TASARRUF MEVDUATI SİGORTA FONUNA DEVREDİLEN BANKALAR İLE BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURULU İLE İLGİLİ ÖNERGE

Yasama Faaliyetleri

Önerge Tarihi: 01.01.2007
Tokat Milletvekili Mehmet Ergün Dağcıoğlu ve 22 milletvekilinin, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen bankalar ile Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun faaliyetlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/11)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Son yıllarda Türkiye’de gerçekleşen banka operasyonları, bunlara neden olan hususlar, bu kararların ortaya çıkardığı sorunlar ile Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Üst Kurulu BDDK tarafından yürütülen iş ve işlemler ile alacakları tahsil etme konusundaki gecikmeler de dahil olmak üzere, bu kurulun eylemlerinin denetlenmesiyle ilgili olarak gerekli tedbirlerinin alınması amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 üncü ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis araştırması yapılmasını arz ederiz. 25.11.2002
1- M. Ergün Dağcıoğlu (Tokat)
2- Remzi Çetin (Konya)
3- Mustafa Ünaldı (Konya)
4- Halide İncekara (İstanbul)
5- Mehmet Ceylan (Karabük)
6- Şevket Orhan (Bursa)
7- Hasan Fehmi Kınay (Kütahya)
8- Mustafa Dündar (Bursa)
9- Şerif Birinç (Bursa)
10- Mehmet Faruk Bayrak (Şanlıurfa)
11- Sinan Özkan (Kastamonu)
12- Hakkı Köylü (Kastamonu)
13- Tayyar Altıkulaç (İstanbul)
14- Maliki Ejder Arvas (Van)
15- Mahmut Koçak (Afyon)
16- Muharrem Tozçöken (Eskişehir)
17- Fahri Keskin (Eskişehir)
18- Mevlüt Çavuşoğlu (Antalya)
19- Osman Akman (Antalya)
20- Hamit Taşçı (Ordu)
21- Mustafa Demir (Samsun)
22- Hikmet Özdemir (Çankırı)
23- Şükrü Ayalan (Tokat)
Gerekçe:
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) 6 Kasım 1997’den bu yana geçen 5 yıllık süre içinde, 20 banka devredilirken, Pamukbank’ın TMSF kapsamına alınmasının ardından Fon bünyesinde mevcut banka sayısı da 5’e çıkmış bulunmaktadır; ancak, devlet bu operasyonlarla sektörün yüzde 20’sini de eline geçirmiş durumdadır. Acaba bu şekilde Türk bankacılık sistemi giderek devletleştirilmek mi istenmektedir? Üç seneden beri bankacılık sektöründe istikrar ve güven ortamı neden bir türlü tesis edilememektedir?
Türkiye’de bankacılığın rehabilitasyonu için bugüne kadar toplam 41 milyar dolar aktarıldığı ve rakamın 45 milyar doları bulmasının beklendiği anlaşılmaktadır. Acaba, el konulan bankalar dolayısıyla uğranılan zararın ne kadarı eski sahiplerinden tahsil edilebilmiştir?
Şüphesiz, bankacılıktaki yeni düzenlemeler, BDDK’ya zor durumdaki bankalara da el koyma yetkisini vermektedir; ancak, örneğin Pamukbank, daha önce Fona devredilen 19 bankanın hacmine sahipti. Bu nedenle, böylesine önemli operasyonların ayrıntılarının kamuoyuna deşifre edilmeleri gerekmektedir.
Banka devlet yönetimine geçince, kredi kullanandan kredisini bir an önce kapatması isteniliyor. Böylece, bu bankalardan kredi kullanan kişi ve kuruluşlar artık ilişkilerini eskisi gibi sürdüremeyecekler ve bu da üretimi doğrudan olumsuz etkileyecektir. Diğer taraftan, Demirbank örneğinde olduğu gibi vatandaşların borsadan edindikleri hisselere bile el konulmuş, kendilerine ödeme yapılmayarak güven zedelenmiş, vatandaşlar mağdur edilmişlerdir. Kaldı ki, otomatiğe bağlandığı ileri sürülen el konulma süreçlerinin hâlâ politik kaygılara alet edilebildiği, BDDK tarafından alınan kararlarda da pekâlâ “siyasî bir hesap” olabileceği akla gelmektedir.
Ayrıca, Sayın Derviş yönetiminin BDDK ve kamu bankaları yöneticilerini istikbalde yapılabilecek yolsuzluk, adam kayırma, rüşvet, irtikap, görevi kötüye kullanma ve suiistimallere karşı adeta şerbetlenip, ehli şiadaki imam masuniyeti gibi bir koruma zırhı içerisine alma gayretleri geçtiğimiz dönemde ibretle izlenmiştir. Kaldı ki, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının bile tartışıldığı bir ortamda böyle bir iznin, ne yüzle istenebileceğini anlamak da mümkün değildir; çünkü birçoğu şu anda bile soruşturması devam eden şaibeli, suçlu namzedi kişilere talep edilen dokunulmazlığın ötesindeki bu masuniyet çizgisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri olan milletvekillerine bile çok görülmektedir.
Sayın Derviş’in seçim sonrası kamuoyuna yansıyan beyanatlarında “asıl Başbakanın Hüsamettin Özkan olduğunu, önceleri işleri birlikte kotardıklarını, sonraları işlerin tıkandığını, yeni bir senaryoya ihtiyaç olduğunu, böylece seçimlere gidildiğini, çözümlerin bize kaynak sağlayanlara nasıl anlatılabileceğinin önemli olduğunu, özerk kurulların da hata yapabileceğini, yargı kararlarına uyulması gerektiğini, bu nedenle Pamukbank olayının acilen çözülmesi gerektiğini, kimseye özel hak tanınmaması gerektiğini” itiraf etmiştir. Ancak, bu iş, hukuk mantığının değil parmak sayısının yeterli olduğu bir dönemde öyle güzel kotarılmıştır ki, IMF istiyormuş(!), döviz artar(!), kriz çıkar(!), para gelmez(!), IMF İcra Kurulu toplantısı(!) vesaire bahanelere gizlenip Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuştur.
İşte ülkemizin yeni bir ak sayfa açtığı bir dönemin başında, bütün bu hususların araştırılarak, gerekli tedbirlerin alınmasını mümkün kılacak çözümlere varılabilmesi zorunluluk arz etmektedir.

Menü