nin niyeti kötü, Meclis'i

terk edebilirler" bilgisini veriyor. Böylelikle maddelerin görüşülmesi

sırasında konunun gündeme getirilmesinden vazgeçiliyor.

Gerisini biliyorsunuz.

CHP lideri Baykal, dünkü konuşmamızda, AKP'nin zina konusunda izlediği

çizginin, hem kendi kendilerini yıprattığını, hem de güvenilir bir siyasi

muhatap olmaktan çıkardığını söylüyor. Baykal'a göre, AKP 'büyük

iddialarla yaptığı çıkışlarda ne kadar hazırlıksız ve omurgasız olduğunu

gösteriyor, bocalıyor.'

Yeni Şafak yazarı Fehmi Koru, yaşananları 'Muhafazakâr tabanın uyarısı'

olarak tanımılıyor, ama bu sarsıntının izlerini yalnız tabanda değil,

tavanda da görebiliriz yakında.

***********************************************************************

AKP, AB'YE GİRMEK İSTEMİYOR!!!

17/09/2004

Cumhuriyet

Köşe Yazısı

ORAL ÇALIŞLAR

TV8'de önceki gece zina tartışmasının ardından Fehmi Koru' nun telefonu

çaldı. AKP Merkez Yürütme Kurulu'ndan bir milletvekili ''zina'' konusunun

yeniden gündeme getirilmek üzere olduğunu söyledi. Şaşırdık. Çünkü bir

gün önce AKP ve CHP'nin Türk Ceza Kanunu'nda değişiklik yapılacaksa ancak

bunun ortak bir önergeyle gerçekleştirileceğini kamuoyuna açıklamışlardı.

''Zina'' maddesi de taslakta olmadığına göre, bir anlamda bu madde

CHP'nin istememesi nedeniyle gündemden kalkmış oluyordu.

Kamuoyu böyle yorumlarken ve konu bu şekilde gündemden kalkmış diye

düşünülürken şu yazıyı yazdığım sırada gece aldığımız haberin doğru

olduğunu anladım. Çünkü AKP sözcüsü, zina konusunu öneri olarak TBMM'ye

getireceklerini açıkladı.

Bir Avrupa ülkesinin büyükelçisi bana dün, ''Bu zina konusu nereden

çıktı, kime sorduysam tam bir cevap alamadım'' diye sordu. Ben de bir

gazetecinin bir AKP milletvekiline ''Zinayı tasarıya ekleyecek misiniz''

diye sorduğunu, onun da evet demesi üzerine gazetecilerin Adalet Bakanı

Cemil Çiçek' e yöneldiklerini, onun da ''Neden olmasın'' karşılığını

verdiğini anlattım. Ardından Dışişleri Bakanı Gül ve Başbakan Erdoğan da

devreye girdi ve böylece iş ciddiyet kazandı.

AB üyesi ülkeler, bu konunun gündeme gelmesi üzerine yoğun bir eleştiri

kampanyası yürüttüler. Böyle bir maddenin ceza kanununa eklenmesinin

Türkiye'nin üyelik sorununu ciddi bir şekilde olumsuz yönde

etkileyeceğini söylediler. AKP'liler ise son dakikaya kadar ''zina''

ısrarlarını sürdürdüler. Arkalarında İslamcı gazetelerdeki İslamcı

yazarların çoğunluğu vardı.

AKP, AB'YE GİRMEK İSTEMİYOR!!!

17/09/2004

Cumhuriyet

Köşe Yazısı

Büyükelçi, Avrupa'da ''zina'' tartışmalarının yol açtığı tabloyu şöyle

özetledi: AB içinde Türkiye'nin girmesini savunanlar olduğu gibi,

Türkiye'ye karşı şüpheci bir tutum içinde olanlar da var. ''Şüpheciler''

zina tartışmasını, ''Bakın bu ülke öyle sizin andığınız gibi değişen bir

ülke değil. Siz hayal içindesiniz'' diyorlar. Verheugen' in son ziyareti

çok önemliydi. Verheugen de süreç içinde Türkiye'nin AB üyeliği için

olumlu bir noktaya geldi. Aslında birçok Avrupa ülkesi son iki yıl içinde

önemli bir görüş değişikliği içine girdi. Türkiye'de yapılan

değişiklikler, demokrasi alanında atılan adımlar heyecanla izlendi. Son

''zina'' girişimi ise Türkiye konusunda şüphesi olanları güçlendirdi.

Verheugen gibi olumlu tutum içinde olan kimseleri de zor durumda bıraktı.

AKP'lilerin Avrupa'dan gelen olumsuz havayı hissetmemesi mümkün mü? Bizim

bildiklerimizin çok daha fazlasını onlar biliyorlar. O zaman buna rağmen

neden hâlâ bu konuda ısrarlılar? Herhalde bizim bilmediğimiz başka şeyler

biliyorlar. Belki de ortaya çıkan olumlu hava hoşlarına gitmedi ve AB

işine taş koymak istiyorlar?

Bu durum başka türlü nasıl izah edilebilir? ''Zina'' tartışması gündeme

geldiğinden beri Avrupa basını bu konuyu çok önemsedi. AKP'nin

''İslamcı'' arka planı konusunda şüpheler dile getirildi ve ''Acaba gizli

bir programları mı var'' soruları sorulmaya başlandı.

Türkiye'nin AB'den müzakere takvimi alması, bütün geleceğimizi

etkileyecek önemli bir sürecin dönüm noktası. Bu konuda en kritik

tarihlerden birisi de 6 Ekim'de açıklanacak komisyon raporu. Önümüzdeki 3

hafta boyunca Brüksel'de bu programa şekil verilecek. Tam bu günlerde,

ısrarla, AB'den gelen tepkileri bile bile, bu konuda neden ısrar

ediliyor?

AKP, muhafazakâr bir parti. Ancak, AB'yi bir çözüm olarak önüne koydu.

Başbakan Erdoğan AB üyesi ülkeleri kapı kapı dolaştı. Önümüzdeki günlerde

yeniden böyle bir sefere çıkacak. 3 Ekim'de Almanya'nın birleşme gününde

bir araya geleceği, dört kez evlenip ayrılmış Alman Başbakanı Schröder' e

acaba ne diyecek? Ona ''zina'' cıların hapse atılmasının kerametini mi

anlatacak? Aslında ''zina'' yasası Almanya'da geçerli olsaydı, muhtemelen

Schröder birkaç kez hapse girmiş olabilirdi...

Demek ki AB'yi istemiyorlar. Başka ne denir ki!

NOT: Gazete baskıya girerken AKP'nin zina önerisinden yeniden

vazgeçtiğini öğrendik. Haydi hayırlısı!.. Sabaha bakarsınız yeniden

gündeme getirebilirler.

***********************************************************************

YASAYLA GELEN TEHLİKELER

17/09/2004

Radikal

Makale

AKP'nin yeni TCK'ya zina suçunu koymak istemesi yoğun tartışmalara yol

açtı. Zina, Anayasa Mahkemesi'nin kararlarıyla suç olmaktan çıkmıştı.

Reşit kişilerin gönüllü olarak kuracağı ilişkiler kamu otoritelerini,

temsil ettikleri veya ettiklerini söyledikleri kitleler adına bile olsa

ilgilendirmez. Hukuki düzenlemeler ahlaki sorunları çözmez

Zinanın Ceza Kanunu'nda zikredilecek bir suç sayılıp sayılmaması ile

ilgili tartışmalar bir taraftan ideolojik konumların netleşmesine, bir

taraftan da safların iç içe geçmesine yol açıyor. Ayrıca, kimi gazete

yazarlarının özgürlük, demokrasi, kamu otoritesi, hak gibi kavramlarla

ilgili bilgisinin sığlığının ve olaylara bakışta çifte standartlılığının

sergilenmesine de vesile oluyor.

Sınırlı kavramla tartışma

YASAYLA GELEN TEHLİKELER

17/09/2004

Radikal

Makale

Öncelikle işaret edilmesi gereken nokta, kimilerinin tekrar tekrar ısıtıp

ısıtıp sahneye sürdüğü bazı kavramlarla bu konuda anlamlı bir tartışmanın

yapılamayacağıdır.

Dünyayı kavraması yirmiyi aşmayan bir kelime hazinesi ile sınırlanmış söz

konusu şahısların, aslında bir argüman niteliği taşımayan, slogan olmanın

ötesine geçmeyen ve neredeyse tekerlemeye dönüşmüş retoriklerinden bir

sonuç çıkmaz. 'Çağdaşlık', 'çağa yakışmama', 'Türkiye'yi temsil etmeme'

türünden sözlerin bir anlamı yoktur. Devamlı bu kavramların ardına

sığınanların artık biraz zihnî gayret göstermesinin, doğru dürüst tezler

geliştirmesinin, kendileri için de, Türkiye için de iyi olacağına

inanıyorum.

Birey haklarının devletin varlık alanına girmesinden önce var olduğuna,

insanların doğuştan gelen vazgeçilmez haklara sahip bulunduğuna, bu

hakların toplum tarafından da, devlet tarafından da haklı ve meşru olarak

ihlal edilemeyeceğine inanan biri olarak olaya baktığım zaman, benim

olmasını istediğim şey, zinanın kadın için de, erkek için de bir suç

olarak düzenlenmemesidir. Bunun çeşitli sebepleri var: İlk olarak,

evlilik dışı ilişki olarak tanımlanan zina, esas itibarıyla, iki yetişkin

birey arasındaki bir olaydır. Reşit kişilerin gönüllü olarak nasıl bir

ilişki tesis edeceği, kamu otoritelerini, ister otoritelerin kendi

hatırları, isterse temsil ettikleri veya ettiklerini söyledikleri

kitleler adına olsun, ilgilendirmez. Devletin vatandaşların cinsel

hayatını izlemek gibi bir görevi ve yetkisi olamaz. Tarihte böyle

devletler görülmüş ve bunlar, şu veya bu derecede baskıcı, insan hakları

ihlalcisi devletler olarak tescil edilmiştir. İkinci olarak, zina, özü

itibarıyla, dinî kaynaklı veya dine dayalı ahlaktan kaynak alan bir

'uygunsuz' davranış olarak görülmektedir. Bu anlamda, o, bir günahtır.

Günah olan şeyin suç olması demek, dinî kodların pozitif hukuk sistemine

nüfuz etmeye başlaması demektir.

Din ve hukuk

Dinî kodların hukuku hiç etkilemeyeceği iddiasında değilim, zira bu,

hukuk toplumsal hayatın bir sonucu olduğundan, teorik olarak saçmalık,

pratik olarak hayalcilik olur. Ancak, günah olan şeylerin suç olmasının

yolunu açmak, toplumları dinî baskıcılığın sistemleşmesine ve abartılırsa

dinî totalitarizme sürükleyen bir yolun başlangıcı olabilir. Dinen günah

olan başka şeyler de var, içki içmek, namaz kılmamak, oruç tutmamak gibi.

Dinen günah olan zina hukuken suç sayılırsa, pekâlâ diğer günahlar da suç

olmaya itilebilir.

O zaman Suudi Arabistan'da ve İran'da olduğu gibi, din polisleri ve kamu

otoritelerinin din adına baskıları ortaya çıkar. Yani, bazı özgürlüklere

elveda dememiz gerekir. Günah olan şeyler genelde günah olarak

kalmalıdır. Günah olan icraatların, bir insan hakkı ihlâli teşkil

etmedikleri sürece, suç olarak düzenlenmeleri için bir sebep göremiyorum.

Toplumsal gerekçeler

Zinanın yasaklanması dinî değil toplumsal gerekçelerle de istenebilir.

İstenmektedir. Buna göre, yasaktan amaç, aileyi ve toplumu korumaktır.

Bir liberal olarak bana devlete toplumu ve aileyi korumak adına topluma,

bireylerin hayatlarına, cinselliğin tanzimine varan yetkiler vermek

anlamsız ve telikeli görünüyor. Hem devlet böyle bir şeyi başaramaz, hem

de birey haklarının ve özgürlüğün korunması bu amaçtan önce gelir.

Yasakların bu tür olayların vuku bulmasını engellediği veya suç

olmamasının teşvik ettiğine dair emprik veriler yok elimizde. Niyetin iyi

olması bu niyete dayalı davranışın ne haklı ve meşru olduğunu ne de

kolayca gerçekleştirilebileceğini gösterir.

Zina, öncelikle iki kişiyi, karı-kocayı ilgilendirir. Ve bu durumda,

YASAYLA GELEN TEHLİKELER

17/09/2004

Radikal

Makale

suçtan çok kabahat kategorisine girer ve bu kabahatin hesabı veya

neticesi öncelikle karı-kocanın meselesidir.

Şüphesiz, evlilik bir sözleşme ve taraflar için evlilik dışı ilişki

kurmamak sözleşmenin şartlarından biriyse, sözleşmenin ihlâli, ihlâlle

karşılaşana bir karşı hareket hakkı veya mecburiyeti yaratabilir. Ama, bu

hareketin yapılıp yapılmayacağına, yapılacaksa ne olacağına ve nasıl

olacağına karar verecek olan tek tek veya birlikte çiftlerin

kendileridir.

Tarihin gösterdikleri

Bu tür olayların vuku bulmaması, aile kurumunun güçlü olması elbette

temenni edilebilir. Bu gayet makul bir tavırdır. Ancak, bu tür temenniler

kamu otoritesinin bireysel alanı işgal etme yetkileriyle donatılmasını

haklı, meşru, gerekli kılmaz. Tarih şahittir ki, aileyi ve toplumsal

dokuyu koruma adına devlete aşırı yetki veren bütün toplumlarda, bu

kurumlardaki en büyük tahribatı gerçekleştirenler devletler olmuştur.

Ahlakı da, aileyi de koruyacak olan, toplumsal yapı, sosyal normlar,

sosyal kontrol, vicdanî hissedişler vb. olacaktır. Bunların yerini hukuk

alamaz. Alabileceğini zannetmek, legalizm yanılgısına düşmek, yani her

türlü insanî problemin hukukî düzenlemeye konu yapılabileceğini

sanmaktır.

Yaygın bir yanlış

Ne yazık ki, bu yanılgı dindar muhafazakâr kesimde hayli yaygın. Hukuk

her toplumun ihtiyacıdır ama hayattaki her şey hukukun konusu değildir.

Ahlakî problemler hukukî düzenlemelerle çözülemez.

Bunun en iyi ispatı, özellikle ABD'yi her seçim döneminde sarsan kürtaj

problemiyle ilgili hukukî düzenlemelerin sonuçlarıdır. Özgürlüğümüze

gerçekten düşkünsek, devletin-kamu otoritesinin yetkilerinin sosyalist

veya Kemalist argümanlarla-amaçlarla genişletilmesine karşı çıkmanın

yanında muhafazakâr argümanlarla-amaçlarla genişletilmesine de karşı

çıkmamız gerekir.

Atilla Yayla: Gazi Üniversitesi öğretim üyesi;

Liberal Düsünce Topluluğu'nun internet sitesinden (http://www.liberal-

dt.org.tr) alınmıştır.

***********************************************************************

ZİNA ŞEHİT ANALARINDAN DAHA MI ÖNEMLİ

17/09/2004

Hürriyet

Köşe Yazısı

ERTUĞRUL ÖZKÖK

SİZE dün gazeteyi hazırlarken aramızda geçen bazı konuşmaları aktarmak

istiyorum.

Her gün elinize gelen gazeteyi hazırlayan insanların olaya nasıl

baktıklarını göstermesi bakımından ilginç olabilir.

Birinci sayfayı hazırlamak üzere masaya oturmaya hazırlandığımız

dakikalarda AKP kulislerinden haberler düşmeye başladı.

AJANSTAKİ İFADE

AKP, zina konusunu yeniden gündeme getiriyordu.

‘Zina’ kelimesini kaldırıp yerine ‘cinsel sadakatsizlik’ kavramını

koymayı düşünüyorlarmış.

Ben ‘Olmaz böyle şey’ diyerek tepkimi gösterdim.

Haber Koordinatörümüz Enis Berberoğlu gülerek ‘Ama oluyor’ dedi.

O sırada Yazı İşleri Müdürümüz Doğan Satmış, ekranda haber ajanslarının

bu haberi verip vermediğine bakıyordu.

ZİNA ŞEHİT ANALARINDAN DAHA MI ÖNEMLİ

17/09/2004

Hürriyet

Köşe Yazısı

‘Bakın AP bu haberi nasıl vermiş’ dedi.

Dünyanın en büyük iki haber ajansından biri olan AP, gelişmeyi şöyle

duyuruyordu:

‘Türkiye’de İslami kökenli iktidar partisi, zinayı ceza kanununa sokma

konusunda ısrarlı.’

Evet, AKP’nin başına ‘İslami kökenli’ ifadesi yerleşmişti.

Tabii hepimiz ‘cinsel sadakatsizlik’ kelimesine takıldık.

Çoğumuz şu görüşteydik:

‘Cinsel sadakatsizlik kavramı, zinadan daha kötüydü.’

Neden derseniz, cevabı basitti:

Çünkü bu daha muğlak, daha belirsiz bir kavramdı.

Ben bir gün önce yazdığım yazıdan dolayı, kendimi müthiş aldatılmış

hissediyordum.

Çünkü AKP ile CHP’nin uzlaşmasını övmüş ve bunu ‘pozitif işbirliği’

örneği olarak göstermiştim.

Herhalde sadece ben değil başkaları da aynı duyguyu yaşıyordu.

Mesela Avrupa Birliği’nde, Türkiye’nin önünü açmak için bizden fazla çaba

harcayan insanlar...

SİYASİ ZİNA

Onlar da daha bir gün önce bu uzlaşmayı öven açıklamalar yapmışlardı.

Nitekim Brüksel büro temsilcimiz Zeynel Lüle, orada gerçek bir infialin

yaşandığını anlatıyordu.

Ertesi gün Avrupa’da çıkacak gazetelerdeki başlık ve yorumları tahmin

etmeye çalışıyorduk.

İşte bu hava içinde manşetimizi oluşturmaya çalışıyorduk.

İlk öneriyi ben yaptım:

‘Siyasi zina...’

Bununla AKP’nin, iki gün önce CHP’yle yaptığı anlaşmaya ihanet ettiğini

anlatmak istiyorduk.

Başyazarımız Oktay Ekşi itiraz etti.

‘Maksadını aşan, ağır bir ifade olur’ dedi.

CEMAAT BASKINI

Bunun üzerine AKP’nin getirdiği ‘cinsel sadakatsizlik’ kavramından

hareketle ‘Siyasi sadakatsizlik’ manşeti üzerinde konuştuk.

Bu içimize daha çok yatmıştı.

Gerçekten de AKP’nin yapmak istediği şey, CHP ile yaptığı uzlaşmaya

sadakatsizlik anlamına geliyordu.

AKP’nin bu tavrının neden kaynaklandığını tartıştık.

Bir gün önce ‘cemaat’ten bazı kişilerin Meclis’e gelip baskı yaptığı

iddiaları vardı.

Bir ara ‘Cemaat baskını’ manşetini düşündük.

Ancak bu manşeti destekleyecek somut bilgi yoktu.

Elimizde sadece Çanakkale’den gelen bazı kişilerin yaptığı görüşmelerle

ilgili genel bilgi vardı.

Ama ne konuştuklarını öğrenememiştik.

Ortada inanılmaz bir siyasi kargaşa vardı.

Anlamadığımız nokta şuydu.

AKP, cemaatlerin etkisindeki tabanından zina konusunda gelen baskılara

direnemiyordu. Ama o zaman AKP’ye şu sorulmaz mıydı:

‘Aylarca gösteri yapan şehit analarının istekleri, zinanın suç olmasını

isteyen cemaatlerin talebinden daha mı önemsizdi?’

AKP, şehit analarının bütün baskısına rağmen idam cezasını kaldıran,

dolayısıyla Apo’yu ipten kurtaran kanuna destek vermişti.

Doğru da yapmıştı.

Çünkü bütün bunlar, Türkiye’de iç barışı sağlayacak ve Avrupa Birliği

ZİNA ŞEHİT ANALARINDAN DAHA MI ÖNEMLİ

17/09/2004

Hürriyet

Köşe Yazısı

yolunda yürümemizi hızlandıracak cesur kararlardı.

Şehit analarına direnebilen AKP, cemaatlere niye direnemiyordu?

İşte birçok Avupalının kafasında soru işaretine yolaçan çelişki buydu.

ŞİMDİLİK BUZDOLABINDA

Zina konusu şimdilik buzdolabına kondu.

Ama AKP’lilerin şunu çok iyi bilmesi gerekiyor.

Bu davranışları ile Avrupalıların kafasında da ‘Takiyye’ şüphesini

doğurdular.

İnşallah bu şüphenin bedelini Avrupa Birliği projesinde ağır bir yara

alarak ödemeyiz.

***********************************************************************

SAĞDUYU

17/09/2004

Halka ve Olaylara

Tercüman

Köşe Yazısı

SIRRI YÜKSEL CEBECİ

AKP'NİN, Türk Ceza Kanunu'nda yapmayı düşündüğü zinayı suç sayan

düzenlemeden -çok kararlı olduğu halde- vazgeçmesini Avrupa Birliği'nin

mi, Türkiye'deki liberallerin mi, yoksa sağduyunun zaferi olarak mı

görmemiz gerekiyor?

Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne sokmaya kararlı bir iktidar partisinin,

İlerleme Raporu'nun açıklanmasına üç hafta ve müzakere tarihinin verilip

verilemeyeceğinin belli olmasına üç ay kala, AB hukukuyla kesinlikle

bağdaşmayan böyle bir düzenleme düşüncesini gündeme getirmesinin zaten

mantığı yoktu.

AKP'nin iki seçeneği vardı. Ya Ceza Kanunu'nda zinayi suç sayan

düzenlemeyi yapmakta ısrar ederek, şimdiye kadar yapılan tüm reformlara

bir çizgi çekecek, yani bir çuval inciri berbat edecek; ya da geri adım

atacaktı.

İkinci yolun seçilmesi, sağduyunun sadece Türkiye'de değil, AKP'de de

kazandığı anlamına geliyor.

Meclis'te şimdi, Türk Ceza Kanunu Tasarısı'nın maddeleri yıldırım hızıyla

görüşülerek kabul ediliyor. İktidarla anamuhalefet partisi arasında

uzlaşma olmasaydı, tasarı Meclis'ten geçemeyecek miydi? Elbette

geçecekti. Ama bu kadar çabuk ve kolay değil.

Tasarıdaki maddeler hem CHP'nin engelleme taktiklerine takılacak, hem de

kamuoyunda gereksiz tartışmalara yol açılacaktı.

Ancak, bir soru kafaları hala kurcalamaya devam ediyor:

- AKP, güçlü bir direnişle ve muhalefetle karşılaşmadığı taktirde, Sayın

Ecevit'in 1970'li yıllarda söylediği gibi, duvarın ötesine her an

atlayabilir mi?

Ve duvarın ötesinde ne var?

Dengeci liberaller

İNGİLİZ Financial Times gazetesinde önceki gün yer alan bir haber,

kafaları büsbütün karıştırıcı nitelikteydi. Habere göre, AKP'de aşırı

muhafazakarlar ve Milli Görüş'çüler çoğunluktaydı. Bunlar, Meclis'te

temsil edilmeyen küçük bir siyasi parti tarafından baskı altında

tutuluyorlardı.

Gazetenin adını açıkça vermediği Meclis'te temsil edilmeyen küçük siyasi

partinin hangisi olduğunu tahmin edebilmek için fazla düşünmeye gerek

yok.

Bu iddia doğru ise ve biz değiştik söylemiyle yola çıkanlar, sadece

SAĞDUYU

17/09/2004

Halka ve Olaylara

Tercüman

Köşe Yazısı

fiziki varlıklarıyla yeni kulvarda ilerlerken; ruhlarını, yüreklerini ve

gönüllerini terk ettikleri yuvada bıraktı iseler, millet açıkça

aldatılıyor demektir.

Ne var ki, AKP'de aşırı muhafazakarlar ve Milli Görüş'çüler çoğunlukta

olsalar bile, liberallerin ağırlığını da unutmamak gerekiyor. Vecdi

Gönül, Erkan Mumcu, Murat Başesgioğlu ve Köksal Toptan gibi liberaller -

ki böylelerinin örgütteki sayıları da hayli çok- bir denge unsuru olarak

AKP'de varlıklarını hissettirebiliyorlar. Nitekim Turizm ve Kültür Bakanı

Erkan Mumcu, zinanın Türk Ceza Kanunu'nda suç fiili olarak düzenlenmek

istenmesine açıkça karşı çıkanlardan biriydi.

AKP homojen değil

ŞİMDİLİK iktidarda olmanın avantajını kullanan AKP, sanıldığı kadar

homojen bir parti değil. Zina konusunda geri adım atılmasının arkasında

yatan en önemli neden de bu. İktidara geldiği günden beri tam bir birlik

içinde görünen AKP, zinanın suç sayılmasında ısrar etseydi, kendi içinde

de muhalefetle karşılaşabilir ve belki de ilk ağır yarayı alabilirdi.

AKP'de gerektiğinde iktidar imkanını bile elinin tersiyle itebilecek

ilkeli politikacıların bulunduğunu Sayın Recep Tayyip Erdoğan da çok iyi

biliyor.

Dolayısıyla, zinanın Ceza Kanunu'nda suç olarak düzenlenmesinden

vazgeçilmesini Avrupa Birliği'nden, liberallerden veya CHP'den çok,

AKP'deki sağduyu sahiplerinin zaferi olarak değerlendirmek daha doğru

olur.

***********************************************************************

AKLI KARIŞIK PARTİ

17/09/2004

Vatan

Köşe Yazısı

GÜNGÖR MENGİ

Yeni TCK, bireyi temel alan hukuk düzenine Türkiye'nin yükselmesini

sağlayacak.

Bunun yanında, AKP'nin değişim iddiasına da sınavdan geçmiş bir terfi ve

kalite belgesi kazandıracak.

Tabii tasarının zina inadına delinmemesi şartı ile..

İktidar partisi milletvekillerinin yarıdan fazlası Milli Görüş

kökenlidir. Partiye öbür sağ akımlardan gelenler AB idealine salt

Türkiye'nin menfaatlerini gözeterek bağlıdırlar.

Milli Görüşçülerin yarısı AB'yi "parti kapatma dönemine son" vereceği

için istiyor. Öteki yarısı ise, kendilerine sürekli yeni mevziler

kazandıran din sömürüsü imkânlarının AB yüzünden heba edilmesine karşı

direniyor.

TCK tasarısı mecliste "hızlandırılmış tren" gibi ilerliyordu. İki günde

346 maddelik tasarının 300'den fazla maddesi kabul edildi.

Fakat zina suçunu yasaya dahil etme girişiminin iç ve dış tepkilerle

püskürtülmesi, üstüne üstlük din görevlilerine siyaset yasağı getiren

maddeye sıranın gelmesi, AKP grubundaki itirazları ciddiye alınması

gereken bir sorun önemine yükseltti. Mesele Başbakan Erdoğan'a taşınırken

mecliste görüşmelere ara verildi.

Brüksel'den gelen uyarı kesindi: Zina yasaya girerse AB zirvesine

sunulacak Türkiye raporu olumsuz çıkacaktı.

Kendilerini cübbesini yitirmiş imam gibi çıplak hissetmenin

huzursuzluğunu yaşayan milletvekillerine yönelik bir meşguliyet tedavisi

AKLI KARIŞIK PARTİ

17/09/2004

Vatan

Köşe Yazısı

uygulandı.

AKP'nin zina konusunu "cinsel sadakatsizlik" tanımı ile suç kapsamına

almaya karar verdiği haberi kulislere yayıldı. Uyuz eşeği boyayıp satma

hilesine CHP'nin razı olmayacağını belli etmesi, bu oyunu bozdu. Ve tren

yeniden hareket etti.

İktidar grubu, zinayı eklemek üzere herhangi bir önerge vermedi ve madde

kazaya uğramadan geçti.

Peki tehlike tamamen önlendi mi? Hayır.. "Hızlandınlmış Tren Taktiği"

şimdilik işe yarıyor ama birinin "imdat kolu"nu çekip treni raydan

çıkarma riski devam ediyor.

Çünkü İç Tüzük son ana kadar, zinanın yasaya eklenmesini isteyen bir

önergenin görüşülmesine imkân tanıyor.

Hepimize hayırlı yolculuklar!

***********************************************************************

PEKİ BU ÇOCUĞUN BABASI KİM?

17/09/2004

Akşam

Köşe Yazısı

NURAY BAŞARAN

Günlerdir herkes yazdı, herkes konuştu. Bu konuda çok değişik görüşler ve

yorumlar var. İşte ilk aklıma gelenlerden bazıları:

**Eğer yasallaşırsa... AB hayal.

**Türk örf ve adetlerine göre bu yasallaşmalı. Aksi halde değerlerimizi

kaybediyoruz.

Yasallaşırsa şeriat gelir.

Türkiye AB üyesi olmalı ama bazı ahlaki değerlerini de kaybetmemeli.

Onun için bu kanun çıkmalı.

Ayrıca yasallaşırsa kadını koruyan çok önemli bir zırh da olur... Hem bu

düzenleme ile kadın ve erkeği bu konuda eşitliyoruz.

Avrupa'ya entegre olmalıyız ama değerlerimizi de unutmamalıyız..

İyi ama bu konuda en çok hükümete yakın çevrelerde sorun var. Mesela

kendi içlerindeki imam nikahlılar ne yapacak?

Tayyip Bey bu işi biliyor. Yapamaz, geri adım atarsa bile tabanını

memnun etmiş olacak. Daha önceki türban ve İmam Hatipliler olayında

olduğu gibi. 'Uğraştım ama yapamadım' diyecek. Bu da çok önemli.

AK Parti AB'den iyi bir sonuç alamayacağının istihbaratını aldı. Bu

nedenle de önlem alıyor.

Böyle bir şey olmaz. Devletin yatak odasında ne işi var?

Bu görüşleri çoğaltmak mümkün. Bir kadın yazar olarak şaşkınım. Dilber

dudağı, kadın budu köfte gibi kadının, yemek adlarına bile bu şekilde

konu edildiği bir ülkede, insan şaşkın olmaz da ne yapar? Neyse biz ana

konumuza dönelim:

Günlerdir izliyorum. Didik didik ettim. Bu kime hizmet ediyor? Nasıl

sonuçlanır? Tayyip Bey ne kadar kararlıdır?

Dün, bu konuyu ilk kez manşetine taşıyan gazetenin genel yayın yönetmeni

de, nasıl haberi gündeme getirdiklerini yazınca mutlu oldum. Resimdeki

bir karanlık bölüm daha aydınlandı. Bir bölüm daha diyorum çünkü bana

göre bilinmeyen çok önemli bir şey var ve giz orada gizli gibi...Şimdi

gelin biraz kafa yoralım:

TCK Tasarısı'nın resmi, yani yazılı kısmı 346 madde, 732 sayfadan

oluşuyor. Ama oralarda zinaya ilişkin hiçbir şey yok. Bu kanun Bakanlar

Kurulu'nda imzaya açıldı. O ana kadar böyle bir şey yok. Bakanlar

Kurulu'nun perde arkası bölümlerine bakıyorum oralarda da hiç gündemde

PEKİ BU ÇOCUĞUN BABASI KİM?

17/09/2004

Akşam

Köşe Yazısı

değil...

Derken Adalet Komisyonu'nda Konya Milletvekili Harun Tüfekçi tarafından

gündeme getirildiğine rastlıyorum. Tam sevinirken, haber merkezinden

arkadaşlarım ona ulaşıyor. Ancak olayı sahiplenmiyor. Yani 'bu bebeğin

babası ben değilim' diyor. Eee tasarının babası, yani sahibi Adalet

Bakanı Cemil Çiçek önce bu konuyu gündeme getirse de daha sonra 'benim

hazırladığım kanun ortada. Burada yok' diyor, konuya yeterince o da sahip

çıkmıyor...

Türkiye ise hala şu ana kadar kimin ortaya attığı belli olmayan bu

gayrimeşru bebeği, yani zinayı tartışıyor. Başbakan'ın önceki gün

Gürcistan'dan geri adım attığı haberleri geliyor. Fakat dün öğle

saatlerinde işler yine karışıyor. Çünkü bu gayrimeşru bebek anne ve

babasız sanki bas bas bağırıyor, sahibini arıyor. Yani ortada bir 'veled-

i zina' var...Kimse de bunun nüfusuna baba olarak yazılmak istemiyor.

Bildiğim, bu bebeğin failini henüz kimsenin bulamadığı... Zaten başbakan

da bulursa galiba ilk zina cezasını ona verecek.

***********************************************************************

CHP: TÜRKİYE VE DÜNYA ALDATILDI

17/09/2004

Akşam

Haber

KEMAL ANADOL

ALİ TOPUZ

TCK tasarısının geri çekilmesine CHP'liler ateş püskürdü.

CHP Grup Başkanvekilleri Kemal Anadol, Haluk Koç ve Ali Topuz, Türk Ceza

Kanunu Tasarısı'nın yürütme ve yürürlük maddelerinin Adalet Komisyonu'na

geri çekilmesinin ardından TBMM'de ortak bir basın toplantısı düzenledi.

Kemal Anadol, 'Ülke için çok önemli bir tasarının geri çekilmesini bir

iktidar partisine yakıştıramıyoruz, kınıyoruz'' dedi.

Anadol, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, tasarının görüşülme sürecinin

''hiçbir karesinde'' yer almamasını da eleştirdi.

Bir gazetecinin 'kendinizi aldatılmış hissediyor musunuz?'' sorusuna

Kemal Anadol, 'Hayır. Kendi tabanları altadılmış oldu. Kadınlarımız

aldatılmış oldu. Siyasette çek yok, senet yok, siyasetçinin sözü vardır.

Sözüne güveniliyorsa o siyasetçi güvenilir siyasetçidir. Zina konusunda

mutabakatı bozarlarsa, siyasi zina yapmış olurlar' yanıtını verdi.

CHP Grup Başkanvekili Ali Topuz da 'Bir kısım cemaatlerin, tarikatların

temsilcileri TBMM'nin kulislerinde, milletvekillerinin odalarında, AK

Partililer'e baskı yapmıştır. Sayın Başbakan da bu baskıları bizim

üzerimize baskı olarak yönlendirmiştir. Bizi dayatma ile karşı karşıya

bırakmıştır'' diye konuştu.

Ali Topuz, tasarının TBMM'ye sevkine kadar olan aşamada ne Başbakan ne

de diğer AK Partili yöneticiler tarafından 'zina konusunun gündeme

taşınmadığını'' söyledi. Küçük bir girişimin, Adalet Bakanı tarafından

'onun yeri burası değildir'' denilerek engellendiğini anlatan Topuz,

şöyle konuştu:

'Fakat ne hikmet ise Sayın Başbakan bir inisiyatif alarak zinanın TCK

içinde suç olarak yer almasını ifade etmiştir. Türkiye'nin

demokratikleşmesi ile ilgili çok önemli bir sorun gibi sunmuştur.

Ortalığı tahrik etmiştir, daha sonra, (tabanımızdan gelen birtakım

olumsuzlukları bastırmak için güçlük çekiyoruz) bahanesine sığınmıştır.'

Haluk Koç da, AK Parti'nin, bu çelişkiler ve heyezanları ile 'AB treninde

lokomatif olamayacağı'' görüşünü dile getirerek, 'AKP'nin ipiyle kuyuya

CHP: TÜRKİYE VE DÜNYA ALDATILDI

17/09/2004

Akşam

Haber

inilmez'' dedi.

***********************************************************************

DEMOKRASİ BU MU?..

17/09/2004

Vatan

Köşe Yazısı

OKAY GÖNENSİN

Üç gündür Meclis'te Türkiye'nin en önemli yasa reformu yapılıyor. Bu

kadar önemli bir reformdan kamuoyuna kalan, bir kısım AKP'linin devam

eden çabaları nedeniyle "zina" meselesi...

TRT'nin üçüncü kanalı Meclis çalışmalarını sürekli olarak canlı

yayınlıyor. Bu yayını izleyen her vatandaşın açıkça görebileceği bir

durum TCK görüşmelerinde açıkça ortaya çıkıyor.

* Maddeler okunmakta, başkan "kabul edenler etmeyenler" demekte ve madde

geçmektedir. Üç günde 300 madde "görüşüldü." Ve tek tük söz alan

milletvekilleri de "anlaşmaya uyarak" herhangi bir değişiklik önergesi

vermeyeceklerini belirterek, sadece "kayda geçmesi" için konuştular.

Örneğin dün kabul edilen bir madde ile hekimler kendi mesleklerini

uygularken "muhbirlik" yapmak zorunda bırakılıyor. CHP'li milletvekili bu

maddenin tıp biliminin temel yasası olan "Hipokrat yemini"ne aykırı

olduğunu belirtti, ama değişiklik önergesi verilmedi ve madde kabul

edildi.

Bir başka madde "bekâret kontrolü" yapılmasına imkân veren maddeydi.

Yine bir CHP'li milletvekili bu maddenin insan haklarına, kadın haklarına

ve Türkiye'nin imzaladığı birçok uluslararası anlaşmaya aykırı olduğunu

anlattı.

Sonra bu madde kolay kolay anlaşılmayacak bir şekilde değiştirildi ve

kabul edildi.

Vekillerimiz... Bu manzara, Türkiye'de parlamenter demokrasinin durumu

hakkında bir fikir vermektedir. Partili milletvekilleri hükümet ve parti

yönetimlerinin kararlarına göre el kaldırmakta ve büyük olasılıkla neye

evet neye hayır dediklerini de fazla umursamamaktadırlar.

Meclis'teki iki parti anlaştı ve Türkiye'nin en önemli yasal reformu

yapılıyor. Milletvekilleri divan katibinin okuduğu, oylanacak madde

metnini "biraz" dinliyor ve sonra el kaldırıyor.

Denebilir ki, "Bırakırsan da gidip zina meselesine takılıyorlar!"

* Doğrudur, bu kadar önemli işler sadece milletvekillerine

bırakılamayacak kadar önemlidir, onlara bırakıldığı vakit, ülke sık sık

saçma gündem maddelerine mahkûm kalabilmektedir.

Yapmak zorunda kaldıkları işin asıl önemli noktalarına "takılmak",

bunları tartışmak ve temel alanlarda ülkenin biraz daha ilerlemesi,

vatandaşların daha ileri haklara sahip olmaları için kafa yormak ve

çalışmak yerine zina ile uğraşmaktan kendini alamayanlar görülmektedir.

* Doğrudur, ciddi meseleleri, bu meselelere dair zihni bir birikimi veya

en azından zihinsel bir ilgisi bulunmayanlara bırakmamak gerekir.

* Bu milletvekillerini esasen liderler seçmiş, Meclis'e getirmişlerdir.

Liderlerin bu milletvekillerinden istediği zaten ciddi konularla, cidden

ilgilenmeleri ve çalışmaları değildir, istendiği zaman istendiği yönde el

kaldırmalarıdır.

Onlar da zina gibi meseleler bulur, onlarla vakit geçirirler.

***********************************************************************

SORULAR VE KAYGILAR

17/09/2004

SORULAR VE KAYGILAR

17/09/2004

Yeni Asya

Köşe Yazısı

KAZIM GÜLEÇYÜZ

TCK maddeleri, CHP’ye “Sizin razı olmadığınız hiçbir önergeyi Meclise

getirmem” sözü veren hükümetin öngördüğü şekilde, Genel Kurul salonundaki

koltukların çoğunun boş olduğu müzakeresiz oturumlarda, oylamalara

katılan vekillerin kabul oylarıyla bir bir geçiyor.

Vekiller hazırlanmasında da, bazı maddelerinin değiştirilmesinde de

hiçbir katkıda bulunmadıkları bir temel kanuna neden“kabul” oyu

veriyorlar; kendileri dahil, hiç kimse bilmiyor.

Genel Kurulda peş peşe kabul edilen maddelerin arkasındaki “evet”

oylarının sayısını da.

Çünkü hükümetin acelesi var. İlerleme raporu öncesinde AB’ye “Bakın, bunu

da yaptık” diyebilmek için, reform parsasından pay alma hesabıyla

kendisine bu konuda destek veriyor gibi görünen CHP ile birlikte

vekilleri sıkıştırıyor.

Uzlaşmalar, iki parti yöneticileri arasında kapalı kapılar ardında

yapılan pazarlıklarla temin edilirken, süreçte herhangi bir dahli olmayan

vekiller, çıkan sonuçlarla yetinmek ve istenen yönde oy kullanmak

durumunda bırakılıyorlar.

Kendilerine aktif katılım imkânı verilmeyen bu süreçte “birşeyler”i

içlerine sindiremeyenler ise, oylamalara katılmayarak tavır koyuyorlar.

Ya da partinin ağırlıklı isimlerinden Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş gibi,

tepkilerini gazete makalelerinde “Nereye gidiyoruz? CHP’nin yedeğine mi

girdik? CHP bizi esir mi aldı? ANAP’laşıyor muyuz, yoksa MHP’leşiyor

muyuz? Bu vaziyette seçmenimizin yüzüne nasıl bakacağız?” gibi sarsıcı ve

çarpıcı sorularla dile getiriyorlar.

Parti grubunda konuşarak “Başörtüsü ve imam-hatiplerde geri adım attık. 3

Kasım’da dualarla gelmiştik. Bu dualar bedduaya dönüşmesin” uyarısında

bulunan AKP’liler de var.

Parti kulisleri ise sıkıntının had safhaya çıkma yolunda olduğunu ve

AKP’de içten içe ciddî bir kaynama yaşandığını gösteren işaretler

veriyor.

Sebep, kısa süre önce Başbakanın ağzından “Mutabakat deniyorsa, biz

mutabakatı milletle yaptık” sözüyle birilerine meydan okuyan ve milletten

büyük alkış ve dua alan tavrın, yerini, CHP’ye sormadan en küçük adım

dahi atmama gibi aykırı bir bağımlılığa bırakmış olması.

Bu durum AKP’yi, tabanından ve toplumdan yükselen infialle, kırmızı

çizgilerinden asla taviz vermeyen CHP’nin dayatma ve diretmeleri arasında

sıkıştırıp fena halde bunaltmış bulunuyor.

Ve yaşananlar, “AKP’nin hiç mi kırmızı çizgisi yok?” sualinin giderek

daha da yükselen bir sesle, yaygınlaşarak sorulmasını netice veriyor.

Gelinen noktada, 368 milletvekiline sahip bir iktidarca, azınlıktaki

muhalefet partisinin onayına endekslenen TCK gibi bir temel kanun

TBMM’den “jet hızıyla” geçerken, ister istemez “İyi ki AB süreci var,

aksi halde halimiz nice olurdu” diye düşünmek durumunda kalıyoruz.

Çünkü 28 Şubat’ta dayatmacı zihniyetin tepe tepe ve fütursuzca kullandığı

312 gibi netameli ve belâlı bir maddenin son değişikliklerle biraz daha

“kullanışsız” hale getirilmesini ve daha önceki 312 skandallarına karşı

sesini yükselttiğini hiç duymadığımız CHP’nin bu değişikliklere itiraz

edememesini, AB sürecine borçluyuz.

Ama Meclisin kaldırdığı 163’ün yerini yıllar sonra 312 ile doldurmaya

kalkışan zihniyetin, yarın TCK’dan başka maddeler “keşfederek” 312 gibi

kullanmayacağının bir garantisi yok.

En azından AB üyesi oluncaya kadar...

***********************************************************************

ZİNADA SON GECE

17/09/2004

Sabah

Köşe Yazısı

YAVUZ DONAT

Zina tartışması tıpkı "borsa" gibi... Bir gün iniyor, bir gün çıkıyor...

Öfke, inat, ideoloji, siyaset, gurur, çıkar, rekabet, iç hesaplaşma

birbirine karışıyor.

Ve konu "hukuk zemininden" uzaklaştıkça uzaklaşıyor. Ankara "krizi"

sever.

Siyaset sektörü işini, gücünü bıraktı, şimdi de "zina kriziyle"

uğraşıyor.

***

Çarşamba gecesinden bir not... Yurda dönen Başbakan Erdoğan "bazı

arkadaşlarıyla" birlikte.

Abdullah Gül, Cemil Çiçek, Köksal Toptan ve AKP'nin Başkanlık Divanı

üyeleriyle.

Konuşulan konu "zina."

Abdullah Gül ve daha birkaç kişi "Köksal Toptan formülünden" bahsediyor.

Formül "Türk Ceza Kanunu'nda zinadan hiç bahsedilmemesi."

İşin "Medeni Kanun'da" düzenlenmesi. Konuşanlar "bu formülden yana."

Başbakan'a gelince:

- İyi de bunu daha önce Genel İdare Kurulu'nda konuşmadık mı?.. Bakanlar

Kurulu'nda konuşmadık mı?

***

Bu toplantıda Başbakan'ın "iki cümlesi" çok önemli. Birinci cümle:

- Kamuoyuna angaje olduk.

İkinci cümle:

- Bazı bakanların, Bakanlar Kurulu'ndaki görüşmelere ters düşen beyanları

oldu.

***

Birinci cümle Başbakan'ın "geri adım atmak istemeyişinin" göstergesi.

"Sözümün arkasındayım" şeklindeki tavrı. Başbakan bu tavrını "bir başka

cümleyle" takviye ediyor:

- Zina konusu AB'nin şartı değil.

***

İkinci cümle ise "AKP içindeki bazı görev değişikliklerinin" işareti

gibi.

Kimler "kabine toplantısında farklı, dışarıya çıkınca farklı"

konuşuyorlar?

Böyle konuşanların içinde "nasıl olsa görevden alınacağım, öyleyse

şimdiden farklı telden çalayım" diyenler var mı?

Bu konuda "spekülasyon" çok. Ancak Başbakan'ın "bazı bakanların kendisi

ile ters düşen beyanlarından ciddi biçimde rahatsızlık duyduğu" son

derece açık.

***

Çarşamba gecesinin "hızlı gelişmelerini" görünce... Perşembe sabahı

"erkenden" Meclis'e gittik. Saat 09.00'dan önce Adalet Komisyonu Başkanı

Köksal Toptan Meclis'e geldi.

- Köksal bey, durum nedir?

- Böylesine önemli bir yasanın zina tartışması ile gölgelenmesinden büyük

üzüntü duyuyorum.

- Neden böyle oldu?

- Sorun çıkmasını sanki isteyenler var... Krizden sanki yarar umanlar

var... Sanki işin içinde bilmediğimiz işler var.

***

Köksal Toptan'a "oyun mu var... Oyun içinde oyun mu oynanıyor" diye

soruyoruz.

ZİNADA SON GECE

17/09/2004

Sabah

Köşe Yazısı

"Konu hukuk zemininden çıkıyor"

demekle yetiniyor.

***

Adalet Bakanı Cemil Çiçek de dün oldukça erken "işbaşı" yapanlardan.

Saat 09.30, Adalet Bakanlığı'ndayız.

- Sayın Çiçek neler oluyor?

- Neler olmuyor ki?

- Oyun mu?.. Oyun içinde oyun mu?

- Zina üzerinden siyaset yapanlar var... Bu tartışmadan fayda umanlar

var... Her türlü oyunu oynayanlar var.

- Ticaret... Çıkar... Borsa... Kriz ticareti... Onlar da var mı?

- Her türlü manipülasyon var... Baksanıza tansiyon bir anda düşüyor, bir

anda fırlayıveriyor.

***

"Gün içindeki gelişmeleri" ayrıntılarıyla anlatmaya yerimiz yetmez.

Ama "hukuk zemini dışında hukuk" konuşulmaya devam ediliyor.

"Siyaset zemini dışında da siyaset." "Her şey birbirine karışıyor." Ve

Meclis kulislerinde "bir soru" kulaktan kulağa fısıldanmaya başlanıyor:

- Zina ile borsa arasında bir ilişki var mı?.. Zina krizi, bazı borsa

aktörlerini hangi yönde etkiliyor?

***********************************************************************

AB'DEN TEPKİ

17/09/2004

Hürriyet

Haber

TBMM’nin TCK ile ilgili görüşmeleri Adalet Komisyonu’na devretmesi ve

zinanın suç kapsamına girmesiyle ilgili önergenin yeniden verilme

olasılığı, ‘bu iş biter’ yorumuna yol açtı. AB-Türkiye Karma Komisyonu

(KPK) Başkanı Hollandalı Joost Lagendijk, ‘AB Komisyonu’nun raporu ya

olumsuz, ya da şartlı olacak’ dedi.

AKP milletvekillerinin, TCK ile ilgili görüşmeleri Adalet Komisyonu’na

‘zina’ ya da ‘cinsel sadakatsizlik’ adı altında önerge sunabilmeleri

amacıyla gönderilmesi, Brüksel’i son derece rahatsız etti. Konuyla ilgili

görüşlerini dile getiren KPK Avrupa kanadı Başkanı Joost Lagendijk, AKP

Hükümeti'nin AB içerisinde ‘itibar’ kaybı içinde olduğunu söyleyerek, ‘6

Ekim’de yayınlanacak olan AB Komisyonu’nun raporu, ya olumsuz ya da

şartlı olur’ uyarısında bulundu.

Komisyon raporunda, Türk Hükümeti'nin, AB liderleri tarafından

‘müzakerelerin başlaması’ ile ilgili alacağı karar tarihi 17 Aralık’a

kadar bu sorunun giderilmesi şartının koyulabileceğini ve bunun bir çok

AB ülkesi tarafından kabul göreceğini belirten Lagendijk, ya da komisyon

raporunun ‘tavsiye’ bölümünde, ‘Bu sorun giderilmedikçe müzakerelere

başlanamaz’ görüşüne yer verilebileceğini kaydetti. Lagendijk, Hürriyet’e

şöyle konuştu:

‘AP Yeşiller Grubu Başkanı Daniel Cohn-Bendit ve Türk aydını Orhan

Pamuk’un bu konuda açık tavrı var. Evlilik dışı ilişkinin hapisle

cezalandırılacağı bir Türkiye’nin Avrupa’da yer bulması imkansızdır. Bu

konunun ve tartışmaların uzaması, Türkiye’yi Avrupa’dan dışlamak

isteyenlerin tezlerini ne yazık ki gün geçtikçe kuvvetlendirmektedir. Aşk

ilişkilerinin hapisle cezalandırılması yalnız Avrupa’nın değil, insan

olarak bizlerin de asla kabul edemeyeceğimiz bir şeydir. Bu tasarıda

ısrar etmek Türkiye’yi Avrupa Birliği'ne almayın demektir.’

***********************************************************************

ZİNA KONUSU KAPANDI MI?

17/09/2004

Türkiye

Köşe Yazısı

YILMAZ ÖZTUNA

Zina konusu inşallah kapandı. Ama bir iktidarın nasıl saplantılara

düşebileceğinin misali olarak yakın tarihimizdeki bir çok örneklerinin

yanında, hafızalarda kalacaktır. Zararsız kapanmış da değildir.

Adalet ve Kalkınma Partisi zarar gördü. Zira pek çok kişiyi, partinin

niyetleri hakkında şüpheye düşürdü. Üstelik partide her zaman yararlı

fikirler üretilmediğini gösterdi.

AK Partililer -bir kısmı diyelim-, vatandaşın, zinanın medenî kanunda ve

çok daha ağırlıklı olarak Cenâb-ı Hak nezdinde cezalandırılması ile

yetinmeyip hapis müeyyidesi getirilmesi istediği üzerinde yanıldı. Bir

ankette, sorduğunuz soruya göre cevap alırsınız. Kimse zina taraftarı bir

cevap vermez. Soruyu şu şekilde sormak gerekiyordu: Zinaya, AB

kriterlerine aykırı bulunmasına ve AB ile ilişkilerimize halel

getireceğini göze alarak, ceza yasasında yer verelim mi?

Bu sorunun cevabı, hip şüphe buyurmayınız, yüzde 90 oranında koskocaman

hayır!dır. Kimse zinayı savunmaz ve savunamaz. Ama Avrupa Birliği

Üyeliğinin en büyük kurtuluş ümidimiz olduğunda artık millî mutabakat

vardır. Üyeliğimizi tehlikeye atacak hiç bir teklife milletimiz razı

olmayacaktır. Zira 200 senelik gayretlerimiz, bunca inkılâplar, bunca

devrimler ve devirimler bizi 3000 doların utandırıcı çemberinden

kurtaramamış, dünkü eyaletlerimizin gerisine düşürmüştür. İç dinamiklerle

atılımın yetmediği ortadadır.

Şimdi, 4000 dolar per capita ve 9000 dolar iştira gücü olarak millî

gelire ayak bastığımız, ümitlerimizin yeşerdiği bir süreçte, bu zina

meselesini hangi akl-ı evveller iktidara telkin etti. AK Parti’nin daha

önceki bazı yasalardaki gibi, çekirdek bir zümreye veya parti örgütüne

hitaben bazı şeyler yapmak istedik, ama görüyorusunuz AB (veya asker

yahut basın veya ve saire) engelledi politikası yürüttüğü iddiası var. Bu

iddiaya katılmıyorum. Zira AK Parti; oylarının büyük kısmını, diğer

partilerin, liderlerinin kötü icraatından, vatandaşı

yoksullaştırmasından, katil ve hırsızları salıvermesinden dolayı seçmen

tarafından -yüzde 10 barajının da büyük yardımı ile- sandığa gömmesi ile

kazandığını elbette biliyor.

Ama en kötüsü, bu zina konusunun, Avrupa Birliği hâfızasında, Türkiye’nin

niyetleri hakkında şüpheler oluşturması ihtimalidir. Böyle bir şüphenin

sonuçları bizim için kötü olur. Çıtalar yükseldikçe yükselir, atlamakta

zorlanırız.

***********************************************************************

SAĞDUYU NEREDE?

17/09/2004

Hürriyet

Köşe Yazısı

OKTAY EKŞİ

AKP iktidarı galiba direkten döndü. Yoksa partinin ‘tarikat’ bağlantılı

tabanı tarafından TBMM’de dün yapılan ‘kulis’ faaliyeti, ‘zina eylemi

tekrar suç olsun’ diyenleri sevindirecekti.

İstenen de, madde içinde ‘zina’ kavramını kullanmadan o eylemi suç haline

getirmekti.

Ayrıca verilecek hapis cezası para cezasına çevrilebileceği için bir

bakıma ceza hafifletilmiş görünecekti.

Önerinin amacı fark edilmesin diye ‘zina’ yerine ‘evlilik bağı içindeki

cinsel sadakatsizlik’ kavramı kullanılacaktı.

SAĞDUYU NEREDE?

17/09/2004

Hürriyet

Köşe Yazısı

Oysa getirilmek istenen formül ‘zina’ sayılmayabilecek eylemleri de suç

haline getirecekti. Örneğin Başkan Bill Clinton ile Monica Lewinsky

skandalındaki iddiaları anımsayın. Orada zina yoktu; ama Bill Clinton’un

eşine karşı cinsel sadakatsizlik gösterdiğini ortaya koyan her şey vardı.

Peki, evli bir kadının lezbiyen ilişkisine ne diyelim?

AKP’liler yakın ilişki içinde oldukları tarikat mensuplarının aklına

uysalardı ne olurdu? Bir de ona bakalım?

İçeride Adalet ve Kalkınma Partisi ‘sözüne güvenilmez parti’ damgasını

yerdi.

Dışarıda da Avrupa Birliği (AB) konusunda bizi destekleyen tüm çevreler,

‘Lanet olsun! Türkler son dakikada bir çuval inciri berbat ettiler’

diyerek ellerini eteklerini çekerlerdi.

Daha da önemlisi, ‘Çağdaş medeniyetle bütünleşmek için çaba gösteren

Türkler, aslında buna hazır olmadıklarını kendileri ilan ettiler’

derlerdi.

Doğrudur. Aslında ‘medeni’ olmak hiç de kolay değildir. Ama ne var ki bir

ülkeyi yönetenlerin yükümlülüğü o ülkenin imajını mahvetmek değil,

düzeltmek; geri götürmek değil, en ileri noktaya taşımaktır.

AKP’de ‘sağduyu’ galiba egemen oldu. Böylece, Ceza Yasa Tasarısı’nın

‘zina’yı suç haline getirmek için önerge verilmesi söz konusu olan

233’üncü maddesi oylandı ve yasaya öylece girmiş oldu.

Ceza Kanunu görüşmeleri sırasında bir de ‘imam, hatip, vaiz, rahip, haham

gibi din hizmeti veren kişilerin görevlerini yerine getirirken devlet

idaresini ve kanunlarını veya hükümet icraatını alenen kötülemeleri

halinde 6 aydan 2 yıla kadar hapsedilmelerini öngören’ maddenin gerginlik

yarattığı bildiriliyor.

AKP’liler herhalde ‘imam, hatip, vaiz gibi yandaş gördüğümüz seçmenleri

darıltmayalım’ diye düşünmüşler. Oysa bu madde yürürlükteki yasada da

var.

Ancak ‘bu fiil alenen yapıldığı takdirde’ (örneğin vaaz verirken) cezanın

artırılmasını emreden ibare maddeden çıkartılmış.

Doğrusu biz anlayamadık. Dar bir çerçevede işlenirse suç sayılan eylem

daha geniş bir çerçevede işlenirse verilecek ceza neden aynı oluyor?

Son bir haber:

AKP tasarıyı Komisyon’a geri çekmiş. Bu kabul edilmiş maddeleri

değiştirme yolunu açan bir gelişme...

Bekleyelim, görelim...

***********************************************************************

TCK'DA DEVRİME ZİNA MOLASI

17/09/2004

Hürriyet

Manşet

DENGİR MİR MEHMET FIRAT

Meclis’te dün 12 saat içinde iki sürpriz yaşandı: AKP, zina suçunu

‘cinsel sadakatsizlik’ formülüyle yasaya eklemeyi denedi. Girişim CHP'nin

‘Meclis’i terk ederiz’ restiyle başarısız oldu.

78 yıllık Türk Ceza Yasası'nda devrimin eşiğine gelen Meclis "zina

molası" verdi. AKP'nin, zina suçunu 'cinsel sadakatsizlik' formülüyle

yasaya ekleme girişimi Baykal'ın tepkisiyle başarısız oldu. Ancak yasanın

yürürlük maddelerine gelindiğinde hükümet bu maddeleri Komisyon'a geri

çektiğini açıkladı.

TÜRK Ceza Yasası'nın Meclis Genel Kurulu'ndaki görüşmelerinde dün 12 saat

içinde iki büyük sürpriz yaşandı.

TCK'DA DEVRİME ZİNA MOLASI

17/09/2004

Hürriyet

Manşet

Önce AKP, CHP ile mutabakatı tehlikeye atarak, zina suçunu 'cinsel

sadakatsizlik' formülüyle yasaya eklemeyi denedi. Ancak bu girişim CHP

lideri Deniz Baykal'ın "Meclis'i terk ederiz" resti nedeniyle başarısız

oldu.

Gerilim aşılınca tamamı 345 madde olan yasanın 126 maddesi daha hızla

genel kuruldan geçti. Ancak yasanın yürürlük maddelerine gelindiğinde

hükümet bu maddeleri Komisyon'a geri çektiğini açıkladı.

Adalet Komisyonu Başkanı Köksal Toptan, bu sürpriz kararı "TCK ile

eşzamanlı çıkartılması gereken 3 yasa daha var. Hepsini eşzamanlı

çıkarmak için geri çekiyoruz" gerekçesiyle açıkladı. Böylece TBMM'nin AB

İlerleme Raporu'na yetişsin diye olağanüstü toplanarak 3 günlük mesai ile

düzenlediği yeni ceza yasası en az ekim ayı ortasına kadar beklemeye

alındı.

CHP büyük tepki gösterdiği bu kararı savunan AKP Genel Başkan Yardımcısı

Dengir Mir Mehmet Fırat, TCK Tasarısı'nın yürütme ve yürürlük maddeleri

dışında görüşmelerinin tamamlanmasının AB açısından yeterli olduğunu

söyledi. Fırat, tasarının ilgili diğer 3 düzenleme ile birlikte ve

eşzamanlı olarak yürürlüğe girmesinin planlandığını belirterek "Tasarının

yürütme ve yürürlük maddeleri dışında görüşmeleri tamamlandı. Bu AB

açısından yeterli. TCK, İnfaz Yasası ve CMUK'un 1 yıl sonra ve aynı anda

yürürlüğe girmesi planlanıyor. Bu paket içinde henüz komisyondan geçmeyen

yasalar var. Meclis açılıp, komisyonlar oluştuğunda bunlara öncelik

verilecek. Bu nedenle böyle bir yol izlendi’ dedi. Meclis'in bugün 1

Ekim'e kadar tatile girmesi bekleniyor.

***********************************************************************

HAYIRDIR DİYECEKTİK AMA..

16/09/2004

Cumhuriyet

Köşe Yazısı

CÜNEYT ARCAYÜREK

Madem ki baskıya dayanamayacaklardı; öyleyse on beş gündür ülkeyi,

siyaseti cadı kazanına çevirmeye ne gerek vardı?

Kimileri diyor ki, zinayı cezalandırmak savından AKP vazgeçti. Kimine

göre geri adım attı.

Oysa vazgeçmedi, vazgeçirildi. Geri adım atmadı, attırıldı.

Zinayı TCY'ye almayı bir kenara itmek zorunda bırakılan hükümet, AB'nin

ve iç dinamiklerin ödün vermeden sürdürdükleri baskılara boyun eğmek

zorunda kaldı.

Önceki gün Avrupa Parlamentosu'ndaki gruplar durumu özetledi:

Sosyalistler grubu, tasarı zinayı cezalandıran biçimiyle kabul edilirse

üyelik müzakerelerine başlanmasında sorun yaratacağını, Yeşiller grubu

müzakerelerin başlamasını geciktireceğini, Hıristiyan Demokratlar grubu

tasarının AB ülkelerine aykırı olduğunu öne sürdü.

Köktendinci, tarikat baskısı ile iç ve dış muhalefet arasında, iki arada

bir derede kaldı bu hükümet.

Çaresizlik içinde günlerce bocaladı durdu. Hükümetin kendi kamuoylarını

yatıştırmak için tartışmalara, baskılara karşı sığındığı tek gerekçeyi

Abdullah Gül 'le Çiçek Cemil seslendirmeye başladı.

''Ortada olmayan bir maddeyle -yüzyılın devrimi diye abarttıkları- ceza

yasasının gölgelendiğini'' söylediler.

Oysa, TCY'yi AKP ve CHP birlik olmuş, Adalet Komisyonu'nda görüştü,

düzenledi, kabul etti; komisyona AKP milletvekillerinden, hükümetten

zinayı cezalandırmayı içeren tek bir önerge verilmedi. Meclis tatile

HAYIRDIR DİYECEKTİK AMA..

16/09/2004

Cumhuriyet

Köşe Yazısı

girdi. AB, ''Ne oldu ceza yasası, tarih almak istiyorsan?'' deyince

bizimkiler harekete geçti. Meclis'i olağanüstü toplantıya çağırdılar.

Dışarıya söz verdiği gibi tasarıyı eylül sonuna kadar yasalaştırmayı

planladılar.

Ya CHP 346 maddelik yasada her adımda direniş gösterir, eylül sonuna

kadar yasanın Meclis'ten geçmesini engellerse?.. Kaygıya, kuşkuya

kapıldılar. CHP ile birlikte komisyondan geçirdik, Meclis'te de birlik

olalım ayağına yatıp ana muhalefeti çabalarına, hatta olası

sorumluluklarına ortak etmeyi başardılar...

Bu süreç sonunda tasarının yasalaşması beklenirken... Başbakan

Beyefendi'den gerekli yerlere pat diye bir telefon: Zinayı cezalandıran

bir madde ekleyin yasaya!

Haydaa! Ülkeyi böylece tımarhaneye dönüştüren, Avrupa'yı ayağa kaldıran

on-on beş gün süren süreç başladı ve şimdi, iktidarın şu perişan haline

bakın:

Şeriat eğilimli gelişmelerin yaratıcısı, zinayı ortaya atarak makulu

rayından çıkaran, sorunu çorbaya çeviren kendileri değilmiş gibi...

Sanki sütten çıkmış ak kaşık mübarekler Gül ile Çiçek; AB ile içerideki

muhalefeti suçlarcasına, ''ortada olmayan bir maddeyle tasarının

gölgelendiğini'' öne sürmezler mi?

Bu vurdumduymazlığa pes demek bile hafif kalıyor.

****

Ama ne gam! Tasarı Meclis'te görüşülüyor, ilk gün yıldırım hızıyla 75

madde geçiriliyor. Anlı şanlı övgülere mazhar kılınan tasarıdaki pek çok

maddenin yürürlükteki yasaya oranla daha da gerilerde olduğunu yansıtan

irdelemeler giderek arttıkça; ortak yapımcılar, muhalefet ile iktidar

Meclis kürsüsünde ilk gün günah çıkardı; CHP tasarıyı ''her derde deva,

hastalıklara şifa değil'' diye eleştirirken AKP , ''iki partinin de

tabanlarının içine sinmeyen hükümler olduğunu'' söyledi.

****

Dışişleri Bakanı Gül'ümüz Tel Afer'de Türkmenlere karşı bir operasyona

dönüşen askeri harekât devam ederse, ''Irak'ta ABD ile işbirliğinin sona

ereceğini'' söyledi. Washington Gül'ün ne demek, (daha doğrusu nereye

varmayı) istediğini sorup duruyor.

Milliyet'teki bir köşe yazarıyla yaptığı görüşmede Bakan Gül, bir adım

daha attı. Irak'ta ''ABD'nin tavrı kuşkular yaratıyor. Herkesi karşısına

alıyor'' dedi. Üstelik örnekler de verdi. Amerika'nın ikinci sınır

kapısını, Musul'da konsolosluk açmamızı engellediğini, kimi grupların

izlenmesinden ibaret diye bize bilgi verirken Tel Afer'i bombalayıp

insanları öldürdüğünü söyledi ve... ''ABD, Irak'ta çok yanlış şeyler

yapıyor, canımızı çok sıkıyor'' dedi.

İktidarın zinadan tornistan edişini, Gül'ün Christopher Colomb 'dan sonra

Amerika'yı yeniden keşfeden saptamalarını izledikten sonra iktidara

''Sabahı şerifler hayrolsun'' diyecektik, hevesimiz boğazımızda kaldı:

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Boucher, ''Türk hükümetinin Irak'ta ABD

ile işbirliğini sürdüreceğini Washington'a bildirdiğini'' açıklayıverdi.

***********************************************************************

BİZİM AKP ZİNA OKUR, DÖNER DÖNER YİNE OKUR!

16/09/2004

Cumhuriyet

Köşe Yazısı

MUSTAFA BALBAY

AKP'nin izlediği siyaset modelinden pervane yapılsın, tüm Türkiye

BİZİM AKP ZİNA OKUR, DÖNER DÖNER YİNE OKUR!

16/09/2004

Cumhuriyet

Köşe Yazısı

zatürree olur!

Bir başka anlatımla AKP gerçeği şu:

Ger çek, ger çek, al sana gerçek!

Günlerdir Türkiye ve Avrupa gündemini uğraştıran, usul usul dünya

gündemine de yerleşmeye başlayan zina tartışmasında karışık sona varıldı:

AKP ve CHP Türk Ceza Yasası'nda (TCY) yeni değişiklik önergelerini

birlikte verme kararı aldı. İki parti de tek başına değişiklik önergesi

vermeyecek. Böylece AKP'nin ısrarla gündemde tuttuğu CHP'nin olsa da

olur, olmasa da olur, olmasa daha iyi mi olur diye dalgalanmaya bıraktığı

zinaya hapis cezası öngören değişiklik gündeme gelmemiş olacak!

Gelinen noktada zina tartışmasının TCY'ye ilişkin bölümü tamamlanmış

oldu.

Başka bölümü olabilir mi?

Olabilir...

Nerede?

Medeni Yasa'da...

Orada tartışma alevlenirse ne olur?

TCY'deki durum olur!

AKP'nin iktidara geldiği günden bu yana tabanına ve cüzdanına hitap eden

temel konulardaki tutumu hep bu oldu.

Rekor YÖK Yasası'nda. Tam 4 kez Türkiye gündemine sokup çıkardılar.

Sonuncusunu geçen haziran ayında yaşadık. Bütün uyarılara, gerginliklere

karşın Meclis'ten geçen YÖK deformu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer 'den

dönünce, AKP üstüne yattı. Şimdi uyuyor.

Ne zaman uyanır?

Önümüzdeki aralık ayından sonra... AKP, aralıktaki AB zirvesi öncesinde

YÖK benzeri bir gerginlik istemiyor. Ancak yine de temkinli olmakta yarar

var. Bakarsınız Milli Eğitim Bakanı yeni bir fırsat yakaladığını düşünür,

hemen gündeme sokar. Zira, YÖK giderek bu tür ataklara yanıt verme

yetisini yitiriyor!

AKP, 2-B yasasından Diyanet'e ek kadroya, Kuran kurslarının yıl boyu açık

kalması girişiminden yoksul öğrencileri devlet olanaklarıyla AKP'nin arka

bahçesinde özel eğitime sokma arayışına kadar pek çok konuda gerip

çekilme tavrını başarıyla uyguladı.

Hâkimiyet iktidarındır

Gelinen noktada AKP'nin bütünü açısından şöyle bir değerlendirme

yapabiliriz:

AKP koalisyonu!

Bir kanat, eski Milli Görüş çizgisinden milim sapılmasından yana değil.

Bunu her fırsatta dile getiriyor. Bu eğilim iktidarı kaybetme olasılığı

gündeme gelince her konudaki ısrarından vazgeçiyor.

Bir kanat, AKP'nin ancak ABD'nin her dediğini yaparak iktidarda

kalabileceğini düşünüyor.

Bir kanat, her iki unsuru da merkez-merkez sağ anlayışı içinde

birleştirmenin iyi olacağını düşünüyor.

Bir kanat, bu anlayışların dışında bir ton daha ulusalcı hava soluyor.

Son dönemdeki duruşları utangaç.

Tümünü birleştirince şu çıkıyor:

Aman iktidarı koruyalım. Asıl olan budur...

Yeniden TCY'ye dönersek... AKP, geçen yasama yılında TCY'nin komisyon

görüşmeleri sırasında da araya korsan maddeler koymak istemiş, CHP'nin

komisyonları terk etme eylemi sonrasında vazgeçmişti. Bu maddelerin ne

olduğunu anımsatmaya gerek yok; tabii ki türbanla ilgiliydi.

Yeri gelmişken TCY gibi temel yasaların Meclis'e gelme yöntemini de

kısaca anımsatalım:

BİZİM AKP ZİNA OKUR, DÖNER DÖNER YİNE OKUR!

16/09/2004

Cumhuriyet

Köşe Yazısı

AKP Genel Merkezi böyle bir değişikliğin gerekli olduğu görüşünü

benimsiyor. Erdoğan 'ın etrafındaki kadro bunun çerçevesini çiziyor.

Başbakanlık'taki AKP kadrosu ile birlikte metin ortaya çıkıyor. Adalet

Bakanlığı bu aşamadan sonra devreye giriyor. Bakanlar Kurulu ''İyi

olmuş'' diyor. Meclis, onaylıyor.

Oldu olacak, Meclis'teki Atatürk 'ün o ünlü sözünü değiştirelim:

Hâkimiyet kayıtsız şartsız iktidarındır!

***********************************************************************

STRATEJİ BELGESİ

16/09/2004

Cumhuriyet

Köşe Yazısı

ORHAN BURSALI

''Zina ila bina artınca kıyamet kopacak'' ... İkisinin de son derece

giderek arttığı dünyada, AKP'lilerin zinayı cezalandırarak kıyameti

engelleme, en azından ülkemizi kıyametin dışında tutma çabası boşa çıktı!

Aslında AKP ve İslamcılar ''zina'' nın kaçınılmazlığını itiraf ediyorlar.

''TCK'nin hiçbir yasasını kendine referans kabul etmediğini'' açıklayan

bir İslamcı yazar, erkeğin tek kadınla idare edemeyeceğini belirtiyor ve

''laik zina'' ile ''dini zina'' arasındaki tek farkı, birinin ''akitli''

olması (imam nikâhı!) ile açıklıyor. Haklı! (Erkekler yatıp kalkıp dua

etsinler; şu dünyaya bir kadın peygamber gelseydi, halleri nice olurdu

acep?)

Zinada kopan kıyameti AKP gülerek izledi, isteyerek ve büyük keyifle geri

adım attı ve Türkiye kurtuldu!

Güngör Uras 'ın ''Yeni Harman'' da bir demeci gözüme takıldı, ''esas zina

soygunda'' diyordu!

Evet, ülkemizde zinaların en ballısı ve katmerlisi, yıllardır ekonomide

sürüp gidiyor. İktidarların ''ekonomik zina'' ları sonucu ülkenin

gümbürdediğini unuttuk. AKP bugün bu zinayı özellikle inşaat ihalelerinde

acaba hangi boyutta sürdürüyor? Bu konuyu da Hürriyet'te Yalçın Bayer

'den izliyoruz! AKP, ihaleleri, hem de ortalamanın üzerinde pahalı

teklifler veren AKP cemaatine yakın şirketlere aktarıyor!

Yani ekonomide millet zinalanıp duruyor!

****

Zina, az kalsın içinde boğulacağımız hacimde bir köpük yarattı, ama

günlerin getirdiği bir başka konunun ise tek bir köpüğü çıkmadı: 2003-

2023 Strateji Belgesi!

Bu da nedir, diyeceğinizden eminim. Gazetemizde de bir küçük haberi

çıktı!

''Ulusal Bilim ve Teknoloji Politikaları 2003-2023 Strateji Belgesi'' ,

TÜBİTAK'ın bundan önceki yönetimince başlatılan, Türkiye'nin, ekonomi ve

yönetimin bilim ve teknoloji temelinde yeniden nasıl inşa edilmesi

gerektiğini tartışan 2.5 yıllık bir çalışmanın ürünü.

Şu sırada, ekleriyle 80 sayfa kadar olan belgenin son haline

www.tubitak.gov.tr sitesinden ulaşılabilir. Meraklı herkesin, bu belgeyi

indirip en azından incelemesi gerekir diye düşünüyorum. Belge, zina gibi

çalkalanabilecek popülerliğe sahip olmasa da!

Belge, adından da anlaşılabileceği gibi, 2023'ü hedef alıyor.

2023 neyi anımsatıyor bize?

Cumhuriyetin kuruluşunun 100. yıldönümünü!

Bilim ve düşün dünyasından insanların derdi, 100. yıldönümünde

göğüslerimizi kabartacak bir Türkiye görmek!

STRATEJİ BELGESİ

16/09/2004

Cumhuriyet

Köşe Yazısı

Kalkınmış, demokratik, zengin, insanları mutlu, yaratıcı, girişimci,

Avrupa ve dünyada göğsü ve başı açık, Türkiyeli olmaktan onur duyacağı

bir ülke!

Bütün isteğimiz bu değil mi? Milletin, seçmenin gönlünde yatan?

''Bilim ve teknoloji politikaları'' gibi ''soğuk'' bir isim kimseyi

yanıltmasın. Belge, çok özetle, kalkınanların nasıl kalkındığını ve

Türkiye'nin nasıl kalkınabileceğini özetlemeye çalışıyor.

Tarihsel bir bakışla, yol gösterici bir manifesto!

Aslında, bir siyasi partinin bu belgeyi temel alan politikalar

üretmesiyle, Türkiye gerçekten 2023'e ''adam gibi'' girebilir!

Ama öyle 20 yıl sonrasıyla ilgilendiğini gören politikacı var mı?

Stratejik bir hedefi olmayan bir ülkenin, bir devletin, siyasal

partilerin bir yere varabilmesi de mümkün değil. Türkiye ne yazık ki tam

bu durumda!

****

Geçen hafta sonuna doğru Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu , Başbakan'ın

başkanlığında toplandı. Toplantı, basına, tek satırla, Erdoğan 'ın

''Bilimi bilim için değil refah için kullanacağız'' sözüyle yansıdı.

Bu toplantının en önemli gündem maddesi, hazırlanan bu Strateji Belgesi

olmalıydı (öyle idi!). Fakat TÜBİTAK'ın şimdiki yönetiminin belgeye

yeterince sahip çıkmadığı görülüyor. Belge gerektiği gibi toplantıda

sunulmadı ve bağlayıcı bir karar alınması için çaba sarf edilmedi.

Neden? TÜBİTAK yönetiminin tarihi bir sorumluluğu var burada.

Evet, temel soru ortada duruyor: 2023'e, Cumhuriyetin 100. yıldönümüne

Türkiye nasıl girecek?

Bugünkü gibi (biraz ağır bir ifade olsa da!) ''sürünerek'' mi, yoksa dik

bir duruş ve yürüyüş ile mi?

Merak etmez, tartışmaya değer bulmaz mısınız?

***********************************************************************

AKP'NİN GERÇEK YÜZÜ ORTAYA ÇIKTI

16/09/2004

Cumhuriyet

Haber

Zinanın Türk Ceza Yasası'na girmeyişi dış basında olumlu karşılanırken

hükümete yönelik eleştiriler sürdü

AKP'nin, hem ülke içinden hem de dışından gelen yoğun tepkiler karşısında

zina tasarısından vazgeçmesi Batı basınında büyük yankı bulurken New York

Times, zinaya ilişkin tartışmaların, ''AKP yöneticilerinin arka

planlarına istenmeyen bir ışık tuttuğunu'' kaydetti.

ABD'de yayımlanan New York Times , zinanın suç olmasını isteyen AKP

yetkililerinin büyük bir kısmının, ''Militan İslamcı Refah Partisi''

kökenli olduklarını belirtti. Partinin destekçilerinin bile son olaydan

sonra bazı şüpheler duymaya başladığı yorumunda bulunan gazete, ''AKP

yöneticilerinin arka planlarına istenmeyen bir ışık tuttuğu'' iddiasında

bulundu.

İngiliz Financial Times gazetesi, zinaya ilişkin düzenlemeden

vazgeçilmesinin, ''Türk ve Avrupalı yetkilileri rahatlattığı'' yorumunu

yaptı. Siyasi uzmanlara dayanarak zina düzenlemesi için Başbakan Recep

Tayyip Erdoğan' a, ''AKP'deki aşırı muhafazakârlar ve Müslüman görüş

içinde etkili ancak Meclis'te temsil edilmeyen küçük bir siyasi parti''

tarafından baskı yapıldığı da kaydedildi. Haberde, yaşanan olayın, AB'nin

aday ülkeler üzerindeki etkisini de ortaya koyduğuna dikkat çekildi. The

Independent de gelişmeyi bir ''geri adım'' olarak yorumladı. Gazete, ''Bu

konuda özellikle 6 Avrupa ülkesinin Türkiye üzerinde belirgin baskı

AKP'NİN GERÇEK YÜZÜ ORTAYA ÇIKTI

16/09/2004

Cumhuriyet

Haber

oluşturduğunu'' öne sürdü.

Fransız Le Figaro gazetesi ise AKP'nin geri adım atmasını, ''onur

kurtuldu'' ifadesiyle duyurdu. ''Zinanın cezalandırılmasını öngören

tasarı gömüldü'' diyen gazete, açıklamanın muhalefet lideri Deniz Baykal

tarafından yapılmasına dikkat çekti.

Le Monde ise Türkiye'deki liberal çevreler ve Avrupalı yöneticilerin

baskısı altındaki Türk hükümetinin geri adım attığını yazdı.

İspanyol El Pais , ''Türkiye, AB'ye girmek için ceza yasasında radikal

reformlar yapıyor'' başlığı altında verdiği haberde, AB ülkelerinden

gelen eleştirilerden dolayı Türk hükümeti ve muhalefetinin ''geri adım

attığını'' yazdı.

Baskının sonucu

Financial Times gazetesinin Almanya baskısı, ''Türkiye sadakatsizliğe

cezadan vazgeçti'' başlığını kullandığı haberinde, Alman politikacıların

eleştirilerine geniş yer verdi. Die Welt ise AB'nin baskısı ile zinanın

cezalandırılmasından vazgeçildiğini vurguladı. ''Erdoğan son anda

vazgeçti'' başlığını kullanan gazete, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül' ün

''yüzyılın projesi olan TCK'nin zina tartışmalarıyla gölgelendiği''

sözlerine yer verdi. Frankfurter Allgemeine Zeitung ise haberi,

''Türkiye'de tartışmalı zina tasarısı ertelendi'' başlığı ile duyurdu.

***********************************************************************

HATIRLATMA GÖREVİ

16/09/2004

Yeni Şafak

Köşe Yazısı

FEHMİ KORU

Formül bulundu ve derhal işlemeye başladı: Çok maddeli Türk Ceza

Kanunu'nun (TCK) Meclis'ten bugün değilse yarın bütünüyle çıkması

bekleniyor...

Üzerinde uzlaşılan formulü CHP lideri Deniz Baykal önermiş: "Eldeki

tasarı metni esas olacak ve Ak Parti ile CHP'nin üzerinde anlaşmadıkları

hiçbir değişiklik önergesi Meclis'ten geçmeyecek." Medyanın "Zina konusu

gündemden kalktı" sevinci, CHP'nin başta sıcak baktığını açıkladığı

'zinaya ceza' konusunda görüşünü 'cezasız bırakma' biçiminde değiştirmesi

yüzünden... CHP onaylamayacağına göre, mevcut metinde zaten bulunmayan

'zina' konusuyla ile ilgili önerge işleme konulmayacak demektir...

Meclis'teki iki ana siyasî gövdeyi temsil eden Ak Parti ile CHP'nin TCK

gibi bir temel kanun üzerinde uzlaşması aslında sevinilecek bir gelişme.

Keşke temel yasaların hepsi üzerinde uzlaşılsa. Ülkenin siyasî, hukukî,

iktisadî ve sosyal yönlerinin yeniden biçimlendiği günümüzde, ihtilâftan

çok sorun çözmeyi ön planda tutan buluşmalara ihtiyaç bulunuyor. TCK

uzlaşması bu yönüyle takdire şâyân.

Ancak temel kanunlarda uzlaşmak iyi de, uzlaşmanın CHP ekseninde

sağlanması biraz tuhaf... CHP'nin itiraz etmesi halinde çok maddeli bir

kanunu kısa sürede Meclis'ten çıkarmak zor olurdu, ancak yine de istenen

başarılabilirdi; uzlaşma sayesinde yol kısaldı, ama ne pahasına: TCK'nın

genel hatlarında son sözü söyleme hakkının CHP'ye bırakılması pahasına...

İktidarların kolay kolay razı olmayacakları, hele Ak Parti gibi istediği

taktirde anayasayı tek başına değiştirebilecek çoğunluğa sahip bir parti

açısından bayağı ciddi bir fedakârlık bu.

Konunun 'bu noktaya nasıl gelindiği' gibi üzerinde mutlaka durulmayı

gerektiren bir yönü de var; ancak günlerdir burada dikkat çektiğimiz,

gazetemizin defalarca manşetinden duyurduğu, son zamanlarda başka

HATIRLATMA GÖREVİ

16/09/2004

Yeni Şafak

Köşe Yazısı

meslektaşların da katıldığı 'tuzaklar' çok daha âcil ilgi bekliyor. İki

partinin uzlaşmasının, hak ve özgürlükleri genişletecek, bireyi devlet

karşısında korunmasız olmaktan çıkartacak bir TCK metni üzerinde

gerçekleşmesini sağlamanın yolunu bulmak şart.

Bir defa, "TCK'nın uygulamasında aksaklıklar olursa Meclis sonradan

onları giderir" görüşünü terk etmek gerekiyor. Meclis, tasarıda varolan

sakıncalı maddelere asla geçit vermemelidir. Tasarının 219, 223, 263,

302, 310, 312, 319 ve 320. maddeleri, öngörülen halleriyle

yasalaşmamalıdır. Daha çok fikir ve inanç özgürlüğünü ilgilendiren

maddeler bunlar; bir bölümü yakın tarihte 'AB ile uyum' hassasiyetiyle

üzerinde oynanan maddeler tasarıda değişiklik öncesinden daha vahim hale

getirilmiş. Daha önce 'tehdit' tek başına fikirleri yasaklamak için

yeterli sebep değildi; yeni metinde birini hafif tertip azarlamanız bile

'suç' teşkil edebiliyor. 'Kamusal alan' ekseninde tartıştığımız

'başörtüsü', uyuyan bir suça ceza biçilerek, cezalandırılabilir hale

getiriliyor.

1990'lı yılların başında TCK'dan çıkartılmış 141, 142 ve 163. maddelerin

işlevini üstlenecek maddeler de tasarıya serpiştirilmiş...

Bunun sebebi, tasarının ilk biçimini hazırlayan kadroda yer alan

bazılarının özgürlükleri 'lüks' sayan zihniyetleri; bu Meclis'in

görevlendirdiği yeni komisyon pek çok maddeyi atıp bazılarını yeniden

kaleme alarak metni güncelleştirdi, ancak komisyon üyelerinin bir dizi

tuzağı fark etmediği de âşikâr... Aksi halde, 2002 yılı ağustos ayında

gerçekleştirilen anayasa değişikliğine uyumlu hale getirilmiş TCK

maddeleri yeni metinde daha da esnetilmiş olarak karşımıza çıkar mıydı?

Bugünün sorusu şu: İktidar partisinin eline teslim ettiği TCK tasarısında

değişiklik yapma yetkisini CHP hangi yönde kullanacak? Sadece kendisini

ilgilendiren konularda değişiklik önerilerine geçit verirken, diğerlerine

"Bana ne?" deyip ilgisiz kalacak mı? TCK, bu son hamleyle, CHP'nin

sınavına dönüşmüş oldu.

Meclis o kadar hızlı çalışıyor ki, siz bu satırları okurken, gündeme

taşıdığımız kaygılar eskimiş bile olabilir. Biz yine de hatırlatma

görevini yapalım da...

***********************************************************************

ZİNADA ŞER AB’DE HAYIR

16/09/2004

Hürriyet

Köşe Yazısı

HADİ ULUENGİN

SONSUZ diyalektik bir doğru içeren ‘şerde hayır vardır’ deyişi, ‘zina

yasası’na ilişkin olarak TBMM’de şekillenen ‘makûl çözüm’e de harfiyen

uyuyor.

Böylesine akılcı bir ‘uzlaşma kültürü’nde buluştukları için hem iktidar,

hem de muhalefet partilerini kutladıktan sonra, yukarıdaki doğrunun

nedenine geleyim.

* * *

KİMSE kendini aldatmasın, salı günkü gelişmeyi de ‘dış dinamikler’

sağladı.

Tümüyle desteklesem dahi, manşetlerden protestolara, tasarıya karşı

oluşan ‘dahili tepki’nin AKP’deki tavır değişikliğini etkileme oranı

sınırlı ve ikincildir.

Modernist devinime rağmen toplumumuzu ‘ataerkil’ ruhiyat belirlediğinden,

inkárı yok, çoğunluk kanunu destekliyordu. Veya, karşı çıkmıyordu.

ZİNADA ŞER AB’DE HAYIR

16/09/2004

Hürriyet

Köşe Yazısı

Dolayısıyla, yasallaşmanın önünde ‘hukuken’ ve ‘manen’ engel yoktu.

Fakat hükümet ‘inadım inat’ zıtlaşmasına girmemek sağduyusunu gösterdi.

Çünkü, aynı ‘dış dinamikler’; yani, TBMM’de ‘pazarlık’ yapıldığı

saatlerde konuyu Strasbourg’daki Avrupa Parlamentosu’nda tartışacak;

üstelik de, Ankara’ya gönderdiği özel muhabirler aracılığıyla Meclis

bahçesinden naklen televizyon yayını yapacak kadar işi ‘ciddiye alan’ AB

bütünü, ‘iç dinamikler’e damga vurdu.

Tabii buna, İngiltere Dışişleri Bakanı Straw’dan Brüksel Komisyonu

Sözcüsü Filori’ye, ‘yetkili ağızların’ dile getirdiği, ‘tam müzakere

raporu arifesinde böyle ilkel bir yasa çıkarsa, kararı kötü yönde

etkiler’ uyarılarını da eklemek gerekiyor.

O halde, ‘hariciye’nin ‘dahiliye’ye yön verdiğini dobra dobra

kabullenelim.

* * *

DENİLEBİLİR ki, ‘iş buraya geleceğine göre, zina tasarının ne alemi

vardı? Üstelik, yeni TCK demokratik hamle içerirken, ağaç ormanı saklamış

oldu’.

Tabii ki doğru ve de ayrıca şunu ekleyeyim:

Yasaya mal bulmuş Mağribi gibi atlayan ‘anti Türkiye’ Avrupalıların ‘işte

gerçek yüzleri’ diye hücuma geçmesi bir yana, AKP’nin akılsız girişimi,

aslında ona karşı ciddi sempati besleyen AB karar odaklarının da

‘kulağına kar suyu kaçırdı’.

Kafalarında, bizim ‘laikçiler’in ‘takıyye yapıyorlar’ iddialarını

çağrıştıracak biçimde bir ‘acaba mı’ sorusunun doğmasına yol açtı.

Ancak, bütün bunlara rağmen ben yine de gelişmeyi olumlu bir çerçeveye

oturtuyorum ve ‘şerde hayır vardır’ deyişini onun için kullanıyorum.

* * *

ÇÜNKÜ en önce, yasa nedeniyle resmi, sivil ve medyatik ‘AB antenleri’nin

ülkemiz üzerinde bu denli odaklanması, aslında Türkiye - Avrupa

yakınlığını kanıtladı.

Reklamda kötü olmaz, ‘sıradan Batılı’ yakınlığı ekranda, radyoda,

gazetede hissetti ve de láf aramızda, konuya uzak yorumcuların ‘mutlu

son’u kamuoyuna ‘artık Ankara için engel kalmadı’ diye takdim etmesi,

‘şer’den ‘hayır’ doğurdu.

Ama en önemlisi, AB eksenli ‘dış dinamikler’in sırf ‘statüko

zaptiyeleri’ni değil, ‘sekülarist modernite’ gerisine düşecek girişimleri

de frenlediği ispatlandı.

Yani, ‘laiklik gidiyor’ diye tatava yapanların gönlünü ferah tutması

gerekiyor.

Çünkü, henüz müzakere garantisi bile alınmamışken, ‘Şeriatçılık’ falan

değil de bir ‘pederşahi ahlakçılık’ içeren ‘zina yasası’ dahi eğer o ‘dış

dinamikler’ sayesinde geri dönmüşse; müzakereler sürecinde ve ertesinde

AB’yle eklemleşecek bir Türkiye’nin ‘laikliği yitireceğini’ (!) düşünmek

için zır deli olmak gerekir.

Zaten AB’yi, her türlü ‘şer’e karşı ve hem sivil demokrasi, hem de

seküler özgürlükler için böylesine ‘hayırlı’ bir ‘çifte güvence’

oluşturduğu için istiyoruz.

***********************************************************************

HER AN KAYABİLİR!

16/09/2004

Halka ve Olaylara

Tercüman

Köşe Yazısı

MİM KEMAL ÖKE

HER AN KAYABİLİR!

16/09/2004

Halka ve Olaylara

Tercüman

Köşe Yazısı

BAZI kalem arkadaşlarımız, AKP'nin her şey iyi ve yolunda giderken neden

bir anda otistik davranış sergilediğini sorguluyorlar.

Hani, güzel güzel gidiyorduk. Ne oldu bunlara?

Ve bunu -üstelik- AKP hep yapıyor.

İmam Hatip diyor, bir anda türbanı vesile ediyor. En son da şu zina

konusu!

Tutucu olmayan, ama CHP'den de umduğunu bulamayan bir kesim, AKP'ye

rezervli onay veriyordu. AB sürecinde ve rotasında kaldıkları sürece

sorun yoktu. Anlayışlı olmak lazımdı. Nice liberal hükümetlerin cesaret

edemediğini şu kökü İslamcılıkta olan neobatıcılar yapmıştı.

Öte yandan, AB de aynı şekilde düşünüyordu. Ta ki, şu zina ısrarıyla AKP

basılıncaya kadar.

Şimdi içte de, dışta da veryansınlar çoğaldı. Çoğu, işte takıye diyor.

Yakalandılar, gözleminde bulunuyor. Kimi, tabanı gözden ırak tutamaz...

'O kesimlerin talebi' diyorlar.

Siyasi manevra

ASLINDA bize göre, bu kasıtlı, ince bir siyasi manevra. Gözdağı

stratejisi.

Nasıl mı?

AKP 'değiştiler' diyenleri genel anlamıyla aldatmıyor. Ama, 'tamam canım,

onlar da artık bizden' diye taken for granted, yani ödünsüz

kabullenilmesine de karşılar.

AKP uslu çocuk, rejimin cici evladı olmasının bedelini ödettirmek

istiyor. Yani, 'Her an kayabilirim, beni destekleyin.'

AB yolunun kılavuzu ya da lokomotifi olmanın da bir ücreti olmalı topluma

fatura edilen...

İkincisi, AKP bize göre bu zinayı Batı'yı tedirgin etmek için özellikle

yaptı. En masum gibi gözüken bir konuda AB'nin Türkiye Cumhuriyeti'ne

tarih vermediği takdirde AKP'nin nasıl çark edebileceğini göstermek,

korkutmak istedi.

'Bizi desteklemeye devam edin. Aksi takdirde...' siz de AB'deki telaşı

gördünüz.

AB'nin hukukçuları, Türkiye'nin böyle bir yasa çıkarmasının müktesebata

aykırı olmadığını vurguluyorlar. Bu yasa, Avrupa'da Hıristiyan

Demokrasi'nin temel hülyası olmalıdır. Ancak, zinanın suç sayılması

(hukuki) bir sorun değil, siyasal bir işarettir.

Geçenlerde meselenin nasıl dinsel bir mercekten Batı'da irdelendiğini

yazmıştım. Bir de konunun seküler boyutu var ve o da insan hakları ile

ilgili.

AB'ye ters mi?

BATI'da Hıristiyan Demokratlar'ın dışında tüm siyasal akımlar, zina

suçunu insan haklarına mugayir, kadını rencide edebilecek ve devletin

kamusal alana hükmünü artıracak boyutuyla değerlendiriyorlar. Kadının

ceza alması bir yana, kamusal alanı genişletmesi ve devleti özel

ilişkilere yatak zaptiyesi olarak sokması, AB'nin liberal eğilimine ters

geliyor. Bu zina olayı münferit gibi gözükse de tümevarım metoduyla

bütüncül yaklaşımın bir tuğlası olarak görüldüğünden tepki çekiyor. AB

ile Türkiye Cumhuriyeti ilişkilerini tersyüz edebilir, deniyor.

Siyaseti oyun teorisi içinde değerlendirebilirsiniz. Ancak, fazla

oyunculuk zarar verir. La Fontaine dağarcığı bunun acı neticeleriyle

dolu.

TCK, önemli gelişmeleri de içeriyor.

Düşünce hürriyetinde mesela...

Ama, biz zinaya takıldık kaldık.

HER AN KAYABİLİR!

16/09/2004

Halka ve Olaylara

Tercüman

Köşe Yazısı

AKP geri adım attı, deniyor.

Geri adım mı, ileriye yönelik stratejik yatırım mı?

***********************************************************************

AK PARTİ - CHP İTTİFAKI

16/09/2004

Türkiye

Köşe Yazısı

RAHİM ER

Her şeyin bittiği noktada gücünü toplayıp her şeye sıfırdan

başlayacaksın. Yeni Türk Ceza Kanunu ile alakalı olarak iktidar ve

muhalefet partisi arasında her şey bitti, hem kanun, hem AB tehlikede

derken tamamen aksi oldu, doğrusu yapıldı. İki partinin önde gelen

temsilcileri buluşarak ortak önerge şartını getirdiler. Buna göre TCK

tasarısı için TBMM’ne verilecek değişiklik teklifleri iki partinin

imzasını taşıyacak.

Böylece zina meselesi arkaya atılmış oldu.

Neden gündeme gelmişti?

Acaba, AK Parti, CHP’ye ölümü gösterip sıtmaya mı razı etti? Böyle bir

teklifi öne sürmeseydi muhalefet partisiyle bu uzlaşma olmaz mıydı? Bu

taktiğe ihtimal vermiyoruz. Zina suçunun TCK’ya yazılması ciddi ciddi

düşünülüyordu. Ne var ki YÖK’le İHL değişikliklerini karıştırarak çıkmaza

sokmak gibi bu konuda da hata edildi. Hata zamanlamaya dairdir. TCK’nın

yeniden yapılma süreci en iyi zamanlama değil midir? Mantıken öyle, fakat

zina tartışmalarında dikkatli gözlerden kaçmamış olan keyfiyet şudur.

Zinanın ne olduğunda kargaşa var, her kafadan bir ses çıkmakta, suçun

tarifinde buluşmak mümkün olmuyor. Cezanın tayininden evvel suçun tarifi

gerekir.Toplum, türlü engelleyici sebeplerden dolayı hakkıyla

bilgilendirilemiyor. Eski TCK, zani, zina yapan olarak sadece kadını

gösteriyordu. Bu uygulama, kadınlar aleyhine büyük haksızlıktı. ‘98’de

haksızlık düzeltileceğine zina suçu toptan kaldırıldı. Herkes elini

vicdanına koyup konuşsun. Böyle bir suçun yok olması cemiyete zarar

vermemekte midir, fuhuş artmamış mıdır? Teklif sahipleri bunu engellemek,

toplum sağlığını korumak niyetindeydiler? Boşanmanın temini, tazminat

kâfi tedbir değildir. Onlar, mağdur veya mağdure kişinin hakkını korur.

Peki, boşanmışlar enkazına dönmek nasıl durdurulacak, millet

devamlılığını kim koruyacak? O yüzden bazı parlamenterler evli erkeğin

yaptığını da zina saydırmak istediler. Halbuki bu da eksik. Evli olsun

olmasın nikâhsız karşı cinslerin işlediği cinsi münasebet fiiline zina

denir.

Zaman, en iyi ilaçtır. Zamanla eksikler telafi edilebilir. Olması da

lazım, değerler kayboluyor. Evveliyetle kaybolan değerlerin kazanılması

gerekir. Zaten onlar kazanılmadıktan sonra ceza kanunlarında en muhteşem

suç tarifleri en ağır cezalarla yer alsa bile bu suç engellenemez.

Şu gün için güzel olan AK Parti ve CHP’nin ortak hareketidir. Ana

muhalefet partisinin iktidara pay çıkar gibi bir kaygıya kapılmadan

sağduyu ile hareket etmesi takdire şayan bir davranıştır. Muhalefette

olmak her atılan adıma çomak sokmak demek değildir. Yapıcı muhalefet,

kazandırır.

Partiler de görevlerini yapıyorlar...

Artık beklenti, doğrudan yeni TCK’dan yana.

Şüphesiz ki bir çok ayıplardan kurtuluyoruz.

Gerçekten devrim niteliğinde olmasını arzu ederiz. İnşallah dağ fare

AK PARTİ - CHP İTTİFAKI

16/09/2004

Türkiye

Köşe Yazısı

doğurmaz. Onun için acele etmekten ziyade sağlam inşa etmek daha isabetli

olur. Ortada 1982 Anayasası örneği durmakta. Yapıldığında bahar

rüzgârları esmişti. Şimdi yenilenmeyi bekleyen yamalı bir bohça. Halbuki

hukuk mevzuatının yeniden yapılanması gerekiyor. Onun için bu ilk büyük

çalışmanın bekleneni vermesi çok önemli.

***********************************************************************

TÜRKİYE’NİN EKSİSİ KALKTI

16/09/2004

Hürriyet

Haber

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün dün kabul ettiği Bağımsız Türkiye

Komisyonu Raportörü Albert Rohen ile Fransa Meclisi AB Delegasyonu

Başkanı Pierre Lequiller, zina konusunun gündemden kalkmasıyla AB

nezdinde Türkiye hanesine konacak eksinin de ortadan kalktığını

söylediler.

Rohen, AB Dönem Başkanı Hollanda’nın yanısıra Almanya ve Fransa’daki

görüşmeleri hakkında Gül’e bilgi aktardı. Lequiller de, ‘Tartışmalar

devam etse ve zina suç sayılsaydı Türkiye için bu son derece olumsuz

olacaktı’ dedi.

***********************************************************************

TAYYİP BEY DE ZENGİNİ SEVİYOR

16/09/2004

Takvim

Köşe Yazısı

ŞEMSİ YÜCEL

Rahmetli Özal'ın bir sözü hala hafızalarda. Demişti ki Özal: "Ben zengini

severim." Bunu söyler söylemez de kıyamet kopmuştu.

" Ne yani, sen şimdi fakir vatandaşları sevmediğini mi söylemek

istiyorsun!" gibi tepkiler gelmişti.

Bu sözleriyle Özal'ın, "işverenlerin adamı olduğunu açıkça ortaya

koyduğu" yazılıp, çizilmişti.

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ağzından bu ve benzeri bir laflar duymadık.

Tam aksine Tayyip bey, halk adamı olmakla övünüyor .

Tabandan geldiğini, fakirfukaranın yanında olduğunu her fırsatta

vurguluyor.

Acaba fiiliyatta öyle mi dersiniz?.

Tayyip Bey gerçekten de fakirfukara babası mı?

Bırakın babalığı bir yana, onun zamanında acaba fakir kesimin durumu

düzeldi mi?

Gelirleri arttı mı? Karınları daha iyi doyar oldu mu? Kestirmeden cevap

vereyim:

Hayır.

Bu kadar kesin nasıl mı konuşuyorum?

Bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan'a bağlı olan Devlet İstatistik

Enstitüsü'nün açıkladığı verilerine dayanarak

Geçen gün DİE'nin Hane Halkı Tüketim Harcamaları Anketi'nin sonuçları

açıklandı.

Orada açıkça görüldü ki, ülkemizin en fakir 3 milyon 300 bin ailenin

durumu 2003 yılında daha da kötüye gitmiş.

Bu kesimin toplam harcamaları içindeki gıdanın payı, yüzde 9.3'ten yüzde

8.8'e düşmüş.

Buna karşılık en zengin 3 milyon 400 bin ailenin gıda harcamaları yüzde

TAYYİP BEY DE ZENGİNİ SEVİYOR

16/09/2004

Takvim

Köşe Yazısı

28.3 oranında artış göstermiş.

Bu ne zaman olmuş? 2003 yılında.

Yaani büyüme hızının yüzde 5.9 gibi yüksek bir orana çıktığı yılda.

Dahası o yıl, kişi başına milli gelir 800 dolara yakın artmış.

Bir başka deyişle herkes bu miktarda zenginleşmiş.

Çelişkiye bakın ki, işte böyle bir yılda, dar gelirli kesimin durumu daha

da kötüye gitmiş.

Daha az, et, süt tüketir olmuşlar.

Hükümetin ekonomiyi düzeltmekle övündüğü o yılda, et tüketimi yüzde 28

gibi çok yüksek bir oranda gerilemiş.

Şimdi bu tabloya bakıp, " Acaba Tayyip Bey de mi zengini seviyor" diye

düşünmez misiniz?

AB, Türkiye'nin en büyük muhalefet partisi haline geldi

Zina konusunda CHP sert muhalefet yaptı. Aydınlar, liberaller veryansın

etti. Kadınlar yürüdü.

Tüm bunlara rağmen AKP geri adım atmadı.

"Zina yapanlara hapis cezası öngören yasayı çıkaracağım. Boşuna

kıpraşmayın!" diyerek herkesi tersledi.

Hatta biraz da kendine güvenen kabadayı edasıyla davrandı.

Ama tam o sırada birileri ortaya çıkıp, "Kandıralı sen dur!" misali, "AKP

dur, geriye marş" komutunu verdi.

Bu sesi duyar duymaz AKP'nin havası birden sönüverdi.

Kafası havada, göğsünü şişire şişire yürüyen adam gitti, yerine önüne

bakarak, iki büklüm yürüyen bir adam geldi.

AB sesini yükseltince "zina inatlaşması"ndan birden vazgeçildi.

AKP, zinaya cezayı öngören teklifini geri çekti.

AB daha önce de, insan haklarından özelleştirmeye, rekabet yasalarından,

MGK'nın yapısına kadar çok değişik konularda dediğini yaptırmıştı.

Bu açıdan bakınca AB, Türkiye'nin en etkin muhalefet partisi gibi

gözüküyor.

Bu parti çoğu zaman da iyi işler yapıyor.

Kandil gecesi içki yasağı

Eskiden, kandil geceleri içkili lokantalar "kapalıyız" diye tabelalar

asarlardı.

Bazıları da normal servislerine devam ederlerdi.

AKP iktidarı ile birlikte bu cephede de değişiklikler oldu.

" Kandil nedeniyle içki servisimiz yoktur " yazan levhalar koyan

lokantaların sayısı arttı.

Cumartesi akşamı Kalamış Develi lokantasına gidenler bu uyarı ile

karşılaştılar.

Müşterilere içki servisi yapılmadı.

SSK'nın Kadıköy'deki lokalinde de aynı uygulama vardı .

Acaba bu gösteri, müşteriler için mi yoksa AKP iktidarı için mi?

Lokantacılar neden aniden hidayete erdiler dersiniz?

DİPNOT

Türkiye'de 16 milyon 745 bin aile var.

***********************************************************************

TARİFİ YAPILMAYAN BİR SUÇUN CEZASI NE?

16/09/2004

Star

Köşe Yazısı

HALİT KAKINÇ

Zina hakkında bir yazı yazdım. Evlilik kurumunun korunabilmesi için bazı

TARİFİ YAPILMAYAN BİR SUÇUN CEZASI NE?

16/09/2004

Star

Köşe Yazısı

yasal düzenlemeler gerektiği yolunda görüş belirttim. Eşten dosttan

sataşma aldım: ‘Yahu senin gibi uygar bir adam da mı?..’

Bu ‘uygar’ yakıştırması ile zina fiili arasındaki endekslemeye pek aklım

ermiyor. Zaten bir yandan AB söylemleri, diğer yandan AKP imam nikahlı

seçmeninin tepkileri derken, konu rafa kalktı. Belki de iyi oldu. Uzmanı

değilim ama, izin verin, işin dinsel yanına göz atalım.

İmam Şafii’nin bir sözü var: ‘Hanefi mezhebinde zinanın nasıl var

olabildiğini kavrayabilmiş değilim.’ Bunu söylerken, Hanefi mezhebini

küçüksemek gibi bir gayret içinde değil. Bu sözden yola çıkarak ben de

bilenlere sordum, bildiklerini gösteren bir cevap gelmedi. Anladığım,

Hanefilik’te nikahın dinen geçerli sayılması için 2 koşul var: İcap ve

Kabul.

Bu da şu demek: ‘Benimle evlenir misin?’ diye soruyorum. Hatun kişi de,

‘Evlenirim’ diyor. Tamam. Herşey buraya kadar. Şahitmiş, hocaymış,

eşlerin samimiyetleri imiş yahut erkek ile kadın o anda kapağı yatağa

atabilmek için hile-i şeriye yapıyorlarmış, hepsi hikaye.

Çünkü bütün bunlar kalplerde cereyan eden şeyler. Din, zahire göre

hükmediyor.

Dolayısıyla Hanefilik; aldatma, ihanet, tecacavüz gibi olayların dışında

kalıyor. Bu nedenle - bekar kadın-erkek arasında ve bekar kadın ile evli

yahut bekar erkek arasında yaşanan ilişkilere zina denmesine uygun değil.

Bugün çoğu hocanın zina saydığı ilişkiler, Şafii’likte bile zina

sayılmıyor. Şii’lerin bir kısmında geçerli olan ve ‘Muta’ diye

adlandırılan geçici nikahtan da söz etmiyorum.

Mesele şu ki, cariye edinmenin meşru sayılabildiği bir kültür ortamında,

müslümanların zina’nın tarifinde uzlaşamamış olmaları normal. Asıl sorun

da burada yatıyor. Tarifi yapılamayan bir suçun dinen cezasının

olamayacağı açık.

Dört şahit ‘zina’ya nasıl tanık olacak?

Gelelim çözümü en zor olan konuya. Dini hükümleri uygulayacak olsak,

istenen 4 şahidin bu zina fiiline nasıl tanık olabileceklerinin de

içinden çıkmak mümkün değil.

Kadın ve erkek, bu ilişkiyi kasede çektirseler bile, bunun kanıt

sayılması teorik olarak zor. Neden? Çünkü bu noktada talep edilen

şahitlik, acayip bir şey. Hani minderde rakibini köprüye getiren güreşçi

için hakem zemin hizasına kadar eğilir ya, işte aynen bunun gibi. Kadın

ve erkeğin birleşme anında, 4 yönden 4 tane şahit de çıplak gözle

görebilecekleri 1-2 metre mesafeden güreş hakeminin pozisyonunu alarak

izleyecekler ki, malum şeyin diğer malum şeye girip girmediğini net

olarak görebilsinler. Tanıklık edebilsinler.

Ne kaldı geriye? İtiraf... Geçiniz.

Böyle bir cezanın dini açıdan uygulanamayacağı ortada.

Suudiler’de de recm cezası aileyi korumaya yetmiyor

Bu konuyu en ağır şekilde değerlendiren Suudiler’de bile recm cezası,

aileyi korumaya yetmiyor. Niye? - Çünkü, Arap erkeği paralıdır ve

uçkuruna düşkündür. Dört kadınla evlidir. Birinden çocuk yapsa miras,

sahiplenmiş olmak gibi sorunlarla karşılaşmaktadır.

Arap erkeği, 4 kadını sürekli değiştirmektedir. Bu arada, cariye hükmünde

gördüğü yabancılarla da yatmaktadır.

Çocuk olmayınca, aile konusu da ortadan kalkmaktadır. Bu nedenle nüfusu

artmamakta, sürekli olarak eksilmektedir. Somali ve Yemen’den göçmen

akımı olmazsa, nesli tükenme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Çoğu Arap

ülkesinde de durum aynen bu şekildedir.

Ben, olaya toplumun harcı ethik değerler yönünden yaklaşmıştım. Yapı harç

tutmuyorsa, ya koverin gitsin!

TARİFİ YAPILMAYAN BİR SUÇUN CEZASI NE?

16/09/2004

Star

Köşe Yazısı

***********************************************************************

MUSA, ZİNA’NIN ARKA PLANINA DİKKAT ÇEKİYOR

16/09/2004

Star

Köşe Yazısı

MUSA AĞACIK

‘Kadınları koruduğunu’ söyleyen Başbakanımız, bugüne kadar ‘namus

cinayetlerine karşı olduğunu’ söylemedi! Üstelik TCK tasarısında AKP,

töre cinayetlerinde ceza indiriminin kaldırılmasını öngören maddeye

‘namus’ bahanesiyle kadınlara karşı işlenen menfur cinayetlere karşı en

küçük bir eleştiri yapmadı ve önlemeye yönelik yasal düzenlemeye

girişmedi. Dahası medeni yasa düzenlemeleri sırasında kadınların

korunması ve gözetilmesine yönelik ‘pozitif ayrımcılık’ düzenlemesini

engelledi. Daha da önemlisi pek çok evde tencere pişemezken, kadınlarının

korunmasının zaten mümkün olmadığı açıktır.

Zina tartışması, BOP’a kılıf mı?

Aslında tüm zina tartışmalarının altında bence gizlenmek istenen başka

bir amaç aranmalıdır. Her ne kadar AB’ye girilmek konusunda çok çiddi

çabalar sergileniyor görünse de, gerçek amacın BOP içerisinde ABD, İsrail

ve işbirlikçi Arap güçleriyle birlikte olmak isteği aranabilir. Zira

abuk-subuk bu zina düzenlemesi nedeniyle, AB’nin bizi istemeyen

sağcılarına eşi görülmemiş bir bahane yaratıldı. Dolaysıyla olgunlaşmış

bir armut gibi tek yanlı olarak, ABD’nin eline mahkum olmak gibi bir

durumla karşı karşıyayız. Böylece ‘sen sağ ben selamet’, AB eksenli

tiyatro oyunu da sona ermiş ve ABD’nin tek yanlı mahkumu haline gelmiş

olacağız.

Sonuç olarak AKP zina dayatmasından vaz geçse bile, bundan sonra

Türkiye’nin AB’nin nezdindeki durumu çok daha sorunlu olacaktır.

Hükümet ve basın sınıfta kaldı

Bunlar bir yana demokrasiyi gerçekten isteyen bir hükümetin (ve tabii

basının) söz konusu bu ceza yasası düzenlemesinde, başta 159. madde olmak

üzere bir dizi antidemokratik ve baskıcı yasaya karşı muhalefet etmesi

beklenirdi. Bu açıdan baktığımızda ceza yasası düzenlemesinde sınıfta

kalan sadece hükümet değil, aynı zamanda basınımızdır. Bu toz dumanı

içerisinde TRT’nin Yeni Yayın Dönemi Tanıtım Gecesi’ne katılan konuklara

‘zina’yı sordum, ülkemizin Ortadoğu cehennemine sürüklenmesinden kaygı

duyan bir kısım sevgili okurlar:

Nevzat Şenol, bana zina tartışmalarıyla perdelenen gerçekleri

söyleyebilir mi?

80-100 yıl önce de bu zina tartışmaları yapılmış ve şair Eşref de bir

hiciv yazmış...

Netekim ne demiş?

‘Ey kirim, kalkma sakın, sonra seni sustururum/Mürtecidir diye

jandarmalara tuttururum/Takarım bir polisin arkasına /Sonra senin yediğin

herzelerin cümlesini kustururum...’

AB konusunda, hükümet sizce samimi mi?

Bana biraz takke düşecek, kel görünecek gibi geliyor. Bunlar samimi

değil.

Engel nedir?

Amerika’yla çok içiçeler. Şimdi Amerika Ortadoğu’da ılımlı İslam

faşizmiyle yönetilen bir Türkiye’nin Ortadoğu liderliğini istiyor. Onun

için Türk aydını ve sanatçısı, AB’de sivil toplum örgütleri ve

parlamenterlerle lobiler oluşturmalı. Ve AB’yi zorlamalı. Türk aydını ve

MUSA, ZİNA’NIN ARKA PLANINA DİKKAT ÇEKİYOR

16/09/2004

Star

Köşe Yazısı

Türk solcularına düşen görev bu bence...

Perihan Savaş

Perihan Savaş’ın, zina tartışmalarına yorumu nedir?

Amaç ‘aile birliğini korumak’sa, ailenin içinde şiddet gören çocuklar,

kadınlar ve imam nikahlı kadınlar var. Öncelikle bunların haklarını

korumak lazım. Ayrıca artık kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz, ne zinası yani?

Selim İleri

Toplumun olup-biteni sorgulamaması sizi etkiliyor mu?

Biz de daima dilsiz sorgulamalar vardır. Hiç bir zaman noktalanmaz diye

düşünüyorum.

Zina tartışmalarına yorumunuz?

Bence bu kişilerin kendi aralarında çözecekleri bir meseledir.

Erkan Yolaç

Erkan Yolaç’ın zina tartışmalarına yorumu?

Zina artık medeni ülkelerde ve çağdaş yaşamda sadece eşlerin boşanmasına

zemin hazırlar. Yoksa herhangi bir cezai müeide uygulamamak lazım benim

kanatime göre...

***********************************************************************

"ÇARK ETMEK"

16/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

CENGİZ ÇANDAR

AKP hükümetinin "zinanın hapislik suç sayılması"na ilişkin Türk Ceza

Kanunu taslağına konulmasına niyet ettiği hükümden vazgeçmesi,

alkışlanması gereken bir davranıştır. Bu konudaki her yazımızda, başta

Başbakan Tayyip Erdoğan ve bakanlar ile AKP'lilere, "daha vakit varken,

gereken sağduyuyu gösterip, bundan vazgeçmeleri" çağrısında bulunmuştuk.

Mesele, "üzüm yemek" idi, "bağcı dövmek" değil. Maksat, "AB üzümü"nü

yemek idi. AKP hükümeti, CHP ile TCK taslağı konusunda parlamento

tarihimizde kayda değer sayılması gereken bir "uzlaşma"ya vararak,

"yanlışta ısrar etmeme" basiretini gösterdi ve böyle yaparak, Türkiye'nin

"AB üzümü"ne yaklaşmasını sağladı. Bu basiret, takdirle kaydedilmelidir.

Kimi basın organlarında, AKP hükümetinin "ABD, AB ve kamuoyu baskısı"

karşısında "çark ettiği", "geri adım attığı" gibi haber başlıkları ve

yorum satırları yer aldı. Bu, bir "okuma" durumu. Bu konuyla ilgili

tartışmaları, Türkiye'nin "AB perspektifleri" boyutları içinde

değerlendirmez ve daha geniş uluslararası stratejik dengeler çerçevesinde

mütalaa etmez ve işi, bir "iç politika güreş müsabakası" gibi görürseniz,

bu tür hükümlere de varabilirsiniz. Ancak, bu dahi, AKP'nin bu konuda

"basiretli davrandığı" gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Neyi tercih ederdiniz?

AKP hükümetinin "yanlışta ısrar"dan "çark etmeyerek", "geri adım

atmayarak" Türkiye'nin dışarıda "gol yemesi"ni ve bu yolla Türkiye'de

"devlet müdahaleci zihniyeti"nin kendisine "alan genişletmesi"ni mi?

Yoksa, AKP hükümetinin son dakikada da olsa, basiretli davranıp, böyle

bir olumsuzluğa meydan vermemesini mi?

Biz, ikinciden yanaydık. Öyle de oldu.

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın yokluğunda, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri

Bakanı Abdullah Gül'ün yanına Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil

Çiçek'i alarak, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'la sağladığı "uzlaşma", ne

yazık ki, dış politikada giderek dikkati çeken "savrukluğun" üzerini

örtmüyor. Örnek, Tel Afer çatışmaları zemininde Türkiye ile ABD arasında,

"ÇARK ETMEK"

16/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

Abdullah Gül'ün çıkışıyla ortaya çıkan yeni manzara. Bu konuda dünkü

yazımızda uzun uzun durmuştuk. Onu tekrarlamayacağız. Ancak, Gül

marifetiyle sergilenen "dış politika savrukluğu"nu kayıtla yetineceğiz.

Yasemin Çongar, dünkü Milliyet'te şunları yazıyordu:

"Ö Abdullah Gül'ün ABD'nin Tel Afer'deki operasyonuna gösterdiği tepki

Washington'u rahatsız etti. Gül'ün ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'la

telefon görüşmesinde ilettiği kaygıları not ettiklerini ve Türkiye'nin

hassasiyetini anladıklarını belirten kaynaklar, açıklamaları 'iki başkent

arasındaki yakın diyalogun tonuna aykırı' diye nitelendirdi. ABD'li bir

yetkili, 'Sivillerin can kaybından biz de üzüntü duyuyoruz. Powell,

operasyonun hedefinin sivil halk olmadığını Gül'e aktardı. Ancak iki

bakanın konuşmasının ardından, Türkiye'den bu diyalogun yapıcı tonuna

aykırı açıklamalar gelmesine şaşırdık' dedi. Aynı yetkili, Gül'ün

sözlerinin 'iç tüketime yönelik olabileceğini de belirterek, bu sözlerin

daha ziyade iç siyaset üslubu taşıdığını ima etti."

Yasemin Çongar'ın atıf yaptığı "yetkili"nin kim olduğunu tahmin

edebiliyoruz. Bir hayli "yetkili"dir. Buradan anlaşıldığına göre,

Washington, Gül'ün açıklamasından hem rahatsız olmuş, hem de "iç tüketime

yönelik" olarak değerlendirerek "ciddiye almamış." Bir Dışişleri Bakanı

ve temsil ettiği ülkenin dış politikası açısından en olmayacak imaj.

ABD'nin Ankara Büyükelçisi Eric Edelman'ın, Gül'ün açıklaması üzerine

"bilgi" istemesi üzerine, kendisine verilen "resmi cevap" ise şu:

"Bakanımız ciddi kaygılarımız olduğunu ifade etmek istedi. İşbirliğini

bitirecek somut adım düşünmüyoruz."

"Çark etmek" işte bu. Ayrıca, öğrendiğimiz kadarıyla, Gül'ün "Irak

konusunda ABD ile işbirliğini sona erdirebiliriz" sözü, üzerinde oturulup

tartışılmış ve tasarlanmış bir "dış politika adımı" değil; Bakan'ın

ayaküstü bir demecinin sonucu.

"Hafiflik" kaldırmayacak tek bir politika alanı varsa, o da "dış

politika"dır. Orada "çark etmek" iyi bir şey değildir. Tüm ülkeye zaaf

getirir

***********************************************************************

AK PARTİ'DE CAN SIKINTISI!..

16/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

SERDAR ARSEVEN

TCK tasarısı vesile oldu...

Kuliste, AK Parti içindeki farklı eğilimleri temsil eden gruplarla bir

araya geldik.

Bir vekil...

Ülkenin gündemine zina meselesinin "yerleştirilmesinden" dolayı tepkili.

Şunu soruyor:

-Öküze şahadet getirtmeye çalışmanın mânâsı var mı?..

-Ne demek bu?..

-Zinayla yoğrulmuş bir zemine, eskimez nizamın bir kuralını monte etmeye

çalışmanın âlemi var mı?..

Tepki...

Diğer vekillerin katılımıyla devam ediyor...

Biri...

-Her durumda geri adım. Beş on adım sonrasını görmemiz gerekiyor ama

burnumuzun dibini göremiyoruz. "Burun üstü çakılıp duruyoruz." Ne oldu

şimdi, zinadan geri adım atınca, aileyi korumaktan vazgeçmiş mi olduk!..

AK PARTİ'DE CAN SIKINTISI!..

16/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

Asabi grubun diğer üyesi...

-Ekonomi, mecburen IMF'ye teslim. Bizden beklenen, hak ve özgürlük

alanındaki ihlallere son vermemiz. İki yıldır iktidardayız. Vallahi,

vatandaş bu konularla ilgili soru yönelttiğinde verecek cevap

bulamıyoruz.

***

Sohbete dinleyici olarak katılmakla yetinen grup yöneticisi kolumuza

giriyor, "Gel, bir kahvemi iç" diyerek o ortamdan uzaklaşmamızı sağlıyor.

"Gördün durumu, hepsinin kendince derdi var" dedikten sonra...

Devam ediyor:

"Partide, MHP'li MHP'liliğini, ANAP'lı ANAP'lılığını, DYP'li DYP'liliğini

sürdürüyor. AK Partiye sahip çıkanlar, sadece Faziletli arkadaşlar. Bu

durum, partinin, adeta "kumdan kale" gibi hassas dengeler üzerinde

durduğunu gösteriyor. Sağlam kaynaklardan bilgi geldi: 'Durum müsait

olduğunda, AK Parti içinden, bir MHP ve bir DYP grubu çıkartılacak.'

Bakın, eski DEP'li milletvekillerinin serbest bırakılmasından sonra

bildiri yayınlayanlar öyle, 10, 11 kişiden ibaret değil. Çok daha fazla

ve organize!.."

Araya giriyoruz...

-Bunlar biraz zorlama yorumlar...

-Hayır değil, umarım plânlarında neticeye ulaşamazlar.

-Zor...

-Yanlış adımlar atılırsa, kolay olur.

-Ne gibi yanlış adımlar?..

-Bakın, iki hafta sonra, Meclis Başkanlık Divanı ve Parti Yönetimi

yeniden şekillenecek. Ben, Sayın Başbakan'ın 'cezalandırma' yöntemini

izlemesinden endişe ediyorum. Böyle yaparsa, 2005, partimiz için çok zor

bir yıl olur. Bütün yönetimin Sayın Başbakan tarafından belirlenmesi de

sıkıntıya yol açar. Parti yönetiminin hiç olmazsa bir bölümü, grubun

özgür iradesiyle seçilmelidir."

***

Akşam saatlerinde bir başka grupla sohbet halindeyiz...

Biri, "zina"dan söz açarak, soruyor:

"Zina meselesini, Sayın Başbakan'ın gündemine taşıyan kimse, ona dikkat

etmek lâzım... Çok fena oyuna getirildik de... Getiren kim?!.."

***

Kulisten uzaklaşırken şunu düşünüyorduk:

Kulisteki, "gelip geçici bir sıkıntı hali" miydi acaba.

Yoksa daha büyük sıkıntıların habercisi mi...

RTÜK'TEN AÇIKLAMA

Önceki gün "Türkiyem Türkiyem" başlığı altında Cumhurbaşkanlığı- Devlet

Denetleme Kurulu raporundan bazı bölümlere yer vermiştik...

O yazı ile ilgili olarak RTÜK'ten açıklama:

"Kamu İhale Kurumu'nun bir sayın üyesinin eşi RTÜK'te benim eşim de

anılan Kurul'da çalışmakla birlikte olaylar (raporda) iddia edildiği gibi

gerçekleşmemiştir. Bu 'iftira', DDK raporuna girmiş ama DDK tarafından

kayda değer görülmemiştir. Sayın Arseven, eşimle Başbakanlıkta memur

olarak çalıştığı dönemde evlendim. Dolayısıyla eşim benim tavassutumla

kamuda görev alıp, terfi etmiş, bir kurumdan diğerine geçmiş değildir.

Ayrıca eşim hiçbir şekilde benim tavassutuma ihtiyaç duymayacak ölçüde

birikimli, donanımlı, ehliyet ve liyakat sahibi bir kamu görevlisidir...

Saygı ve selamlarımla..."

***

Saygı, selam bizden...

Bir RTÜK'e bir de Devlet Denetleme'ye!..

AK PARTİ'DE CAN SIKINTISI!..

16/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

***********************************************************************

KİME NİYET KİME KISMET

16/09/2004

Radikal

Köşe Yazısı

GÜNDÜZ AKTAN

Zina konusu açıldığı gibi kapanıyor. Yasalaşsaydı bile ya Anayasa

Mahkemesi ya da AİHM tarafından bir şekilde iptal edilecekti. Ama zina

çok daha önemli bir toplumsal yara olan çokeşliliği ön plana getirdi. Bu

terimi poligami yerine kullanıyoruz. Yoksa kadınların çok erkekle

evlenmesi yani poliandri tarihte poligamiden daha uzun süre görülen bir

olgu. Çatalhöyük bunun Anadolu'daki örneklerinden biri.

Zina tartışması çok başarılı olmadı. Bir kısmımız zinanın ahlaksızlık

olduğunu dahi söylemeden, yeni TCK'ya suç olarak girmesine karşı çıktık.

Diğerleri çokeşliliğin zina sayılmasına itiraz etti. Her ikisinin ortak

noktasıysa, sanki evlilik dışı ilişkilere şu veya bu şekilde imkân

tanımaktı.

Önemli toplumsal konuların yasa maddeleri vesilesiyle tartışılması çok

yararlı bir yaklaşım değil. Doğru yol, sorunun önce tanımlanarak ortaya

konması, sonra tartışılması, sonra da gerekiyorsa yasal düzenleme

yapılması.

Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi bizde de aile kurumu zayıflıyor. Bu,

alabildiğine karmaşık bir konu. Sürekli kamuoyunun gündeminde bulunması

lazım. Kolay çözümler yok. Kaba bir genellemeyle, ülkenin batısında ve

özellikle büyük kentlerde çekirdek aile dağılırken, doğu ve güneydoğuda

çokeşlilik temelinde geniş aile belki de yayılarak devam ediyor.

Çokeşlilik gibi önemli bir sorunda ciddi bir sosyolojik çalışma yapılmış

mı, bilmiyorum. Bu tür ailenin aşiret yapısı, töre cinayetleri, hatta

terörizmle ilişkili olması mümkün. Başta Usame bin Ladin olmak üzere,

İslam adına teröre başvuranların çoğu, çokeşli ailelerdeki anonimada,

babasının bile tanımadığı çok sayıda çocuklar arasından çıkıyor.

Muhtemelen PKK teröristlerini de aynı yapı üretiyor.

Kuran'da çokeşliliğe izin verilmiş olması çokeşli evliliği gerçek anlamda

bir aile kurumu haline getirmiyor. Çokeşli erkek, bunu kabul eden kadın

ve 'nikâhı' kılan imam için eski TCK'da cezai hükümler var. Ayrıca bu,

cinsler arasında eşitlik ilkesini içeren Anayasa ve AİHS'ye de aykırı.

Bugüne kadar hiçbir cumhuriyet savcısının dava açmamış olmasına insan

şaşıyor. Ama haklarında dava açılmadığı için çokevliler arasındaki

ilişkiler hukuken meşru sayılamaz.

Öte yandan çokeşliliğe ilişkin Kuran ayeti hiçbir erkeğin yerine

getirmesine imkân olmayan bir şart içermesine rağmen, erkeklerin

çokevlilik vasıtasıyla daha genç kadınları sadece cinsi amaçlarla kuma

getirdiğini gösteriyor. Nitekim Tunus bu ayete dayanarak çokeşliliği

yasaklayan bir yasayı uyguluyor. Böylesine aşağılık bir günah durumunu

başta Diyanet, din adamlarımızın sürekli eleştirmemesini de anlamak

mümkün değil. Aynı çevrelerin şimdi zinaya karşı çıkışlarının ardında

ciddi bir moral otoritenin bulunmaması da, bu tutumlarından

kaynaklanıyor.

Basına yansıdığına göre bazı milletvekilleri bile çokeşli. Bu kişiler

nasıl milletvekili yemini ettiler acaba? 'Çokeşlilik Türkiye'de bir

toplumsal vakıadır' deyip geçmekle iş bitmiyor. Bu ceza yasasına da

çokeşliliği yasaklayan cezai hükümler konmalı ve bunlar artık

uygulanmalı. Ayrıca böyle kişiler seçme ve seçilme haklarından da mahrum

KİME NİYET KİME KISMET

16/09/2004

Radikal

Köşe Yazısı

edilmeli.

Kötü niyetli bir kaygıdan hareket edersek(?), AB'nin çokeşliliğe bigâne

kalmasını Güneydoğu'daki yüksek Kürt nüfus artış hızını muhafaza etmek

çabasına bağlayabiliriz. Buna rağmen çokeşlilik konusu AB üyelik

sürecinde er geç ortaya çıkacak. Kopenhag Siyasi Kıstasları hemen tümüyle

özgürlüklerle ilgili. Yani amaç farklılıkları da tanıyarak devletin

kişiye müdahalesini asgariye indirmek. Hıristiyan değerler içinde kadın-

erkek eşitliği zaten bulunduğundan, bu konunun kıstaslar içine

sokulmasına gerek duyulmadığı anlaşılıyor.

Ama Türkiye gibi Müslüman bir toplumu içine alırken, kadının statüsündeki

aksaklıklara da sıranın geleceği, türban konusundaki AİHM kararından

belli.

Türkiye'de her türlü farklılığı savunan liberaller, çağdışılıklardan

rahatsızlıklarını ifade etmeye başladılar. Ama bazıları hâlâ zihni

'değişim'in çağdaşlaşma ve kalkınma olmadan kendiliğinden geleceğini

ummaya devam ediyor.

Onlar da öğrenecekler.

***********************************************************************

AB 'ZİNA'DAN MEMNUN OLDU

16/09/2004

Radikal

Haber

JEAN CRISTOPHE FILORI

Son günlerde Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkileri gündeminin ilk

sırasına oturan zina tartışmalarının son bulması, Brüksel'de de

memnuniyetle karşılandı. AB Komisyonu sözcülerinden Jean Christophe

Filori, zina konusunun 'masadan kalkmasının' olumlu olduğunu ifade

ederken "Zina yasaya girseydi bu, İlerleme Raporu açısından olumsuz bir

etki yaratacaktı. Artık bu tartışma bittiğine göre dikkatlerimizi TCK

üzerine yoğunlaştırabiliriz. Yeni TCK birçok olumlu açılım içeriyor" diye

konuştu.

Batı basınından sıkı takip

Batı basını, TCK tasarısında zinanın suç sayılması düzenlemesinden

vazgeçilmesine geniş yer verdi.

Britanya: Financial Times, Türk hükümetinin 'geri adım attığını', bunda

kamuoyu ve muhalefetin tepkilerinın etkili olduğunu yazdı. Haberde,

gelişmelerin, AB'nin, üye olmak isteyen ülkeler üzerindeki etkisini de

ortaya koyduğu yorumunu yaptı.

The Independent, geri adımın 'AB ile müzakereler için tehdit

oluşturacağı' uyarısının ardından atıldığını belirtirken İngiltere

Dışişleri Bakanı Jack Straw'un en büyük Türkiye destekçileri arasında yer

aldığı için, uyarısının özellikle önem taşıdığını savundu. 'Zina', The

Guardian ve The Times gazetelerinde de haber oldu.

Fransa: Fransız Le Figaro gazetesi, 'Onur kurtuldu' ifadesini

kullandı. Le Monde ise, Türkiye'deki liberal çevreler ve Avrupalı

yöneticilerin baskısı altındaki Türk hükümetinin geri adım attığını öne

sürdü.

ABD: The New York Times, zinaya ilişkin tartışmaların, büyük kısmı

'militan İslamcı Refah Partisi kökenli' AKP liderlerinin arka planlarına

istenmeyen bir ışık tuttuğu' iddiasında bulundu.

(Radikal, aa, anka)

***********************************************************************

ZİNA VE DEMİRYOLLARI HAKKINDA

16/09/2004

Radikal

Köşe Yazısı

TÜRKER ALKAN

Şu zina tartışmasının bitmesi üzücü oldu.

Bu konuda herkesin bir diyeceği vardı ve her söylenen ilgiyle

dinleniyordu. Büyük bir boşluk doğdu. Şimdi aynı tutkuyla tartışacağımız

bir konu kalmadı artık. Yeni eğitim yılını, Ceza Yasası'ndaki düşüce

özgürlüğüne ilişkin maddeleri, dış ticaret açığını, asık suratlı AB

yetkililerini ve Bush'un maceralarını tartışmakla gün mü geçer?

Zinanın, Ceza Yasası'nın gündemden düşmesi, borsayı ayağa kaldırmış.

Cinsellikle ekonomi arasında nasıl şaşılası bir ilişki olduğunu böylece

görmüş olduk.

Zina konusundaki düzenlemeden son anda vazgeçen AKP liderliğinin bazı

özellikleri bir kez daha ortaya çıktı: Birincisi, zamanlamayı

bilmiyorlar, beceremiyorlar. Tam AB'de önemli kararlar alınacakken bu

zina fantezisi de nereden çıktı, diye soranlar elbette haklıdır.

İkincisi, muhteşem bir manevra kabiliyetleri var. En kararlı ve ısrarlı

gibi gözüktükleri konularda bile köşeye sıkışmıyorlar, hemen tavır

değiştirerek uzlaşıveriyorlar. Böylece zamanlamada sergiledikleri zaafı

telafi ediyorlar.

Ama bu manevralar gittikçe AKP liderliğinin inanılırlığını zedelemez mi,

tabanında soru işaretlerinin oluşmasına neden olmaz mı sorusu ayrıca

sorulmalıdır sanıyorum.

AKP liderlerinin bir diğer ilginç özelliği şaşaalı düğünlere pek meraklı

oluşlarıdır. ANAP'la başlayan ilginç bir gelenek AKP ile sürüp gidiyor.

ANAP döneminde Semra Özal'ın 'Papatya' denen partili kadınlarla birlikte

yaptığı 'hasbahçe' âlemleri dillere destandı. Paradan kaçınılmaz,

binbirgece masallarını andıran abartılı dekorlar içinde Lale Devri

ihtişamını çağrıştıran eğlenceler düzenlenirdi.

AKP önderleri de düzenledikleri düğünlerle dikkati çekiyor. Gerçi

geçenlerde oğlunu evlendiren Brunai Kralı kadar abartmıyorlar. Henüz

altından taht, Rols Royce'dan tahtırevan yaptırmadılar, ama bir ihtişam

merakı ve arayışı içinde oldukları açıkça gözüküyor. Erdoğan'ın çocukları

için yaptığı iki düğünde bunları gördük.

Devlet Bakanı Ali Babacan'ın oğlunun sünnet düğünü de fena değildi hani.

Düğünde gazeteciler Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ı biraz yıldırmaya

çalışmış: 'İstifa etmeyi düşünüyor musunuz?' Cevap çok net: "Ben çok

rahatım.

O direksiyonu ben kullanmıyordum ki kardeşim!"

Yani, treni ben sürmüyordum ki, deyip kendisini temize çıkarıyor.

Olabilir. Ama gazeteciler devam ediyor: 'Soruşturma izni verdikten sonra

bürokratınızın (TCDD Genel Müdürü) istifa etmesi gerektiğini düşünür

müsünüz?'

Bakanın yanıtı: "Ben onu bilmem arkadaş.

Ne bileyim yani..."

Burada bir ikili standart yok mudur: Kendisi söz konusu olduğunda bakan,

"Treni ben mi sürüyordum," deyip kurtuluyor. Genel müdür söz konusu

olunca, istifa etmesine bir itirazı yok.

O zaman bakana sormak gerekmez mi, 'Treni genel müdür mü sürüyordu?'

Bu mantığa göre, treni süren makinistlerden başka kimsenin günahı ve

sorumluluğu yok!

Konunun ehli olmayan bir kişiyi sırf yakını ve partidaşı olduğu için

genel müdür atayan bakan suçsuz, demiryolları altyapısının hazır olmadığı

bir 'hızlı tren' projesini ortaya atan ve destekleyenler suçsuz, göreve

geldiklerinden beri bir hayli zaman geçtiği halde demiryollarının

bakımlarını gereği gibi yapmayanlar suçsuz...

ZİNA VE DEMİRYOLLARI HAKKINDA

16/09/2004

Radikal

Köşe Yazısı

Sadece makinistler suçlu!

Olur mu?

***********************************************************************

‘TÜRKÜN AKLI SONRADAN GELİR’

16/09/2004

Türkiye

Köşe Yazısı

İSMAİL KAPAN

Yukarıdaki halk deyişinin; sosyolojik, antropolojik, genetik vs. açıdan

bilimsel doğruluğu araştırılıp irdelenmemiş de olsa, pek çoğumuzun

nazarında gerçekmiş gibi bir anlamı vardır! Yani Necip Türk milletinin;

her şey olup bittikten sonra aklının başına gelmesi ve hakikatte ne gibi

yanlışlıkları yaptığının farkına varması. Ama iş işten geçmiş olduğu için

de, ahu vahların artık bir işe yaramaması... Hayatın her safhasında bunun

yansımalarını görmek mümkün; kural tanımazlık sebebiyle meydana gelen

katliam gibi trafik kazalarından sonra, yahut çürük binaların depremlerde

yerle bir olmasının ardından yakılan ağıtlar, feryatlar; hep iş işten

geçtikten sonra ve hiçbir şeyin eskisi gibi olmasının imkansız hale

gelmiş olduğu noktada çaresizce ve umutsuzca başvurulan şeyler.

Her defasında tekrarlanır; keşke iş bu raddeye gelmeden, gerekli şuura

sahip olunabilse. Ama nafile! Hani meşhur fıkra var ya; Temel’i idama

mahkum etmişler; infaz sırasında son sözünü ya da arzusunu sormuşlar, o

da: “Ha bu baa bi ders olsun!..” demiş.

Şimdi Türkiye aynı pişmanlığı bir kere daha yaşıyor... Tam bir aydır

ülkeyi zina çıkmazına kilitleyenler, Telafer hadisesinden sonra

suratlarına şamar yemiş gibi ayıkmış görünüyorlar. Öyle ki, malum mevzuda

en ipe sapa gelmez görüşleri savunanlar bile artık diyorlar ki; Türkiye

zina tartışmalarıyla oyalanırken Telafer’de olanlar oldu. Belki de zina

tartışmaları bütün bu olayları örtmek için kullanıldı... Bu şekilde geç

uyananlara, amiyane üslupta şöyle seslenirler: Uyan da balığa gidelim!

Siz bütün karşı görüş ve ikazlara rağmen, 348 maddelik TCK tasarısını,

tartışmak yerine henüz tasarıda bile olmayan, hatta teklifi dahi

yapılmamış olan muhayyel bir maddeyi, meselenin temeli ve tamamıymış gibi

kamuoyuna dayatacaksınız, ondan sonra da zeytinyağı gibi su yüzüne çıkıp;

“Günlük işlerle uğraşanlar siyasetçidir, ben devlet adamı ararım...”

şeklinde ahkam keseceksiniz. Bilmiyorum buna kanacak saflar hâlâ var mı?

Türk hukuk sisteminin en önemli metinlerinden biri olan Ceza Kanununun

tamamının bir kenara bırakılıp, tartışmaların seviyeden yoksun bir

şekilde zina konusuna getirilmesi kimlerin eseri? Herhalde Türk halkı

bunun değerlendirmesini yapacaktır. O ceza kanunu tasarısı ki, içinde

fikir ve düşünceyi yayma hürriyetini tahdit eden, din adamlarının

görevini ifa ederken ağır cezalara çarptırılması tehlikesini taşıyan ve

insanların kılık kıyafetleri yüzünden mahkum olma garabetini getiren

maddeler ihtiva ediyordu. Yıllarca 159. madde ve 312. madde gibi, zaman

zaman maksadının dışında, aşırı ve tehlikeli bir biçimde yorumla

uygulanan hükümlerin aynen devam ettirilmek istenmesine ses

çıkarmayanlar, yahut görmezden gelenler; niçin Avrupa Birliği nezdinde

bunca spekülasyon ve mugalata eylemine girdiler?

Soruyoruz; AB’ye atfedilen kaç tane manşet ve haber sonradan bizzat AB

yetkililerince tekzip edildi? Yalanlamalara rağmen asılsız iddiaları

sürdürenler kim ve maksatları neydi? Buna sebep olanlar, bu haberleri

uyduranlara kaynaklık ve yataklık edenler utanacak mı acaba? Yoksa

geçmişte olduğu gibi; iktidar partisine geri adım attırmış olmanın, ya da

‘TÜRKÜN AKLI SONRADAN GELİR’

16/09/2004

Türkiye

Köşe Yazısı

kendilerince AB vasıtasıyla hükümeti belli istikamete zorlamanın sevinci

içinde, küstah ve küçümseyici tavırlarla yeniden akıl vermeye mi

kalkışacak?

Belki hâlâ daha ikiyüzlü davranışlarını gizlemeyi beceren vardır ama,

eminiz ki, halkımız bunların ekserisini gayet doğru bir şekilde teşhis

edip tanımış durumdadır. Dolayısıyla böyleleri, belki biraz da

mecburiyetten siyaset ve hükümet çevrelerinde itibar görüyor olabilirler

ama; halk indinde kıymeti harbiyeleri hiç mesabesindedir.

***********************************************************************

HALKI KELEPÇELEMEYİN!

16/09/2004

Anadoluda Vakit

Köşe Yazısı

YAVUZ BAHADIROĞLU

AKP iktidarı bir kez daha “pardon” dedi ve “zina”ya ilişkin tasarıyı geri

çekti. Gazetem de bu yaklaşımı sürmanşetten “geri adım” olarak

değerlendirdi. Ben radikal yaklaşımları seven biri değilim, ama “Bu

kaçıncı geri adım?” sorusunu artık sorma gereği duyuyorum.

Dikkat!.. Bir adım, bir adım daha, derken adım atacak alan kalmayabilir.

Ya da son geri adımı uçuruma atabilirsiniz. Ayrıca bilinmelidir ki; her

“geri adım” siyasi iktidarları kemirir, yıpratır, tüketir. Çünkü,

defalarca söylediğim gibi, “İktidar, tehdidini ikaya muktedir olma

sanatıdır.”

Sözünden dönen iktidarlar millet nezdindeki inandırıcılıklarını

yitirirler. Arkası sıra da güvenilirliği yitirirler. Sonuçta milletle

aralarındaki “duygusal iletişim” kopuverir. Artık iktidar serap olur!

AKP yöneticilerinin “devrim” olarak niteledikleri Ceza Yasası

Tasarısı’nın bazı maddeleri, özgürlüğe susamış halkımızın yüreğine

kelepçe olup, badehu AKP ile arasındaki sevgi bağını koparacak

cinstendir.

Hiç kimse “Uygulamaya baktıktan sonra düzeltiriz” demesin; zira

deneyimlerim siyasette “sonra”nın olmayabildiğini gösteriyor.

¥

Vaktiyle, masum ve mazlum dindarlara demirparmaklık ve paslı kelepçe olan

meşhur 163. maddeye bazı maddeler eklenirken, TBMM’de çıkan itirazları,

devrin Başbakanı Şemsettin Günaltay (Başbakanlığı: 16 Ocak 1949-22 Mayıs

1950) “Gerekirse sonra düzeltiriz” diyerek yatıştırmıştı: “Ben ki,

üniversitede Dinler Tarihi dersi veriyorum, bu madde yüzünden dindarlara

zulmedilmesine seyirci kalır mıyım sanıyorsunuz! Tatbikatı görelim,

aksayan yanları olursa daha sonra birlikte düzeltiriz.”

“Sonra”nın gelmesini Türkiye, aşağı-yukarı kırk sene bekledi. Halbuki CHP

çoktan iktidardan düşmüş, yerine Demokrat Parti gelmişti. Celal Bayar

Cumhurbaşkanı, Adnan Menderes ise Başbakan’dı. Özellikle Adnan Menderes,

seleflerine kıyasla daha “dindar” sayılabilirdi. Hatta CHP’nin müfritleri

sık sık onu “mürteci” diye suçluyor, ezanı aslına döndürmesini “irticaa

taviz” şeklinde yorumluyorlardı. (Menderes’in idam gerekçeleri arasında

“irticaa taviz” suçlaması önemli yer tutar) Menderes’in “dindar”, en

azından “dindarlığa özgürlük” veren kimliğine rağmen dindarlar

süründürüldü. Türkiye bir açık cezaevine dönüştü.

Gün geldi, yakın komşularımızı dahi evimizde ağırlayamaz duruma geldik.

Birileri “Filancanın evinde âyin yapılıyor” diye ihbarlıyor, hiçbir

şeyden habersiz hatim indiren köylüler, kasabalılar, şehirliler

kelepçelenip götürülüyordu.

HALKI KELEPÇELEMEYİN!

16/09/2004

Anadoluda Vakit

Köşe Yazısı

Düşünün ki, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra gelişen “kıyım dönemi”nde köy

evimiz basılıyor. O tarihte yaşı altmışı geçkin olan büyük halamla

birlikte, “Devletin temel nizamlarını dini esas ve akidelere uydurmak

maksadıyla propaganda yapmak”tan, hatta “gizli cemiyet kurmak”tan ve

“şeriat devleti oluşturmaya çalışmak”tan sorgulanıyorduk...

Siz kimin evini soruyorsunuz?..

Rize’nin Pazar’ında biz bunları yaşarken, rahmetli Başbakan Adnan

Menderes TBMM üyelerine “Siz isterseniz, hattâ hilâfeti bile

getirebilirsiniz” diye nutuk atıyordu.

¥

İktidarın niyeti halis olabilir, eminim halistir de; fakat bu tasarı

halis niyetleriyle örtüşmüyor. Kaldı ki, devlet niyete bağlı olarak değil

yasalarla yönetilir; bu iktidar döneminde uygulanmayabilecek herhangi

olumsuz bir madde, farklı iktidarlar döneminde en acımasız biçimde

uygulanabilir ve mazlum halk mağdur edilebilir...

Feryadım bu yüzdendir...

Yoksa ne AKP’ye bir garezim sözkonusudur, ne de AKP yöneticilerine

küskünüm. Beklentisiz biri olduğumu da en iyi onlar bilir. O kadar

beklentisizim ki, sırf onlar rahatsız olmasınlar diye vaktiyle oluşmuş

“dostluk” ve “arkadaşlık”tan kaynaklanan hukuku bile kullanmıyorum.

Bu durumda bendenizi, “farklı hesaplar peşinde koşmak”la (fikir

etkisizleştirilmek istendiğinde bu itham hep yapılır) kimse suçlayamaz...

Ben yalnızca inandığımı söylüyorum.

¥

Yanlış hatırlamıyorsam 27 Mayıs 1960 darbesi sürecinde, neredeyse “cebren

iktidar” yapılan CHP döneminde “Anayasa Nizamını Koruma Kanunu” başlıklı

bir tasarı komisyondan geçirilmişti. Başbakan İsmet İnönü’nün (Son

başbakanlığı: 20 Kasım 1961-20 Şubat 1965) beyanına göre, bu tasarı

“devleti Nurculardan koruyacak”tı. Fakat kanunlaştıramadan iktidardan

düşürüldüler.

Yerine Süleyman Demirel Başbakan oldu. Garipliğe bakınız ki, tasarı yine

gündeme geldi. Fakat Avukat Bekir Berk ile zamanın duyarlı aydınları

Başbakan Süleyman Demirel başta olmak üzere konuya duyarlı

milletvekilleriyle görüşüp ikna ettiler. Tasarı tekrar komisyona

döndürüldü ve uyudu gitti.

ybahadiroglu@vakit.com.tr

***********************************************************************

BÜTÜN BU GÜRÜLTÜYE NE GEREK VARDI?

16/09/2004

Posta

Köşe Yazısı

MEHMET ALİ BİRAND

Bu soruyu hemen herkesler sordu ve işin ilginç yanı, hala da soruyorlar:

Bunca zina gürültüsüne ne gerek vardı ?

Başta başbakan olmak üzere, bütün hükümet üyeleri basına kızıyorlar.

Neden koskoca TCK'yı tartışmamışız da, sadece zina konusuna takılmışız.

Üstelik ortada fol yok, yumurta yokken gürültü çıkartmışız.

Aman yapmayın.

Zina konusunu ortaya atan kim ?

Bazı AKP' liler değil mi ?

Başbakan defalarca bu konuda görüş açıklamadı mı? Görüş açıklamakla

kalmayıp, ileri sürülen istekleri haklı karşıladığını basına anlatmadı mı

? TV yayınları ortada...Yani, bu tutumuyla konuyu ciddiye aldığını ve

BÜTÜN BU GÜRÜLTÜYE NE GEREK VARDI?

16/09/2004

Posta

Köşe Yazısı

zina maddesini değiştirmekten yana olduğu sinyalini vermedi mi?

Bütün bunlardan sonra, insanların "Durun bakalım, henüz değişiklik

önergesi verilmedi. Eleştirmeden önce önergeyi görelim " demeleri mi

gerekiyordu ?

Zina sorununu ortaya da atan, tartışmasını körükleyen ve tutum açıklayan

AKP'dir. Sonradan bizlere dönüp "Koskoca reform paketinde neden sadece

tek konuya bağlandınız? Neden diğer maddeleri konuşmadınız ?" demeye

hakları yok.

Hiç yoktan bir sorun yarattılar ve yarattıkları sorununda altında

kaldılar.

DIŞARDAKİ PRESTİJLERİNİ DE ZEDELEDİLER...

AKP, zina tartışmalarını körükleyerek, sadece Türkiye'nin değil,

dışardaki kendi prestijini de zedeledi. Şu son bir hafta içinde AB

ülkeleri yetkililerinden -hem de Türkiyeyi destekleyenler dahil- çıkan

eleştirilere bir bakın. Uluslararası basında çıkan yazılara bir göz atın.

Hemen hepsi şaşkınlık içinde ve AKP'nin din dürtüleriyle bu şekilde

hareket ettiğini ileri sürüyorlar. AKP' liler ise tam aksini iddia

ediyorlar.

O zaman neden yaptınız ?

Aslında AKP kendini ayağından vurdu. Bu arada da Türkiye'ye yara

verdirdi.

Nedeni de hala tam olarak anlaşılamadı.

KARAR ALMA MEKANİZMALARI YA YOK VEYA İŞLETİLEMİYOR

TÜSİAD'ın Brüksel temsilcisi Bahadır Kaleağası, CNN TÜRK'te Salı günkü

Manşet programında ilginç bir noktaya parmak bastı. AKP'nin politika

oluşturma mekanizmalarının hala tam anlamıyla oluşturulamadığını,

konuların belirli komite veya komisyonların süzgeçlerinden geçirilerek

getirilmediğine dikkat çekti.

Çok doğru bir saptama.

Birinin aklına birşey geliyor. Aklına geldiği gibi açıklıyor. Hele bir de

parti içinde destek buldu mu, liderliği de beraberinde sürükleyerek, bir

çığ gibi büyüyor. Kimseler oturup, bunun zamanını veya olumlu olumsuz

yanlarını incelemiyor. Belki de inceleyecek zaman bulamıyorlar. Bir de

bakıyorsunuz, ham bir fikir gündeme düşüyor.

Sonra, ayıkla pirincin taşını.

Kuyuya atılan taşı çıkartmak için günlerce, bazen haftalarca uğraşılıyor.

Sonunda, gerçekleşmesinin imkansızlığı veya güçlüğü anlaşılıyor ve

vazgeçiliyor.

Dış görüntüsü "AKP geri adım attı " oluyor.

Tabii bu defa da, parti sinirleniyor.

Şimdiye kadar bunun sayısız örneklerini gördük. Korkarım bundan sonra da,

AKP liderleri teşkilatından veya milletvekillerinden gelen fikirleri

elekten geçirecek bir sistem oluşturana kadar da görmeye devam edeceğiz.

***********************************************************************

YÜZME BİLMEDEN SÖĞÜT AĞACINA ÇIKILIR MI?

16/09/2004

Sabah

Köşe Yazısı

MEHMET BARLAS

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, önceki gün AK Parti

Grubu'nda Türk Ceza Yasası'nın halkın ihtiyaçları doğrultusunda

hazırlandığını söylerken, "Her maddesi ayrı bir önem arz eden tasarının,

ortada olmayan bir maddeyle ilgili tartışmalara odaklanması bizi

YÜZME BİLMEDEN SÖĞÜT AĞACINA ÇIKILIR MI?

16/09/2004

Sabah

Köşe Yazısı

üzmüştür" diye söz etti "Zina"dan.

Açıkçası ortada olmayan bir maddeyle bunca zamandır uğraşmak, bizi de

üzdü.

Herhalde Avrupa Birliği'ne Türkiye'nin üye olması için siyasi

kariyerlerini ortaya atarak çalışan İngiltere'nin, Almanya'nın,

İspanya'nın, Yunanistan'ın ve diğer ülkelerin başbakanları da, ortada

olmayan bir maddeye takıldıkları için üzülmüşlerdir.

Dün BBC'nin "Hard Talk" programında Finlandiya'nın eski Cumhurbaşkanı ve

AB'nin "Bağımsız Türkiye Komisyonu" Başkanı Marti Atisaari, "Türkiye AB

ile müzakerelere hazırdır" dediği için kendisini sıkıştıran İngiliz

sunucu karşısında terlerken, onun önüne de ortada olmayan madde

getirilmesin mi?

Ortada olmayan bir madde üzerinde iç kamuoyunu da, dış dünyanın Türkiye

ile ilgili düşünce ve siyaset odaklarını da uğraştıranlar, ortada

duruyor.

İçimde bir şüphe var.

Esnaf ziyaretleri sırasında, "Halkın çoğunluğu zinanın cezalandırılmasını

istiyor" veya "Biz zinayı Ceza Yasası içine alarak kadınları ve aileyi

koruyoruz" benzeri sözleri, acaba ben mi söyledim?

AK Parti iktidarının artık, böyle ortada olmayan ve olmaması gereken

gündem maddelerini kamuoyuna sunup, sonra da "Bunlar zaten ortada yoktu

ki" diye çark etmesinden bıkmaya başladığımızı söylemeliyiz.

Gerçek gündemin ortada olan öncelikli maddeleri belli.

Irak'taki kaotik durum ve bunun hem Türkiye'ye, hem de Türk

vatandaşlarına yansımaları başlı başına çok önemli bir gündem maddesi.

Bu arada devam eden yargılamadaki ifadelerden de anlaşılıyor ki,

uluslararası terörist örgütlenmenin, yani El Kaide'nin eylem alanı içinde

Türkiye de var.

ABD ile Rusya'nın bu konjonktürde yakınlaştığı izlenirken, Türkiye'nin

Washington'la ilişkilerini gerginleştirmesi, herhalde "Zina" konusundan

daha fazla tartışılmalıdır.

AB ile ilişkilerdeki dönüm noktaları olan 6 Ekim ve 17 Aralık tarihleri

de hızla yaklaşıyor. Ve mesela hala, Heybeliada Ruhban Okulu konusunda

bir karar alınamadı.

AK Parti rakiplerini silip süpürüp tek başına iktidar olduğunda gündeme

getirilen bazı konuları anlayışla değerlendirip, "Bunlar yeni, hata

yapabilirler" diye anlayışla karşılıyorduk.

Ama artık, böyle düşünmek için vakit geç.

"YÖK Reformu" ile "İmam Hatipler" harmanlandığı zaman "Bile bile neden

böyle yapıyorlar" diye düşünmüştük.

"Hızlı Tren Faciası"nın sorumluları aranmak yerine "Siyaset rantı

heveslileri" aranırken şaşırmıştık hepimiz.

"Zina" tartışmalarında, şaşırmaktan öteye bunaldık.

İktidar olmanın ciddiyet ve tutarlılık gerektirdiğini, iktidarda

yıllanmaya başlayanlar artık öğrenmek zorundadır.

"Garip Şiirler"den biri de, "Madem yüzme bilmiyordun/ Neden çıktın söğüt

ağacına" şeklinde değil midir?

***********************************************************************

ARABADA DEĞİŞEN MANŞET

16/09/2004

Hürriyet

Köşe Yazısı

ERTUĞRUL ÖZKÖK

ARABADA DEĞİŞEN MANŞET

16/09/2004

Hürriyet

Köşe Yazısı

DOĞRU, zina olayı ilk olarak ‘Hürriyet’in manşetiyle kamuoyuna mal

oldu.

Onun da hikáyesi şöyle.

Gazetenin taşra baskısında başka bir haber vardı.

Bu haber pek içime sinmemişti. Habersizlikten oraya konmuş gibi

duruyordu.

Öğleden sonraki toplantıya sunulan gündemde zina olayıyla ilgili bir

madde yoktu.

Başka bir toplantım olduğu için iç sayfalara da bakamamıştım.

İÇ SAYFALAR

Akşam gazeteden biraz geç çıktım.

O sırada taşra baskısı gelmişti. Yolda gazetenin iç sayfalarına bakarken,

Ankara büromuzdan Şaban Sevinç’in haberini gördüm.

AKP ile CHP arasında Türk Ceza Kanunu’nun zina maddesi üzerinde

anlaşmazlık çıkmıştı.

‘Zina’, dünyanın neresinde olursa olsun, anında insanın dikkatini ve

ilgisini çeken bir kelimedir.

Arabadan gece sorumlusu arkadaşımız Necdet Tatlıcan’la konuştum ve

manşete ‘Zina savaşı’ haberini koyduk.

Ertesi gün Türk basınında başka bir gazetede bununla ilgili bir haber

yoktu.

Biz ertesi gün de bu haberi devam ettirdik.

Nitekim üçüncü günden sonra öteki gazeteler de konuya girdi.

Girmeleri de normaldi.

Nitekim aradan bir hafta geçmeden, yabancı basın projektörlerini bu olay

üzerine çevirdi.

Konuştuğum bazı AKP’lilerin hálá şaşkınlık içinde olduğunu görüyorum.

Bir kısmı ‘zina’ olayını hangi AKP’linin gündeme getirdiğini hálá

bulamamış.

Bir kısmı ise, ‘zina’ gibi ‘ahlak dışı’ bir ilişkiye ceza verilmesine

neden karşı çıkıldığını anlayamıyor.

Zaten mesele de burada yatıyor.

Şurası kesin.

KİŞİSEL ALAN

Bugün Avrupalıların büyük çoğunluğu için ‘zina’ hálá ahlak dışı bir

ilişkidir.

Ama o Avrupalı için ‘zina’ aynı zamanda ‘kişisel alana’ giren bir

ilişkidir.

Yani devleti ilgilendiren bir tarafı yoktur.

Bu yanıyla da bir ‘özgürlük’ meselesidir ve ne kanunla önlenmeli, ne de

devletçe teşvik edilmelidir.

Birtakım demagoglar hemen harekete geçip, ‘Yani sen zina özgürlüğünden mi

söz ediyorsun’ diyecekler.

Hayır, ben şunu söylüyorum.

Siz toplum olarak zinayı bir ‘ayıp’ olarak görebilirsiniz; ama devlet

olarak ‘cezalandıramazsınız’ diyorum.

Bunların ikisi arasında çok; ama çok büyük fark var.

İLERİ ADIM

AKP, Avrupa’yı niye ‘iyi okuyamıyor?’

Çünkü ‘özgürlük’ konusuna hálá 20’nci yüzyılın gözlüğüyle bakıyor.

19 ve 20’nci yüzyılda özgürlük ve insan hakları denince akla, siyasi

düşünce, inanç ve ifade özgürlüğü geliyordu.

Avrupa toplumları bu meselelerini çoktan çözdüler.

Şimdi onlar için insan hakkı kavramı, toplumsal alandan, kişisel alana

kaydı.

ARABADA DEĞİŞEN MANŞET

16/09/2004

Hürriyet

Köşe Yazısı

Artık insan hakkı denince, akla gelen en önemli şey, ‘farklı olabilme’

hakkıdır.

‘Ayıpları’ devlet değil, toplumun ve kişilerin belirlemesi doğrudur.

‘Zina’ işte bunlardan biridir.

Dün bazı köşelerde ve gazete başlıklarında, zina konusundaki uzlaşmanın

‘AKP’nin geri adımı’ olarak yorumlandığını gördüm.

Bu fevkalade yanlış bir tanımlamadır.

AKP’nin yaptığı, geri adım değil, tam aksine 21’inci yüzyıl kültürüne

uygun bir ‘ileri adımdır’.

AKP içinde bazı insanların ‘zinayı’ Türk Ceza Kanunu kapsamına sokmak

istemesi de ayıplanacak bir şey değildi.

Demokrasilerde bu da istenebilir.

Önemli olan demokrasinin ‘uzlaşma kültürünün’ hákim olmasıdır.

Önemli olan Anayasa’yı değiştirecek çoğunluğa sahip bir partinin, uzlaşma

uğruna, bu teorik hakkını kullanmaktan feragat edebilecek bir kültüre

sahip olmasıdır.

Bütün bunlardan öte, unutmamamız gereken bir gerçek var.

Biz artık Avrupa Birliği’ne aday bir ülkeyiz.

O siyasi ve kültürel coğrafyanın belirlediği kriterlere uyacağımızı bütün

dünyaya ilan ettik.

POZİTİF İŞBİRLİĞİ

Yani artık kendi kanunlarımızı yaparken bu yeni coğrafyanın gerçeklerini

de dikkate almamız gerekiyor.

O nedenle hem AKP’yi, hem de CHP’yi bu ‘pozitif işbirliği’ için

kutluyorum.

***********************************************************************

BAZEN HÜKÜMETİ ANLAMIYORUM

16/09/2004

Hürriyet

Köşe Yazısı

CÜNEYT ÜLSEVER

BENİM hükümetin emelleri konusunda hiçbir sıkıntım yok. Hele hele

hükümetin gizli bir ajandası olduğu konusundaki iddialar bana komik

geliyor.

Ancak, hükümetin icraatındaki ikilemler beni zaman zaman şaşırtıyor,

kafamı karıştırıyor.

Hükümet bazı alanlarda bugüne kadar çok az hükümete nasip olacak kadar

radikal ve istikrarlı.

Bazı alanlarda ise devamlı yalpalıyor, bir dediği bir dediğini tutmuyor,

istikrarı bir türlü yakalayamıyor.

* * *

Hükümet AB sürecinde elindeki şablonu doğru uyguluyor, gereğinde şablon

lehine cesur çıkışlar yapıyor.

Ayrıca, IMF’nin önüne koyduğu ekonomi alanındaki şablonu da aslına uygun

ve tutarlı uyguluyor.

Ancak aynı hükümet; önceden bir başkası tarafından hazırlanmış bir

şablona dayanmayan, kendiliğinden geliştirdiği atılımlarında oldukça

tutarsız.

* * *

Her şeyden önce, hükümetin Cumhurbaşkanı’na gönderdiği kanunlara Köşk

genellikle siyasi tavır koysa da, yeni kanunlar da teknik hatalar ile

dolu.

YÖK konusunda, zina konusunda yaptığı gibi, Başbakan önce kendi grubunda

BAZEN HÜKÜMETİ ANLAMIYORUM

16/09/2004

Hürriyet

Köşe Yazısı

esti gürledi, sonra da aniden tasarıyı çekiverdi.

Kamu Reformu Tasarısı da büyük iddialarla hazırlandı; ama karşılaştığı

vetoları henüz halletmiş değil.

Başbakanlık Müsteşarı eski şevkini çoktan yitirmiş bir görüntü veriyor.

Hükümet türban konusunda, hele hele AİHM kararından sonra nerede duruyor,

bir bilen yok.

Meslek okullu ve bu arada imam hatipli gençlere verilen ‘üniversiteye

giriş sınavında katsayının kaldırılması’ sözü doğru olmasına rağmen,

hükümet bu konuda da son anda yan çizdi.

Hukuken bir garabet olan YAŞ kararlarıyla ilgili olarak muhalefet

imzaları dışında hiçbir girişim yok.

* * *

Van rezaleti ile ilgili olarak eski milletvekilinin önce yakalanıp sonra

salıverilmesi, daha sonra da oğluyla yeniden aranmaya başlanması;

yetmezmiş gibi haddini bilmez bir ağanın Baykal’a saldırısı karşısında

sessiz kalınması, hükümetin devlet otoritesini kullanma konusunda da aciz

kaldığını gösteriyor.

Hele hele göz göre göre işlenen hızlandırılmış tren cinayeti konusunda

‘bilirkişi raporunu bekleyeceğini’ söyleyen Ulaştırma Bakanı’nın şerefli

bir eylem olan istifa yerine her geçen gün ortaya saçma sapan görüşler

atmasının, TCDD Genel Müdürü’nün çapsızlık kadar vurdumduymazlığı da şiar

edinmesinin hükümeti her kesim önünde küçük düşürdüğünü görmemek için

hayata çok küçük bir açıdan bakıyor olmak lazım.

* * *

Kimse bana, hükümetin ‘tavşana kaç, tazıya tut’ oyunu oynayarak çıkışları

ile tabanını; geri çekilmeleri ile de AB’yi, statükoyu, TSK’yı,

liberalleri, muhalefeti vb. oyaladığını söylemesin.

Zina tartışmasıyla hükümet, kendi elleriyle hazırladığı TCK tasarısına

bizzat tecavüz etmiştir.

TCK tasarısı artık hükümetin denetimi dışındadır.

Tutarsızlık politika olamaz, sadece çapsızlık olur!

***********************************************************************

BAKANLAR KURULU’NDA ZİNA TARTIŞMASI

16/09/2004

Hürriyet

Köşe Yazısı

ŞÜKRÜ KÜÇÜKŞAHİN

ZİNAYI suç sayarak Türk Ceza Kanunu’na koyma girişiminin, geçen çarşamba

günkü Bakanlar Kurulu’nda da gündeme geldiği biliniyor.

Toplantının içine bakıldığında çok sayıda bakanın kafasını, ‘Bu iş

nereden çıktı?’ sorusunun işgal ettiği görülüyor.

Zinayı suç sayma girişimini yanlış bulduğunu Hürriyet’e açıklayan liberal

kökenden gelen Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu ile düzenlemeye soğuk

bakan muhafazakár eğilimli Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın

katılmadığı toplantıda görüş açıklayan bazı bakanların ilginç tespitleri

oluyor.

Toplantıda zinanın suç sayılmasını en ısrarcı savunan isim Başbakan Recep

Tayyip Erdoğan olunca, aynı görüşteki diğer bakanlar pek söz almıyor;

ancak Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Güldal Akşit de bir kadın

olarak Başbakan’a destek veriyor.

‘BU BİR TUZAK BAŞBAKANIM’

Erdoğan’ın ısrarının altında, yaptırdığı anketler yatıyor.

AKP teşkilatı ile kamuoyu anketlerinden zinanın suç sayılmasına yüzde 70-

BAKANLAR KURULU’NDA ZİNA TARTIŞMASI

16/09/2004

Hürriyet

Köşe Yazısı

80 destek geldiğinin altını çizen Erdoğan, Türkiye’de aile kurumunun

ciddi bir tehdit altında olduğunu, gücünü yitirdiğini; örf, ádet ve

geleneklerin yok olma tehdidiyle karşı karşıya kaldığını anlatıyor.

Ekonomik zorluklarla bir araya gelen bu tablonun suçla kötü

alışkanlıkları özendirdiği düşüncesindeki Başbakan, bunun önüne geçmenin

görevleri olduğunu belirtiyor, yasanın çıkmasını istiyor.

Başbakan’ın güçlü vurgularına rağmen kendisine en yakın isimlerden olan

Devlet Bakanı Beşir Atalay bile, ‘Üzerinde dikkatli düşünmek gerek’

diyor.

Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen ise keskin ifadeler kullanmayı yeğliyor.

Başbakan’ın sözlerine atıfla, Türk örf, ádet ve geleneklerinin bir

maddelik düzenlemeyle kurtarılamayacağını belirterek devam ediyor:

‘Sayın Başbakanım, ben bu işin altında tuzak buluyorum. Enerjimizi,

çabamızı bu işle harcamayalım. Zamanı da zemini de yanlış diye

düşünüyorum.’

Konuya Ceza Kanunu değil, Medeni Kanun çerçevesinde bakılmasını öneren

Tüzmen, ısrarın sürmesi halinde öngörülerini de sıralıyor.

Karşı çıkışların güçlü olacağını, geri adım atılması halinde de zorluklar

yaşanacağını ifade ediyor.

‘GÜNDEMİ Mİ DEĞİŞTİRİYORUZ?’

Tüzmen’i destekleyen bir çıkış da, çıplak reklam panolarına bile savaş

açan Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun’dan geliyor.

Coşkun da girişimi zaman ve zemin açısından yanlış bulurken, Başbakan’a

oldukça ilginç bir soru da yöneltiyor:

‘Yoksa biz gündemi değiştirmek mi istiyoruz?’

Başbakan Erdoğan, Bakanlar Kurulu’ndan sonra katıldığı AKP Merkez Yürütme

Kurulu toplantısında da neredeyse üyelerin yarısının olumsuz bakışıyla

karşılaşıyor; buna rağmen ısrarından vazgeçmiyor.

Gelinen noktada bazı geri adım işaretleri görünse de Başbakan’ın ısrarı

nedeniyle AKP’nin ne yapacağı hálá netlik kazanmış değil; ancak konu

Avrupa basınında ve siyaset dünyasında da geniş tepki ve ilgi çekmeye

devam ediyor.

Buna rağmen, ‘Başbakan her seferinde olmazı gördükten sonra ısrarından

vazgeçiyor’ diyenler bile, ‘Ama anketlere bakarak çok güçlü bir yeni oy

potansiyeli kazanacağına da ilk kez bu kadar inanıyor. O nedenle bu kez

ne olacağını görmek için son ana kadar beklemek gerekecek’ uyarısını

yapıyor.

***********************************************************************

DARWİN RAFTA

16/09/2004

Birgün

Köşe Yazısı

ERBİL TUŞALP

Çok şükür yine çok önemli bir konuda, çok önemli bir geri adım daha

attık. Bize ne mutlu ki, borsayı tepetaklak ters çevirecek çok önemli bir

hatadan tam zamanında döndük. Kim ne derse desin zamanlama müthişti.

"Bundan böyle bizim ülkemizde de sizin ülkelerinizde olduğu gibi herkes

zina yapabilecek. Yaşlı genç; kadın erkek herkes çayırda çimende gece

gündüz sevişebilecek. Çarşaflısı türbanlısı; eteklisi pantolonlusu;

dinlisi dinsizi; sağcısı solcusu eline beline diline sahip olma

baskısından kurtulup birer özgür insan olacak. Yatağa yorgana sarılıp

gönüllerince gece gündüz aşk yapacak. Türkiye Avrupa Birliği'ne girme

yolunda böylece önemli bir engeli aşmış olacak."

DARWİN RAFTA

16/09/2004

Birgün

Köşe Yazısı

Dışişleri Bakanlığı'ndan bir Avrupa Birliği heyeti bunları söylemek için

olsa gerek dün Brüksel'e gitti. Arkalarından su döktüm. Hayır duaları

okudum. Yolları açık olsun.

Sonra oturdum zavallı diplomatların düştükleri içler acısı durumu

düşündüm. Şimdi onlara bu kaçıncı geri adım, kaçıncı hatadan dönme diye

sormayacaklar mı? Normal insanlara önüne bak derler, siz neden hep geriye

bakmak zorundasınız? Gerici misiniz nesiniz, demeyecekler mi? Türbanda,

ormanda, imam hatipte, vergide, YÖK'te, dokunulmazlıkta geri adımları

saklayacak dondurucunun nasıl bir şey olduğunu merak etmeyecekler mi?

Rafa kaldırdığınız bunca işin, günü zamanı geldiğinde raftan

indirileceğinden kuşku duymayacaklar mı?

Meraklanmayın, onlar merak etmezler,sormazlar, kuşku da duymazlar. Bizim

gibi müstemlekelerin ulusal onuruna hiç mi hiç aldırmazlar.

Aslında biz de pek aldırmayız. Hukuk devletini guguk devletine

çevirenleri avuçlarımız patlayıncaya kadar alkışlarız. Büyük millet

meclisini küçük millet meclisi yapacak girişimlere gözlerimizi bir güzel

kaparız. Gelene ağam giden paşam diyerek görmeden / duymadan / konuşmadan

vergimizi öder / askere gider / oy verir vazifemizi yaparız. Sahte geri

adımların, yapay hatadan dönmelerin, kurnaz rafa kaldırmaların arkasına

takılır, dünü ve yarını unutur, gündelik küçük çıkarlarımızın peşine

takılıp gideriz.

Örnek mi istiyorsunuz? Toprak münbit, iklim müsait. Öylesine çok ki.

Örneğin AKP iktidarınca Yetiş ailesine teslim edilen Türkiye Bilimsel ve

Teknik Araştırma Kurumu'nu (TUBİTAK) anımsayan kaç kişi var çevrenizde?

Çevrenizi bırakın, bir yurttaş olarak siz, siyasal iktidar tarafından ele

geçirilmesi büyük tartışmalara neden olan TUBİTAK'ta yaşananları merak

ediyor musunuz?

Prof. Nükhet Yetiş ve eşi Önder Yetiş yönetimine hayır diyerek

görevlerinden istifa eden onurlu bilim adamlarını, Prof. Dr. Tuğrul

Tankut'u, Prof. Dr. Türker Gürkan'ı, Prof. Dr. Turgut Tümer'i, Prof. Dr.

Cemal Saydam'ı ve Naci Görür'ü anımsayan var mı içinizde?

Ankara 1. İdare Mahkemesi'nin, TÜBİTAK Bilim Kurulu'nun Namık Kemal

Pak'ın yeniden kurum başkanlığına seçilmesine ilişkin kararını

Cumhurbaşkanı'na göndermeyerek yerine Nüket Yetiş'i öneren Başbakan Recep

Tayyip Erdoğan'ın işlemlerini hukuka aykırı bularak yürütmesini

durdurduğunu anımsayan var mı?

Elbette yok. Meraklanmayın kurumun başında hukuk dışı atamayla gelen biri

var ama TUBİTAK'ta işler tıkırında. Prof. Nükhet Hanım var gücüyle

çalışıyor. Önce yemekhaneyi kapattı. Yemekhaneyi kapatıp işçileri sokağa

atmadan önce devlet kesesinden milyarlar harcayarak yeni işleticisine

pırıl pırıl bir yemekhane teslim etti. Yemekhaneyi kapatmak kesmedi. Kamu

kurumları arasında yayınları en fazla olan kurumun matbaasını da zarar

ediyor gerekçesiyle kapattı. Çıkarılan işçiler aç, ama kurum şükürler

olsun zarardan kurtulmuş durumda.

Uluslararası Bilim Olimpiyatları seçme sınavının sorularını kim mi

basacak? Kim olacak sınavı ÖSYM yapsa , soruları METEKSAN bassa kim /

neyi / nasıl soracak? Fethullah Hoca'nın öğrencileri ilk sıraları alsa,

Doğramacı Hoca'nın şirketleri para kazansa fena mı olacak?

Türkiye'nin önünü açacak bilimsel ve teknik araştırmalar mı dediniz?

Elbette onlar devam ediyor.

Öyle sanıyorum ki,ülkenin seçkin bilim adamları, din adamları, hocaları

imamları Darwin teorisini tersine çevirmek için var güçleriyle çalışıyor.

Sözün kısası, gönlünüz rahat olsun. Benim karamsarlığıma takılmayın.

Böyle şeyleri dert etmeyin. Dışişleri Bakanlığı'ndan Avrupa Birliği

heyeti yolda; türban da, orman da, imam hatip de, vergi de, YÖK de,

DARWİN RAFTA

16/09/2004

Birgün

Köşe Yazısı

dokunulmazlık da ,zina da ve hatta Nükhet hanım da, Darwin bey de rafta,

buzlukta...

***********************************************************************

AKP, CHP’Yİ DİNLİYOR

16/09/2004

Yeni Asya

Köşe Yazısı

ASIM ASYALI

Meclis’te yeni Türk Ceza Kanunu müzâkereleri başlamadan AKP’nin CHP ile

anlaştığı haberi geldi. Başbakan Yardımcısı Gül ve Adalet Bakanı Çiçek,

CHP Genel Başkanı Baykal’la 10 dakika görüştüler ve anlaştılar...

AKP hükûmeti bir defa daha CHP’nin isteklerine uymuş; öncelikle CHP’nin

talebi üzerine “zina cezası”nı rafa kaldırarak haftalardır hararetle

tartışılan konuyu gündemden kaldırmıştı.

Tıpkı Başbakan Erdoğan’ın seçim meydanlarında verdiği onca söze rağmen

meslek okullarının üniversite giriş sınavlarındaki katsayı meselesine ve

YÖK yasa tasarısına nokta koyup geri adım gibi...

Ya da AKP’li üyelerin yine CHP’nin itirazı ve Adalet Bakanı’nın “uyarısı”

üzerine Meclis komisyonunda “eğitim hakkını engelleyenlerin

cezâlandırılması” önergelerine red oyu vermeleri gibi. Cumhurbaşkanı’nın

“ricâsı” üzerine Kur’ân kursları yönetmeliğinin geri çekilmesi gibi...

Oysa başta Başbakan Erdoğan olmak üzere hükûmet ve iktidar partisi

sözcüleri kamuoyunun da tasvibini almak için şikâyete bağlı olarak

zinanın suç sayılmasını tasarıya koyacaklarını ve bunu kadınların

haklarını korumak için yapacaklarını açıkça deklâre etmişlerdi.

Keza Meclis’in toplanmasından bir gün önce Adalet Bakanı ve AKP Grup

Başkanvekilleri, zinaya verilecek hapis cezasının süresi hakkında

demeçler vermişler, konuyu önergelerle Meclis’e taşıyacaklarını ifâde

etmişlerdi. Ne zaman ki CHP ısrarını sürdürdü, sanki bunca tartışma

yapılmamış ve millete bu söz verilmemiş gibi derhal vazgeçildi…

* * *

Doğrusu Baykal’la görüşen Gül’ün partisinin grubunda zina konusunda, “Biz

böyle bir düzenlemeyi yapmadık, kim getirdi?” diye konuşması, medyadaki

sun’î tartışmaları ve gündemi saptırmak oyununu açığa çıkardı.

AKP - CHP görüşmesi sonrasında, “iki partinin ortak imzalarını taşımayan

önergelerin maddelerin gündeme getirilmemesi”nde mutâbakata varılması

bunun açık ifâdesi. Çiçek’in, AKP’nin CHP ile “mutâbakat”ını kastederek,

“Bu tablo Türkiye’nin özlediği tablodur” sözü bunun göstergesi...

Yine Adalet Komisyonu Başkanı Toptan’ın “ihtilâf olmasın ve tasarı âcilen

çıksın” diye CHP’nin onaylamadığı kırmızı çizgileri geri bıraktıklarını

söylemesi bunun ikrarı… Belli ki AKP sâdece CHP’yi ve her türlü ahlâk ve

mâneviyata dair değerleri serrişte eden mâlum medyayı “memnun etme”

peşinde.

Anlaşılan, ilk günde 77 maddesi kabul edilen yeni TCK tasarısı, iktidar

partisinin CHP ile uzlaşma ve rızâsını alma uğruna yine güdük çıkacak.

AB’nin “özürlü” bulduğu haliyle kabul edilip sıkıntıları daha da

arttıracak. Temel hak ve hürriyetleri daha da engellemede istimal

edilecek...

Meclis’te tasarı üzerinde konuşan iktidar partisi milletvekilleri de ne

yazık ki bunun itîrafında bulunmaktalar. Tasarının özgürlükleri

sınırladığını ve eksik bir tasarı olduğunu, “Türkiye’nin etrafında

demokrasi ile yönetilmeyen komşuların varlığı” türü garabetlerle izâh

AKP, CHP’Yİ DİNLİYOR

16/09/2004

Yeni Asya

Köşe Yazısı

etmekteler...

* * *

Oysa diğer uyum yasalarında olduğu gibi yeni TCK da AB’nin şart koştuğu

Kopenhag siyasî kriterlerinin başında kısa vâdede şart koşulmuş. Kısacası

Meclis AB için olağanüstü toplandı. Ne var ki uzun zamandır zina

meselesinde kilitlenen yeni ceza yasası özellikle ifâde özgürlüğü, temel

hak ve hürriyetler ve devlete karşı suçlarda cezaları daha da

ağırlaştırmakta.

Başta 312. ve 159. maddeler olmak üzere yasa metinleri daha da muğlak

duruma getirilmiş bulunmakta. Tasarıdaki tuzak maddeler belirsizliğini

korumakta.

Hukukçular, yargıçların yorumlarına bırakılan düşünce ve ifâde

özgürlüğüne dair maddelerin yasakçı uygulamalara kapı açacağı, toplantı

hakkı çerçevesinde yapılan faaliyetlerin ve demokratik eleştiri hakkının

bile suç kapsamına alınabileceği endişesini belirtmekteler.

Tasarının bu vaziyetiyle savcı ve hâkimleri de zor durumda bırakarak

kargaşaya yol açacağını bildirmekteler. Bir suçun oluşabilmesi için

“silâhlı eylem”, “cebir” veya “şiddet” unsurunu aramaksızın “kamu

güvenliği için tehlikeli tarzda” türü her tarafa çekilebilen lastikli

ifâdelerle yazılmış yasa metinleri olağanüstü dönemlerde yine farklı

yorumlanabilecek. Yine mahkemeler değişik kararlar verecek.

Bu açıdan eski bir hukukçu olan Hüsamettin Cindoruk’un, Türkiye’de

“düşünce suçu” kavramının yargının kendi kendine ürettiğine dikkat

çekmesi kayda değer. Cindoruk, siyasetçilerin kavramları net ve dar

tutarak önce özgürlüklerin târif edilmesi gerektiğini, yargının yeniden

târif ve yorumuna mahal bırakmayacak hale getirilmesini ve ceza yasasının

kavram kargaşasından kurtarılmasını teklif ediyor.

Ancak “Bir ülkenin demokratik olup olmadığını ceza yasası gösterir” diyen

Adalet Bakanı, hükûmet ve AKP grubu, göz göre göre eksik, özürlü ve

özgürlükleri daha da kısıtlayıcı yasayı CHP ile bir olup oldu biteye

getiriyor.

AKP milletvekillerine tek tek sorulduğunda memnuniyetsizliklerini izhâr

ediyorlar. Gazetelerde, “AK Parti iktidarında böyle bir şey olabilir mi?”

diye soruyorlar. Son dönemdeki haliyle ‘ANAP’laşıyor’ veya ‘MHP’leşiyor’

muyuz? Bizlere inanmış seçmenimizin yüzüne nasıl bakacağız?” diye

hayıflanıyorlar…

Lâkin sıra Meclis’teki görüşmelere geldiğinde zina hakkındaki önergede

olduğu gibi milletin önünde deklâre ettikleri vaadlerinden cayıyorlar.

İncelemeden hükûmetin ve parti yönetiminin telkin ve tâlimatına göre

alelâcele ellerini kaldırıyorlar.

Peki neden? Millet, AKP’ye yüde 34 oyla 368 milletvekilini CHP’nin

rızâsını alsın diye mi verdi? CHP ile “uzlaşma”ya bu denli önem veren AKP

neden milletle uzlaşmaya yanaşmaz?

Anlaşılır iş değil.

***********************************************************************

KEŞKELİ YAZI

16/09/2004

Akşam

Köşe Yazısı

AHMET TAN

Keşke, AB 'zinacılara' gösterdiği haklı ilgiyi 'kumacılarımıza' da

gösterebilse...

Keşke, AKP ve CHP, zina konusundaki o alkışlanası işbirliğini kadınlığın

KEŞKELİ YAZI

16/09/2004

Akşam

Köşe Yazısı

en ilkel sömürüsü olan 'çok eşlilik' için de sergileyebilse...

Keşke, CHP Yönetimi Disiplin Kurulları ceza verme cevvaliyetini, o çok

eşli CHP'li milletvekili için de işletebilse...

Keşke, TBMM'de Anayasa'ya, laik cumhuriyet ilkelerine bağlılık yemini

eden 'çok eşli milletvekilleri'nin bu yeminleri yok sayılsa ve

milletvekillikleri düşürülse...

Keşke, 'çok eşli' olarak Meclis'e girmek de, tıpkı 'başörtülü' girmek

gibi milletvekilliği ile bağdaşmaz fiil sayılsa...

Keşke, 'AB projesi bir uygarlık projesidir ' diyenler, biraz da Laik

Türkiye Cumhuriyeti değerlerine sahip çıksa ve TC'nin de AB kadar önemli

bir uygarlık projesi olduğunu görebilse...

Keşke, AKP Hükümeti Türkiye'nin bazı ulusal duyarlılıklarının altını

çizmek için bıçağın kemiğe dayanmasını daha fazla beklemese...

Keşke iktidar yetkilileri, dış politikadaki duyarlı konularda ödün

verilemeyecek noktalara sürüklenmeden kararlılıklarını dosta düşmana ta

işin başında ilan edebilse...

Keşke, TBMM, tıpkı Irak'a asker göndermede olduğu gibi, hükümetin dış

politikada yaptığı sakarlıklara 'dur' diyebilse ...

Keşke, Kuzey Irak'ta Türk şoförü öldürmenin bu kadar rahat ve kolay

olmadığını gösterebilen bir hükümet başımızda bulunsa...

Keşke Avrupa Birliği yetkilileri, azınlık dillerine gösterdikleri, zinaya

gösterdikleri haklı duyarlılığı ve tepkiyi Telafer'de sivillerin başına

yağdırılan bir tonluk bombalar için ortaya koyabilse...

Keşke, 'Geçinemiyorum. Bu yüzden şirket kuruyorum. Bu yüzden çocuklarımı

elbiseci arkadaşımın bursu ile okutuyorum' diyen Başbakanımız, kurduğu o

şirketlere geçinemeyen ve elbiseci arkadaşı olmayan üç beş memuru ve

emekliyi de şirketlerine ortak kaydedebilse....

Keşke daha az 'keşkeli bir Türkiye'de yaşayabileceğimiz günler daha yakın

olsa...

***********************************************************************

ZİNAYI ÖNLEMEK ADINA DEVLETİ BÜYÜTMEYELİM

16/09/2004

Zaman

Makale

ATİLLA YAYLA

Zinanın Ceza Kanunu'nda zikredilecek bir suç sayılıp sayılmaması ile

ilgili tartışmalar bir taraftan ideolojik konumların netleşmesine, bir

taraftan da safların iç içe geçmesine yol açıyor.

Ayrıca, kimi gazete yazarlarının özgürlük, demokrasi, kamu otoritesi, hak

gibi kavramlarla ilgili bilgisinin sığlığının ve olaylara bakışta çifte

standartlılığının sergilenmesine de vesile oluyor. Öncelikle işaret

edilmesi gereken nokta, kimilerinin tekrar tekrar ısıtıp ısıtıp sahneye

sürdüğü bazı kavramlarla bu konuda anlamlı bir tartışmanın

yapılamayacağıdır. Dünyayı kavraması yirmiyi aşmayan bir kelime hazinesi

ile sınırlanmış söz konusu şahısların, aslında bir argüman niteliği

taşımayan, slogan olmanın ötesine geçmeyen ve neredeyse tekerlemeye

dönüşmüş retoriklerinden bir sonuç çıkmaz. "Çağdaşlık", "çağa yakışmama"

"Türkiye'yi temsil etmeme" türünden sözlerin bir anlamı yoktur. Devamlı

bu kavramların ardına sığınanların artık biraz zihnî gayret

göstermesinin, doğru dürüst tezler geliştirmesinin, kendileri için de,

Türkiye için de iyi olacağına inanıyorum.

Birey haklarının devletin varlık alanına girmesinden önce var olduğuna,

insanların doğuştan gelen vazgeçilmez haklara sahip bulunduğuna, bu

ZİNAYI ÖNLEMEK ADINA DEVLETİ BÜYÜTMEYELİM

16/09/2004

Zaman

Makale

hakların toplum tarafından da devlet tarafından da haklı ve meşru olarak

ihlâl edilemeyeceğine inanan biri olarak olaya baktığım zaman, benim

olmasını istediğim şey, zinanın kadın için de, erkek için de bir suç

olarak düzenlenmemesidir. Bunun çeşitli sebepleri var: İlk olarak,

evlilik dışı ilişki olarak tanımlanan zina, esas itibarıyla, iki yetişkin

birey arasındaki bir olaydır. Reşit kişilerin gönüllü olarak nasıl bir

ilişki tesis edeceği, kamu otoritelerini, ister otoritelerin kendi

hatırları isterse temsil ettikleri veya ettiklerini söyledikleri kitleler

adına olsun, ilgilendirmez. Devletin vatandaşların cinsel hayatını

izlemek gibi bir görevi ve yetkisi olamaz. Tarihte böyle devletler

görülmüş ve bunlar, şu veya bu derecede baskıcı, insan hakları ihlâlcisi

devletler olarak tescil edilmiştir. İkinci olarak, zina, özü itibarıyla,

dinî kaynaklı veya dine dayalı ahlâktan kaynak alan bir "uygunsuz"

davranış olarak görülmektedir. Bu anlamda, o, bir günahtır. Günah olan

şeyin suç olması demek, dinî kodların pozitif hukuk sistemine nüfuz

etmeye başlaması demektir. Dinî kodların hukuku hiç etkilemeyeceği

iddiasında değilim, zira bu, hukuk toplumsal hayatın bir sonucu

olduğundan, teorik olarak saçmalık, pratik olarak hayalcilik olur. Ancak,

günah olan şeylerin suç olmasının yolunu açmak, toplumları dinî

baskıcılığın sistemleşmesine ve abartılırsa dinî totaliterizme sürükleyen

bir yolun başlangıcı olabilir. Dinen günah olan başka şeyler de vardır;

içki içmek, namaz kılmamak, oruç tutmamak vs. gibi. Dinen günah olan zina

hukuken de suç sayılırsa, pekâla diğer günahlar da suç olmaya itilebilir.

O zaman Suudi Arabistan'da ve İran'da olduğu gibi, din polisleri ve kamu

otoritelerinin din adına baskıları ortaya çıkar. Yani, bazı özgürlüklere

elveda dememiz gerekir. Günah olan şeyler genelde günah olarak

kalmalıdır. Günah olan icraatların, bir insan hakkı ihlâli teşkil

etmedikleri sürece, suç olarak düzenlenmeleri için bir sebep göremiyorum.

Bireysel alan sınırlandırılmamalı

Zinanın yasaklanması dinî değil toplumsal gerekçelerle de istenebilir.

İstenmektedir. Buna göre, yasaktan amaç, aileyi ve toplumu korumaktır.

Bir liberal olarak bana devlete toplumu ve aileyi korumak adına topluma,

bireylerin hayatlarına, cinselliğin tanzimine varan yetkiler vermek hem

anlamsız görünüyor hem de tehlikeli. Hem devlet böyle bir şeyi başaramaz

hem de birey haklarının ve özgürlüğün korunması bu amaçtan önce gelir.

Yasakların bu tür olayların vuku bulmasını engellediği veya suç

olmamasının teşvik ettiğine dair emprik veriler de yok elimizde. Niyetin

iyi olması bu niyete dayalı davranışın ne haklı ve meşru olduğunu ne de

kolayca gerçekleştirilebileceğini gösterir.

Zina, öncelikle iki kişiyi, karı-kocayı ilgilendirir. Ve bu durum da,

suçtan çok kabahat kategorisine girer ve bu kabahatin hesabı veya

neticesi öncelikle karı-kocanın meselesidir. Şüphesiz, evlilik bir

sözleşme ve taraflar için evlilik dışı ilişki kurmamak sözleşmenin

şartlarından biriyse, sözleşmenin ihlâli, ihlâlle karşılaşana bir karşı

hareket hakkı veya mecburiyeti yaratabilir. Ama, bu hareketin yapılıp

yapılmayacağına, yapılacaksa ne olacağına ve nasıl olacağına karar

verecek olan tek tek veya birlikte çiftlerin kendileridir. Bu tür

olayların vuku bulmaması ve aile kurumunun güçlü olması elbette temenni

edilebilir. Bu gayet makul bir tavırdır. Ancak, bu tür temenniler kamu

otoritesinin bireysel alanı işgal etme yetkileriyle donatılmasını haklı,

meşru, gerekli kılmaz. Tarih şahittir ki, aileyi ve toplumsal dokuyu

koruma adına devlete aşırı yetki veren bütün toplumlarda, bu kurumlardaki

en büyük tahribatı gerçekleştirenler devletler olmuştur. Ahlâkı da,

aileyi de koruyacak olan, toplumsal yapı, sosyal normlar, sosyal kontrol,

vicdanî hissedişler vb. olacaktır. Bunların yerini hukuk alamaz.

ZİNAYI ÖNLEMEK ADINA DEVLETİ BÜYÜTMEYELİM

16/09/2004

Zaman

Makale

Alabileceğini zannetmek, legalizm yanılgısına düşmek, yani her türlü

insanî problemin hukukî düzenlemeye konu yapılabileceğini sanmaktır. Ne

yazık ki, bu yanılgı dindar muhafazakâr kesimde de hayli yaygındır. Hukuk

her toplumun ihtiyacıdır; ama hayattaki her şey hukukun konusu değildir.

Ahlâkî problemler hukukî düzenlemelerle çözülemez. Bunun en iyi ispatı

özellikle ABD'yi her seçim döneminde sarsan kürtaj problemiyle ilgili

hukukî düzenlemelerin sonuçlarıdır.

Özgürlüğümüze gerçekten düşkünsek, devletin-kamu otoritesinin

yetkilerinin sosyalist veya Kemalist argümanlarla -amaçlarla-

genişletilmesine karşı çıkmanın yanında muhafazakâr argümanlarla -

amaçlarla- genişletilmesine de karşı çıkmamız. gerekir.

GAZİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ

***********************************************************************

AB ZORUYLA GERİ ADIM : AKP ZİNADA GERİ ADIM ATTI

15/09/2004

Cumhuriyet

Manşet

KEMAL ANADOL

DENİZ BAYKAL

KÖKSAL TOPTAN

CEMİL ÇİÇEK

BURHAN KUZU

Baykal, Gül ve Çiçek'le görüştü. Zina için 'uzlaşma önergeleri'nde

anlaşıldı

AKP'nin 'zinaya hapis' girişimi, AB'den yükselen tepki üzerine fiyaskoya

dönüştü. "Başbakan Vekili" olarak CHP lideri Baykal'la görüşen Gül,

yalnız muhalefetle uzlaşılan konularda önerge verileceğini açıkladı. Gül

"ortada olmayan bir maddeyle tasarının gölgelendiğini" savunurken daha

önce zinayı suç saymakta ısrarlı olan Çiçek, AKP'lileri "Sorum- lu

siyaset yapmalıyız" sözleriyle uyardı.

İktidarın yeni hedefi, Medeni Yasa'ya "Zina yapan eşin mal paylaşımından

yararlanamayacağı" hükmünü eklemek. AKP grubunda konuşan Adalet Komisyonu

Başkanı Toptan "zina"nın ceza yasasına eklenmesine karşı çıkarak bunun

yerine ''boşanma halinde tazminat ve mal paylaşımının aldatılan lehine

uygulanması'' için Medeni Yasa'da düzenleme yapılabileceğini vurguladı.

AB'nin tepkisi üzerine hükümet, tasarıda 'CHP ile uzlaşılan konularda

önerge verilmesi' kararına vardı

AKP zinada geri adım attı

Türk Ceza Yasa Tasarısı'ndaki ''zina düğümü'', TBMM'nin tasarıyı görüşmek

üzere olağanüstü toplandığı gün çözüldü. İktidarın yeni hedefi, Medeni

Yasa'ya 'Zina yapan eşin mal paylaşımından yararlanamayacağı' hükmünü

eklemek.

AKP iktidarı, bir aydan beri ülke gündemini işgal eden ''zinaya hapis

cezası'' girişiminden vazgeçti. Kamuoyu baskısının yanı sıra Avrupa

Birliği'nden yükselen tepkiler üzerine sıkışan hükümet, tasarı üzerinde

yalnız ''CHP ile uzlaşılan konularda önerge verilmesi'' kararına vardı.

Türk Ceza Yasa Tasarısı'ndaki ''zina düğümü'' , TBMM'nin tasarıyı

görüşmek üzere olağanüstü toplandığı gün çözüldü. AB'den gelen tepkiler

karşısında nasıl geri adım atacağını düşünen AKP iktidarı, konuyu

öncelikle Merkez Yürütme Kurulu'nda ele aldı. MYK'de hükümetin girişimine

bazı parti yöneticilerinin de karşı çıktığı öğrenildi. Daha sonra

toplanan AKP grubunda başbakan vekili olarak kürsüye çıkan Abdullah Gül ,

''Henüz ortada olmayan bir maddenin reformları gölgeleyecek şekilde ele

AB ZORUYLA GERİ ADIM : AKP ZİNADA GERİ ADIM ATTI

15/09/2004

Cumhuriyet

Manşet

alındığını'' söyledi. Gül, ''Herkes fikrini söyleyecektir, herkes neye

inanıyorsa onu açıkça söyleyecektir, bundan hiç gocunmuyoruz. Ama koskoca

bir ceza yasasını gölgeliyor duruma düşmek, hatta ortada bile olmayan,

yazılı bile olmayan maddeyle ilgili Türkiye'ye hak etmediği bir imaj

çıkarılıyor. Milletvekillerimiz neyi doğru görüyorlarsa o şekilde hareket

edeceklerdir'' dedi.

CHP'den AKP'ye mesaj

AKP'nin grup toplantısı sürerken CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol ,

Adalet Bakanı Cemil Çiçek 'e bir mesaj göndererek görüşme isteğini

aktardı. Grup toplantısında mesajı alan Çiçek, salondan ayrılarak

Anadol'la bir araya geldi. Daha sonra CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ,

parti yöneticileriyle birlikte Başbakan Vekili Abdullah Gül'ü TBMM'deki

makamında ziyaret etti. Görüşmeye Çiçek de katıldı. Baykal görüşmeden

sonra yaptığı açıklamada, ''Tasarıyla ilgili yeni düzenleme ihtiyaçları

ortaya çıkıyor. Bunları birlikte değerlendireceğiz. Önergelerin iki

partinin ortak önergesi olarak verilmesi ayrı ayrı önergelerle değişiklik

arayışına girilmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Aynı anlayışı ifade

ettiler'' dedi. Gül de tasarının muhalefetle işbirliğiyle

iyileştirilmesinin süreceğini söyledi. Gazetecilerin ''Zinadan vazgeçildi

mi'' sorusuna Gül, ''Koskoca bir yasa bu konuya indirgendi'' diye tepki

gösterdi.

Çiçek de müşterek önergelerle değişiklik istemlerinin gündeme

getirilebileceğini söyledi. Çiçek, AKP grubunun basına kapalı bölümünde

de milletvekillerine, ''Ceza sistemimizi tamamen değiştiren,

modernleştiren koskoca bir tasarı, mevcut olmayan bir zina maddesinin

gölgesinde bırakıldı'' diye seslendi. CHP ile uzlaşmayı bozmayacaklarını

vurgulayan Çiçek, yasanın bir yıl sonra yürürlüğe gireceğine dikkat

çekerek ''Bazı yanlışları, eksikleri varsa tasarı çıktıktan sonra yolda

da düzeltilebilir'' görüşünü bildirdi. Çiçek, zinanın suç sayılmasının

hukuka aykırı olmadığını, Anayasa Mahkemesi kararlarına da aykırı

düşmeyeceğini belirterek ''Bu sonuçta siyasi bir tasarruftur'' görüşünü

dile getirdi.

Toplantıda konuşan Adalet Komisyonu Başkanı Köksal Toptan , düzenlemenin

ceza yasasına eklenmesine karşı çıkarak bunun yerine, ''boşanma halinde

tazminat ve mal paylaşımının aldatılan lehine uygulanması'' için Medeni

Yasa'da düzenleme yapılabileceğini vurguladı. Hükümetin yaklaşımının bu

yönde olduğu öğrenildi.

Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu 'nun da zinaya ceza öngörülmesine

karşı çıktığı öğrenildi. Burhan Kuzu'nun, ''Hâkimlerin bile uygulamak

istemediği bir düzenlemeyi tasarıya eklemeye çalışmak gereksiz'' dediği

belirtildi.

***********************************************************************

TAZMİNAT CEZASI : AKP'Lİ VEKİLE 'ZİNA' MAHKÛMİYETİ

15/09/2004

Cumhuriyet

Haber

Hükümet, zinanın suç olması yönünde girişimde bulunurken AKP

kurucularından Trabzon Milletvekili Ali Aydın Dumanoğlu , evli olduğu

halde başka kadınla yaşadığı için eşine 4 milyar lira tazminat ödemeye

mahkûm oldu. AKP'nin zina konusundaki girişimi sonuç verseydi Sevil

Dumanoğlu, eşi hakkında ''zina'' suçlamasıyla suç duyurusunda

bulunabilecekti. AKP tarafından gündeme getirilen ve ''Zina suç olsun mu,

olmasın mı?'' tartışmalarının sürdüğü sırada, Ankara 1. Asliye Hukuk

Mahkemesi ilginç bir karar verdi. AKP'li Dumanoğlu'nun eşi Sevil

TAZMİNAT CEZASI : AKP'Lİ VEKİLE 'ZİNA' MAHKÛMİYETİ

15/09/2004

Cumhuriyet

Haber

Dumanoğlu, evli olmalarına karşın kocasının bir başka kadınla yaşaması

nedeniyle kendisine tazminat ödenmesini istedi. Davanın dünkü karar

oturumunda, Sevil Dumanoğlu'nun avukatı Tahsin Türkçapar , müvekkilinin

Aydın Dumanoğlu'ndan ayda 1 milyar lira nafaka aldığını ve başka geliri

olmadığını, Aydın Dumanoğlu'nun ise aylık 10 milyar lira maaş aldığını ve

gayrimenkul gelirleri olduğunu söyledi. Aydın Dumanoğlu'nun avukatı

Mustafa Kale ise Sevil Dumanoğlu'nun yılın 10 ayını İngiltere'de

geçirdiğini ve davanın kötü niyetle açıldığını savundu. Yargıç Beyhan

Azman , Aydın Dumanoğlu'nun 4 milyar lira manevi tazminatı davanın

açıldığı tarihten işleyecek yasal faizi de eklenmek suretiyle ödemesine

karar vererek davayı kabul etti.

***********************************************************************

KADINLAR MECLİS'E YÜRÜDÜ

15/09/2004

Cumhuriyet

Haber

TCY'deki kadına yönelik şiddeti ve ayrımcılığı protesto ettiler

Ka-Der Ankara Şube Başkanı İlknur Üstün, Başbakan'ın AKP'nin hükümet

programını açıklarken kadın-erkek eşitliğine öncelik verileceğini

söylediğini, ancak TCY'de kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık yapıldığını

kaydetti.

Türkiye'nin çeşitli illerinden gelen kadın dernekleri üyeleri, Türk Ceza

Yasası'nın bazı maddelerine ve AKP'nin zinayı suç kapsamına almak

istemesine TBMM'ye yürüyerek tepki gösterdi.

Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde toplanan kadın platformu ve

kadın örgütü üyeleri, buradan sloganlarla TBMM'ye yürüdüler. TBMM Dikmen

Kapısı önünde kadınlar adına açıklama yapan Kadın Adayları Destekleme ve

Eğitim Derneği (Ka-Der) Ankara Şube Başkanı İlknur Üstün , TCY'deki

kadına yönelik şiddeti ve ayrımcılığı protesto ettiklerini söyledi.

Hükümetin, eşitlik ve demokrasi yolunda göstermelik değişiklikler yaparak

kamuoyunun gözünü boyamaya çalıştığını belirten Üstün, TCY Tasarısı'nın

bir uzlaşma metni olması gerektiğini vurguladı. Tasarıda namus

cinayetlerine indirimin sürdüğünü, bekâret kontrollerinin

yasaklanmadığını ve cinsel yönelime dayalı ayrımcılığın meşru kılındığını

vurgulayan Üstün, ''Ne olduğu belirsiz bir müstehcenlik maddesi ile ifade

hürriyeti kısıtlanmaktadır. Ve zinanın TCY'de tekrar suç sayılması

önerilmiştir'' dedi.

Başbakan Recep Tayip Erdoğan 'ın AKP'nin hükümet programını açıklamak

için 18 Mart 2003 tarihinde yaptığı konuşmada kadın-erkek eşitliğine

öncelik verileceğini söylediğini anımsatan Üstün, ''Devlet cinselliğimizi

baskı altına almak yerine haklarımızı korumak zorundadır'' dedi.

Açıklamanın ardından grubun yanına gelen bazı CHP'li milletvekilleri,

kadın örgütü üyelerinin TBMM'ye alınması için girişimlerde bulundu. CHP

Grup Başkanvekili Haluk Koç, kadın örgütleri üyelerinin bir kısmının

TBMM'ye alınmaması üzerine Meclis İdare Amiri'ne tepki gösterdi. Koç,

''Buraya şalvarlısı da çarşaflısı da girebiliyorsa aydınlık Türk kadını

da girecektir'' diye konuştu.

Özgür Üniversite Vakfı, DİSK, Çağdaş Hukukçular Derneği, Çağdaş

Gazeteciler Derneği üyeleri TCY tasarısındaki bazı maddelerin çıkarılması

istemiyle TBMM Başkanı Bülent Arınç 'a telgraf gönderdi.

***********************************************************************

CHP GRUP TOPANTISI : BAYKAL: İKTİDAR İKİYÜZLÜ DAVRANDI

15/09/2004

Cumhuriyet

CHP GRUP TOPANTISI : BAYKAL: İKTİDAR İKİYÜZLÜ DAVRANDI

15/09/2004

Cumhuriyet

Haber

DENİZ BAYKAL

CHP lideri Deniz Baykal , zina konusunda AKP'yi ''ikiyüzlülük'' yapmakla

suçladı. Çift eşliliğin Türkiye'nin ve Meclis'in bir gerçeği olduğunu

belirten Baykal, ''Resmi eş, bunu şikâyet konusu yapmıyor diye aile

kurumunun saygınlığı güvenceye mi alınacak? Bu baştan aşağı aldatmaca,

ikiyüzlülüktür'' diye konuştu.

Baykal, dün partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, kendisiyle

görüşen Adalet Bakanı Cemil Çiçek 'in TCY Tasarısı konusunda önce 10

maddelik bir değişiklik sunduğunu ancak bunun 4 maddeye indirildiğini

kaydetti. Baykal, ''Taraflara karşılıklı ceza şantajı yapma fırsatı

vererek aile kurumunu saygınlığa kavuşturmak mümkün değildir'' diye

konuştu. Baykal, aldatmanın boşanma için gerekçe yapılabileceğine dikkat

çekti. Çift eşliliğin Türkiye'nin, Meclis'in bir gerçeği olduğunu anlatan

Baykal, isim vermeden kabine üyelerini ima ederek ''Hatta daha ileriye

gitmeyeyim'' dedi.

***********************************************************************

HATADAN DÖNÜLDÜ: TCK'DA 'ZİNA' YOK:'ZİNA' BÖYLE DURDURULDU

15/09/2004

Radikal

Manşet

KEMAL ANADOL

DENİZ BAYKAL

KÖKSAL TOPTAN

ABDULLAH GÜL

CEMİL ÇİÇEK

Dışişleri Bakanı Gül, Adalet Bakanı Çiçek ve CHP lideri Baykal uzlaşma

kararını birlikte açıkladı. TCK tasarısının pazar gününe kadar

yasalaşması hedefleniyor.

Hükümet, zinayı suç sayma girişiminden vazgeçti. TCK'da sadece CHP ve

AKP'nin ortaklaşa verdiği önergelerle değişiklik yapılacak

AKP, dün sabaha kadar ısrarcı olduğu zinanın yeniden suç kapsamına

alınması girişiminden vazgeçti. AKP'nin kararında, CHP'nin 'TCK

tasarısını engelleriz' resti ile 'Zinadan vazgeçip, ailenin korunması

için daha sonra yeni düzenleme üzerinde çalışma' önerisi etkili oldu.

İki parti, tasarıdaki değişikliklerin 'ortak önerge' ile yapılmasında

uzlaştı. Buna göre CHP zina önergesine imza vermeyeceğinden, AKP

düzenlemeyi öneremeyecek.

AKP'de 'kafa karışıklığı'

AKP ile CHP arasındaki zina tartışması, TCK tasarısının TBMM Genel

Kurulu'ndaki görüşmeleri öncesinde sertleşti, zaman zaman restleşmeye de

vardı. AKP, Avrupa Birliği'nden gelen son olumsuz değerlendirmeler ve

kamuoyunun sert tepkisi karşısında zinayı suç sayacak önergeyi vermekten

vazgeçmenin yollarını aradı.

Başbakan Tayyip Erdoğan, bir günlük bir ziyaret için Tacikistan'ın

başkenti Duşambe'de bulunduğundan AKP Merkez Yürütme Kurulu, önceki akşam

başbakansız toplandı. Toplantıda 'zina' konusu ele alınırken bazı MYK

üyeleri 'Müzakere tarihi almaya bu kadar yakınlaşmışken zina

tartışmasının gündeme getirilmesini' yanlış bulduğunu; milletvekillerinin

de 'kafalarının karışık' olduğunu ve konu Genel Kurul'a getirilirse

partinin dağınık görüntü verebileceğini ifade etti.

CHP'nin resti

Meclis'in dün olağanüstü toplanması ile birlikte zina tartışmaları

HATADAN DÖNÜLDÜ: TCK'DA 'ZİNA' YOK:'ZİNA' BÖYLE DURDURULDU

15/09/2004

Radikal

Manşet

gündemin ilk sırasına oturdu. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Adalet

Bakanı Cemil Çiçek, toplantı öncesi MYK üyeleri, grup başkanvekilleriyle

TCK tasarısı ve 'zina'yı değerlendirdi.

Toplantı sürerken CHP'liler de zina önergesinin verilmesini engelleme

kararı aldı. CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol, grup toplantısındaki

Adalet Bakanı Çiçek'e bir not göndererek görüşme talebinde bulundu.

Çiçek de grup toplantısından çıkarak Anadol ile buluştu. Anadol, Çiçek'e

"Önergeler birlikte verilmezse, tasarının yasalaşmasını engelleyeceğiz.

Bunu TCK'ya koymayın. Ailenin korunması için düzenleme yapalım.

Önerilerinizi orada dikkate alalım" dedi.

'Tazminat'a alkış

Bu gelişmeler yaşanırken, Adalet Komisyonu Başkanı Köksal Toptan ile

Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, AKP Grubu'nun basına kapalı

bölümünde söz alarak zina düzenlemesiyle ilgili yeni öneri getirdi.

Kuzu, zina konusunun Medeni Kanun içinde, 'hapis' yerine 'tazminat'

cezası olarak düzenlenebileceğini kaydetti. Zina suçundan dolayı ceza

almış kimse olmadığını vurgulayan Kuzu, "Hâkim, 'zina' suçu olsa bile

tarafları anlaştırarak şiddetli geçimsizlikten boşuyor. Durup dururken bu

nereden çıktı. Kopenhag Kriterleri'ne aykırılık yok, ancak siyaseten

yanlış. Bu konu kapatılmalı. Ne karşı çıkanlar için, ne de konulsun

diyenler için tartışmaya değecek bir madde. Çünkü çalışmıyor. Aileyi

korumak için başka tedbirler almalıyız" dedi.

Toptan, Medeni Kanun'a zina yapan eşin aldatılan eşe tazminat ödenmesi ve

malların büyük bölümünü vermesi yönünde hüküm konulmasını istedi. Kuzu ve

Toptan'ın sözlerine, bütün milletvekilleri alkışlarla destek verdi.

'Siyasi tasarruf'

Adalet Bakanı Cemil Çiçek ise TCK tasarısı ile ilgili özgürlükler

açısından önemli adımlar atıldığını, ancak zina tartışmalarının yapılan

güzel şeyleri gölgelediğini söyledi. Zina konusunda Anayasa Mahkemesi'nin

gerekçeli kararı doğrultusunda yapılacak bir düzenlemenin hukuka aykırı

olmayacağını belirten Adalet Bakanı Çiçek, "Zina konusunda alınacak karar

ise siyasi bir tasarruf olacaktır" dedi. Çiçek'in, zinanın suç

sayılmasına ilişkin olumlu-olumsuz herhangi bir görüş belirtmemesi ve CHP

ile sağlanan uzlaşmanın devamından yana olduklarını vurgulaması dikkat

çekti.

Ve uzlaşma...

Grup toplantısı ardından CHP'den Anadol aracılığıyla gelen rest, AKP'de

Gül başkanlığında yapılan toplantıda değerlendirildi. Bunun ardından

AKP'ye, CHP lideri Deniz Baykal'ın görüşme talebi iletildi.

Başbakanvekili sıfatıyla Gül, Adalet Bakanı Çiçek, Genel Başkan

Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, grup başkanvekilleri Haluk İpek, Eyüp

Fatsa, CHP lideri Baykal, Genel Sekreter Önder Sav, Grup Başkanvekili

Anadol'u TBMM'deki Başbakan'ın makamında ağırladı.

Baykal, görüşmeden sonra AKP'ye TCK tasarısındaki değişikliklerin iki

partinin ortak önergesiyle yapılmasını ve ayrı önerge verilmemesini

önerdiklerini söyledi. "AKP de aynı anlayışı ifade etti. Memnuniyet

verici bir mutabakat oluştu" diyen Baykal, bu amaçla başlayan

çalışmaların da süreceğini kaydetti.

Memnuniyet tablosu

Başbakanvekili Gül ise tasarının iktidar muhalefet uzlaşmasıyla

çıkarılmasını arzuladıklarını ve mutabakata vardıklarını belirterek,

"İşbirliğimiz halkımızca mutlulukla karşılanacaktır" dedi.

Adalet Bakanı Çiçek de önemli bir yasa çıkarıldığına dikkat çekerek,

"Gözden kaçan konular müşterek önergeyle düzeltilecek. Şu tablo

Türkiye'nin arzu ettiği tablodur" dedi. Baykal, Gül ve Çiçek mutabakatın

HATADAN DÖNÜLDÜ: TCK'DA 'ZİNA' YOK:'ZİNA' BÖYLE DURDURULDU

15/09/2004

Radikal

Manşet

zina önergesinin verilmeyeceği anlamına gelip gelmediğini soran

gazetecilere, "Bu mutabakat tablosunu ortadan kaldırmayın" yanıtını

verdi.

İlk sinyal Gül'den

AKP ve CHP arasında dün başlayan görüşmelerde ilk 'uzlaşma' sinyali

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Gül'den geldi. Başbakan

Erdoğan'ın yurtdışında bulunması nedeniyle AKP Grubu'nda

milletvekillerine hitap eden Gül, zinanın yeniden suç kapsamına

alınmasına ilişkin kamuoyunda yapılan tartışmalara değinirken, "Her

maddesi birbirinden önemli ve toplumu ilgilendiren böyle bir ceza

yasasında, hâlâ ortada bile olmayan bir madde ile ilgili Türkiye'ye

yanlış imajlar ortaya çıkarmaya kimsenin hakkı yoktur" diye konuştu.

AB için kritik eşiğin aşıldığını belirten Dışişleri Bakanı, atılan

adımların AB'ye taviz gibi yorumlanmasının kendilerini üzdüğünü söyledi.

Dışişleri Bakanı, "Ümit ediyorum, bu yılın sonunda AB de üzerine düşeni

yapacaktır. Çünkü Türkiye konuya çok samimi, açık ve dürüst olarak

yaklaştı. Aynı dürüstlüğü ve önyargısız tutumu AB'den de beklemektedir"

dedi.

'Recm, hapis, mantık aynı'

CHP, dün zina konusunda AKP'ye rest çekerken CHP Genel Başkanı Deniz

Baykal da parti grubunda yaptığı konuşmada TCK'da yapılmak istenen

değişikliği 'recm'e benzetti. Baykal, "Aldatanın hapse gönderilmesi

sonucunda aile zaten bitecek. Bunun ailenin saygınlığına ne katkısı var?

Kimse kendisini aldatmasın. Bazı ülkelerde recm uygulaması var. İster

recm ile cezalandır, ister hapisle... Mantık aynı" dedi.

"Çift eşlilik, bırakın Türkiye'nin gerçeği olmasını, Meclis'in gerçeği"

diyen Baykal, zinayla ilgili getirilmek istenen düzenlemeyi 'ikiyüzlü'

olarak nitelendirdi. Baykal, AKP'ye seslenerek "Getirsinler önerilerini

konuşalım. Daha demokratik ve eşitlikçi olmasını sağlayalım.

Anlaştıklarımızı ortak önergeyle sunalım. Ama bunun dışında yeni bir şey

getirmeyeceklerini de taahhüt etsinler. Görüşmeleri Meclis'i tıkayacak

bir noktaya getirmemeye çalışıyoruz. Ama inat içinde olurlarsa, takdir

kendilerinin. Biz de görevimizi yaparız" dedi.

***********************************************************************

TCK'DA SIKINTI YOK

15/09/2004

Radikal

Haber

CEMİL ÇİÇEK

HAKKI KÖYLÜ

ÜMMET KANDOĞAN

Genel Kurul'da TCK'ya yönelik eleştirileri Adalet Bakanı Cemil Çiçek

yanıtladı. Çiçek, tasarının aceleye getirildiği iddialarına katılmadığını

söyledi.

AKP ile CHP'nin uzlaştığı 346 maddelik TCK tasarısının hızla yasalaşması

bekleniyor. Tasarının 74 maddesi, dün TBMM Genel Kurulu'ndan geçti

Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde Kopenhag Kriterleri'nin son yasal

düzenlemesi olarak nitelenen Türk Ceza Kanunu (TCK) tasarısının

Meclis'teki görüşme maratonu dün başladı. İlk günkü oturumda kanunun

genel hükümler bölümü ile 74 maddesi kabul edildi. Ceza sisteminde köklü

değişiklikler içeren tasarı, AKP ile CHP'nin uzlaşması sayesinde büyük

hızla yasalaştırılacak.

Meclis Genel Kurulu, 346 maddelik TCK tasarısı ile Cumhurbaşkanı Ahmet

TCK'DA SIKINTI YOK

15/09/2004

Radikal

Haber

Necdet Sezer'in tek maddesini veto ettiği milletvekilleri ve bakanlara

akademik ayrıcalık sağlayan yasayı görüşmek üzere olağanüstü toplandı.

Kadınlardan baskın

Görüşmelere, zinanın suç olmasına karşı çıkan kadınlar büyük bir

kalabalıkla katıldı. Bu düzenlemeye destek veren başörtülü bir grup kadın

ile kendileriyle ilgili bazı düzenlemelere karşı çıkan eşcinseller de

Meclis'teydi.

Tasarının bütünü üzerindeki konuşmaların ardından maddelerin

görüşmelerine geçildi. Oturumda söz alan CHP'li Orhan Eraslan tasarının

aceleye getirildiği eleştirisini yöneltti. Yürürlükteki 765 sayılı TCK'da

bugüne kadar 50'nin üzerinde değişiklik yapıldığını; köklü bir değişiklik

zorunluluğu üzerine konunun 1985'te tartışmaya açıldığını vurgulayan

Eraslan, ortaya çıkan tasarının, 1985'ten beri yürütülen çalışmaların

devamı olmadığını söyledi. Eraslan, her şeye karşın ortaya çıkan

tasarının, mevcut TCK'dan ve hükümetin sunduğu tasarıdan bir adım daha

ileri olduğunu belirtti.

'Önemli yenilikler var'

AKP Grubu adına konuşan Hakkı Köylü ise, tasarı hazırlanırken

üniversiteler, barolar ve adli kuruluşlarla sürekli irtibatta olduklarını

belirtti. Köylü, tasarıda çocuk hakları, çevrenin korunması,

gecekondulaşmayı önleme gibi konularda önemli düzenlemelere yer

verildiğini dile getirdi.

DYP Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan ise tasarıyı eleştirirken, zina

tartışmalarına değindi. Kandoğan, tasarı Başbakan ve bakanların imzasıyla

TBMM'ye gönderilirken zina konusunda hüküm eklenmemesine karşın, gündemi

saptırmak amacıyla zina tartışmasının ortaya atıldığını savundu.

Kandoğan, tasarıda hükümeti eleştiren imamlara hapis öngörülmesine de

karşı çıktı.

Adalet Komisyonu Başkanı AKP'li Köksal Toptan ise, TCK tasarısının,

Cumhuriyet tarihinin en önemli parlamento faaliyetlerinden biri olduğunu

söyledi.

Çiçek: Öneri gelmedi

Daha sonra eleştirileri yanıtlayan Adalet Bakanı Cemil Çiçek, tasarının

aceleye getirildiği iddialarına katılmadığını söyledi. Çiçek, "Bahse

girerim, bu tasarıyı geri çekip bir yıl sonra gündeme getirsek gene aynı

kişilerden aynı mazeretleri dinleyeceğiz" dedi.

Tasarıyla ilgili önerilerini bildirmeleri için bine yakın kişi ve kuruma

yazı gönderildiğini anlatan Çiçek, sadece 50 tanesinin öneri

gönderdiğini, bu önerilerin de kendilerini ilgilendiren 15 maddeyi

geçmediğini belirtti.

İlk günde rekor

Konuşmaların ardından tasarının görüşmelerine geçildi. Meclis'teki ilk

günde TCK tasarısının genel hükümler bölümü bitirilirken, 74 madde kabul

edildi. Yeni düzenlemelerden bazıları şöyle:

İdarelerin yönetmelik ve tüzük gibi düzenleyici işlemlerine suç ve ceza

konulamayacak. Ceza kanunları kesinlikle kıyasa yol açacak şekilde

yorumlanamayacak.

Kadınların karşı çıktığı 'Kadın: Bu deyim kızları da kapsar' şeklindeki

tanım TCK'dan çıktı.

Ceza sistemine yeni giren 'olası kast' kavramı ile, kırmızı ışıkta geçen

sürücüler ile havaya ateş ederek ölüm-yaralamaya yol açanlara daha fazla

hapis cezası verilmesinin yolu açıldı.

Töre ve namus cinayetlerinde ceza indirimi son bulacak, azmettirmenin

cezası da artacak.

Birden fazla kişinin işlediği, işyeri kazaları ve yanlış hekim tedavileri

TCK'DA SIKINTI YOK

15/09/2004

Radikal

Haber

gibi suçlarda herkes kusuru oranında sorumlu tutulacak.

Bir günlük hapis cezasının karşılığı en az 20, en fazla 100 yeni TL

olacak. Para cezası, kişinin 'ekonomik ve diğer şahsi halleri' dikkate

alınarak takdir edilecek.

Bir yıldan az cezaya mahkûm edilenler 'kamuya yararlı bir işte çalışmak'

gibi yaptırımlara tabi tutulabilecek.

***********************************************************************

CÜRMÜMEŞHUT

15/09/2004

Radikal

Köşe Yazısı

MİNE G. KIRIKKANAT

AKP hükümeti 'zina zaptiyeliği'ne soyununca, ben de çocukluğumda duyup

unuttuğum bir sözcüğü hatırladım: Cürmümeşhut. Büyükler aralarında

fısıltıyla konuşurlardı, filanca karısına ya da fişkeman kocasına,

'Cürmümeşhut yaptırmış!' olurdu. Önceleri ne anlama geldiğini bilmez, ama

sözcüğün garipliği ve söylenişindeki gizem çekerdi ilgimi. Sonraları,

'suçüstü' demek olduğunu anladım, ama bu kez büyüklerin niçin hep YATAKTA

'cürmümeşhut' yaptırdıklarını, niçin asla bir hırsıza, bir katile

'cürmümeşhut' reva görmediklerini kavrayamadım. Suçüstünün Arapçası,

böylece cinsel tınılı bir sözcük olarak yerleşti belleğime ve uygulama

alanı genişlemedi hiç...

Bugün düşünüyorum da, çocuk aklımla yapıştırdığım etiket doğruymuş meğer!

Cinselliğe Arapça ve zina ve cürmümeşhut yakışır; soygunculuk ve cinayet

gibi BASİT kötülüklere de Türkçe 'suçüstü' yapılırmış gerçekten. Zina

eyleminin, ne Türkçe, ne de Batı dillerinde tıpatıp karşılığı olmadığını

düşünürseniz, Arapçanın cinsellik konusunda ne kadar zengin bir dil, Arap

aklının da nereye kaçık olduğunu hemen anlarsınız zaten!

Eh bizimkilerin de Arap özentisi malum, kafayı uzaydaki karadeliklere ve

gezegenlerarası gidip gelen mekiklere takacak değiller ya, el atımı,

uçkur mesafesi, etek altı boşluklarına gidiş gelişle uğraşıyorlar, yasal

yasal.

Oysa Türkiye'nin seyir defterinde belden aşağı 'seyrüsefer' çetelesi

tutulurken, Irak'ta KAÇINCI Türk kamyon sürücüsünün kellesi kesiliyor.

Kaçıncı diye vurgulamak zorundayım, çünkü gündem öylesine 'zina' ki,

dünkü basından Irak'ta öldürülen, daha doğrusu kurban edilen kesin Türk

sayısını öğrenmek mümkün olmadı. Oysa Fransız televizyonu, vahşeti:

'Türkiye terörizme ağır bir bedel ödüyor, 20. Türk şoförü katledildi,'

diye duyurdu. Acaba doğru mu, yoksa abarttılar mı, tereddütteyim.

Irak'ta aynı biçimde kafası kesilerek öldürülen, hatta henüz fidye olarak

muhafaza edilen BİR yurttaşları için diğer ülkelerin kopardığı kıyamete

bakılırsa, HENÜZ 20 kişi öldürülmemiş olmalı ki, bizim hükümet 'zina'

suçuyla uğraşıyor. Ama belki de hükümet, tam da Irak'ta Türklerin KAFASI

kesildiği için, APIŞA bakıyor. Hatta kafası kesilmeden, Telafer'de

Amerikan bombaları altında usturuplu ölen Türkmenlerin sayısı artarsa,

var gücüyle yeniden TCK'ya yoğunlaşıp, 'cürmümeşhut' alanını genital

yataylıktan, genital dikeyliğe yayabilir. Böylece 'zina'dan sonra,

'idrar' ve 'kazure' suçlarıyla uğraşırız, milletçe. Aynı uzuv değil mi

'cürmümeşhut' yapılacak olan? Niye aynı organların, 'mahremiyet'

gerektiren iki işlevinden biri 'yasal', öteki 'yasadışı' olsun ki?

Irak'ta İslamcı teröristler Türk şoförleri kurbanlık koyun gibi

boğazlıyor. Acılı ailelerin ilk tepkisi, kasapları kastederek, 'Bunlar

Müslüman olamaz!' biçiminde. Oysa kasaplar asıl, hakiki ve özbeöz

CÜRMÜMEŞHUT

15/09/2004

Radikal

Köşe Yazısı

Müslüman oldukları için Türkleri kestiklerini söylüyorlar. Dışişleri

Bakanı Abdullah Gül'ün tepkisi, biliniyor: "Maalesef Irak'a giden

vatandaşlarımız tavsiye ve telkinlerimize yeteri dikkati

göstermiyorlar..." Kuşkusuz haklıdır. Ama bu bir tepki midir bir, yeterli

midir, iki?

Buna karşılık Telafer'de öldürülen Türkmenler için ABD'ye sert (?) çıkan

Gül, "Bu iş böyle devam ederse kendileriyle işbirliğinin çok zor

olacağını,' belirttikten sonra, "Irak'ta binlerce firma var, bunların

hepsinin Irak'ı terk etmesi herhalde hiç kimse tarafından istenmez,"

diyerek, galiba sözü Irak'ta (kafası kesilerek) öldürülen Türklere de

getirmiş. Anlaşılan Türkiye'nin Müslüman olmayan ABD'ye gösterdiği tepki

de, Müslüman olan terörist kasaplara yönelttiğinden ne daha mülayim, ne

daha sert. Üstelik, bence iki tepki çelişiyor: Bir yandan şoförlere

'Oralardan geçmeyin' deniyor ve kıtır kıtır kesilmelerinin sorumluluğu

kendilerine yükleniyor, öte yandan ABD'ye 'Böyle devam ederseniz,

ticareti keseriz ha!' deniyor, ticareti de şoförler gerçekleştirdiğine

göre, 'Şoförleri göndermeyiz,' anlamına geliyor. Hükümetteki kafa

karışıklığı, bir başka anlama daha geliyor aslında: Kuşkusuz 'zina'yı TCK

kapsamına sokmak, Irak'taki Türkleri korumaktan daha kolay.

***********************************************************************

'BİR HÜKÜMET VAR HÜKÜMETTEN İÇERÜ' HALİ OLMASIN?

15/09/2004

Yeni Şafak

Köşe Yazısı

KÜRŞAT BUMİN

Yunus'un o güzel dizesini dünya işlerine alet ettiğimden dolayı üzgünüm

ama hükümetin TBMM'de dün görüşülmeye başlanan TCK tasarısı ile ne yapmak

istediği sorgulandığında ortada sanki seküler bir "içerü" varmış gibi

görünüyor...

Sadece "zina" meselesinden söz etmiyorum tabii ki... Bakın gazetemiz

dünkü baş sayfasına haklı olarak hangi manşeti uygun bulmuş: "TCK'da

onbir saatli bomba". İsterseniz çeşit olsun diye Tercüman'ın (Ilıcaklar)

şu benzer manşetini de aktaralım: "Mayınlı maddeler".

İsterseniz konuyu biraz daha açayım. "'Bir hükümet var hükümetten içerü'

hali olmasın?" derken söylemek istediğim şu: Nasıl oluyor da, AKP'nin

bulduğu formülle söyleyecek olursak tam da "Finish'e 5 Kala" ortaya hak

ve özgürlükler alanında önceden yapılan bir takım yasal değişiklikleri

bile aratan bir TCK tasarısı getirilebiliyor?

Bazı yazar ve kuruluşun söylediği gibi gerçekten anlaşılır gibi değil...

Sakın "hükümetten içerü bir hükümet hali" olmasın?!

Üstelik gazetemizin Ankara Temsilcisi Mustafa Karaalioğlu'nun "nereden

çıktı bu zina meselesi?" sorusuna cevap aradığı dünkü yazısında ısrarla

belirttiği gibi, bu saatten sonra "Ak Parti'nin, zinanın eşlerin

şikayetine bağlı olarak hapisle cezalandırılması görüşünden geri adım

atması hem gündemde değil, hem de mümkün değildir."

Karaalioğlu'nun şu tesbiti de önemli: "Bir başka merak konusu da 'nasıl

oldu da zina konusu hükümete karşı böylesine diri bir muhalefet

enstrümanına dönüştü?' sorusunun cevabıyla giderilmeye çalışılıyor.

Sorulan soruları cevaplamak da kolay görünmüyor. Türk Ceza Kanunu

tasarısının patronu konumunda bulunan Cemil Çiçek'in bile sorulara

verilecek net cevapları bulunmuyor."

Görüyorsunuz, soruların altından "patron" bile kalkamıyor ise, olup

biteni biz nasıl kavrayalım?

'BİR HÜKÜMET VAR HÜKÜMETTEN İÇERÜ' HALİ OLMASIN?

15/09/2004

Yeni Şafak

Köşe Yazısı

Radikal'in Ankara temsilcisi Murat Yetkin'in konuya ilişkin analizi de

dikkat çekici: "Çünkü, serinkanlı bakıldığında AKP tabanının hükümeti bu

yönde bir zorlama içinde olmadığı da görülüyor. Örneğin, türban

meselesinin çözümü türünden bir talep değil. O zaman ne? Bir AB

büyükelçisi, 'Hükümet kendisini 6 Ekim'de İlerleme Raporu açıklanması

öncesi nasıl zor bir duruma düşüreceğini araştırsa, herhalde ancak böyle

bir konuyu bulurdu' dedi. Ankara'da böyle düşünenler sadece yabancı

gözlemciler değil."

Büyükelçi haklı değil mi? Yoksa Başbakan, yine Yetkin'in işaret ettiği

gibi, "YÖK tartışmasında -doğru bir değerlendirme ile toplumun

çoğunluğunun bunu kabul etmeyeceğini görerek attı adımı, zina konusunda

da tekrarlarsa, hiçbir dediğini yaptıramamış olacağı gibi bir düşünceye"

mi kapıldı?

Yani bir bakıma, "Meslek okulları meselesinde olmadı, bari 'zina'

tartışmasından elimiz boş çıkmayalım!" gibi bir düşünce mi?

İsterseniz soruyu bir daha soralım: AKP hükümetin aklına TCK tasarıyla

ilgi bu "zamanlama" ne münasebetle geldi? Eğer hükümetin aklına

gelmediyse, bunu kim akıl etti?

"Eğer hükümetin aklına gelmediyse" diyorum, çünkü bazı gazetecilerin bu

"zamanlama"nın "günahı"nı hükümetin omuzlarından çekip alma gayretlerine

de şahit oluyoruz. Mesela Tercüman'dan (Ilıcaklar) Nuh Gönültaş'ın dünkü

yazısının başlığı: "Ya Ak Parti'yi aldatıyorlar, ya da AK Parti

milleti..."

İlginç bir başlık değil mi? Gönültaş, TCK tasarısına ilişkin

tartışmaların "zina"ya kilitlenip ifade özgürlüğünü kısıtlacak (yeni)

maddelerin göz ardı edilmesini "ironik bir durum" olarak nitelerek şöyle

devam ediyor: "Ak Parti zina (aldatma) ile aldatılmaya çalışılıyor. Çünkü

TCK'da yapılacak değişiklikler ile hem Türkiye'nin AB'den takvim alması

önlenmeye, hem de Türkiye'deki zinde kuvvetler harekete geçirilmeye

çalışılıyor. Bir taşla iki kuş vurmak üzereler. Hem Ak parti, hem de

Türkiye zina ile aldatılıyor." Tercüman yazarının (devamla) "Ak Parti'nin

milleti aldatması" ihtimalini "hem aklen, hem siyaseten" dışarıda

bırakarak, "O halde birileri AK Parti'yi zina ile fena halde aldatıyor,

tuzağa düşürüyor" sonucuna vardığını da hatırlatalım.

Tamam iyi de, kim bu "birileri"? (Türkiye'nin insanı nasıl "çileden

çıkaran" bir ülke olduğunu görüyorsunuz!) TCK tasarısını hazırlayıp

Bakanlar Kurulu'ndan geçiren Hükümet; tasarıya tartışılan değişiklikleri

getiren TBMM komisyonlarının çoğunluğu Hükümet eden partinin

milletvekillerinden oluşuyor; başta Başbakan ve tasarının mimarı olan

Adalet Bakanı (herhalde yani!) Hükümet'in başkanı ve üyesi; ama nasıl

oluyorsa oluyor ve "birileri" AKP'yi "zina ile fena halde aldatıyor"!

Bu çerçevede bir başka Tercüman (Ilıcaklar) yazarının, Nevzat

Yalçıntaş'ın yazısına da (14 Eylül) hızla göz atalım: Biliyorsunuz, Prof.

Yalçıntaş aynı zamanda AKP milletvekili. Fakat siz şu işe bakın ki, aynı

zamanda bir köşe yazarı da olan AKP milletvekili Yalçıntaş, TCK

tasarısının özgürlüklere ilişkin getirdiği yeni sınırlamalardan ancak

"kısa bir süre önce" İstanbul'da katıldığı bir toplantıda dile getirilen

bir şikayet yoluyla haberdar oluyor. Toplantıda 222. maddeye yönelik

eleştirileri dinleyen Yalçıntaş, sonrasını şöyle anlatıyor: "Bu kısa

konuşma beni uyardı. Doğrusu o vakte kadar sadece bugün mevcut demokrat

ve muhafazakar hükümetin değil fakat hiçbir sağ iktidarın yapmayacağına

inandığım 'hürriyetleri kısıtlama' fiilinin şimdi TCK'da getirileceğine

inanamadığımdan pek fazla titizlik göstermemiş olduğum tasarının üzerine

eğildim. (...) TBMM'ne sevkedilen yeni tasarıyı inceleyen bilgili ve

objektif düşünen herkes şunu söylüyor ve yazıyor: Bu kanun tasarısı

'BİR HÜKÜMET VAR HÜKÜMETTEN İÇERÜ' HALİ OLMASIN?

15/09/2004

Yeni Şafak

Köşe Yazısı

mevcut durumu 'hürriyetler' bakımından geri götürüyor. Ak Parti

iktidarından böyle bir şey olabilir mi? Son dönemki haliyle

'Anap'laşıyor' veya 'MHP'lileşiyor muyuz?' Bizlere inanmış seçmenimizin

yüzüne nasıl bakacağız?"

Yalçıntaş'ın sorusu (bence de) çok yerinde bir soru doğrusu...

Neyse, (başta Yalçıntaş için söylüyorum) geç kalınmış sayılmaz, tasarı

henüz Genel Kurul'dan çıkmadı!

Ne dersiniz, yoksa "Bir hükümet var hükümetten içerü" haliyle mi karşı

karşıyayız?!

***********************************************************************

DÜNKÜ MECLİS

15/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

RAUF TAMER

Oturumdan evvel kuliste kucaklaşıp öpüştüler.

Kulis'i kaçıranlar ise bu işi genel kurul salonunda yaptılar. Onlar da

elektronik yoklama sırasında kucaklaşıp öpüştüler.

Tamam da...

Bu kadar çok erkeğin bu kadar çok öpüşmesi, hiç hoş bir manzara değil.

Üstelik AB Kriterleri'ne de aykırı.

Her neyse.

İktidar ve muhalefet milletvekillerinin bu hali, tıpkı -maçtan önce-

sahada sahtece öpüşen rakip futbolcuları hatırlattı bize...

Zannettik ki dostane bir oturum izleyeceğiz.

Ne gezer birader...

Hiç dostane maç oluyor mu ki?

*

Yine de yazıyı yazdığımız şu saatlere kadar ciddi bir çatışma görmedik.

Şimdilik iyi gidiyor.l

Bizdeki iktidarlar kolay kolay eleştiri kabul etmezler. "Şurası yanlış

olmuş; düzelteyim" demezler.

Bizdeki muhalefetler ise hiçbir şeyi beğenmezler. "İyi bir tasarı olmuş,

elinize sağlık" demezler.

Galiba ilk def'a bir fair-play izleyeceğiz. Çünkü Adalet Bakanı Çiçek

"bir hata varsa Meclis'te düzeltilir" diyerek çıktı yola... CHP'li

Erarslan da -bazı maddeler hariç- tasarıya destek vereceklerini söyledi.

Evet.

Şimdilik fena gitmiyor.

*

Cumhuriyet Tarihi'nin en önemli işlerinden biri yapılıyor.

Özü Türk, ruhu Türk bir kanun taslağı hazırlanmıştır.

Aslında bu çalışmalar, ta 1985'ten beri sürüyor. Geniş bir katılım

sağlanması lâzımdı, değil mi? Eh, son 4-5 aydır da hararetli tartışmalar

görüyoruz.

Ama insaf.

Zina gibi içi boş bir maddeye saplanıp kalmasaydık, 346 maddelik

tasarının en can alıcı taraflarını da tartışabilirdik.

Medya'nın hafifliği buna izin vermedi.

Birkaç yazar dışında kimse bu tasarının ciddiyetini kavrayamadı. "Vahamet

arzeden" bazı maddelere de dikkatini veremedi.

DÜNKÜ MECLİS

15/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

-Zina zina, hep zina.

Meclis oraya saplanmayacağa benziyor.

Nitekim CHP'li üyelerin katkısıyla bazı mühim maddeler -mümkün mertebe-

"sakıncasız" hale gelmiştir.

Daha da gelebilir.

*

Ne var ki, kürsüde 20 dakikalık konuşmalarla bu tasarı ne doğru dürüst

eleştirilebilir, ne de tümüyle benimsenebilir.

Ama eteğinde taşı olanlar için, 20 dakika yeter de artar bile.

Yeter ki beğenmediğiniz maddelere alternatif maddeler getirin.

Somut cümleler söyleyin.

İktidar kanatını bir inat içerisinde görmediğimiz için memnunuz. Bu

avantajı CHP çok iyi kullanmalı ve -eğer getirecekse- makul öneriler

getirmeli. Adalet Bakanı Çiçek'in olgun ve bilge kişiliği, bu tasarının

kanunlaşma aşamasındaki en büyük güvencesidir.

Bir muhalefet, daha başka ne isteyebilir ki?

Öyleyse "klasik muhalefet üslûbu"ndan farklı bir üslûp benimsemek lâzım.

Bir kerecik denesek ne olur?

***********************************************************************

ZİNAYA KARŞILIK ÖZGÜRLÜKLER

15/09/2004

Zaman

Köşe Yazısı

MUSTAFA ÜNAL

Maraton başladı, Meclis dün olağanüstü toplandı, gündeminde tek konu var;

346 maddeden oluşan Türk Ceza Kanunu.

AK Parti ile CHP'nin uzlaşması sonuna kadar devam ederse görüşmelerin 10

günde tamamlanması bekleniyor, aksi halde milletvekillerinin TCK mesaisi

haftalarca sürer. Paketin serencamı ilginç; TCK aylar önce Meclis'e sevk

edildi, ardından komisyonda günlerce müzakere edildi. Ancak itirazlar ve

paket üzerine hararetli tartışmalar son dakikada yoğunlaştı. Türkiye bir

aydır zinaya yasak öngören maddeyi, bir hafta-on gündür de düşünce ve

fikir özgürlüğüne getirilen kısıtlamaları konuşuyor.

Aslında şu an zinaya hapis, ne Meclis'e sevk edilen metinde ne de

komisyondan çıkan tasarıda var. AK Parti yönetimi tabandan ve kamuoyundan

gelen istekleri dikkate alarak Genel Kurul'da bu yönde değişikliğe

gideceğini duyurdu. Bizzat Başbakan Erdoğan, ‘kadının onuru ve aile

kurumunun' selameti açısından zina yapanın cezalandırılmasından yana

olduğunu açıkladı. Bazı kesimler, AK Parti'nin bu yaklaşımına olağanüstü

tepki gösterdi. Konu uluslararası arenaya taşındı, bir anda Avrupa

Birliği boyutu kazandı. Neredeyse zina düzenlemesi AB yolunda bir son

engel diye değerlendirilmeye başlandı. Avrupa'dan açıklamalar geldi.

Halbuki TCK'da ıslah yoluna gidilmesinin en önemli sebebi ceza mevzuatını

Avrupa standartlarına çıkarmaktı. Hükümet AB zirvesi öncesi TCK jesti

yapmak istedi. Takvimin bu kadar sıkıştırılmasının, Meclis'in olağanüstü

toplanarak tasarıyı kritik süreç öncesi yasalaştırma çabasının nedeni bu.

Gelin görün ki başlangıçtaki tablo tam tersine döndü. Avrupa yolunu

kolaylaştırması umulan TCK zorlaştırıcı hüviyete büründü.

Koskoca TCK paketi bir tek zina maddesine indirgendi. Son tartışmalardan

hoşnut olmayan Adalet Bakanı Cemil Çiçek'le konuşurken, ‘Zina konusu

olmasa TCK'dan kimsenin haberi olmayacaktı.' dedi. Bakan haksız değil.

Paket aylardır gündemde, ne zaman ki zina maddesi büyük gürültüyle

tartışmaya açıldı, olan bitenden herkesin haberi oldu. CHP lideri Deniz

ZİNAYA KARŞILIK ÖZGÜRLÜKLER

15/09/2004

Zaman

Köşe Yazısı

Baykal'la TCK'yı uzun uzun konuşma imkanı buldum. Zina maddesinin bu

denli yoğun konuşulmasından duyduğu sıkıntıyı gizlemedi. ‘Keşke bunun

yerine diğer sorunlu maddeler tartışılsa…' dedi.

Elbette sorunlu maddeler bununla sınırlı değil. Sağ kulvarda yer alan

gazeteler, haber ve yorumlarında birkaç gündür düşünce ve fikir

özgürlüğüne, demokratikleşme çabalarına gölge düşürecek maddeleri konu

ediniyor. Dün, yani görüşmelerin başladığı gün Tercüman manşetten

‘Mayınlı maddeler' başlığını atarken, Yeni Şafak ‘Düşünceye on bir tuzak'

manşetiyle çıktı. Zaman'ın son günlerdeki yorumları malum…

Kulisleri dolaşınca görüyoruz ki benzer düşünceleri bakanlar ve AK

Partili çoğu milletvekili de paylaşıyor. Kabinenin güçlü bakanlarından

biriyle karşılaştım, ‘Haklısınız, pakette bazı sakatlıklar var, düşünce

ve fikir özgürlüğüyle ilgili itirazlar doğru. Bunları dikkate almak

zorundayız.' dedi. Tabandan gelen tepkiler özellikle milletvekillerini

bunaltmış durumda. Milletvekilleri de bu rahatsızlığı parti yönetimine

yansıtıyor.

AK Parti, CHP ile uzlaşma bozmadan toplumdan yükselen endişeleri

gidermenin arayışı içinde. CHP ise yeni değişikliklere kapı açmama

eğiliminde. Dün Meclis çalışmalarına başlamadan önce AK Parti ile CHP

yönetimi bir araya geldi. Toplantıya CHP lideri Deniz Baykal, Dışişleri

Bakanı Gül, Adalet Bakanı Çiçek de katıldı. Burada içerikten çok usul ve

yöntem üzerinde konuşuldu. İki parti değişiklik önergesinin uzlaşmayla

verilmesi konusunda anlaşmaya vardı gibi. Mutabakat sağlanamayan sorunlu

maddeler yeniden ele alınacak.

Bilindiği üzere iki partinin farklı kırmızı çizgileri var. Zina CHP'nin

olmazsa olmazıydı. Dünkü açıklamalar AK Parti'nin zinaya hapis öngören

önerge vermekten vazgeçtiği anlamına geliyor. Bunun karşılığında AK

Parti'nin de olmazsa olmazları var. Bunlar daha çok düşünce ve fikir

özgürlüğüne bakan maddeler. CHP'nin demokratikleşmeye katkı yapacak

açılımlara karşı çıkmayacağını sanıyorum. Baykal'la yaptığım görüşmede

CHP'nin yapıcı rol oynayacağı izlenimi edindim. Meclis'teki TCK maratonu

boyunca uzlaşma arayışı eksik olmayacak.

***********************************************************************

AKP’Lİ VEKİLDEN 4 MİLYAR LİRA ZİNA TAZMİNATI

15/09/2004

Hürriyet

Köşe Yazısı

AKP Trabzon Milletvekili Ali Aydın Dumanoğlu, başka bir kadınla

yaşayarak kişisel haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle eşinin açtığı

davada, 4 milyar lira manevi tazminat ödemeye mahkûm oldu.

Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davada mahkeme başkanı,

Dumanoğlu’nun birlikte yaşadığı ileri sürülen Arzu Bektaş aleyhine açılan

davanın ise takip edilmediğinden açılmamış sayılmasına karar verdi. Sevil

Dumanoğlu, dava dilekçesinde, eşinin uzlaşmaz tutumundan dolayı 1997

yılından beri ayrı yaşadıklarını ifade ediyordu. Eşinin çok eşli olduğuna

dair gazete haberlerini de dilekçesinin ekinde mahkemeye sunan Dumanoğlu,

kişisel haklarının ihlal edildiğini öne sürüyordu. Sevil Dumanoğlu,

eşinin ve Arzu Bektaş’ın malvarlığı yönünden güçlü olduğunu savunarak,

her iki davalıdan 50’şer milyar lira olmak üzere toplam 100 milyar lira

manevi tazminat istiyordu.

***********************************************************************

ZİNA SUÇ, İMAM NİKÁHI SERBEST!

15/09/2004

Hürriyet

ZİNA SUÇ, İMAM NİKÁHI SERBEST!

15/09/2004

Hürriyet

Köşe Yazısı

CÜNEYT ÜLSEVER

ÖNCE birkaç gözlem: 1) TCK’da yapılan düzenlemeler bütünü ile ele

alındığında hazırlanan metin özgürlükçü bir atılımdır.

2) ‘İnsanın kendine ettiğini başkası edemez’ sözünü AKP bir kez daha

doğrulamıştır. Böyle bir kazığı muhalefet kırk yıl düşünse, AKP’ye

atamazdı.

3) Avrupa ülkelerinin tepkileri doğaldır ama AB’nin sadece olası zinaya

suç maddesi nedeni ile Türkiye’ye sırt çevirmesini mantık kabul etmez.

Kimse AKP’nin AB konusundaki samimiyetinden şüphe etmemelidir.

Bir de tahmin:

Tıpkı YÖK, meslek okulları (imam hatipler), türban, YAŞ vb. konularında

olduğu gibi bu konuda da hükümet son anda orta yolu bulacaktır.

* * *

Ben hukukçu değilim ama bence hükümet, kucağında bulduğu bu tartışma

çerçevesinde hukuk devleti adına vahim hatalar yapmak üzeredir:

1) Allah’ın müeyyidesi (günah), hatta toplumsal müeyyideler (ahlak) ile

suç (hukuk) müeyyidesi iç içe girerse laik tek hukukluluk prensibi derin

yara alır. Örn: Dine inanmayan bir ateiste, genel kabul gören ahlak

anlayışı dışında yaşamak isteyen bir marjinale zinayı suç olarak nasıl

uygulayacaksınız? Bu bir dayatma olmaz mı?

* * *

2) Deniyor ki; zinaya ceza sadece mağdur(e) 2 ay içinde şikayet ederse

uygulansın. Ancak:

Suç kavramı kamu düzeninin korunması için hukukta yer alır.

Kamu düzeni adına hareket eden hukuk tüm vatandaşlara eşit uzaklıkta ve

objektif olmak zorundadır.

Evinize giren hırsızı siz affetseniz dahi, kamu yargılar ve cezalandırır.

Zira, hırsız sadece size zarar vermemiş, aynı zamanda kamu düzenini ihlal

etmiştir. Hırsızlık sadece bir kişinin evi soyulmuş olsa bile, kamusal

düzeni bozan bir eylemdir.

Düşünün; ikisi de evli çift zina yapıyorlar, erkeğin eşi şikayet etmiyor,

hanımın eşi ediyor.

Bu durumda ortak suç işleyen iki kişiden birisinin hapis yatması,

diğerinin ise elini kolunu sallayarak gezmesi gerekiyor!

Suç subjektif olamaz, subjektif olursa suç olamaz!

* * *

3) İki ay içinde şikayet şartı; Medeni Kanun’a göre zina sayılan; salt

imam nikáhı ile kurulan evlilikleri ise hukuki hale getirecektir.

İmam nikáhını kabul eden zavallı kadınların sonradan şikáyet

edebileceklerini kimse hayal dahi etmesin.

İmam nikáhsız zina suç, imam nikáhlı zina serbest!

O zaman; imam nikáhsız zinaya da, iyice zırvalayarak, tıpkı İran’ın

yaptığı gibi; muta nikáhını hak saymak gerekir!

* * *

4) Özgürlük, ruhu itibari ile, kamunun bireye mümkün olduğunca az

müdahale etmesidir.

Yeni ceza kanununu da kamusal alanı küçültmesi, bireysel hakları

artırması nedeni ile alkışlıyoruz.

Zinaya suç, özgürlük kavramına indirilen bir darbedir!

* * *

5) Yapılması gereken; zinayı sadece boşanma gerekçesi olarak kabul

ettikten sonra mağdur(e)nin istemeden sona erdirdiği evlilik akti nedeni

ile karşılaşacağı ‘maddi kayıpları’ ayıplı taraftan tazmin etme hakkını

tanımaktır.

ZİNA SUÇ, İMAM NİKÁHI SERBEST!

15/09/2004

Hürriyet

Köşe Yazısı

***********************************************************************

NE OLDU ŞİMDİ?

15/09/2004

Vatan

Köşe Yazısı

OKAY GÖNENSİN

Zina meselesi, gündeme düştüğü hızla gündemden çıkıverdi. En azından dün

Meclis'te AKP ve CHP yöneticileri arasında yapılan görüşmelerden böyle

bir sonuç çıkıyor.

Tartışma oldu bitti, ardında ne kaldı? * AKP açısından yeni kuşku

bulutları kaldı. Bu parti erkânının, fırsat bulduğu anda zina meselesine

benzer meseleleri gündeme getirebileceği ve popülist "kaşımalar"

yapabileceği kuşkusu kaldı.

Geçen ay konu zina idi. önümüzdeki ay buna benzer herhangi bir başka

konu gündemin ortasına aynı şiddetle düşebilir.

Bu ne olabilir sorusunun cevabını vermek kolay değil. Çünkü bir ay önce

hiç kimse zina meselesi etrafında böyle bir yangın çıkacağını tahmin

edemezdi.

* Bir başka sonuç Avrupa'nın AKP ile ilgili bakışındaki değişikliktir.

Avrupa bugüne kadar AKP'yi "ılımlı ve demokrat muhafazakâr" bir parti

olarak görmüş, bu iktidarın gerek Avrupa Birliği gerekse demokratikleşme

yolunda attığı adımların samimiyetine inanmış durumdaydı.

AKP'liler zina meselesiyle bu bakışı zayıflattılar. İleri bir

demokrasiye gerçekten bağlı bir partinin böyle anlamsız bir konuya

takılmasının ve partinin bakanlarıyla, milletvekilleriyle zina diye

tutturan bir havaya girmesinin kaçınılmaz sonucu budur.

Daha dün "kadın ve aileden sorumlu" kadın bakan, zinanın bir kamu suçu

olmasına taraftar olduğunu söylüyordu. Yine AKP'li bir kadın milletvekili

aynı görüşte olduğunu ekranda tekrarlıyordu.

Kaybettiren oyunlar... Eğer dün Meclis'te yapılan görüşmelerin ardından

zina meselesinin gündemden çıkarıldığı doğruysa bile bu konu birçok

AKP'linin kalbinde türban ve imam hatip konularının yanına, yani

"dondurulmuş" sorunların yanına gitmiştir.

* "Dondurulmuş" sorun, her an tekrar ısıtılabilecek sorundur. Meclis'te

Türk Ceza Kanunu değişiklikleri dün görüşülmeye başlandı. Bu görüşmeler

süresince bazı milletvekilleri "kendi kafalarına göre" önergeler

verebilir ve "tribüne oynamaya" devam edebilir.

AKP ya da AKP içinde kimileri "çekirdek tabanın" en geri duygu ve

düşünceleriyle oynamaya devam ettikçe kayıp hanesi de kabaracaktır

***********************************************************************

LİBERALLER DE ARTIK MUHAFAZAKÂR!

15/09/2004

Milliyet

Köşe Yazısı

ECE TEMELKURAN

Sabah gazetesinin dünkü manşeti şöyleydi: "Özgürlükte buluştular!"

Konu, Türk Ceza Kanunu'nda yapılan değişikliklerdi. CHP ve AKP, beş

maddede yapılacak değişiklikler üzerinde uzlaşmıştı. Gazetenin

"muştuladığı" ve "özgürlükte buluşma" olarak adlandırıp şahsi kanaatime

göre kastını aştığı konu ise düşünce özgürlüğüyle ilgili maddelerdi. Bu

coşkulu uzlaşma uyarınca, TCK'nın düşüncenin ifadesini düzenleyen 312.

LİBERALLER DE ARTIK MUHAFAZAKÂR!

15/09/2004

Milliyet

Köşe Yazısı

maddesine "açık ve yakın tehlike" ölçütü getirilecekti. Yani düşüncenizi

açıklayarak "açık ve yakın bir tehlikeye" sebep olursanız bu suç teşkil

edecek yeni yasaya göre. Diğer bir sevinçli uzlaşma ise, habere göre,

"Türk milletini, Cumhuriyet'i, TBMM'yi aşağılama" suçuyla ilgili olarak

yaşandı. Bu suça verilen hapis cezasının alt sınırı 1 yıldan 6 aya

düşürülecek. Dev adım!

Maddeye yeni bir hüküm eklenecekmiş, ki o da şöyle:

"Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç teşkil etmez".

Doğru dürüst bir numara yok velhasıl. Ufak tefek iyileştirme

yanılsamaları sadece. Zina tantanası arasına sıkışan, en az devletin

yatak odasına girmesi kadar önemli olan devletin insanın kafasının içine

girmesi hali hala geçerli. "Vatandaşına Girişken Devlet" hala iş başında!

Fakat bahsedeceğim konu bu değil. Bana enteresan gelen şu iki sözcük:

Özgürlük ve uzlaşma.

Böyle bir manşetin, çıkışından bu yana liberal elitin temsilcisi olan

Sabah gazetesinde yayımlanması son derece anlamlı ve ironik. Bu denli

düşük standartlı bir değişimin böyle muştulanması en azından liberal

elitin yirmi yıl öncesine göre bile beklentilerini ne kadar düşürdüğünü,

sağa kaydığını gösteriyor. Düşünce özgürlüğünü engelleyen bir yasa

maddesinin peşine sıkıştırılıverilen bir cümleden böyle sevinçle ve

"özgürlük" gibi kocaman bir kavramla bahsedilmesi başka nasıl mümkün

olabilir?

Diğer yandan, Türkiye yakın siyasi tarihinin - bana sorarsanız - "büyülü"

anahtar sözcüğünün böyle bir manşette tercih edilmesi de son derece

anlamlı: Uzlaşma!

Uzlaşmaya, yalandan da olsa "barışmaya" bu kadar meraklı bir Türkiye

herhalde 1980'den sonra kuruldu. İslami kesim ile sol entelektüel

kesimin, Kemalist sol ile ırkçı sağcıların uzlaşmaları her zaman "tatlı

bir şaşkınlık"la karşılandı ve alkışlandı. Nihayetinde "Türkiye'yi

kurtaran parti" her zaman "dört eğilimi birleştiren" 1980 sonrası icadı

ANAP değil miydi? Hala kimilerinin bir önceki kuşaktaki sağcıların

Demokrat Parti dönemini "efsane" olarak anlatmalarına benzeyen bir tatta

sözünü ettikleri... Bütün küskünlüklere son veren parti!

Rıfat Bali'nin yazısı

Seçim öncesinde çıkılan Anadolu yollarında "Türkiye muhafazakarlaşıyor"

tespitini yaptığımdan bu yana epey zaman geçti. Bu tespit, daha ziyade

Anadolu'daki hayatın nasıl din haleli bir sağcı tutuculukla

bastırıldığına dairdi. Fakat öyle görünüyor ki bu muhafazakarlaşma artık

sadece taşrayla ilgili değil. Muhafazakarlaşma ve sağa kayışla birlikte

"özgürlük" beklentilerindeki bu dramatik düşüş İstanbul'daki liberal

eliti de ele geçirdi. Herkesin hep birlikte sağa kayarak "uzlaşması"

başka nasıl sevindirebilir manşetleri?

Bu acıklı noktaya nasıl gelindi? CHP'lilerin "Aile korunuyorsa zina

konusunda AKP'ye destek olabiliriz" diyecek kadar yerlere düştüğü bir

siyasi kompozisyona nasıl varıldı? Birikim dergisinde bu ay Rıfat N.

Bali'nin "90'lı yıllar - medya temelli bir bilanço denemesi" başlıklı bir

yazısı var. Enteresan bir "siyasi envanter". Tavsiye ediyoruz.

***********************************************************************

KILIÇ VE KIN MESELESİ

15/09/2004

Vatan

Köşe Yazısı

ZÜLFÜ LİVANELİ

KILIÇ VE KIN MESELESİ

15/09/2004

Vatan

Köşe Yazısı

Yine havanda su dövüldü, yine Türkiye gereksiz bir tartışmanın peşinde

soluk tüketti.

Zinayla ilgili yazılan toplasanız kocaman bir cilt eder ama bu arada

Türk Ceza Kanunu gibi hepimizi ilgilendiren, gelecek kuşaklan bile

etkileyecek olan hayati bir yasa konusunda pek kalem oynatılmadı.

Konuyla ilgili kuruluşlar bile tartışmaya çok geç katıldılar.

İstanbul Barosu'nun Türk Ceza Kanunu tasansıyla ilgili çalışması ancak

bu hafta elimize geçti.

Dolayısıyla da konu iyice tartışılmadan, irdelenmeden, incelenmeden

meclis gündemine geldi.

***

AKP ile CHP arasında bir dayanışma kurulmuş. Ancak iki partinin

mutabakata vardığı değişiklik önergeleri verilebilecekmiş.

CHP'nin iktidarla bu kadar iyi geçinmesine başından beri itirazım

olduğunu biliyorsunuz ama ne yazık ki sözümüzü geçiremiyoruz.

CHP'ye umut bağlamış kitleler partinin iktidarla "al gülüm-ver gülüm"

oyununu hüzün içinde seyrediyor. Ama elden bir şey gelmiyor.

***

Gelelim ortalığı karıştırdıktan sonra gündemden çekilen zina meselesine.

Bunun böyle olacağı belliydi. Çünkü Avrupa Birliği'nin karşı çıkacağı ve

Türkiye'de bir kesimi zıp zıp zıplatacak bir cezayı kimse kolay kolay

kanuna koyamazdı.

Ama AKP hem kendi tabanına mesaj vermiş oldu, hem de bir ay zina

tartıştırarak Türkiye'de yapay bir gündem oluşturdu.

İnsanlar ne cari açık meselesini tartıştılar ne tarımın perişan halini.

Hükümet de ekimde açıklanacak komisyon raporuna kadar rahat bir nefes

almış oldu.

***

Zinaya ceza verme tasarı sının geri çekilmiş olmasının sayılamayacak

kadar faydaları var:

Eğer tasarı yasa haline gelseydi, bu sefer de zinanın tespiti konusunu

tartışmaya başlayacaktık.

Biliyorsunuz Osmanlı'da zinanın tespit edilebilmesi için dört erkek

şahit gere kirdi.

Hem de o zamanın tabiriyle "kılıcı kında" gören dört erkek şahit.

Hadi buyurun bakalım!

Sapıklar partisi yapılsa bile bulamazsınız bu şahitleri. Kim kılıç

kalkan oyununu dört erkek şahit önünde oynar ki!

Neyse, aziz vatanımız bu tasarının geri çekilmiş olmasıyla büyük bir

badireden daha kurtulmuş oldu.

Geriye ciltler dolusu yazı kaldı.

***********************************************************************

BAŞKA PARTİ VAR MI Kİ?..

15/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

SERDAR ARSEVEN

bir grup okuyucumuzun gönderdiği yazı:

"AB ile ABD arasında sıkışmış, bu iki adres dışında çözüm tanımayan ve

bilmeyen, bunu 'misyon' bellemiş bir hükümetimiz var.

Milyonlarca işsiz, açlık diz boyu. Esnaf, işadamı vergilerin altında inim

inim inlerken, ülke, 'en hayati meselelerde' hiç bu kadar kan

kaybetmemişken, nasıl oluyor da medya, hükümete toz kondurmama yarışına

BAŞKA PARTİ VAR MI Kİ?..

15/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

giriyor.

İşte medyanın hali...

Hükümete pervane olmuş bir yazılı basın...

Bir zamanlar birbirlerini, 'bir kısım medya' diye nitelendirenler şimdi,

'tespih taneleri' gibi, hükümetin imamesinde, sıra sıra dizilmiş

durumdalar.

Bu nasıl bir şeydir acaba?..

Sağından soluna, liberalinden İslamcı geçinenine kadar...

Tekmili birden bir hükümete nasıl bu kadar destek verebiliyor.

Maalesef siz de diğerleri gibi hükümeti destekleyip duruyorsunuz."

***

Özetle, bunları yazmışlar...Benzer nitelikteki sayısız mesajdan bir

örnek.

Evet; biz de suçlanıyoruz.

Yukarıdaki eleştirilerin çok daha fazlası, bu sütunda yer aldıysa da...

Eleştirilerden payınızı alıyorsunuz...

"Şunu niye yazamıyorsunuz", "Neden çekiniyorsunuz?" vesaire...

***

Madem ki suçlama var, savunuruz kendimizi...

Bakın, daha geçen Perşembe, "Milli Eğitim'den yansıyan Türkiye gerçeği"

başlığı altında, Bakanlık'taki sıkıntıları gündeme getirdik...

Hüseyin Çelik, AK Parti döneminden önce de çok yakından görüştüğümüz,

çoğu zaman takdir ettiğimiz bir bakan...

Ailesinin bazı fertleri de arkadaşımız...

Buna rağmen...

"Doğruya doğru."

Geriye dönüp, bakın...

Kabine üyelerinin her biriyle ilgili yazılarımız var... İşimiz bu;

"Eğriye eğri!.."

***

Güç odaklarına yaslanma çabası içine girmeksizin iyi kötü yazıyoruz,

işte...

Hesabımız ortada...

Hükümete daha da fazla yüklenmemizi telkin eden dostlarımıza daha verimli

adresler gösterelim...

Biraz da onlara yüklensinler...

Akıllarına gelmiyor mu acaba, şu muhalefet nerede?..

İşte, TCK tasarısı...

Medya, iyi kötü tartışıyor... Ya muhalefet...

hangi partinin, ne gibi bir hazırlığı var?..

Anamuhalefet partisi ne diyor?..

"Zina serbest olsun, yatak odamıza kimse el uzatmasın" vesaire...

Derler ya...

"Benim oğlum zina (pardon) bina okur, döner döner yine okur."

***

Diğerlerine gelince...

DYP'den Nevzat Ercan'a, MHP'den Mehmet Şandır'a,

Saadet'ten Yasin Hatipoğlu, Lütfü Esengün'e soruyoruz...

Ne gibi çalışmaları var, neler yapmışlar?..

Sözgelimi...Güncel ya, "TCK tasarısına alternatif bir çalışmanız var

mı?.." diye sorduk...

Öyle, gazetelere yansıyanların derlenmesinden ibaret bir şeyler var...

Aşağı yukarı hepsi o kadar...

İktidarı yakından takip ediyorlarmış...

Raporlar hazırlayıp, kamuoyuna sunuyorlarmış...

BAŞKA PARTİ VAR MI Kİ?..

15/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

Hangi raporlar?..

Bugüne kadar, hangi problem için hangi "çözümü" sundular...

Biz buradayız, görmüyoruz...

Olsaydı görürdük, yazmak zorunda bırakılırdık...

Bakın, ATO Başkanı Sinan Aygün, raporlarıyla gündem belirliyor...

Adamı, yazmaya çizmeye mecbur ediyor.

***

Kim ne derse desin gerçek ortada:

Muhalefet yok...

Koca partilerin muhalefet yapmadığı bir ortamda, bizim muhalefetimize

yüklenenler... Biraz da muhalefetle uğraşsınlar...

Bulabilirlerse eğer!..

NEDENSE

Dün Meclis'te TCK tasarısıyla ilgili görüşmeler vardı.

Koca paketin, hak ve özgürlükler alanını tuzaklarla dolduran maddeleri

değil de, "zinası" önemseniyor ya... Bu yazıyı kaleme aldığımız

dakikalarda, AK Parti'nin genel eğilimi, "zinada da geri adım"dı...

Bu eğilimin belirmesi, malûm çevrelerde sevinçle karşılandı...

Merak ediyoruz haliyle: "Bu sevincin sebebi ne, acaba?.."

RTÜK'TEN

Dün, RTÜK hakkındaki Devlet Denetleme Kurulu raporundan bazı bölümlere

yer vermiştik.

Konuyla ilgili olarak, bazı DDK görevlilerinin niyetlerine ilişkin soru

işaretleri oluşturabilecek bir açıklama geldi. Kısmet olursa, bu meseleyi

yarınki yazımızda ele alırız.

***********************************************************************

DÜŞÜNCE ZİNASI YERİNE HELAL FİKİRLER ZAMANI

15/09/2004

Radikal

Köşe Yazısı

PERİHAN MAĞDEN

'A! nur topu gibi bir Türk Ceza Kanunu hazırlamıştık, taktınız zinaya,'

yapıverdi hükümet.

Oysa 'Takın zinaya! Bakın zinaya!' yapan bizzat kendileriydi.

Tabanlarına şirincik gözükebilmek için pişirdikleri bu Kurtboğan Pasta,

boğazlarından geçmedi sonra.

Kendin pişir/Kendin yeme.

Töre cinayetleri işlenen topraklar burası.

Namusumdu, oynadıydı, yaptıydı diye kadınların telef edildikleri bu

coğrafyada, sen kalkıp da 'Anadolu Kadını böyle istiyor' balonunun ipine

asılarak bir parmak şeriatbalı çalmaya kalkarsan oy depolarının açık

farz ettiğin ağızlarına-

Sonra çabucak geri vitese takabilme yetenekleri de var işte: Şaşırtıcı!

Ama bunca Kötü Zamanlama özelliklerine karşılık, en olmayacak bir zamanda

bu 'Zina Suç Sayılsın' geri(ci)liğini çıkarmış olmalarına karşılık ve

böyle kötü zamanlamalarla ilgili (YÖK'te ve imam-hatiplerde olduğu üzre)

giderek kabaran bir kekleri, pardon sicilleri olmasına karşılık, kısmetli

adamlar vesselam.

İşleri, Türkiye Cumhuriyeti'nde epey zamandır gözlemediğimiz şekilde rast

gidiyor.

Nazar değmesin.

Zira onlara nazar değmesi demek, bizim cümleten çarpılmamız demek. Ve bu

'kader birliği' esasında pek de ortak noktamız olmayan adamlarla, tuhaf

DÜŞÜNCE ZİNASI YERİNE HELAL FİKİRLER ZAMANI

15/09/2004

Radikal

Köşe Yazısı

tabii.

Var da tabii bir ortak nokta, payda: Sivilleşme Arzusu.

Ve diyelim: düşüncelerimize hak ettiğimiz özgürlüğü, vaat ettikleri üzre,

getirebilecekler mi? En sonunda?

İsteriz ve de minnettar kalırız, pek tabii ki.

Biz ne badireler atlatmış Türkiye Cumhuriyeti mudileriyiz.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yapılan şikâyetler sonucu, Wernicke-

Korsakoff teşhisi konmuş (yani zihni geri dönüşsüz biçimde hasar almış)

mahkûmların yeniden hapishanelere, yani 5 yaldızlı F tiplerine filan da

konulmuş olması hallerini incelemek üzre gelen heyet Türkiye

Cumhuriyeti'ni suçüstü yakaladı!

Zira artık aklı üç yaşında bir çocuk seviyesine gerilemiş ve sonsuza dek

oralarda kalacak insanları, kalkıp da hapishanelere tıkmanın, hiçbir

insani, hukuki, vicdani dayanağı yok ki.

O adam/kadın artık sakat.

Sakatlanmış.

Dünya Ayıplar Tarihi'ndeki haklı yerini almış operasyonlarından sonra,

onu tıktığın insanlık dışı hücre sistemini protesto edebilmek için,

elindeki TEK alanı, KENDİ BEDENİNİ kullanmış.

Sakatlamış işte kendini.

O, artık O değil.

Düşüncelerinden dolayı, dergi okudu diye, afiş astı diye, o ve bu örgüte

üye diye cezalandırmak üzre içeri tıktığın adam/kadın; uçmuş, gitmiş.

Geride mahvolmuş bir beden ve hiç büyümeyecek, gelişmeyecek, düzelmeyecek

zavallı bir çocuğun zihni.

Geride kalan, zalim ellerine kalan, bu.

Vazgeçtim sorumluluğunu yüklenmenden; bu kadar cana, acıya, kayba neden

olan bir hapishanecilik sistemini sorgulamandan-

Vazgeçmedim de ben şahsen, böyle dedik, diyelim.

Şimdi sen sakatlanmış bu adamı, bitmiş tükenmiş bu adamı, kadını hâlâ ve

ısrarla 'içerde' tutamazsın.

Kaçtı, gitti o elinden. Geriye bu çocuklaştırılmış yığın kaldı. Kör

olasın demiyorum, kör olma da, gör bunu.

Yani bizlere, düşünceye özgürlük ve daha pek çok çeşit düşüncelilik

halleri lazım.

'Zina suç sayılmalı' deyip de, zamanında ite kaka güç paçayı

kurtardığımız faşist ve özünde yalnızca kadın düşmanı bir maddeyi

diriltmeye çabalamak filan yerine-

İnsanı insan yapan düşünme hallerini, cezalandırmaktan toptan vazgeçmek

lazım.

***********************************************************************

UÇKUR KRİTERİ

15/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

EMİN PAZARCI

İşi gücü bıraktık, zinaya takıldık. Haftalardır zina ile yatıyor, zina

ile kalkıyoruz. Bütün önemli meseleleri unuttuk. Milletin uçkur

meselesini büyütüp, Türkiye gündeminin birinci maddesi yaptık.

Televizyonu açıyoruz, "zinadan" bahsediliyor...

Otobüse biniyoruz, "zina" tartışılıyor...

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gidiyoruz, "zina" konuşuluyor...

Zina meselesi, artık iliklerimize kadar işledi!

UÇKUR KRİTERİ

15/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

Kim ne derse desin, biz bu "zina" konusuna iyi kaptırdık. Zina,

yaşantımızın her aşamasında karşımıza çıkıyor. Zina tartışmalarına

girmeden, hayatımızı bir türlü devam ettiremiyoruz...

Baksanıza, halterde kiloları kaldırdık. Madalyaları toplayıp, Olimpiyat

şampiyonlukları aldık. Ardından da zina meselesine takılıp kaldık. Taciz

iddiaları büyüdü ve "zina" tartışmasına dönüştü.

Sonunda iş öyle bir noktaya vardı ki... Bayanlar Halter Şubesi'nin

kapatılması için başvuru bile yapıldı. Zina, Olimpiyatta kaldırılan

kilolardan daha ağır bastı!

Hatırlarsınız...

Atletizmde de tartışmalar "zina iddiaları" ile başlamıştı!

* * *

Biz, koca 28 Şubat sürecini de "zina tartışmaları" içinde geçirmedik

mi?..

Millet olarak televizyonların karşısına geçtik, "Fadime Şahin" dizileri

izledik. Aczimendi Lideri Müslüm Şahin ile Ali Kalkancı'nın uçkurları ile

uğraştık. O zaman da zina ile yattık, zina ile kalktık.

Ailelere örnek olsun diye TV dizileri yaptık...

"Çocuklar Duymasın" dizisi, reyting rekorları kırdı. Diziyi yayınlamak

için özel televizyon kanallarımız birbirine girdi. Büyük savaşlar

yaşandı.

Sonunda ne oldu? Bu dizi de "zina" konusuna takılıp kaldı!

Bütün diziyi unuttuk...

"Çocuklar duymasın" bir otel odasında çekilen kasetle anılır oldu!

* * *

Zina, mafya liderlerini takip eden polisin de imdadına yetişti. Toplumu

titreten, iş adamlarının vücut kimyasını bozan mafya liderleri, uçkur

derdine düştükleri için yakalandı.

Türkiye'de, yolsuzluklar bile, zina sayesinde ortaya çıktı...

Zina işin içine girmeseydi, İSKİ Skandalı çözülebilir miydi?

Çözülemezdi elbette!

bizde, "zina" konusu, her dönemde zaten gündemin baş sırasındaydı. Sadece

farklı şekillerde karşımıza çıkıyordu.

Yeni Türk Ceza Kanunu ile birlikte, "zina" gerçek kimliği ile boy

göstermeye başladı!

* * *

Şu, "zina" konusu, bize neleri unutturmadı ki!..

Osetya'daki katliam, gündemin arka sıralarına kaydı.

Talafer'deki "Türkmen kıyımı"nın üzeri örtü ile kapandı.

AB hayalleri, uçkura yenik düştü.

Zina tartışması çıktı çıkalı, geçim sıkıntısından bile söz edilmez oldu.

Baksanıza, turizmciler de sonunda ayağa kalktılar:

- Nereden çıktı bu zina tartışması? Biz, bunu turistlere nasıl

anlatacağız?

Allah'tan burada frene bastılar. Hızlarını alamasalardı, belki de

"Türkiye'ye zina için gelen turistler, artık başka ülkelere kaçacaklar"

diyeceklerdi!

* * *

Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Baltık ülkelerine yaptığı gezinin

ardından gazetecilere sordu:

- Neden geziyi takip etmediniz? Niye gelmediniz? Koskoca uçak, boş gidip,

boş döndü.

Herkes bir mazeret uydurdu.

Kimse, cesaret edip de gerçeği söyleyemedi:

- Biz, daha büyük meselelerle ilgileniyoruz! Gündemde zina tartışması

UÇKUR KRİTERİ

15/09/2004

Dünden Bugüne Tercüman

Köşe Yazısı

varken, kim gider Baltık ülkelerine!

Başbakan, "Haydi kızlar okula" kampanyası için Şanlıurfa'ya gitti. Bizim

medya, orada da zinayı kafaya taktı. Bir bayan milletvekili yakalayan,

hemen mikrofonu uzattı:

- Efendim, zina konusunda ne düşünüyorsunuz?

* * *

Nihayet, bütün işi gücü "zina" olan bir toplum haline geldik.

Uçkur konusu, ülkenin bütün meselelerini geride bıraktı. Tartışma, çoluk

çocuk dahil, bütün toplumu sardı.

Yetmedi, Avrupa'ya sıçradı.

Onlar da bize, uydular. Bu zina tartışması, Türkiye'ye bakışlarını bile

değiştirdi. Kopenhag Kriterleri'ni unutup bir köşeye koydular. AB'ye

girişimizi "uçkur kriterine" bağladılar!

***********************************************************************

AKP MEYDAN OKUYOR

15/09/2004

Gözcü

Köşe Yazısı

KURTUL ALTUĞ

Devlet yayaşamında dış politika, ticaret ,yapmaya hiç benzemiyor. Çoğu

tarihe geçmiş devlet ve siyaset adamları "Halva demesini de

bilmelidirler.2 Özellikle dış politikada karşın dakine meydan okumanın

değil ama, kendi düşüncelerini kabul ettirmenin de yolu yardımı vardır.

Rahmetli ismet Paşa 22 Şubat gecesi Harpokulu komutanını köse

sıkıştırmak, devlete baş kaldırmanın hesabını sormak için, emrindeki

güçler seferber edeceğine, Talat Aydemir'in akrabası Ekrem Alican'ı

göndererek, Albay Aydemir'i Teslim olmasını sağlamıştı.

Bu bir üslup meselesidir.

Demirel Cumhurbaşkanı olarak gittiği Washington'da o ünlü Oval Ofiste

kendisinden "İran'ı terörist ülke ilan etmesini isteyen Başkan Clinton'a

öyle bir yanıt vermişti ki; o süper Başkan, Demirel'in söylediklerine hem

diyecek söz bulamamıştı, hem de övgüler yağdırmıştı."

Dış politikada ağzına geleni söyler, sokağın ağzını kullanırsan alacağın

yanıt da öyle olur.

ABD Irak'ta kabulü mümkün olmayan işler yapıyor. Bir işgal kuvveti olarak

Türkmenlerin yoğun bulunduğu bölgede ayırt etmeden insanları telef

ediyor. Türk Devleti buna elbette karşı çıkmalıdır. Ama nasıl? Zaten

kıymet-i harbiyesi kalmamış "o kırmızı çizgilerden söz ederek, ya da

aklını başına topla, sonra Iraktaki desteğimi çekerim" diye Amerika'ya

meydan okumakla değil elbette. O zaman o işgal gücünün sıkıntılarını

üstlenen devlet, sana "Ne dedin, açıkla da öyle tavır alayım" diyebilir.

ABD'ye "İşbirliğimiz sona erer" demek ne demektir? İncirliği kullanamaz

hale gelirsin mi, yoksa hava sahamı kullanamazsın demek mi?

Türkiye hiç yoktan bir "Zina davasını" bir aydır tartışıp duruyor. Ateş

olmayan yerden duman çıkar mı? Medya yazıyor, anlatıyor, muhalefet

eleştiriyor ve Hükümet sözcüsü Bakan "AB'de zina suç değilse,biz de ona

uymak zorunda mıyız, her ülkenin kendisine göre şartlan var" diyor. AB

hemen harekete geçiyor: "Bu Türkiye'nin İslami hukuka dönme hareketi

saydır. O halde Aralıkta tarih almanız tehlikeye girer" benzeri

açıklamalar art arda geliyor. AKP hem ABD'ye, hem de AB'ye meydan okuyor

ve bunun getireceği sakıncaları hiç, ama hiç aklına getirmiyor.

HEM İÇERİDE, HEM DIŞARIDA

Aslında AKP öylesine kafasını karıştırmıştır ki; "Başbakana vekaleten

AKP MEYDAN OKUYOR

15/09/2004

Gözcü

Köşe Yazısı

grupta konuşan Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı; hem böyle bir

madde 348 madde içinde yok diyor, hem de grubundaki milletvekillerine;

inançlarınız doğrultusunda hareket edin(!) demeyi de ihmal etmiyor."

AKP'yi yönetenler partiyi oluşturan oy tabanından gelen olmayacak

istekler ve gerçekler arasına sıkışmış olduğundan doğru dürüst politika

üretemiyor, iç politika malzemeleriyle, dış politika sorunları karşısında

sıkışıyor ve haklı olarak karşısındakiler! hayal kırıklığına ve güven

bunalımına itiyor.

Bu durum ister istemez insana bir "ikilem" arasına sıkışmış, devlet

deneyimsizliğini kanıtlamakla kalmıyor, bir de "Çoğunluğun diktası" ile

"Gerçek demokrasi' arasındaki nazik sının düşündürüyor.

AKP iktidarı durmadan kendisini "gelmiş geçmiş iktidarlar içinde en

devrimci iktidar olarak" tanıtır durur. Devrimci iktidarlar

olarak " tanıtır durur.

Devrimci İktidarlar eğer Demokrasiyi seçmişlerse, mutlaka Anayasaya içten

bağlılık içgüdüsüyle üzerinde düşünülmesi bile kabul edilemeyecek

gerçekler arasında seçim yapmak zorundadırlar. Örneğin: "Anayasa'nın

değiştirilmesi bile teklif edilemeyecek 1-2-3 maddelerine

dokunmamalıdırlar. Örneğin, "Anayasa'nın 174. maddesindeki hususların

Anayasaya aykırı olduğu iddia edilemeyecek yasaları değiştiremeyince,

arkadan dolanarak o maddeleri kadük etmemelidirler."

Hele bu tür iktidarlar, bir "Ne yapalım millet böyle istiyor" kalkanı

arkasından iş çevirmeye başlarlarsa, sadece içeriden değil, ayni zamanda

da dışarıdan da uyarılabilirler.

O zaman yapılacak olan nedir?

Kabadayı, delikanlı iktidar olarak gereğini yapmak...

AKP bunu yapmıyor; "zora karşı mehter yürüyüşüne başlıyor" yani geri

çekiliyor.

AB, "Zina suç olmayacak" diyor, zina rafa kalkıyor. ABD ise,

marifetlerini üslubunca karşılaman yerine, meydan okuyandan "açıklama"

istiyor.

SEÇİM KAZANMAKLA İŞ BİTMİYOR

Keşke her seçim kazanan iktidarın "her istediğini yapabilme şansı

olsaydı." Tarih nice iktidarları yazar ki; "onlar seçim kazanmalarına

karşın, her istediklerini yapabilmiş değillerdir."

Hele Türkiye gibi genel oyun işleyişi, toplumsal yapının kendisine özgü

özelliğinden dolayı beklenen sonucu vermekten çok uzak ülkelerde. Böyle

ülkelerde tutucu güçler Koalisyonu kütleler üzerinde öyle bir baskı

yapıyorlar ki; "halk yararına olan devrimci güçlerin iktidarı" mümkün

olmuyor.

Bu güçler sayesinde basın ve medya işlevini doğru yapamıyor, ekonomik

güçler harekete geçiyor ve "iktidarın yaptığı hatalar, kamuoyundan

gizleniyor."

İşte AKP iktidarı bu nedenle hem "iktidardır" hem de "Muktedir" olamadığı

için, karanlıktan korkan çocuklar örneği, kolayı oraya buraya kafa

tutmakta, meydan okumakta buluyor. Bari gereğini yapsa?

AKP'nin asıl oy depolan sayılan dinsel ağırlıklı kesim istiyor ki: "Zina

suç sayılsın, gerekirse işin sonu tesettüre bile dayansın!)" AB diyor ki:

"Öyle şeyi yapamazsın."

AKP'nin ayni tabanı istiyor, bazı yazarları dile getiriyorlar ki; "AKP

iktidarı hemen Irak'a asker göndersin, İslam'ı kurtarsın" Süper ve

Irak'ta işi başından aşkın ABD diyor ki: "Ne dedin açıkla da öyle

yanıtlayalım."

Mecliste "Kahir ekseriyete sahip AKP" hem kafa tutuyor, hem geri

çekilmeyi içine sindiriyor. Canım bu ne biçim demokrasi, nasıl iktidar

AKP MEYDAN OKUYOR

15/09/2004

Gözcü

Köşe Yazısı

diyenlere de kızıyor. Kıssadan hisse: Devrimciler, Mustafa Kemal'in şu

sözlerini hatırlamalıdır: "Herkesi memnun edelim, herkes memnun olsun

dersek biz maksadı temin etmiş olmayız. İdare-i maslahatçılar asla devrim

yapamazlar."

***********************************************************************

AKP BİNDİĞİ DALI KESİYOR...

15/09/2004

Posta

Köşe Yazısı

MEHMET ALİ BİRAND

AKP'yi yönetenlerin garip bir hali var. Bakıyorsunuz, son derece mantıklı

ve doğruyu gören, aldıkları kararları sonuna kadar götüren insanlarla

karşı karşıyasınız. Stratejik hedeflerini, orta ve uzun vadeli

çıkarlarını çok iyi biliyorlar. İyi hesap ediyorlar. Türkiye'nin genel

yönünü, atılması gereken adımları iyi değerlendiriyorlar. Kişisel

isteklerini, hatta partideki eğilimleri, ülke çıkarlarına

karıştırmıyorlar.

Sonra bir gün bakıyorsunuz, bir de ne görüyorsunuz? O bildiğinizi

sandığınız yöneticiler gitmiş ve yerine bambaşka insanlar gelmiş.

Neresinden bakarsanız bakın, hiçbir aciliyeti olmayan, sadece kulaklara

hoş gelen bir konu ortaya atıyorlar ve gündemi birbirine katıyorlar.

Zina tartışmalarının hiçbir tutarlı yanı yok. Yıllardır suç olmaktan

çıkarılmış bir konu yeniden ortaya konuyor. Buram buram dini

muhafazakarlık kokan, partinin kafasını gösteren bir tutum takınılıyor.

Sen parti olarak, AB için en zor reformları gerçekleştir. Siyasi riskler

al. İçerde gerginlik yaratacak adımlar at ve sonra ayrıntının ayrıntısı

sayılabilecek bir konuda fırtına koparılmasına neden ol.

AKP bu yaklaşımını Türban ve İmam Hatipler konusunda da göstermiş,

ardından geri adım atmıştı.

Ne gerek var.

Beklenemez mi?

Kamuoyu hazırlanamaz mı?

Kafa tutarak, kavga çıkararak bu parti ne kazanıyor anlayamıyorum.

Ya AKP yöneticilerinin, ülkeyi ve partiyi yönetme şekilleri çok farklı

veya ülkenin ve Avrupa Birliğinin geri kalanları bir şeyden anlamıyoruz.

***********************************************************************

İNSAN GERÇEĞİNDE BİRLEŞMEK

15/09/2004

Star

Köşe Yazısı

YAŞAR NURİ ÖZTÜRK

İnsan merkezli bir fikir ve siyaset iklimine hava ve su kadar muhtacız.

İnsan merkezli olmak nedir?

Deniyor ki, ‘Ne demek insan merkezli olmak? Tüm siyasetler insan

merkezlidir. Aksini söyleyerek siyaset yapan mı var?’

Aksini söyleyen yok, ama aksini yapanlar var. Söylerken doğru söylediler

ama eyleme geçince aksini yaptılar.

Eğer öyle yapmasalardı bu ülke bu halde olur muydu?

İnsanların otele kapatılıp diri diri yakıldığı, gelirin %80’ini nüfusun %

5’inin paylaştığı bir coğrafyada insan merkezli siyaset yapıldığını

İNSAN GERÇEĞİNDE BİRLEŞMEK

15/09/2004

Star

Köşe Yazısı

söylemek insana ve akla hakaret değil de nedir?

Zinayı suç sayarak ‘kadınların korunması’ nutukları atılmıyor mu?

Atılıyor, hem de tüm şiddetiyle. Şimdi,’istatistik’ denen şu garabet ve

saptırma belgesine bakın:

Türkiye’de geçen bir yılda sonuçlanan boşanma davasının sayısı 30 bin.

Bunların ‘zina’ gerekçeli olanları 69.

Önemli olan bundan sonrası:

Zina gerekçeli boşanma kararlarının 64 tanesi ‘kadının zinası’

gerekçesine dayalı.

Bu doğru ise Türkiye’de ‘zina’ eden kadınların sayısı ‘zina’ eden

erkeklerin sayısından 16 kat fazla. Siz buna inanıyor musunuz? Ertuğrul

Özkök taşı gediğine koymuş:

‘Bu istatistiğe bakarsanız, bu ülkenin kadınları ‘zinacı’ ama erkekleri

birer namus timsali. Siz hayatınızda böyle ikiyüzlü bir istatistik

gördünüz mü?’ (Hürriyet, 8 Eylül 2004)

İşte, tüm siyasetlerin ve siyasetçilerin ‘insancı ve insan merkezli’

olduğu iddia edilen Türkiye bu...

Nerede o insan merkezli siyasetler?

Onlar nerede ki, altı-üstü nimetlerle dolu bu ülkede 45 milyon insan

açlıkla yoksulluk sınırı arasında gidip geliyor?

Biz; söylenenleri değil, yapılanları siyaset sayıyoruz. Yapılanlar işte

bunlar.

‘İnsan merkezli’ olmanın ilk anlamı, insanı sadece insan olduğu için

sevip saymaktır.

İnsan merkezli siyaset, şu insan, şucu insan, falan renkten, filan

ırktan, dinden veya mezhepten insan yerine sadece ‘insan’ diyen bir

siyasettir.

İnsan merkezli olmanın Türkiye özeli açısından anlamı, Türkiye haritası

içinde yaşayan herkesin aynı haklara ve değere sahip olması ve bunun

gereklerinin hayata yansımasıdır.

Türkiye çok çeşitli medeniyetlerin, ırkların, dillerin, dinlerin,

renklerin ve desenlerin kaynaştığı bir ebru gibidir. Bu muhteşem ebrudaki

değişik renkler, gelecek zamanlara uzanan kader birliklerini en son

Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’nda bir kez daha tarihin önüne koyarak

sonsuza doğru bu birliktelikle yürüyeceklerini dünyaya göstermişlerdir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu kader beraberliğinin elle tutulur en

güçlü ifadesidir.

Ebrudaki renk ve desenleri, ebrunun korunması ve güçlenmesi yerine

ebrunun dağılması için bahane yapan, istismar edenler ise aldanmakta,

oyuna gelmekteler. Onlar insana da, insan merkezli anlayışa da kötülük

etmektedirler.

Böyleleri, ülkenin nimet ve imkânlarını dışarıdan birilerinin

yararlanmasına açmanın bilinçsiz araçlarıdır.

İnsan merkezli olmanın bir anlamı da klasik kalkınma anlayışından, insan

odaklı gelişme anlayışına dönmektir. İnsan merkezli olmayan kalkınma

anlayışları, sadece insanı tahriple kalmamış, doğayı, doğal kaynakları ve

doğal hayatın kazandıracağı mutluluğu da tahrip etmiştir.

Bendeniz, bu topraklarda ‘insan merkezlilik’ derken şunu da kast ederim:

Türk halkı veya Türk insanı, Malazgirt’ten Çanakkale’ye, Kurtuluş

Savaşı’na kadar iman, hayat, paylaşım ve kader birliği yapmış her renk ve

meşrepten insanın vücut verdiği bir ‘yurttaşlar topluluğu’dur.

Ve insan merkezli dünya derken de şunu özlerim:

Bir dünya kuralım ki, orainsan kutsal, tüm topraklar mábet, tüm meşru

fiiller ibadet olsun!

***********************************************************************

CEZA YASASI AB’YE ENGEL

15/09/2004

Yeni Asya

Köşe Yazısı

ASIM ASYALI

TBMM dün yeni Türk Ceza Kanunu için toplandı. AKP’nin başından beri

siyasî geçmişinden gelen handikaplar ne yazık ki AB’nin Kopenhag

kriterlerinin başında saydığı bu uyum yasasına da takoz oluyor...

Tıpkı diğer uyum yasaları gibi yeni TCK’nin AB’nin şart koştuğu düşünce

ve ifâde özgürlüğünü engelleyici, temel hak ve hürriyetleri daha da

kısıtlayan perişan hali, bu handikaptan ileri geliyor.

Zira siyasî iktidar, halkın Meclis’te anayasayı dahi değiştirme gücü

vermesine rağmen hâlâ “CHP’nin rızâsı”nı alma peşinde. Kendince

“meşrulaşma” hesabına AB’nin sivil siyasî irâdenin emrinde olmasını esas

aldığı kimi demokrasi ve siyaset dışı otoritelerin “oluru”unu aramakta.

Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in, “Tasarıda CHP ile uzlaşmaya çalışırız,

uzlaşamazsak maddeler mevcut haliyle kalır” diyerek Türkiye’nin AB

yolunda demokratikleşmesi için önemli bir adım olan bu temel yasayı

ifâdeyi ve özgürlükleri yargılayıcı halde bırakmasının sebebi bu.

Keza milletin inanç değerlerinden kopuk mâlum medyanın kasten tasarıyı

“zina konusu”na endeksleyerek maksadından saptırmasının nedeni de bu...

* * *

Herkes biliyor ki diğer uyum yasaları gibi bu tasarı da Türkiye’nin

demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünün temini için şart

koşulmuş. Ankara da, temel hak ve hürriyetleri sağlamak, düşünceyi

açıklama ve yayma, bilim, sanat ve basın özgürlüklerinin sağlanması adına

Ulusal Program’ın başındaki “siyasî kriterler” bölümünün en başında bunun

sözünü vermiş.

Türkiye’nin AB projesi çerçevesinde yapacağı diğer bütün siyasî, idarî ve

yargı reformları, yapısal değişikliklerin temelini teşkil eden Kopenhag

kriterlerini kısa vadede uyum ve uygulamada yerine getirme vaadinde

bulunmuş.

Bu yönüyle tasarı AB yolunda aşılması gereken fevkalâde önemli bir eşik.

Ancak gelinen noktada uzun zamandır Meclis Adalet Komisyonunda ve alt

komisyonda tartışılan tasarı, Türkiye’yi özgürlükler alanında daha da

geri götürüyor.

Mesela yazar ve düşünürleri sırf düşüncelerinden dolayı cezâlandıran ve

özellikle 28 Şubat “postmodern darbe” sürecinden bu yana ifâdeyi “suç”

saymada istimal edilen TCK’nin 312. maddesi hâlâ muğlak.

“Kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şekilde” cümlesi yerine “tehlikeli

tarzda” ibâresinin konulduğu madde yine istismara açık. Öylesine ki

hukukçular bu haliyle ceza yasasının çıkmamasının daha iyi olacağını

belirtiyorlar.

Oysa ceza yasalarının net, suçları tek tek sayan ve târif eden bir

biçimde olacağı, takdire bırakılmayacağı bir hukuk müteârifesi olarak

bilinmekte...

Hükûmet ve parti grubunun, AB’den tam üyelik müzâkere tarihi alınması

için değiştirilen yasanın AB müktesebatı ile AB üyesi ülkelerin

uygulamaları ışığında geliştirmek ve düzeltmek yerine, CHP ile uzlaşma

peşinde koşması dikkat çekici.

Görünen o ki AKP hükûmeti, Türkiye’nin resmen vaadettiği nicelik ve

nitelik bakımından AB standartlara ulaştırılmasının yolunu açacağına,

“yasa bu haliyle çıksa da olur” havasında.

Bundandır ki Adalet Bakanı, “Yazarlar ve düşünürler şâyet bu yasadan ceza

alırsa, Yargıtay var, AİHM var” diye konuşuyor. Hükûmetin “iyi niyeti”ni

nazara veriyor.

Sanki hep bu hükûmet başta kalacakmış ve yargıçlar hükûmetin bu “iyi

niyeti”ni gözetecekmiş gibi yasayı sakıncalı mahzurlardan ayıklamak

CEZA YASASI AB’YE ENGEL

15/09/2004

Yeni Asya

Köşe Yazısı

yerine, savcıların, hâkimlerin takdirine bıkarıyor. Bir hukukçu olarak

ceza yasalarının takdire bırakılmadığını bile bile...

* * *

Ve ne yazık ki öteden beri AKP hükûmetini destekleyen ve yüzlerce

trilyonluk borçları ötelenen medya, 284 maddelik yeni TCK’da bu benzerî

temel hak ve hürriyetleri kısıtlayıcı hususları değil, sâdece şikâyete

bağlı “zina cezâsı”nı serrişte ederek AB’nin önünde engel gibi

gösteriyor.

Gerçek şu ki tasarıda özellikle temel hak ve hürriyetler ve “devlete

karşı işlenen suçlar”a dair maddelerde hiçbir netlik ve objektiflik yok.

Peki mücerred ithamlarla suçlama cihetine gidilebilen, mevhum ve

muhtemeller üzerine bina edilen sübjektif ceza yasalarını AB kabul edecek

mi?

İktidar partisinin milletvekillerinin önergelerine rağmen sırf kanunsuz

başörtüsü yasağını dayatanlara uygulanabilir diye “eğitim hiçbir şeklide

engellenmeyeceği ve engelleyenlerin cezâlandırılması”nı esas alan madde

komisyonda yine “CHP’nin isteği”yle AKP’lilerin oylarıyla reddedildi.

Mevcut yasadaki şapka cezası ve Türk harflerine muhalefet cezâsı bir

misli arttırılarak bir yıla çıkarıldı. Üstelik buna “Bazı Kisvelerin

Giyilemeyeceğine” dair devrim kanunu ilâve edilerek, hak kazandıkları

okullarından atılan başörtülülere ceza verilmesi yolu açıldı.

Hatırlanacağı üzere kamuoyu daha önce Medenî Kanun’da da “kadın – erkek

eşitliği ve mal paylaşımı”na odaklanmıştı. Şimdi de “zina tartışması”na

odaklanmak isteniyor.

Hükûmet, milletin verdiği gücü boşa harcamamalı, AB’nin istediği yasaları

çıkarmada kullanmalı. Mâlum medyanın ve CHP’nin “tasvibi”ni almak yerine

AB hedefine, milletin taleplerine bakmalı.

Çünkü 6 Ekimde yayınlanacak AB’nin Türkiye İlerleme Raporu’na çok az

kaldı...

***********************************************************************

NE İLGİSİ VAR?

15/09/2004

Yeni Asya

Köşe Yazısı

KAZIM GÜLEÇYÜZ

Döndük, dolaştık, yeni TCK tasarısı gündemini yine önümüzde bulduk.

Milletvekilleri, tatilleri daha bitmeden tasarıyı görüşüp bir an önce

sonuçlandırmak üzere çağrıldı. Sırf bu iş için dün toplanan Meclisin,

gece gündüz çalışarak tasarıyı kanunlaştırması öngörülüyor.

Hükümetin ve AKP’nin bu aceleye gösterdiği gerekçe AB. “Ekim’e kadar bunu

da çıkaralım ki, ay içinde açıklanacak ilerleme raporuna yetişsin ve

Aralık’ta beklenen müzakere tarihini savsaklamak için bahane kalmasın”

deniliyor.

Ama bir anda alevlendirilen zina tartışması, bu maksadın tam tersi bir

tabloya yol açıyor.

Ve bu tartışmayla, hiç ilgisi olmadığı halde İslâm hukuku işin içine

sokularak, bir taşla birden fazla kuş vuruluyor: Bir taraftan “irtica”

korkusu tekrar uyandırılıp şeriat bir kez daha karalanırken, diğer

taraftan tasarının çok daha büyük önem taşıyan hak ve özgürlükleri

kısıtlayıcı tuzak maddeleri gizlenip gözardı ettirilmeye çalışılıyor.

Konunun İslâm hukukuyla hiçbir ilgisi yok; çünkü öngörülen düzenleme

vaktiyle İtalya’dan aparılan ceza kanununun laik Türk sistemine uyarlanan

mantığı içinde oluşturulmuş.

NE İLGİSİ VAR?

15/09/2004

Yeni Asya

Köşe Yazısı

Dinle ilgisi “örf ve gelenek” çerçevesinde dolaylı bir irtibattan öteye

gitmeyen böyle bir düzenlemeyi bahane ederek İslâm hukukunu kötülemenin

ve üstelik bunu AB’ye yaptırıp Müslüman kitleleri AB’den soğutmak için

kullanmaya çalışmanın iyiniyetle izahı mümkün mü?

Oysa bu tartışmaya İslâm hukukunu karıştırmanın hiçbir haklı sebebi yok.

Çünkü İslâm hukukunda öngörülen suç tarifleri ile cezaî müeyyidelerin,

tümüyle kendi sistem bütünlüğü, mentalitesi ve şartları içinde

yorumlanması gerekir. Ve bu konularda ciddî çalışma ve içtihadlara

duyulan şiddetli ihtiyaç devam ediyor.

Bunun yapılmadığı bir ortamda, sırf şeriatı kötülemek amacıyla gündeme

getirilen iddia ve suçlamaların ciddîye alınacak bir tarafı yok.

Türkiye AB sürecinde yasalarındaki idam cezasını da kaldırdı, ama zinada

olduğu gibi bir tartışma o konuda hiç yaşanmadı. Oysa şeriatta idam

cezası da var. Neden hiçbir “köktendinci” kalkıp da “Şeriatın öngördüğü

bir cezayı nasıl olur da kaldırırsınız?” diye itiraz etmedi?

Demek ki, Türkiye’de insanlar meseleleri birbirinden ayırd edebilecek

ferasete sahip. Halkımız, asırlarca bağlı kaldığı ve bugün de özel

hayatını onun kuralları içinde tanzim ettiği şeriatın, kamu alanında aslı

bozmadan yapılacak yeni içtihadlarla günümüz şartlarına uyarlanamadığı

bir ortamda abes, dengesiz ve de tahrikkâr “şeriatçılık” söylemlerine

prim vermiyor.

Yürürlükteki pozitif hukuk kuralları çerçevesinde yapılan düzenlemelerde

ise, evrensel hukuk ilkeleriyle temel hak ve özgürlükler ve sosyal

gerçeklere uygunluk dışında şart aramıyor.

İnanıyoruz ki, şeriatın köke bağlı kalarak ve dinin temel hükümleri

çerçevesinde yapılacak modern yorumları, bugün onunla birçok noktada

kesişen, ama bazı noktalarda çatışan pozitif hukuku da vahiy çizgisine

teslim olmak zorunda bırakacak, ama bugün için görünen, böyle birşeyin

vaktinin henüz gelmemiş olduğu.

Ama o gün de gelecek. Zina tartışmasına özel yığınak yaparak aileyi,

kadını ve nesilleri tahrip hedefi istikametinde yeni mesafeler almaya

çalışan mihraklar bu neticenin tahakkukunu önlemek için tüm güçleriyle

çalışsalar da.

***********************************************************************

GÜL: SÖYLENECEK HER ŞEY SÖYLENDİ

15/09/2004

Sabah

Köşe Yazısı

MUHARREM SARIKAYA

Devlet Bakanı Ali Babacan'ın oğlunun önceki gün yapılan sünnet düğününde

iki konu konuşuluyor.

Birincisi, Türk Ceza Kanunu değişikliği ile zinanın suç kapsamı içine

alınması...

İkincisi ise Irak'ın Telafer kentinde yaşananlar ve ABD güçlerinin

bölgedeki çatışmalara hakim olamamaları.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ikinci konuya odaklanıyor.

Irak'ta Türkmenlerin yaşadığı bölgede sivil halka dönük saldırıları

ABD'nin bir an önce durdurmasını istediklerini vurguluyor.

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'a, "Saldırılar durmazsa işbirliğimiz

sona erer" yönünde bir cümle söylediğine yönelik haberleri

anımsattığımızda şunları söylüyor:

"Ne gerekiyorsa her şeyi söyledik..."

Gül, "akrabalık bağı bulunan Türkmenlere yönelik saldırıların Türkiye'de

GÜL: SÖYLENECEK HER ŞEY SÖYLENDİ

15/09/2004

Sabah

Köşe Yazısı

yaratabileceği sıkıntıya" dikkat çekiyor.

TBMM'nin Türk Ceza Kanunu değişikliği için dünkü olağanüstü açılışı

öncesi siyasi parti gruplarında da aynı konular ele alınıyor.

Gül, Irak'taki Türk vatandaşlarına yönelik katliamın bir an önce

durdurulması çağrısını yineliyor.

Ardından şöyle devam ediyor: "Türkiye, uluslararası anlaşmaları, BM

kararlarını uygulayan ve Irak ile ilgili hiçbir gizli gündemi olmayan, en

önemlisi de fırsatçılık yapmayan önemli bir komşudur..."

Gül grup toplantısında konuştuğu dakikalarda, ABD Büyükelçiliği,

"işbirliğini sona erdiririz" yönündeki sözleri ile neyi kastettiğinin

yanıtını arıyor.

TBMM'de Irak İslami Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Muhsin Abdülhamid ve

CHP lideri Deniz Baykal ile yaptığı görüşme sonrasında asansörde Gül'le

karşılaşıyoruz.

İlk sorumuz, "İşbirliğini sona erdiririz" yönündeki sözleri ile neyi

kastettiğine yönelik oluyor.

Dışişleri Bakanı, Irak'taki gelişmelerin iyiye gitmediğinin altını

çiziyor.

Partisinin Grup toplantısındaki, "Geçmişte Kürtler zor durumda kaldığında

Türkiye nasıl el uzattıysa aynı durumun bugün Türkmenler için de

akrabalık bağı çerçevesinde geçerli olacağına" dönük sözünü anımsatıyor.

"Grup toplantısında ne söylenmesi gerekiyorsa her şeyi söyledim" diyor,

bunun ötesinde bir şey söylemek istemiyor.

Sınırların durumu

Daha sonra Dışişleri Bakanlığı üst düzey yetkilileri ile konuşuyoruz.

Bakan Gül'ün, Irak İslami Partisi lideri Prof. Dr. Muhsin Abdülhamid ile

yaptığı görüşmede de kaygılarını dile getirdiğini belirtiyorlar.

Sorunun temelinde, ABD güçlerinin geçmişte Saddam Hüseyin'in yaptığı gibi

baskı ve silahla Irak'ta istikrarı sağlayacağını zannetmesi yatıyor.

Sivil halkı silahla susturmanın bir aşamaya kadar olabileceğini görmüyor.

Daha da ilerisi kuzey ve güneyinde 10 yıl süreyle bulunmalarına rağmen,

psikolojik ve sosyolojik olarak Irak halkı ile bütünleşmeyi

sağlayamadıkları ortaya çıkıyor.

Sınırlar delik deşik bir halde Irak içine terör ihraç edilirken, bunun

önüne nasıl geçebileceğinin yöntemini bulamıyor.

Ankara'nın korkusu

Telafer'deki gelişmeler sonrasında Ankara'nın kaygısı daha da artıyor.

Irak'ta yıl sonunda gerçekleşecek nüfus sayımı ve ardından yapılacak

seçimler öncesinde olayların daha da büyüyebileceğini görüyor.

Sıkıntı da bu noktada ortaya çıkıyor.

Avrupa Birliği'nden müzakere tarihi alacağı 17 Aralık öncesi, Türkiye'yi

de önlenemeyen bir şekilde içine çekebilecek gelişmelerin yaşanmasından

çekiniyor.

PKK/Kongra-Gel konusunda ABD'den beklentiler gerçekleşmezken, şimdi başka

sorunlar da baş gösteriyor.

Bundan ötesi, son günlerde doğudan gelen şehit tabutlarının sayısı

artarken, aşırı milliyetçilerin cenazelerdeki boy gösterisi tekrar öne

çıkıyor.

Ankara ise 17 Aralık'a kadar geçecek üç aylık süreci bir yol kazasına

uğramadan aşmanın formülü ile uğraşıyor.

***********************************************************************

HAYDİ KIZLAR!

15/09/2004

Zaman

Köşe Yazısı

HAYDİ KIZLAR!

15/09/2004

Zaman

Köşe Yazısı

M. NEDİM HAZAR

Şunu vurgulamak isterim ki; yazı dağınık, fikirler ayrı tepelere

öbeklenmiş olabilir, kimse kusura bakmasın, tek yazı hacminde toparlamak

zor.

Öncelikle bu biline.

Ne zaman inançsızlık, kadın ve devlet kelimelerinin geçtiği bir

tartışmaya şahit olsam aklıma Carl Sagan'ın yazdığı meşhur Contact isimli

roman gelir. Hani şu Zemeckis'in filme aldığı ve ülkemizde ‘Mesaj'

ismiyle gösterilen meşhur film. Filmi uzun uzadıya anlatacak değilim,

sadece bir bölümüne vurgu yapmak istiyorum. Dr. Ellie (Ki Jodie Foster

oynamıştı bu rolü) inançsız bir gökbilimcidir. Uzaylılar yolladıkları

mesajlarla, insanlığın çok uzağında bir medeniyetleri olduğunu insanlığa

iletirler. Ve bir temsilci seçilecektir dünya adına uzaylıları ziyaret

için. Birçok aday vardır, Dr. Ellie de bunlardan biridir. Dünyayı yöneten

insanlar toplanır ve bayan Ellie'ye dünyayı temsilen gidemeyeceğini

söylerler. İki neden vardır. Birincisi bayan bilim adamı inançsızdır.

İkincisi de kadındır. Uzay denilen o akıl almaz boşlukta neyle

karşılaşacağı bilinmediği için inançlı bir erkeği tercih ederler; ama

işler -her zaman olduğu gibi- yöneticilerin dediği gibi gitmez. Hâsılı

Dr. Ellie uzay aracına biner ve başka medeniyetlere doğru yola çıkar. O

inançsız insan semavatın kat kat fevkindeki görsel senfoniyi görünce dili

tutulur, dimağı açılır. Kayıt yapan videoya şunları söyler: ‘Gördüğüm

manzara muhteşem. Nasıl ifade edebilirim bilemiyorum. Beni değil, bir

şairi yollamalıydınız!' Filmi sinemada izlerken aklıma Necip Fazıl'ın

dizeleri gelmişti:

"Atomlarda cümbüş, donanma şenlik;

Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur...

İç içe mimari, iç içe benlik;

Bildim seni ey Râb, bilinmez meşhur!"

Dünyaya tekrar döndüğünde artık inanmış biridir. Gördüklerini anlatır ama

yöneticiler yine inanmazlar. Ateistken de inanmazlar, inanmışken de.

Dünya tarihinin en başından beri yönetici takımı tebaanın inancı -ya da

inançsızlığı- üzerinde baskı kurmaya, onu değiştirmeye çalışmıştır. En

komünistinden en faşistine, en totaliterine kadar bunu denemiştir. Ancak

muvaffak olamamıştır elbette. Sadece semavi inançlardan bahsetmiyorum.

Öyle olmasa bugün bile en marjinal, en akıl almaz inançlara sahip

topluluklar olmazdı, diye düşünüyorum.

Yine dünya tarihinin en başından beri bir şey daha değişmez ve

değişmeyecektir. Yönetenlerin düşünceleri ve inançları... Ne yaparsanız

yapın onları değiştirmek mümkün değildir. Kendileri değişecek yere, sizi

değiştirmeyi denerler. Tıpkı Dr. Ellie'yi önce inançsız, sonra inançlı

olduğu için dışlayan Contact yöneticileri gibi.

Zina, haydi kızlar okula, bilmem ne tartışmaları günlerdir yapılıyor.

Önce de demiştim, kız çocuğunun başına da el atıyorlar, hayâlarına da. Ve

tabii medya kendine göre yontuyor bu tartışmaları. Siz bakmayın

özgürlükçü göründüklerine, bizim medyamız kadar tutucu ve en az tarihteki

tüm totaliter yönetimler kadar değişmez, katı zihniyete sahip başka ülke

medyası bilmiyorum.

Bir sefer akılları başka yerde. TCK'nın tartışmasını yapmak yerine apış

arasına takılıp kalmalarından belli.

Geçtiğimiz günlerde halterde taciz tartışmaları yapılırken, koskoca bir

anchorman karşısına aldı bu kızları. Sorduğu soruları izlerken insanın

midesi kalkıyor: 'Erkek arkadaşın var mı? Kimseyle flört ediyor musun?'

Olimpiyat şampiyonu sporcuya bunlar mı sorulmalıydı yani? Ha derseniz ki,

HAYDİ KIZLAR!

15/09/2004

Zaman

Köşe Yazısı

‘Putin'e bile Baltacı ile Katerina'yı soran zihniyetten ne bekliyorsun

ki?' Verecek cevabım yok tabii.

Bakın bugünlerde bir şey daha popüler. Savaş Ay'ın Pazar sohbetleri. Ünlü

kızlarımız ile röportajlar yapmıyor Ay, adeta karpuzu yere çarpıp

okuyucuya çekirdek saydırıyor. Ve biz okumamanın acı sonucunu görüyoruz.

O, tüm kızların hayran olup, peşlerinden koştuğu kızların ne kadar ‘zır

cahil' olduğunu görmek güldürmüyor beni, acı veriyor acı! Aydın

Menderes'in Adnan Menderes'in kardeşi olduğunu zannetmek, Özal'ı

benzinliklerde şampanya satılmasına izin verdi diye ‘özgürlükçü' bulmak

bu kızlara has bir durum. Nedeni bir gün sonraki bir başka haberde ortaya

çıktı. Bu kızların çoğu ilkokul mezunu bile değil!

Sakın ola ki bu kızcağızları suçlamayın. Okul yolunu medyatik hayallerle

kapatıp, zina yolunu sonuna kadar açanların da suçu var. Dr. Ellie'yi

hatırlayın. Onu da inançsızlığa bir din adamı itmiş ve medya-iktidar

işbirliği dışlamıştı.

Kız dediğiniz gazla çalışan bir alet değil ki ‘haydi kızlar' diyerek

onları cehaletten kurtarasınız. Önce bu çakıl taşlarını ayıklamak

gerekiyor.

***********************************************************************

CİNSEL ALDATMA, EVLİLİK VE TCK

15/09/2004

Radikal

Makale

NEVZAT TARHAN

Cinsel aldatmaların evliliklere zarar verdiği bir gerçek. Ancak AKP

hükümetinin yaptığı gibi buna ceza vermeyi düşünmek Avrupa yolunda en son

atılacak adım. Cinsel mutluluğu hayatın merkezine oturtmak yanlış bir

tavır

50 yaşlarında çok çapkın bir erkekten dinlemiştim. Hastalığı nedeniyle

zor günler yaşamış karmaşık operasyonlar geçirmişti. Cinsel yaşamının

bittiğini öğrendiğinde bu durumu eşine şöyle aktarmış: "Benim cinselliğim

bitti. Bu durumda eğer boşanmaya karar verirsen seni anlarım." Burada

eşinin vereceği cevabı çok önemsiyordu. Hanımefendi eşinin cinselliğe ne

kadar önem verdiğini biliyordu ama bununla beraber kadın-erkek

ilişkisinde erotik duygulardan daha önemli olanın romantik duygular

olduğunu biliyordu. Sevgiyle eşine yönelip şu şekilde cevaplamış:

"Hayatım herhangi biriyle yaşamaktansa senin yarımınla yaşamayı tercih

ederim." İçtenlik ve sevgi kadına bu sözü söyletmişti.

Kadın erkek ilişkilerinin büyülü bir doğası vardır. Eşler arası sadakati

korumak evlilikte gerekli mi değil mi? Batı kültürü 1960'lı yıllarda

başlayan cinsel özgürlük akımlarından sonra bu konuyu çok tartıştı, hâlâ

tartışıyor.

Betty Friedman 1963'te kadınlara silahlanma çağrısı yapan bir feministti.

Şu anda bayan Friedman feminist hareketin yeni bir evreye girdiğini

söylüyor. Evlilik annelik, çocuk besleyip büyütme, cinsel sadakat

konusunda farklı görüşleri var. Manhattan'da tek başına yaşayan Friedman

şunu söylüyor "Bir adamla güzel ve sadakate dayalı bir ilişki sahibi

olmak beni çok mutlu ederdi."

Cinselliği kadın-erkek ilişkilerinin merkezine koyan yaşantı hayatta

insanın alabileceği tadın yarısını bir yana itmiş olur mu? Bütün dünyada

yükselen bir sıklıkla yeni eşlere yönelme var. Birkaç bin adama

sorduğunuzda yarıdan fazlası evlilik dışı ilişkilerinin olduğunu söyler.

Zina açıkça kadınlar arasında da yükseliyor. Bugün ABD'de eşini paylaşan

CİNSEL ALDATMA, EVLİLİK VE TCK

15/09/2004

Radikal

Makale

çiftlerin kulüpleri var. Bazı evlilik danışmanları zinanın faydalı

olabileceğini de söylerlerdi.

Ünitarien kilisesi 'Açık evlilik alternatif yaşam tarzı' isimli

konuşmasında papaz Ronald Mazw tekeşliliğin doğru olmadığını savundu.

Buna karşı görüşten olanlar ise insanın seksten fazlası için

yaratıldığını savunurlar.

Depresyon had safhada

Peki sonuç ne oldu? Şu anda ABD de boşanmalar arttı, depresyon, aile

bağlarının zayıflaması, insanların yalnız kalmasıyla salgın haline geldi.

Çocuklar ve gençlerde de uyuşturucu kullanımı hızla yayılıyor. Bu durumu

göz önünde bulunduran Birleşmiş Milletler çözüm olarak 1994 yılını 'Dünya

Aile Yılı' ilan etmişti. Bu konuda aile terapistleri ve sosyopsikolojik

araştırma yapanlar şu kanaate vardılar: "Evliliğe zarar vermeden orta

karar seks ilişkisi güncel bir uydurmadır."

İnsan nasıl midesi aç kalır, hava oksijensiz kalır, beden elbisesiz kalır

ve sorunlar olursa aşağıdaki ihtiyaçlarında zarar görmesi insanın mutlu

ve başarılı olmasını engeller.

1- Sevmek, sevilmek ihtiyacı, 2- Güvenmek, güvenilmek ihtiyacı, 3- İlgi

ve destek görme ve istendiğini hissetme ihtiyacı, 4- Terk edilmeyeceğine

inanma ihtiyacı, 5- Önem ve değer verilme ihtiyacı, 6- Korunm

Metin, arşivdeki dosyadan olduğu gibi aktarılmıştır.

Önizleme